Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 05.06.2023 02:35
Günün yazısı
[30/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: 98- Allah (Celle Celalühü) Âdem'e: «Cehenneme Gönderilenlerin Her Bin Tanesinden Dokuz Yüz Doksan Dokuzunu Çıkar Buyuracak» Hadis-i Bâbı
554- Bize Osman b. Ebi Şeybe El-Absi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Cerir, A'meş'ten, o da Ebû Salih' ten, o da Ebû Sa'id'den naklen rivâyet etti. Ebû Sa'id Şöyle dedi: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki:
«Allah (azze ve celle): Ya Âdem!» diyecek. O da:
«Lebbeyk ve Sa'deyk. Bütün hayır senin yed-i kudretin dedir.» diye cevap verecek. Teâlâ hazretleri:
'Cehennem hey'etini çıkar.' buyuracak Âdem Aleyhisselâm: «Cehennem hey'eti ne kadardır?» diye soracak Allahü Zülcelâl: 'Her bin kişinin dokuzyüz doksan dokuzudur.' buyuracak, işte küçüğün ihtiyarladığı, her hamilenin çocuğunu düşürdüğü zaman o zamandır. İnsanları sarhoş göreceksin, halbuki sarhoş değildirler. Amma Allah'ın azabı şiddetlidir Sûre-i Hac, âyet: 2.. Bu (beyanat) ashaba pek şiddetli geldi.
Ya Resulâllâh! Acaba bu (binde bir zat) hangimiz olacak?» dediler. Bunun üzerine Resulâllâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Müjde size! Ye'cüc ile Me'cüc'den bin, sizden bir kişi.» buyurdu.
Sonra sözüne devamla:
«Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki; ben cennetliklerin dörtte biri siz olmanızı pek arzu ederim.» buyurdu. Biz de Allah'a hamdettik; Tekbir aldık. Sonra şöyle buyurdular:
«Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki; ben cennetliklerin üçte biri siz olmanızı pek arzu ederim.» Biz (tekrar) Allah'a hamd ettik ve tekbir aldık. Sonra (yine):
«Nefsim yed-î kudretinde olan Allah'a yemin ederim; ki ben cennetliklerin şatrı siz olmanızı pek arzu ederim. Çünkü ümmetler içinde sizin misaliniz kara öküzün cildindeki beyaz kıl gibidir. Yahut merkebin ön ayağındaki bere gibidir.» buyurdular.
555- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Vekî rivâyet etti. H.
Bize Ebû Küreyb'de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Muâviye rivâyet etti. Vekî' ile Ebû Muâviye'nin ikisi de A'meş'ten bu isnadla rivâyet etmişler. Şu kadar var ki; onlar:
«O gün insanlar arasında siz ancak kara öküzün cildindeki beyaz kıl yahut beyaz öküzün cildindeki kara kıl gibi olacaksınız.» demişler:
«Merkebin ön ayağındaki bere gibi...» cümlesini zikretmemişlerdir.
[30/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Melekler nurdan yaratıldılar, cinler dumanlı bir alevden yaratıldılar. Âdem de size vasfı yapılandan yaratıldı. '
Müslim, Zühd 60, (2996).
Kütüb-i Sitte
[30/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: 61. Vefanın gereğindendir ki,insan sevdiği arkadaşının dostlarını,akrabalarını da sevip haklarını gözetmelidir!.(Müstedrek 4/171,Deylemi 2/289)
[30/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Hızır Bey (Çelebi) İstanbul’a İlk Belediye Başkanı Olarak Atandı 1453
• Sultan Abdülaziz’in Şehit Edilmesi 1876
• Açlıkla Mücadele Haftası (30 Mayıs-5 Haziran)
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[30/5 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Ancak samimiyetle dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince Allah onları diriltecek, sonra da O’na döndürülecekler.”
En’am 36
[30/5 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Şüphesiz sizin en hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir!”
Buhârî, Vekâle, 6, İstikrâz, 4, 6, 7,13
[30/5 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: SULTAN ABDÜLAZİZ’İN AVRUPA SEYAHATİ
Sultan Abdülaziz, saltanatı boyunca yenileşme anlamında çok yol kat etmiş ve ülkesini kalkındırmak amacıyla sosyal, siyasi, ekonomi ve sanat anlamında önemli hizmetlerde bulunmuştu.
Fransa İmparatoru III. Napolyon, Milletlerarası Paris Sanayi Sergisi’nin açılışı münasebetiyle Sultan Abdülaziz’i Fransa’ya davet etti. Bu vesile ile genel barışı kuvvetlendirecek fikir alışverişinde bulunulabileceğini de İstanbul’daki elçisi vasıtasıyla bildirdi. Bu sırada İngiliz Kraliçesi Victoria da Padişah’ı Londra’ya davet edince Sultan Abdülaziz her iki daveti de kabul ederek 21 Haziran 1867 tarihinde Avrupa seyahatine çıktı.
Dönemin Avrupası sanayi, teknoloji ve sanat anlamında ciddi gelişmeler kaydederken Sultan bunlara kayıtsız kalmak istememiş ve bu ilerlemelere bizzat yerinde şahit olmak istemişti. Hem sergiyi gezerek Batı medeniyetini yakından tanımak hem de siyasi meseleleri halletmek için 47 gün sürecek Avrupa seyahatine çıktı. Böylece Osmanlı tarihinde yabancı ülkelere seyahate çıkan ilk halife Sultan Abdülaziz oldu.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[30/5 21:04] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ...فَمَنْ أَحَبَّهُمْ فَبِحُبِّي أَحَبَّهُمْ وَمَنْ أَبْغَضَهُمْ فَبِبُغْضِي أَبْغَضَهُمْ. (ت)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “...Ashâbımı seven, beni sevdiği için sever, onlara buğz eden, bana buğz ettiği için buğz eder.” (Sünen-i Tirmizî)
30 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[30/5 21:04] Ömer Tarık Yılmaz: ASHÂB-I KİRÂM’IN HEPSİ CENNETE GİRER
İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri şöyle buyurmuşlardır:
“...Ashâb-ı Kirâm, Kitap ve Sünnet’i tebliğ edenlerdir. İcmâ da onların asrında sabit olmuştur. Eğer onların hepsi veya bazıları dalâlet ve fâsıklıkla vasıflanmış olsa, dinin tamamından veya bir kısmından itimad kalkar. Peygamberlerin sonuncusu ve en faziletlisi olan Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) gönderilmesinden ümmetinin istifadesi de az olur.
Kur’ân-ı Kerîm’i bir araya toplayan Hz. Osman’dır, hattâ Hz. Sıddîk ve Hz. Fârûk’tur (r. anhüm). Eğer onlar ta‘n (zemm)edilmiş ve âdil olmamış olsalar, Kur’ân-ı Kerîm’e nasıl itimad edilir, din neyle ayakta kalırdı? Onlara dil uzatmanın ne kadar kötü ve fena olduğunu düşünmek lâzımdır. Resûlullâh’ın (s.a.v.) ashâbının tamamı âdildir; onların bize ulaştırdığı her şey hak ve doğrudur… Çünkü onlar, Resûlullâh’ın (s.a.v.) ashâbıdır. Onların bazıları henüz dünyada iken Cennet ile müjdelenmiştir. Bazıları, günahları bağışlanmış ve âhiret azâbı kendilerinden kaldırılmış olan Bedir Ashâbı’dır.
Onların bazısı da Rıdvan Bey‘ati ile şereflenmiştir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, “(Hudeybiye’de) ağacın altında bîat edenlerden hiç kimse Cehennem’e girmeyecektir.” buyurmuştur. Hattâ âlimler, “Bütün Ashâb-ı Kirâm’ın Cennet ehli olduğu, Kur’ân-ı Kerîm’den anlaşılır.” demişlerdir. Nitekim Allâhü Teâlâ, Hadîd Sûresi’nin 10. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmuştur: “Sizden, fetihten önce infâk edip çarpışanlarınız diğerleriyle müsâvî olmazlar. Onlar, sonradan infâk edip çarpışanlardan derece bakımından pek büyüktürler. Bununla beraber Allâhü Teâlâ hepsine de hüsnâ’yı vaad etmiştir ve Allâhü Teâlâ, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” Bu âyet-i kerîmede geçen hüsnâ, Cennet’tir. Sahâbe-i Kirâm’ın tamamı, fetihten önce de sonra da infâk etmişlerdir ve onlara Cennet vaad edilmiştir. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 3, m. 24)
30 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[30/5 21:05] Ömer Tarık Yılmaz: İlâhi! İnayetine sığındım, kapına geldim, hidayetine sığındım lütfuna geldim, kulluk edemedim affına geldim. Şaşırtma beni doğruyu söylet, neşeni duyur, ha- kikati öğret.[Elmalılı Hamdi Yazır]
[30/5 21:05] Ömer Tarık Yılmaz: DOĞRULUK
Doğruluk; Allah’ın emrine ve koyduğu kurallara uygun bir yol izlemek, insanların haklarına riayet etmektir. Kur’an-ı Kerim’de, doğruluğa dair birçok ayet bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim'de; “... Emrolunduğun gibi dosdoğru ol...” (Hûd, 11/112; Şûrâ, 42/15) buyurulmaktadır.
Allah, mü'minlerin kendisinden korkmalarını, sözlerinde ol- duğu kadar özlerinde de doğru olmalarını emretmektedir. Mü'minler, doğrulukları karşılığında Cennet’le müjdelenmiş- lerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.); “Doğru olunuz, doğruluk iyi olmaya, iyilik de cennete götürür. İnsan doğrulukta sebat ederek nihayet Allah katında `sıddîk’ diye yazılır.” (Buhârî, “Edeb”, 69; Müslim, “Birr”, 103-105; Tirmizi, “Birr”, 46) buyurmuştur.
Mü'minler; söz söylerken doğruyu söyler, ya hayır konuşur yahut susarlar.
DİNÎ KAVRAMLAR
FÂSIK
Dinimizin esaslarını inkâr edenlere veya iman ettiği halde Allaha ve Peygamber’e (s.a.s.) itâat etmeyen, dinî görevlerini terk edip günah işleyen- lere fâsık denir. Her kâfir fâsıktır, ama her fâsık kâfir değildir. Allah’ı unutanlara (Haşr, 59/19), iffetli kadınla- ra suç isnat edenlere (Nûr, 24/4), yalan haber yayan- lara (Hucurât, 49/6) da fâsık denilmiştir.
ÖZLÜ SÖZ
Ulaşamadığına boyun eğmek, ulaştığına razı olmak, kaybettiğine sabır göstermek kişinin olgunluğunun işaretidir. (İmam Gazzâli)
[30/5 21:05] Ömer Tarık Yılmaz: Fıtr sözlükte 'orucu açmak', fıtra da 'yaratılış' anlamına gelir. Türkçe'de fitre şeklinde söylenen 'fıtır sadakası' dinî bir terim olarak şöyle tanımlanabilir: 'Ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları malî bir ibadet'tir.
Fıtır sadakasına baş zekâtı ve beden zekâtı da denmektedir. Bu isimlendirmeler onun şahsa bağlı, şahıs başına konmuş bir malî yükümlülük olması özelliğine dayanmaktadır.
Fıtır sadakası, ramazan orucunun farz olduğu hicrî 2. yılın Şâban ayında, zekâttan önce farz kılınmıştır. Dinî bir yükümlülük oluşunun dayanağı hadislerdir. Bu hadisler aynı zamanda Hz. Peygamber devrindeki fıtır sadakası uygulamalarını da göstermektedir.
Abdullah b. Ömer'in rivayetine göre: 'Hz. Peygamber fıtır sadakasını 1 sâ` (ölçek) hurma ve 1 sâ` arpa olmak üzere köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir' (Buhârî, 'Zekât', 76; Müslim, 'Zekât', 12).
Bu konuda Ebû Saîd el-Hudrî'den gelen bir rivayet de şöyledir: 'Biz Peygamber devrinde fitreyi yiyecek maddelerinden 1 sâ` olarak verirdik. O zaman bizim yiyeceğimiz arpa, kuru üzüm, hurma ve keş (yağı alınmış peynir) idi ' (Buhârî, 'Zekât', 74).
Yukarıdaki hadislerin yanı sıra hemen bütün kaynaklarda fıtır sadakası ile ilgili benzer anlamda başka hadisler de nakledilir.
Bu konudaki hadislerin değerlendirilmesi ile dört fıkıh mezhebinde fıtır sadakası emrinin kesin ve bağlayıcı bir yükümlülük içerdiği sonucuna varılmıştır. Ancak böyle bir durumda farz ve vâcip terimlerini eş anlamlı kullanan ve hükmün dayanağını oluşturan delilin zannîlik ve katîliği arasında fark gözetmeyen Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler fıtır sadakasının farz olduğunu söylemişlerdir.
Hanefîler ise, ilgili hadislerin rivayet yollarını dikkate alarak fıtır sadakasının farz değil, vâcip olduğu görüşüne varmışlardır. Hanefîler'e göre farz, kesin delil ile sabit olan hükümdür; vâcip ise zannî delil ile sabit olan hükümdür. Ancak vâcip de farz gibi amelî yönden gereklilik ifade eder. Bunun için Hanefîler'e göre de fıtır sadakası, yerine getirilmesi gerekli malî bir ibadettir. İfa edilmemesi dinî sorumluluğu ve âhirette cezayı muciptir.
A) FITIR SADAKASININ ÖNEMİ
Abdullah b. Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste fıtır sadakasının, oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerinden (günahlarından) arındırmak ve yoksullara gıda temini için farz kılındığı bildirilir (Ebû Dâvûd, 'Zekât', 17; Müsned, II, 277). Hadisten anlaşıldığına göre fıtır sadakası, oruç tutan müslümanın, oruçluya yakışmayan davranışlarla zedelenen ibadetinin eksikliklerini tamamlar, aynı zamanda yoksulların bayram sevincine katılmalarını sağlar.
Fıtır sadakası -zekâttan farklı olarak- geniş bir mükellef kitlesi tarafından yerine getirilir. Bu sayede her müslüman, yoksul din kardeşine malî yardımda bulunmanın sevincini yaşar, devamlı bağış almanın ezikliğinden bir an için dahi olsa kurtulur. Ramazan boyu tuttukları oruçlarla ruh yapıları güçlenen fakirler, maddî yönden de güç kazanarak zenginlerle birlikte ve aynı coşku ile bayrama iştirak ederler. Karşılıklı sevgi ve kardeşlik bağları pekişir; böylece toplumda kaynaşma, paylaşma ortamı oluşur.
