Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 07.06.2023 10:58
Günün yazısı
[5/6 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: 5 - Büyük Günahlardan Kaçınmak Şartı Île Beş Vakit Namazların ve Cuma Namazının Gelecek Cumaya, Ramazanın da Gelecek Ramazana Kadar Aralarındaki Günahlara Keffaret Olmaları Bâbı
572 - Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybetü'bnü Saide ve Aliyyü’bnü Hucr hep birden İsmail'den rivâyet ettiler. İbn Eyyüb dedi ki: Bize İsmail b. Ca'fer rivâyet etti.
(Dedi ki): Bana Huraka'nın azadlısı Âla b. Abdirrahman b. Ya'kub, babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi ki Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Büyük günahlar irdikâb edilmedikçe beş vakit namaz ve iki cuma, aralarındaki günahlara keffarettir.» buyurmuşlar.
573 - Bana Nasr b. Aliy el-Cehdamî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdül âla' haber verdi.
Dedi ki: Bize Hişâm Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen rivâyet etti ki: «Beş vakit namazla iki cuma aralarındaki günahlara keffarettirler.» buyurmuşlar.
574 - Bana Ebû't-Tahir ile Harun b. Sa'id el-Eyli rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize İbn Vehb, Ebû Sahır' dan naklen haber verdi. Ona da Zaide'nin azadlısı Ömer b. İshâk babasından, o da Ebû Hüreyre’den naklen haber vermiş ki Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyururlarmış:
«Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde beş vakit namaz, iki cuma ve iki Ramazan, aralarındaki günahlara keffârettirler.»
Yukarıdan beri sıraladığımız bu rivâyetlerin bazılarında abdestin bazılarında abdestten sonra.: iki rekat namazın; bir kısmında beş vakit namazın diğerlerinde iki cum'a ile iki Ramazanın küçük günahlara, keffâret olacakları bildirilmektedir Neyevî diyor ki: «Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir. Mademki abdest geçmiş küçük günahlara keffâret oluyor o halde namaz neye keffâret olacaktır? Namaz küçük günahlara keffâret olursa cum'alarla ramazanlar neye keffâret olacaktır? Hatta Arife günü oruç tutulursa; iki senenin' küçük günahlarına; Aşura günü oruç tutulursa bir senenin günahlarına keffâret olacağı keza bir kulun âmin demesi meleklerin âminine tesadüf ederse geçmiş günahları affolunacağı bildiriliyor. Bunlar neye keffâret olacaktır? diye sorulabilir. Ulemâ bu suale şu cevabı vermişlerdir: Bu zikredilenlerin her biri keffâret olmaya elverişlidir. Eğer keffâret olacak küçük günahlar bulunursa onlara keffâret olurlar. Kulun büyük veya küçük hiç bir günahı yoksa mezkûr abdest ve namazlarla kula hasenat yazılır. Dereceleri yükseltilir. Küçük günahı yokta büyük günahı bulunursa büyük günahların cezasını hafifleteceklerini ümit ederiz Allah-u A'lem.
[5/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Humeyd es-Saidi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Dünya talebinde mutedil olun. Çünkü herkes, kendisi için yaratılmış olana müyesserdir (kazanmaya hazırlanmıştır).'
Kütüb-i Sitte
[5/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: 66. Şeytan,nefis ve kötü arkadaş,ara bozmaya çalıştığı için arkadaşlığı devam ettirmek zor olur.Bunun için ,'arkadaşlık ince ve lâtif bir cevherdir'.(Müstedrek 4/171)
[5/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Felsefeci Hilmi Ziya Ülken’in Vefatı 1974
• Dünya Çevre Koruma Günü
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[5/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“...Nihayet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz (görevli melekler) onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler.”
En’am 61
[5/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Vasiyet etmeye değer bir şeyi bulunan Müslümanın, vasiyeti yanında yazılı olmadan iki gece geçirmesi doğru değildir.”
Buhârî, Vesâyâ 1
[5/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: BEŞ ADIMDA İŞ HAYATINDAKİ STRESTEN UZAKLAŞMAK
Çalışırken kendinizi zaman zaman stresli, yorgun ya da bunalmış hissetmeyi olağan karşılayabilirsiniz. Ancak stresli ruh haliniz kronikleşmeye başladıysa bu durumun, hem çalışma motivasyonunuzu hem de performansınızı olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Her kişinin çalışma öyküsü ve koşulları bir diğerinden farklı olabileceği için iş hayatında strese yol açan sayısız unsur olabilir. Ne var ki, bazı unsurların stresli bir çalışma ortamının kapılarını daha net bir şekilde araladığını söyleyebiliriz.
İş hayatınız boyunca sürekli ya da çoğunlukla stresli hissetmenizin birçok farklı sebebi olabilir. Önemli olan soru, stres duygusuyla başa çıkabilmek için neler yapabileceğinizdir. Gelin, iş hayatınızı stresten mümkün olduğunca arındırmak için uygulayabileceğiniz ipuçlarına birlikte göz atalım.
• Hedeflerinize Yönelik Planlar Yapın
• Kendinize Zaman Ayırmayı Unutmayın
• Gerektiğinde Hayır Demekten Çekinmeyin
• Takım Arkadaşlarınıza Güvenin
• Kendi Düzeninizi Oluşturun
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[5/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَوْ أَنَّ الدُّنْيَا كُلَّهَا بِحَذَافِيرِهَا بِيَدِ رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي ثُمَّ قَالَ: اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ لَكَانَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ أَفْضَلَ مِنْ ذٰلِكَ كُلِّهِ. (الجامع الصغير)
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Dünya ve içindekilerin tamamı, ümmetimden bir kimsenin elinde olsa, sonra o (şükür için) ‘Elhamdülillâh’ dese, ‘Elhamdülillâh’ sözü elbette bunların tamamından daha faziletli olur.” (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)
05 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[5/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: ŞÜKÜR, NİMETİN ARTMASINA VESİLEDİR
Allâhü Teâlâ, İbrahim Sûresi’nin 7. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmuştur -meâlen-: “Ve düşünün ki Rabb’iniz şöyle ilan buyurdu: Eğer siz şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım…”
Ebû Abdullah el-Hâris er-Râzî rahimehullâh’tan şöyle rivâyet olunmuştur:
Allâhü Teâlâ, peygamberlerinden birisine şöyle vahyetmiştir: “Ben, falan kulumun ömrünün yarısının fakirlik, diğer yarısının da zenginlikle geçmesini takdir ettim. Kendisine sor, hangisini isterse onu önce vereyim.”
O peygamber de o zâtı çağırıp gelen vahyi kendisine haber verdi. O zât da “Ailemle istişare ettikten sonra size haber vereyim.” dedi. Ailesinin yanına dönüp haberi verdiği vakit hanımı, “Zenginliğin fakirlikten önce olmasını isteyelim.” dedi. Adam, “Zenginlikten sonra fakirlik zor olacaktır. Fakirlikten sonra zenginlik ise pek güzel, tatlı olur.” dedi. Hanımı, ısrar edince o zât da peygamberine gidip, ömrünün ilk yarısının zenginlik ile geçmesini arzu ettiğini bildirdi.
Allâhü Teâlâ, onların dünyevî imkânlarını genişletti ve onlara zenginlik kapılarını açıverdi. Hanımı, “Eğer bu zenginlik nimetinin elinden gitmesini istemiyorsan, o nimetlerin şükrünü eda et ve insanlara karşı cömert ol.” dedi. Adam da öyle yaptı. Mesela ne zaman kendisine bir elbise alacak olsa, kendisi ile beraber bir fakire de elbise alırdı.
Adamın ömrünün yarısı zenginlikle geçip tamam olduğu vakit, Allâhü Teâlâ, peygamberine tekrar vahyederek, “Falanca kulumun ömrünün yarısını fakirlik, yarısını da zenginlik ile geçmesini takdir etmiştim. Fakat kulumu, nimetlerime şükreder bir hâlde buldum. Şükür ise nimetin artmasına vesiledir. Kuluma bildir; nimetime olan şükrü sebebiyle ömrünün diğer yarısında da ona zenginlik ihsan eyledim.” buyurdu.
İSİMLERİMİZ: Erkek: Cemil, Kız: Cemile
05 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[5/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Kim bir iyilik getirirse, ona bundan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse, bilsin ki, kötülük işleyenler ancak yapmakta olduklarının cezasına çarptırılırlar.
[Kasas Sûresi.84]
[5/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: (Bir Ayet-Bir Yorum)
TAKVA
“...(Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara, 2/197)
Bir Müslüman’ın hayatında temel konu, Allah’a karşı duydu- ğu saygı ve sevgidir. Bu, dindarlığın esasını ve özünü oluştur- maktadır. İbadet, ahlak vb. konulardaki dinî buyrukların hepsi buna dayanmaktadır. Dolayısıyla Allah’la olan ilişki sağlam ol- duğu ölçüde dinî hayat da buna bağlı olarak mükemmel hâle gelir. Kulun Allah katındaki değeri de O’na gösterdiği saygı ölçüsündedir. Allah-kul ilişkisinde en temel konu takvadır.
Takva, Allah’a karşı sorumluluk şuuruna sahip olmaktır, do- layısıyla ilâhî buyruklara karşı gelmekten sakınmadır. Bu, manevî hayatımızın devamı için mutlaka sahip olmamız gere- ken bir haslettir.
DİNÎ KAVRAMLAR
ECEL
Ecel, canlılar için Allah ta- rafından önceden takdir edilen hayat süresi ve bu- nun sonu olan ölüm vakti demektir. Bu âlemde, dün- yanın kendisi de dâhil her şeyin belirlenmiş bir eceli vardır. İnsanın eceli, sade- ce Allah tarafından bilinen ve onun ölümü ile gerçekle- şen vakittir. Her an ecelinin gelebileceği bilinciyle ted- birli yaşamak, kulluk şuu- runun bir gereğidir.
ÖZLÜ SÖZ
Allah’ın nimetlerine şükretmek, o nimetin devamına ve artmasına sebep olur. (İmam Gazzâli)
[5/6 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Haccın rükün ve şartlarının yanında bir de vâcip olan törenleri (menâsik) vardır. Bunların terkedilmesiyle hac geçersiz (fâsid) olmaz ise de mazeretsiz terkedilmesi tahrîmen mekruhtur. Ayrıca meşrû bir mazeret olmadıkça terkedilen veya zamanında yapılmayan her vâcip için ceza gerekir. Diğer ibadetlerde olduğu gibi haccın vâcipleri de kendileri müstakil birer nüsük olan 'aslî vâcipler' ve başka bir nüsüke bağlı olan 'dolaylı (fer`î) vâcipler' olmak üzere ikiye ayrılır. Hanefî mezhebinde haccın aslî vâcipleri sa`y, Müzdelife'de vakfe, şeytan taşlama, halk veya taksir ve vedâ tavafı olmak üzere toplam beş törenden (nüsük) ibarettir. Bunlardan sa`y ile halk veya taksir, hem hac, hem de umrede vâciptir. Diğer üçü ise umrede yoktur. Bu bölümde sadece aslî vâcipler kısaca açıklanacaktır. Fer`î vâcipler yeri geldikçe bağlı oldukları menâsikle birlikte ele alınmıştır.
A) SA`Y
Sa`y sözlükte 'koşmak, çaba göstermek' gibi anlamlara gelir. Hac ve umre ile ilgili bir terim olarak ise sa`y, Kâbe'nin doğu tarafında bulunan Safâ ve Merve adlı iki tepe arasında, Safâ'dan başlanıp Merve'de tamamlanmak üzere yedi defa gidip gelmeyi ifade eder. Safâ'dan Merve'ye gidiş bir şavt ve Merve'den Safâ'ya dönüş bir şavt olur. Sa`yin yapıldığı Safâ ile Merve arasındaki yaklaşık 350 metrelik mesafeye de 'mes`â' (sa`y yeri) denir.
Buhârî'deki bir rivayetten anlaşıldığına göre sa`yin aslı, Hz. İsmâil'in annesi Hâcer'in su aramak maksadıyla bu iki tepe arasında koşmasına dayanmaktadır (Buhârî, 'Enbiyâ', 9).
Sa`y Hanefî mehebine göre hac ve umrenin vâciplerinden, diğer üç mezhebe göre ise haccın rükünlerindendir.
a) Sa`yin Geçerli Olmasının Şartları
1. Sa`yi, ihrama girdikten yani hac veya umre yahut her ikisi için niyet ve telbiye yaptıktan sonra yapmak. İhrama girmeden önce hac veya umre menâsikinden hiçbiri yapılamaz.
Sa`yin sahih olması için, ihrama girdikten sonra yapılması şart ise de ihramlı olarak yapılması şart değildir; belirli menâsik tamamlanıp ihramdan çıktıktan sonra da yapılabilir. Nitekim hac için ihrama giren kimse, kurban bayramının ilk günü fecr-i sâdıktan önce ihramdan çıkamayacağı için, Arafat vakfesinden önce hac sa`yini yapmak isterse, ihramlı olarak yapar. Arafat dönüşü ziyaret tavafından sonra yaparsa, ihramsız olarak da yapabilir. Efdal ve sünnete uygun olan da budur. Umre sa`yinin ihramlı olarak yapılması vâciptir. Umre tavafının dördüncü şavtından sonra tıraş olan kişi, ihramdan çıkmış olur. Bu kişinin ihramsız olarak yapacağı umre sa`yi sahihtir, fakat sa`yi tamamlamadan ihramdan çıkarak vâcibi terkettiği için ceza (dem) gerekir.
2. Hac sa`yini hac ayları başladıktan sonra yapmak. İhrama girme dışında, hacla ilgili menâsikten hiçbiri, hac ayları girmeden yapılamaz.
