Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 05.06.2023 01:50

GÜNÜN YAZISI

Facebook Twitter Linked-in

[22:15, 25.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: Gusül ve Guslü Gerektiren Haller
169- Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, boy abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüblüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona ermesidir. Cünüblük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir.
 
170- Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden aynlıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre gusül gerekmez.
 
Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışanya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır.
 
171- Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.
 
172- Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile, buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Bunlardan yalnız biri buluğ çağına ermiş ise sadece ona gusül gerekir, diğerine gerekmez. Ancak buluğ çağına yaklaşmış bir devrede ise, yıkanmadan namaz kılmasına izin verilmez. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.
 
173-  Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf'a göredir, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya Şüphe ye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.
 
174- Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebeb olur.
 
175- Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.
 
176- İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.
 
177- Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed'e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.
 
178- İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni gusl
[22:15, 25.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: RABİA İBN-İ  KÂ'B
Rabiâ İbn-i Ka'b kendisi anlatmaktadır :
 
«Gönlüm iman nuruyla aydınlandığında ve kalbim İslâm'ın manâ-larıyla dolduğunda taze bir gençtim.
 
Gözlerim Rasûlüilah'ı (s.a.v,) ilk görüşünde, onu bütün organla­rımı saran bir sevgiyle sevdim ve beni her şeyden alakoyacak şekil­de ona tutuldum.
 
Bîr gün kendi kendime şöyle dedim :
 
«— Yazıklar olsun sana Rabîa! Niçin kendini tamamen Rasûlül-lah'ın (s.a.v.) hizmetine vermiyorsun?»
 
Git, kendini ona arzet...
 
Eğer seni kabui ederse ona yakın olmak saadetine erer, sevgisini kazanır, dünya ve ahiretin en iyisini elde edersin.
 
Kendimi Rasûiüllah'a (s.a.v.) arzötmekte ve beni hizmetine kabul etmesini rica etmekte gecikmedim.
 
Rasûlüllah (s.a.v.) ricamı geri çevirmedi ve benim ona hizmet et­meme razı oldu.
 
O günden itibaren, Rasûlüilah'ı gölgesinden daha iyi taki birisi olmuştum.
 
den
 
Nereye gitse onunla beraber yürür, nasıl dönse çevresinde öyle dönerdim.
 
Benim bulunduğum tarafa göz ucuyla bir defa baksa hemen, önü­ne dururdum.
 
O da bir ihtiyacı olunca, hemen onu yapmam için beni bulurdu.
 
Gün boyunca ona hizmet ederdim. Gün bitince o, yatsıyı kılıp evi­ne çekilirdi. Ben de gitmeye niyet ederdim. Ama kendi kendime şöy­le derdim :
 
Nereye gidiyorsun Rabîa?
 
Belki geceleyin Rasûlüllah'ın (s.a.v.) bir ihtiyacı olur.
 
Evinin eşiğinden ayrılmamak üzere kapıda otururdum.
 
Rasûlüllah (s.a.v.) geceyi namaz kılarak geçirirdi. Çok defa Fati-ha'yı okuduğunu duyardım. Gece yarısına kadar onu okur dururdu. Çok uzun sürdüğü için oradan ayrılırdım veya uyku bastığı için uyur kalırdım.
 
Çok defa, «Semîâ'llahu limen hâmideh» dediğini duyardım. Onu da Fatiha'yi okuduğundan daha uzun sûre okurdu.
 
Rasûlüllah (s.a.v.) kendisine iyilikte bulunan kimseye onunkinden daha büyük bir iyilikle karşılık vermeyi isterdi.
 
Ona yaptığım hizmetten dolayı, bana karşılık vermeyi istemişti : Bir gün yanıma gelip : «— Rabia!» dedK
 
«— Buyur ya Rasûlallah!» Allah sana saadet versin.
 
 Benden birşey iste, onu sana vereyim». Biraz düşünüp şöyle dedim :
 
«— Ya Rasûiallah! İsteyeceğimi düşünüp sana bildirmem için ba­na mühlet ver».
 
«— Tamam, zararı yok».
 
O sırada ben; ailestz, parasız ve evsiz-barksiz yoksul bir gençtim. Benim gibi yoksul müslümanlarla birlikte mescidin sofasında [1]  kalı­yordum.
 
Halk bize «İslâm'ın misafirleri» derdi.
 
Müslümanlardan biri Rasûlüliah'a (s.a.v.) bir sadaka getirdiği za­man, o sadakanın tamamını bize gönderirdi.
 
Yine birisi ona hediye verdiğinde, Rasûlüllah (s.a.v.) bir kısmını kendisi alır, geri kalanını da bize verirdi.
 
İçimden şöyle geçirdim: Fakirlikten kurtulup zenginleşeceğim, başkaları gibi, mal, hanım ve çocuk sahibi olacağım dünya nîmetİerin-den birini isteyeyim.
 
Ancak şöyle demekte gecikmedim.
 
«— Yazıklar olsun sana Rabîa İbn-i Ka'b! Dünya gelip geçicidir, fanidir. Azîz ve Ceîîi olan Allah, senin dünyadaki rızkına kefildir. O dünya rızkı sana mutlaka gelecektir.
 
Peygamber'in Rabbi katında, isteği geri çevrilmeyen bir derecesi vardır. Ondan, senin için ahiret nimeti olan birşeyi talep et».
 
Böylece içim rahatlamıştı. Daha sonra Rasûlüliah'a geldim.
 
«—Ne diyorsun Rabîa!»
 
«— Ya Rasûlallah! Benim için Allah Ta'âlâ'ya; beni cennı na arkadaş etmesi için dua etmeni istiyorum».
 
«— Bunu sana kim tavsiye etti
 
«— Hiç kimse tavsiye etmedi. Fakat sen bana : Benden birşey is­te, onu sana vereyim, dediğinde içimden; dünya nimetlerinden olan birşeyi senden istemeyi geçirmiştim.
 
Bakî olanı (ahireti) fanı olana tercih etmekte gecikmedim. Senden, benim cennette senin arkadaşın olmam için Allah'a dua etmeni is­tedim».
 
Rasûlüllah (s.a.v.) uzun süre sustuktan sonra :
 
 «— Bundan başka bir istediğin var mı?» dedi.
 
«— Hayır, Ya Rasûlallah! Ben senden birşey isteyecek durumda değilim».
 
«— Öyleyse çok secde etmek suretiyle nefsine yard

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N