Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 29.06.2023 21:08

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[17/6 00:02] Ömer Tarık Yılmaz: 11- Abdest Suyu İle Birlikte Günahların Çıkması Bâbı
 
600 - Bize Süveyd b. Said Malik b. Enes’ten rivâyet etti. H.
 
Bize Ebû't-Tâhir'de rivâyet etti. Bu lâfız onun’dur.
 
(Dedi ki): Bize Abdullah b. Vehb, Malik b. Enes'ten, o da Süheyl b. Ebi Salih'ten, o da babasın’dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
“Müslim yahut mü'min bir kul abdest alır da yüzünü yıkarsa, gözleri ile baktığı her günah suyla yahut suyun son damlası ile yüzünden çıkar. Ellerini yıkadığı vakit ellerinin tuttuğu her günah su ile yahut suyun son damlası ile beraber ellerinden çıkar; ayaklarını yıkadığı vakit ayaklarının yürüyerek işlediği her günah su ile yahut suyun son damlasiyle birlikte çıkar. Nihayet o kul günahlardan temiz pâk olup çıkar” buyurdular.
 
601 - Bize Muhammed b. Ma'mer b. Rıb'î el-Kaysî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Hişâm el-Mahzûmî Abdulvahid'ten —ki; İbn Ziyad'dır— rivâyet etti
 
(Dedi ki): Bize Osman b. Hakim rivâyet etti,
 
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Münkedir , Humran'dan, o da Osman b. Affan'dan naklen rivâyet etti. Osman Şöyle dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Her kim abdest alır da onu tertemiz yaparsa; vücudundan günahları çıkar. Hattâ tırnaklarının altından bile» buyurdular.
 
 
 
 
[17/6 00:02] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki : 'Satış her iki tarafın rızasıyla olur.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[17/6 00:02] Ömer Tarık Yılmaz: 76. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem aksıracağı zaman elini veya mendilini ağzına koyar ve sesini kısardı.(Tirmizi,Beyhaki-7/32)
[17/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Yıldırım Bayezid’in Tahta Çıkışı 1389
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[17/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir. O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” 
 
En’am 59
[17/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Allah korkusundan ağlayan bir kimse, sağılan süt tekrar memeye girmedikçe  cehenneme girmez.” 
 
Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd 8
[17/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİ
 
İslam, insanı şahsiyetiyle inşa eden bir dindir. İslam’ın ortaya koyduğu ilke ve değerler, bir yandan duygu, düşünce ve davranışlarımızı inşa ederken diğer yandan da kişiliğimizin olgunlaşmasına katkı sağlar. Hayatın anlam ve gayesine, varlığın kökeni ve serüvenine, bilginin kaynağı ve sıhhatine, iyi, kötü ve estetiğe dair tüm sorular, İslam’ın inşa etmek istediği Müslüman şahsiyetinde cevaplarını bulur.
Müslüman şahsiyetini oluşturan en önemli imkân, dünyayı ve ahireti anlamlandıran imandır. İman, kişiyi kulluk yolculuğundaki savrulmalardan koruyup ebedî mutluluğa ulaştıran en büyük hazinedir. 
Müslüman şahsiyetinin sapasağlam olmasında imandan sonra gelen, kulu Rabbine yaklaştıran ibadetler ve ibadetlerin somut neticesi olan güzel ahlaktır. Kişinin maneviyatını besleyen bu iki değer, zihnini ve gönlünü Rabbine bağlamış Müslümanın ayırt edici vasfıdır. Bu sebeple Müslümandan beklenen imanının göstergesi olan ibadetlere ve güzel ahlaka yönelmesidir. Çünkü ibadet, onun yaratılış gayesi ve kulluğunun özüdür. Güzel ahlak ise zihnini inşa eden ve ona şahsiyet kazandıran yüce davranışların tamamıdır. 
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[17/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Hz. Osman’ın (r.a.) Şehadeti 656
•  Muhammed Mursi’nin Vefatı 2019
•  Toprak Bayramı Kanunu
•  Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[17/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Günahın açığını da, gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir.” 
 
En’am 120
[17/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Allah yolundaki cihadın tozu ile cehennem dumanı bir kulun üzerinde birleşmez.” 
 
Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd 8
[17/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: AZ, ÇOĞU GEÇMİŞTİR
 
Hz. Osman (r.a) malını Allah yolunda infak etmekle meşhurdur. Rahmet rüzgârları gibi her yöne hayır saçar, bir gün tasaddukta bulunur, ertesi gün köle âzâd eder, diğer gün fakir ve yoksulları doyurur, böylece vermek üzerine kurulu bir hayat yaşardı.
Bir gün bir zât Hz. Osman (r.a)’a gelerek şöyle dedi:
“-Ey mâl sâhibi zenginler! Bütün hayrı alıp götürdünüz; malınızdan tasaddukta bulunuyor, köle âzâd ediyor, hacca gidiyor ve infak ediyorsunuz!” 
Hz. Osman (r.a):
“-Siz gerçekten bize gıpta ediyor musunuz?” diye sordu. 
O zât:
“-Evet, vallahi size gıpta ediyoruz!” dedi. Bu sefer Hz. Osman (r.a) şu cevâbı verdi:
“-Allah’a yemin ederim ki bir kimsenin zorluk çekerek infâk ettiği bir dirhem, çok malın bir kısmından infâk edilen on bin dirhemden daha hayırlıdır.”(Beyhakî, Şuab, III, 251)
Zaman olur az, çoğu geçer. İhlâsla, îsârla, sabır ve tahammülle verilen bir sadaka veya yapılan küçücük yardım, kolaylıkla yapılan nice büyük infak ve yardımlardan daha kıymetli olur, daha çok makbûle geçer.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[17/6 00:05] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا عَلَى أَحَدِكُمْ إِذَا تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ تَطَوُّعًا أَنْ يَجْعَلَهَا عَنْ أَبَوَيْهِ فَيَكُونَ لَهُمَا أَجْرُهَا وَلَا يُنْقَصُ مِنْ أَجْرِهِ شَيْءٌ. (طس)
 
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Ne olurdu, sizden biriniz, nafile bir sadaka verdiğinde onun sevabını anne-babasına da hediye etse! Bu sadakanın sevabı anne-babası için olduğu gibi kendisi için de (o sevaptan) hiçbir şey eksilecek değildir.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat)
 
16 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[17/6 00:05] Ömer Tarık Yılmaz: KURBAN
 
Zilhicce ayının onuncu, on birinci, on ikinci günleri ile on birinci, on ikinci gecelerinde kurban olma şartlarını ve sebeplerini taşıyan, ibadet ve Allâh’a yakınlık niyeti ile kesilen deve, manda, sığır, koyun ve keçi gibi beş nevi hayvana kurban denir.
 
Zarûrî ve aslî ihtiyaçlarından ve borçlarından başka nisâb miktarı malı olan her Müslümanın senede bir kere, Kurban Bayramı günlerinden birinde kurban kesmesi vaciptir. Birinci gün kesmek efdaldir.
 
KURBANIN MÜSTEHÂBLARI
 
Kurbanın müstehâbları şunlardır:
 
• Kurban edilecek hayvanı, kurban günlerinden evvel alıp beslemek.
 
• Kesileceği yere incitmeden götürmek.
 
• Kesebiliyorsa kendisi kesmek.
 
• Kesemiyorsa ehil bir kimseye vekâlet verip, kesilirken hazır bulunmak. Peygamberimiz (s.a.v.) ciğerpâresine buyurdular ki: “Ey Fâtıma! Kalk ve kurbanının kesilmesine şahit ol. Zira kanından ilk damlası yere düştüğünde, işlediğin her bir günahın, af ve mağfiret olunur. Ve sen ‘İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi Rabbi’l-âlemine lâ şerîke leh.’ duasını oku.”
 
• Bıçağın büyük ve keskin olması.
 
• Kurbanın, iki şah damarı ile yemek ve nefes borusunu kesmek.
 
• Hayvanın canı çıkmadan derisini yüzmemek.
 
• Kurbanı keserken, kurbanın âzâları (organları) ve parçaları mukabilinde kendi vücudunun ve bütün âzâlarının Cehennem’den âzât olmasına niyet etmek.
 
ZİLHİCCE AYI İCTİMÂI, RU’YET VE BAŞLANGICI
 
Hicrî-Kamerî 1444 yılı Zilhicce ayı ictimâı, 18 Haziran günü Türkiye saati ile 7.37’dedir.
 
Ru’yet ise 18 Haziran Türkiye saati ile 21.36’dadır.
 
Hilâl ilk olarak Afrika ve Avrupa Kıtası’nın batısından itibaren görülecektir.
 
19 Haziran günü de Zilhicce ayının 1. günüdür.
 
 
 
16 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[17/6 00:05] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْمُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ فِي سَبِيلِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ. (حم)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Hakîkî mücâhid; Allah Azze ve Celle yolunda nefsine karşı mücâhede edendir.” (Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
 
17 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[17/6 00:05] Ömer Tarık Yılmaz: HİKMETLİ SÖZLER
 
Cenâb-ı Hak, Yûsuf Sûresi’nin 53. âyet-i celîlesinde -meâlen- “(Yûsuf aleyhisselam dedi ki): Ben, nefsimi temize çıkarmam. Muhakkak nefis, mübalağa ile kötülüğü emredicidir. Ancak Rabbimin rahmet ettikleri müstesna. Sûret-i kat‘iyyede, benim Rabb’im Gafûr’dur, Rahîm’dir.” buyurmuştur.
 
“Bu âyet-i kerîmenin, bi’l-ibâre delaleti, nefis denilen mahlûkun, ‘emmâre bi’s-sû’ olduğu; bi’l-işâre delaleti ise nefis diye bir mahlûkun mevcut olduğudur. Çünkü nefis diye bir şey olmasa onun sıfatlarından bahsedilemez. Nefis, mahiyeti itibarıyla emmâre bi’s-sû’dür; kötülüğü emredicidir. Hazret-i Allah, ism-i fâil sîğasıyla “âmiratün” buyurmayıp mübâlağa ism-i fâil sığasıyla “emmâretün” buyurmuştur. Yani ‘kötülüğü dâima ve her an mübâlağa ile emreden’ demektir. (Nefsin) merkezi iki kaşın ortası olup bütün vücudu, tam manasıyla sarmış zulmânî bir mahlûktur. Gerek insanlardan gerek cinlerden hiçbir fert, Cenâb-ı Hakk’ın Celâl sıfatının tecellisinden halk ettiği (yarattığı) bu mahlûktan müstesna değildir.”
 
“Nefse hâkimiyet için, rûh-ı melekîyi, feyz-i ilâhî ile beslemek lâzım. Rûh-ı melekîyi feyz-i ilâhî ile beslemezsen, o rezilin mahkûmu olursun. Neticede, sen de rezil olursun.”
 
“Nefse galebe, bir memleket fethetmekten daha zordur.”
 
“Hakîkî kurtuluş, insanlığın kurtuluşu; nefs-i emmârenin sopasından, hâkimiyetinden kurtulduğun zamandır. Kurtuluş bu! Başka türlü kurtuluş yoktur!”
 
“Yapılan vazife, rıza-i İlâhî için yapıldığında kıymetlidir.”
 
“Allâh’ın dinine hizmet, Cennet kapılarından bir kapıdır.”
 
“Mahsûsât ilmi, hissimiz ve cismimizle, yani; beş hissimizle elde ettiğimiz bilgi demektir. Allah, Peygamber, Cennet, Cehennem ise bunlar tecrübe edilemezler. Bunlar tecrübeye girmez, amma ehli buna, tecrübe edilmişten daha fazla inanır. Ateşin yaktığına nasıl inanıyorsa, iki kere ikinin nasıl dört ettiğine inanıyorsa, hidrojen gazı ile oksijen gazının elektrik cereyanı altında birleştiği zaman su yaptığına nasıl inanıyorsa, öylece inanır Allah’ın varlığına. Ondan daha kuvvetli inanır, iman budur işte.”
 
 
 
17 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[17/6 00:05] Ömer Tarık Yılmaz: Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır. Kendilerine zıhâr  yaptığınız eşlerinizi de anneleriniz yapmamıştır. Yine evlatlıklarınızı  da öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz (fakat gerçekliği olmayan) sözünüzdür. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola iletir.
[Ahzab Sûresi.4]
[17/6 00:05] Ömer Tarık Yılmaz: İMAN-AMEL İLİŞKİSİ
Hz Peygamber’in Allah’tan getirdiği dini hükümlerin; haber verdiği gerçeklerin tamamına inanıp tereddütsüz kabul etme- ye iman, bunların bilinçli olarak hayata geçirilmesine de amel denilmektedir.
Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde iman ile amelin birlikte zik- redilmesi, iman ile amel arasında sıkı bir bağ bulunduğunu göstermektedir. Zira iman etmeden yapılan bir amel makbul olmadığı gibi amel olmadan da yalnız iman etmiş olmak olgun bir mü'min için yeterli değildir. Çünkü amel imanın bir gös- tergesidir. Mü'minin kalbindeki iman nurunun hayat boyunca parlaması, inancının gereği olan ibadetlerini eksiksiz yerine getirmesine ve güzel ahlak sahibi olmasına bağlıdır.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
ELFÂZ-I KÜFÜR
İmandan çıkıp küfre girmeye se- bep olan sözler anlamındadır. Kur’an’da bu terim “kelimetü’l küfr” (küfür sözü) olarak geçmek- tedir (Tevbe, 9/74).
İmânın temel prensipleri olarak ifâdesini bulan, Allah’ı, melekleri, kitapları, peygamberleri, kaderi (hayır ve şerrin Allah’ın yaratması ile meydana geldiğini) ve âhiret gününü ya da Kur’an’ın ayetlerin- den herhangi birini yalanlayan ve inkâr edenler veya alay konusu ya- pıp küçümseyenler, Allah’a iman veya ibadetinde ortak koşanlar, iman esaslarını kalpleri ile tasdik etmeyenler küfür eylemini gerçek- leştirmiş olurlar.
 
ÖZLÜ SÖZ
Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer, alışık olmayanları ürkütür. (Cenap Şahabettin)
[17/6 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: A) RAMAZAN ORUCUNUN KAZÂSI
Ramazandan bir gün veya daha fazla oruç tutmayan kimselerin, bunları kazâ etmeleri gerektiğinde görüş birliği vardır. Tutmama hastalık, yolculuk, hayız, nifas ve benzeri özürler sebebiyle, yahut kasten veya yanılarak niyeti terketmek suretiyle olabilir. Her ne sebeple olursa olsun gününde tutulamamış ramazan orucunun kazâ edilmesi gereklidir. Aynı şekilde kefâret, adak veya başlanıp bozulmuş nâfile oruçların kazâsı da gereklidir. Başlanıp tamamlanmamış nâfile oruç meselesinde, Şâfiîler hiçbir şekilde kazâyı gerekli görmezken, Mâlikîler sadece kasten bozma durumunda kazâyı gerekli görmüşlerdir.
Ramazan orucunun kazâsı yasak günler dışında her zaman yapılabilir. Şâfiîler'e göre ise bir ramazanda kazâya kalmış orucun, gelecek ramazana kadar kazâ edilmesi gerekir. Bir ramazanın kazâ borcu yerine getirilmeden, öteki ramazan gelecek olursa, kazâ borcuna ilâveten bir de fidye ödeme yükümlülüğü ortaya çıkar.
B) KEFÂRET ORUCU
Ramazanda özürsüz olarak oruç tutmamak büyük günahtır. Müslüman kişinin mazeretsiz olarak oruç yemesi son derece uzak ihtimaldir. Bununla birlikte ramazanda mazeretsiz olarak kasten oruç yemek, ramazanın saygınlığını ihlâl etmek anlamına geleceği için kefâret ödemek gerekir. Kefâret için genel olarak önerilen üç seçenekten sadece ikisinin günümüzde tatbik imkânı vardır ki bunlardan birisi iki ay peş peşe oruç tutmak, ikincisi 60 fakiri doyurmaktır. Toplumsal şartlar gereği ve bir anlamda köleliğin kaldırılması hedefine yönelik olarak önerilen köle âzat etme seçeneği köleliğin ortadan kalkmasıyla uygulama dışı kalmıştır.
Hanefîler, kefâret seçeneklerinde sıra gözetmenin gerekli olduğunu savundukları için öncelikle iki ay peş peşe oruç tutmayı, bu mümkün olmazsa diğer seçenek olan altmış fakiri doyurma seçeneğinin uygulanabileceğini ileri sürmüşlerdir. Mâlikîler ise, sıra gözetmeksizin herhangi bir seçeneğin yerine getirilmesini yeterli görmüşlerdir.
Araya hayız ve nifas gibi doğal mazeretlerin girmesi durumu kefâret orucunun peş peşe oluş özelliğine zarar vermez. Bu haller geçtikten sonra yeniden niyet edilerek kalınan yerden devam edilir.
Ramazanda oruç bozmanın kefâretle cezalandırılmasının altında, ramazanın saygınlığına karşı işlenmiş bir suç bulunması yatar. Ramazanda oruç bozmak, ramazan ayına ve ramazan orucuna yapılmış bir hürmetsizlik olduğu için böyle yapan kimseler için kefâret öngörülmüştür. Bu espriyi dikkate alan bazı fakihler, kefâreti oruç tutmamanın değil, orucu bozmanın cezası olarak değerlendirip, ramazan ayında ramazan orucuna niyet edilmediği takdirde oruç yemenin kefâreti gerektirmediğini söylemişlerdir. Fakat bu görüş, pek anlamlı ve isabetli görünmemektedir. Çünkü, niyet etsin veya etmesin, ramazanda mazeretsiz olarak oruç yiyen/tutmayan kişi, ramazan orucuna olmasa bile ramazan ayına saygısızlık etmiş olmaktadır. Öte yandan bir ramazanda birden fazla oruç yemek durumunda sadece bir kefâretin öngörülmesi, kefâret konusunda tek başına orucun değil, bir bütün olarak ramazanın göz önünde tutulduğunu göstermektedir. Şayet kefâretin sebebi ramazan orucu olacak olsaydı, bozulan her bir ramazan orucu için kefârete hükmedilmesi gerekirdi.
Esasen ramazan ile ramazan orucunu birbirinden ayırmak da gerçekte mümkün değildir. O halde Hanefîler'in ortaya attığı bu görüşün anlamı nedir? Öyle sanıyoruz ki, ramazan ayı ile ramazan orucunun birbirinden ayrılması zihnen mümkün olsa bile gerçekte böyle bir şeyin mümkün olmadığını elbette onlar da bilmekteydiler. Fakat hukuk tekniği bakımından kendi görüşleri arasındaki tutarlılığı kaybetmemek ve bu yönden tenkide mâruz kalmamak için bu ayırımı yapmak durumunda kalmışlardır. Bu bakımdan teknik bir ayrıntının sonucu olan bu görüşü, aslî bir görüş gibi değerlendirip, 'canım, niyet etmediğimi
[17/6 00:07] Ömer Tarık Yılmaz: sâlihlerden olarak besikte iken ve yetiskinlik halinde insanlara (peygamber sözleri ile) konusacak (AL-İ İMRAN/46)
 
Allah o zaman söyle diyecek: 'Ey Meryem oglu Isa! Sana ve annene (verdigim) nimetimi hatirla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemistim; (bu sayede) sen besikte iken de yetiskin çaginda da insanlarla konusuyordun Sana kitabi (okuyup yazmayi), hikmeti, Tevrat ve Incil'i ögretmistim Benim iznimle çamurdan, kus seklinde bir sey yapiyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kus oluyordu Yine benim iznimle anadan dogma körü ve alacaliyi iyilestiriyordun Ölüleri benim iznimle (hayata) çikariyordun Hani Israilogullarini (seni öldürmekten) engellemistim; kendilerine apaçik deliller (mucizeler) getirdigin zaman içlerinden inkâr edenler, 'Bu, apaçik bir sihirden baska bir sey degildir' demislerdi (MAİDE/110)
 
Bunun üzerine Meryem çocugu gösterdi 'Biz, dediler, besikteki bir sabî ile nasil konusuruz?'  (MERYEM/29)
 
O, yeri size besik yapan ve onda size yollar açan, gökten de su indirendir Onunla biz çesitli bitkilerden çiftler çikardik  (TAHA/53)
 
O, size yeri besik kilmis ve dogru gidesiniz diye yeryüzünde size yollar yaratmistir  (ZUHRUF/10)
[17/6 00:07] Ömer Tarık Yılmaz: YILDIZLAR
 
5733 - İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim, Allah'ın zikrettiğinin gayrısı için yıldızlar ilminden bir bab iktibas ederse sihirden bir şu'be iktibas etmiş olur. Müneccim kâhindir; kâhinde sihirbazdır, sihirbaz da kâfirdir.'
 
Rezin tahric etmiştir.
 
5734 - Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir:Kim yıldızlarla ilgili bir ilim iktibas etmişse sihirden bir şube iktibas etmiş demektir. (Yıldız ilmi) arttıkça (sihir ilmi de) artar.'
 
Ebu Dâvud, Tıbb 22, (3905).
 
5735 - Zeyd İbnu Hâlid radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hudeybiye'de, bize, geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazı kıldırmıştı. Namazı bitince cemaatın önüne geçti ve:
 
'Rabbiniz ne dedi biliyor musunuz?' buyurdu. Cemaat: 'Allah ve Resûlü bilir!' dediler.
 
'Allah Teâla Hazretleri: 'Kullarımdan bir kısmı bana mü'min, bir kısmı da kâfir olarak sabahladı. 'Allah'ın fazlı ve rahmmetiyle bize yağmur yağdırdı' diyen bana mü'min, yıldızları da inkâr edici olarak sabahladı.Kim de: 'Falanca falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı' dediyse o da bana kâfir, yıldıza mü'min olarak sabaha erdi' dedi!' buyurdular.'
 
Buhari, Ezan 156, İstiska 28, Meğazi 35, Tevhid 35; Müslim, İman 125, (71); Muvatta, İstiska 4, (1, 192); Ebu Davud, Tıbb 22, (3906); Nesai, İstiska 16, (3, 165).
 
5736 - Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Eğer Allah Teâla hazretleri, kullarından yağmuru beş yıl tutup sonra gönderecek olsa, insanlardan bir grubu kâfir olur ve: 'Micdeh yıldızı sebebiyle yağmura kavuştuk!' derdi.'
 
Nesâî, İstiska 16, (3,165).
 
5737 - Katâde rahimehullah demiştir ki: 'Allah bu yıldızları üç şey için yaratmıştır: Onları semânın zineti kıldı, (semâya yükselip haber toplayan) şeytanlara atılacak taşlar kıldı, kendileriyle istikâmet tayin edilen alâmetler kıldı. Kim yıldızlar hakkında başka yorumlar yapmaya kalkarsa hata eder ve nasibini zayi eder, kendisini ilgilendirmeyen ve bilgisi olmayan hatta bilmekte peygamler ve meleklerin bile acze düştükleri bir hususta kendini külfete sokar.'
 
5738 - Rebi'de aynısını rivayet etmiş ve şu ziyadeyi kaydetmiştir: 'AIlah'a yemin olsun. Allah hiç kimsenin ne yaşamasını, ne ölmesini, ne de rızkını herhangi bir yıldıza bağlamıştır. Bunu söyleyenler Allah hakkında yalan düzüyorlar ve kendilerine bahaneler uydur(up avun)uyorlar.'
 
Rezin tahriç etmiştir. Buhârî, önceki kısmı, başından '... bilgisi olmayan' ibaresine kadar muallak olarak kaydetmiştir. (Bed'ül-Halk 3).
[17/6 00:08] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Muhammed'in nefsini kudret eliyle tutan zâta yemîn ederim ki, bu ümmetten her kim -Yahudî olsun, Hristiyan olsun- beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa mutlaka cehennem ehlinden olacaktır'. 
Müslim, İman 240, (153).
[17/6 00:08] Ömer Tarık Yılmaz: Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!
[Bakara Sûresi.79]
[17/6 00:08] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[17/6 00:09] Ömer Tarık Yılmaz: Ahiret mutluluğunu isteyen ilim ve iyi niyet sahibi olsun.[Ebu Hanife]
[17/6 00:10] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.MEYMUNE BİNTİ HÂRİS
 
Hz. Meymune, Hz. Abbas’ın hanımı Ümm-i Fadl’ın kızkardeşi idi. İlk önce cahiliyye devrinde Mesud bin Amr ile evlenmişti. Ondan ayrılınca, Ebû Rühüm bin Abdiluzza ile nikâhlandı. Bu da vefat edince dul kaldı.
 
Meymune dul kaldı 
 
Resulullah efendimiz, Hicretin yedinci senesi Hayber’in fethinden sonra, Zilkade ayında, umre niyeti ile yola çıktı. Cuhfe’de bulunduğu sırada Hz. Abbas ile buluşunca, Hz. Abbas, “Ya Resulallah! Meymune binti Hâris dul kaldı. Onu kendine hanımlığa alsan olmaz mı” diye teklifte bulundu. Bunun üzerine Peygamber efendimiz Ebu Rafi ile ensardan bir zatı Mekke’ye dünürlüğe gönderdi.
 
Hz. Meymune, Resulullahın kendisine dünür olduğu haberini deve üzerinde iken alınca, dedi ki: 
 
- Deve de, üzerindeki de Resulullahındır.
 
Peygamber efendimizin teklifini severek kabul etti. Bu işin gereğinin yapılmasını da ablası Ümm-i Fadl’a, o da kocası Hz. Abbas’a bıraktı.
 
Böylece Hz. Abbas, Hz. Meymune’nin nikâhlanmasında vekil oldu. Resulullah efendimiz Mekke’de umreyi tamamladıktan sonra, Medine’ye dönerlerken Şerif mevkiine gelince, Hz. Abbas, dörtyüz dirhem mehir ile Hz. Meymune’yi Resulullaha nikâhladı. Burada düğün merasimi de yapıldı.
 
Hz. Meymune, Resulullahın nikâhı ile şereflenen, son hanımı oldu. Peygamberimiz bundan sonra bir daha evlenmedi.
 
Hz. Meymune çok hayır yapar, ibadette bulunurdu. Dinî emir ve yasaklara da son derece dikkat ederdi. Hz. Aişe onun hakkında buyurmuştur ki: 
 
- Meymune bizim hepimizden fazla Allahü teâlâdan korkan ve sıla-i rahmi, yani yakın akrabaları gözeten bir hanım idi.
 
Hz. Meymune bazan borç alır ve hayır işlerine harcardı. Bir ara çok borçlanmıştı. Bunu nasıl ödeyeceğini sordukları zaman dedi ki: 
 
- Resulullah efendimizden işittim. Buyurdu ki: “Herkes iyi niyetle borçlanırsa, Allahü teâlâ onun borcunu öder.” 
 
Beni Mekke’den çıkarınız!
 
Hz. Meymune 671 senesinde Mekke’de hastalandığında dedi ki: 
 
- Beni Mekke’den çıkarınız! Çünkü Resulullah efendimiz, benim Mekke’nin dışında vefat edeceğimi haber verdi.
 
Kendisini çıkardıkları zaman, Resulullaha nikâhı yapılmış olduğu yerde vefat etti. Cenaze namazını yeğeni Hz. Abdullah bin Abbas kıldırdı. Cenazesi kaldırılacağı zaman Hz. Abdullah şöyle dedi: 
 
- Bu Resulullahın hanımıdır. Cenazeyi fazla sallamayın ve edeple yola devam edin.
 
Hz. Meymune, Resulullahın son nikâhı olduğu gibi, hanımlarının da en son vefat edeni idi.
 
Kendisinden 46 hadis-i şerif veya başka bir rivayete göre 76 hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Bunlardan 7 tanesi Buhârî ve Müslimde, diğerleri de çeşitli hadis ve fıkıh kitaplarında vardır.
 
Hz. Meymune’nin ismi daha önce 'Berre' iken, Resulullah efendimiz değiştirerek “Meymune” yaptı.
[17/6 00:11] Ömer Tarık Yılmaz: Orucu Kimler Tutar?
 
Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde şu üç şartın bulunması gerekir:
1. Müslüman olmak.
2. Akıllı olmak.
3. Erginlik çağına gelmiş bulunmak.
Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak erginlik çağına gelmeyen çocukları, bünyelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.
[17/6 00:11] Ömer Tarık Yılmaz: Akâid İlmi
 
Îmân esaslarını anlatan ilim dalı. Akâid ilmi, îmânın esaslarını geniş ve derin olarak anlatır. Bu ilme önceleri Fıkh-ı ekber, sonraları Kelâm ilmi denildi. Akâid ilmi ile ilgili ilk eser İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe hazretlerinin yazdığı El-Fıkhu'l-Ekber'dir. Daha sonra Ehl-i sünnet îtikâ dını anlatan pekçok eser yazıldı. (Muhammed Muhyiddîn)
[17/6 00:11] Ömer Tarık Yılmaz: Agah
 
 F. Uyanık, basiret sahibi
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[17/6 00:12] Ömer Tarık Yılmaz: Gebe hayvanın kurban edilmesi caiz midir? Kurbanlık hayvanın kurban edilmeden önce doğurması durumunda ne yapılmalıdır?
 
Karnında yavrusu bulunan hayvanların kurban olarak da etlik olarak da kesilmesi uygun değildir. Ancak kesilmesi durumunda da kurban ibadeti yerine gelmiş olur. Kurban edilmek üzere belirlenen gebe bir hayvan kurban edilmeden yavrulayacak olursa, o da annesiyle birlikte kesilir, fakat sahibi etini yemez, yoksullara verir. Yerse kıymetini sadaka olarak vermelidir. Kesilmezse yavrunun kendisi ya da değeri fakirlere sadaka olarak verilir (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, Mısır 1966, VI, 322-323).
 
 Yavru anne rahminde iken anne kesilirse, bu yavrunun etinin yenilip yenilmeyeceği konusu fukaha arasında ihtilaflıdır. Bu ceninin ister kılları çıkmış olsun ister olmasın, İmam Ebu Hanife’ye göre yenilmez, İmam Şafii, Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre yaratılışı tamamlanmışsa yenilir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 67).
[17/6 00:12] Ömer Tarık Yılmaz: 6.
 
 
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْۜ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ ثُمَّ اَف۪يضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
 
“(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin.[5] Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz. Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Bakara, 2/198-199)
 
 [5] .Meş’ar-i Haram, Müzdelife’de bir yerdir. Müzdelife vakfesinin burada yapılması sünnettir.
[17/6 00:12] Ömer Tarık Yılmaz: 'Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur'an'ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.'
(İsrâ, 17/106)
 http://www.duavesureler.com
[17/6 00:13] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim iyi bir çığır açarsa, bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel edenlerin günahı kadar günahı yüklenir.'
(Müslim, 'İlim', 15, 'Zekât', 69; Nesâî, 'Zekât', 64; Tirmizî, ' İlim',15)
 http://www.duavesureler.com
[17/6 00:13] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden gelecek tehlikelere karşı beni koru. Ansızın altımdan gelecek tehlikelerden de sana sığınırım.'
null
 http://www.duavesureler.com
[17/6 00:13] Ömer Tarık Yılmaz: • Güney Rüzgârlarının Esmeye Başlaması
'Kuvvetli olan mümin, zayıf olan bir müminden hayırlıdır.' (Hadis-i Şerif)
 
Semerkand Takvimi
[17/6 00:13] Ömer Tarık Yılmaz: Ailesine Karşı Çocuk Gibi
 
Ömer b. Hattâb [radıyallahu anh] sert mizaçlı biri olmasına rağmen şöyle diyordu:  Kişi ailesine karşı çocuk gibi, dinî vazifeleri yerine getirmede ise kâmil bir erkek gibi olmalıdır. 
 
Lokman Hekim demiştir ki:  Akıllı kimseye gereken, ailesine karşı çocuk gibi davranmak, bir cemaate katılınca ise erkek olmaktır. 
 
Hz. Peygamber’den [sallallahu aleyhi vesellem] rivayet edilen,  Muhakkak ki Allah, kaba ve cimri olan bir kimseye buğzeder  şeklindeki haberin tefsirinde şöyle denilmiştir:  Hadisteki ‘kaba ve cimri’ ifadelerinden kastedilen, ailesine karşı sert ve merhametsiz olan, çoluk çocuğunu hor görüp onlara karşı kibirli olan ve onlara bakmayan kimsedir. 
 
Herkes aile bireylerine karşı en hayırlı davranan olmalıdır. Ahlâkın en güzelini ailesine karşı sergilemeli. En müsamahalı, affedici, hoş görülü, edepli olduğu yer ailesi olmalıdır. Kişinin ailesi dışındaki kimselere nezaketle davranıp ailesine kaba davranması ahlâka uygun değildir. Başkalarına olduğundan daha nezaketli davranışları ailesine karşı sergilemelidir.
 
Semerkand Takvimi
[17/6 00:13] Ömer Tarık Yılmaz: • Hz. Osman’ın (r.a) Şehadeti (656)
'Müslümanların yönetimini, ancak erdemli, bilgili ve tecrübeliler üstlenebilir.'
Hz. Osman [radıyallahu anh]
 
Semerkand Takvimi
[17/6 00:13] Ömer Tarık Yılmaz: Liyakat ve Ehliyet
 
Bizim irfanımızda makam istenmez, liyakat ve ehliyet bakımından müstahak olana tevdi edilir. Tevdi etmek,  geçici olarak, emaneten vermek  demektir. Bu dünyadaki her şey gibi mevki ve makamlar da hem gelip geçicidir hem emanettir.
 
Bir makamı birine tevdi etmenin ilk şartı olan  liyakat , işte bu fânilik ve emanet şuuruyla belli eder kendini. Bulunduğu veya bulunacağı makamda geçici olduğunu bilmesi ve buna göre davranması, her an ölebileceğini hesaba katıp ahirete hazırlıklı olması, liyakat sahibi bir insanın birinci özelliğidir. İkincisi emin, yani güvenilir olmasıdır. Çünkü emanet ancak emin olana, emanete ihanet etmeyecek olana verilebilir. Bir kişinin güvenilirliği Allah’a kulluktaki samimiyet ve ciddiyetiyle ölçülür. Kulluğunu savsaklayıp unutarak Allah’a ihanet edene asla güven olmaz.  Kork Allah’tan korkmayandan!  denilmiştir.
 
Liyakat genel bir şarttır aslında. Müminin şiarıdır. Makam tevdiinde mutlaka gözetilecektir ama asla bununla yetinilmeyecektir. Çünkü,  Allah size emaneti ehline vermenizi emreder  (Nisâ 4/58).
 
Semerkand Takvimi
[17/6 00:14] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur'an'ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.'
(İsrâ, 17/106)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=srwfKHpf6eY=
[17/6 00:14] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Seni anmak, sana şükretmek, sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et.”
(Ebu Dâvûd, “Salât”, 361; Nesâî, “Sehv” 60; Ahmed b. Hanbel, V, 245)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=srwfKHpf6eY=
[17/6 00:14] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Yaptığım kötülüklerin ve işlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım. Bana lutfettiğin, üzerimdeki nimetlerini yüce huzurunda minnetle anıp, bunların senden olduğunu kabul ederim. Aynı şekilde günahımı da kabul ve itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları affedip bağışlayamaz.'
(Buhârî, 'Deâvât', 2, 15; Ebû Dâvûd, 'Edeb', 101)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=srwfKHpf6eY=
[17/6 00:14] Ömer Tarık Yılmaz: Bizi aldatan bizden değildir. Hadis-i Şerif
[17/6 00:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.
 
(İnsan, 76/1)
[17/6 00:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir hak varsa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde, yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amelle-rinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir.
 
(Al-Bukhari)
[17/6 00:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allah’ım! Bilerek ve hata ile işlediğim günahlarımı bağışla. Allah’ım! Bana işlerin ve ahlâkın en iyisini nasip et. İşlerin ve ahlâkın en iyisini ancak sen nasip edersin, kötüsünden de ancak sen alıkoyarsın.
 
(Heysemî)
[17/6 00:27] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Kahhar
 
Yenilmeyen, daima galip gelen
[17/6 00:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Bir Boşanma Olayı
 
   Medineli Sabit bin Kays, sahabenin ileri gelenlerindendi. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’e hizmetten asla geri kalmaz, sözünden ise bir an olsun dışarı çıkmazdı. Efendimiz de onu çok severdi. Hatta bir küçük hatası yüzünden aşırı üzüntüye kapılan Sabit’i teselli ederek “Sabit cennetliklerdendir.” buyurmuştu. 
 
 İşte bu Sabit’in aile içi bir sıkıntısı vardı. Hanımı Cemile, Sabit’e bir türlü ısınamamış, onu sevememiş, içindeki ilgisizliği yenip de bir gün olsun sevgiyle muhatap olamamıştı. 
 
 Cemile bir kadın olarak iç dünyasındaki bu fırtınayı kime anlatabilirdi? Kendisini kim dinlerdi? İslam’da kadın dinlenir miydi? Önceki devirde kadının söz hakkı yoktu çünkü; 
 
 Cemile tereddütler içerisinde doğruca Efendimiz (sallallaha aleyhi ve sellem) Hazretleri’nin huzuruna girdi, olanca cesaretini toplayarak kimselere açamadığı iç dünyasını Efendimiz’e açtı. 
 
 – Ya Resulallah, dedi, beyimin İslamî yaşayışına diyeceğim yoktur. Ahlakından da şikayetçi değilim. Lakin ben onu bir türlü sevemedim. Bu halimle ona isyan etmekten, isteklerine ters bir karşılık verip kötü bir sonuca düşmekten korkuyorum. Söyleseniz de beni boşasa. O, kendisini sevmeyen bir hanımı zorla nikanı altında tutan adam durumuna girmese, ben de dinime zarar verecek bir itaatsizliğe doğru kaymasam!. 
 
 Efendimiz, iç dünyasını bu nitelikte anlatan Cemile’yi tepkiyle değil ilgiyle dinledi. Bir hanımı, sevemediği erkekle bir arada kalmaya mecbur etmeyi zaten münasip de bulmuyordu. Ancak, beyi ne diyecekti? Boşamak istemezse zorla boşayacaksın da denemezdi. Bir de onu dinlemek gerekirdi. Nitekim öyle de yaptı. Cemile’nin duygularını, düşüncelerini aynen Sabit’e aktararak onu da dinledi. 
 
 Anlaşılan Sabit, Cemile’yi seviyordu. Ama Cemile’nin kendisini aynı sıcaklıkta sevmediğini, tek taraflı sevginin mutluluk getirmeyeceğini de biliyordu. Nasıl bir çare bulunabilirdi? 
 
 Düşünmeye başladı. Gözlerini diktiği sabit noktadan başını kaldırıp dedi ki: 
 
 – Ya Resulallah, Cemile’ye nikahta en değerli bahçemi mehir olarak verdim. Bunca değerli serveti verdiğim kadını bir anda nasıl boşayabilirim? Üstelik benim öyle başka bir bahçem de yoktur! 
 
 Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Sabit’in yaklaşımını öğrenmiş oldu. Cemile’ye bu defa sorusunu şöyle sordu: 
 
 – Sabit seni boşayacak olsa, nikah sırasında aldığın değerli mehri iade eder misin? Böylece sen mehrini verip nikah bağından kurtulmuş olursun, Sabit de nikah hakkından vaz geçip bahçesini geri almış olur. İki taraf da bir şey verirken bir şeyleri almış sayılarak karşılıklı mağduriyetlerinizi gidermiş sayılırsınız. Teselli tarafınız bu olur. 
 
 Cemile buna hemen razı oldu. Kocasının nikah sırasında kendisine mehir olarak verdiği bahçeyi “Memnuniyetle iade ediyorum.” dedi.  
 
 Sabit de “Öyle ise ben de nikahını aynı memnuniyetle ona iade ediyor, bu andan itibaren boşamış bulunuyorum, özgürdür.” dedi.  
 
 Taraflar böylece bir şey verirken bir şey de aldıklarından helalleşerek ayrılmış oldular. 
 
 Bu olay üzerine Bakara Suresi’nin 229. ayeti nazil oldu. Ayet-i kerime anlaşmayı iptal etmiyor, hatta ortak aile hayatını sürdürme sevgisi yok olunca, hanımın aldığı mehri verip de nikahını ortadan kaldırmasını meşru görüyor; ancak erkeğin fırsatçılık edip de kadından veremeyeceği miktarda mal istememesini de tavsiye ediyordu. 
 
 Bu hadise üzerine fıkıhta hüküm şöyle tespit edildi: 
 
 – Kadın ayrılmak istediği beyine bir şeyler vererek kendini boşatabilir! Yeter ki beyi fırsatçılık edip de kadından veremeyeceği miktarda haksız mal isteğinde bulunmasın.
[17/6 00:27] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ﴿٢٠١﴾
(Bakara 201)
Rabbenâ âtinâ fîd dunyâ haseneten ve fîl âhirati haseneten ve kınâ azâben nâr(nâri).
[17/6 00:27] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Allah'ın Resûlü! En hayırlı insan kimdir?” dedi. Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Ömrü uzun ve ameli güzel olan kimsedir.
(Tirmizî, Zühd, 21)
[17/6 00:28] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET............ İHLAS VAKFI
Türk Milletini, onun üstün medeniyetini ve kültürünü bütün dünyaya tanıtmak gâyesi ile, inanmış 10 kişi, 1975 yılında İstanbul’da bir araya gelerek İhlas Vakfı’nı kurdu.
 
İhlas Vakfı; en değerli varlık olan insana hizmeti ana gâye edinerek; “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” hadîs-i şerîfini kendisine rehber edindi. 2016’da Bakanlar Kurulu kararı ile “Kamu Yararına Çalışan Vakıf” statüsü kazandı.
 
Vakfın gâyesi; öğrenciler için yurtlar açmak, yiyecek, giyecek ve yatacak yerler temin etmek, özel okullar, dershaneler, kütüphaneler gibi eğitim kurumları, özel hastaneler, dispanserler ve kreşler açmak; kimsesizler, düşkünler, yaşlılar için huzurevleri ve şefkat yuvaları açmaktır. Ülkemizi, Türk Milletini ve onun üstün medeniyetini bütün dünyaya tanıtmak için, ilmî, tarihî, edebî ve dînî eserlerimizi çeşitli dillere tercüme ettirmek, yurt içinde ve dışında dağıtmaktır. 
 
