Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 05.06.2023 02:15

GÜNÜN YAZISI

Facebook Twitter Linked-in

ASIM İBN-İ SABİT
«Kim düşmanla savaşırsa. Asım İbn Sabit gibi savaşsın».[1]
 
Kureyş'in hepsi Uhud'da Muhammed İbn-i Abdiilah'la karşılaşma­ya çıkmıştı.
 
İçleri kinie doluydu. Bedir'deki ölülerinin öçleri kanlarında alev alev yanıyordu.
 
Bunlar da yetmemiş, erkekleri harbe teşvik etmesi ve kahraman­ların içindeki hamiyyeti alevlendirmesi ve gevşedikleri zaman azim­lerini artırmaları için yanlarında kadınlarını da çıkarmışlardı.
 
Harbe katılan kadınlar arasında : Ebu Sufyan'ın eşi Hind Bint Utbe, Amr İbnu'l-As'ın eşi Ryta Bint Münebbih ve Sulâfe Bint Sa'd da vardı. Sulâfe kocası Talha ve çocukları Musafî', el-Gulas ve Kilâb'la beraber­di. Bunlardan başka birçok kadın vardı.
 
İki ordu Uhud'da karşılaşıp harbe tutuşunca, Hind Bint Utbe ve be­raberindeki kadınlar safların gerisinde durup ellerine defleri aldılar ve çalıp söylemeye başladılar :
 
«Eğer harbederseniz, sizi kucaklar ve arkanıza yastıklar koyarız.
 
Eğer harpten kaçarsanız, sivi sevmeyiz, terkederiz».
 
Kadınlarının bu şarkıyı söylemeleri savaşanların hamiyyetinl coş­turuyor ve kocalarının gönüllerini büyülüyordu.
 
Daha sonra harp Kureyş'in müslümanlara galip gelmesiyle sonuç­landı. Kadınlar ortaya çıkıp —zafer sarhoşluğuyîa şarki söyleyerek sa­vaş alanında dolaşmaya başladılar...
 
Bu arada, iğrenç bîr şekilde ölülerin organlarını koparmaya başladılar. Karınlarını  deştiler, gözlerini oydular,  kulaklarını ve burunla­rını kopardılar.
 
Hattâ birisi öfkesini alamayıp burun ve kulaklardan, gerdanlık ve halhallar yaptı. Bedir'de öldürülen babasının, kardeşinin ve amcasının intikamını almak için onlarla süslendi...
 
Ancak Sulâfe bint-i Sa'd'ın, akranı olan diğer Kureyş kadınların­dan farklı bir durumu vardı...
 
Onun endişeli ve sıkıntılı bir hali vardı. Ne yaptıklarını öğren­mek, zafer şenliğinde diğer kadınlara katılmak için, kocasının veya üç oğlundan birinin yanına gelmesini bekliyordu.
 
Ama beklemesi boş yere uzamıştı. Savaş alanının biraz daha içi­ne girdi ve ölülerin yüzlerini incelemeye başladı. Kocasını kanlar için­de yere yıkılmış bir halde buldu. Ürkmüş dişi arslan gibi koşuyor ve her yerde çocukları Musafi', Kilâb ve el-Culâs'ı arıyordu.
 
Çok geçmedi, onların da Uhud'un eteklerine uzandıklarını gördü.
 
Musafi' ile Kilâb hayata veda etmişlerdi.
 
El-Culas'a da son nefeslerini verirken yetişmişti.
 
Sulâfe can çekişmekte olan oğlunun üzerine eğildi ve başını ku­cağına koydu. Alnından ve ağzından akan kanlan silmeye başladı.
 
Başına gelen korkunç felâketten dolayı kendi gözlerindeki yaşlar kurumuştu. Tekrar oğlunun üzerine eğildi :
 
«— Seni kim yaktı yavrum?» Oğlu cevap vermeye niyetlendi ama ölüm hırıltısı ona engel oldu. Sorusunu birkaç defa tekrar etti. Niha­yet oğlu :
 
«— Beni Asım İbn-i Sabit yaktı ve ...... ve kardeşim Musafi'î de o yaktı ve ......» dedi ve son nefesini verdi.
 
Sulâfe bint-i Sa'd çılgına dönmüştü. Feryâd ederek ağlamaya baş­ladı. Kureyş, Asım İbn-i Sabit'ten Sulâfe namına oğlunun öcünü alma­dıkça ve içinde şarap içmek için Asim'ın kafatasını ona vermedikçe, üzüntüsünün geçmeyeceğine, gözyaşlarının kurumayacağma Lâfla Uz-za'ya yemin etti.
 
Daha sonra Asim'ı esir edecek veya onu öldürüp kellesini getire­cek olana, onun dilediği kadar çok para vereceğine dair söz verdi.
 
Onun bu sözü Kureyş İçinde yayildr. Mekke gençlerinin her biri Asım İbn-i Sabit'i ele geçirmeyi ve Sulâfe'ye onun kellesini sunmayı arzu etmeye başladı. Kim bilir, belki mükâfatı kazanan kendisi olabi­lirdi.
 
Uhud harbinden sonra müslümanlar Medine'ye döndüler. Harbi ve orada olanları aralarında konuşmaya başladılar, Şehîd olan kahraman­lara Allah'tan rahmet diliyorlar, iyi savaşan yiğitleri de övüyorlardı. Konuştukları kimseler arasında Asım İbn-i Sabit'i de hatırladılar. Öl­d�

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N