Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 05.06.2023 02:15
GÜNÜN YAZISI
ASIM İBN-İ SABİT
«Kim düşmanla savaşırsa. Asım İbn Sabit gibi savaşsın».[1]
Kureyş'in hepsi Uhud'da Muhammed İbn-i Abdiilah'la karşılaşmaya çıkmıştı.
İçleri kinie doluydu. Bedir'deki ölülerinin öçleri kanlarında alev alev yanıyordu.
Bunlar da yetmemiş, erkekleri harbe teşvik etmesi ve kahramanların içindeki hamiyyeti alevlendirmesi ve gevşedikleri zaman azimlerini artırmaları için yanlarında kadınlarını da çıkarmışlardı.
Harbe katılan kadınlar arasında : Ebu Sufyan'ın eşi Hind Bint Utbe, Amr İbnu'l-As'ın eşi Ryta Bint Münebbih ve Sulâfe Bint Sa'd da vardı. Sulâfe kocası Talha ve çocukları Musafî', el-Gulas ve Kilâb'la beraberdi. Bunlardan başka birçok kadın vardı.
İki ordu Uhud'da karşılaşıp harbe tutuşunca, Hind Bint Utbe ve beraberindeki kadınlar safların gerisinde durup ellerine defleri aldılar ve çalıp söylemeye başladılar :
«Eğer harbederseniz, sizi kucaklar ve arkanıza yastıklar koyarız.
Eğer harpten kaçarsanız, sivi sevmeyiz, terkederiz».
Kadınlarının bu şarkıyı söylemeleri savaşanların hamiyyetinl coşturuyor ve kocalarının gönüllerini büyülüyordu.
Daha sonra harp Kureyş'in müslümanlara galip gelmesiyle sonuçlandı. Kadınlar ortaya çıkıp —zafer sarhoşluğuyîa şarki söyleyerek savaş alanında dolaşmaya başladılar...
Bu arada, iğrenç bîr şekilde ölülerin organlarını koparmaya başladılar. Karınlarını deştiler, gözlerini oydular, kulaklarını ve burunlarını kopardılar.
Hattâ birisi öfkesini alamayıp burun ve kulaklardan, gerdanlık ve halhallar yaptı. Bedir'de öldürülen babasının, kardeşinin ve amcasının intikamını almak için onlarla süslendi...
Ancak Sulâfe bint-i Sa'd'ın, akranı olan diğer Kureyş kadınlarından farklı bir durumu vardı...
Onun endişeli ve sıkıntılı bir hali vardı. Ne yaptıklarını öğrenmek, zafer şenliğinde diğer kadınlara katılmak için, kocasının veya üç oğlundan birinin yanına gelmesini bekliyordu.
Ama beklemesi boş yere uzamıştı. Savaş alanının biraz daha içine girdi ve ölülerin yüzlerini incelemeye başladı. Kocasını kanlar içinde yere yıkılmış bir halde buldu. Ürkmüş dişi arslan gibi koşuyor ve her yerde çocukları Musafi', Kilâb ve el-Culâs'ı arıyordu.
Çok geçmedi, onların da Uhud'un eteklerine uzandıklarını gördü.
Musafi' ile Kilâb hayata veda etmişlerdi.
El-Culas'a da son nefeslerini verirken yetişmişti.
Sulâfe can çekişmekte olan oğlunun üzerine eğildi ve başını kucağına koydu. Alnından ve ağzından akan kanlan silmeye başladı.
Başına gelen korkunç felâketten dolayı kendi gözlerindeki yaşlar kurumuştu. Tekrar oğlunun üzerine eğildi :
«— Seni kim yaktı yavrum?» Oğlu cevap vermeye niyetlendi ama ölüm hırıltısı ona engel oldu. Sorusunu birkaç defa tekrar etti. Nihayet oğlu :
«— Beni Asım İbn-i Sabit yaktı ve ...... ve kardeşim Musafi'î de o yaktı ve ......» dedi ve son nefesini verdi.
Sulâfe bint-i Sa'd çılgına dönmüştü. Feryâd ederek ağlamaya başladı. Kureyş, Asım İbn-i Sabit'ten Sulâfe namına oğlunun öcünü almadıkça ve içinde şarap içmek için Asim'ın kafatasını ona vermedikçe, üzüntüsünün geçmeyeceğine, gözyaşlarının kurumayacağma Lâfla Uz-za'ya yemin etti.
Daha sonra Asim'ı esir edecek veya onu öldürüp kellesini getirecek olana, onun dilediği kadar çok para vereceğine dair söz verdi.
Onun bu sözü Kureyş İçinde yayildr. Mekke gençlerinin her biri Asım İbn-i Sabit'i ele geçirmeyi ve Sulâfe'ye onun kellesini sunmayı arzu etmeye başladı. Kim bilir, belki mükâfatı kazanan kendisi olabilirdi.
Uhud harbinden sonra müslümanlar Medine'ye döndüler. Harbi ve orada olanları aralarında konuşmaya başladılar, Şehîd olan kahramanlara Allah'tan rahmet diliyorlar, iyi savaşan yiğitleri de övüyorlardı. Konuştukları kimseler arasında Asım İbn-i Sabit'i de hatırladılar. Öld�
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —