Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 26.06.2023 03:58

GÜNÜN YAZISI

Facebook Twitter Linked-in

Hilâfet
Hilâfet sözlükte “bir kimseden sonra onun yerine geçme, temsil etme”
anlamına gelir. Halife de, “bir kimsenin yerine geçen, onu temsil eden kimse”
demektir. Klasik İslâmî literatürde ise hilâfet, Hz. Peygamber’den sonraki
devlet başkanlığı makamını, halife de devlet başkanını ifade eden bir
terim olarak kullanılır. “İmâmet” veya “imâmet-i uzmâ” tabirleri de hilâfetle
eş anlamlıdır. Hilâfete imâmet-i kübrâ denmesi, namazdaki imâmet
(imâmet-i suğra) ile karışmaması içindir. Devlet başkanının klasik fıkıh ve
siyaset teorisindeki adı halife olmakla birlikte değişik gerekçelerle halife
yerine “imâm, sultan, emîr” denildiği de olur.
Kur’an’da insanın Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratıldığı sıkça
tekrar edilir (el-Bakara 2/30; el-En‘âm 6/165; Yûnus 10/14). İlgili âyetlerin
üslûbundan, insanın yeryüzünde hak ve adaleti gerçekleştirmek, yararlı ve
iyi işler yapmak üzere ağır bir sorumluluk yüklenerek yeryüzüne gönderildiği,
bir bakıma ilâhî adalet ve hakikati gerçekleştirebileceği yönünde Allah’ın
güvenine mazhar olduğu anlaşılmaktadır. İnsanın yeryüzünde en
şerefli varlık oluşu da buradan gelmektedir.
Müslüman toplumlarda devlet başkanına halife ve devlet başkanlığına
hilâfet denmesi, insanın dünya işlerini düzene sokmak ve adaleti gerçekleştirmek
üzere Allah’ın halifesi olması ve O’nun yeryüzündeki hâkimiyetini
temsil etmesi gibi sebeplerle açıklansa da, bu isimlendirme esas itibariyle
halifenin, risâlet görevi hariç Hz. Peygamber’in yerine geçerek onun dünyevî-siyasal
otoritesini temsil etmesi anlamında kullanılmış ve sistemleştirilmiştir.
 
Resûlullah sağlığında iken hem peygamber olarak Allah’tan aldığı vahyi
insanlara tebliğ etmiş, bunları açıklamış, hem de müslümanların dünyevî 
işlerini düzene koymuş, hukukî ihtilâflarını çözümlemiş, ahlâken onları eğitmiş,
siyasî birliğin tamamlanmasını müteakip de devlet başkanlığı, ordu
kumandanlığı görevlerini üstlenmiştir. İslâm bilginleri, Hz. Peygamber’in
vefatıyla peygamberlik görevinin sona erdiği, buna karşılık diğer görevleri
bir kişinin üstlenip bunları tek başına veya bazı görevleri ikinci derecede
yetkili şahıs ve mercilere devrederek yürütmesi ve böylece müslümanların
dirlik ve düzen içinde yaşamasını temin etmesi gerektiği üzerinde görüş
birliği içindedirler. Ancak İslâm bilginlerinin çoğunluğu, devlet başkanının
İslâm’ın dünyevî ve toplumsal ilke ve hükümlerini uygulama görevini göz
önünde bulundurarak bu işe dinî bir karakter atfederken; bir kısmı da, insanların
siyasî birlik ve düzen içinde yaşamasını ve bu amaçla devlet kurmasını
aklî ve tabii bir gereksinim olarak görmekle yetinir, bu gerekliliğe
dinî bir nitelik atfetmezler. Yalnızca İslâmî öğretide din, akıl ve tabiat esasında
bir zıtlığın bulunmadığı düşünülürse görüş ayrılığının lafzî olduğu
söylenebilir. 
...Daha az

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N