Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 22.05.2023 03:38
[26.12.2022 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: DOĞRU OLAN, 1982 VE EVVELİ NAMAZ VAKİTLERİNİN AÇIKLAMASI (1) <p>Türkiye Takvimi’ndeki, internette de neşredilen oruc ve namaz vakitleri, Osmanlı âlimlerinin en yüksek makamı olan Meşîhat-i
[26.12.2022 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: DOĞRU OLAN, 1982 VE EVVELİ NAMAZ VAKİTLERİNİN AÇIKLAMASI (1)
Türkiye Takvimi’ndeki, internette de neşredilen oruc ve namaz vakitleri, Osmanlı âlimlerinin en yüksek makamı olan Meşîhat-i İslâmiyye’nin hazırladığı 1916 senesi İlmiyye Sâl Nâmesi ismindeki takvimden ve İstanbul Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nin 1958 tarih ve 14 sayılı Türkiye’ye Mahsûs Evkât-ı Şer’iyye kitabından alınmıştır. Aynı vakitler için, 1926 senesindeki Takvim-i Ziya’da diyor ki: “İşbu takvim, Diyanet İşleri Riyaseti Heyet-i Müşâveresi tarafından tetkik edilip, riyaset-i celîlenin tasdiki ile tab’ edilmiştir.”
Doğru namaz vakitlerinin değiştirilmemesi hususunda, Elmalılı Hamdi Yazır, Sebîl-ürreşâd Mecmuası’nın 22. cildinde tafsilâtlı malumat vermiştir. 1983’e kadar, Türkiye’de temkin zamanını ve imsakta güneşin ufuktan yükseklik açısını kimse değiştirmemiş, bütün âlimler, velîler, şeyhülislâmlar, müftüler, bütün Müslümanlar, asırlar boyunca namazlarını bu şer’î vakitlerinde kılmışlar ve oruçlarına bu vakitlerde başlamışlardır. Takvimimizde temkin zamanı ve güneşin imsakta ufkun altındaki yükseklik açısı değiştirilmemiş, namaz ve oruç vakitleri, doğru olarak bildirilmiştir.
İmsak vakti: Dört mezhebte de şer’î gecenin sonunda, fecr-i sâdık denilen beyazlığın ufuk hattının bir noktasında görülmesi ile, yâni, Güneş ufuk hattına -19 derece yaklaşınca başlar. Oruç da, bu vakitte başlar.
İslâm alimleri ve İslâm astronomi mütehassısları, 1982 senesi ve evvelinde, imsak vaktinde güneşin ufkun altında (-19) derece olduğunda ittifak, yâni söz birliği etmişlerdir. Bu ittifak, hem Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşundan, 1982 senesine kadar muhtelif yazılarında ve hâlen yayında olan sitelerinde de bildirilmiştir. Meselâ; 1958 senesinde bir köşe yazarına verilen cevap yazısında, 13.08.2010 tarihinde bir okuyucusunun sualine cevabında, 17.07.2013 tarihindeki “Basın Açıklaması”nda açıkça bu söz birliği ifade edilmektedir. 1400 seneden beri de, imsak vakti hesabında, ufkun altında (-19) derece uygulanagelmiştir. T.C. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nin 08.07.1992 tarih ve 1354 sayılı yazısı ile de, bu söz birliği teyid ve ifade edilmiştir. 1983 ve daha sonraki senelerde, imsak vakti hesabında (-18) derece kullanılmış ve temkinsiz imsak ve yatsı vakitleri verilmiştir. Öğle ve ikindi vakitlerinde de, zaruri olan temkin müddeti azaltılmıştır. Bu şekilde verilen vakitlerin hepsi yanlıştır. 1898 senesinde Maarif nezaretince bastırılan, Muhtasar İlm-î Heyet isimli kitapda, “Güneş, ufka -19 derece yaklaşınca, fecirden temkin çıkarılmakla imsak bulunur.” denmektedir. (Devamı yarın)
26.12.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[26.12.2022 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Gayr-i Müekked (Mendup) Sünnetler : Hz. Peygamber (s.a.s)’in çoğunlukla kıldığı, ancak bazan terkettiği sünnetler olup şunlardır:
1) Yukarıda da belirttiğimiz gibi, öğle namazının farzından sonra kılınan iki rekât mükked sünnete ilave olarak kılınan iki rekât namaz.
2) İkindi namazından önce tek selamla kılınan dört rekât namaz. Rasûlullah (s.a.s) bu namaz hakkında şöyle buyurmuştur: “İkindi namazından önce dört rekât namaz kılan kimseye Allah rahmet eylesin.” [1]
3) Yatsı namazından önce kılınan dört rekât namaz. Bunun dayandığı delil Hz. Âişe (r. anhâ)’den rivâyet edilen şu hadistir: “Hz. Peygamber, yatsıdan önce dört rekât namaz kılar, sonra yatsı namazının arkasından kalkar, dört rekât daha namaz kılar, sonra yatardı.” [2]
Bunlar farz namazlara tabi olan nâfile namazlardır.
Dipnotlar:
[1] Tirmîzî, Salât, 301. [2] bk. Zeylâî, Nasb, II, 145 vd; Şevkânî, age, III, 18.
[26.12.2022 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Mucizeleri
Hz. Peygamber’in, peygamberliğini ispat eden belli başlı mûcizeler vardır.
Bir gecenin çok kısa bir anında Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya gitmesi ile başlayan isrâ ve mi‘rac mûcizesi. (el-İsrâ 17/1)
Ayın iki parçaya ayrılması. (Buhârî, “Menâkıb”, 27; Müslim, “Münâfikun” 46)
Taşın Hz. Peygamber’le konuşması. (Müslim, “Fezâil”, 2)
İlk zamanlar yanında hutbe okuduğu hurma kütüğünün, minber yapıldıktan sonra, Hz. Peygamber’in minbere çıkışında inlemeye başlaması, bunun üzerine Hz. Peygamber’in ona yaklaşarak okşar gibi elini gezdirmesi ve kütüğün susması. (Buhârî, “Menâkıb”, 25)
Hayber fethinde bir Yahudi kadının, Hz. Peygamber’i öldürmek amacıyla, ona kızartılmış zehirli koyun eti sunması üzerine, kendisinin zehirli olduğunu koyunun haber vermesi. (Buhârî, “Tıb”, 55; Müslim, “Selâm”, 18; Ebû Dâvûd, “Dıyât”, 6)
[26.12.2022 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Buhari
Allahım, tenbellikten, bunaklık vâkî olacak derecede ihtiyarlıktan, ihtiyarlık çöküntüsünden, ma’sıyet mahallerinde bulunmakdan, borçluluktan, kabir fitnesinden, kabir azâbından, cehennemin fitnesinden, cehennemin azâbından ve zenginlik fitnesinden sana sığınırım. Fakîrliğin fitnesinden de sana sığınırım. el-Mesîhu’d-Deccâl’in fitnesinden de Sana sığınırım. Allah’ım hatâlarımı kar ve dolu suyu ile yıka. Beyaz bir elbiseyi kirlerden temizlediğin gibi kalbimi de hatâlardan temizle. Benimle hatâlarımın arasını, maşrıkla mağribin arasını uzak kıldığın gibi uzak kıl.
[26.12.2022 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: El-İnşirah Suresi 5-8. Ayetleri
5. Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır
Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık bulunduğu iki kez tekitle vurgulanır. Bu ilâhî müjde, zorluklara göğüs germe, sabretme ve tahammül gösterme açısından mü’min gönülleri teselli, gayret, aşk ve muhabbetle doldurur. Nitekim bu âyetlerin indiği zamanda Allah Resûlü (s.a.s.) ve beraberindeki bir avuç sahabî, müşriklerin bin bir türlü eziyet, işkence ve baskıları altında ıstırap çekiyorlardı. Bu hal hem Efendimiz (s.a.s.)’i hem de müminleri üzüyordu. Yüce Allah bu müjde ile onlara, şimdi pek çok sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaşsalar da sonunda İslâm davasının başarıya ulaşacağını, bu zorlukların ardından kolaylıkların geleceğini müjdelemektedir.
Bu sûre nâzil olunca Resûlullah (s.a.s.), her zorluğun yanında mutlaka bir kolaylığın da bulunacağının iki kez zikredilmesinden hareketle, mü’minlere: “Müjdeler olsun! Size kolaylık geldi; artık bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez!” buyurmuştur. (Muvatta, Cihad 6)
Efendimiz (s.a.s.)’in bu müjdesini şâir şu beyitleriyle ne güzel terennüm eder:
“Zorlukların ve sıkıntıların içinde boğulduğun zaman İnşirâh sûresi üzerinde derin derin tefekkür et. Çünkü orada «bir zorlukla beraber iki kolaylığın olduğu” müjdelenmektedir. Bunu düşünüp anladığın zaman ferahlarsın.”
Bu mânevî ve ruhî gerçekleri dikkate alıp:
6. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.
Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık bulunduğu iki kez tekitle vurgulanır. Bu ilâhî müjde, zorluklara göğüs germe, sabretme ve tahammül gösterme açısından mü’min gönülleri teselli, gayret, aşk ve muhabbetle doldurur. Nitekim bu âyetlerin indiği zamanda Allah Resûlü (s.a.s.) ve beraberindeki bir avuç sahabî, müşriklerin bin bir türlü eziyet, işkence ve baskıları altında ıstırap çekiyorlardı. Bu hal hem Efendimiz (s.a.s.)’i hem de müminleri üzüyordu. Yüce Allah bu müjde ile onlara, şimdi pek çok sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaşsalar da sonunda İslâm davasının başarıya ulaşacağını, bu zorlukların ardından kolaylıkların geleceğini müjdelemektedir.
Bu sûre nâzil olunca Resûlullah (s.a.s.), her zorluğun yanında mutlaka bir kolaylığın da bulunacağının iki kez zikredilmesinden hareketle, mü’minlere: “Müjdeler olsun! Size kolaylık geldi; artık bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez!” buyurmuştur. (Muvatta, Cihad 6)
Efendimiz (s.a.s.)’in bu müjdesini şâir şu beyitleriyle ne güzel terennüm eder:
“Zorlukların ve sıkıntıların içinde boğulduğun zaman İnşirâh sûresi üzerinde derin derin tefekkür et. Çünkü orada «bir zorlukla beraber iki kolaylığın olduğu” müjdelenmektedir. Bunu düşünüp anladığın zaman ferahlarsın.”
Bu mânevî ve ruhî gerçekleri dikkate alıp:
7. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul.
İnsan ömrü o kadar kısa ve âhiret hayatı için o kadar mühimdir ki, onun bir saniyesini bile boşa geçirmek akıl kârı değildir. Zira bir insanın hiçbir şey yapmadan boşu boşuna oturması yahut gerek dünyevî olsun gerek uhrevî olsun hayrına olmayan lüzumsuz bir işle meşgul olması, onun düşüncesinin bozukluğuna, aklının kıtlığına ve derin bir gaflet içinde bulunduğuna işarettir. Nitekim âyet-i kerîmede, “Kurtuluşa erecek o mü’minler, her türlü boş söz ve faydasız işlerden yüz çevirirler” (Mü’minûn 23/3) buyrulur. Bu sebeple hayatın her ânını, her dakika ve saatini Allah Teâlâ’nın râzı olacağı ibâdet, taat, hizmet, cihad ve tebliğle doldurmak gerekir. Mesela farz bittiyse nâfileye, namaz bittiyse duaya, dua bittiyse Kur’an kıraatine, o bittiyse zikre ve tefekküre geçmek; o bittiyse fayda verecek bir başka mühim işe, o bitince de bir başka mühim işe sarılmak lazımdır. Böylece ibâdetin ve hayırlı işlerin zorluk
[26.12.2022 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Kadisiye muharebesi
Müslümanlara Kuzey Irak ve İran'ın kapılarını açan meydan savaşı (15/636).
Kaynaklar savaşın sebebi olarak Sâsânîlerin, imparatorluğu içine düştüğü buhrandan kurtaracağı umuduyla genç III. Yezdicerd'i tahta çıkardıktan sonra öncelikle Müslümanların fethettiği toprakları geri almayı planlamalarını ve Müslümanların da Sevâd arazilerindeki yerli halkın yapılan antlaşmalara uymamaya başlaması, hatta yer yer isyana kalkışması üzerine bunu vesile ederek kendilerinin Irak'ın içlerinde güvenli bir şekilde ilerleyebilmelerine engel oluşturan Sâsânî gücünü kırmayı hedeflemelerini göstermektedir.
Irak'taki Müsennâ b. Harise gibi bazı ordu kumandanlarının Sâsânîlerin karşı hareketini bildirmeleri üzerine Hz. Ömer amacını sezdirmeden büyük bir kuvvet hazırlamak için faaliyete geçmiş ve ordunun organizasyonuna o güne kadar vermediği derecede önem vermiştir. Esasen İslâm orduları, Köprü savaşında (13/634) Sâsânî kuvvetleri karşısında uğradıkları ağır yenilgiden bir yıl sonra Büveyb savaşında kazandıkları zaferle Dicle ve Fırat havzasında ciddi bir üstünlük elde etmişlerdi. Genellikle kabul edilen görüşe göre aynı yılın sonlarına doğru Hz. Ömer, Irak sınırına yakın yerlerdeki kuvvetlerin Müsennâ b. Harise'ye, Medine'ye yakın yerlerde bulunanların buradaki kuvvetlere katılması için emir verdi. Niyeti ordunun kumandanlığını bizzat üstlenmekti; hatta bunun için Medine dışında Sirâr mevkiinde konaklamış olan kuvvetlerin ordugâhına kadar gitmişti. Ancak Hz. Osman, Hz. Ali, Talha b. Ubeydullah. Zübeyr b. Avvâm ve Abdurrahman b. Avf gibi ileri gelen sahâbîlerle görüştükten sonra, Medine'de kalmanın daha uygun olacağı kararına vardı. Bundan sonra da müşavereler neticesinde ordu kumandanlığına o sırada Necid bölgesindeki Hevâzin kabilesinin zekâtlarını toplamakla görevli bulunan Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı getirerek Medine'ye çağırdı; ona ve orduya bazı tavsiyelerde bulunarak Irak'a doğru yola çıkmalarını emretti.
Sa'd beraberindeki kuvvetlerle yola çıktı. Zerûd ve Şerâf denilen yerlerde konaklayarak Halife tarafından görevlendirilen çeşitli kabilelere mensup yeni birliklerin kendisine katılmasını bekledi. Nihayet kışın başlayan hazırlıkların tamamlanmasından sonra ordu ilkbaharda Kûfe'nin 30 km. güneyinde bulunan Sâsânîlerin en önemli sınır şehri Kâdisiye'ye vardı.
Bazı araştırmacıların tesbitine göre Müslümanların asker mevcudu yaklaşık 9-10.000 kadardı. Sâsânîler ise tahminen 70-80.000 kişiydiler ve ayrıca Müslümanlar için ciddi bir tehlike teşkil eden otuz civarında file sahiptiler. Sa'd b. Ebû Vakkâs, Hz. Ömer'in isteği üzerine cephedeki gelişmeleri devamlı şekilde Medine'ye bildirmekte ve halifeden gelen talimatlara uymaktaydı. Sa'd, Nu'mân b. Mukarrin, Hanzale b. Rebî', Eş'as b. Kays, Mugire b. Şu'be. Mugire b. Zürâre ve Amr b. Ma'dîkerîb'in de aralarında bulunduğu bir heyeti III. Yezdicerd'e gönderdi ve onu İslâm'a veya cizye ödemeye davet etti; ancak kisrâ elçilere sert ve alaycı bir tavırla karşılık verdi. Savaş başlamadan önce Sa'd ile Sâsânî ordusu kumandanı Rüstem arasında elçiler aracılığıyla görüşmeler yapıldı; Rib'î b. Âmir, Huzeyfe b. Mihsan ve Mugire b. Şu'be gibi elçilerin ayrı ayrı yürüttüğü görüşmeler bir sonuç vermeyince ordular savaş düzeni aldı.
İslâm ordusu onlu sisteme göre düzenlenmişti; onar kişiden müteşekkil mangalara birer arif kumanda ediyordu. Her kabileye ve büyük kabilelerin önemli kollarına bir onur işareti olarak kendine has bir sancak verildi. Ordu merkez, sağ kanat, sol kanat olmak üzere üç ana bölümden oluşuyordu. Sâsânî ordusunun da ana bölümleri merkez, sağ ve sol kanatlardı. Orduların tanziminden sonra mevki tesbiti gündeme geldi. Müslümanların teklifi, Sâsânîlerin Fırat'tan ayrılan Atik kanalını batı istikametinde aşarak kendilerinin bulunduğu tarafa geçmeleriydi. Muhtemelen Sa'd'ın düşüncesi bir geri çekilme anında askerlerinin hareket yeteneğini kısıtlamamaktı. Buna karşılık Sâsânîlerin geri çekilmesi durumunda kanal onlara engel vazifesi görecekti. Sâsânî ordusu kumandanı Rüstem Sa'd'ın bu teklifini kabul etti ve ordusuyla kanalı aştı.
Haftalar süren birbirlerini kollayıştan sonra savaş başladı ve çok şiddetli bir şekilde üç veya dört gün devam etti. Vücudundaki çıbanlardan dolayı rahatsız durumda olan Sa'd fiilen çarpışmalara katılamadı ve orduyu kurdurduğu yüksekçe bir çardaktan yönetti. Kaynaklarda savaşın günlerine 'Yevmü Ermâs, Yevmü Ağvâs, Yevmü İmâs, Yevmü'l-Kâdisiyye' ve son günün akşamına 'Leyletü'l-Herîr' ve geç saatlerine 'Leyletü'l-Kâdisiyye' adı verilir.
Müslümanların ilk defa karşılaştıkları filler konusundaki tecrübesizlikleri birinci gün zor anlar yaşamalarına sebep oldu. İkinci gün toparlandılar; ancak çok şiddetli çarpışmaların cereyan ettiği üçüncü gün ağır kayıplar verdiler. Nihayet savaşın sonuna doğru Suriye'den gelen yaklaşık 6000 kişilik yardımcı kuvvetin desteği ve bazı kumandanların zekice manevralarıyla üstünlüğü ele geçirdiler. Kumandan Rüstem'in Hilâl b. Ullefe tarafından öldürülmesinin ardından Sâsânî ordusu dağıldı ve büyük bir bozguna uğradı (15/636). Savaşın 14 (635) veya 16 (637) yıllarında meydana geldiği de rivayet edilir.
Sa'd, İranlılar'ın ağır hezimeti karşısında kazandıkları büyük zaferi hemen her gün Medine dışına çıkarak habercilerin getireceği müjdeyi bekleyen Hz. Ömer'e bildirdi. Her iki tarafın da mevcutlarının en az üçte birini kaybettikleri bu savaşta Müslümanlar çok miktarda ganimet ele geçirdiler; bunların en kıymetlisi 'direfş-i kâviyânî' adındaki kutsal İran sancağıydı.
Kâdisiye Savaşı, İslâm tarihinin en önemli zaferlerinden biridir. Müslümanlara büyük bir moral ve üstünlük hissi veren bu zaferle Irak'ın kapıları açılmış, İran'ın düşüşünün başlangıcı hazırlanmış, Sâsânîlerin başşehri Medâin'in fethi sağlanmış, diğer fetihlere hız kazandırılmış ve Müslümanların ele geçirdikleri bölgelerde sosyopolitik örgütlenmesi teşvik edilmiştir.
Kâdisiye Savaşı'na 100 civarında Bedir Gazvesi'ne katılan sahâbî, 310 küsur Bey'atürrıdvân'da hazır bulunan ve daha sonra Müslüman olan sahâbî, Mekke'nin fethine iştirak eden 300 sahâbî ve 700 sahabe çocuğu katılmıştı.
Savaş öncesinde iki taraf arasında yapılan görüşmelerde Müslümanların ortaya koydukları tavır ve söyledikleri sözler, İslâm fetihlerinin etik temellerini açıklaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Daha sonraki fetih hareketleri için slogan haline getirilen, 'Biz insanları kula kul olmaktan kurtarıp Allah'a kul etmek için geldik.' cümlesi Kâdisiye'nin armağanıdır.