B) FITIR SADAKASIYLA MÜKELLEFİYET
Fıtır sadakasının dinen gerekmesinin (vücûb) sebebi, ilgili hadislere dayanılarak 'sağ olma' (sağ olarak ramazan bayramına kavuşmuş olma) şeklinde belirlenmiştir. Bu yüzden, fıtır sadakası, fıkıh eserlerinde 'baş'a izâfe edilerek 'zekâtü'r-re's' (baş zekâtı) şeklinde anılmıştır. Bir başka anlatımla, fıtır sadakası yükümlülüğü, yüce Allah'ın kişiye (ve velâyeti altındakilere) canını bağı�
[30/5 21:06] Ömer Tarık Yılmaz: (Gelseler de) size karsi pek hasistirler Hele korku gelip çatti mi, üzerine ölüm bayginligi çökmüs gibi gözleri dönerek sana baktiklarini görürsün Korku gidince ise, mala düskünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler Onlar iman etmis degillerdir; bunun için Allah onlarin yaptiklarini bosa çikarmistir Bu, Allah'a göre kolaydir (AHZAB/19)
Iman etmis olanlar: Keske cihad hakkinda bir sûre indirilmis olsaydi! derler Ama hükmü açik bir sûre indirilip de onda savastan söz edilince, kalplerinde hastalik olanlarin, ölüm bayginligi geçiren kimsenin bakisi gibi sana baktiklarini görürsün Onlara yakisan da budur! (MUHAMMED/20)
[30/5 21:06] Ömer Tarık Yılmaz: TIP
6979 - Üsâme İbnu Şerik radıyallahu anh anlatıyor: 'Bedevileri gördüm. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a bize şu işi yapmada bir günah var mı, şöyle davranmada günah var mı?' diye soruyorlardı. Onlara şöyle cevap vermişti:
'Allah'ın kulları! Allah, (sizlerin sorduğu şeyleri işleyen kimseden) günahı kaldırmıştır. Ancak din kardeşinin ırzından (şeref ve haysiyetinden) bir şeyler kırpan kimse bu hükmün dışındadır. İşte haram olan budur.'
Bedeviler bu defa: 'Ey Allah'ın Resülü! Hastalandığımız zaman tedavi yollarını aramasak, bu günah mıdır?' diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm:
'Tedavi arayın ey Allah'ın kulları! Zira, Allah Teâla hazretleri koyduğu her hastalığa şifa da koymuştur, bundan sadece ihtiyarlık hariçtir, (onun tedavisi yok)' buyurdıılar.
Bedeviler yine sordular: 'Ey Allah 'ın Resülu! Kula verilen (hasletler)in en hayırlısı hangisidir?' Aleyhissalâtu vesselâm: 'Güzel huy!' buyurdular.'
6980 - Ebu Hizame radıyallahu anh anlatıyor: '(Bir gün) Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a: 'Tedavi için kullandığınız ilaçlar şifa isteğiyle okunan dualar ve (düşmanlardan) korunmak için kullandığımız koruyucu şeyler hakkında ne dersiniz, bunlar Allah'ın kaderinden bir şeyi geri çevirip değiştirir mi ?' diye sormuşlardı. 'Bu saydıklarınız da Allah'ın kaderindendir' diye cevap verdi.'
6981 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: 'Allah hiçbir hastalık indirmedi ki şifasını da indirmemiş olsun.'
6982 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm 'geçmiş olsun' ziyareti için uğradığı bir hastaya: 'Bir şey yemek arzu ediyor musun?' diye sordu. Adam: 'Kek!' dedi. Resülullah: 'Hay hay!' dedi ve hastaya kek aradılar.'
TEDAVİNİN CEVAZI
3949 - Ebu'd Derda radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Allah Teâla Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç vermiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın.'
Ebu Davud, Tıbb 11, 3874.
3950 - Ebu Hüreyre'nin Buhari'de gelen bir rivayetinde Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmaktadır: 'Şafi-i Kerim Allah Teâla Hazretleri, her ne hastalık indirmişse onun devasını da indirmiştir.' Ebu Davud ve Tirmizi'de şu ziyade var: 'Tek bir hastalığın ilacı yoktur' dedi. Kendisine: 'O hangi hastalıktır?' diye soruldu da: 'İhtiyarlık!' cevabını verdi.'
Buhari, Tıbb 1, Ebu Davud, Tıbb 1, (3855); Tirmizi, Tıbb 2, (2039); İbnu Mace, Tıbb 1, (3436).
3951 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Her hastalığın bir devası vardır. Hastalığın ilacına rastlanırsa Allah Teâla'nın izniyle hastalıktan şifa bulur.'
TEDAVİNİN MEKRUHLUĞU
3952 - Ukbe İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Hastalarınızı yeyip içmeye zorlamayın. Zira Allah Teâla hazretleri onlara yedirir içirir.'
Tirmizi, Tıb 4, (2041); İbnu Mace, Tıbb 4, (3444).
3953 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a hastalığı sırasında ağzından ilaç içirdik. Bize içirmememizi işaret etti. Ancak biz (itirazını) hastalarda ilaca karşı görülen nefret (diye) değerlendirmiş (ve içirmiştik). Kendine gelince: 'Bana ilaç vermeyin demedim mi?' diye bizi payladı. Biz, davranışınızın sebebini: '(Herhalde) hastaların ilaca gösterdikleri nefret olarak değerlendirdik' diye açıkladık. (Resûlullah, buna rağmen öfke izhar edip, herkesi cezalandırmak üzere): 'İlaçtan içmedik kimse kalmayacak!' emretti ve: 'Abbas hariç hepinizi göreceğim, zira o (bana zorla ilaç içirirken) yanınızda değildi' buyurdu.'
Buhari, Tıbb 21, Megazi 83; Müslim, Selam 83, (2213).
3954 - Abdullah İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdul
[30/5 21:06] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Sa'îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.'
Ebu Sa'îd der ki: 'Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: 'Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz...' (Nisa, 40).
Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601).
Tirmizî hadis için 'sahihtir' demiştir.
[30/5 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.'
[Bakara Sûresi.25]
[30/5 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine garkeyle! Sen merhametlilerin en merhametlisisin” (A’râf, 7/151)
[30/5 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: Acele tohumu eken, pişmanlık başağı biçer.[Süleyman Tevfik]
[30/5 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ÂMİNE BİNTİ VEHB
Amine validemiz Âmine, Veheb bin Abdumenaf'ın kızı, Abdullah bin Abdulmuttalib'in eşi ve yüce Peygamberimizin
Âmine, Veheb bin Abdumenaf'ın kızı, Abdullah bin Abdulmuttalib'in eşi ve yüce Peygamberimizin annesidir
İffet ve hayâ ile meşhurdu Abdulmuttalib onu oğlu Abdullah'a nikâhladı Bu izdivacın meyvesi, rebiyülevvel ayının on yedisinde, cuma günü fecrin doğuşundan sonra dünyaya doğan bir ışıktı
Âmine'nin bebeğinin doğumu sırasında Kisra Sarayı'nın duvarı çatladı ve birkaç sütunu yıkıldı; Fars Ateşkedesi'nin ateşi söndü; Sava Gölü kurudu; Mekke Puthanesi'nin putları devrildi; bebeğin vücudundan fersahlarca yolu aydınlatan bir nur göğe yükseldi; Anuşirvan ve Zerdüşt din adamları korkunç rüyalar gördüler
Âmine diyor ki: 'Yavrum dünyaya geldiğinde, doğuyu ve batıyı aydınlatan göz kamaştırıcı bir nur peyda oldu ve ben o aydınlıkta Şam ve Busra saraylarını gördüm'
Bütün bu olağanüstü olaylar, Âmine'nin şeref, liyakat ve büyüklüğünü göstermektedir
O, hilkatin şaheserini doğurmak için Allah tarafından seçilen bir anne idi
Hamilelik döneminde, kendisinde bir nur gördü ki Muhammed bin Abdullah'ın aydınlık geleceğini açıkça gösteriyordu
Peygamber (saa) beş yaşındaydı ki annesiyle beraber, doğumundan önce vefat etmiş olan babasının kabrini ziyaret etmek için Yesrib'e doğru yola çıktı Bu arzusuna ilk kez kavuşmuş olan Âmine, kocasının kabrinin yanında yüreğini dökmek ve sevgili yavrusunu babasının yâdı ile gözyaşlarıyla tanıştırmak için fırsatı ganimet bilip bir ay Yesrib'de kaldı
Peygamber (saa), daha baba kabrinin ziyaretinin gam ve kederinden kurtulmamıştı ki, Mekke'ye dönüş yolunda, Âmine de Ebva adında bir yerde Mabud'una doğru koştu ve Resulullah'ın (saa) gamlarına bir gam daha eklendi…
[30/5 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: Oruçlu iken hayız / âdet gören kadın ne yapar?
Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam etmesi uygun olur.
[30/5 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: AHZÂB GAZVESİ (Harbi)
Hendek gazvesinin diğer adı. Hendek gazvesinde, müslümanlara karşı Kureyş, Gatafan ve yahûdîlerden meydana gelen birkaç düşman kuvveti birleşip savaştığı için bu harbe Ahzâb gazvesi denmiştir. (İmâm-ı Süyûtî, Begâvî)
[30/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Abuzer
A. Altın suyu, altın suyu gibi parlak
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[30/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Kurbanlık olarak satın alınan hayvana, daha sonra başkaları ortak edilebilir mi?
Büyükbaş hayvanlar bir kişiden yedi kişiye kadar ortak olarak kurban edilebilir. Böyle bir hayvan, yedi kişiye kadar ortak olarak satın alınabileceği gibi, alındıktan sonra veya elde bulunan büyükbaş hayvana yedi kişiyi geçmemek kaydıyla başkaları da ortak edilebilir (İbn Nüceym, el-Bahru’r-Raik, VIII, 198).
Bunun için bütün ortakların razı olması gerekir (Fetavay-ı Hindiyye, Daru’l-Fikr, 1991, V, 305).
Ebu Hanife’den bu konuda, aksi yönde bir görüş de rivayet edilmiştir. Bu bakımdan ihtilaftan kurtulmak için kurbanlık hayvan alınırken ortakların kesin olarak belirlenmesi daha iyi olur (Merğinani, el-Hidaye, IV, 72).
Fıkıh kaynaklarında, kurban kesmek kendisine vacip olmadığı halde kurbanlık için büyükbaş bir hayvan alan kimsenin ise, daha sonra kendisine ortak kabul etmesinin caiz olmadığı, çünkü vacip olmadığı halde kurbanlık satın almakla onu bütünü ile kendine vacip hale getirmiş olduğu ifade edilmiştir (Kasani, Bedaiü’s-sanai, V, 72).
[30/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: TELBİYE
Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, İnne'l-hamde ve'nni'mete leke ve'l-mülk, lâ şerîke lek.
'Rabbim, dâvetine sözüm ve özümle tekrâr tekrâr icâbet ettim, emrine boyun eğdim. Rabbim senin dâvetine icâbet, boyunumun borcudur. Senin eşin ve ortağın yoktur. Rabbim, bütün varlığımla sana yöneldim. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Bütün bunlarda eşin ve ortağın yoktur senin' demektir.
Telbiye yüksek sesle söylenir; hanımlar, gerek telbiye gerek diğer duâ ve zikirlede seslerini yükseltemezler.
Telbiye, ihramlı bulunulduğu sürece, ayakta, oturuken, yürürken, binek üzerinde, her halde yapılabilir. Özellikle, zaman, mekân ve durumda yenilik ve değişiklik olduğunda; yokuşta, inişte, kafileye rastlanışta, namazlardan sonra, seher vakitlerinde, gece, gündüz, her fırsatta yapılmalıdır.
Telbiye söylerken, her defasında üç defa tekrarlamak, sonra tekbir, tehlil ve selâvat-ı şerife okumak ve Cenâb-ı Hakk'a niyâzda bulunmak müstehaptır.
Telbiye, hac'da Zilhicce'nin 10'uncu (bayramın birinci günü) Akabe Cemresi'ne taş atmağa başlamakla; umrede ise umre tavafına başlamakla son bulur, daha sonra yapılmaz.
Telbiye esnasında verilen selâmı almak câiz; selâm vermek ise mekruhtur.
[30/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: 'Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler ona döndürülür. Öyle ise ona kulluk et ve ona tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.'
(Hûd, 11/123)
http://www.duavesureler.com
[30/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.'
(Müslim, 'Zühd', 74)
http://www.duavesureler.com
[30/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Her hâlimi ıslah eyle. Senden başka hiçbir ilâh yoktur.'
null
http://www.duavesureler.com
[30/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: • Fâtih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul Üniversitesi’ni Kurması (1453)
'İstikamet, içinde bulunduğun vakti kıyamet anı gibi görmen ve ona göre Allah’a yönelmendir.' Ebû Bekir eş-Şiblî [kuddise sırruhû]
Semerkand Takvimi
[30/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Önce Haramdan Sakınmak
Allah Teâlâ, Ey iman edenler! Allah’a ittika edin ve O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda mücâhede edin ki felaha eresiniz (Mâide 5/35) buyuruyor.
Bu âyet-i celîlede ihtimam göstermemiz, dikkatle üzerinde durmamız gereken üç şey var:
Bunlardan birincisi Allah’a ittikadır. Yani Allah’ın cezasından, azabından korkup, haramdan, günahtan, çirkin işlerden sakınmak; şayet bir günaha düşüldüyse hemen tövbe etmektir. Haram nedir? Allah Teâlâ’nın yapmayın diye emrettikleridir.
İkinci husus ise Allah’a yaklaşmaya vesile aramaktır. Yani sadece, ben iman ettim ve Allah’tan korkarım, demekle yetinmeyip, O’na yaklaşmayı mümkün kılan bütün fırsat, yol, sebep ve vasıtalara tevessül etmek, sıkı sıkıya sarılmaktır.
Üçüncüsü mücâhede etmektir ki nefis, şeytan, insanlar ve dünya hayatından kaynaklanan iç ve dış bütün engel ve zorluklara göğüs germektir. Bir zorlukla karşılaşılsa bile Allah’a kulluktan geri kalmamaktır.
Âyet-i celîlenin sonunda da, bunları yapanlara Allah Teâlâ felaha ermeyi, yani kurtuluşu, bitmek tükenmek bilmeyen saadeti vaat ediyor.
Semerkand Takvimi
[30/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler ona döndürülür. Öyle ise ona kulluk et ve ona tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.'
(Hûd, 11/123)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=SnkuRHeDftA=
[30/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Bütün işlerimin sonucunu güzel eyle, beni dünyada rezil olmaktan ve ahiret azabından koru.”
