Menü tarıkhaber
SELAHATTİN ALTINTAŞ

SELAHATTİN ALTINTAŞ

Tarih: 11.06.2023 23:57

GÜNÜN YAZISI

Facebook Twitter Linked-in

İnsanda çevresinde karşılaştığı kişi ve olaylara göre farklı duygular uyanır. Mesela, bir dostunu gördüğü zaman başka, bir düşmaninı gördüğü zaman başka duyguları uyanır. Babasını gördüğü zaman başka, oğlunu gördüğü zaman başka duyguları uyanır.
Yılanı gördüğü zaman başka tavşanı gördüğü zaman farklı duyguları uyanır. Hatta bunları düşündüğü zaman bile bu duygular harekete geçer.
İşte bir insan hep dostlarınin ve sevdiği insanların içinde yaşarsa güzel duyguları harekette ve uyanık olur. Bu kişi rahat, huzurlu ve mutlu olur ve iyilik yapan, yapmayı seven biri haline gelir. Eğer kişi sevmediği kişilerin ve düşmanlarının arasında yaşarsa devamlı kızgınlık, endişe, korku gibi duyguları hakim olur ve bu kişi bu olumsuz halden olumsuz olarak etkilenir.
Bu yüzden kişi eğer cevresi hep böyle düşman, olumsuz kişilerden ve sevmediği, düşman bildiği kişilerden oluşuyorsa, ve mümkünse, o yeri ve çevreyi terk etmelidir.
 
 
Beğen
 
 
 
Yorum Yap
 
 

 

Yorum yaz...
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
 
 
 
 
 
Mâşallah mâşallah..ne abilerimiz var bizim..
Fotoğraf açıklaması yok.
 
 
 
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ile görüşen ,kendisine verdiği vazife ile senelerce Karadeniz Bölgesi'nde Risale-i Nur eserlerini okuyarak dağıtan kahraman ağabeyimizi vefatının sene-i devriyesinde rahmetle anıyoruz 23 Ekim 2017
 
HAMDİ SAĞLAMER'DEN HATIRALAR:
GAYR-İ MEŞRU HAYATTAN BİR TOKATLA UYANDIM.
1932 yılında Samsun’da doğmuşum. 1957 yılına kadar günahlarla dolu gayr-i İslami bir hayatın girdabı içinde dönüp duruyordum. İslamiyet’e, Risale-i Nur’a doğru ilk adımımı rüya âleminde attım.
Rüyamda yine bir işret âlemindeyim. Nurani bir zat yanıma geldi, şefkatle: “Evlâdım, bu içkiyi, bir daha sakın içme” diye tembih etti. Ben, “Peki hocam, bir daha içmem” deyince, o zat döndü ve gitti. Ama ben, “hocayı savdık nasılsa” der gibisinden devam ettim.
Biraz sonra o zat tekrar geldi yanımıza. Fakat o mülâyim ve şefkatli hali gitmiş, yerini şiddet ve celâl almıştı. Gözlerinden sanki lâvlar saçıyor, hiddetinden yüzü değişik bir hal almıştı. Bana, “Ben sana bunu bir daha içmeyeceksin demedim mi?” deyip enseme bir tokat yapıştırdı. Ben korkudan yüzükoyun toprağa gömüldüm. Nefesim kesildi, nefes alamıyor, boğuluyordum. Uğraştım ama bir türlü kurtulamadım. “Bir daha içmeyeceğim!” diye bağırarak uyandım.

İSLAMİYET’E DAİR MESELELERİ ARAŞTIRMAYA BAŞLADIM

Rüyamda yediğim o tokadın yeri çok şiddetli ağrıyordu. Tam bir hafta ağrıdı. Parmakların izini hala ensemde hissediyordum. İşte o tokat, benim hayatımın dönüm noktası olmuştu.
O tokadın sevkiyle İslamiyet’e dair meseleleri araştırmaya başladım. Bu araştırmalarım esnasında Risale-i Nur eserleri geçti elime. Fakat risaleleri pek anlamıyordum. Yine bir rüya gördüm. Nur yüzlü, sarıklı, cübbeli mübarek bir zat, elinde tarif edemeyeceğim bir ışıkla, elimden tutup zifiri karanlıklardan bilmediğim ve görmediğim yerleri hem gezdirip, hem de risalelerden anlamadığım yerleri bana izah ediyordu. Bu alaka aralıksız iki ay devam etti. Risaleleri anlamaya başlayınca o zatı bir daha göremedim.

ÜSTAD BİZİ KABUL ETTİ

Risale-i Nur eserlerini okumaya başladıktan, yedi-sekiz ay kadar sonra, Samsun/Bafralı nur talebesi Muammer Şenel ağabeyle beraber Isparta’ya Üstad Bediüzzaman hazretlerini ziyaret etmeye karar verdik ve gittik. Rüşdü ağabeyin boyacı dükkânına gittik önce. Orada oturanlardan birisi, “Gazi Yiğitbaşı ile iki mebus, Üstad’ı ziyarete geldiler, Üstad çok hasta olduğundan görüşmeyi kabul etmedi, geri döndüler” dedi.
O zaman, çok üzülmüş, ümitsizliğe kapılmıştım. Beş dakika geçti geçmedi, yirmi yaşlarında bir genç kapıya geldi, “Üstad sizi bekliyor” dedi ve yürümeye başladı. Biz de hemen peşine düştük. Bir bahçe kapısının önüne gelince, kapı açıldı. Kapıda Bayram Yüksel Ağabey göründü, bizi içeri aldı, “Maşallah, tebrik ederim, Üstad sizi kabul etti” dedi ve bizi iki katlı evin üst katına, Üstadın yanına çıkardı. Isparta’da müze olan evden bahsediyorum.

ÜSTAD’I SANKİ ÇOK GÖRMÜŞÜM GİBİ GELDİ BANA

Üstad Hazretleri karyolanın üzerinde başında ceviz yeşili bir sarık, sırtında cübbe, cübbenin içinde yakasız beyaz bir gömlek, sırtına aldığı yorganla oturuyordu.
Üstad’ı görünce, hemen bir yakınlık hissettim ben. Daha evvel sanki çok görmüşüm gibi geldi bana. Ama nerede gördüm, bir türlü çıkaramıyordum. Daha önce resmini dahi görmemiştim. Epeyce sonra anladım ki; meğer her gece rüyamda iki ay bana ders veren, Hz. Üstad’mış. Aynı kılık kıyafetle karşımda duruyordu Üstad.

ELİNİ ÖPMEME MÜSAADE ETTİ

Üstad hazretlerinin yanına, yattığı karyolaya doğru yaklaştım. Daha önceden elini öptürmediğini duymuştum; ama ben, ne olursa olsun öpeceğim diye niyet etmiştim. Eline uzandım, öptüm. Üstad elini öpmeme müsaade etmişti. Elhamdülillah Üstadın elini öptüm diye bir kenara çekilip oturmak istedim. Fakat Hz. Üstad, “Gel kardaşım” diyerek alnımdan öptü ve beni kucakladı, yanı başında yer göstererek, “Buraya otur” diye, adeta emretti. Muammer Ağabey karyolanın ayakucunda, kilimin üzerine oturuyordu.

ÜSTAD KONUŞAMIYOR DA, AĞABEYLER KENDİLERİNDEN Mİ SÖYLÜYORLAR ACABA?

Üstad bana bazı sorular soruyor, fakat çok yakınında olduğum halde sesini hiç duyamıyordum. Karşımızdaki duvarın dibinde duran birisi, “Üstadımız size Samsun'daki hizmetlerden soruyor” dedi. Ben de anlattım. Hz. Üstad başka sorular da soruyor, ama fısıltı halinde çıkan sesini duyamıyordum. Duvarın dibinde gördüğüm şahısların Hüsnü Bayram ile Bayram Yüksel ağabeyler olduğunu fark ettim. O ana kadar odanın içinde oldukları halde heyecanımdan onları fark edememişim.
Üstadla konuşmamız devam ederken, Üstad’a yakın olduğum halde sesini hiç duyamamam, Hüsnü ağabeyin uzakta olduğu halde duyması sebebiyle; “Üstad konuşamıyor da, bunlar kendilerinden mi söylüyorlar acaba?” diye içimden geçiverdi. Birden Hz. Üstad karyolanın üstünde, iki dizinin üzerine gelerek, diklenip pürüzsüz bir sesle konuşmaya başladı.

ÜSTAD: BENİM BEDELİME KARADENİZ VE HAVALİSİNİ GEZ

“Kardaşım, sen daha evvel buraya geldin mi hiç?” dedi. “Hayır Üstadım, hiç gelmedim” dedim. Üstad, “Fesubhanallah! Fesuphanallah!” diyerek, elini yükseklerde gezdirerek büyük bir meydanı içine alacak bir daireyi çizer gibi yaparak, “Seni her zaman, sabah derslerinde burada görüyorum” dedi. Üstad bunları söylerken, büyük bir meclisin hudutlarını görüyor gibi, yüz hatları, gözleri çok duygulu, kol hareketleri sert ve gergin, işaret parmağı bir ok gibiydi.
Sonra Üstad Hazretleri dedi ki: “Seni otuz senelik talebelerimle birlikte talebeliğe kabul ettim. Abdülmecid, Abdurrahman ve Ahmed Hamdi olarak Savlılarla beraber duamda dâhilsin. (Ahmed, Hamdi ağabeyin ön adıdır. Ö.Özcan) Samsun’daki kardeşlere benden çok selâm söyle. Ben Samsun'u ikinci bir Isparta olarak kabul ediyorum. Samsun’a gidince benim bedelime Karadeniz ve havalisini gez.”

KARADENİZ TARAFLARINI KASABA KASABA DOLAŞMAK NASİP OLDU BİZE

Üstad hazretlerinin, “Karadeniz ve havalisini benim bedelime gez” diye vazife vermesiyle gayrete gelerek, Karadeniz taraflarını şehir şehir, kasaba kasaba dolaşmak nasip oldu bize. Gittiğim yerlerde, kabiliyetimin fevkinde Risale-i Nur eserlerinden okuyordum. Bu dersler bazen sabahlara kadar devam ediyordu.

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N