DOKTORLAR NEDEN GÜLMÜYORLAR?
“Bir doktorun ilmi bilgisi vücudunuzu, insani yönü ruhunuzu iyileştirir” demiş yorum yapan bir takipçimiz.
Multipl Skleroz hastası olduğunu ve yıllardır hastanelere gidip geldiğini söyleyerek.
Sonra, annem ve babam ya da bir yakınım hastalandığında onlarla beraber gittiğimde gördüğüm meslektaşlarım geldi aklıma. Annem anjio olduğunda yanında kalmış, hastaları gezen meslektaşlarımın bıkkın ve bezgin hallerini, odaları gezerken sadece dosyalara, tahlillere odaklanmalarını izlemiştim.
İyi bir izleyiciyim.
Onlara bakarken kendimi de düşünmüştüm. Ben de öylemiydim?
Sanırım cevap evetti.
Bunun çok çeşitli sebepleri var. Aklıma hemen gelen bir kaç tanesini sıralıyorum;
Bizler çok yoğun eğitim sürecinden geçerken gittikçe içimize kapanıyor, insanlardan uzaklaşıyor ve ‘iletişim’i unutuyoruz sanırım. Kabul etseniz de etmeseniz de Tıp eğitimi çok zorlu bir süreç. Altı arkadaşımın psikiyatrik tedavi aldığını gördüm, bırakanlar, 10 yılda bitirenler, bitiremeyenler, bitirip nefret edenler...
Hayatımızda o kadar çok hastalık görüyoruz ki artık şaşırmıyoruz. Sonra da insanlar “Doktor bana duygusuz bir şekilde ‘Kansersin’ dedi. Ben orada ağlıyorken o hiç bir şey olmamış gibi yüzüme bakıyordu” diyorlar. Oysa ben kanser olduğu için acı çeken çocuklar, “ Yalvarırım bir şeyler yapın, daha fazla acı çekmesin” diyen babalar, anneler, “Annem için yapılabilecek bir şey yok mu?” “ Babamın ne kadar ömrü kaldı” diyen evlatlar gördüm/görüyoruz. Siz bir tane kaybederken biz kaç tane kaybediyoruz? Her kayıp bizden bir şeyler alıp götürüyor. Artık bir süre sonra kayıplar olağan geliyor, alışıyoruz..
Hastalıklar hayatımızın her anında. Komşu oturmasında, bakkalda, markette, bayram ziyaretlerinde.. Mesela siz berberde gözünüzü kapatıp makas şakırtıları arasında gevşersiniz, biz berberin doğduğundan sizi traş ettiği güne kadar sünnetini, ishalini, bağırsaklarındaki kurdu, çapkınlıktan kaptığı siğili, hemoroidini, artritini, her şeyini öğrenir, tedavilerini, ilaçlarını konuşur, geriliriz.
Sizler işinizi bitirdiğinizde eve gelir ayağınızı uzatır çayınızı keyifle yudumlarken maçınızı izlersiniz. Biz evimize geldiğimizde yine eşimizin dostumuzun, anamızın, komşumuzun hastalıkları ile ilgilenir, maçı seyrederken dahi sakatlanan oyuncunun durumuna “Çapraz bağ gittiyse spor hayatı bitti, ön bağlar 6 ay, dizde ödem 6 hafta.. diye takılırız. Hastalıklar keyif almamıza, deşarj olmamıza müsaade etmez.
Sizler çarşıda pazarda, tamircide, markette rahat rahat pazarlık ederken biz “koskoca doktor” olduğumuz için ayıplanır, çoğu zaman “koskoca” bir kazık yer, daha da geriliriz.
Evet biliyorum; sizler bizden konuşurken sizin gözünüze bakmamızı, hal hatır sormamızı güler yüzlü olmamızı istiyorsunuz. Şahsen bu konuda da sizlere hak veriyorum. Ben de karşımdakinden bunu bekliyorum.
Siz her gün en az 50 farklı kişiyi önce derdini dinleme, sonra muayene, sonra tahlil, sonra tarif, sonra sonuçlar, sonra teşhis, sonra tedavi, sonra kontrol anlattınız mı? Üstelik çoğu zaman 5 dakikalık süre içinde! ( Sistem randevuları öyle veriyor) Karşımızdakinin son derece çabuk anlayan biri olduğunu varsayarak her birine 1 dakika ayırdığınızı varsayalım.
O süre yetiyor mu? Bu telaş ve acele ile gülümsemek mümkün mü?
Üstelik bazen kendi bildiğini sana dikte ettirmeye çalışan, kendine teşhis koyan, sabırsız, sinirli, agressif, kavga etmeye hazır, anlayışsız, karşısındakine karşı saygısız olan bazı kişiler varken...
Şimdi hep beraber düşünelim; bizden beklediğinizi siz yapıyor musunuz?