3. Sa`yi muteber bir tavaftan sonra yapmak. Sa`y tek başına müstakil bir nüsük değildir. Ancak muteber bir tavaftan sonra, ona bağlı olarak yapılabilir. Muteber tavaf, hades-i ekberle yani cünüp, aybaşı veya lohusa olarak yapılmamış olan tavaftır.
4. Şavtların çoğunu yani en az dördünü yapmış olmak. Hanefî mezhebinde, sa`yin yedi şavtından dördü rükün, üçü vâciptir. Diğer üç mezhepte bütün şavtlar rükündür.
5. Sa`ye Safâ'dan başlamak. Merve'den başlanırsa ilk şavt sahih olmaz.
b) Sa`yin Vâcipleri
1. Sa`yi yürüyerek yapmak. Yürümekten âciz olan hasta, yaşlı ve sakatlar, arabaya binerler.
2. Yedi şavta tamamlamak (ilk dört şavt rükündür).
c) Sa`yin Sünnetleri
1. Tavaf bitince, tavaf namazı kılmak dışında ara vermeden sa`ye başlamak.
2. Sa`y yapmaya gitmeden önce Hacerülesved'i istilâm etmek.
3. Hadesten tahâret, yani sa`yi abdestli olarak yapmak. Tavaflarını temiz olarak yaptıktan sonra âdet görmeye başlayan kadınların sa`y yapmaları kerâhetsiz olarak câizdir.
4. Necâsetten tahâret. Bedende, ihramda ve elbisede namaza engel pislik bulunmamak.
5. Her þa
[5/6 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: (Bedir'de) karsi karsiya gelen su iki gurubun halinde sizin için büyük bir ibret vardir Biri Allah yolunda çarpisan bir gurup, digeri ise bunlari apaçik kendilerinin iki misli gören kâfir bir gurup Allah diledigini yardimi ile destekler Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardir (AL-İ İMRAN/13)
Hani sen, sabah erkenden müminleri savas mevzilerine yerlestirmek için ailenden ayrilmistin -Allah, hakkiyle isiten ve bilendir-O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmustu Halbuki Allah onlarin yardimcisi idi Müminler, yalniz Allah'a dayanip güvensinlerAndolsun, sizler güçsüz oldugunuz halde Allah, Bedir'de de size yardim etmisti Öyle ise, Allah'tan sakinin ki O'na sükretmis olasinizO zaman sen, müminlere söyle diyordun: Indirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli degil midir?Evet, siz sabir gösterir ve Allah'tan sakinirsaniz, onlar (düsmanlariniz) hemen su anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nisanli bes bin melekle sizi takviye ederAllah, bunu size sirf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasin diye yapti Zafer, yalnizca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katindandirAllah, kâfirlerden bir kisminin kökünü kessin veya onlari perisan etsin, böylece bozulmus bir halde dönüp gitsinler diye, size yardim eder) (AL-İ İMRAN/121-127)
Bir kisim insanlar, müminlere: 'Düsmanlariniz olan insanlar, size karsi asker topladilar; aman sakinin onlardan!' dediklerinde bu, onlarin imanlarini bir kat daha arttirdi ve 'Allah bize yeter O ne güzel vekîldir!' dediler (AL-İ İMRAN/173)
Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalik dokunmadan, Allah'in nimet ve keremiyle geri geldiler Böylece Allah'in rizasina uymus oldular Allah büyük kerem sahibidir (AL-İ İMRAN/174)
Hatirlayin ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureys ordusundan) birinin sizin oldugunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanin (kervanin) sizin olmasini istiyordunuz Oysa Allah, sözleriyle hakki gerçeklestirmek ve (Kureys ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardini kesmek istiyordu (Bunlar,) günahkârlar istemese de hakki gerçeklestirmek ve bâtili ortadan kaldirmak içindi Hatirlayin ki, siz Rabbinizden yardim istiyordunuz O da, ben pespese gelen bin melek ile size yardim edecegim, diyerek duanizi kabul buyurdu Allah bunu (meleklerle yardimi) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatissin diye yapmisti Zaten yardim yalniz Allah tarafindandir Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir O zaman katindan bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldiriyordu; sizi temizlemek, seytanin pisligini (verdigi vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine baglamak ve savasta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yagmur) indiriyordu Hani Rabbin meleklere: 'Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüregine korku salacagim; vurun boyunlarina! Vurun onlarin bütün parmaklarina! diye vahyediyordu (ENFAL/7-12)
(Ey kâfirler!) Eger siz fetih istiyorsaniz, iste size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz) Ve eger (inkardan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir Yine (Peygamber'e düsmanliga) dönerseniz, biz de (ona) yardima döneriz Toplulugunuz çok bile olsa, sizden hiçbir seyi savamaz Çünkü Allah müminlerle beraberdir (ENFAL/19)
Hatirlayin ki, (Bedir savasinda) siz vâdinin yakin kenarinda (Medine tarafinda) idiniz, onlar da uzak kenarinda (Mekke tarafinda) idiler Kervan da sizden daha asagida (deniz sahilinde) idi Eger (savas için) sözlesmis olsaydiniz, sözlestiginiz vakit hususunda ihtilâfa düserdiniz Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanin açik bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olmasi, yasayanin da açik bir delille yasamasi için (böyle yapti) Çünkü Allah hakkiyla isitendir, bilendir Hatirla ki, Allah, uykunda sana onlari az gösterdi Eger onlari sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu is hakkinda münakasaya girisecektiniz Fakat Allah (sizi bundan) kurtardi Süphesiz O, kalplerin özünü bilir Allah, olacak bir isi yerin
[5/6 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: VAKIF
5772 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Hz. Ömer radıyallahu anh Hayber'de (ganimetten) bir arazi sahibi oldu. (Bunu tasadduk etmesini emreden bir rüyayı üst üste üç gün görmesi üzerine) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek.'
'Ey Allah'ın Resülü! Ben Hayber'de bir tarlaya sahip oldum. Şimdiye kadar yanımda böylesine değerli bir arazim hiç olmadı. Bu tarla için bana ne emir buyurursunuz?' diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
'Dilersen onun aslını (Allah için) hapset ve (gelirini) tasaddut et!' buyurdular. Bunun üzerine Hz. Ömer radıyallahu anh araziyi tasadduk etti ve aslının satılamayacağını ve satın alınamayacağını, vâris olunamayacağını, hibe edilemeyeceğini söyledi.
Râvi der ki: 'Ömer bu araziyi fakirlere, akrabalara, kölelere, Allah yolunda harcamalara ve yolculara bağışladı. -Bir rivayette misafirlere de denmiştir.- Onun işlerini üzerine alanın ondan maruf üzere yemesinde veya bir dostuna yedirmesinde bir beis yoktur, yeter ki, malı kendine sermaye yapmasın.'
Buhârî, Şurüt 19, Vesâya 28, İmân 33; Müslim, Vasiyyet 15, (1632); Ebu Dâvud, Vesâya 13, (2878); Tirmizî, Ahkâm 36, (1375); Nesâî, Ahbâs 1, (6, 230); İbnu Mâce, Sadakât 4, (2396).
