Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 22.05.2023 03:38
[26.12.2022 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBERİMİZİN İSLÂM DİNİNE ÂŞİKÂRE DAVETİ -2 Ebû Tâlib her ne kadar imana gelmemiş ise de Resûl-i Ekrem’i (s.a.v.) öz evladından fazla sever, her şekilde himâyesine itina ederdi. Resûl-i Ekrem’in öyle mahzûn olarak
[26.12.2022 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBERİMİZİN İSLÂM DİNİNE ÂŞİKÂRE DAVETİ -2
Ebû Tâlib her ne kadar imana gelmemiş ise de Resûl-i Ekrem’i (s.a.v.) öz evladından fazla sever, her şekilde himâyesine itina ederdi. Resûl-i Ekrem’in öyle mahzûn olarak kalkıp gitmesi, Ebû Tâlib’e pek tesir ettiğinden hemen arkasından çağırdı ve “Sen vazifeni yap. Ben sağ oldukça onlar sana bir şey yapamazlar.” diyerek teminat verdi ve bu manada birkaç beyit söyledi. Gerçekten Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) himayesi husûsunda da sebât gösterdi.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), peyderpey (birbiri ardınca ve tedrîcen) nâzil olan âyet-i kerîmeleri okuyarak halkı hak dine davet ettikçe, diğer amcası Ebû Leheb arkasından dolaşır ve “Muhammed, sizi ata ve dedelerinizin dininden döndürmek ister. Sakın aldanmayınız ve onun sözüne inanmayınız.” derdi. Ebû Leheb’in zevcesi Ümmü Cemîl de kocası gibi eliyle ve diliyle Resûl-i Ekrem’e (s.a.v.) eziyet verirdi. Hattâ dikenler toplayıp gece Resûl-i Ekrem’in geçeceği yollar üzerine saçardı.
Şuarâ Sûresi’nin, “Pek yakın akrabanı Allâh’ın azâbı ile korkut” meâlindeki 214. âyet-i kerîmesi nâzil olunca Resûl-i Ekrem (s.a.v.), hemen Harem-i Şerîf’e gitti ve Safâ Tepesi üzerine çıkıp kavmini davet etti.
Hâşimoğullarının hepsi gelip Resûl-i Ekrem’i dinlemek için orada toplandılar. Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem: “Eğer, şu dağın ardında bir düşman var, sizin mallarınızı yağma etmek için gelmiş, desem inanır mıydınız?” diye sordu. Hepsi “Evet” dediler.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), “Öyle ise ben sizi önünüzdeki kıyamet gününün azâbıyla korkutmaya memurum. İman ediniz.” buyurdu. Başta, amcası Ebû Leheb kızdı ve “Bizi bu söz için mi çağırdın?” diye çıkıştı. Bunun üzerine Tebbet Sûresi nâzil oldu.
Daveti kabul etmeyen müşrikler, fırsat buldukça Peygamber Efendimizi (s.a.v.) incittiler. Lâkin amcası Ebû Tâlib’in himâyesinde olduğundan başka bir şey yapamadılar. Ebûbekir (r.a.) Hazretlerinin aşireti kalabalık olduğundan ona da bir şey diyemediler. Ama diğer müminlere türlü eziyetler ettiler ve onları İslâm dininden döndürmeye çalıştılar.
26 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[26.12.2022 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: İstişare
İstişare, herhangi bir konuda en doğru metot ve çözüme ulaşmak, en uygun kararı almak için bilgisine, uzmanlığına, ahlâkına güvenilen kişi veya kişilerle görüş alışverişinde bulunmak demektir. Âl-i İmran suresinin 159. ayetinde Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi vesellem) hitaben, '(Etrafında toplanıp sana tabi olanlarla) istişare et' buyurulmuş, Efendimiz de vahiyle belirlenmemiş hemen her konuda ashabıyla istişare etmiştir.
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) 'Dostlarıyla Rasulullah’tan daha fazla istişare eden bir kimse görmedim' demiştir. Esasen vahye mazhar olması sebebiyle Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi vesellem) istişareye, diğer insanların görüş ve tekliflerine ihtiyacı yoktur. Buna rağmen istişareye memur edilmesi, ulemamızın da belirttiği gibi, ümmetine bu hususta da örnek olmak, onları teşvik etmek içindir.
Nitekim sırat-ı müstakimin ancak sünnet-i seniyyeye sımsıkı sarılmakla yürünebileceğini bilen müslümanlar, istişareyi hayatlarının vazgeçilmez bir usulü haline getirmişlerdir. Aileden devlet yönetimine kadar her kademede işlerini istişare ile görmüşlerdir.
Semerkand Takvimi
[26.12.2022 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Hangi Peygamberin Kızısın?
Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretleri anlatır:
Tâbiînden Hasan-ı Basrî hazretleri bir gün dergâhta otururken ihtiyar bir kadın gelir ve;
-Efendi hazretleri, benim bir kızım vardı öldü. Hasretine dayanamıyorum. Bana bir duâ öğret de rüyâmda görüp hasretimi gidereyim, der. Hasan-ı Basrî hazretleri gerekeni yaptıktan sonra kadın gider. Fakat kadın, ertesi gün gözleri kan çanağı gibi olduğu hâlde ağlayarak tekrar dergâha gelir. Hasan-ı Basrî hazretleri kadına;
-Niçin ağlıyorsun? diye sorunca kadın;
-Kızımı rüyâda gördüm, ama üzerine katrandan bir elbise giydirmişler cayır cayır yanıyor, cevabını verir.
Hasan-ı Basrî hazretleri ve yanında bulunanlar kendi sonlarının nasıl olacağını düşünerek ağlaşmaya başlarlar.
Aradan bir müddet geçtikten sonra Hasan-ı Basrî hazretleri, rüyâsında kendinin vefât ettiğini ve cennete girdiğini görür. Cennette gezerken muhteşem bir köşk ve önünde bir kadın görür.
O kadına;
-Yavrum sen hangi peygamberin hanımı veya kızısın? diye sorar.
Kadın;
-Efendim ben, bir peygamberin hanımı veya kızı değilim. Geçen gün size gelip de sizden rüyâsında kızını görmek isteyen kadının kızıyım, cevabını verir.
Hasan-ı Basrî hazretleri;
-Kızım annen senin Cehennemde yandığını söylemişti. Hâlbuki sen yüksek makamlardasın. Bu makâma nasıl ulaştın? diye sorar.
Kadın;
-Efendim biz kabir hayâtında beş yüz elli kişi azâb görüyorduk. Bir mümin kabristana gelip on bir İhlâs, on bir Felak, on bir Nâs sûresini okudu. Kabristanda yatan müminlerin ruhlarına bağışladı. Allahü teâlâ bize azâb eden meleğe; “Benim âyetlerim ve adım hürmetine burada bulunan ve azâb görenleri affettim. Onlara azâb etmeyin ve birer makam verin” buyurdu. Onun için bu makâma geldim cevabını verir...”
Netice olarak, ölen yakınlarımızı seviyorsak, onları üzecek kötü amellerden sakınmamız ve onlara dua etmemiz, sadaka vererek, hayır, hasenât yaparak imdatlarına koşmamız lazımdır...
[26.12.2022 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: TARIM ZEKÂTI: ÖŞÜR
Sözlükte onda bir anlamına gelen öşür, dinî bir kavram olarak, tarım ürünlerinden verilen zekât demektir. Tarım ürünlerinin zekâta tâbi oluşu Kur’ân-ı Kerîm ile sabittir.
Allâh (c.c.), “Ey îmân edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan infak edin.” (Bakara s. 267); “... Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devşirilip toplandığı gün de hâkkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allâh (c.c.) israf edenleri sevmez.” (En’âm s. 141) buyurmaktadır.
Bu ürünlerin zekâtlarının oranı bizzat Resûlullâh (s.a.v.) tarafından belirlenmiştir. Bir hadîs-i şerîfte, “Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova ile sulananlarda ise yirmide bir öşür gerekir.” (Buhârî) buyrulmuştur.
Hadîs-i şerîfte de belirtildiği gibi, eğer bir arazi yağmur, ırmak, dere suyu ile sulanıyorsa burada üretilen mahsülden onda bir zekât verilir. Fakat taşınarak ve motor gücü gibi belli bir emek ve masraf yapılarak sulanıyorsa bundan da yirmide bir nisbetinde zekât verilir. Hanefi mezhebinde tercih edilen görüşe göre, ot ve odunun dışında kalan bütün tarım ürünleri zekâta tabidir. Öşür için belli bir miktar yoktur; mahsül az olsun, çok olsun içinden zekâtının çıkarılması gerekir. Mahsul için yapılan tohum, gübre (ilaç), işçi ve su yolu açmak gibi hiçbir masraf düşülmez bunlar dikkate alınmaz; yani öşür, masraflar çıkarılmadan mahsûlün tamamı üzerinden hesap edilerek verilir.
Genel ilke olarak insan emeği ile ve gelir sağlamak amacı ile yetiştirilen toprak ürünleri zekâta (öşre) tâbidir. Bu niteliklerde olmayıp, tabiatta kendiliğinden yetişen ağaç, kamış, ot ve benzeri şeyler için öşür gerekmez. İnsanlar tarafından kazanç elde etmek üzere yetiştirilen kavak ve kamış gibi ürünlerden ise zekât gerekir.
(Ömer Nasuhi Bilmen, İstilâhat-ı Fıkhıyye Kâmusu, c.4, s.125)
[26.12.2022 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: بَصَرِي, فَخُذْ مَا شِئْتَ وَدَعْ ماَ شِئْتَ, فَوَ اللَّهِ لاَ أَجْهَدُكَ الْيَوْمَ بِشَيْءٍ أخذتُهُ لِلَّهِ عَزَّ وجَلَّ. فَقال : أَمْسِكْ مَالَكَ فَإنما اُبْتُلِيتُمْ, فَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنْكَ وَسَخِطَ عَلَى صاحبيك .
65: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle dediğini işitmişimdir: “İsrailoğulları arasında biri ala tenli, biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi. Melek ala tenliye geldi: Ençok istediğin şey nedir? dedi. Ala tenli: Güzel bir renk, güzel bir ten ve insanların beni çirkin gördüğü ve iğrendiği şu halin benden giderilmesidir dedi. Melek onu sıvazladı ve alaca tenlilik ondan gitti, rengi güzelleşti. Melek ona: Hangi malı daha çok seviyorsun? dedi. Alaca tenli adam da: Deve yahut sığırdır dedi. Allah ona gebe bir deve verdi. Melek Allah sana bu deveyi bereketli kılsın diye dua etti.
Melek sonra kel olan adama gelerek: En çok ne isterdin? dedi. Kel de: Güzel bir saç ve insanların benden uzaklaştıkları şu kelliğin benden giderilmesidir dedi. Melek de onu sıvazladı, kelliği yok oldu, kendisine gür ve güzel bir saç verildi. Melek sordu: En çok hangi malı seversin? Adam da: İnek dedi. Allah tarafından ona gebe bir inek verildi. Melek Allah sana bunu bereketli kılsın diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve:
En çok ne isterdin? diye sordu. Kör de Allah’ın gözlerimi geri vermesini ve insanları görmeyi çok istiyorum dedi. Melek onun gözlerini sıvazladı ve geri verdi. Bu defa melek: Mallardan en çok hangisini seversin? dedi. O da: Koyun dedi. Allah ona doğurgan bir koyun verdi.
Bir müddet sonra deve ve sığır sâhiplerinin devesi ve sığırı yavruladı. Koyun sâhibinin de koyunu kuzuladıý. Sonunda birinin vadi dolusu develeri, diğerinin vadi dolusu sığırları, ötekinin de vadi dolusu koyun sürüsü oldu.
Daha sonra melek ala tenliye onun eski kıyafetine bürünerek geldi ve: Fakirim yoluma devam edecek imkanım kalmadı gitmek istediğim yere önce Allah, sonra senin yapacağın yardım sayesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren sana mal veren Allah adına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum dedi. Adam: İyi amma hak sahipleri (isteyen fakirler) çoktur dedi. Melek de: Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği alaca tenli değil misin? dedi. Adam da: Hayır, ben bu mala atadan ataya intikal ederek varis oldum dedi. Melek: Eğer yalan söylüyorsan Allah seni eski haline çevirsin dedi. Sonra Melek kel olan adamın eski kılığına girip onun yanına geldi, ona da ötekine söylediği gibi söyledi. Kel de alaca tenli gibi cevap verdi. Melek de ona: Yalan söylüyorsan Allah da seni eski haline çevirsin dedi. Melek körün eski kılığına girip onun yanına gitti: Fakir ve yolcuyum, yola devam edecek imkanım kalmadı. Bu gün önce Allah’ın, sonra senin sayende yoluma devam edebileceğim, sana gözlerini veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim. Bunun üzerine o eski kör adam: Ben gerçekten kördüm, Allah gözlerimi bana iade etti. Şu gördüğün mallardan istediğini al istediğini bırak Allah’a yemin ederim ki, Allah rızası için bugün alacağın hiç birşeyde sana zorluk çıkarmayacağım dedi. Melek: Malın senin olsun, bu sizin için bir imtihandı. Allah senden razı oldu,
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —