SEMA ÖNER
Tarih: 15.06.2023 17:43
Günün yazısı
[11/6 00:00] Annem: İLK VAHİY
Zamanımızın ilim sahipleri de bilir ki nebilere vahiy inmesinin başlangıcı salih rüya ile olagelmiştir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz kırk yaşına geldiği, kendisine türlü feyizlerin eriştiği vakitlerde altı ay kadar rüya yoluyla vahiy gerçekleşmiştir. Yüce Allâh bu altı ay içinde peygamberine önce uykuda, sonra da uyanıkken vahyetti. Sonra kendine halvet, yalnızlık sevdirdi.
Peygamberlik günleri yaklaştıkça Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in, meleklerin bile kapılıp gittikleri mübarek gözleri sıra dışı şeyler görmeye başlamıştır. Rast geldiği taş ve ağaç cinsi varlıklar gâyet fasih bir dille, “Selâm sana ey insanlığın efendisi” derlerdi. O vakitlerde alışkanlık haline getirdiği yalnızca oturmak ve kimseyle görüşmemekti. Yollarda giderken ve etrafında da hiç kimse yokken “Yâ Muhammed” şeklinde gaipten gelen sesten vehme düşer, bu vehimden kurtulmak için bir yerde kendini saklayıp gizlenirdi. Dünya nakışlarını gönül haritasından tamamen silip yok eder, halkın arasında bulunmak şeklindeki bağları keserdi. Bu yüzden hakkında, “Muhakkâk Muhammed Rabb’ine âşık oldu” dendi.
Cebrail (a.s.)’ın gelişi ve Kur’ân âyetlerinin inişi yaklaştıkça insanlarla görüşmekten yüz çevirir, uzlet köşesine çekilmeyi yeğlerdi. Hirâ mağarasında kendini tevekkül ve takvâya verir, sabahlara kadar ibâdet ve duâ ile gözyaşı dökerdi. Günleri bu hal ile bir müddet geçip tertemiz gönlü kabiliyet feyziyle dolunca, Cibrîl-i Emîn (a.s.) kutlu peygamberlik elbisesini âlemlerin Râbb’inin Resûlü (s.a.v.) Efendimiz’in sırtına giydirmiştir. Akabinde de, “Bütün varlıkları yaratan Râbb’inin ismiyle başlayıp Kur’ân’ı oku” (Alak s. 1) manasındaki âyet-i kerimeyi tebliğ etmiştir.
(Eyüp Sabri Paşa, Mahmudu’s Siyer, s.65)
[11/6 00:00] Annem: Resûlullâh (S.A.V.)’E İTAAT
ALLÂH (C.C.)’A İTAATTİR
Bu dünyada maksat Allâh (c.c.)’un rızasını kazânma saadetine ermektir. Resûlullâh (s.a.v.)’in rızası, Allâh (c.c.)’un rızasına tabidir. Allâh (c.c.)’u razı eden şey, Resûlullâh (s.a.v.)’i de razı kılar. Allâh (c.c.)’un gazâbına sebep olan şey, Resûlullâh (s.a.v.)’in de gazâbına sebep olur. Resûlullâh (s.a.v.)’in sevmediğini, Allâh (c.c.) de sevmez. Allâhü Teâlâ’nın ve Resûlu (s.a.v.)’in rıza ve gazâpları birbirine bağlıdır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de pek çok delil vardır. Resûlullâh (s.a.v.)’in ismi Allâh (c.c.)’un ismiyle beraber zikredilmektedir:
“Kim peygambere itaat ederse, muhakkâk Allâh’a itaat etmiş olur, kim de yüz çevirirse, bu seni üzmesin.” (Nisa s. 80) “Allâh’a ve Peygamber’e itaat edenler, işte bunlar, Allâh’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle beraberdirler. Bunlarsa ne güzel birer arkadaş.” (Nisa s. 69) “Kim Allâh’a ve Resûlüne itaat eder, yaptığı günâhlardan ötürü Allâh’tan korkar ve geri kalan ömründe de O’ndan sakınırsa, işte bunlar ebedi saadete kavuşanlardır.” (Nur s. 52)
“Kim Allâh’a ve Resûlüne itaat ederse, o gerçekten büyük bir zafere, cennete kavuşmuştur.” (Ahzab s. 71) “Kim Allâh’a ve Resûlüne itaat ederse, Allâh, onu altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu acıklı bir azâp ile azâplandırır.” (Fetih s. 17)
“Ey müminler, münâfıklar rızanızı kazânmak için “biz münafık değiliz” diye Allâh’a yemin ederler. Eğer bunlar mü’min iseler, daha önce Allâh’ı ve Resûlü’nü razı etmeleri daha doğrudur. Şu gerçeği bilmiyorlar mı ki, kim Allâh’a ve Resûlü’ne karşı hududu aşarsa, içinde ebedi olarak kalmak üzere, ona cehennem ateşi vardır, işte bu, en büyük perişanlıktır.” (Tevbe 62-63)
Görüldüğü gibi, Allâh (c.c.)’na itaat, Resûlullâh (s.a.v.)’e itaattir ve Allâh (c.c.)’un sevgisi Resûlullâh (s.a.v.)’in sevgisine bağlıdır.
(Mehmet Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Akaidi, s.152-153)
[11/6 00:01] Annem: Bir Ayet:
Allah yolunda harcama yapın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever.
(Bakara, 2/195)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[11/6 00:01] Annem: Bir Ayet:
Allah yolunda harcama yapın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever.
(Bakara, 2/195)
Bir Hadis:
'İyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, kötülük yaparlarsa biz de kötülük yaparız.'diyen zayıf karakterli kimseler olmayınız. İyilik yaptıklarında iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında onlara kötülük yapmamayı içinize yerleştiriniz.
(Tirmizî, 'Birr', 63)
Bir Dua:
(Rabbim!) Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle.
(Şu'arâ, 26/84)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[11/6 00:02] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Kızılay (Hilâl-i Ahmer) Kuruldu. (1868)
“Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.” (Kasas, 28/84)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
KURBAN KESMEK YERİNE YOKSULLARI DOYURSAM OLUR MU?
İbadetler şekil, şart ve rükünlerine, hikmet, amaç ve teşri gerekçelerine göre yalnız emredildikleri şekilde yerine getirilir. Nitekim Kurban ibadeti de şartlarını taşıyan hayvanın usûlüne uygun olarak kesilmesiyle yerine getirilir. Bedelini infak etmek suretiyle kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz. Zira hayvanın kesilmesi bu ibadetin rüknüdür. Peygamberimiz de her yıl bizzat kurban keserek bu ibadeti yerine getirmiştir. Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak her Müslüman’ın önemli bir vazifesidir. Zaruret derecesinde ihtiyaç içerisinde bulunan kimseye yardım etmek dinimizde farz kabul edilmiştir. Ancak bu iki ibadetin birbirinin alternatifi olarak sunulması doğru değildir. Bu sebeple kesme olmadan hayvanı, sadaka olarak bir kişiye vermek kurban yerine geçmez. Aynı şekilde kurban bedelini de yoksullara ya da yardım kuruluşlarına vermek suretiyle, kurban ibadeti ifa edilmiş olmaz.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[11/6 00:02] Annem: EKONOMİ......... TÜRKİYE’DE YENİLENEBİLİR ENERJİ
∆ Türkiye'de ilk Avrupa'da ise en büyük hibrit güneş enerji santrali olan Bingöl'ün Genç ilçesindeki Aşağı Kaleköy Hibrit Güneş Enerjisi Santrali Tesisi, açıldı. Yenilenebilir Elektrik Üretim Tesisi'nde hidroelektrik ve güneş enerjisi kullanılarak 450 bin hânenin ihtiyacını karşılayan 580 megavat enerji üretiliyor. Bu santralde 200.000 güneş paneli bulunuyor. (0 9.11.2021)
∆ Konya'da yapımı süren ve tamamlandığında Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyüğü, dünyanın ise 5'inci büyük güneş enerjisi santrali olacak Karapınar Güneş Enerjisi Santrali 2,5 milyon kişinin elektrik ihtiyacını karşılayacak.
Bugün itibarıyla yaklaşık 600 megavata ulaşan santral 2022 sonunda 1348 megavat kurulu güce ulaşacak santralde, 3,5 milyon güneş panelinin var. 2.600 futbol sahası kadar bir alanda kurulu santral ile, ülkemizin elektrik üretiminde güneş enerjisinin payı %20'ye çıkacak. (11.04.2022)
∆ 45 milyar dolar olan enerji ithalat faturamızı, 10 milyar doların altına indirecek olan yenilenebilir enerji (Rüzgâr, güneş ve jeotermal) yatırımları hızla ilerliyor.
• Türkiye’nin 2002'de elektrikte 31.846 megavat olan kurulu gücü, 2022 Mart sonu itibarıyla 100 bin megavatı aştı.
• 2014'te 40 megavatgüneş enerjimiz bugün 8.000 megavat.
• Rüzgâr enerjisi kurulu gücü 10.000 MW’ı aşarken, bu alandaki fşirket sayısı 3.580’e, istihdam ise 25.000 kişiye ulaştı. Elektrik üretimimizin %11’i rüzgâr enerjisinden sağlanıyor.
Türkiye'nin 2022 ve 2023'te yapacağı yatırımlarla kapasitesini 11.000 megavata çıkaracağı öngörülüyor. (02.05.2022)
ZEKÂ BULMACASI........... KAÇ SANTİM
Hasanların bahçesinde yaşlı bir ağaç var. Her yıl 25 santim büyümektedir. Hasan 8 yaşında iken, yerden 140 santim yüksekliğe HASAN ismini yazdı. Hasan 12 yaşına gelince, bu yazı kaç santim yükselmiş olur? (Cevabı yarın)
10.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[11/6 00:02] Annem: MANZUM MASAL....... SIR SAKLAMAK
Evvel zaman içinde, bir oduncu yaşarmış,
Baltası omuzunda, birgün ormana varmış.
Ağaçların dibinde, bir kuru kafa görmüş,
Muziplik olsun diye, kafaya selâm vermiş.
O kafa selâm alıp, der; “Ve aleykümselâm”
Bu cevap üzerine, şaşırıp kalmış adam.
“Yanlış mı duydum acep, konuştu kuru kafa,”
Kuru kafa gülerek, hemen başlamış lâfa;
“Merak etmiyor musun, niçin böyle oldum ben?
Doğru-yanlış demeden, söz söyleyen dilimden...
Sır saklamak bilmeyen, her şeyi söyleyen dil,
Muhakkak benim gibi, olur bunu iyi bil!.”
Bunu duyan oduncu, odunlardan vazgeçmiş,
Kasabaya dönerek, herkese ilân etmiş:
“İskeletle konuştum! Var mı benim gibisi?”
Hükümdara duyurmuş, aceleci birisi...
Hükümdar emir vermiş, iki tane askere;
“Gidin kuru kafanın, bulunduğu o yere!
Konuşur ise eğer, alın bana getirin,
Yalansa oduncunun, işini siz bitirin!”
Oduncuyu alarak, tekrar geri giderler,
“İşte kafa burada, konuş görelim!” derler.
Adam kendinden emin, gülerek selâm vermiş,
Fakat kuru kafadan, hiçbir cevap gelmemiş.
“Aman ha kuru kafa! Unuttun mu sen beni?
Hani demin konuştuk, duymuştum ben sesini.
Esselâmü aleyküm! Bir cevap ver ne olur?”
Asker; “Çok saçma!” deyip, kafasını uçurur.
Oduncunun kafası, yuvarlanarak gelir,
“Ve aleyküm selâm!” diye bir ses yükselir.
“Ey oduncu! Ben sana, demedim mi o dilin,
Söyler ise herşeyi, ben gibi olur hâlin!..”
DÜNKÜ CEVAP: Yaşlı ağaçların, gövdesi değil yalnız dalları uzar.
11.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[11/6 00:03] Annem: 'Küçük dertleri büyüten (şikâyet eden) kimseyi, yüce Allah büyükleri ile cezalandırır.' Hz. Ali [radıyallahu anh]
Semerkand Takvimi
[11/6 00:03] Annem: İman, Emniyet, Emanet
Bu noktada mümin kişinin özelliklerini yeniden hatırlamamız gerekiyor. İman, mümin, emniyet (güven) ve emanet kelimeleri aynı kökten geliyor. Hepsinin ortak anlamı, karşılıklı güven. Yani yaratana güvenmek suretiyle güvende olmak, verilen emaneti korumak, başkalarına güven aşılamak, başkalarının güven içinde yaşamasına imkân sağlamak. Mü’minûn sûresinin ilk âyetlerinde bu güvenin muhtevası bakın nasıl tanımlanıyor:
Müminler muhakkak kurtuluşa ermiştir. Onlar ki namazlarında huşû içindedirler. Onlar ki faydasız ve boş lafa bakmazlar. Onlar ki zekât vermek için çalışırlar. Ve onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve kendilerinin sahip olduğu câriyeler müstesna. Çünkü bunlarla (olan ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir. Kim de bundan ötesini ararsa işte onlar haddini aşanlardır. Ve onlar ki emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler. Ve onlar ki namazlarını muhafaza ederler. İşte asıl vârisler onlardır (Mü’minûn 23/1-10).
Bir hadis-i şerifte mümin kişinin üç özelliği anlatılırken yine bu güven ilişkisine vurgu yapılır: Mümin, insanların elinden, dilinden ve belinden emniyette olduğu kişidir.
Semerkand Takvimi
[11/6 00:04] Annem: 'Takva, akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakk’a âsi olmak ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir. Verilen emaneti yerine getirmek, en üstün doğruluk sayılır. Hıyanet olarak da en önde yalan gelir.' Ebû Bekir es-Sıddık [radıyallahu anh]
Semerkand Takvimi
[11/6 00:04] Annem: İnanç Esasları - Kazâ ve Kader’e İman
1. Başımıza gelen musibetlerin ve güzelliklerin hepsi Allah’ın izniyle gerçekleşir. Güzelliklere şükredip zorluklara sabretmek gerekir.
2. Bir işin hayır mı şer mi olduğu bilinemez. Nitekim âyette, Sizin hayır sandığınızda şer, şer sandığınız şeyde hayır vardır. Bunu yalnızca Allah bilir, siz bilemezsiniz! buyrulmaktadır.
3. Öncenin ve sonranın yaratıcısı Allah’tır. Bu yüzden Allah, yaratılanların yaptıklarını ve yapacaklarını bilendir.
4. Gerçekleşen olaylar sebeplere ve vesilelere bağlıdır. Eğer Allah istemezse ateş yakmaz, bıçak kesmez olur. Hz. İbrahim [aleyhisselâm], Nemrud tarafından ateşe atıldığında Allah’ın izniyle ateşin onu yakmadığı gibi. Hz. İsmail’i [aleyhisselâm] bıçağın kesmediği gibi…
5. İyiyi de kötüyü de yaratan Allah’tır. Ancak O, hiçbir kuluna zulmetmez.
Allah’ın [celle celâluhû] dediği olur
Yaratılanların her türlü hareket ve işleri Allah Teâlâ tarafından görülür ve bilinir. Bu hareket ve işler, yaratılanlar var olmadan önce yazılmıştır. Varoluşun başlangıcından varlığın bitimine kadar yapılan ve yapılacak ne varsa hepsi O’nun takdir ettiği gibi olur. Zira yapılmış ve yapılacak olan her şeyin yaratıcısı O’dur.
Semerkand Takvimi
[11/6 00:04] Annem: “Kim bizim dinimizde olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez, reddedilir.”
(Buhari, Sulh 5, Müslim, Akdiye 17)
[11/6 00:05] Annem: Denilir ki: Bu güne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz. Yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur!
el-CÂSİYE Sûresi 34.Ayet
[11/6 00:05] Annem: KAZÂ NAMAZLARI
Erkek ve kadın her akıllı müslümanın bâliğ olduktan
(ergenlik çağına girdikten) sonra, diğer dinî vazifelerle
beraber beş vakit namazı hiç geçirmeden eda etmeleri
farzdır. Kat’iyyen geçirmemeye gayret etmelidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak ellibeş yerde her müslümana
namazla emretmektedir. Ayrıca otuz üç yerde,
namaz zekâtla beraber emrolunmaktadır.
Namaz hakkında emrin bu kadar çok tekrar edilmesi,
namazın fazilet ve sevâbının büyüklüğünü, terk
edenler için de, cezasının çok ağır olacağını gösterir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şerîflerinde
“Kıyâmet gününde kulun en evvel sorguya çekileceği
şey, namazdır.” buyurmuşlardır. Bu hadîs-i
şerîf, namaz hesabını tam verenlerin diğerlerinde kolaylık
göreceğini, veremeyenlerin zorda kalacağını bildirmektedir.
Bir insan, bir vakit namazın yerine milyonlarca lira
sadaka verse veya birinin iki rek’at namazı yerine bir
başkası yüz rek’at namaz kılsa, namaz borcunu ödemiş
olmaz.
Namaz kime farz olmuşsa onun tarafından kılınmak
sûretiyle ancak edâ edilir. Bir kimse gaflet veya tembellik
yüzünden vaktinde kılamadığı namazlarını hiç zaman
geçirmeden kazâ etmeli, bu namazı kazâya bıraktığı
için de ayrıca tevbe ve istiğfâr etmelidir.
Namaz borcu olan kimse, borçlarını hesaplar. En
sonundan başlayarak kazâ edip bitirir. En evvelinden
başlamak câiz ise de, en kâmil yaşta kazâya kalanların
cezâsının daha ağır olacağından dolayı önce
onları affettirmek düşüncesiyle sonundan başlayarak,
kazâ etmek evlâdır. Kazâ ederken yalnız farzlar ve
vitir kılınır. Sünnetler kazâ edilmez...Daha az
[11/6 00:05] Annem: Eğer düşmanın sana zarar vermesinden korkuyorsan iyilikle onun gönlünü bağlamalısın.[Sadi Şirazî]
[11/6 00:05] Annem: DİNÎ KAVRAMLAR
ÎSÂR
Îsâr, insanın bir başkasını her- hangi bir beklenti olmaksızın kendi nefsine tercih etmesi- dir. Bir başka ifadeyle kişinin kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanma- sı, başkalarının yararı için fedakârlıkta bulunması de- mektir. Türkçe’de Îsâr karşılığı olarak diğerkâmlık ve özgeci- lik terimi kullanılır.
Îsâr cömertliğin en yüksek de- recesidir.
Cahillere ilimden bahseden onu etmiştir ziyan. Gerekenlerden de onu esirgemek zulümdür aman. (Katip Çelebi)
İSLAM’IN ALTIN ÇAĞI: ASR-I SAÂDET
Asr-ı Saâdet, “mutluluk çağı” demektir. Kavram olarak, Pey- gamberimize vahyin gelişinden onun irtihaline kadar olan süreyi kapsayan zaman dilimi olarak tanımlanmaktadır. Bu süreyi “Hulefa-i Raşidin” dediğimiz dört halife dönemi sonuna kadar uzatan âlimler olduğu gibi, buna, Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz dönemini dâhil edenler de vardır.
Asr-ı Saâdet, Rasûlüllah’ın, İslam’ı insanlığa tebliğ ettiği ve bizzat yaşayarak öğrettiği kutlu dönemdir. Tartışmasız olarak İslam’ın altın çağıdır. İslam’ın eksiksiz ve en güzel yaşandığı, dinimizin güzelliklerinin en iyi sergilendiği bu dönem, daha sonra yaşayan Müslümanlara da en önemli kaynak olmuştur.
ÖZLÜ SÖZ
[11/6 00:06] Annem: Fıtr sözlükte 'orucu açmak', fıtra da 'yaratılış' anlamına gelir. Türkçe'de fitre şeklinde söylenen 'fıtır sadakası' dinî bir terim olarak şöyle tanımlanabilir: 'Ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları malî bir ibadet'tir.
Fıtır sadakasına baş zekâtı ve beden zekâtı da denmektedir. Bu isimlendirmeler onun şahsa bağlı, şahıs başına konmuş bir malî yükümlülük olması özelliğine dayanmaktadır.
Fıtır sadakası, ramazan orucunun farz olduğu hicrî 2. yılın Şâban ayında, zekâttan önce farz kılınmıştır. Dinî bir yükümlülük oluşunun dayanağı hadislerdir. Bu hadisler aynı zamanda Hz. Peygamber devrindeki fıtır sadakası uygulamalarını da göstermektedir.
Abdullah b. Ömer'in rivayetine göre: 'Hz. Peygamber fıtır sadakasını 1 sâ` (ölçek) hurma ve 1 sâ` arpa olmak üzere köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir' (Buhârî, 'Zekât', 76; Müslim, 'Zekât', 12).
Bu konuda Ebû Saîd el-Hudrî'den gelen bir rivayet de şöyledir: 'Biz Peygamber devrinde fitreyi yiyecek maddelerinden 1 sâ` olarak verirdik. O zaman bizim yiyeceğimiz arpa, kuru üzüm, hurma ve keş (yağı alınmış peynir) idi ' (Buhârî, 'Zekât', 74).
Yukarıdaki hadislerin yanı sıra hemen bütün kaynaklarda fıtır sadakası ile ilgili benzer anlamda başka hadisler de nakledilir.
Bu konudaki hadislerin değerlendirilmesi ile dört fıkıh mezhebinde fıtır sadakası emrinin kesin ve bağlayıcı bir yükümlülük içerdiği sonucuna varılmıştır. Ancak böyle bir durumda farz ve vâcip terimlerini eş anlamlı kullanan ve hükmün dayanağını oluşturan delilin zannîlik ve katîliği arasında fark gözetmeyen Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler fıtır sadakasının farz olduğunu söylemişlerdir.
Hanefîler ise, ilgili hadislerin rivayet yollarını dikkate alarak fıtır sadakasının farz değil, vâcip olduğu görüşüne varmışlardır. Hanefîler'e göre farz, kesin delil ile sabit olan hükümdür; vâcip ise zannî delil ile sabit olan hükümdür. Ancak vâcip de farz gibi amelî yönden gereklilik ifade eder. Bunun için Hanefîler'e göre de fıtır sadakası, yerine getirilmesi gerekli malî bir ibadettir. İfa edilmemesi dinî sorumluluğu ve âhirette cezayı muciptir.
A) FITIR SADAKASININ ÖNEMİ
Abdullah b. Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste fıtır sadakasının, oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerinden (günahlarından) arındırmak ve yoksullara gıda temini için farz kılındığı bildirilir (Ebû Dâvûd, 'Zekât', 17; Müsned, II, 277). Hadisten anlaşıldığına göre fıtır sadakası, oruç tutan müslümanın, oruçluya yakışmayan davranışlarla zedelenen ibadetinin eksikliklerini tamamlar, aynı zamanda yoksulların bayram sevincine katılmalarını sağlar.
Fıtır sadakası -zekâttan farklı olarak- geniş bir mükellef kitlesi tarafından yerine getirilir. Bu sayede her müslüman, yoksul din kardeşine malî yardımda bulunmanın sevincini yaşar, devamlı bağış almanın ezikliğinden bir an için dahi olsa kurtulur. Ramazan boyu tuttukları oruçlarla ruh yapıları güçlenen fakirler, maddî yönden de güç kazanarak zenginlerle birlikte ve aynı coşku ile bayrama iştirak ederler. Karşılıklı sevgi ve kardeşlik bağları pekişir; böylece toplumda kaynaşma, paylaşma ortamı oluşur.
B) FITIR SADAKASIYLA MÜKELLEFİYET
Fıtır sadakasının dinen gerekmesinin (vücûb) sebebi, ilgili hadislere dayanılarak 'sağ olma' (sağ olarak ramazan bayramına kavuşmuş olma) şeklinde belirlenmiştir. Bu yüzden, fıtır sadakası, fıkıh eserlerinde 'baş'a izâfe edilerek 'zekâtü'r-re's' (baş zekâtı) şeklinde anılmıştır. Bir başka anlatımla, fıtır sadakası yükümlülüğü, yüce Allah'ın kişiye (ve velâyeti altındakilere) canını bağı�
[11/6 00:06] Annem: O küfredenler, bölük halinde cehenneme sürülür Nihayet oraya geldikleri zaman kapilari açilir, bekçileri onlara: Size, içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bugüne kavusacaginizi ihtar eden peygamberler gelmedi mi? derler 'Evet geldi' derler ama, azap sözü kâfirlerin üzerine hak olmustur (ZÜMER/71)
Rablerine karsi gelmekten sakinanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varip da kapilari açildiginda bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz Artik ebedî kalmak üzere girin buraya, derler (ZÜMER/73)
Ateste bulunanlar cehennem bekçilerine: Rabbinize dua edin, bizden, bir gün olsun azabi hafifletsin! diyecekler (MÜ'MİN/49)
Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atilsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemis miydi? diye sorarlar (MÜLK/8)
[11/6 00:07] Annem: VEKÂLET
5771 - Hakîm İbnu Hizâm radıyallahu anh'ın anlattığına göre, 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, kendisine bir dinar vererek kurbanlık bir koç almaya gönderdi. Çarşıdan bir dinara bir kurbanlık satın aldı. Ancak onu (beriye gelince) iki dinara sattı. Geri dönüp bir dinara bir koç satın aldı. Böylece Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir dinar ve bir koçla geldi. Resûlullah dinarı tasadduk etti. Hakîm'e de bu ticaretinde mübarek kılması için Allah'a dua etti.'
Ebu Dâvud, Büyü' 28, (3386); Tirmizi, Büyu' 34, (1257).
[11/6 00:07] Annem: Abbâs İbnu Abdilmuttalib (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim: 'İmanın tadını, Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, peygamber olarak Muhammed'i seçip râzı olanlar duyar.'
Müslim, İman 56, (34); Tirmizî, İmân 10, (2625).
[11/6 00:08] Annem: Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!
[Bakara Sûresi.103]
[11/6 00:08] Annem: “Rabbimiz! hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla!” (İbrâhim, 14/41)
[11/6 00:08] Annem: Allah’a dayan sa’ye sarıl hikmete ram ol / Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol[Mehmet Akif Ersoy]
[11/6 00:08] Annem: Hz.SAFİYYE BİNTİ ABDÜLMUTTALİB
Resulullah efendimizin halası olan Hz. Safiyye, oğlu Zübeyr ile birlikte müslüman oldu. Oğlu Zübeyr ile birlikte hicret etti. Peygamber efendimize eziyet eden, kardeşi Ebu Leheb’e dedi ki:
- Ey kardeşim! Kardeşimin oğlunu ve Onun dinini yardımsız, hor, hakîr bırakmak, sana yakışır mı? Vallahi bugün yaşayan bilginler, Abdülmuttalib’in soyundan bir Peygamberin çıkacağını bildiriyorlar. İşte, o peygamber, budur!
Böyle söyleyerek Ebu Leheb’i de islâma davet etmiş, fakat o kabul etmemiştir.
Savaşların çoğuna iştirak etti
Hz. Safiyye’nin annesi Hâle ile Resul-i ekremin annesi Amine Hatun kardeş idiler. Bu suretle, Peygamberimiz ile, hem ana, hem de baba tarafindan çok yakın akraba olurlardı.
Hz. Safiyye gazaların çoğuna iştirak etmişti. Gayet cesur idi. Uhud gazasına kati şöyle olmuştu: Resul-i ekrem efendimiz, Uhud savaşına gittikleri zaman, kadınlar da Hz. Hassan bin Sabit’in köşkünde bulunuyorlardı. Erkek olarak sadece Hassan vardı. O da yaşlı ve zayıf idi. Yahudîler bunu fırsat bilip saldırmak istiyorlardı. İçlerinden birisi köşkün dibine kadar sokulup, olup bitenleri dinlemek istedi. Hz. Safiyye bunu gördü ve bağırdı:
- Hassan, şu yahudînin yanına in, onu öldür!
Hz. Hassan dedi ki:
- Ben onunla savaşacak hâlde olsaydım, şimdi herhalde Resulullahın yanında olurdum.
Hz. Hassan, hastalık geçirdiginden kılıç sallayamıyordu. Hz. Safiyye bunun üzerine, bir çadır direğini kaptı ve aşağı indi. Yahudînin kaçmaması için kapıyı yavaş yavaş araladı. Birden çadır direğini yahudînin başına indirdi. Yahudî, yediği darbe sonucu bir daha kalkamadı ve öldü.
Bundan sonra Safiyye eline bir kılıç alarak Uhud’un yolunu tuttu. Elindeki kılıcı ile önüne gelene saldırıyor, bir yandan da müslümanları harbe teşvik ederek, “Siz nasıl insanlarsınız, Resulullahı bırakıp da nereye gideceksiniz” diyordu.
Cesedini görmesin
Peygamber efendimiz onun vaziyetini görünce, oğlu Hz Zübeyr’i çağırdı ve buyurdu ki:
- Annen Safiyye, kardeşi Hamza’nın cesedini görmesin. Çünkü cesedin durumu çok kötü idi. Kardeşinin cesedini böyle görse, herhalde aklını kaçırır.
Hz. Zübeyr de bu emir üzerine annesinin yanına sokularak dedi ki:
- Anneciğim, Resulullah efendimiz senin geri çekilmeni buyuruyor.
- Nasıl? Geri mi dönecekmişim? Kardeşimin cesedinin nasıl olduğunu biliyorum. Bunun intikamını alacağım. Allahü teâlâ bilir ki, ben böyle yapılmasından hiç hoşlanmam. Fakat sabredeceğim. Ama bir gün bunların karşılığını da göreceğim.
Hz. Zübeyr, durumu Resulullaha arz etti. Resulullah efendimiz de halasının metanetini duyunca, cesedin yanına gelmesine izin verdi. Cesedin parça parça olduğunu gördü. Kendisine hakim oldu. Yalnız “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn' dedi. Ellerini açıp duâ etti ve oradan ayrıldı.
Hz. Safiyye Hendek gazvesinde de Hassan bin Sabit’in köşkünde, içeriyi dinlemek isteyen bir yahudîyi öldürmüştür.
Böylece Hz. Safiyye, gerek Uhud’da, gerekse Hendek savaşında birer düşman öldürmesiyle, eshabın takdirine mazhar olmuştur.
Orduları idare edecektir
Hz. Safiyye, Hz. Ömer halife iken, 640 yılında, 73 yaşında iken vefat etti. Bakî kabristanında Mugire bin Sube’nin kabri yanına defnedildi.
Hz. Safiyye disiplinli bir anneydi. Bazen oğlu Zübeyr’e sert davrandığı olurdu. “Niçin böyle yapıyorsun” diyenlere şöyle cevap vermişti:
- Ben onun iyi yetişmesi için böyle yapıyorum. Çünkü o, ileride orduları idare edecektir.
Gerçekten de Hz. Zübeyr büyük bir İslâm fedaisi oldu.
Hz. Safiyye cahiliyye devrinde Hâris bin Harb ile evlenmişti. Hâris’ten bir oğlu oldu.
Hâris öldükten sonra Hz. Zübeyr’in babası Avvam bin Hüveylid ile evlendi. Bundan da üç çocuğu oldu. Bunlar Hz. Zübeyr, Saib ve Abdülkâbe’dir.
Sen bizim ümidimizdin
Hz. Safiyye, cesaret ve secaati ile nesillere örnek olac
[11/6 00:09] Annem: Orucu Kimler Tutar?
Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde şu üç şartın bulunması gerekir:
1. Müslüman olmak.
2. Akıllı olmak.
3. Erginlik çağına gelmiş bulunmak.
Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak erginlik çağına gelmeyen çocukları, bünyelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.
[11/6 00:14] Annem: BÂB
1. Kapı. Mescîd-i Nebî'nin şimdi beş bâbı vardır. İkisi batı duvarında olup, kıbleye yakın olana Bâb-üs-selâm, kuzey köşesine yakın olana Bâb-ür-rahme adı verilir. 2. Bir kitâbın bölümlerinden her biri. Riyâd-un-nâsihîn kitâbı ikinci kısım ikinci bâbı birinci faslında diyor ki Tövbe kalb ile, dil ile ve günâh işliyen âzâ ile olmalıdır. Kalb pişmân olmalı, dil duâ etmeli ve yalvarmalı, âzâ da günâhtan çekilmelidir. 3. Bozuk bir yol olan Bâbîliğin kurucusu Ali Muhammed'in kendisine verdiği ad. (Bkz. Bâbîlik) El-Bâb Ali Muhammed kendisinin beklenen imâma açılan bir bâb (kapı) olduğunu söyledi, daha sonra da peygamberlik iddiâsında bulundu. El-Bâb Ali Muhammed'in kendisine bâb demesi sebebiyle kurduğu bozuk yola Bâbîlik adı verildi. (Muhammed Ebû Zühre)
[11/6 00:14] Annem: Affan
A. Haramdan uzak olan
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[11/6 00:14] Annem: Kesimden önce kusuru tespit edilemeyen bir hayvanın, kurban edildikten sonra hasta olduğunun anlaşılması ve etinin yenilmeyeceğine dair uzmanlarca karar verilmesi halinde, kurban dinen geçerli midir?
Bir hayvanın kurban edilebilmesi için, hayvanda bazı kusurların bulunmaması gerekir. Satın alınırken kurbana engel bir kusuru olan hayvan kurban olarak kesilemez. Hayvan kusursuz olarak satın alınıp da, alıcının elinde iken kurban olmaya engel bir kusurun ortaya çıkması halinde, kişi zenginse ayıbı olmayan başka bir hayvan alıp keser. Yoksulsa yeni bir hayvan alıp kesmesine gerek yoktur (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75; Kasani, Bedaiu’s-Sanai, Beyrut 1982, V, 68; Mehmet Zihni, Nimet-i İslam, 602).
Kurbanlık hayvanın hasta olduğu, kesildikten sonra ortaya çıkmış ve sağlık sebebiyle etinin imha edilmesi gerekmiş ise, bu durumda iki ihtimal söz konusudur:
a) Satıcıya rücu edilip kurban bedelinin geri alınmış olması. Bu durumda, kurban kesme günleri henüz çıkmamış ise, yeni bir kurban alıp kesmek gerekir. Kurban bedeli, kurban kesme günlerinden sonra iade edilmiş ise, bu para fakirlere verilir.
b) Kurban bedeli satıcıdan geri alınamamışsa kişinin yeniden bir kurban kesmesi gerekmez. Ancak imkanları yerinde ise ve henüz kurban kesim günleri geçmemiş ise, ikinci bir kurban kesmesi ihtiyata daha uygundur.
[11/6 00:15] Annem: 4.
وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟
“Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır) sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.” (Bakara, 2/196)
[11/6 00:15] Annem: Tarihte Bugün
• Kırgız Yazar Cengiz Aytmatov’un Vefatı 2008
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/6 00:15] Annem: Günün Ayeti
“...Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felakete düçar olmaması için Kur’an ile nasihat et...”
En’am 70
[11/6 00:15] Annem: Günün Hadisi
“Yarım hurma ile de olsa (hayır yaparak), cehennemden korunmaya bakın!”
Buhârî, Edeb 34
[11/6 00:16] Annem: BOZKIRIN GÜÇLÜ KALEMİ: CENGİZ AYTMATOV
Cengiz Aytmatov, dünya literatürüne, felsefesine “mankurt” kavramını kazandırdı.
Mankurt, kendi kişiliğinden, millî kimliğinden, manevi değerlerinden koparılarak oluşturulmuş bir köledir. Gün Olur Asra Bedel eserinde bir gencin saçlarını tıraş ederek kafasına deve derisi geçirirler ve bu teknikle genç bilincini kaybeder, kendisini kurtarmaya gelen annesini tanımayacak hatta onu öldürebilecek kadar kendinden uzaklaşır ve sahiplerinin kölesi hâline gelir.
Günümüz dünyasında değişik yöntemlerle insanların başına geçirilen deve derileri var. Son derece dikkatli olmalı, gençler kendi millî ve manevi değerlerinden kopmamanın yollarını geliştirmeliler.
Aytmatov, edebiyat yoluyla insanı insana anlattı. Onu okurken insanı tanımaya, insanın hallerini anlamaya, böylelikle kendilerini bilmeye gayret etmelidirler.
Atabeyt’e defnedilmeyi vasiyet eden Cengiz Aytmatov’un kabrinin başına Kırgızlar onun şu sözünü yazmışlar: “İnsan olmanın en zor yanı her gün yeniden insan olmakta..”
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/6 00:16] Annem: Tarihte Bugün
• Kızılay’ın (Hilâl-i Ahmer) Kuruluşu 1868
• Merkez Bankası’nın Kuruluşu 1930
• Dünya Çevre Koruma Günü ve Haftası
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/6 00:17] Annem: Günün Ayeti
“...O nefis için Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de şefaatçı...”
En’am 70
[11/6 00:17] Annem: Günün Hadisi
“Eğer Allah bir kuluna fenalık dilerse cezasını dünyada vermez, kıyamet günü cezalandırır.”
Tirmizî, Zühd 57
[11/6 00:17] Annem: ÇEVRE DOSTU TEKNOLOJİLER NELERDİR?
Çevre dostu teknoloji, asgari düzeyde su, ham madde ve enerji tüketmeyi ve yine asgari düzeyde atık üretmeyi amaçlayan, ekonomik değer taşıyan ve uygulanabilir teknolojileri tanımlayan bir kavramdır.
Çevre dostu teknolojiler kapsamında “temiz üretim” yapılması gerekiyor. Temiz üretim de önleyici ve bütünsel çevre stratejileri çerçevesinde ilerleyen ve çevresel risklerin azaltılmasını hedefleyen süreçleri kapsıyor. Günümüzde yaygın olarak kullanılan çevre dostu teknolojilerin dâhil olduğu alanlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:
• Yenilenebilir enerji kaynakları
• Enerji verimliliği ve tasarrufu
• Doğal hayatın korunması
• Geri dönüştürülebilir içerikler ve atıklar
• Sera gazı emisyonunun azaltılması
• Hava ve çevre kirliliğinin azaltılması
• Bitki bazlı ürün ve malzeme kullanımı
• Ham madde tüketiminin azaltılması
• Endüstriyel ekoloji
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/6 00:18] Annem: Fahru’n-nisâ Emîre Hadîce Hanımefendi Hazretlerine
Şu bağlı yelkeni çözsek de nehri atlayarak,
Biraz da karşıki vâdîye doğru yollansak.
Güneş çocuk: Yoracak hâli yok, sular durgun;
Gelin gecikmeyelim, tam zamanı yolculuğun.
Kürekler işlesin öyleyse, durmadan gideriz.
Fakat, bu “Nîl-i Mübârek” mezar kadar hissiz:
Bütün sevâhili boğmuş, gömerken emvâcı,
Ne vardı bir acı duysaydı? Şöyle dursun acı,
Huzûr içinde, sanırsın ki ninniler duyuyor:
Semâyı altına sermiş, derin derin uyuyor!
Henüz harîm-i zılâlinde bir cihan saklar,
O, belki yetmiş asırlık, mehîb Karnak’lar;
Alınların biriken kanlı, terli hüsrânı:
Şu Teb harâbesinin dalga dalga umrânı;
Şu, sermediyyeti hâlâ sayıklayan, âsâr,
Ki hây u hûy-i medîdiyle inlemişti civâr...
Bugün, sütûnlarının küskün ihtişâmıyle,
Ne ser-nigûn oluvermiş, aman bakın Nîl’e!
Yanaştık öyle mi? A’lâ! Geniş de bir kumsal;
Hemen basıp çıkalım, açmasın kenardaki sal.
Zemîn epey batıyor: Yolcu geçmemiş çokluk...
Şu hurmalıktan tuttuk mu, oh, kurtulduk...
Meğer hiç öyle değilmiş; ne inkisâr-ı hayâl:
Aşınca vâhayı, bir kumdur etti istikbâl!
Batar, çıkar, gideriz, çâresiz, yorulsak da.
Evet, belirmede, yer yer, birer sevimli ada;
Nedir ki arkası umran, filân değil, heyhât,
O, çöl dedikleri aylarca bitmeyen nakarat!
Daraldı gitgide vâdî, demek yakınlaştık:
Harâbeler sökedursun, yavaş yavaş, artık:
Göründü işte sütûnlar, kırık dökük, yer yer,
Göründü yerlere bîtâb düşmüş âbideler;
Göründü kaç sıra ma’bed ki kaplamış yurdu;
Göründü birçoğunun pâre pâre ma’bûdu!
Sağında nâ-mütenâhî yıkıntı dalgaları;
Solunda hangi harîminse tek kalan duvarı;
Önünde, gövdesi kırk elli parça, heykeller;
İlerde burnu kopuk başlar, arkasız beller.
O yanda kumlara yüzlerce dev kadîdi batar;
Bu yanda toprağı bin müstahâse yırtar atar.
Harâb emellerin enkâzı savrulur şurada;
Yıkık sarayları çiğner geçer nigâh arada...
Hülâsa, bir, ebedî kevni yok, zemîn-i fesâd,
İçinde haşre kadar haşrolur durur ecsâd!
Sıkıştı gitgide vâdî, nihayet oldu boğaz.
Güneş, çocuk değil artık, şu var ki pek yaramaz:
Sonunda cevvi tutuşturmak istedikçe hele,
Çekilmiyordu bu en nazlı günlerinde bile!
Aman bakın, ne perîşan şu toprağın hâli:
Bucak bucak deşerek, toprak olmuş ensâli ,
Çukurlarıyle, hayır, leşleriyle yutmuşlar!
Kefen soyanlar adammış, bu fâreler canavar!
Delik deşik kayalıklar, delik deşik sağ sol:
Mezar araştırıyor her tarafta bir sürü kol.
Sürüklenir sıralanmış paçavra enkâzı,
Zuhûr eder diye, altında mumyalar ba’zı;
Didiklenir, elenir, kül, kemik, bütün kümeler...
Nedir bu acz-i beşer karşısında hırs-ı beşer?
Büküldü tuttuğumuz yol cenûba doğru biraz;
Güneşse rüşdüne rağmen bütün bütün yaramaz:
Önünde damla kadar gölge sezmesin alevi,
Bir ân içinde, bakarsın, adımlayıp cevvi,
Ne kuytu der, ne siper, parçalar geçer mutlak;
Nasıl ki parçalamış: Her taraf çırılçıplak!
Asıl belâsı: Bu gittikçe kıvrılan dirsek,
Uzun sürerse, emînim, devâm edilmeyecek:
Kireç yakılmaya mahsus ocaklann bir eşi,
Kürek kürek saçıyor küllenip duran güneşi!
Hayır, sürekli değil, bitti, hem yaman bitti;
Gelin de sahneyi bir seyredin, gelin şimdi:
Geçit biraz dönerek garba sarkacak yerde,
Gerildi ansızın âfâka bir kızıl perde:
Ne ihtişâm-ı İlâhî! Ne saltanat! Ne celâl!
Eteklerinde zemîn, devre devre izmihlâl.
Bu cebhe fecr-i ezelden örülmüş olsa gerek;
Gurûb alevleri, yâhud, tehaccür eyleyerek,
Harîs emelleri tehdîde etmek üzre devam,
Fezâda alnını çatmış bu sermedî ehrâm! *
Evet, murâkabe hâlinde bir sükût-i mehîb,
Çıkıp harâbe-i edvâra yaslanan bu hatîb.
Ne bir hitâbe, hayır, yükselen, ne bir minber,
O çünkü çok daha yüksek, o bir derin makber!
Bu kıpkızıl kayanın ba
[11/6 00:18] Annem: 20
Ramazan Orucunu Hangi Durumlarda
Erteleyebilir veya Bozabiliriz?
Kur’an-ı Kerim’de orucun farz kılındığını bildiren aye-
tin8
hemen ardından gelen ayette şöyle denilmekte-
dir: “(Oruç) sayılı günlerdendir. Artık sizden kim hastalanırsa
veya yolculuktaysa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde
(tutsun). Oruca güç yetiremeyenlerin fidye vererek (her gün için)
bir yoksulu doyurması gerekir. Bununla birlikte gönülden gelerek
kim bir iyilik yaparsa o kendisine sevap kazandırır. Takdir ede-
bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”9 185. ayette
aynı cümleler te’kid amaçlı olarak tekrarlandıktan sonra “Al-
lah size kolaylık diler, zorluk dilemez.” ifadesi yer almaktadır.
Mü’minlere güçlerinin üzerinde bir sorumluluğun yük-
lenmediği Miraç’ta Allah Resûlü’ne verilen hediyelerden bi-
ridir.10 Bu sebeple bazı hâllerde Ramazan orucunu ertelemek
veya bozmak için de gerekli kolaylıklar ayet ve hadislerde
gösterilmiştir. Bu hâlleri kısaca özetlemeye çalışalım:
1. Hastalık Hâli: Hastalığının uzamasından ya da ağır-
laşmasından endişe eden kimse orucunu erteleyebilir ve
bozabilir. Oruç tuttuğu takdirde hasta olacağı kuvvetle
muhtemel bulunanlar da genellikle hasta kapsamında kabul
edilmiştir.
8 Bakara, 2/183
9 Bakara, 2/184
10 Bkz. Bakara, 2/286
RAMAZAN GUNLÜKLER - I.indd 20 27.04.2019 00:11:10
[11/6 00:19] Annem: Bazı âlimler, Allah’ın emir ve yasaklarını esas almak ve Resûl-i Ekrem’in sünnetine ittiba etmek dururken, hata etme ve günah işleme
ihtimali bulunan insanları kayıtsız şartsız taklit etmeyi yanlış ve tehlikeli bulmuştur. Bunlara göre Kur’an ve Sünnet’le belirlenen ibadetler
içinde râbıta şeklinde bir davranış tarzı bulunmamaktadır. Dolayısıyla onu ibadet telakki ederek yapmak, en hafif şekliyle bidattir.
Bir kısım âlimler ise İslâmiyet’in ibadetin doğrudan Allah’a yapılmasını ve her türlü niyazın O’ndan talep edilmesini öngören bir din
olduğunu, Fâtiha sûresinde, “Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz.” buyurulduğunu, bu hususu koruduktan sonra nefis ve
ahlâk eğitimi için bir usul ve güzel alışkanlıkları elde etme yöntemi olarak râbıtaya başvurmanın bir sakıncasının olmadığını söylemişler-
dir.
Muhatabı Allah olmakla beraber kendini değersiz ve O’ndan doğrudan talepte bulunma liyakatinde görmeyen birinin, peygamber veya
Allah’ın sevdiği diğer insanların hatırına (hürmetine) yüce mevlâdan talepte bulunmasında -talebini sadece Allah’ın karşıladığı bilincinde
olması şartıyla- bir sakınca bulunmamaktadır.
71. Ecel değişir mi? İntihar edenler ecelleriyle mi ölüyor?
“Allah tarafından her canlı için takdir edilen yaşama süresi ve bu sürenin sonu olan ölüm vakti” demek olan ecel, kelâm ilminde
kader tartışmaları bağlamında ele alınan bir konudur. Mu’tezile âlimlerinin bir kısmına göre ecel tek türdür. Diğerlerine göre ise ecel-i
müsemmâ ve ecel-i kazâ (ecel-i ihtirâmî) olmak üzere ikiye ayrılır. Herhangi bir dış müdahele olmadan hayatın tabii ölümle sona ermesi
ecel-i müsemmâ, bir kazâ veya öldürülme şeklinde son bulması ise ecel-i kazâdır. Bu görüşün sahipleri ikinci durumda ölen kişinin eceli-
nin öne alındığını, şayet dış müdahale olmasaydı daha fazla yaşayacağını kabul ederler.
Ehl-i sünnet âlimleri ise ecelin Allah’ın canlının öleceğini bildiği zamandan ibaret bulunduğunu, dolayısıyla tek olduğunu, hiçbir can-
lının kendisine takdir edilenden önce veya sonra ölmeyeceğini savunurlar. Bu âlimler âyette sözü edilen ecel-i müsemmânın kıyametin
kopması hakkında olduğu kanaatini taşırlar.
72. Reenkarnasyon nedir, İslâm dininde reenkarnasyona inanmak câiz midir?
Tekrar bedenlenme anlamına gelen reenkarnasyon, ölüm münasebetiyle bir bedenden ayrılan ve yeterince kemale ulaşmamış olan
ruhun, olgunlaşmasını tamamlamak üzere başka bir bedene geçerek tekrar dünyaya gelmesi anlayışını kabul eden bir inanıştır. Türkçe’de
“ruh göçü”, Arapça’da ise tenasüh olarak ifade edilir. Tenasüh inancının İslâm coğrafyasına nereden geldiği hakkında farklı görüşler söz
konusudur. Bazı bilim adamlarına göre Hint dinlerinin, bazılarına göre Yunan felsefesinin, bazılarına göre ise İran’ın etkileri söz konu-
sudur. İslâm dünyasında gulât-ı Şîa olarak ifade edilen bir kısım aşırı gruplar ile bazı mistik anlayışlarda hulûl, ittihat ve vahdet-i vücûd
biçiminde kendini göstermiştir.
En vurgulu şekliyle İslâmiyet’te bulunmak üzere bütün ilahî dinlerin temel inançları arasında yer alan âhiret inancıyla çelişen bu an-
layış, söz konusu dinler tarafından reddedilmiştir. “İki defa ölme ve iki defa dirilmeyi” bildiren (el-Bakara 2/28; el-Mü’min 40/11) Kur’an
âyetlerini reenkarnasyona delil getirenler, bu beyanları diğer Kur’an âyetleri ve hadislerin açıklayıcı bütünlüğü içinde ele aldıkları takdirde
yanıldıklarını göreceklerdir. Zira bir âyette belâgat gereği oluşan kapalılık, başka bir âyette veya hadislerde açıklanmaktadır.
Müfessirler iki defa öldürme ve iki defa diriltme hâdisesinde birinci ölümü insanların dünyaya gelmeden önceki durumları, ikinci ölü-
mü de bu dünyada iken ölmeleri şeklinde yorumlamışlardır. İki defa dirilmeden maksat da dünyaya geliş ve âhirette gerçekleşecek dirilme-
dir. Bazı müfessirler ise kabir hayatını dikkate alıp iki defa öldürmeyi, insanların dünyada iken ve kabirde diriltilip meleklerin sorgusundan
sonra öldürülmeleri, iki defa dirilmeyi de kabirde ve kıyamet koptuktan sonra dirilmeleri şeklinde açıklamışlardır.
Yaratılmışların en değerlisi olan insanın olgun ve ergin vasfına ulaşıp davranışlarını kontrol altına almasında çok önemli bir âmil olan
âhiret hayatı, bütün insanların ölümünden sonra üzerinde yaşadığımız yer küresinin başka bir arza dönüşmesi neticesinde başlayacaktır.
Orada herkes hem yaratıcıya hem de birbirlerine karşı sorumlu olacak, hesap görüldükten sonra, dünyadakinden apayrı, iyi veya kötü
(cennet ve cehennem) fakat her ikisi de ebedî olan bir hayata intikal edecektir. Kur’ân-ı Kerim’de açık beyanlarla ifade edilen bu hususu
tenasüh veya reenkarnasyonla bağdaştırmak mümkün değildir.
73. Müminlere cennette hizmet edecek olan hûriler ve gılman hakkında bilgi verir misiniz?
Hûri, “Beyaz tenli, yuvarlak gözünün beyazı saf, siyahı koyu, göz kapakları ince ve nazik, iri gözlü ( ).” anlamına gelir. Kur’an’daki
tasvirlerden hûrilerin bakışları, güzellikleri ve gençlikleri ile dikkat çeken kadınlar oldukları ve cennette müminlere eş olarak verilecekleri
anlaşılmaktadır. Bunların dünya kadınlarından mı oluşacağı yoksa ayrı bir tür şeklinde mi yaratılacakları tartışmalı bir husustur. Âlimlerin
çoğunluğu onların, hayatlarının en güzel döneminde (30-33 yaş arası) yeni bir hilkatle yaratılan dünya kadınları olacakları kanaatindedir.
Hûrilerle ilgili âyet-i kerîmelerin tasvirinde “güzel bakışlarını eşlerinden ayırmayan, iyi huylu, tertemiz, eşlerine düşkün, iffetli” gibi ifade-
ler yer alır.
Bıyığı yeni terlemiş genç; hizmetçi anlamına gelen gılman ise gulâm kelimesinin çoğulu olup, Kur’an’da “cennet ehlinin emrine verilen
ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” demektir. Bunlar cennette mutlu bir hayat süren müminlerin etrafında dolaşacaklardır. Kız veya
erkek çocuk anlamına gelen velîd kelimesinin çoğul şekli olan vildân da aynı mânada kullanılmıştır (el-Vâkıa 56/17; el-İnsân 76/19).
Gılmanın kimliği konusunda bazı müfessirler müminlerin kendilerinden önce ölen çocukları veya müşriklerin çocukları oldukları şek-
linde görüş beyan ederken, bir kısmı da bunların çocuklarla alâkası bulunmayıp cennette müminler için yaratılan hizmetçiler konumunda
bulunduklarını söylemişlerdir.
[11/6 00:20] Annem: Cemaatle kılınan namaz, münferit kılınan namazdan yirmi yedi derece üstündür.
(Buhari, 645; Müslim, 650)
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[11/6 00:20] Annem: Ravi: Umeyr İbnu Said en-Nehai (ra)
Hz. Ali (ra)'yi dinledim, şunu söylemişti: 'Ben hadd vurduğum kimselerden biri ölecek olsa, içimde üzüntü duymam, ancak içki sebebiyle hadd vurduğum ölürse onun üzüntüsünü hissederim. Çünkü o ölecek olsa (yakınlarına) diyet öderim. Zira Hz. Peygamber (sav) içkinin haddi ile ilgili (kesin bir miktarı) sünnet kılmadı, içki haddiyle ilgili miktarı biz takdir ettik.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Hudud 4, Müslim, Hudud 38, (1707), Ebu Davud, Hudud 36, (4486)
Hadisin Açıklaması:
1- Hattâbî der ki: Hadd tatbiki sırasında mücrim ölecek olsa, haddi icra eden kimseye tazminat ödemesi terettüp etmez. Bu hususta ulemâ ittifak eder. Ancak içki haddi sebebiyle vurulan hadd sırasında ölüm vukua gelse buna diyet ödemek gerekir.
İmam Şâfiî bu meselede, hadd tatbikatında kullanılan vurma âletini gözönüne alır: 'Eğer kamçı ile vurulmuş ve ölmüşse diyet ödenir, kamçı dışında bir şey ile vurulursa ölse bile diyet gerekmez. Bu meselede diyetin ödenmesi imamın akîlesine terettüp eder. Keza kırktan fazla vurulsa ve ölüm meydana gelirse yine diyet ödenir.'
2- Hz. Ali'nin: 'Resûlullah içki haddi ile ilgili (kesin bir miktarı) sünnet bırakmadı' sözü ile, bazı içki içenlere 40 sopa vurdurduğuna dair rivâyetleri İbnu Hacer şöyle te'lif eder: 'Resûlullah 80 sopayı sünnet kılmadı veya kırk darbeden fazlası için herhangi bir sünnet bırakmadı' demektir. Nitekim Hz. Ali'nin '...içki haddiyle ilgili miktarı biz takdir ettik' sözü bunu te'yid eder. Bu sözüyle Hz. Ali, Resûlullah'tan sonra Hz. Ömer'in artırmış olduğu miktara işaret eder. Hz. Ali'nin içtihadlarıyla yapılan bu arttırma ile irâde-i İlâhiyeye muvafık hareket edip etmemekten endişe duyduğu ve hatta korktuğu görülmektedir.
3- Hz. Ali'nin, 'Resûlullah onu sünnet kılmadı' tâbirindeki zamirle 'darbın sıfatı' kastedilmiş olabilir. Yani bu durumda mâna şöyle olur: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kamçı ile dövmeyi sünnet kılmadı, içki içenleri, el, ayakkabı, hurma dalı, elbisenin kenarıyla dövmeyi sünnet kıldı.' Beyhakî bu hususa dikkat çeker
[11/6 00:20] Annem: Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Ecelini altmış yaşına kadar uzattığı kimselerden Cenab-ı Hakk, her çeşit özür ve bahaneyi kaldırmıştır.' (Metin Buhari'den alınmıştır. Tirmizi'nin metni şu şekildedir: 'Ümmetimin vasati ömrü 60-70 yıldır. Bunu aşabilenler azınlıkta kalacaklardır.' Rezin der ki: 'Çoklukla ölümün cereyan ettiği dönem 60-70 yaş arasıdır. Allah, kime ömründe 40'ına kadar mühlet verdi ise, ondan özrü kaldırmıştır.')
Kaynak: Buhari, Rikak 4; Tirmizi, Da'vat 113, (3545), Zühd 23 (2332); İbnu Mace, Zühd 27, (4236)
Rivayet: Ebu Hüreyre
[11/6 00:21] Annem: 8 - İstinsar ve İsticmarı Tek Yapma Bâbı
583 - Bize Kuteybetü'bnü Said ile Amru'n-nâkid ve Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr toptan İbn Uyeyne'den rivâyet ettiler. Ku-teybe dedi ki: Bize Süfyan, Ebû'z-zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen rivâyet etti. Şöyle buyurmuşlar:
«Biriniz taşla taharetlenirse; tek taşla taharetlensin. Abdest aldığı zaman da burnuna su çeksin, sonra sümkürsün.»
584 - Bana Muhammed b. Rafi’ rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdurrazzak b. Hemmam rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den naklen haber verdi. Hemmam: «Bize Ebû Hüreyre'nin Muhammed Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’den rivâyet ettiği budur.» diyerek bir takım hadisler zikretmiş ez-cümle Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Biriniz abdest alırsa her iki burun deliğine su çeksin; sonra sümkürsün.» buyurdular, demiş.
585 - Bize Yahya bin Yahya rivâyet etti.
Dedi ki: İbn Şihâb'dan dinlediğim, onun da Ebi İdris Elhavlâni'den, onun da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet ettiği şu hadisi Malik'e okudum. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Her kim ab dest alırsa burnunu atsın; kim taşla taharetlenirse (taş adedini) tek yapsın.» buyurmuşlar.
586 - Bize Sa'id b. Mansur rivâyet etti,
(Dedi ki): Bize Haspan b. İbrahim rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yunus b. Yezid rivâyet etti. H:
Bana Harmeletü'bnü Yahya dahi rivâyet etti,
(Dedi ki): Bize Ibnû Vehb haber verdi.
(Dedi ki): Bana Yunus, İbn Şihâb'dan naklen haber verdi. İbn Şihâb: Bana Ebü İdris El Havlâni haber verdi ki, Ebû Hüreyre ile Ebû. Sa'id-i Hudrîyi Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) Şöyle buyurmuş diyerek bu hadisin mislini rivâyet ederlerken dinlemiş dedi.
587 - Bana Bişr b. Hakem el-Abdi rivâyet etti.
(Dedi ki) ; Bize Abdülaziz yani ed-Deraverdi, İbn'l Hâddan, o da Muhammed b. İbrahim'den, o da İsâ b. Talha' dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti ki, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Biriniz uykusundan uyandığı vakit hemen üç defa burnunu atsın; çünkü şeytan onun genizlerinde geceler.» buyurmuşlar.
588 - Bize İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Rafi' rivâyet ettiler. İbn Rafî' dedi ki: Bize Abdurrezzak rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Cüreyc haber verdi.
(Dedi ki): Bana Ebû'z-Zubeyr haber verdi ki Cabir b. Abdillâhi şöyle derken işitmiş: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Biriniz taşla taharetlenirse tek adetle taharetlensin.» buyurdular.
[11/6 00:22] Annem: ERKEĞİN KADINA SELAM VERMESİ
863: Sehl ibni Sa’d (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Evlerimizle mescide giden yol üzerinde bir kadın diğer bir rivayete göre ihtiyar bir kadın vardı. Pazı köklerini alır tencereye kor biraz da arpa öğütürdü. Biz Cuma namazını kılıp döndüğümüzde ona selam verirdik. O da hazırladığı yemekten bize ikram ederdi.
864: Ümmü Hani Fahite binti Ebu Talip (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Mekke fethi günü Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e gelmiştim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yıkanıyordu. Fatıma’da bir örtüyle onu perdeliyordu. Ben de selam verdim. (Müslim, Hayz 70)
865: Esma binti Yezid (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Kadınlarla birlikte oturuyorduk. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) geçerken bize selam v
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N