5773 - Yahya İbnu Sa'id anlatıyor: 'Abdülhamid İbnu Abdillah (İbni Abdillah) İbni Ömer İbni'I-Hattâb radıyallahu anhüm, Hz. Ömer'in sadaka (kıldığı arazinin vakfiyesini) bana istinsah ediverdi. Şöyle yazılıydı: 'Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu, Allah'ın kulu Ömer'in Semş (nam arazi) hakkında yazdığı (vakfiyename)dır.' Burada (Râvi Yahya İbnu Sa'id) Hz. Ömer'le ilgili haberinde Nâfi'in İbnu Ömer'den naklettiğinin benzerini anlattı ve: 'Bir malı kendinin kılmaksızın' dedi. Yine o Vakfiyanemede şu da vardı: '(Mütevellinin ihtiyacından sonra) onun mahsulünden her ne artarsa, bu, (sayılan diğer ödeme mahallerindeh başka) dilenciler ve yoksullar içindir.'
Devamla der ki: 'Kıssayı aynen nakletti ve dedi ki: 'Semğ'in velisi dilerse, oranın mahsulünden ödeyerek köle satın alıp, arazinin işlenmesinde kullanır. Bunu Mu'aykib yazdı. Abdullah İbnu'l Erkâm şahid oldu.'
Bismillahirrahmanirrahim. Bu, Allah'ın kulu mü'minlerin emiri Ömer'in vasiyetidir. Eğer ona (Ömer'e) bir şey olursa (yani Ömer ölürse); Semş, Sırma İbnu'I Ekva', ve orada(ki işleri yürütmek üzere) bulunan köle, Hayber'de bulunan yüz hisse ve orada bulunan köle, Vadi(l-Kura) da Muhammed aleyhissalatu vesselâm'ın bana taam olarak verdiği yüz (vask)ın idaresi; yaşadığı müddetçe Hafsa'ya aittir (Hafsa'dan) sonra onun idaresi, Hafsa'nın ailesinden re'y sahibi birine aittir, o şartla ki bu emval satılmaz; satın alınmaz. (Mütevelli, ihtiyaçtan artan mahsulü) dilenci, muhtaç ve akrabalardan münasib gördüklerine infak eder.' (Bu vakfın idaresini üzerine alan mütevellinin) bundan yemesinde, yedirmesinde veya o paradan köle satın almasında bir mahzur yoktur.'
Ebu Dâvud, Vesâya 13, (2879).
[5/6 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.'
Buharî, İman 31; Müslim, İman 205, (129).
[5/6 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Şüphesiz ki sen gizlediğimizi de açıkladığımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiç bir şey Allah’a gizli kalmaz.” (İbrâhim, 14/38)
[5/6 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Açık yürekle konuşan düşman, içten pazarlıklı dosttan iyidir.[Hz. Ali]
[5/6 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ÜMM-İ HÂNİ
Peygamber efendimiz hicretten bir yıl önce Tâif’e gidip, Tâif halkına bir ay nasîhat edip, onları îman etmeye dâvet etmişti. Tâif halkından hiç kimsenin îman etmemesi ve işkence yapmaları üzerine Mekke’ye dönmüştü.
Misâfir geldim
Çok üzgündü ve her taraf düşman doluydu. Bir gece Mekke’de Ümm-i Hânî’nin Ebû Tâlib mahallesinde bulunan evine geldi. Ümm-i Hânî, o zaman îman etmemişti. Peygamber efendimiz kapısını çaldı. İçeriden Ümm-i Hânî’nin sesi duyuldu:
- Kimdir o?
- Amcanın oğlu Muhammed’im, kabûl edersen, misâfir geldim.
- Senin gibi doğru sözlü, emin, asil, şerefli misâfire can fedâ olsun. Yalnız, tesrif edeceğinizi önceden bildirseydiniz bir şeyler hazırlardım. Şimdi yedirecek bir şeyim yok.
- Yiyecek, içecek istemem. Hiçbiri gözümde yok. Rabbime ibâdet etmek, yalvarmak için bir yer bana yetişir.
Ümm-i Hânî, Resûlullahı içeri alıp, bir hasır, bir leğen, ibrik verdi. Gelen misâfire ikrâm etmek, onu düşmandan korumak, Araplar için en şerefli vazife sayılırdı. Bir evdeki misâfire zarar gelmesi, ev sahibi için büyük yüzkarası olurdu.
Ümm-i Hânî düşündü ki; “Amcasının oğlunun Mekke’de düşmanları çok, hatta öldürmek isteyenler var. Şerefimi korumak için, sabaha kadar onu gözeteyim” dedi. Babasının kılıcını alıp, evin etrafinda dolaşmaya başladı.
Resûlullah efendimiz, o gün çok incinmişti. Abdest alıp, yalvarmaya, af dilemeye, kulların îmana gelmesi, saadete kavuşmaları için duâya başladı. Çok yorgun, aç ve üzüntülüydü. Hasır üzerine uzanıp uyuyuverdi.
Sonra Cebrâil aleyhisselâm gelip, ayağının altından öperek uyandırdı. Bundan sonra Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem uyanıkken ruh ve bedeniyle Mîrâca çıkarıldı.
Ertesi sabah Peygamber efendimiz Ümm-i Hânî’ye, gece mîrâca çıktığını anlattı. Ümm-i Hânî dedi ki:
- Ey amcamın oğlu! Sakın bunu Kureyşlilere söyleme! Onlar seni yalanlarlar ve seni üzerler.
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Vallahi ben bunu onlara söyleyeceğim.
Îman etti
Ümm-i Hânî, kocası Hübeyre bin Ebî Vehb’in müşrik olması sebebiyle, hicret sırasında îman etmemiş olarak Mekke’de kalmıştı. Bu durum Mekke’nin fethine kadar devam etti. Mekke’nin fethedildiği gün, kocası Necrân’a kaçtı.
Ümm-i Hânî ise Kureyş kadınlarından on kişilik bir grupla Peygamberimizin yanına gelip, Müslüman oldu. Vefât tarihi kesin olarak bilinmemekte olup, Hz. Ali’den sonra vefât ettiği rivâyet edilmiştir.
Ebû Tâlib’in kızı ve Hz. Ali’nin kızkardeşi olan Ümm-i Hânî’nin asıl adı Fakite idi.
[5/6 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun karşılığı
Oruç tutmak suretiyle Allah'ın emrini seve seve yerine getiren mü'minlerin bağışlanacağını, günahlarının affedileceğini müjdeleyen peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'Bir kimse inanarak ve mükâfatını umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.'
Lütuf ve rahmeti sonsuz olan Yüce Allah, ibadetlerimize ve yaptığımız iyiliklere en az bire on kat mükafat vereceğini bildirmiştir. Bu mükâfatın bazı ibadetlerde bire yediyüz katına kadar artırılacağını peygamberimiz haber vermiştir. Ancak oruç bununla da sınırlı değildir, onun mükâfatı çok daha fazla olacaktır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'Âdemoğlunun her amelinin karşılığı kat kat verilir. Bir iyilik on katından yediyüz katına kadar mükâfatlandırılır.'
Allah Tealâ buyuruyor ki:
-'Ancak oruç müstesna, zira oruç, doğrudan doğruya bana edilen (riya karışmayan) bir ibadettir. Onun mükâfatını ben veririm. Oruçlu yemesini, içmesini ve cinsel arzularını benim için bırakmıştır.'
Görülüyor ki, Yüce Allah, oruca ayrı bir değer vermiş, mükâfatının çok fazla olacağına işaret etmiştir. Çünkü oruç, büyük bir sabır ve fedakârlıkla yerine getirilen bir ibadettir. İnsanın yılda bir ay süre ile imsak vaktinden güneş batıncaya kadar en tabiî hakkı ve zorunlu ihtiyacı olan yemesini, içmesini bırakması, cinsel arzularından uzak durması sağlam bir inancın ve Allah'ın emirlerine tam bir teslimiyetin göstergesidir.
Bu sabır ve fedakârlık; Ancak Allah için yapılır. İnsanların görmediği ve vicdanı ile başbaşa kaldığı yerlerde de orucunu tutan bir mü'min, inancında samimî olduğunu ispat etmiş, büyük bir sınav kazanmıştır. Mükâfatı da ona göre büyük olacak, kat kat verilecektir.
Dünya işlerinde de görevinde üstün başarı gösteren kimseye ödülünü bizzat devlet başkanının verdiğini görürüz. Devlet başkanının verdiği bu ödül, maddî ve manevî büyük bir değer taşır. Oruç ibadetinin mükâfatı da böyledir.
Oruç ibadetini yerine getirenler, Cennete kendileri için özel olarak ayrılan bir kapıdan gireceklerdir.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'Cennette 'Reyyan' denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde Cennete yalnız oruçlular girerler; o kapıdan onlardan başka hiç bir kimse giremez.'
Oruç ibadetini yerine getiren ve gerçek anlamda büyük bir sınav kazanan mü'min; ahirette Allah'a kavuşup mutluluğun zirvesine çıktığı gün en büyük sevinci tadacaktır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'... oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar vaktindeki sevinci, diğeri de (orucunun mükâfatını almak üzere) Ahirette Rabbine kavuştuğu andaki sevincidir.'
[5/6 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Ahde Vefâ
Sözünde durma, sözünü yerine getirme. Verdiği sözde durmayıp cayan gaddâr (zâlim), hâin kimse için kıyâmet günü bir sancak dikilir ve; 'Dikkat olunsun bu sancak falan oğlu falanın ahde vefâsızlık alâmetidir' denilerek teşhîr edilir (gösterilir) . (Hadîs-i şerîf-Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Sünen-i Tirmizî) Ahde vefâsızlığın yaygın hâl aldığı bir millette cinâyet çok olur... (Hadîs-i şerîf-Müsned-i Ebû Ya'lâ, Beyhekî, El-Müstedrek)
[5/6 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: Adal
T. Nam kazan, ün al
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[5/6 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Dişi ya da erkek hayvandan hangisinin kurban edilmesi daha faziletlidir?
Deve, sığır gibi büyükbaş hayvanlarla, koyun, keçi gibi küçükbaş hayvanların belirli şartları taşımaları durumunda, erkek olsun dişi olsun kurban olarak kesilebilecekleri hususu Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadis ve uygulamaları ile sabittir. Kurban edilecek hayvanın cinsiyeti, kurban ibadetinin fazileti açısından bir ölçü değildir. Ancak sığırın dişisinin kurban edilmesinin faziletli olduğu görüşünü ileri süren fakihler olmuştur (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, VI, 322). Bu görüşü o fakihlerin yaşadıkları toplum ve dönemin şartlarına göre değerlendirmek daha isabetli olur. Tarıma dayalı bir toplumda erkek sığırın gücünden daha fazla yararlanılma imkanının bulunması göz önünde bulundurularak böyle bir görüş ortaya atılmış olabilir. Ancak bu görüşler, dinin değişmez esasındanmış gibi kabul edilmemelidir. Bunlar, toplum menfaati göz önünde bulundurularak ortaya konulmuş görüşlerdir. Günümüzde de aynı esastan hareketle dişi sığırların kurban edilmesinin üretime zarar vermesi halinde, erkek sığırların tercih edilmesi uygun olur. Ayrıca kurbanlık hayvanın erkek veya dişi olması, kurbanın geçerlilik şartları arasında yer almamaktadır.
[5/6 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: ZİYÂRET
Görmeye gitmek demektir. Burada maksat, ihramlı olarak tavaf, sa'y ve vakfe gibi menâsiki usûlüne göre yapmaktır. Ziyâret belirli zamanda ve Arafat vakfesi ile birlikte olursa 'Hac'; herhangi bir zamanda, vakfesiz olarak icrâ edilirse 'Umre' adını alr.
Hacca 'hacc-ı ekber', umreye 'Hacc-ı asğar' da denir. Arefe günü Cuma'ya rastlayan hacca, hacc-ı ekber denilmesi hatadır. Ancak, arefe günü Cuma'ya rastlayan hac daha faziletlidir.
[5/6 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri 'selam' dır.'
(İbrahim, 14/23)
http://www.duavesureler.com
[5/6 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim Allah'ın rızasını talep ederek bir mescid inşa ederse, Allah ona cennette bir ev inşa eder.'
(Müslim, 'Mesacid', 24)
http://www.duavesureler.com
[5/6 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Kalbimi nifaktan, amelimi riyadan, dilimi yalandan, gözümü hıyanetten temizle. Çünkü sen gözlerin hain bakışlarını ve kalplerin sakladıklarını bilirsin.'
null
http://www.duavesureler.com
[5/6 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: 'Dünyada yapılan günahların hesabı, azabı ve cezası ahirettedir. Ölmeden önce iyi amelde bulunmaya acele edin.' Seyyid Muhammed Raşid [kuddise sırruhû]
Semerkand Takvimi
[5/6 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Sabır İmtihanı
Hayat bir fırsat ve ganimettir. Harcandığında bir daha ele geçmez. Boşa gitmemesi, pişmanlıkla bitmemesi için sabır gerekir. Kurtulmanın tek çaresi sabretmektir.
Kişi, ilk olarak gayeye ermek ve ibadet edebilmek için tahammül göstermelidir. İbadet nefis için büyük bir zahmet ve ağırlıktır. Kişi, nefsinin karşı çıkışına ve ibadet lezzetine varamamış olanların hallerine uymayıp, kötü emsali örnek almayıp sabretmesi lazım gelir. Zira sabır kulluğun birinci basamağıdır.
İkinci olarak, fedakârlık isteyen taat ve ibadete riya ve gösterişin katılmamaya da sabretmek gerekir. Riya gibi, gösteriş gibi, ihlâssızlık gibi ibadeti bâtıl eden hallerden kurtulmak için yine sabır gereklidir.
Üçüncü olarak, sıkıntı, güçlük ve musibetlerle dolu dünya hayatına sabır lazımdır. Dünyanın kendisi beladır. Allah için olmayan bir dünya hayatı musibettir. Seni Allah’a götürmeyen dünya, nimet değil musibettir.
İnsan hayatı boyunca türlü meşakkatlere katlanır. Âfetler, hırsızlıklar, uğradığı hakaret ve haksızlıklar... Kulluk için bir imtihandır ve bunlara sabretmek lazım gelir.
Semerkand Takvimi
[5/6 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri 'selam' dır.'
(İbrahim, 14/23)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=S/67RMqmrVs=
[5/6 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Helâl olan nimetlerinle yetinmemi, haramlardan müstağni olmamı ihsan eyle, fazlı kereminle beni Senden başkasına muhtaç eyleme.”
(Hakim, 'De’avat', No: 1973)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=S/67RMqmrVs=
[5/6 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah'ın adıyla, Allah Resulune salât ve selam olsun. Allah'ım , günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç. '
(Müslim, 'Müsafirin', 68)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=S/67RMqmrVs=
[5/6 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur. Hadis-i Şerif
[5/6 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir. Ayın dolaşımı için de konak yerleri belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
(Yâsîn, 36/38-40)
[5/6 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Kim Allah için hacceder, çirkin söz ve günahlardan sakınırsa, annesinden doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak döner.,
(Al-Bukhari)
[5/6 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!
(Mü'minûn, 23/118)
[5/6 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Ahir
Varlığının sonu olmayan, ölümsüz, ebedî ve bâkî olan
[5/6 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Hızır Olduğunu Söylerim
Ramazan... Cuma günü... Cuma vakti... Cami... Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde... Girenlerin arasında... O... Hızır... Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor... Hızır'ın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta...
Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır a.s. adamı dürtüklüyor:
- Uyuyacaksın, der. Adam:
- Uyumam, beni rahat bırak.
Hızır a.s. ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek:
- Uyuyacaksın dedim, der. Adam:
- Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz.
Hızır a.s. susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah'a yönelerek:
- Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştirki bendeki listede bunun ismi yok.
Cevap gelir:
- Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden...
Allah sevdiklerinden etsin... Sevmek, seviyorum demek bir iddia. İş sevilenlerden olmak...
[5/6 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım! dünyada ve ahirette Senden esenlik isterim; Allah'ım, dinim, dünyam, ailem ve malım konusunda Senden af ve esenlik isterim. Allah'ım, ayıplarımı ört. Korkularımdan beni emin eyle. Önümde, ardımda, sağımda, solumda, üstümde olanlardan beni koru. Altımdakilerden de Senin azametine sığınırım.' (Ebû Davud)
[5/6 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Kabir, âhirete giden yoldaki konaklama yerlerinden ilkidir. Kişi ondan sağ salim kurtulursa sonrası daha kolay olur. Eğer kurtulamazsa ondan sonrası daha çetin gelir.
(İbn Mâce, Zühd, 32; Tirmizî, Zühd, 5)
[5/6 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: MAKALE............ TÜRK ASRI BAŞLIYOR
Sovyetler Birliği döneminde çeşitli vesilelerle sık sık Türk Cumhuriyetlerine gittik. Çok acı manzaralarla karşılaştık. Açlık ve yokluğun yanında ezilen, dışlanan, horlanan milyonlarca insanımızla karşılaştık. Bizi en çok yıkan ise yıkanan beyinlerdi. Hiçbiri aynı kökenden geldiğimizi bilmiyordu. Komünist rejimin eğitim sisteminde Türklük diye bir kavram yoktu.
Dünyaya iz bırakan, Alparslanların, Ertuğrul Gazilerin, Osman Gazilerin donanımlı olarak Orta Asya'dan yollara çıkıp Anadolu'ya gelmeleri tarihin seyrinin değişmesine yol açmıştı. Özbekistan'da halk Hoca Ahmet Yesevî'ye büyük hayranlık duyuyordu. .
Ancak; “Biz de sizlerle aynı soydan geliyoruz. Buralardan göç ederek Anadolu'ya geçti atalarımız.” dediğimizde tuhaf tuhaf yüzümüze bakıyorlardı. İnanmıyorlardı. Taşkent'te “Biz Özbekiz”, Almatı'da “Biz Kazakız” diyerek ayırıyorlardı kendilerini.
Son yıllarda gerek yumuşak güçle, gerekse sert güçle, Karabağ'dan dahi koridor açarak Çin sınırına kadar uzanan bir güzergâhta, Türk Cumhuriyetleri ve bölge ülkeleri ile inanılmaz bir ekonomik ağlar, yollar örmüştük. Gönüldaşlarımızda, karındaşlarımızda bir kalkışma vardı artık. Unutturulan Türklük şuuru, yerini kucaklaşmaya, büyük buluşmalara ve birleşmeye bırakıyordu. Bugün binlerce genç Kazakistan'da, Özbekistan'da İslâm dînini en doğru kaynaklardan öğreniyor, câmilere koşuyor, “Biz Türküz” diyor. Sovyet rejiminin o izleri hayal edemeyeceğiniz büyüklükte siliniyor. Milyonlarca Macar dahi “Biz Türküz” diye kalkışma başlatarak uyanışa geçti. Yıllar önce gittiğimiz ülkerlerde Türk olduğumuzu öğrenince; “Nerede kaldınız?” diyorlar.
Bekir Hazar (Takvim Gazetesi 05.10.2021)
BUGÜN........... DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ
Birleşmiş Milletler tarafından 1972’de alınan bir kararla, 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edildi. Çevrenin korunması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi konusunda gösterilen çabaların gâyesi, insanların daha sağlıklı ve güvenli bir çevrede hayatlarının sağlanmasıdır. Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de, şehirlerde insanların karşılaştığı en büyük çevre problemi çöptür. Son zamanlarda; cam, kâğıt, karton, plastik ve metal gibi atıklar ayrı ayrı toplanıp, çeşitli sektörlerde kullanılabilliyor.
05.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[5/6 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Said İbnu'l Müseyyeb (ra)
Ensardan biri ölmek üzere idi. Dedi ki: 'Size bir hadis rivayet edeceğim. Bunun da sadece sevap ümidiyle yapacağım. Resulullah (sav)'ı işittim, şöyle buyurmuştu: 'Biriniz abdest alır ve abdestini güzel yapar sonra da namaza giderse, sağ adımını her atışta, bu adım sebebiyle Allah mutlaka ona bir sevap yazar, sol adımını attıkça da her seferinde mutlaka bir günahını döker. -Öyleyse (mescide) yaklaşsın veya uzaklaşsın- mescide gelir ve cemaatle namazını kılarsa mağfirete mazhar olur. Mescide geldiğinde namazın birkaç rek'ati kılınmış, birkaç rek'ati kalmış ise yetiştiğini cemaatle kılıp, kaçırdıklarını da tamamlamışsa, keza mağfirete mazhar olur. Eğer mescide geldiğinde namazı kılınmış bulur ve tek başına tamamlarsa yine mağfirete mazhar olur.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Salat 51, (563)
Hadisin Açıklaması:
null
[5/6 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: İşte bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’a râzı oldum. (Mâide Sûresi, âyet 3)
[5/6 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: Sizden birisi gerindiğinde veya aksırdığında sesini yükseltmesin. Zira seytan böyle durumlarda sesin yükselmesinden hoşlanır. Ravi: Hz. Seddat ibni Evs (r.a.)
[5/6 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) taksimden önce ganimetin satılmasını yasakladı.
Kaynak : Tirmizi, Siyer 14, (1563)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[5/6 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: emrolunur. O kimsenin rızkını, ecelini, amelini ve iyi bir kimse mi yoksa kötü bir kimse mi olacağı.
Kendisinden başka gerçek ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki sizden biri cennetliklerin yaptığı işi yapar ve kendisiyle cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır. Sonra ana rahminde iken yazılan hüküm öne geçer ve cehennemliklerin yaptıkları amelleri yaparak cehenneme girer.
Yine sizden biri cehennemliklerin yaptıkları işleri yapar ve kendisi ile cehennem arasında bir arşın mesafe kalır. Sonra ana rahmindeki yazılan yazgının hükmü öne geçer ve o kişi cennetliklerin yaptığı işleri yapmaya devam eder ve cennete girer. (Buhari, Bed’ül Halk 6, Müslim, Kader 1)
398- وَعَنْهُ قال : قال رسولُ اللَّهِ
يُؤْتَى بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لَهَا سَبْعُونَ أَلْفَ زِمَامٍ, مَعَ كُلِّ زِمَامٍ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ يَجُرُّونَهَا.
398: İbni Mes’ud (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Hesap günü cehennem getirilir. Cehennemin yetmiş bin yuları vardır ve her bir yuları çeken de yetmiş bin melek vardır.” (Müslim, Cennet 29)
399- عَنِ النُّعْمَان بْنَ بَشِيرٍ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ : إن أَهْوَنَ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ, لَرَجُلٌ تُوضَعُ فِي أَخْمَصِ قَدَمَيْهِ, جَمْرَتَان يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ, مَا يَرَى أن أَحَدًا أَشَدُّ مِنْهُ عَذَابًا, وَإنهُ لأََهْوَنُهُمْ عَذَابًا
399: Numan ibni Beşir (Allah Onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim demiştir:
“Kıyamet günü cehennemliklerin azabı en hafif olanı o kimsedir ki ayaklarının altına iki kor ateş konulur da onun etkisiyle beyni kaynar, hiçbir kimsenin kendisi kadar şiddetli azabta olduğunu hatırına getirmez. Halbuki o azap edilenlerin en hafifidir.” (Buhari, Enbiya 1, Müslim, İman 362)
400- عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ
أن النبي
قال : مِنْهُمْ مَنْ تَأخذهُ النَّارُ إِلَى كَعْبَيْهِ, وَمِنْهُمْ مَنْ تَأخذهُ النَّارُ إِلَى رُكْبَتَيْهِ, وَمِنْهُمْ مَنْ تَأخذهُ النَّارُ إِلَى حُجْزَتِهِ, وَمِنْهُمْ مَنْ تَأخذهُ النَّارُ إِلَى تَرْقُوَتِهِ .
400: Semüre ibni Cündüb (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Cehennemliklerin bazıları vardır ki ateş topuklarına bazılarının dizlerine ve bellerine bazılarının da köprücük kemiklerine kadar çıkar.” (Müslim, Cennet 33)
401- عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضي اللهُ عَنْهُمَا عَنِ النَّبِيِّ
يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ. قال : يَغِيبَ أَحَدُهُمْ فِي رَشْحِهِ إِلَى إنصَافِ أُذُنَيْهِ
[5/6 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. 'Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.' Kullarımdan şükredenler azdır.
-Sebe Suresi, 13
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[5/6 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3597]
Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bana misvağını yıkamam için verirdi. (Teberrük için, yıkamazdan) önce kendim kullanırdım, sonra yıkayıp ona verirdim.'
Ebu Davud, Taharet 28, (52).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[5/6 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: 'Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.' - Sâffât - 32. Ayet
[5/6 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Sizden biriniz helaya gitmek isterse, namaza da kamet getirilmiş olsa bile, o kimse (önce) helaya gitsin. - Ramuzel Ehadis
[5/6 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!” - Hûd, 11/47
[5/6 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Aylaklıktan usanan mirasyedi bir adam, ülkesinin sultanına çıkıp dürüstçe yaşamak için kendisine bir yol göstermesini istedi. Sultan adama ağzına kadar dolu bir fıçı zeytinyağı verdi. Bunun tek bir damlasını bile dökmeden şehrin bir ucundan öbür ucuna götürmesini söyledi. Döktüğü takdirde hemen orada boynu vurulacaktı. Yanına da kontrol için iki gözcü verdi. Adam bütün dikkatini ve zekâsını kullanarak bir damla bile dökmeden fıçıyı şehrin diğer ucuna götürdü. Sonra padişahın huzuruna yeniden çıktı. Görevi yerine getirdiğini söyledi. Padişah adama sordu: “Şehirde ne gördün?” O gün şehirde pazar kurulmuştu, her yer iğne atılsa yere düşmeyecek kadar kalabalıktı. Buna rağmen adam: “Efendimiz, fıçıdaki yağı dökmemek için öylesine bir dikkat içindeydim ki, bir an bile çevreye bakamadım. Bu nedenle hiçbir şey görmedim.” dedi. Padişah bu cevaptan sonra o kişiye şu tavsiyede bulundu: “İşte, yaptığın her işte böyle dikkatli olur, kendini işine verir, Allah’ın her an seni kontrol ettiğini aklından çıkarmazsan hiç bir zaman doğru yoldan ayrılmazsın.” - DOĞRU YOLDAN AYRILMAMAK
[5/6 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: İslâmda Muaşeret (Güzel Geçinme) Âdâbı
15- İslam dini, insanların muaşeretine (birbiriyle görüşüp konuşmalarına, toplum halinde medeniyet üzere yaşamalarına) büyük bir önem vermiştir.
Müslümanların birbirleriyle geçinmelerinde samimiyet, tevazu, sadelik, zorlanmama, karşılıklı yardım, nezaket, saygı, sevgi ve hayırseverlik bir esastır.
16- İslamda halk ile geçinmenin çeşitli yönleri ve dereceleri vardır. Bunların bir kısmı şunlardır:
1) Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalbli olmak. Bir müslüman daima güleryüzlü bulunur. Hiç bir kimseyi asık bir yüzle karşılamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yumuşak huylu, açık yüzlü kimseyi sever.'
2) Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınmak.
Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Müslüman odur ki, dilinden ve elinden müslümanlar selamette bulunur.
3) İnsanların eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilik yapmak.
Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sıddîkların (özü-sözü dosdoğru olanların) derecelerine geçmek istersen, senden ilgiyi kesene bağlan, senden esirgeyene sen ver, sana zulmedeni de bağışla.'
4) Dargınlığa hemen son vermek. Müslümanlar arasında bir dargınlık olursa hemen barışırlar, birbirlerinden üç günden ziyade ayrı kalmazlar. Müslümanların gönüllerinde düşmanlık ve kin duyguları yaşamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Üç günden ziyade kardeşine dargın kalmak bir müslümana helal olmaz.'
5) Dargınların arasını düzeltmeye çalışmak. Bir müslüman, iki din kardeşi arasında her nasılsa bir dargınlık olduğunu görünce aralarını bulmaya ve küskünlüğü gidermeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sadakanın en faziletlisi, dargınların aralarını bulup düzeltmektir.'
6) İnsanların kusurlarım araştırmamak ve yaymamak, aksine örtmeye çalışmak. Müslümanlar kimsenin kusurlarını araştırmazlar. Kimsenin ayıbını ve kusurunu araştırıp ortaya çıkarmaya ve göstermeye çalışmazlar. Buna aykırı hareket dinde yasaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul bir kulun kusurunu örterse, Allahü Teala Hazretleri de onu kıyamette örter. (günahlarını açığa vurmaz).'
7) Dostları arkalarından savunma. Bir müslüman gerektiğinde dostlarını, din kardeşlerini arkalarından savunur. Onlar hakkındaki yanlış fikirleri düzeltmeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul kardeşine yardımda bulundukça, kendisine de Allah daima yardım eder.'
8) İnsanların kalblerini kötü zandan korumak için sakıncalı yerlerden uzak durmak. Buna aykırı davranmak birçok kimselerin günaha girmesine sebeb olur, insanlar arasında dedi-koduya ve nefrete yol açar. Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:
'Töhmet yerlerinden kaçınız...'
9) Değişik halk sınıfları ile makamlarına göre sohbet edip ilişki kurmak. Herkese kabiliyet ve durumuna göre hitab etmeli. Bir alimden, bir zahidden, bir zenginden beklenen vasıfları, bir cahilden, bir fasıkdan, bir fakirden beklememelidir.
10) Yaşlılara hürmet, çocuklara, düşkünlere merhamet ve şefkat göstermek. İslamda büyüklere karşı saygı, küçüklere karşı sevgi bir esastır. Bu esas, aileler arasında bir kat daha önemlidir. Anaya-babaya pek ziyade hürmet etmek bunun bir örneğidir. Bunları adları ile çağırmak terbiyeye aykırıdır. Bir kadının kocasını adı ile çağırması da edebe aykırı olduğundan mekruhtur. Bir hadis-i şerifin anlamı şöyledir: 'Bir genç bir yaşlıya sadece yaşından dolayı hürmet etti mi, Allah da ona bir mükafat olmak üzere, ihtiyarlığı zamanında hürmet edecek bir kimseyi muhakkak yaratır.'
Bu mübarek hadis, yaşlılara saygı gösteren gençlerin sevab kazanacaklarını ve çok yaşayacaklarını müjdelemektedir. Artık ihtiyarları bir yük kabul eden gençler, bunu biraz düşünmelidirler.
11) Hayırsever olmak, yardım etmek ve arka çıkmak. Şöyle ki:
[5/6 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Güzel ve Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir
[5/6 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: sonra da besmelenin dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercemesi şu şekillerden biri olması gerekir:
1- Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)
2- Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)
3- Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması )
4- Rahmân Rahim olan Allah adına.
Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki 'olan' sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü 'olmak' fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. Olan yerine bulunan kelimesini de bağlaç olarak kullanmak iyi olmuyor. Bundan dolayı bu bağlacın düşürülmesi ile;
5- 'Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;
6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile' demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;
7- Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;
8- Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir. Bunu 'Allah, rahmân, rahim ismi ile' şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile denilmemesi bu şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat 'i'si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.
O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak terceme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her müslümanın ve her Türk'ün çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan besmeleyi bir 'ile' veya 'adıyla' ifade tarzı hatırı için terceme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve bu gibi açıklamalar ve tefsirlerle de mânâsını düşünmeye çalışmak kaçınılmaz bir iştir. Bundan dolayı her şeyin anahtarı ve bir tevhid (Allah'ın birliğinin) âyeti olan ' ' kıymetli ve ahenkli sözünü, Allah'ın birliğine inanan kimseyi müşrik durumuna düşürecek olan mânâsını
andıran 'esirgeyici bağışlayıcı tanrı adıyla' gibi beğenilmeyen tercemelerle bozmaya özenmekten sakınmaya mecburuz.
BESMELE'NİN YÜCE TEFSİRİ: Anladık ki besmeledeki kelimelerin sıralanışında en fazla etkili olan nokta baştaki ' = bâ' harfidir. 'Ba' harfi sayesinde biz Allah'ın ismine ulaşırız. Bütün varlıkların ve varlıkların gelişmesinin ilk başlangıç noktası ve tek isteği olan 'Allah-i rahmân-ı rahîm'in ismini; kalbimizde niyet ettiğimiz ve henüz meydana gelmesini görmediğimiz, yapmayı kasdettiğimiz işimize bağlayarak kelimeleri kısa, mânâsı dünyayı kaplayan bir özlü söz söyleyebilmemize vesile olan ancak bu ' = bâ'dır. İşimizde istediğimizi yapmakta ne kadar serbest olursak olalım, yaptığımız şeylerin tam sebebi olmadığımız bir gerçektir. Çünkü bizim isteklerimiz, varlık zincirinin kesin bir ilk sınırı değildir, onun akışı içinde bir değişme anıdır. Ve bunun için biz bütün iradelerimizin istek ve dileklerimizin aksamadan ve sıkıntısız meydana geldiğini görmüyoruz. Demek ki başarılarımız,
[5/6 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: buyurdu. Ashab da:
'Evet anân da denir' dediler. Sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
'Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır?' diye sordu.
'Hayır, vallahi bilmiyoruz!' diye cevapladılar.
'Öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, ya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki sema(nın uzaklığı da) böyledir.'
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilâve etti:
'Yedinci semânın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabâni keçi (süretinde melek) var. Bunların sınnakları ile dizleri arasında iki semâ arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisirıde Arş var, Arş'ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var. Allah, bütün bunların fevkindedir.'
Tirmizî, Tefsir, Hâkka, (3317); Ebû Dâvud, Sünnet 19, (4723); İbnu Mâve, Mukaddime 13, (193).
Bir rivâyette şu açıklama yer alır: 'Bu hadisi Câmiu'1-Usül sâhibi, Kütüb-i Sitte'ye dâhil kitaplardan hiçbirine nisbet etmemiştir.'
Katâde ve Abdullah'dan yapılan bir rivayet şöyle: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashalbıyla birlikte otururken bir kısım bulutlar geçmişti:
'Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Bu, el-anân (denen buluttur), bu arzımızın sakasıdır. Allah Teâlâ bunu kendisine hiç ibâdet etmeyen bir kavme göndererek (su ihtiyaçlarını görür)' dedi. Bir müddet sonra devamla:
'Bu sema nedir biliyor musunuz? Dürülmüş bir dalga, korunmuş bir tavandır. Bunun üstünde diğer bir sema vardır' de
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N