Günümüzden geriye İslam tarihine göz attığımızda görülmektedir ki, İslam adına zuhur etmiş tüm tahrifat ve ifsat hareketleri, bâtıl dâvâlarını isbatta Kur’ân’ı Kerimi delil edinmişlerdir! Herbirinin elinde, fikirlerini desteklediğini düşündükleri onlarca, hattâ kimine göre yüzlerce âyet vardır.
O halde bu karmaşada hakkı tespit edebilmenin en doğru yolu nedir diye sorulduğunda, aklı selîm için cevap gayet basit ve nettir;
'Rasulullah’ın sünnetine sarılmak.'
Zira bu fırkaların Kur’ân’ı Kerim’den deliller edindikleri halde sapması ve saptırması, temelde onu murâdı ilâhiyeye münâfî anlaması ve anlatmasının eseridir.
Resûlullah'ın sünneti ise hususen Kur’ân’ın, umumen hak dînin doğru anlaşılmasındaki en sağlam ölçü ve tek güvenilir hakemdir. Çünkü vahyin doğrudan muhâtabı ve onu ümmete öğretmekle sorumlu muallimi odur.
O sebepledir ki Peygamber Efendimiz Aleyhisselam şöyle buyurmuştur;
“Sizden her kim benden sonra yaşarsa, (dînde) çok ihtilaflar görecektir.Bu sebeple benim sünnetime ve benden sonraki hidayeti bulmuş olan hulefa-i raşidinin sünnetine sarılın. Ona azı dişlerinizle ısırırcasına sarılın. Dînde sonradan çıkarılan şeylerden sakının. Çünkü dinde sonradan çıkarılanlar, bid’attır ve her bid’at dalâlettir.”
(Ebu Davud)