Muhammed-i Arabî (asm)’ın iki vechi vardır:
Biri: Cesed-i mübâreki olan Muhammed ibn-i Abdullâh’tır ki; o vefât etmiş, Medîne’de medfundur.
Diğeri: Muhammed Resûlullâh (asm)’dır ki; o risâlet sıfâtı ile, yani Kur’ân ve Hadîs cihetiyle diridir, aramızdadır.
Biz ise o şahs-ı manevînin birer azasıyız.
O Zat-ı risalet, nûr-u İlâhidir, kelâm sıfâtından gelen Kur’ân ve vahy-i zımnî olan hadîs i’tibâriyle muhâtab-ı İlâhidir.
O hakîkat bakidir, aramızdadır.
Biz salavat-ı şerîfe getirdiğimiz zamân, Ellâh zaten bizzat duyar, Resûl-i Ekrem (asm) da bizzat haberdar olur.
Kur’ân okunduğu zaman hem Ellâh, hem Cebrâîl (as), hem Resûl-i Ekrem (asm) hazır ve nâzırdır.
Hâdimü’l-Kur’ân.
Tüm ifadeler:
4Beğen
Yorum Yap
Paylaş