(İbn Hıbban, Ed’ıye, No: 949; el-Heysemi, Ed’ıye, 33, No: 17390; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/181)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=SnkuRHeDftA=
[30/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Ey görünen ve görünmeyeni bilen, gökleri ve yeri yaratan, her şeyin Rabbi ve sahibi olan Allah’ım! Ben tanıklık ederim ki Senden başka ilâh yoktur. Nefsimin şerrinden, şeytanın ve ortaklarının şerrinden sana sığınırım.'
(İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', No: 962; İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 22, No: 29265)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=SnkuRHeDftA=
[30/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Tebessüm etmek sadakadır. Hadis-i Şerif
[30/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir. Ayın dolaşımı için de konak yerleri belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
(Yâsîn, 36/38-40)
[30/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.
(Al-Bukhari)
[30/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Ey Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar.
(Kasas, 28/21)
[30/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Vacid
Zengin, hiç bir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi, her şeye gücü yeten
[30/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Cömert Fakir
Cömertliği dillere destan olan Hatim-i Tai’ye derler ki:
- Kendinden daha cömert birini gördün mü?
- Evet gördüm.
- Kimmiş o?
- Yetim bir gence misafir olmuştum. Bana bir koyun kesip ikram etti. Koyunun bir yeri çok hoşuma gitti. Yemin ederek (burası çok lezzetliymiş) dedim. Genç, dışarı çıktı. On koyunu varmış. Birisini daha önce kesmişti. Dokuzunu da şimdi kesmiş. Benim sevdiğim kısımları pişirip önüme getirdi. Ben olanların farkında değildim. Giderken kapının önündeki kanları görünce sitemle sordum:
- On koyunun onu da kesilir mi?
- Sübhanallah bunda şaşılacak ne var? Bir şey sizin hoşunuza gitmiş. Bunu yapmak da benim gücüm dahilindedir. Bunu sizden esirgemem hiç uygun olur mu?
Bunu dinleyen arkadaşları tekrar sorarlar:
- Yetim gencin ikramına karşılık siz de ona bir şey verdiniz mi?
Hatim-i Tai der ki:
- Verdim ama pek mühim sayılmaz.
- Ne verdiniz?
- Üç yüz deve ile beş yüz koyun.
- O halde sen ondan daha cömertsin.
- Hayır o genç benden daha cömerttir. Zira o malının tamamını verdi. Ben ise malımın çok azını verdim. Bir fakirin, yarım ekmeğinin tamamını misafire vermesi mi mühimdir, yoksa bir zenginin sürüsünden bir deveyi misafirine ikram etmesi mi?
[30/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım; bütün hamdler Sanadır. Sen beni onunla giydirdin. O, elbisenin hayrını ve onun için yapılanın hayrını Senden isterim. Onun ve onun için yapılanın şerrinden Sana sığınırım.' (Tirmizî)
[30/5 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: SAĞLIK............... ÇOK UYUMAK
Geceleri ne güneşler doğar, gafletle yatanı zulmet boğar.
Çok uyumak çok fazilet götürür, gaflet ve tembellik getirir.
Ârif, huzurda durmaktan lezzet alır, gâfiller mahrum kalır.
Uyanıklık huzurda edeptir, çok uyku pişmanlığa sebeptir.
Evliyâlığa şu üç meziyetle girilir, sonra sayısız nîmet verilir.
Dâima az ye, az uyu, çok konuşma, evliyâ olursan şaşma!
Seher ne kadar kutludur, o vakit uyanık olan mutludur.
Ârifler sehere hasrettir, onlara çok uyumak musîbettir.
Az örtmeli yorganları, uyku tembelleştirir organları.
Seherde rahmet kapıları açılır, uyanıklara nîmet saçılır.
Midesi boş olana uyku, az uyuyana korku gelmez.
Uyku ölüme eştir, gafletle uyuyanın sonu ateştir.
Az ye kalbini pakla, çok uykuyu mezara sakla!
Gaflete düşmek zarardır, kalbimizi karartır.
Çok uyumak ayıptır, kıymetli vakitten kayıptır.
Az uyumak nîmettir, çok uyumak gaflettir.
Az uyku kalbe cilâdır, çok uyku ise belâdır.
Çok uyku eziyettir, az uyku meziyettir.
Fazla uykuyu at, seherde dağıtılır murat.
GÜNÜN TARİHİ............ABDÜLAZİZ HÂNIN TAHTTAN İNDİRİLMESİ
Osmanlı pâdişahlarının 32.sidir. Sultan II. Mahmud Hânın 2. oğludur. Sultan Abdülaziz Hân (1830-1876), 14 yıl 11 ay 5 gün tahtta kaldı. Mithat Paşanın kışkırtmalarıyla üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876’da bir protesto yürüyüşü düzenledi. 30 Mayıs 1876 Salı günü sabaha doğru saray, Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basıldı ve Sultan Abdülaziz Hân, tahttan indirildi.
30.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[30/5 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Amr İbnu'l-As (ra)
Resulullah (sa) buyurdular ki: 'Yiyiniz, tasadduk ediniz, giyiniz. Fakat bunları yaparken israfa ve tekebbüre kaçmayınız.' [Hadisi Buhari, bab başlığında kaydetmiştir (Libas 1)]
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Nesai, Zekat 66, (5, 79)
Hadisin Açıklaması:
Resulullah, hoşa giden yeme içme gibi hususların israf ve tekebbüre kaçmamak kaydıyla helal olduğunu belirtiyor. Aslında ayet-i kerimede de meseleye bu şekilde temas edilmiştir. 'Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz. Allah israf edenleri sevmez' (A'raf 31). Çünkü 'müsrifler şeytanların kardeşleridir' (İsra 27). İsraf, gerek iş ve gerekse sözde haddi aşmak olarak tarif edilmiştir. Bu infakta daha belirgin olduğu için ayet ve hadiste öncelikle infaktaki israf medar-ı bahs edilmiştir.
[30/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: İnanan ve salih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır. (Râ’d, 13/29)
[30/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Arz, benim de senin de Rabbimiz Allah'tır. Senin de, sende bulunanlarında, sende yaratılmış olanlarında, senin üzerinde yürüyenlerinde serrinden Allah'a sığınırım. Arslanın, iri yılanın, yılanın, akrebin ve beldede ikamet edenlerin, iblisin ve iblis neslinin serrinden de Allah'a sığınırım. (Peygamber Efendimizin gece okuduğu dua) Ravi: Ebu Davud, Cihad 80
[30/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Ota mani olmak maksadıyla suyun fazlasına mani olmayın.
Kaynak : Buhari, Müsakat 2, Hiyel 5, Müslim, Musakat 37, (1566), Muvatta, Akdiye 29, (2, 744), Ebu Davud, Büyu 62, 3473), Tirmizi, Büyu 24 (1272), İbnu Mace, Ruhun, 19, (2478)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[30/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: 392- عَنْ اَبِى عَبْدِ اللهِ طَارِقِ بْنِ اَشْيَمَ
قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ : مَنْ قال : لاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ, وَكَفَرَ بِمَا يُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ, حَرُمَ مَالُهُ وَدَمُه,ُ وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ.
392: Ebu Abdullah Tarık ibni Eşyem (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu işitmiştir:
“Her kim Allah’tan başka gerçek ilah yoktur der ve Allah’ın dışında ibadet edilip saygı duyulanları inkar ederse onun malı ve canı haramdır, dokunulamaz. Gizli hallerinin hesabı ise Allah’a aittir.” (Müslim, İman 37)
393- عَنِ الْمِقْدَادِ بْنِ ألاسْوَدِ
قال : قُلْتُ لِرَسُولِ اللَّهِ
: أَرَأَيْتَ إن لَقِيتُ رَجُلاً مِنَ الْكُفَّارِ ,فَاقْتَتَلَتَا فَضَرَبَ إِحْدَى يَدَيَّ بِالسَّيْفِ فَقَطَعَهَا, ثُمَّ لاَذَ مِنِّي بِشَجَرَةٍ. فَقال : أسلمتُ لِلَّهِ أََقْتُلُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَعْدَ أن قالهَا؟ قال رسولُ اللَّهِ
: لاَ تَقْتُلْهُ، فَقُلْتُ : يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ قَطَعَ إحدى يَدِي, ثُمَّ قال ذَلِكَ بَعْدَما قَطَعَهَا؟! قال رسولُ اللَّهِ
: لاَ تَقْتُلْهُ, فَإن قَتَلْتَهُ, فَإنهُ بِمَنْزِلَتِكَ قَبْلَ أن تَقْتُلَهُ, وَإنكَ بِمَنْزِلَتِهِ قَبْلَ أن يَقُولَ كَلِمَتَهُ الَّتِي قال .
393: Ebu Mabed Mikdad ibni Esved (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e dedim ki:
-Kafirlerden biriyle karşılaşsam vuruşurken ellerimden birini kılıçla vurup koparsa sonra da benden kurtulmak için bir ağacın arkasına sığınıp: Ben müslüman oldum, dese onu öldürebilir miyim? Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem):
-Sakın onu öldürme! buyurdu. Ben de:
-Ey Allah’ın Rasulü! Adam benim iki elimden birini kopardıktan sonra bu sözü söylüyorsa, dedim. Bunun üzerine:
-Sakın öldürme, eğer onu öldürürsen o senin kendisini öldürmezden önceki durumundadır. Sen ise onun o sözü söylemeden önceki durumuna düşmüş olursun”, buyurdu. (Buhari, Megazi 12, Müslim, İman 155)
394- عَنْ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدِ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال : بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ
إِلَى الْحُرَقَةِ مِنْ جُهَيْنَةَ, فَصَبَّحْنَا الْقَوْمَ عَلَى مِيَاهِهِمْ, وَلَحِقْتُ أنا وَرَجُلٌ مِنَ الأنصار رَجُلاً مِنْهُم, فَلَمَّا غَشِينَاهُ قال :لاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ فَكَفَّ عَنْهُ الأنصاري, وَطَعَنْتُهُ بِرُمْحِي حَتَّى قَتَلْتُه,ُ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ بَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ
فَقال لِي يَا أُسَامَةُ : أَقَتَلْتَهُ بَعْدَ مَا قال : لاَ إِلَهَ
[30/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti;
-Al-i İmran Suresi, 33
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[30/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3592]
Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselam 'ın abdest suyu ve misvâkı (akşamdan hazırlanıp yanına) konulurdu. Gece kalkınca abdest bozar, sonra misvaklanırdı.''
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[30/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: Sonra onu kendimize yavaş yavaş çektik. - Furkân - 46. Ayet
[30/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır. - Müslim, Zikir,39
[30/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Günahlarımızı, yaptığımız haksızlıkları, saçmalıklarımızı, bilerek ve ciddi olarak yaptıklarımızıbağışla, bunların hepsi bizde mevcuttur.' - (Hâkim, 'De’avât',No:1916)
[30/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir adam Resûlullah’a geldi, “Ey Allah’ın elçisi, açlıktan dermansız kaldım” dedi. Hz. Peygamber hanımlarına haber gönderdi, ancak onların yanında hiçbir şey bulamadığı bildirildi. Bunun üzerine Allah Resûlü ashabına: “Bu adamı bu gece kim misafir etmek ister ki, Allah ona rahmet buyursun?” dedi. Ensardan biri kalkıp: “Ben, Ey Allah’ın elçisi” diye karşılık verdi. Ve adamı alıp evine götürdü. Sonra da hanımına “Bu, Allah Elçisi’nin misafiridir, yarına bir şey saklama, ne varsa getir buna ikram edelim” dedi. Hanımı: “Vallahi çocukların yiyeceklerinden başka bir şey yok” dedi. Kocası da ona “O halde sen çocukları oyala, akşam yemeğini istedikleri zaman onları uyut, sonra gel kandili söndür. Sofrada biz de yiyormuş gibi yapalım. Biz bu geceyi aç geçirelim” dedi. Kadın da öyle yaptı. Bu adam, ertesi gün Hz. Peygamber’in yanına gittiğinde Resulullah (s.a.s) ona: “Bu gece misafirinize yaptıklarınızdan Allah Teâlâ memnun oldu.” dedi. Bunun üzerine Yüce Allah: “Kendi ihtiyaçları dahi olsa kardeşlerini kendi öz canlarına tercih ederler” (Haşr 59/9) ayetini indirdi. (Buhârî, Menâkıbû’l-ensâr, 10; Tefsîr, 6) - ÖRNEK AİLE
[30/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Muaşeret (Güzel Geçinme) Âdâbı
15- İslam dini, insanların muaşeretine (birbiriyle görüşüp konuşmalarına, toplum halinde medeniyet üzere yaşamalarına) büyük bir önem vermiştir.
Müslümanların birbirleriyle geçinmelerinde samimiyet, tevazu, sadelik, zorlanmama, karşılıklı yardım, nezaket, saygı, sevgi ve hayırseverlik bir esastır.
16- İslamda halk ile geçinmenin çeşitli yönleri ve dereceleri vardır. Bunların bir kısmı şunlardır:
1) Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalbli olmak. Bir müslüman daima güleryüzlü bulunur. Hiç bir kimseyi asık bir yüzle karşılamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yumuşak huylu, açık yüzlü kimseyi sever.'
2) Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınmak.
Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Müslüman odur ki, dilinden ve elinden müslümanlar selamette bulunur.
3) İnsanların eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilik yapmak.
Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sıddîkların (özü-sözü dosdoğru olanların) derecelerine geçmek istersen, senden ilgiyi kesene bağlan, senden esirgeyene sen ver, sana zulmedeni de bağışla.'
4) Dargınlığa hemen son vermek. Müslümanlar arasında bir dargınlık olursa hemen barışırlar, birbirlerinden üç günden ziyade ayrı kalmazlar. Müslümanların gönüllerinde düşmanlık ve kin duyguları yaşamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Üç günden ziyade kardeşine dargın kalmak bir müslümana helal olmaz.'
5) Dargınların arasını düzeltmeye çalışmak. Bir müslüman, iki din kardeşi arasında her nasılsa bir dargınlık olduğunu görünce aralarını bulmaya ve küskünlüğü gidermeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sadakanın en faziletlisi, dargınların aralarını bulup düzeltmektir.'
6) İnsanların kusurlarım araştırmamak ve yaymamak, aksine örtmeye çalışmak. Müslümanlar kimsenin kusurlarını araştırmazlar. Kimsenin ayıbını ve kusurunu araştırıp ortaya çıkarmaya ve göstermeye çalışmazlar. Buna aykırı hareket dinde yasaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul bir kulun kusurunu örterse, Allahü Teala Hazretleri de onu kıyamette örter. (günahlarını açığa vurmaz).'
7) Dostları arkalarından savunma. Bir müslüman gerektiğinde dostlarını, din kardeşlerini arkalarından savunur. Onlar hakkındaki yanlış fikirleri düzeltmeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul kardeşine yardımda bulundukça, kendisine de Allah daima yardım eder.'
8) İnsanların kalblerini kötü zandan korumak için sakıncalı yerlerden uzak durmak. Buna aykırı davranmak birçok kimselerin günaha girmesine sebeb olur, insanlar arasında dedi-koduya ve nefrete yol açar. Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:
'Töhmet yerlerinden kaçınız...'
9) Değişik halk sınıfları ile makamlarına göre sohbet edip ilişki kurmak. Herkese kabiliyet ve durumuna göre hitab etmeli. Bir alimden, bir zahidden, bir zenginden beklenen vasıfları, bir cahilden, bir fasıkdan, bir fakirden beklememelidir.
10) Yaşlılara hürmet, çocuklara, düşkünlere merhamet ve şefkat göstermek. İslamda büyüklere karşı saygı, küçüklere karşı sevgi bir esastır. Bu esas, aileler arasında bir kat daha önemlidir. Anaya-babaya pek ziyade hürmet etmek bunun bir örneğidir. Bunları adları ile çağırmak terbiyeye aykırıdır. Bir kadının kocasını adı ile çağırması da edebe aykırı olduğundan mekruhtur. Bir hadis-i şerifin anlamı şöyledir: 'Bir genç bir yaşlıya sadece yaşından dolayı hürmet etti mi, Allah da ona bir mükafat olmak üzere, ihtiyarlığı zamanında hürmet edecek bir kimseyi muhakkak yaratır.'
Bu mübarek hadis, yaşlılara saygı gösteren gençlerin sevab kazanacaklarını ve çok yaşayacaklarını müjdelemektedir. Artık ihtiyarları bir yük kabul eden gençler, bunu biraz düşünmelidirler.
11) Hayırsever olmak, yardım etmek ve arka çıkmak. Şöyle ki: Müslüman
[30/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bu açıklamadan sonra da besmelenin dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercemesi şu şekillerden biri olması gerekir:
1- Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)
2- Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)
3- Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması )
4- Rahmân Rahim olan Allah adına.
Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki 'olan' sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü 'olmak' fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. Olan yerine bulunan kelimesini de bağlaç olarak
[30/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: ALÇAK GÖNÜLLÜ OLMA
7234 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Allah Teâla hazretleri buyurdular ki: 'Büyüklük benim ridamdır, azamet de benim izarımdır. Kim, bunlardan birinde benimle iddialaşmaya kalkarsa, onu cehenıneme atarım.'
7235 - Ebu Sa'îdi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim Allah Teâla hazretlerinin rızası için bir derece tevazu izhar eder (alçak gönüllü) olursa, Allah, onu bu sebeple, bir derece yükseltir. Kim de Allah'a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, böylece onu esfel-i safilîne (aşağıların aşağısına) atar.'
7236 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Medine ehlinden bir cariye bile Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ın elinden tutardı ve Aleyhissalatu vesselâm elini onun elinden çekmezdi de, cariye ihtiyacı için, O'nu Medine'nin istediği semtine çeker götürürdü. (Resülullah tevazu gösterir, itiraz etmezdi
[30/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Dünyâda bulunan her insan, hattâ frenk kâfirlerini ve sapıklarını, zındıkları, her bakımdan kendimden dahâ iyi görüyorum. Bunların en kötüsü olarak kendimi görüyorum.
Her ne kadar cezbe ile (Seyr-i ilallah) temâm oldu ise de, birkaç parçası kalmışdı. Bunlar da, (Seyr-i fillâh) makâmının ortasında hâsıl olan fenâda temâm oldular. Bu fenâdaki hâlleri bundan önce uzun uzun yazarak yüksek kapınıza sunmuşdum. Hâce-i Ahrâr hazretlerinin (Bu işin sonu fenâya kavuşmakdır) sözündeki fenâ, tecellî-i zâtdan ve seyr-i fillâhdan sonra hâsıl olan fenâ olmalıdır. (Fenâ-i irâdet) de bu fenânın dallarından biridir. Fârisî beyt tercemesi:
Bir kimsede hâsıl olmazsa fenâ,
Hak teâlâya yol bulamaz aslâ!
Bu makâma bağlılığı olmayanların da iki dürlü oldukları göründü
[30/5 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Hac ve Umrenin Cinayetleri
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Hac ve Umrenin Cinayetleri
A) CİNAYETİN ANLAMI
İhramlı iken Harem bölgesinde yapılması yasak olan şeylerin yapılmasına cinayet denir.
Cinayet cezayı gerektirir. Hac veya umrede vacip olan menasikten birinin mazeretsiz olarak terkedilmesi veya zamanında yapılmaması da ceza gerektirmesi bakımından cinayet hükmündedir. Semavi yani insanlar tarafından olmayan mazeretler sebebiyle terkedilen veya zamanında yapılamayan vacipler için bir şey gerekmez ise de, Harem bölgesi ve ihram yasaklarıyla ilgili cinayetlerden dolayı, bunlar ister mazeretle, ister mazeretsiz yapılsın ceza (kefaret) gerekir.
Harem bölgesi ve ihram yasaklarıyla ilgili cinayetlere ceza gerekmesi için yapılan işin cinayet olduğunu bilip bilmemek arasında fark bulunmadığı gibi kasten, zorlama, hata veya yanılma ile uykuda veya unutarak yapma arasında da fark yoktur.
Ancak bunların kasten yapılması günahtır. Kefaret ödenmesinden başka, tövbe ve istiğfar edilmesi de gerekir. Hanefiler’e göre kıran haccında ihram yasaklarıyla ilgili cinayetlerden dolayı biri umrenin, biri de haccın ihramı olmak üzere, her bir cinayet için iki ceza gerekir. Umre tavafının abdestsiz yapılması gibi sadece umreyi veya Müzdelife’de vakfe yapılmaması gibi sadece haccı ilgilendiren bir vacibin terkiyle ilgili cinayetler sebebiyle ise, tek kefaret ödenir. Diğer üç mezhepte ise, ihram yasaklarıyla ilgili cinayetler için de tek ceza ödemek gerekir.
in Hac ve Umre Tags: ceza, hac, umre
Diğer Konular
Müzdelife Vakfesi
Sa'y
Haccın Vacipleri
Ziyaret Tavafı
Arafat Vakfesi
Haccın Rükünleri
[30/5 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Ayakkabı Çıkarmak
Ana Sayfa
A
Ayakkabı Çıkarmak
Rüyada Ayakkabı Giymek
Rüyada Ayakkabı Almak
Rüyada Ayakkabı Çıkarmış olmanın Psikolojik Tabiri
İlgili
Rüyada ayakkabı çıkarmış olmak, şahsın içerisinde olduğu sorunlu vaziyetden, kendini devamlı yiyip bitirmiş olan ruhsal sancılarından vazgeçmiş olup, yeni bir yaşama başlamış olmak üste olduğunu ve bunun için harekete geçeceğini bildirir. Ayakkabı çıkarmış olmak sorunları atmak ve huzura ermek manalarına geldiği gibi, yeni bir aşkın da havadisini verir. Sevindirici olaylar olacağına, rüyayı gören kişinin eskisine göre çok daha akli delilleri ön planda tutan ve mantıklı davranmış olarak, yaşamını çok daha güzel bir hale getirmiş olacağına de delalet eder. Hanenin önünde ayakkabı çıkardığını görmüş olan kimse haneni taşır ya da yeni bir taşınmaz alabilir. İş yerinde ayakkabı çıkarmış olmak ise iş değişikliğine ya da şahsın kendisi işini kurmuş olmak için hamlede bulunmuş olacağına işarettir.
Rüyada Ayakkabı Giymek
Rahatın bozulacağı bir olayla karşılaşılacağına, şahsın aile içinde çok ufak şeylerden çıkmış olan tartışmalar sebebi ile sorunlar yaşayacağına, psikolojisinin bozulmaya uğraması yüzünden işine lazım olan ehemmiyeti gösteremeyip, konsantre olamayacağına da tabir edilir. Ayakkabı giymiş olan kimse günlük yaşamında birçok aksilikle karşılaşır ve ilerlemiş olan günler de son derece problemli geçer. Rahatsızlıklara ve ufak kazalara da tabir edilen rüya, bununla birlikte bozulmuş olan ikili bağlantılara, nişan atmaya da işaret eder.
Rüyada Ayakkabı Almak
Rüyayı gören kişinin başını derde sokacağı kişilerle ahbaplık ettiğine ve bu sebeple mahkemelik işlerle karşı karşıya geleceğine tabir edilir. Ayakkabı alım yapmak büyük sorunların ve dertlerin işaretçisi olduğu gibi, şahsın kendisi yaşamını mahveden tutumlarda bulunduğuna, akrabasını ve sorumluluklarını hiçe saymış olarak hareket ettiğine, uzun sürmüş olacak bir belaya karışıp, ilerde pişmanlık duymuş olacağına işarettir.
Rüyada Ayakkabı Çıkarmış olmanın Psikolojik Tabiri
Ayakkabı sembolik olmak suretiyle şahsın geçmişine ait istenmeyen olayların ve şahsa huzursuzluk vermiş olan vaziyetlerin anlatımıdır. Rüyası esnasında ayakkabı çıkardığını gören şahıslar, kendisilerine sorun vermiş olan geçmişe dair bütün izleri yok etmek için uğraş verirler ve bunun için devamlı olmak suretiyle bugüne odaklanarak yaşamayı seçerler. Kimi zaman da sorumlulukların altında fazlasıyla ezildiğini paydan ve daha hür hareket etmek istemiş olan şahısların ruh hallerini de işaret eder.
İlgili
Çok Ayakkabı
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Eski Ayakkabı
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Kahverengi Ayakkabı
8 Eylül 2021
Benzer yazı
in A
Diğer Konular
Azat
Azat etmek
Azgın
Azgın Ata Binmek
Azgınlık
Azık
[30/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: AHZÂB GAZVESİ (Harbi)
Ana Sayfa
A
AHZÂB GAZVESİ (Harbi)
Hendek gazvesinin diğer adı.
Hendek gazvesinde, müslümanlara karşı Kureyş, Gatafan ve yahûdîlerden meydana gelen birkaç düşman kuvveti birleşip savaştığı için bu harbe Ahzâb gazvesi denmiştir. (İmâm-ı
Süyûtî, Begâvî)
İlgili
AHZÂB SÛRESİ
9 Eylül 2021
Benzer yazı
Sâbikûn-ı Evvelûn
9 Eylül 2021
Benzer yazı
RAKÎB (Er-Rakîb)
9 Eylül 2021
Benzer yazı
in A, Â
Diğer Konular
Ayn-el-Yakîn
AZÂB
ÂZÂD
Âzâd Etmek
Âzâd Olmak
AZAMET
AZÎM (El-Azîm)
AZÎMET
AZÎZ (El-Azîz)
ÂYET
[30/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Beşinci kâr: Bütün o a’zâ ve âletlerin ibadeti ve tesbihatı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda, Cennet yemişleri suretinde sana verileceğine; ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşahede ittifak etmişler.
İşte bu beş mertebe kârlı ticareti yapmazsan, şu kârlardan mahrumiyetten başka, beş derece hasaret içinde hasarete düşeceksin.
Birinci hasaret: O kadar sevdiğin mal ve evlâd ve perestiş ettiğin nefis ve heva ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi’ olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler.
İkinci hasaret: Emanette hıyanet cezasını çekeceksin. Çünki en kıymetdar âletleri, en kıymetsiz şeylerde sarfedip nefsine zulmettin
[30/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: ve istirahatine ait öyle incecik ve gizli ve cüz’î matlabları ve ruhunun bekasına ve saadetine medar öyle büyük ve muhit ve küllî maksadları var ki, onları öyle bir zât verebilir ki, kalbin en ince ve görünmez perdelerini görür, lâkayd kalmaz. Hem en gizli ve işitilmez gayet mahfî seslerini işitir, cevabsız bırakmaz. Hem semavat ve arzı, iki muti’ nefer gibi emrine müsahhar ederek küllî hizmetlerde çalıştıracak derecede muktedir olabilsin.
Hem insanın bütün cihazatları ve hissiyatları, sırr-ı vahdetle, gayet yüksek bir kıymet alırlar ve şirk ve küfür ile gayet derecede sukut ederler. Meselâ: İnsanın en kıymetdar cihazı akıldır. Eğer sırr-ı tevhid ile olsa, o akıl, hem İlahî kudsî defineleri, hem kâinatın binler hazinelerini açan pırlanta gibi bir anahtarı olur. Eğer şirk ve küfre düşse, o akıl, o halde geçmiş zamanın elîm hüzünlerini ve gelecek zamanın vahşi korkularını insanın başına toplattıran meş’um ve sebeb-i taciz bir âlet-i bela olur.
Hem meselâ: İnsanın en latif ve şirin bir seciyesi olan şefkat; eğer sırr-ı tevhid onun yardımına yetişmezse, öyle müdhiş bir hırkat, bir firkat, bir rikkat, bir musibet olur ki, insanı en bedbaht bir dereceye indirir. Tek bir güzel yavrusunu ebedî kaybeden bir gafil vâlide, bu hırkatı tam hisseder.
Hem meselâ: İnsanın en lezzetli ve tatlı ve kıymetli hissi olan muhabbet, eğer sırr-ı tevhid yardım etse, bu küçücük insanı, kâinat kadar büyüttürür ve genişlik verir ve mahlukata nazenin bir sultan yapar. Eğer şirk ve küfre düşse el’iyazü billah öyle bir musibet olur ki, mütemadiyen zeval ve fenada mahvolan hadsiz mahbublarının ebedî firakları ile bîçare kalb-i insanîyi her dakika parça parça eder. Fakat gaflet veren lehviyatlar, muvakkaten ibtal-i his nev’inden zahiren hissettirmiyor.
İşte bu üç misale yüzer cihazat ve hissiyat-ı beşeriyeyi kıyas etsen; vahdet, tevhid ne derece kemalât-ı insaniyeye medar olduğunu anlarsın. Bu Üçüncü Meyve dahi Siracünnur’un belki yirmi risalelerinde gayet güzel bir tafsil ve hüccetli bir surette beyan edildiğinden burada kısa bir işaretle iktifa ederiz.
Beni bu meyveye sevk ve îsal eden şöyle bir histir: Bir zaman yüksek bir dağ başında idim. Gafleti dağıtacak bir intibah-ı ruhî vasıtasıyla, kabir tam manasıyla, ölüm bütün çıplaklığıyla ve zeval ve fena ağlattırıcı levhalarıyla bana göründü. Herkes gibi fıtratımdaki fıtrî aşk-ı beka, birden zevale karşı isyan edip galeyana geldi. Ve muhabbet ve takdir ile pek çok alâkadar olduğum e
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N