Türk Cumhuriyetlerinden gelen öğrencilerden bir kısmı bu yurtlarda kalmakta ve hiçbir ücret alınmamaktadır.
 
İhlas Vakfı’nın hizmetlerine iştirak etmek isteyen hayırseverler; kurban, adak ve akika vekaleti verebilirler. Zekât, bağış, hibe gibi yardımlarda bulunabilirler. Ramazan-ı şerîf ayında öğrencilere iftar verebilirler. Dükkân ve iş yeri olabilecek mekânlar yanında arsa, tarla, bağ-bahçe, bina ve daire gibi gayrimenkul bağışında bulunarak; buralarda yaşlılara huzurevi, öğrencilere yurt, okul, kütüphane, kreş, kimsesizlere bakım yurdu gibi yerlerin yapılmasını isteyebilirler. Öğrencilere burs ve yardım verebilirler. Öğrenciler için elbise, giyim eşyası, gıda malzemesi veya yurt-huzurevi inşaatları için her türlü inşaat malzemesi vererek yardım edebilirler.
 
Gıda Bankacılığı mevzuatı mucibince; gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerini, bedelsiz olarak ihtiyaç sâhiplerine ve-rilmek üzere vakfımıza bağışlayanlar, bunların tutarını kurumlar veya gelir vergisi matrahından düşebilirler.
 
Maddî yardımda bulunmak ve kurban vekâleti göndermek isteyenler, kredi kartı ile online ödeyebilecekleri gibi, banka hesap numaralarına da yatırabilirler:
 
Yardımda bulunmak için banka hesap numaraları:
 
VakıfBank: IBAN: TR54 0001 5001 5800 7289 9658 76
 
Yapı Kredi Bankası: IBAN: TR71 0006 7010 0000 0087 0945 38
 
İş Bankası: IBAN: TR64 0006 4000 0011 1170 5676 00 
 
Garanti Bankası: IBAN: TR08 0006 2000 5310 0006 2996 24
 
Türkiye Finans Bankası: IBAN: TR60 0020 6002 2102 2772 4700 01
 
Albaraka Türk Bankası: IBAN: TR53 0020 3000 0211 2496 0000 01
 
Ziraat Bankası: IBAN: TR22 0001 0024 7529 0335 1650 02
 
Halk Bank: IBAN: TR89 0001 2009 8570 0016 0000 93
 
Telefon: ....... (212) 451 49 00       Faks: ............ (212) 503 53 00
 
Web: http://www.ihlasvakfi.org.tr     E-mail: ihlasvakfi@ihlasvakfi.org.tr
 
 
 
 
16.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[17/6 00:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün İsmi ve Yemeği
İsim: 
 
17.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[17/6 00:29] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Muazetu'l-Adeviyye (ra)
Hz. Aişe (ra)'den sordum: 'Resulullah (sav) her ay üç gün oruç tutar mıydı?' 'Evet!' diye cevap verdi. Ben tekrar: 'Ayın hangi günlerinde tutardı?' dedim. 'Hangi günde oruç tuttuğuna ehemmiyet vermezdi' diye cevap verdi. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Müslim, Sıyam 194. (1160), Ebu Davud, Savm 70, (2453), Tirmizi, Savm 54, (763)
 
Hadisin Açıklaması:
Bu rivayet, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ay içerisinde üç gün oruç tutmada ısrar ettiğini, ancak bu üç günün muayyen günlerde olmamasına da şuurla dikkat ettiğini göstermektedir. Alimler, ayın belli günlerinde ısrar etmemesini, farz telakki edilmesi endişesiyle izah ederler: 'Eğer hep aynı günlerde oruç tutsaydı halk bu günlerde oruç tutmayı farz telâkki ederdi' derler.
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın her ay farklı günlerde nafile oruçlar tutmuş olması Ashab ve sonrakilerde farklı telakkiler hâsıl etmiştir:
 
* Bazı rivayetler bu üç günü eyyâm-ı bî'z olarak tarif eder. Bu günler kamerî ayın 13, 14 ve 15. günleridir.
 
* Bazılarına göre bunlar 12, 13 ve 14. günleridir.
 
* Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)'den gelen bir rivayette eyyâm-ı bî'z'den murad ayın 12. günü ile ondan sonra gelen iki perşembedir.
 
* Bu nafile oruçlar, Hasan Basrî'ye göre ayın başında, İbrahim Nehâî'ye göre sonunda tutulmalıdır.
 
* Hz. Aişe'ye göre bir ay cumartesi, pazar ve pazartesi günleri; müteakip ay salı, çarşamba ve perşembe günleri oruç tutulmalıdır.
 
* Ümmü Seleme'ye göre müstehab vakit, ayın ilk perşembesi ile onu takip eden pazartesi günleridir.
 
* Bazılarına göre pazartesi ve perşembe günleri tutmak müstehabtır.
 
* Her ayın ilk günü ile onuncu ve yirminci günleri oruç tutmanın müstehab olduğunu söyleyen de olmuştur. 
 
* Bir başka görüşe göre her ayın ilk günü ile onbir ve yirmibirinci günlerindeki oruç müstehabtır
[17/6 00:29] Ömer Tarık Yılmaz: Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir... (Nisâ, 4/93)
[17/6 00:29] Ömer Tarık Yılmaz: Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve onun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır. (Nisâ, 4/14)
[17/6 00:29] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kul dünyada bir kulu örterse, Allah Kıyamet günü onu mutlaka örter. Ravi: Müslim, Birr 72, (2590)
[17/6 00:29] Ömer Tarık Yılmaz: Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşı sebebiyle ikramda bulunursa, Allah yaşlılığında ona ikram edecek kimseleri mutlaka takdir eder. Ravi: Tirmizi, Birr 75, (2023)
[17/6 00:30] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Bizim çarşımızda dini bilen kimseler satıcılık yapsın buyurmuştur.
 
Kaynak : Tirmizi, Vitr 21, (487)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[17/6 00:30] Ömer Tarık Yılmaz: مَسْجِدِهِمْ، فَجِئْتُ رَسُولَ الله،
 
فقُلتُ له: إني أنكَرْتُ بَصَرِي، وَإن الوَادِيَ الَّذِي بَيْني وبَيْنَ قَوْمِي يَسِيلُ إذا جَاءتِ ألامطَارُ، فَيَشُقّ عَلَيَّ اجْتِيازُهُ، فَوَدِدْتُ أنكَ تَأتي، فتُصَلِّي في بَيْتي مَكاناً أَتَّخِذُه مُصَلّى، فقال رسولُ الله
: (سَأَفْعَلُ) ، فَغَدَا عليَّ رسُولُ الله
، وأَبُو بَكْرٍ، رَضيَ الله عنه، بَعْدَ ما اشْتَدَّ النَّهارُ، وَاسْتَأْذَنَ رَسُولُ الله
فَأَذِنْتُ لهُ، فَلَمْ يَجْلِسْ حتى قال : (أَيْنَ تُحِبُ أن أُصَلِّيَ منْ بَيْتِكَ ؟) فَأَشَرْتُ لَهُ إلى المكان الَّذِي أحب أن يَصلِّيَ فيه، فقَامَ رَسُولُ الله
، فَكَبَّرَ وَصَفَفْنَا وَراءهُ، فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ سلَّمَ وَسَلَّمْنَا حِينَ سَلَّمَ، فَحَبَسْتُهُ عَلى خَزيرةٍ تُصْنَعُ لَهُ، فَسمعَ أَهْلُ الدَّارِ أن رَسُولَ الله
في بَيتي، فثَابَ رِجالٌ مِنهمْ حَتَّى كَثُرَ الرِّجالُ في البَيْتِ، فَقال رَجُلٌ: مَا فَعَلَ مَالِكٌ لاَ أَرَاهُ ! فَقال رَجُلٌ: ذلِكَ مُنَافِقٌ لاَ يُحِبُّ الله وَرَسُولَهُ، فقال رَسُولُ الله
: (لاَ تَقُلْ ذلِكَ، ألا تَرَاهُ, قال : لاَ إله إلا الله يَبْتَغِي بِذلِكَ وَجْهَ الله تَعالى؟!). فَقال : الله ورَسُولُهُ أَعْلَمُ، أَمّا نَحْنُ فَوَالله مَا نَرَى وُدَّهُ، وَلاَ حَدِيثَهُ إلا إلى المُنَافِقينَ! فقال رسولُ الله
: (فَإن الله قَدْ حَرَّمَ على النَّارِ مَنْ قال : لا إله إلا الله يَبْتَغِي بِذلِكَ وَجْهَ الله).
418: Bedir gazasına katılan sahabilerden İtban ibni Malik (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ben kavmim Beni Salime namaz kıldırırdım. Benim evimle onlar arasında bir vadi bulunuyordu. Yağmur yağdığı zaman mescide gitmek benim için zorlaşıyordu. Bu yüzden Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e geldim ve şöyle dedim:
 
-Ey Allah’ın Rasulü gözlerim zayıfladı. Yağmurlar yağınca dere sularla doluyor ve mescid tarafına geçmem zor oluyor. Bundan dolayı evime teşrif edip bir tarafında namaz kılsanız da ben de orayı namazgah edinsem, dedim. Rasulullah ta bunu inşaallah yaparım, buyurdu.
 
Ertesi sabah güneşin yükseldiği bir vakitte Ebubekir ile birlikte Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bana geldi, izin istedi, izin verdim içeri girdi daha oturmadan: “Evinin neresinde namaz kılmamı istersin”, buyurdu. Namaz kılmasını istediğim yeri gösterdim. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) orada tekbir alıp namaza durdu. Biz de arkasında saf olup iki rekat namaz kıldırıp selam verdi biz de selam verdik. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) için hazırlanmış iç yağı ile pişirilen un çorbasını (hazire) yemesi için alıkoyduk. Mahalle halkı peygamberin bizim eve geldiğini haber almalarıyla evde epeyce insan toplanmıştı. İçlerinden biri:
 
-Malik ibni Duhşum ne yaptı? Onu göremiyorum diye sordu. Bir başkası da: O Allah ve Rasulünü sevmeyen bir münafıktır, dedi. Bunu duyan Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) o kimseye: “Böyle deme, görmüyor musun o Allah’ın rızasını dileyerek Lâ ilâhe illallah diyor”, buyurdu. O adam:
 
-Allah ve Rasulü daha iyi bilir fakat ben Allah’a yemin olsun ki Malik’in münafıkları sevdiğini ve onlarla konuştuğunu görüyoruz,
[17/6 00:32] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın Resulü (s.a.v), kesin bir şekilde emretmeksizin insanları Ramazan geceleri namaz kılmaya teşvik eder ve şöyle buyururdu: İnanarak ve karşılığını Allah'tan umarak Ramazan gecelerini namazla ihya eden kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.
-Nesai, Siyam, 39
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[17/6 00:33] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3603]
 
Talha İbnu Musarrıf an ebihi an ceddihi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına girdim, abdest alıyordu. Su yüzünden ve sakalından göğsüne akıyordu. Mazmaza ve istinşakın arasını da ayırmıştı.' 
 
Ebu Dâvud, Tahâret 54, (139).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[17/6 00:33] Ömer Tarık Yılmaz: Gebe develer salıverildiği zaman. - Tekvîr - 4. Ayet
[17/6 00:33] Ömer Tarık Yılmaz: İlk gün velîme (düğün yemeği) vermek yerinde ve olması gereken bir iştir. İkinci gün (vermek) âdettendir. Üçüncü gün (vermek ise) riya ve gösteriştir. - İbn Mâce, Nikâh, 25
[17/6 00:33] Ömer Tarık Yılmaz: “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için O size rahmetiyle lütufta bulunuyor, melekleri de dua ediyor. O, mü’minlere karşı çok merhametlidir.” - Ahzâb, 33/43
[17/6 00:33] Ömer Tarık Yılmaz: Mutasavvıf, âlim ve şair olan Mevlana, 30 Eylül 1207’de Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Çocukluğunda babasının yanında başladığı öğrenimini gittiği Halep ve Şam’da sürdürmüştür. İlk tasavvufi eğitimini de yine babası Bahâeddin Veled’den aldı. Sultânül-ulemâ lakabıyla tanınan babası Bahâeddin Veled’in Kübreviyye’nin kurucusu Necmeddîn-i Kübrâ’nın halifesi olduğu söylendiği gibi, Ahmed el-Gazzâlî’den gelen tarikat silsilesinden hilafet aldığı da belirtilmektedir. Mevlana’nın şiirleri ve mektupları arasında Arapça olanlar bulunmakla birlikte eserleri Farsça’dır. Dîvân-ı Kebîr, Fîhimafîh en önemli eserlerindendir. Mevlana’daki dinî-tasavvufi düşüncenin kaynağı Kur’an ve Sünnet’tir. “Canım tenimde oldukça Kur’an’ın kölesiyim ben. Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım ...” beytiyle bunu dile getirmiştir. O, bu yönüne vurgu yapmakla birlikte “Pergel gibiyim; bir ayağımla şeriat üstünde sağlamca durduğum hâlde öbür ayağımla yetmiş iki milleti dolaşıyorum.” diyerek ideal bir Müslüman profili çizmiş, bu anlayışı ile milletimizin gönlünde asırlar boyunca unutulmayacak bir kabul görmüştür.  - Mevlana Celaleddin-i Rumî
[17/6 00:34] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'
İşte bu ayet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter.
22- İtaat: Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir. Yüce Allah'ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır. İnsanın mutluluğu da bu taata bağlıdır. Bunun karşıtı isyandır. Yüce Allah'ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkar ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur. Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:
Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
'Allah'a itaat ediniz; Allah'ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz.'
23- İtimad: Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak demektir. Halkın güvenini kazanmak bir başarı eseridir. İktisadî ve içtimaî hayatın devamı itimadın varlığına bağlıdır. Onun için insan, güzel ve doğru hareketleriyle herkesin güvenini kazanmaya çalışmalıdır. İtimada aykırı olan şey,
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N