Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 05.06.2023 02:13
GÜNÜN YAZISI
[23:33, 27.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: 59
KURALLA SORUMLULUK ARASINDA
İNSAN
Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
Allah’ın Evrene Koyduğu Kurallar: Âdetullah
Yüce Allah, görüneniyle ve görünmeyeniyle (şâhit
ve gâib) evreni yaratmış, hikmeti ve adaleti doğrul-
tusunda onun için işleyiş kuralları/kanunları belirlemiştir.
Hem yaratma boyutunun hem de yönetme boyutunun ken-
disine ait olduğunu “Yaratma da yönetme de yalnızca O’na
aittir. ”1
ayetiyle açıklamıştır. Ancak Yüce Allah, bu kuralların
kendi yaratması, emri ve izniyle işlediğini fark etmemiz için
olağan akışın dışında birtakım yaratmalarda bulunabilece-
ğini de bize bildirmiştir. Nitekim “Allah dileseydi, sizi tek bir
ümmet yapardı.”2
gibi bazı ayetler Allah’ın bu olağan işleyişi
bozabilme gücü ve iradesini bildirmektedir. Bazılarının id-
dia ettiği gibi Yüce Allah evreni başıboş veya kendi kendine
işleyen otomatik bir yapı olarak bırakmış değildir. Aksine
evrene yönelik sürekli tasarrufta bulunduğunu “O her an
yaratma halindedir.”3
ayetiyle bildirmiştir. Evren içindeki ola-
ğan işleyiş âdetullah, olağan dışı gelişme ise harikulâdedir.
1 A’râf, 7/54.
2 Mâide, 5/48; Hûd, 11/118.
3 Rahmân, 55/29.
[23:33, 27.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet gibi ilahî vahye dayanan dinlere göre fâni olan âlemde zaman düz bir hat şeklinde akıp gitmektedir.
Âlemle birlikte içinde yaşanılan zaman da birgün sona erecek ve yeni bir âlem (ahiret) ile sonsuz zaman başlayacaktır.
Yeniden Diriliş
“Öldükten sonra dirilme” âhiret hayatının safhalarından biri olup, dinî literatürde “ba‘s ba‘de’l-mevt” olarak ifade edilir ve şöyle ta-
nımlanır: Kıyamet gününde Allah’ın âhiret hayatını başlatmak üzere ölüleri yeniden canlandırması, onları kabirlerinden çıkararak hayata
döndürmesi.
Ba‘s terimi Kur’an’da “yevmü’l-ba‘s” terkibinden başka “yevmü’l-hurûc” (kabirden çıkış günü), “yevmü’l-kıyâm” (kabirden kalkış günü)
şeklinde de ifade edilir. Sözlükte “bir şeyi tekrar yapmak, eski durumuna getirmek” anlamında kullanılan iâde terimi de şöyle tanımla-
nır: “Mahlûkatın yaratılıştan sonra eski haline (yokluk), canlıların ise ölümden sonra tekrar hayata döndürülmesidir.” Allah’ın esmâ-i
hüsnâsından biri olan muîd de aynı kökten gelir ve “tekrar yaratan” mânasına gelir.
Tekrar yaratmak, tabiatın yönetilmesi sırasında “oluşturmak-yok etmek” mânasına geldiği gibi kelâm ilminde daha çok kıyamet gü-
nünde sûra ikinci defa üflenmesiyle bütün insanların kabirlerinden kalkarak rablerine doğru koşmaları,[889] ruhların bedenlere ait cüzlere
(eczâ-i asliyye) iadesi suretiyle vuku bulacak olan ba‘sın şekli münasebetiyle de gündeme gelir. Böylece hem haşrın cismanî değil ruhanî
olacağını söyleyen İslâm filozoflarına hem de reenkarnasyonu benimseyen dinî gruplara cevap verilmiş olur.
Yeniden Dirilişin İlmî Temelleri
İslâm inancına göre “yeniden diriliş”, dünyaya geliş amacımızın tabii bir sonucudur. Çünkü biz dünyaya amaçsız olarak değil, imtihan
edilmek üzere gönderildiğimize inanıyoruz. İmtihanın sonunda da hesap görülecektir. Ölüm, bir daha dirilmemek üzere yokluğa mahkûm
olmaktan ibaretse, yaratılış ve dünyaya geliş amacımız anlamsız hale gelmiş olur.
Dirilişin nasıl gerçekleşeceği konusunda ileri sürülecek görüşler, söz gelimi onun ruhanî mi, cismanî mi yoksa hem ruhanî hem de
cismanî mi (rûh maa’l-beden) olacağı konusundaki akıl yürütmeler, spekülatif olmaktan öteye geçemez. Biz bu tür konuları nasslardaki
vurguyu esas alarak anlama durumundayız. Kur’an’da ve Resûl-i Ekrem’in sözlerinde yeniden dirilişe yönelik yapılan tasvirlerde hem be-
deni hem de ruhu ilgilendiren mükâfat ve cezalar bulunmaktadır.
Bu görüş dile getirildiğinde çürüyüp yok olan bedenin tekrar diriltilmesinin mümkün olmadığı şeklindeki itiraz ileri sürülmektedir.
Aslında böyle bir karşı fikir, dirilişin ölüm anındaki bedenin aynen iade edilmesi durumunda geçerli olur. Halbuki nasslarda böyle bir
ifadeye rastlanmamaktadır. Bir anlayışa göre diriliş insana ait bazı hücrelerden, belki genlerden oluşacaktır. Bu görüşü savunanlar, örnek
olarak acbü’z-zeneb hadisini gösterirler. “Kuyruk sokumu” anlamına gelen bu terkip “insanın ilk yaratılışında ve öldükten sonraki dirili-
şinde bedenin özünü oluşturan madde” şeklinde yorumlanmıştır.
Buhârî ve Müslim’de yer alan hadiste acbü’z-zeneb dışında insan cesedinin mezarda çürüyüp ortadan kalkacağı, yeniden dirilişin acbü’z-
zenebden olacağı[890] bildirilmekte ve acbü’z-zeneb, hardal tanesine benzetilmektedir.[891] Hadis şârihleri acbü’z-zenebi omurga kemiğinin
son parçasını teşkil eden kuyruk sokumu olarak açıklamışlardır. Farklı rivayetlerde “acbü’z-zeneb” yerine “acmü’z-zeneb” (kuyruk sokumu
civarında noktaya benzer pek küçük şey, nüve) ifadesi de yer almıştır.[892] Bu ifade ile genetik ve kök hücre arasında yakın bir ilişkinin bu-
lunduğunu söylemek mümkündür.
Yeniden Dirilişin Ahlâkî Temelleri
İçinde bulunduğumuz kâinatı yoktan var eden, insanı akıllı ve irade sahibi bir varlık olarak yaratan Allah Teâlâ, onun üzerinde tasarruf
yetkisine elbette sahiptir. O, insanı yaratırken ve birtakım yeteneklerle donatırken tasarruf sahibi olduğu gibi hedef ve gayesini belirlerken
de aynı vasfa sahiptir. Şüphe yok ki Cenâb-ı Hak murat etseydi, insan türünü de şuursuz canlılar içgüdüsüne sahip kılar, mükellef ve yü-
kümlü yapmazdı.
Âl-i İmrân sûresinin 26. âyetinde şöyle buyurulmaktadır:
[889] Yâsîn 36/51-52; ez-Zümer 39/68.
[890] Buhârî, “Tefsîr”, 39/3; Müslim, “Fiten”, 141.
[891] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 28.
[892] Zemahşerî, el-Fâik, “‘acb” md.
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —