Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 22.05.2023 03:45

[3/1 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET.................... ÖNCE DOĞRU ÎMÂN <p>Her M&uuml;sl&uuml;manın, &ouml;nce itik&acirc;dını d&uuml;zeltmesi, y&acirc;ni Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdikleri gibi, inanması l&acirc;zımdır. Cehennemin ebed

Facebook Twitter Linked-in

[3/1 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET.................... ÖNCE DOĞRU ÎMÂN

Her Müslümanın, önce itikâdını düzeltmesi, yâni Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi, inanması lâzımdır. Cehennemin ebedî azabından kurtulan, yalnız bunlar ve bunların izinde gidenlerdir. Îmânın şartı altıdır: Bunlar; Allahü teâlâya, meleklerine, Peygamberlerine, kitaplarına, âhıret gününe, kadere, yâni hayır ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır.

Îmân; dinden olduğu, yâni inanılması lâzım olduğu bildirilen şeyleri, kalbin tasdik etmesi, kabul etmesi, inanması demektir. Kalbin inandığını, dil ile söylemek de lâzımdır. Dinde inanılması lâzım olan şeylerden, bir tanesine bile inanmamış veya şüphe etmiş ise veya beğenmemiş ise îmânı gider. Kâfir olur. Cehennemde ebedî kalır.
Îmânı, itikâdı düzelttikten sonra, fıkıh ahkâmını, yâni dînimizin emrettiği ve yasak ettiği işleri öğrenmek, muhakkak lâzımdır. Farzları, vacipleri, helâl ve haramları, şüphelileri, sünnet ve mekruhları... lüzûmu kadar öğrenmeli ve bu bilgiler ile hareket etmelidir. Fıkıh kitaplarını öğrenmek, her Müslümana lâzımdır. Bunları bilmeden Müslümanlık olmaz. Rahata, saâdete kavuşmak için, Müslümanım demek, Müslüman görünmek yetişmez. Müslümanlığı iyi öğrenmek, onu doğru anlamak ve yapmak ve ona uymak lâzımdır.  İmâm-ı Rabbânî-Mektûbât (266. Mektup)

 

SAĞLIK...................  ÇAYLARIN FAYDALARI

 

¥ Kuşburnu Çayı: Sindirim sistemine iyi gelir.

¥ Tarçın Çayı: Boğaz ağrısına iyi gelir.
¥ Papatya Çayı: Uykusuzluğa iyi gelir.
¥ Ihlamur Çayı: Soğuk algınlığına iyi gelir.
¥ Zencefil Çayı: Baş ağrısına iyi gelir.
¥ Nane Çayı: Şişkinlik problemine iyi gelir.
¥ Yeşil Çay: Sivilce problemlerine iyi gelir.
¥ Zerdeçal Çayı: Sinüzite iyi gelir.
¥ Arpa Çayı: Grip, nezle, soğuk algınlığına iyi gelir.
¥ Ballı ve Limonlu Çay: Soğuk algınlığına iyi gelir.
¥ Fesleğen Çayı: Anksiyete bozukluğuna iyi gelir.

 

 

 
 
03.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[3/1 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Cuma Günü Yapılması Gereken Sünnetler : 1- GUSÜL ABDESTİ ALMAK
 
Semüre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Her kim cuma günü abdest alırsa ne iyi eder; hele boy abdesti alırsa, o daha iyidir.” (Ebû Dâvûd, Tahâret 128; Tirmizî, Cum`a 5)
 
 
 
2- RUHEN VE BEDENEN CUMA'YA HAZIRLANMAK VE GÜZEL KOKU SÜRMEK
 
Ebû Abdullah Selmân el-Fârisî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Bir kimse cuma günü gusül abdesti alır, elinden geldiği kadar temizlenir, ya kendi özel kokusundan veya evinde bulunan güzel kokudan sürünür ve evinden çıkar, iki kişinin arasına girmez, sonra üzerine farz olan namazı kılar, imam hutbe okurken susup onu dinlerse, o cuma ile öteki cuma arasındaki günahları bağışlanır.” (Buhârî, Cum’a 6, 19)
 
tefekkur_fazilet2
 
3- YENİ ALINAN ELBİSELERİ CUMA GÜNÜ GİYMEK
 
Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh şöyle dedi:
 
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yeni bir elbise giydiği zaman, sarık, gömlek, ridâ gibi giydiği şeyin adını anarak şöyle dua ederdi:
 
'Allahümme leke'l-hamdü ente kesevtenîhi, es'elüke hayrahü ve hayra mâ sunia lehü, ve eûzü bike min şerrihi ve şerri mâ sunia lehü:
 
“Allahım! Hamd sana mahsustur. Onu bana sen giydirdin. Senden onu hayırlı kılmanı ve yapılışına uygun kullanmanın hayrını nasip etmeni dilerim. Şerrinden ve yaratılış gayesi dışında kullanılmasının şerrinden de sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Libâs 1; Tirmizî, Libâs 28)
 
takım_elbise
 
4- BOLCA SALAVAT GETİRMEK
 
Evs İbni Evs radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Günlerinizin en faziletlisi cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokca salâtü selâm getiriniz; zira sizin salâtü selâmlarınız bana sunulur.” (Ebû Dâvûd, Salât 201, Vitir 26)
 
 
 
5- SADAKA  VERMEK
 
Ebû Zer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
 
“Her birinizin her bir eklemi için günde bir sadaka vermesi gerekir. İşte bu sebeple her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlîl (lâ ilâhe illallah demek) bir sadaka, her tekbîr bir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rek`at namaz bunların yerini tutar.” (Müslim, Müsâfirîn 84, Zekât 56)
 
 
 
6- KABİR ZİYARETİNDE BULUNMAK
 
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Kabirleri ziyaret etmek isteyen ziyaret etsin. Çünkü kabir ziyareti bize âhireti hatırlatır” (Tirmizî, Cenâiz 60)
 
kabir_ziyareti
 
7- TIRNAKLARI KESMEK
 
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
'Peygamberlerin sünneti (fıtrat) beştir - yahut beş şey fıtrat gereğidir- :Sünnet olmak, kasıkları tıraş etmek, tırnakları kesmek, koltuk altını temizlemek, bıyıkları kırpmak.' (Buhârî, Libâs 51, 62, 64; Müslim, Tahâret 49, 50.)
 
tırnak
 
8- KEHF SÛRESİNİ OKUMAK
 
Ebü’d-Derdâ radıyallahu anh ‘den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Kehf sûresi’nin başından on âyet ezberleyen kimse deccâlden korunmuş olur.” (Müslim, Müsâfirîn, 257.)
 
kuranakarsivazife2
 
9- MÜSLÜMAN KARDEŞİNE SELAM VERMEK VE CUMASINI TEBRİK ETMEK
 
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâmı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye iştirak etmek, dâvete icabet etmek, aksırana “yerhamukellah” demek.” (Buhârî, Cenâiz 2; Müslim, Selâm 4)
 
kardeslik2
 
10- CUMA NAMAZINA VAKTİNDE GİTMEK VE HUTBEYİ GÜZELCE DİNLEMEK
 
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Bir kimse güzelce abdest alarak cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl taşlarıyla oynarsa, boş ve mânasız bir iş yapmış olur.” (Müslim, Cum`a 27. Ayrıca bk. Müslim, Cum`a 26)
[3/1 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimizin Ahlaki Özellikleri
Muhaddisler O’nun yüce ahlâkını şu şekilde tasnif etmişlerdir:
 
Açıkta ve gizlide Allah’tan korkmak.
Rızâ (hoşnutluk) ve gazab (kızgınlık) hâllerinde dahî adâletten ayrılmamak.
Zenginlikte ve fakîrlikte iktisâdı ve îtidâli elden bırakmamak.
Akrabâ, alâkasını kesse bile, onlarla alâkayı kesmemek.
Kendisini mahrum edene dahî ihsân etmek.
Kendisine zulmedene bile af ile muâmele etmek.
Sükûtunun tefekkür olması,
Konuşmasının zikir (Allâh’ı anmak) olması,
Nazarının ibret olması... (İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, XVI, 252/5838)
GÜZEL AHLAK İLE İLGİLİ HADİSLER
Allah Resûlü’nün kılıcı üzerinde şu ibâreler yazılı idi:
 
“Sana zulmedeni affet, seninle ilgilenmeyen akrabâna yardım et, sana kötülük yapana iyilikle mukâbele et, aleyhine de olsa doğruyu söyle.”
 
Hazret-i Huzeyfe’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Efendimiz buyuruyorlar ki:
 
“«İnsanlar iyilik yaparsa biz de iyilik yaparız, şâyet zulmederlerse biz de zulmederiz.» diyerek her hususta başkalarını taklid eden şahsiyetsiz kişiler olmayınız! Lâkin kendinizi, insanlar iyilik yaparsa iyilik yapmaya, (zıddına sizlere) kötülük yaparlarsa mukâbele etmemeye alıştırınız!” (Tirmizî, Birr, 63/2007)
 
Yine buyururlar ki:
 
“Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyle kurtarır da seni derde mübtelâ kılar.” (Tirmizî, Kıyâmet 54/2506)
[3/1 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Fâtiha Suresi - 7 . Ayet
﴾7﴿ Nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, dalâlete sapmışların yoluna da değil! Âmin!
 
Burada tarihe bir atıf yapılarak yolun doğrusu ve eğrisi hakkında bir başka ölçüt ve delil daha verilmektedir. İslâm yalnızca Allah kitabında böyle buyurduğu için doğru yol değildir, aynı zamanda tarih boyunca ilâhî irşadı reddedenlerin tecrübeleri de doğru yolun İslâm olduğunu göstermektedir. Bu sebeple doğru yolu arayanlar ve üzerinde bulundukları yolun sağlamasını yapmak isteyenler, dönüp tarihe bakmak, gerçek mutluluğu bulanlarla sapanlar ve Allah’ın gazabına uğrayanların yol ve yöntemlerini incelemek durumundadırlar. Tarihte hem örnekler hem de ibretler vardır. Örnekler, peygamberlerin izlerinden giden fert ve ümmetlerde, ibretler ise onlara cephe alan ve Cenâb-ı Hakk’a meydan okuyanlarda görülmektedir. Bazı rivayetlerde sapanların “hıristiyanlar”, ilâhî gazaba uğrayanların da “yahudiler” olarak açıklanması (meselâ bk. Müsned, IV, 378; Tirmizî, “Tefsîr”, 2), yalnızca zaman ve mekân itibariyle yakın birer örnek olmalarından dolayıdır.
 
Müslim’in rivayet ettiği bir kutsî hadiste (bk. “Salât”, 38) Allah Teâlâ’nın, “Namazı (Fâtiha’yı) kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve kulum dilediğini alacaktır” buyurduğu ifade edildikten sonra şöyle devam edilmiştir: Kul (namazda Fâtiha’yı okurken) “Hamd âlemlerin rabbi Allah’a mahsustur” deyince Allah, “Kulum bana hamdetti” buyurur. Kul “rahmân ve rahîm” deyince Allah, “Kulum beni övdü” der. “Ceza gününün tek sahibi” deyince “Kulum benim yüceliğimi dile getirdi” der. “Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” deyince “Bu, kulumla benim aramda ortak olan kısımdır ve istediği kulumun olacaktır” buyurur. Kul “Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!” deyince Allah, “İşte bu, yalnızca kuluma aittir ve kuluma istediği verilecektir” buyurur.
 
“Duamızı kabul buyur, böyle olsun, bizi eli boş çevirme” mânasına gelen “âmin” sözü, dilleri ne olursa olsun bütün müslümanların, hatta semavî din mensuplarının ortak ifadeleri haline gelmiştir. Bu cümle Fâtiha sûresine dahil olmadığı gibi âyet de değildir. Birçok hadiste Resûlullah’ın Fâtiha’dan sonra “âmin” dediği ve böyle denilmesini öğütlediği ifade edilmiştir (meselâ bk. Müslim, “Salât”, 72-76). Namazda veya namaz dışında Fâtiha’yı okuyan veya dinleyen kimse, sûrenin sonunda “âmin” deyince aynı zamanda meleklerin de “âmin” dedikleri, hem şehâdet hem de gayb âlemlerinde aynı anda dile getirilen bu duanın Allah tarafından kabul buyurulacağı hadislerde açıklanmıştır (bk. Buhârî, “Ezân”, 112-113; Müslim, “Salât”, 72-76). Yine sahih hadisler, Fâtiha sesli okunduğunda “âmin” duasının da sesli yapılacağı bilgisini getirdiği için fıkıh mezheplerinin çoğu bunu benimsemişlerdir (Şevkânî, Neylü’l-evtâr, II, 229-232). Hanefîler’e göre bu cümle namazda daima sessiz söylenir.
[3/1 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Türkler ve İslam
Türklerin ilk kurdukları imparatorluk Hun İmparatorluğu'dur. Türklerin daha eskiden de devletler kurduklarını biliyoruz,
Hun Devleti çok geniş bir saha üzerinde başka milletleri de idaresi altına alan büyük bir devlet olduğu için, ona imparatorluk adını veriyoruz. Hun İmparatorluğu Hun Türkleri tarafından M.Ö. 220 yılında kuruldu. Hunlar bugünkü Moğolistan bölgesinde, yâni Çin'in kuzey-batısında yaşıyorlardı.
 
Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes'in neslindendir.
 
Türkleri İslamiyete Yakınlaştıran Sebepler
 
Türkleri İslamiyet'e yakınlaştıran en önemli sebep, tevhid inancı olmuştur. Allah'ın birliği inancı Türklerde çok yaygın olan bir inançtı. Din adamlarını huzuruna çağıran Mengü Kağan, 'Biz tek Tanrı’nın varlığına, onun sayesinde yaşadığımıza ve onun emri ile öldüğümüze inanıyoruz.' demişti. (Süleyman Kocabaş, Adil Türk İdaresi, s.15)
 
Türklerde Allah'ın birliği inancı 'Kök Tengri' (Gök-Kainat Tanrısı) olarak isimlendirilmişti. Türklerin inançları ile İslam inancı arasındaki benzerlik sadece bununla sınırlı değildi. İslamiyet öncesi Türkler ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, kaza ve kadere inanırlar ve kurban keserlerdi. Zina ve eşcinsellik kesinlikle yasaktı ve hırsızlık ağır ceza ile cezalandırılırdı.(İ. Hami Danışmend, Türk Irkı Neden Müslüman Oldu, s.17)
 
Türklerin İslamiyeti kabul etmelerinde İslam öncesi Türklerin inançları ile İslamiyet arasındaki büyük benzerlikler önemli rol oynamıştır. Bu benzerlikleri kavradıkça İslamiyete her geçen gün yakınlık duyan Türkler, Emevi Valisi'nin Horasan'da İslamiyeti yaymak için cami ve medrese açmasına hiçbir tepki göstermemiştir. Bu yakınlaşma süreci Arap Müslümanlarla Türklerin ortak düşmanları olan Çinlilere karşı omuz omuza mücadele etmesiyle doruk noktasına ulaşmıştır.
 
Dünya Tarihinin Dönüm Noktası
 
Türklerin İslam dini ve Müslüman Araplarla tanışmasına vesile olan 'Talas Savaşı'ndan Çin Ordusu karşısında zorlanan Müslümanların yardımına Türk süvarileri yetişmiştir. Savaşı izleyen Karluk beyinin emriyle savaş alanına giren Türk süvarileri karşısında neye uğradıklarını şaşıran Çinliler Talas Savaşı’nda yenilgiye uğramışlardır. Bu savaşın ardından İslamiyet Maveraünnehir’de kalıcı hale gelmiş ve Türkler de uzun zaman Çin tehlikesinden kurtulmuşlardır.
 
Bölgeye adım atan Müslüman Araplar, Türklerin yüksek ahlaklarını, idarecilik ve savaştaki üstün meziyetlerini yakından tanıma imkanı bulmuşlardır. Bu savaş sonucunda, Türklerin Müslüman Arapları, Arapların da Türkleri tanımasına neden olan 'Talas Savaşı' dünya tarihi için bir dönüm noktası olmuştur.
 
Talas Savaşı’nın ardından kitleler halinde İslam dinine geçen Türkler, iddia edilenlerin aksine hiçbir zorlama ile karşılaşmamışlardır:
 
'Türkler, İslamiyeti samimi olarak, kendi istekleriyle, hiçbir zorlama ve dış baskı olmaksızın kitle halinde kabul edince, tarihlerinin yeni bir devresine ayak basmış oluyorlardı… ' (Yılmaz Öztuna, Türk Tarihinden Yapraklar, s.47)
[3/1 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Bilâl-i Habeşî, Ümeyye b. Halef’in kölesiydi. O, İslamiyet’i kabul ederek Müslüman olduğunu açıkça söyleyen ilk yedi kişiden biridir. Bu sebeple Ümeyye b. Halef öğle vakitlerinde onu kızgın güneş altında sırt üstü yatırır, büyük bir kaya parçasını göğsünün üzerine koydurur, sonra da İslamiyet’ten vazgeçirerek putlara tapmaya zorlardı. Fakat o her defasında , “Rabbim Allah’tır; O, birdir.” diyerek bu dayanılmaz işkenceye imanıyla göğüs gererdi. Hz. Peygamber (s.a.s.) onun bu şekilde işkence görmesine son derece üzülürdü. Nihayetinde Hz. Ebû Bekir Hz. Bilâl’i satın alarak özgürlüğüne kavuşturdu. O, hicretin birinci yılında Hz. Peygamber’in öğrettiği ezanı onun emriyle ilk defa okumakla meşhur oldu ve hayatı boyunca Hz. Peygamber’in (s.a.s.) müezzinliğini yaptı. Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.s.) ona, “Bu gece cennette, önümde senin pabuçlarının tıkırtısını duydum.” diyerek kendisinin cennetlik olduğunu müjdelemiş ve hangi ameli sebebiyle bu dereceyi elde etmiş olabileceğini sormuştu. O da her abdest aldıktan sonra Allah Teâlâ’nın nasip ettiği kadar nafile namaz kılma âdetinden söz etmişti. (Buharî, Teheccüt, 17) - BİLÂL-İ HABEŞÎ
[3/1 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.
(Yâsîn, 36/40)
 
Bir Hadis:
Akrabalık bağını koparan kimse, cennete giremez.
(Müslim, 'Birr', 19)
 
Bir Dua:
Allah'ım! Bizi bağışla. Bize merhamet eyle.
(İbn Mâce, 'Duâ', 2)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[3/1 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Dünyanın Güneşe En Yakın Olduğu Gün. (Günberi) Greenwich saati ile 06.29’da Ru’yet olacak, hilal ilk defa Büyük Okyanus’ta görülecek.
Rabbin onların kalplerinde gizlediklerini de açığa vurduklarını da elbette bilir. (Neml, 27/74)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
TEVHİD DİNİ İSLAM
Allah’ın varlığına ve birliğine iman olan tevhid, İslam’ın özü ve ruhudur. Kulluğun, her şeyin tek ve mutlak yaratıcısı olan Allah’a yapılacağının kabul ve ilanıdır. İnsanın, amaçsız ve gayesiz yaratılmadığını idrak etmesi, düşünce ve eylemde yalnızca Allah’ın varlığını ve birliğini merkeze almasıdır. İnsanlık tarihi boyunca bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri tevhid inancı, Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmiştir: “Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, ‘Benden başka ilah yoktur, şu halde bana kulluk edin.’ diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiyâ, 21/25) Bu anlamda Hz. Âdem’den bu yana bütün peygamberler, bu gerçeğin rehberliğini yapmış; tevhid inancının en güzel örnekleri olmuşlardır. İnsanoğlu nübüvvetin rehberliğinden, tevhidden uzaklaştığında ise bireysel olarak bunalım ve çıkmazlara, toplumsal olarak adalet, hakkaniyet ve merhametten uzak elim tablolara şahit olmuştur. Bu nedenle insanın, tevhidi kuşanması, bu bakışla hayatına yön vermesi gerekir.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[4/1 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: 1- Mevsuklardan Rivâyet ve Yalancıları Terk Etmenin Vücubu Bâbı
 
—Allahü teâlâ seni muvaffak kılsın— Bilmiş ol ki, rivâyetlerin sahih ile sakîmini onları nakledenlerin mu'temed olanlarıyla, müttehemlerini birbirinden ayırmayı bilen herkese vâcib olan:
 
1- O rivâyetlerden mahreçlerinin sahîh, ravîlerinin mu'temed olduklarını bildiklerinden başkasını rivâyet etmemek;
 
2- Töhmet altında olan aşırı bid'atçıların rivâyetlerinden sakınmaktır.
 
Söylediklerimizin aksinin değil, asıl bizim söylediklerimizin lâzım geldiğine delil: Allah Zülcelâl'in şu kavl-i kerîmidir:
 
'Ey iman edenler! Eğer fâsığın biri size bir haber getirirse, aslı olup olmadığını araştırın. Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz'
 
Teâlâ Hazretleri:
 
'Razı olduğunuz şahitleri (getirin) ve 'Sizden iki adaletli kimseyi şahid getirin.' buyurmuştur. Zikrettiğimiz bu âyetler, fâsığın haberinin itibârdan sakıt olup kabul edilmediğine; âdil olmayanın da şahitliğinin reddedileceğine delâlet etmektedirler.
 
Haberin manası bâzı rivâyetlerde şahâdetin manasından ayrılırsa da birçok manalarında her ikisi birleşirler. Çünkü fâsığın haberi ulemâya göre makbul değildir. Nitekim şahâdeti dahi bütün ulemâca merduddur. Fâsığın haberi kabul edilmeyeceğine Kur'ân delâlet ettiği gibi, münker haber rivâyetinin kabul edilmeyeceğine de sünnet delâlet etmiştir. O da, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'den meşhur olarak nakledilen şu eserdir:
 
1- «Her kim yalan olduğu zannedilen bir sözü benden (olmak üzere) rivâyet ederse, kendisi de yalancılardan biridir.»
 
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı.
 
Dedi ki: bize Veki’ Şu'be'den o da el-Hakem'den o da Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan o da Semuretü'bnü Cündeb'den naklen rivâyet etti.
 
Bize yine Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı.
 
Dedi ki: Bize Veki' Şu'be ile Süfyan'dan onlar da Habib'den o da Meymûn b. Ebî Şebîb’den o da Muğîreti'bni Şu'be'den işitmiş olarak rivâyet etti. Semure ile Mugîre:
 
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu söyledi.» demişler.
[4/1 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Sultanahmet Camii’nin Temeli Atıldı 1610
•  Sofya’nın Osmanlı’nın Elinden Çıkması 1878
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[4/1 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...Sizin için Allah ‘tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” 
 
Bakara 107
[4/1 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır.” 
 
Buhârî, Müsâkât, 9
[4/1 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: KATILIM FİNANS NEDİR?
 
Katılım finans modeli, her türlü bankacılık faaliyetini faizsiz finans prensiplerine uygun şekilde gerçekleştiren, kâr ve zarara katılma esasına göre fon toplayıp ticaret, ortaklık ve finansal kiralama gibi yöntemlerle ihtiyaç sahiplerine finansman kullandıran bir finans modelidir. Katılım sözcüğü, yapılan bankacılık türünün kâr ve zarara katılma prensibine dayalı bir bankacılık olduğunu ifade etmek için kullanılmaktadır.
Katılım finans kurumları, tasarruf sahiplerinden topladıkları fonları, faizsiz finansman prensipleri dâhilinde ticaret ve sanayide değerlendirerek oluşan kâr ve zararı tasarruf sahipleriyle paylaşmaktadır.
Katılım finans modeli, reel ekonominin mal/ hizmet eksenli finanse edildiği, ticaretin risk unsurunun mevduat sahibi kişilerle paylaşıldığı ve yapılan gerçek ticaret üzerinden kâr ya da zararın elde edildiği İslâmî, insânî finans sistemdir.
Katılım finans kuruluşlarında, her türlü bankacılık işlemlerinde faiz ve belirsizlik ihtiva eden, aşırı riskli ve spekülatif işlemlere yer verilmez. Alkollü içecek, şans oyunları, silah ve tütün ürünleri gibi toplum için zararlı bulunan konularda işlem yapılmaz.
Katılım finans kuruluşlarının varlık nedeni ve altın kuralı faizsizlik prensibidir. Spekülatif işlemleri engellemesi, varlığa dayalı finansman sağlaması, finansal ürünlerin karmaşıklığını sınırlandırması, finansal hedeflerin yanı sıra değer odaklı hedefleri de benimsemesi gibi özellikleri katılım finansın istikrarlı büyümesini destekleyici temel unsurlardır. 
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[4/1 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: ADALETTEN AYRILMAMAK
İslam’ın en temel erdemlerinden biri olan adalet, her hak sa- hibine hakkının verilmesi, kimseye haksızlık edilmemesi de- mektir.
İslam’da adalet insanlar arasında sınıf ve statü farkı gözetil- meksizin herkese karşı ve Allah için uygulanır. Adalet, kişi- nin kendine ve toplumun diğer bireylerine karşı her zaman ve her şart altında gözetmek durumunda olduğu; hak, eşitlik, denge, orta yol gibi değerleri bir araya getiren bir erdemdir.
Adalet, mülkün yani yönetimin temelidir. Hukukta, mirasta şirket vb. paylaşımlarda kalıcılığın ve devamlılığın birinci şar- tıdır. Fert ve toplum için huzur ve güven kaynağıdır.
Allah adaleti emretmiş, zulmü ise yasaklamıştır.
 
NİSÂ SÛRESİ
Mümtehine sûresinden sonra Me- dine’de inmiştir. Bakara sûresinden sonra Kur’an’ın en uzun sûresidir. Toplam 176 ayettir.
Sûrede; Bütün insanlığın kardeş- liği, evlenme ve miras gibi konular ele alınmıştır. Sûre, “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan; ikisin- den birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gel- mekten sakının....” (Nisa, 4/1) hi- tabı ile başlamıştır.
Sûrede kadınlar, cemiyet içinde ka- dınların hukuki ve ictimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına “Nisa” denmiştir.
 
ÖZLÜ SÖZ
İlim dağıtmakla çoğalır, mal ise dağıtılmakla noksanlaşır. İlim hükmeden, mal ise kendisine hükmedilendir.
(Hz. Ali)
[4/1 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللّٰهُ  تَعَالَى: إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ. (سورة البينة، 7)
 
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen-: “Muhakkak iman edip sâlih ameller işleyen kimseler ise işte onlar, yaratılmışların en hayırlısıdırlar.” (Beyyine Sûresi, âyet 7)
 
04 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[4/1 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: NESÎBE BİNTİ KA‘B RADIYALLÂHÜ ANHÂ -1
 
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bi‘setinin (peygamber olarak gönderilmesinin) on üçüncü senesinde Medîne-i Münevvere halkından bir topluluk, Mekke’de Mina civarında bulunan Akabe mevkiinde Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem ile buluştular. Resûl-i Zîşân Efendimizin (s.a.v.) mübarek elini tutarak, “Sizi hak peygamber olarak gönderen Allâh’a yemin olsun ki kendimizi ve ailemizi koruduğumuz gibi sizi de koruyacağız.” diyerek bîat ettiler.
 
Bu bîati yapanlar, 73’ü erkek, ikisi de hanım olmak üzere 75 kişi idi. Hanımlardan biri Ümmü Umâre nâmındaki Nesîbe radıyallâhü anhâ, diğeri de Benî Seleme’den Esmâ binti Amr (r. anhâ) idi. Bu hanımlardan Nesîbe (r. anhâ), mücahidlere su dağıtmak gibi vazifeler için bazı harplere katılmıştı. Eşi ve iki oğlu Habîb ve Abdullah ile birlikte Uhud Harbi’ne de iştirâk etmişti.
 
Uhud Harbi’nde, Müslümanlar galip iken sonradan düşman ordusu toparlanmış ve Müslüman mücâhidlerini dağıtarak Peygamber Efendimize (s.a.v.) doğru hücum etmişlerdi. Peygamber Efendimiz ise yerinden hiç kıpırdamayarak düşmana karşı koyuyorlardı. Ashâb-ı Kirâm’dan bazıları da etrafında pervane olmuşlar, var güçleri ile Peygamber Efendimizi müdafaa ediyorlardı. Bu esnâda Nesîbe (r. anhâ) da meydana çıktı, gayet cesur bir şekilde savaşıyordu. Hattâ Peygamber Efendimize (s.a.v.) hücum eden bir düşman askerinin ayağını yaralayıp attan düşürerek öldürdü. Kendisi de birkaç yerinden yaralanıp kanlar içinde kaldığı hâlde çekinmeden kocasını ve oğullarını cenge teşvik ediyor ve onlara cesaret veriyordu. Düşman ne tarafa hücum etse hemen kocası ve oğulları ile o tarafa yetişip müdafaa ediyordu. Bu sebeple de Resûlullah Efendimizin, “Yâ Rabbi! Bunları Cennet’te bana komşu eyle!” duasına mazhar oldular. Yine Resûlullah Efendimizin (s.a.v.), “O gün nereye baksam, Ümmü Umâre’nin, beni korumak için savaştığını görüyordum.” buyurdukları rivâyet olunmuştur. (Devamı yarın)
 
 
 
04 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[4/1 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: İman Nedir?
 
İman, Allah’ın varlığına ve birliğine yani Allah’tan başka ilâh bulunmadığına, sonra Peygamberimiz Hz. Muhammed’in [sallallahu aleyhi vesellem] Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna ve kendisine gönderilen Kur’ân-ı Kerîm’e tereddütsüz inanmak ve bunu kalp ile tasdik etmektir. İslâm dinine girmenin ilk şartı olan, Allah’a ve Resûlullah’a [sallallahu aleyhi vesellem] iman etmek, her müslümanca bilinmesi gereken  şehadet  kelimesinde toplanmıştır. Bu mukaddes cümleyi dil ile ikrar ederek kalbiyle tasdik eden kimseye  inanmış  anlamına gelen mümin ve müslüman adı verilir.
 
Kelime-i şehadet getirmiş olan bir müslüman, Allah’ın emirlerini yapacağına, yasaklarından kaçınacağına dair söz vermiş olur. Çünkü kelime-i şehadeti söyleyen kimse Allah’ın varlığını, birliğini ve ancak kendisine ibadet edileceğini kabul eder. Sonra Hz. Muhammed’in [sallallahu aleyhi vesellem] Allah’ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet eder.
 
Bir kimse kalben inanmadığı halde diliyle kelime-i tevhidi veya kelime-i şehadeti söylese iman etmiş olmaz. İslâm dininde yüce Allah’a, meleklere, Allah’ın kitaplarına, peygamberlere, ahiret gününe, kazâ ve kadere iman etmek esastır. Bunları bilip kabullenmek imanın temel şartıdır.
 
Semerkand Takvimi
[4/1 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Allah Rızası İçin
 
   Ebû Hafs-ı Haddâd, Ebû Bekr-i Şiblî'nin evinde kırk gün misâfir kaldı. Çeşit çeşit yemeklerini yedi. Ayrılıp giderken yanına vardığında;  
 
 'Ey Şiblî! Eğer yolun Nişâbur'a uğrarsa, yanıma gel! Misâfirperverlik nasıl oluyormuş, sana öğretirim.' dedi.  
 
 Şiblî de; 'Ben ne yaptım ki?' deyince;  
 
 'Başka ne yapacaksın, külfete girerek çeşitli yemekler hazırladın, civanmertlikte bu yoktur. Misâfir gelince öyle davranmalı ki, hizmet ederken üzerine bir ağırlık çökmemeli, gittiği için de ferahlamamalısın! Külfete girdiğinde, gelişi ağır gelir, gittiğinde de rahatlarsın. Böyle ev sâhipliği olmaz.' buyurdu.  
 
 Bir müddet sonra, İmâm-ı Şiblî kırk arkadaşıyla berâber Nişâbur'a geldi. Ebû Hafs-ı Haddâd'a uğradı. Ebû Hafs-ı Haddâd o gece kırk bir mum yakmıştı. Şiblî bunları görünce;  
 
 'Bu ne hâl böyle?' dedi.  
 
 Ebû Hafs-ı Haddâd;  
 
 'Ne oldu?' buyurdu.  
 
 Şiblî;  
 
 'Külfete girmeyin, demiştiniz. Bu mumlar ne böyle?' dedi.  
 
 Ebû Hafs-ı Haddâd;  
 
 'Öyleyse onları söndür.' buyurdu.  
 
 Şiblî, kalkıp hepsini söndürmeye çalıştı, fakat, birini söndürebildi.  
 
 Bunun üzerine Ebû Hafs-ı Haddâd;  
 
 'Sizi Allahü teâlâ gönderdi. Ben de Allah rızâsı için kırk mum yaktım. Birini de kendim için yaktım. Benim için olanı söndürdün. Allah rızâsı için olanı söndüremedin. Sen ise Bağdât'ta her yaptığın şeyi benim için yapmıştın. Seninki külfet oldu, benimki ise külfet olmadı.' buyurdu.
[4/1 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Muğire İbnu Şu'be (ra)
Resulullah (sav) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp namaz kılardı. Kendisine: 'Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)' denildi. 'Şükredici bir kul olmayayım mı?' cevabını verdi.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Teheccüd 16, Tefsir, Feth 1, Rikak 20, Müslim, Siffitu'l-Münafikin 79, (2819), Tirmizi, Salat 304, (412), Nesai, Kıyamu'l-Leyl 17, (3, 219)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Resululah'ın ubudiyette en ileri mertebede olduğu  bilinen bir  husustur. Cenab-ı Hakk'a ibadette gerek kemmiyet ve gerek keyfiyyet cihetiyle hiç kimse Aleyhissalâtu Vesselâm'a yetişemez. Sadedinde olduğumuz hadis bunu kısmen akssettirmektedir. Hz. Âişe (radıyallahu anhâ)' nin rivâyetinde 'Allah'a şükreden bir kul olmamı istemiyeyim mi?' buyrulmuştur. İbnu Hacer, 'Olmayayım mı?' ibaresinin sebep ifade ettiğini belirterek, ma'nânın 'Teheccüd kılmayı bırakayım mı? O takdirde şükreden bir kul olamam'demeye geldiğini söyler. Yani, Resûlullah'ın mağfirete mazhar olarak geçmiş ve gelecek günahlarının affedilmiş olması, teheccüdün şükür olmasına sebeptir. Öyleyse Efendimiz: 'Allah'ın bana  lutfettiği mağfiret nimetine karşı nasıl olur da teheccüd şükrüyle mukabele etmem, bu şükrü terkederim?' buyurmuş olmaktadır.
 
İbnu Battâl der ki: 'Bu hadisten şu   husus anlaşılmaktadır: 'Kişi, ibadet meselesinde meşakkati göze almalıdır, bedenin zarar verse bile. Zira, Aleyhissalâtu Vesselâm, günahlarının affedilmiş olduğunu bilmesine rağmen ayakları şişinceye kadar  ibadet eder, zahmetlere girerse, cehenneme müstehak olup olmadığından emin olmak şöyle dursun, affa mazhar olup olmadığını bilmeyen başkalarının nasıl davranması gerekeceği açıktır.'
 
İbnu Hacer bu noktada ihtirazî bir kayıd koyar: 'Kişinin ibadette zahmeti tercihi bıkkınlık derecesine varmamalıdır. Resûlullah için böyle bir hal mevzubahis değildir, çünkü O en mükemmel ahvâle sahipti. Rabbine ibadetten asla usanmıyordu, bu bedenine zarar verse bile. Nitekim 'Gözümün nuru namazda kılındı' buyurmuştur. Öyleyse başkaları bıkmaktan veya usanmaktan korkarlarsa, nefislerini fazla ibadete zorlamamaları gerekir. Bu kimseler şu hadisle amel etmeyi esas almalıdırlar: 'Amellerden, tâkat getireceğiniz miktarı esas alın, zira Allah, sizin şevkle yaptığınızdan hoşnut olur.' 
 
Bediüzzaman da, günümüz şartlarında en müstakîm kulluk yolunu, bu ikinci hadisin ruhuna uygun olarak sünnete uymak, farzları işlemek, büyük günahları terketmek ve bilhassa namazları tadil-i erkanıyla kılmak, namazların arkasındaki tesbihatı yapmak olarak tarif eder, açıklar.
 
2- Hadis, şükür için namaz kılmanın meşrû olduğunu göstermektedir.
 
3- Şükür,  lisanla olduğu gibi amelle de olmaktadır. Tıpkı şu âyette ifade edildiği üzere: 'Ey Dâvud hanedânı, şükür için çalışın' (Sebe' 13).
 
4- Hadis, Resûlullah'ın Allah karşısında duyduğu haşyetin büyüklüğünü ve ibadet hususundaki gayretini de göstermektedir. Ülemâ der ki: Peygamberler (aleyhimüsselâm), Allah'ın nimetinin büyüklüğünü yeterince bildikleri için, Allah'tan fevkalade korku hissetmişlerdir. Onlar biliyorlardı ki, Allah onlara haketmedikleri pek çok nimeti peşinen vermiştir. Bu yüzden onlar, her ne yapsa insanoğlunun ödeyemeyeceği kadar fazla olduğunu bildikleri nimetler mukabilinde kendilerine düşen şükrün bir kısmını da olsa yerine getirmek için büyük gayret sarfetmişlerdir.
 
5- Kurtubî bu hadis vesilesiyle, bir yanılğıya dikkat çeker: Bu soruyu Resûlullah'a soran kimse, yani günahının affedilmiş olmasına rağmen ibadet yapmak için meşakkate girişinin sebebini soran kimse zannetmiştir ki: 'Allah'a günahlardan korkulduğu için, mağfiret, merhamet taleb etmek gayesiyle ibadet edilir, öyle ise kim mağfirete mazhar olduğu kanaatine varırsa artık ibadete muhtaç değildir.' İşte Resullah'
[4/1 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Muğire İbnu Şu'be (ra)
Resulullah (sav) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp namaz kılardı. Kendisine: 'Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)' denildi. 'Şükredici bir kul olmayayım mı?' cevabını verdi.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Teheccüd 16, Tefsir, Feth 1, Rikak 20, Müslim, Siffitu'l-Münafikin 79, (2819), Tirmizi, Salat 304, (412), Nesai, Kıyamu'l-Leyl 17, (3, 219)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Resululah'ın ubudiyette en ileri mertebede olduğu  bilinen bir  husustur. Cenab-ı Hakk'a ibadette gerek kemmiyet ve gerek keyfiyyet cihetiyle hiç kimse Aleyhissalâtu Vesselâm'a yetişemez. Sadedinde olduğumuz hadis bunu kısmen akssettirmektedir. Hz. Âişe (radıyallahu anhâ)' nin rivâyetinde 'Allah'a şükreden bir kul olmamı istemiyeyim mi?' buyrulmuştur. İbnu Hacer, 'Olmayayım mı?' ibaresinin sebep ifade ettiğini belirterek, ma'nânın 'Teheccüd kılmayı bırakayım mı? O takdirde şükreden bir kul olamam'demeye geldiğini söyler. Yani, Resûlullah'ın mağfirete mazhar olarak geçmiş ve gelecek günahlarının affedilmiş olması, teheccüdün şükür olmasına sebeptir. Öyleyse Efendimiz: 'Allah'ın bana  lutfettiği mağfiret nimetine karşı nasıl olur da teheccüd şükrüyle mukabele etmem, bu şükrü terkederim?' buyurmuş olmaktadır.
 
İbnu Battâl der ki: 'Bu hadisten şu   husus anlaşılmaktadır: 'Kişi, ibadet meselesinde meşakkati göze almalıdır, bedenin zarar verse bile. Zira, Aleyhissalâtu Vesselâm, günahlarının affedilmiş olduğunu bilmesine rağmen ayakları şişinceye kadar  ibadet eder, zahmetlere girerse, cehenneme müstehak olup olmadığından emin olmak şöyle dursun, affa mazhar olup olmadığını bilmeyen başkalarının nasıl davranması gerekeceği açıktır.'
 
İbnu Hacer bu noktada ihtirazî bir kayıd koyar: 'Kişinin ibadette zahmeti tercihi bıkkınlık derecesine varmamalıdır. Resûlullah için böyle bir hal mevzubahis değildir, çünkü O en mükemmel ahvâle sahipti. Rabbine ibadetten asla usanmıyordu, bu bedenine zarar verse bile. Nitekim 'Gözümün nuru namazda kılındı' buyurmuştur. Öyleyse başkaları bıkmaktan veya usanmaktan korkarlarsa, nefislerini fazla ibadete zorlamamaları gerekir. Bu kimseler şu hadisle amel etmeyi esas almalıdırlar: 'Amellerden, tâkat getireceğiniz miktarı esas alın, zira Allah, sizin şevkle yaptığınızdan hoşnut olur.' 
 
Bediüzzaman da, günümüz şartlarında en müstakîm kulluk yolunu, bu ikinci hadisin ruhuna uygun olarak sünnete uymak, farzları işlemek, büyük günahları terketmek ve bilhassa namazları tadil-i erkanıyla kılmak, namazların arkasındaki tesbihatı yapmak olarak tarif eder, açıklar.
 
2- Hadis, şükür için namaz kılmanın meşrû olduğunu göstermektedir.
 
3- Şükür,  lisanla olduğu gibi amelle de olmaktadır. Tıpkı şu âyette ifade edildiği üzere: 'Ey Dâvud hanedânı, şükür için çalışın' (Sebe' 13).
 
4- Hadis, Resûlullah'ın Allah karşısında duyduğu haşyetin büyüklüğünü ve ibadet hususundaki gayretini de göstermektedir. Ülemâ der ki: Peygamberler (aleyhimüsselâm), Allah'ın nimetinin büyüklüğünü yeterince bildikleri için, Allah'tan fevkalade korku hissetmişlerdir. Onlar biliyorlardı ki, Allah onlara haketmedikleri pek çok nimeti peşinen vermiştir. Bu yüzden onlar, her ne yapsa insanoğlunun ödeyemeyeceği kadar fazla olduğunu bildikleri nimetler mukabilinde kendilerine düşen şükrün bir kısmını da olsa yerine getirmek için büyük gayret sarfetmişlerdir.
 
5- Kurtubî bu hadis vesilesiyle, bir yanılğıya dikkat çeker: Bu soruyu Resûlullah'a soran kimse, yani günahının affedilmiş olmasına rağmen ibadet yapmak için meşakkate girişinin sebebini soran kimse zannetmiştir ki: 'Allah'a günahlardan korkulduğu için, mağfiret, merhamet taleb etmek gayesiyle ibadet edilir, öyle ise kim mağfirete mazhar olduğu kanaatine varırsa artık ibadete muhtaç değildir.' İşte Resullah'
[4/1 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: 79: Ömer ibnü’l Hattâb (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken dinledim demiştir: “Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenip tevekkül etseydiniz, Allah size de kuşlara verdiği gibi rızık verirdi. Çünkü kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursakla dönerler.” (Tirmîzî, Zühd 33)
 
 80- عَنْ أبي عُماَرَةَ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ رضي الله عنهما قال : قال رَسُولُ اللَّهِ
 
: ياَ فلان ؟ إذا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَقُلْ : اَللَّهُمَّ أسلمتُ نَفْسِي إِلَيْكَ, وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ, وَفَوَّضْتُ أمري إِلَيْكَ, وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ, رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ , لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَى مِنْكَ إلا إِلَيْكَ, آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أنزلتَ, وَنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ ,فَإنكَ إن مِتَّ مِنْ لَيْلَتِكَ مِتَّ عَلَى الْفِطْرَةِ, وَإن أَصْبَحْتَ أَصَبْتَ خَيْرًا . وَفِي رِواَيَةٍ : إذا أَتَيْتَ مَضْجَعَكَ فَتَوَضَّأْ وَضُوءَكَ لِلصَّلاَةِ ثُمَّ اضْطَجِعْ عَلَى شِقِّكَ الأيمن وَقُلِ : وَذَكَرَ نَحْوَه,ُ ثُمَّ قال : وَاجْعَلْهُنَّ آخِرَ مَا تَقُولُ .
80: Ebû Umâra Berâ ibn Âzib (Allah Onlardan razı olsun)’den aktarıldığına göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ey filan kişi yatağına girdiğinde şöyle dua et: Allah’ım kendimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, işimi sana ısmarladım, işimde sana güvendim, rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım, sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım. Eğer bu duayı yapıp yattığın gece ölürsen fıtrat (iman üzere) ölürsün, ölmez de sabaha çıkarsan hayra kavuşursun.” (Buhârî, Vüdu’ 75; Müslim, Zikir 56) Değişik bir rivayette de şöyle geçmektedir: “Yatağına yatacağın zaman namaz kılmak için abdest alıyor gibi abdest al, sonra sağ tarafına yat, yukarıdaki duayı aynen zikrederek böyle dua et. En son sözün bu dua olsun.” (Buhârî, Deavât 5; Müslim, Zikir 58)
 
81- عَنْ أبي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ . عَبْدِ اللهِ بْنِ عثمان بْنِ عامر بْنِ عُمَرَ بْنِ كَعْبِ بْنِ سَعْدِ بْنِ تَيْمِ بْنِ مُرَّةَ بْنِ كَعْبِ بْنِ لُؤِيَّ بْنِ غاَلِبٍ الْقُرَشِيِّ التميمي . - وَهُوَ وَأَبوُهُ وَأُمُّهُ صَحاَبَةٌ
 
(
قال : نَظَرْتُ إِلَى أَقْدَامِ الْمُشْرِكِينَ وَنَحْنُ فِي الْغاَرِ وَهُمْ عَلَي رُؤُوسِناَ فَقُلْتُ : ياَ رَسُولَ اللهِ لَوْ أن أَحَدَهُمْ نَظَرَ تَحْتَ قَدَمَيْهِ لأَبْصَرَنَا, فَقال : مَا ظَنُّكَ يَا أَبَا بَكْرٍ بِاثْنَيْنِ اَللَّهُ ثَالِثُهُمَا.
81: Ebû Bekir es Sıddîk (Allah Ondan razı olsun) Abdullah ibn Osman ibn Âmir ibn Ömer ibn Ka’b ibn Sa’d ibn teym ibn Mürre ibn Ka’b ibn Lüeyy ibn Gâlib el Kureşî et teymî (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayete göre kendisi, babası ve annesi sahabidir. O şöyle demiştir: Hicret yolculuğunda biz Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile mağarada iken tepemizde dolaşıp duran müşriklerin ayaklarını gördüm ve: Ey Allah’ın elçisi eğer şu müşriklerden biri eğilip aşağıya bakacak olsa mutlaka bizi görür dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de şöyle buyurdu:

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N