[26.12.2022 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: “Bu neden benim başıma geldi?” çok tehlikeli ve insanın haddini unutturan bir sorudur. Altında yatan anlam; bunca insan varken ‘neden ben?’ sorgulamasıdır. Hiçbirimiz şu andaki varlığımızın yapısını biz belirlemedik. Dolayısıyla bu yapıyı daima koruyabileceğimiz garantisine de sahip değiliz. Öyleyse kendimizdeki bir engeli veya avuçlarımıza bırakılmış bir engelli bebeği, nasıl eksik ya da kusurlu görüyoruz? Asıl engelimiz, yaratılmış olduğumuz gerçeğini kabul etmeyen bir düşünce yapımızdır. Engeller dışımızda değil içimizdedir zira. Hakikatle bağlantımızı kopardığımız her noktada hepimiz birer engelliye dönüşüyoruz. Bedensel engelli olsak da olmasak da ruhsal engelli oluyoruz. Canda engel olmaz. Diğerlerine göre eksik bırakılmış bir yönümüz, hakikatle en fazla besleneceğimiz yönümüz oluyor sonrasında. Görme engelimiz varsa mesela, kulağımız daha hassaslaşıyor. Gönül gözümüz keskinleşiyor. Eğer durumu inkâr söz konusuysa, o zaman engel bir hediyenin geliş kapısı olmaktan çıkıp, bir duvara dönüşecektir. - ENGELLER İÇİMİZDE, ENGELLER HEPİMİZDE
[26.12.2022 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Ey Peygamber! Allah'a itaatsizlikten sakın, açık ve gizli inkârcıların sözünü dinleme, Allah her şeyi bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.
(Ahzâb, 33/1)
Bir Hadis:
Kim bir Müslümanın herhangi bir sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet gününde onun sıkıntılarından birini giderir.
(Buhârî, 'Mezâlim', 3; Müslim, 'Birr', 58)
Bir Dua:
Allah'ım! Beni yalnızca güzel şeylerle imtihan et.
(İbn Ebî Şeybe, Musannef, 5, 301)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[26.12.2022 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Miladi Takvim ve Saatin Ülkemizde Kabulü. (1925)
Her canlıya yapılan iyilikte bir sevap vardır. (Buhârî, Müsâkât, 9)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
ALLAH’IN, SÖYLENMESİNDEN HOŞLANMADIĞI SÖZ: BEDDUA
Beddua Farsça’da kötü anlamındaki “bed” ile Arapça’daki “dileme, talep” anlamındaki “dua” kelimelerinden oluşur. Dinin haksızlık saydığı gerekçelerle beddua edilmesi “Allah kötü sözün alenen söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayanlar müstesna” (Nisâ, 4/148) ayetine dayanarak caiz görülmüştür.
Hz. Peygamber mazlumun bedduasından sakındırmış, onunla Allah arasında bir perde olmadığını ifade etmiştir. (Buhârî, Mezalim, 9)
Rahmet Peygamberi, Tâif’te yaşadıklarının kendisi için Uhud gününden daha şiddetli olduğunu söylemesine rağmen (Buhârî, Bed’ü’l-halk, 7) kendisine ve ashabına yöneltilen birçok haksızlık ve saldırı karşısında beddua etmemiş, onların hidayeti için dua etmiştir. Ancak Bi’rimaûne olayında beddua ettiğini görmekteyiz. Zira bu olayda savaş maksadıyla değil tamamen insanî ve ahlâkî mülâhazalarla gönderilen seçkin ve kalabalık bir irşat heyetinin, kendileri için can güvenliği verildiği halde, genel ahlâk kurallarına ve Araplar arasındaki önemli geleneklere aykırı olarak savunmasızca öldürülmesi Hz. Peygamber’i fazlasıyla üzmüştür.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[26.12.2022 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: *Psikolojik/Ruhsal Yardım Alabilir miyiz?*
Evet, alabiliriz. Nasıl ki bir hastalıkta doktora gidiyor ve şifayı Allah'tan bekliyorsak, ruhsal bir hastalıkta da ilgili doktora gidip şifayı Allah'tan bekleriz.
Her konuda olduğu gibi bu konuda da ölçümüz, İslami hassasiyeti olan uzmanlar seçmektir. Şayet psikolojik değerlerle İslami değerler çatışırsa -ki bu mümkündür- İslami çözüm önerileriyle tedaviye devam etmektir.
Psikoloji ilmi; binlerce insanı inceleyen, sayısız deney ve saha araştırması yapan, elde ettiği neticeleri insanlar için kullanan bir ilim dalıdır. İnsanlığın bu engin tecrübesinden faydalanmalıyız. Allah Resûlü de (sav) kendi döneminin tecrübelerinden faydalanır, başka milletlerin (tıbbi/sosyal) tecrübeleriyle karşılaştırır ve İslam toplumu için en faydalı olanı seçmeye çalışırdı.
'Ben 'ğileyi' (hamilelikte ve süt emzirme süresinde cinsel ilişki) yasaklamaya niyet ettim. Rumlara ve Farslara baktım. Onların bunu yaptığını ve çocuğa zarar vermediğini gördüm…' (Müslim, 1442)
Şu bir gerçektir ki psikoloji ilmi kapitalist zihniyet elinde araçsallaştı. Daha fazla ilaç satabilmek ve seans soygunları tertip etmek isteyen kapitalist/paraperest uzmanlar var. Maalesef bu, tüm tıp bölümleri için geçerli. Şeker ve tansiyon hastalığı değerlerini aşağı çekip, toplumun yarısını ilaç bağımlısı yapan (hainlikte) uzmanlar olduğu gibi, benzer operasyonlar psikoloji alanında da gerçekleşiyor.
Bu sebeple yardım aldığımız/alacağımız uzmanları dikkatlice seçmeli, Müslimlerin tecrübesinden yararlanmalıyız.
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[27.12.2022 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etsinler ve sefa sürsünler bakalım! Ama yakında bilecekler!
(Ankebut 66)
[27.12.2022 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: null
Her kim Allah için bir mescit bina ederse, Allah ona cennette bu mescidin benzeri (bir köşk) bina eder.
Müslim, Zühd, 44
[27.12.2022 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Mehmet Akif Ersoy’dan İnsanlık ve Başarı Dersleri
* Zengin, orta halli, züğürt, elhasıl hepimiz mektepsizlikten, maarifsizlikten şikâyet ediyoruz. Fakat hiçbirimiz bu derdin çaresini bulmak istemiyoruz.
Yedi bacanak gidiyorlarmış. Saatlerce süren sükût canlarını sıkmış. “Ne olurdu, bir adam olsa da biraz laf etseydik!” demişler… Biz de tıpkı böyleyiz. Milyonlarca herif, bir yere toplanmışız. “Ah bir hayır sahibi çıksa da çocuklarımız için mektep açsa!” diyoruz.
* Avrupalılar, ele geçirmeyi kararlaştırdıkları memleketin ahalisi arasına, evvela tefrika (ayrılık fikri) sokarlar, senelerce milleti birbiriyle boğuştururlar. Sersem ahali, bu suretle yorgun düştükten sonra, gelip çullanırlar. Bugün de işte bize karşı, aynı siyaset kullanıldı. Zaten her yerdeki siyasetleri budur. Hindistan’da, daha evvel Endülüs’te, sonraları Cezayir’de, İran’da hep böyle yaptılar. Takip ettikleri siyaset, hep aynı siyasettir, hiç değişmez. İngilizler, Hindistan’da halkın arasına ayrılık tohumu atmak için, bakınız nasıl bir oyun oynuyorlar: İngilizler, Hindistan’daki Müslümanlara, Kurban Bayramı’nda öküz (inek) kesmelerini söylerler… Sonra da Budistlere, “Bakın, onlar sizin kutsal hayvanınızı kesiyorlar; siz de domuz kesip başını camiye bırakın” derler. Sonra da aralarında çıkan kavgayı keyifle seyreder, sömürge yönetimini de kolayca yürütürler…”
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —