Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 29.06.2023 21:12

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[19/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: 12- Abdeste Guere ve Tahcili Uzatmanın Müstehab Olduğunu Beyan Bâbı.
 
602 - Bana Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' ile Kâsım b. Zekeriyyâ b. Dinar ve Abd b. Humeyd rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Halid b. Mahled, Süleyman b. Bilâl'dan rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bana Umaratü'-bnü Gaziyyete'l-Ensarî , Nuaym b. Abdillah el-Mücmir'den rivâyet etti. Şöyle dedi: «Ebû 'Hureyre'yi abdest alırken gördüm yüzünü yıkadı. Ve abdesti tertemiz aldı. Sonra sağ elini ta bazuya geçinceye kadar yıkadı. Sonra sol elini bazuya geçinceye kadar yıkadı. Sonra başına mesh etti. Sonra sağ ayağını tâ baldırlarına kadar yıkadı, sonra sol ayağını da baldırına geçinceye kadar yıkadı sonra:
 
«Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in işte böyle abdest aldığını gördüm» dedi ve şunu söyledi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Siz abdesti yerli yerince aldığınızdan dolayı kıyâmet gününde alınlarınız sakar, bacaklarınız sekir (olarak) haşredileceksiniz. Binaenaleyh sizden kim yapabilirse sakar ve sekirliğini uzatsın!..» buyurdu.
 
603 - Bana Harun b. Said el-Eyli'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bana İbn Vehb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bana Amr b. Haris, Said b. Ebi Hilâl den o da Nuaym b. Abdillâh'tan naklen haber verdi ki Nuaym Ebû Hureyre'yi Abdest alırken görmüş yüzünü ve iki elini nerdeyse omuzlarına varacak kadar yıkamış Sonra ayaklarını ta baldırlarına kadar yıkamış. Sonra şunları söylemiş: Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Ummetim kıyâmet gününde abdest eserinden yüzleri sakar, ayakları sekir olarak gelecekler. Binaenaleyh sizden hanginiz sakarlığını uzatabilirse bunu hemen yapsın» buyururken işittim.
 
604 - Bize Süveyd b. Sa'id ile İbn Ebi Ömer hep birden mervan el-Fezari'den rivâyet ettiler. İbn Ebi Ömer dediki bize Mervan Ebû Malik el-Eşca'ı Said b. Târik dan o da Ebû Hazımdan o da Ebû Hureyre den naklen rivâyet etti ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlaı:
 
«Benim havzım Eyle ile Aden arasından daha uzundur. O kardan daha beyaz, sütle karışık baldan daha tatlıdır. Kabları yıldızların adedinden çoktur. Ben bir kimsenin kendi havuzundan başkalarının develerini kovduğu gibi insanları ondan kovacağım.» Ashab:
 
— Ya Resûlâllâh! O gün sen bizi tanıyabilecekmisin? demişler Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Evet, sizin (o gün) hiç bir ümmette bulunmayan bir simanız olacak. Benim yanıma abdest eserinden yüzleriniz ve ayaklarınız nur içinde geleceksiniz.» buyurmuşlar.
 
605 - Bize Ebû Küreyb ile Vasıl b. Abdil A'lâ da rivâyet ettiler. Lâfız Vâsıl’ındır. Dediler ki bize İbn Fudayl, Ebû Malik-i Eşca'ı'den, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Ümmetim havza, benim yanıma gelecek. Ben de tıpkı bir adamın kendi develerinden başkasının develerini kovduğu gibi insanları havuzumdan kovacağım.» buyurdular. Ashab:
 
— «Ya Nebiyyallah! Sen bizi taniyabilecekmisin?» dediler.
 
— «Evet, sizin başka hiç kimsede bulunmayan bir simanız olacak, benim yanıma abdest eserinden yüzleriniz ve ayaklarınız nurlu olarak geleceksiniz. Ama sizden bir taife benim yanıma gelmekten mutlaka men edilecek ve gelemeyecekler. Ben: Ya Rabbi! Bunlar benim ashabınıdandır, diyeceğim bana bir melek cevap verecek:
 
— «Onların senden sonra ne (bidat) ler çıkardıklarını biliyor musun? diyecek.» buyurdular.
 
606 - Bize Osman b. Ebi Şeybe dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki) Bize Ali b. Müshir, Sa'd b. Tarık'tan o da Rib'ı b. Hıraş'tan o da Huzeyfe'den naklen rivâyet etti. Huzeyfe şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Gerçekten benim havzım Eyle ile Aden arasından daha uzundur. Nefsim yed’i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, ben bir takım insanları kişinin yabani develeri havuzundan kovduğu gibi ondan kovacağım.» buyurdu. Ashab:
 
— «Ya
[19/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: İbnu Abbas radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam Bey'-i garar'dan (yani tahakkuk edip etmeyeceği bilinmeyen akibeti meçhul satıştan) men etti.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[19/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: 78. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem camide çok sesli aksırılmasından hoşlanmazdı.(Beyhaki-7/32)
[19/6 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Babalar Günü
•  ABD’de Kölelik Resmî Olarak Kalktı 1862
•  Kuveyt’in Bağımsızlığını Kazanması 1961
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19/6 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Bu (din) Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz öğüt alacak bir kavim için ayetleri ayrıntılı olarak açıkladık.” 
 
En’am 126
[19/6 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Amellerin en üstünü: Vaktinde kılınan namaz ve anne-babaya iyilik etmektir.  Sonra da Allah yolunda cihat etmektir.” 
 
Buhârî, Tevhîd, 48
[19/6 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: KATILIM SİGORTACILIĞI VEYA TEKÂFÜL NEDİR?
 
Katılım sigortacılığı veya tekâfül; farklı bireylerin birleşerek, havuz içindeki birinin zarar görmesi halinde hasarın toplanan fondan karşılanmasına dayanan bir yardımlaşma biçimidir. İslam bilginlerine göre bireylerin karşılıklı sigorta dayanışması olan sistem, faiz veya katılım payı gibi ücretlendirmelere tabi tutulmaz.
Katılım Sigortacılığının Temel İlkeleri
• Katılım sigortacılığı, yardımlaşma ve dayanışma unsurlarını temele oturtarak hizmet verir.
• İştirak sahiplerinin prim havuzunda toplanan fonları, faizsiz piyasa işlemlerinde değerlendirilir.
• Sigorta teminatında bulunan konular, meşru sayılmayan iktisadi birikimler için seçici davranır.
• Anlaşmanın dönem sonu gel­diğinde; ope­rasyon giderleri düşülerek, geriye kalan artık değer katılımcılar arasında nispi biçimde paylaştırılır.
• Yapılan yatırımların tümü faizsiz enstrümanlara yapılır. Katılım sigortacılığı sisteminde, uzman danışman kurulu bu işlemleri detaylı şekilde denetler.
• Katılım sigortacılığı sistemi, uluslararası bağımsız denetim kuruluşları tarafından denetlenerek raporlanır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19/6 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: وَإِذَا ذَبَحْتُمْ فَأَحْسِنُوا الذَّبْحَ وَلْيُحِدَّ أَحَدُكُمْ شَفْرَتَهُ وَلْيُرِحْ ذَبِيحَتَهُ. (م)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bir hayvanı boğazlayacağınız (kurban edeceğiniz) zaman (eziyet etmeden) güzelce kesiniz. Kesecek olanınız, bıçağını güzelce bilesin ve böylece keseceği hayvanı rahat ettirsin (ona eziyet çektirmesin).” (Sahîh-i Müslim)
 
19 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[19/6 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: ZİLHİCCE AYINA MAHSUS BAZI TABİRLER
 
Kur’ân-ı Kerîm’de, içinde husûsan Allâhü Teâlâ’nın zikredilmesi emir buyurulan bazı günler vardır:
 
Eyyâm-ı Ma’lûmat: Yevm-i Terviye, Yevm-i Arefe, Yevm-i Nahr’ın da dâhil olduğu, Zilhicce’nin ilk on günüdür.
 
Yevm-i Terviye, Zilhicce ayının sekizinci günü, Arefe gününden önceki gündür. Hacılar o gün Mekke-i Mükerreme’den Mina’ya giderler. Eskiden Mina’da su olmadığından Mina’ya çıkmadan önce kendileri ve hayvanları iyice suya kandıkları yahut Hazret-i İbrahim aleyhisselâm, oğlunu kurban etmeyi ilk o gece görüp, o gün rüyasının hak olup olmadığına dair tefekküre daldığı için “terviye” diye isimlendirilmiştir.
 
Yevm-i Arefe, Zilhicce ayının dokuzuncu günüdür. Hacılar o gün Arafat’ta vakfe yaparlar. İbrahim aleyhisselâm, o günde rüyasının Rahmânî olduğunu bildiği için Arefe günü denilmiştir. (Arefe, Arapça’da ‘bildi’ demektir)
 
Yevm-i Nahr, Zilhicce ayının onuncu günüdür. Kurban, bu gün kesildiği için ‘Nahr günü’ denilmiştir. Zilhicce ayının on birinci ve on ikinci günü de kurban günleridir. Hepsine birden “eyyâm-ı nahr” denir. Hacılar bu günlerde Mina’da bulundukları için ayrıca “eyyâm-ı Mina” da denir.
 
Eyyâm-ı Ma’dûdât, “Bir de sayılı günlerde Allah’ı zikredin (tekbir alın).” meâlindeki, Bakara Sûresi’nin 203. âyet-i kerîmesi mûcebince namazların sonunda teşrik tekbirleri okunan günlerdir. Bunlar da Arefe günü sabah namazından itibaren Kurban Bayramı’nın dördüncü, yani Zilhicce ayının on üçüncü gününe kadar olan beş gündür.
 
Eyyâm-ı Teşrîk: Teşrîk; eti güneşte kurutup pastırma yapmak demektir. Arapların âdeti, kesilen kurbanın etinden bir kısmını 11, 12 ve 13. günlerde güneşe serip kurutmak olduğundan, bu üç güne eyyâm-ı teşrîk denilmiştir. Teşrîk tekbirlerinin ekseriyeti bu üç günde okunduğu için eyyâm-ı ma‘dûdât’a “Eyyâm-ı Teşrîk” de denilir.
 
 
 
19 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[19/6 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: Her işte hayır bulmayı arzu edenler, insanlara hüsnü zanda bulunsunlar.[İmam-ı Şafii]
[19/6 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: (Bir Hadis-Bir Yorum)
ANNE ve BABAYA İYİLİK
“Bir kişi Peygamber (s.a.s.)’e Ey Allah’ın Rasûlü kime iyilik edeyim? diye sordu. Hz. Peygamber annene dedi. Sonra kime? dedi. Hz. Peygamber annene dedi. Sonra kime? dedi. Hz. Pey- gamber annene dedi. Sonra kime? dedi. Hz. Peygamber baba- na dedi.” (Buhârî, Edebü’l-Müfred, 3)
Anne-baba, çocuklarının hem varlık sebebi, hem de onları sev- gi ve şefkatle yetiştiren, terbiye ederek hayata hazırlayan iki değerli varlıktır. Her ikisi de sevgi, saygı, iyilik ve itaate layık olup, kendilerine öf bile denmemelidir.
Bu hadiste Peygamberimiz, iyilik hususunda annenin baba- dan daha çok hakka sahip olduğunu belirtmiştir. İslam bilgin- leri, annenin bu önceliğe, hamilelik dönemi doğum sancıları, süt emzirme ve büyütmedeki zahmetleri sebebiyle sahip oldu- ğunu belirtirler.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
MİNBER
Sözlükte “yüksek yer” anlamı- na gelen minber, ıstılahta ca- milerde imam-hatiplerin Cuma ve bayram hutbelerini okuduk- ları, basamakla çıkılan yüksek yerlere denir. Peygamberimiz (s.a.s.) önceleri hurma kütüğü üzerine çıkarak hutbe okumuş, daha sonra minber yapılmıştır. Her caminin bir minberi vardır. Camilerimizde ağaçtan, taştan ve mermerden yapılmış, çeşitli şekillerde süslenmiş ve tezyin edilmiş muhteşem birer sanat eseri niteliğinde minberler bu- lunmaktadır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Oğlum ananı atanı say, bereket büyüklerle beraber olmadadır. Büyüğünü bilmeyen Allahını bilmez. (Şeyh Edebali)
[19/6 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: Hanefîler'e göre diğer ibadetler gibi oruç da farz, vâcip ve nâfile çeşitlerine ayrılır. Bu üçlü ayırım Hanefîler'in, dinen yapılması gerekli olan şeyleri farz ve vâcip şeklinde iki kademeli bir ayırıma tâbi tutmuş olması sebebiyledir. Diğer mezheplerde 'vâcib' terimi ise her iki kategoriyi de içine alır. Nâfile ise farz ve vâcip dışında kalan dinî ödevlerin genel adıdır.
A) FARZ ORUÇ
Farz olan oruç denince, ramazan orucu kastedilir ve zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş (muayyen) olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulamadığı zaman, başka bir zaman kazâ edilmesi de aynı şekilde farzdır.
Bunun dışında bir de kefâret olmak üzere tutulan oruç vardır. Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken kefâret orucu yanında ayrıca, zıhâr, yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürme, hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olma (halk) ve yemin için tutulacak olan kefâret oruçları da farz oruç kapsamında değerlendirilmiştir. Kefâret orucu, yapılan bir hatanın cezası veya telâfisi anlamını taşıdığından kişi için baştan belirlenmiş bir yükümlülük olmayıp, buna sebebiyet vermesi halinde gündeme gelebilen ârızî bir yükümlülük niteliğindedir. Bu bakımdan ramazan orucu 'muayyen farz', diğerleri ise 'gayr-i muayyen farz' olarak nitelendirilir. Ramazan orucu sadece belirli bir vakitte, yani ramazan ayında tutulabilirken, diğerleri oruç tutmanın mubah olduğu her zaman tutulabilir.
Ramazan orucunun kazası da istenilen mubah günlerde tutabilir. Fakat İmam Şâfiî'nin kazâya kalan orucun aynı yıl içerisinde kazâ edilmesi gerektiğine ilişkin görüşü de dikkate alınarak, herhangi bir sebeple kazâya kalan orucu mümkün olan en kısa zamanda tutmaya çalışmak uygun olur.
B) VÂCİP ORUÇ
Nezir (adak), kişinin dinen yükümlü olmadığı bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi, oruç tutmayı adamışsa, bu adak orucunu tutması vâciptir. Adak adanırken, orucun tutulacağı gün belirlenmişse, meselâ falan ayın falan günü gibi, bu muayyen bir vâcip olur ve orucun belirlenen günde tutulması gerekir. Nezredilen itikâf orucu da belirli günde tutulacağı için muayyen vâcip sayılır. Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayr-i muayyen vâcip olur ve dilediği mubah bir günde tutabilir.
Başlanmış nâfile bir orucun bozulması durumunda bunun kazâ edilmesi Hanefîler'e göre vâciptir. Mâlikîler ise kazânın farz olduğunu söylemişlerdir. Şâfiî'ye ve Mâlik'ten başka bir rivayete göre ise, nâfile orucun kazâsı gerekmez.
C) NÂFİLE ORUÇ
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nâfile oruç olarak isimlendirilir. Daha önce namaz çeşitlerini ele alırken belirttiğimiz gibi, nâfile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nâfile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nâfile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur.
Nâfile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz'in sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günleri görelim.
Oruç Tutmanın Mendup Olduğu Günler
1. Şevval Orucu. Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kazâ veya adak oruçlarının bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir. Peygamberimiz'in, ramazanı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kişinin bütün yılı oruçlu geçirmiş
[19/6 23:03] Ömer Tarık Yılmaz: Bilakis biz, hakki bâtilin tepesine bindiririz de o, bâtilin isini bitirir Bir de bakarsiniz ki, bâtil yok olup gitmistir (Allah'a) yakistirdiginiz sifatlardan dolayi yaziklar olsun size!  (ENBİYA/18)
[19/6 23:04] Ömer Tarık Yılmaz: ZEKÂTIN FARZİYYETİ, TERKEDENİN GÜNAHI
 
1985 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Muâz (radıyallâhu anh)'ı Yemen'e gönderdi. (Giderken) ona dedi ki:
 
'Sen EhI-i Kitap bir kavme gidiyorsun. Onları davet edeceğin iIk şey AIIah'a ibâdet olsun. AIIah'ı tanıdılar mı, kendilerine AIIah'ın zekâtı farz kılmış olduğunu, zenginlerinden alınıp fakirlerine dağıtılacağını onlara haber ver. Onlar buna da ittaat ederlerse kendilerinden zekatı aI. Zekat alırken halkın (nazarlarında) kıymetli olan mallarından sakın. Mazlumun bedduasını almaktan kork. Zira AIIah'la bu beddua arasında perde mevcut değildir.
 
Buhâri, Zekât 1, 41, Sadaka 1, 63, Mezâlim 9, Megazi 60, Tevhid 1; Müslim, İmân 31, (19); Tirmizi, Zekât 6, (625); Ebü Dâvud, Zekât 4, (1584); Nesai, Zekât 46, (5, 55).
 
1986 - Hz. Ebü Hüreyre ve Hz. Câbir (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Deve, sığır veya davar sâhibi olup da, bunlardaki Allah'ın hakkını eda etmeyen herkese Kıyamet günü, bu mallar, olduğundan daha çok ve mümkün olduğunca iri ve şişman olarak geleceklerdir. Adam, onlar için, düz ve geniş bir yere oturtulacak, hayvanlar bacakları ve tabanlarıyla onun üzerinden geçecekler. Geçiş sırasında boynuzlarıyla tosluyacaklar ve ayaklarıyla ezecekler. İçlerinde boynuzsuz veya boynuzu kırık biri bulunmayacak. Bu şekilde sonuncusu da onun üzerinden geçince, birincisi aynı geçişe tekrar başlayacak. Mahlükatın hesabı tamamlanıp hüküm verilinceye kadar bu hâI devam edecek.
 
Keza 'kenz'‚ (hazine) sâhip olup da ondaki (AIIah'ın) hakkını ödemeyen herkese, Kıyamet günü hazinesi, dazlak başlı bir yılan olarak gelecek, ağzını açıp peşine düşecektir. Yılan yaklaştıkça adam ondan kaçacak. Sonunda yılan ona:
 
'Gizlediğin hazineni aI! Ben ondan müstağniyim!' diye bağırır. Adam, neticede yılandan kaçma çaresinin olmadığını anlayınca, elini ağzına sokar. Yılan da onu, aygırın (alafı) kemirmesi gibi kemiriverecek.'
 
Buhâri, Zekât 3, Tefsir, Âl-i İmrân 14, Berâet 6, Hiyel 3; Müslim, Zekât 26, (987); Muvatta, Cihâd 3, (2, 444); Ebü Dâvud, Zekât 32, (1658,1659,1660); Nesâi, Zekât 2, 6, (5,12-14).
 
1987 - Hz. Muâz (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kim malının zekâtını sevab umarak verirse, ona sevap verilir. Kim de zekâtını vermezse biz zekâtı ve malın yarısını (cezâlı olarak, zorla) alırız. Bu, Rabbimizin kesin kararlarından biridir. Al-i Muhammed'e ondan bir hak yoktur.'
 
Rezin tahric etmiştir. Ebü Dâvud, Zekât 4, (1575); Nesâi, Zekât 4, (5,15,16).
 
1988 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) vefat edince, ondan sonra Hz. Ebü Bekir (radıyallâhu anh) halife seçildi. Bunun üzerine bedevilerden bir kısmı 'irtidât' etti. (Hz. Ebü Bekir halife olarak onlarla savaşmaya karar verince) Hz. Ömer, 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'İnsanlar lâilaheillallah deyinceye kadar onlarla savaşmaya emrolundum. Bunu söylediler mi, benden mallarını ve nefislerini korurlar. (İslâm'ın) hakkı hâriç artık hesapları da Allah'a kalmıştır!' demiş iken, sen nasıl insanlarla savaşırsın?' dedi. Hz. Ebü Bekir: 'Allah'a yemin olsun, namazla zekâtın arasını ayıranlarla savaşacağım. Zira zekât, malın hakkıdır. Vallahi, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a vermekte oldukları bir oğlağı vermekten vazgeçseler, onu almak için onlarla savaşacağım' dedi. Hz. Ömer sonradan demiştir ki: 'Allah'a yemin ederim, anladım ki, Hz. Ebü Bekir'in bu görüşü, Allah'ın savaş meselesinde ona ilhamından başka bir şey değildi. İyice anladım ki, bu karar hakmış.'
 
Buhâri, İ'tisâm 2, Zekâtı, İstitâbe 3; Müslim, İmân 32, (20); Muvatta, Zekât 30, (1, 269); Tirmizi, İmân 1, (2610); Ebü Dâvud, Zekât 1, (1556); Nesâi, Zekât 3, (5,14).
 
MÜŞTEREK HADİSL
[19/6 23:04] Ömer Tarık Yılmaz: Vehb İbnu Münebbih'in anlattığına göre kendisine: 'Lâilâhe illallah cennetin anahtarı değil mi? dendi de: 'Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz' cevabını verdi. 
Buhârî, Cenâiz 1.
[19/6 23:05] Ömer Tarık Yılmaz: Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
[Bakara Sûresi.80]
[19/6 23:05] Ömer Tarık Yılmaz: “Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşürler: “Rabbimiz! sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” (Âl-i İmrân, 3/191)
[19/6 23:05] Ömer Tarık Yılmaz: Ahlakı kötü insanlarla arkadaşlık kurma ki, onlar günah işlemeye seni yöneltmesinler.[Ebu Hanife]
[19/6 23:06] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun edasının şartları nelerdir?
 
Orucun farz olması için gerekli olan şartlardan başka oruç ibadetinin yerine getirilebilmesi için de bazı şartların bulunması lâzımdır. Bunlar:
1. Sağlıklı olmak.
2. Mukim olmak (yani misafir olmamak).
Oruç tutamayacak kadar hasta olanlarla, dinî ölçülere göre yolcu olanlar oruçlarını erteleyebilirler. Hastalar iyileşince, yolcular da ikamet ettikleri yere dönünce tutamadıkları günler sayısınca oruçlarını tutarlar.
[19/6 23:07] Ömer Tarık Yılmaz: AKÎDE
 
İnanılacak şey. (Bkz. Akâid ve Îtikâd)
[19/6 23:07] Ömer Tarık Yılmaz: Akalp
 
 T. Dürüst ve yiğit insan
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[19/6 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: Satın alındığında sağlam olup sonradan kusurlu hale gelen bir hayvan kurban edilebilir mi?
 
Sağlam bir halde satın alınan kurbanlık hayvanda henüz kesilmeden önce kurban edilmeye engel bir kusur meydana gelirse; satın alan kişi zenginse yenisini alıp kesmelidir. Yoksulsa yenisini almasına gerek yoktur, almış olduğu hayvanı kurban olarak kesmesi yeterlidir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75). Kesim esnasında meydana gelen kusurlar, kurbanlık olmaya engel teşkil etmez.
[19/6 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: 7.
 
 
فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًاۜ فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ
 
Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.[6] (Bakara, 2/200)
 
 [6] . Tefsir kaynaklarında ifade edildiğine göre, İslâm’dan önce müşrikler hac işlemlerini tamamladıktan sonra Müzdelife’de oturur, atalarını anar, onlara ve kendilerine ait başarılarla öğünürlerdi. Bu âyette, müslümanlara, müşriklerin bu âdetine uymamaları ve Allah’ı çok anmaları hatırlatılmaktadır.
[19/6 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. ‘Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter', denilecektir.'
(İsrâ, 17/13-14)
 http://www.duavesureler.com
[19/6 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim yatsıyı cemaatle kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibi olur, kim de sabah namazını cemaatle kılarsa sanki gecenin tamamını namazla geçirmiş gibi olur.'
(Müslim, 'Mesâcid', 260)
 http://www.duavesureler.com
[19/6 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Sana karşı görevlerimde birçok eksiğim var. Yarattıklarının da üzerimde birçok hakkı bulunmaktadır.  
null
 http://www.duavesureler.com
[19/6 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: 'Birinin kalbine kibir ne kadar girerse, aklı da o oranda ya da daha fazla azalır.' İmam Muhammed el-Bâkır [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[19/6 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: Mutluluğun Anahtarı
 
Eskiden beri söylenegelen bir sözdür, dünya saadeti kanaattedir. Çok rıza gösteren az kederlenir. Çok tamahkâr ise pek çok eziyete katlanmak zorunda kalır.
 
Kanaatkâr insan, hayâsı ile şehvetini, sevgisi ile hasedini, Allah korkusu ile kinini, sükûneti ile gazabını, rızası ile hacetini, doğruluk ve dürüstlüğü ile ihtiyaç ve heveslerini aşan kişidir. Paylaşan insan sorunsuz bir gönüle, kanaatkâr bir gönüle sahip olur. Kendisine verilenden razı ve diğer insanlara karşı sorumluluğunun şuurundadır. Bu şuur, kendine kalmayacak bir dünyada hakkıyla yaşayıp gitmektir. Yunus Emre şöyle der:
 
 Şu karşıki dağlar karlı dağ olsa / Etrafı mor sümbüllü bağ olsa / Ağa olsa, paşa olsa, bey olsa / Yakasız gömleğe sarılır bir gün. 
 
Bu dünya kimseye kalmaz. Nice ülke yöneten, bütün dünya nimetlerinin tadına varan nice insan göçüp gitmiştir. Şairin dediği gibi ağalık, paşalık veya beylik insana bir şey kazandırmaz. Son bellidir ve kesindir. Doğru olan, bu dünyadaki çaba ile Allah’ın lutfunu ve keremini hak etmektir.
 
Semerkand Takvimi
[19/6 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. ‘Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter', denilecektir.'
(İsrâ, 17/13-14)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=/dxPJkP5uqM=
[19/6 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur.'
(İbn Mâce, 'Zühd',18)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=/dxPJkP5uqM=
[19/6 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Her türlü şeytan ve zehirli hayvandan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimeleri ile O’nun korumasına sığınıyorum.'
(İbn Mâce, 'Tıb', 36; İbn Hıbbân, 'Edıye', No. 1012-1013)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=/dxPJkP5uqM=
[19/6 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz. Hadis-i Şerif
[19/6 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı hakikatin ta kendisi olarak indirdik. Öyle ise sen de ihlâslı bir şekilde sadece Allah’a kulluk et.
 
(Zümer, 39/2)
[19/6 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
İbn Abbâs’ın (ra) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “İki nimet vardır ki insanların çoğu (onları değerlendirme hususunda) aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.”
 
(Buhârî)
[19/6 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.
[19/6 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Veli
 
Dost, seven, görüp gözeten, yardım eden
[19/6 23:13] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Ser de Gitti Sır da
 
   Server Baba namında bir velinin yaşadığı zamanda devlet maliyesi çok sıkışık duruma düşer. Padişah şöhretini duyduğu veliye haber gönderir. Veli de bir miktar iksir tozu gönderir, bakır eritilen kazanlara atılmasını söyler. Yalnız aynı kazandan bir kepçe kendisine verilmesini  ister. Kendisine verileni de fakirlikten şikayet eden dervişine aynen verir. 
 
 Bir müddet sonra padişah bu sırrın kendisine öğretilmesini Server Baba'dan ister ve ısrar eder. Server Baba:  
 
 -Bu mümkün değil, lakin bir kolayı var. Ben bu sırrı yazar dilimin altına koyarım. Siz de beni idam eder alırsınız. 
 
 Başka çare yok, der. idam edilir. 
 
 Dilinin altından alınan kağıtta sade şu söz yazılıdır:  
 
 Ser verip sır vermeyen Server Baba.  
 Eyvah ser de gitti sır da gitti.
[19/6 23:13] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.
رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ ﴿٢٨٦﴾
(Bakara 286
Rrabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).
[19/6 23:13] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanların amellerini kayıt altına alan meleklerden başka bir de Allah'ın yeryüzünde dolaşan melekleri vardır. Bunlar Allah'ı zikreden topluluklara rastladıklarında, 'Aradığınız işte burada, haydi gelin!' diye birbirlerine seslenirler. Hemen oraya gelerek dünya semasına kadar onları çepeçevre kuşatırlar. Allah, o meleklere sorar: 'Kullarımı bıraktığınızda onlar ne yapıyorlardı?' Onlar da 'Biz onları bıraktığımızda sana hamdediyor, seni tazim ediyor ve seni anıyorlardı.' diye cevap verirler.
(Tirmizî, Deavât, 129)
[19/6 23:13] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET........... ZİLHİCCE AYININ İLK 10 GÜNÜ

Zilhicce, hac ibâdetini yaptığımız ve kurban kestiğimiz aydır ve diğer mübârek aylar gibi bunun da fazileti çok büyüktür. Bir rivayette, hazret-i Âdem'in tevbesi Muharrem veya Zilhicce ayında kabul buyurulmuştur. Buhari'deki hadîs-i şerifte buyuruldu ki:

“Hiçbir ibâdetin kıymeti, Zilhicce ayının ilk 10 gününde yapılan ibâdetlerin kıymeti gibi olamaz.”
İbni Abbas hazretlerinin rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte, Zilhicce ayının onuna kadar olan günler de, Ramazan-ı şerifin günleri gibi ayrı ayrı fazilet ve kıymetleriyle bildirilmiş ve onuncu gün için de şöyle buyurulmuştur:
“Zilhiccenin 10. günü Kurban Bayramı günüdür. Her kim, o gün bayram namazından gelip kurbanını boğazlayıncaya kadar bir şey yemeyip, kurbanının böbreklerini yerse ve 2 rekat namaz kılsa, o kimsenin kurbanının kanı yere düşmeden, kendi günâhı ve ana-babasının günahları, ailesinin ve akrabalarının günahları sevaba çevrilir.”
Her kim, zilhicce ayının ilk on günü içinde fakirlere yardım etse, Peygamberlere hürmet etmiş olur. Bu 10 gün içinde, her kim bir hasta ziyaret etse, Allahü teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyâret etmiş gibi olur. Bu 10 gün içinde yapılan her ibâdet, diğer günlerde yapılan ibâdetlerden çok daha üstün ve pek fazla sevaba vesîle olur. Bu 10 gün içinde din ilmî meclisinde bulunan kimse, Peygamberler toplantısında bulunmuş gibi olur. 
Hadîs-i şerifte buyuruldu ki:
“Allahü teâlâ, ibâdetler içinde, Zilhiccenin ilk 10 gününde yapılanları daha çok sever. Bu günlerde tutulan 1 gün oruca, 1 senelik nafile oruç sevabı verilir. Gecelerinde kılınan namaz, Kadir gecesinde kılınan namaz gibidir. Bu günlerde çok tesbih yâni (Sübhanallah) tehlil yâni (Elhamdülillah) ve tekbir yâni (Allahü ekber) söyleyiniz!”
 Osman Ünlü           TÜRKİYE GAZETESİ         01.08.2019

 
 
19.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[19/6 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Nu'man İbnu Beşir (ra)
Hz. Ömer (ra) insanların nail oldukları dünyalıktan söz etti ve dedi ki: 'Gerçekten ben Resulullah (sav)'ın bütün gün açlıktan kıvrandığı halde, karnını doyurmaya adi hurma hile bulamadığını gördüm.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Müslim, Zühd 36, (2978)
 
Hadisin Açıklaması:
null
[19/6 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: Kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısın da) körlük ederse kendi zararınadır. (En’âm, 6/104)
[19/6 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: Ameller her persembe ve pazartesi günü arzedilir. Aziz ve Celil olan Allah o gün, Allah'a hiçbir sirk kosmayan kulun günahını affeder. Bundan sadece kardesiyle arasında düsmanlık olanı istisna eder, (onu affetmez) ve der ki: Bu ikisini barısıncaya kadar terkedin.
Ravi: Müslim, Birr 36, (2565); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 17, (2, 908); Ebu Davud, Edeb
[19/6 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Hazreti Ali Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm güneş doğmazdan önce alış-veriş pazarlığı yapmaktan ve süt vermekte olan hayvanları kesmekten men etti.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (2206) - Hds :(6675)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[19/6 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: وَفِى رِوَايَةٍ: إن لِلَّهِ مِائَةَ رَحْمَةٍ, أنزل مِنْهَا رَحْمَةً وَاحِدَةً بَيْنَ الْجِنِّ وَألأنس وَالْبَهَائِمِ وَالْهَوَامِّ, فَبِهَا يَتَعَاطَفُونَ, وَبِهَا يَتَرَاحَمُونَ, وَبِهَا تَعْطِفُ الْوَحْشُ عَلَى وَلَدِهَ, وَأَخَّرَ اللَّهُ تِسْعًا وَتِسْعِينَ رَحْمَةً يَرْحَمُ بِهَا عِبَادَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
 
وَفِى رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ اَيْضًا مِنْ سَلْمَان الْفَارِسِىِّ
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: إن لِلَّهِ مِائَةَ رَحْمَةٍ, فَمِنْهَا رَحْمَةٌ بِهَا يَتَرَاحَمُ الْخَلْقُ بَيْنَهُمْ, وَتِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ.
وَفِى رِوَايَةٍ : إن اللَّهَ خَلَقَ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأرض مِائَةَ رَحْمَةٍ كُلُّ رَحْمَةٍ طِبَاقَ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأرض فَجَعَلَ مِنْهَا فِي الأرض رَحْمَةً فَبِهَا تَعْطِفُ الْوَالِدَةُ عَلَى وَلَدِهَا, وَالْوَحْشُ وَالطَّيْرُ بَعْضُهَا عَلَى بَعْضٍ, فَإذا كان يَوْمُ الْقِيَامَةِ أَكْمَلَهَا بِهَذِهِ الرَّحْمَةِ.
 
421: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken dinledim demiştir: “Allah rahmetini yüz parçaya ayırmıştır. Doksan dokuz parçasını kendi katında alıkoymuş birini yeryüzüne indirmiştir. İşte yeryüzünde varlıklar bu bir parça rahmet sebebiyle birbirlerine acır ve şefkatli davranırlar. Hatta hayvanlar bile bu merhamet yüzünden yavrusunu ezmemek için ayağını kaldırır.” (Müslim, tevbe 17)
 
* Bir başka rivayette şöyle buyurulur: “Allah’ın yüz rahmeti vardır. Birini cinlerin, insanların ve hayvanların ve böceklerin arasına indirmiştir. Onlar bu bir dilim rahmet sebebiyle birbirlerini sever ve birbirlerine acırlar. Vahşi hayvanlar bu sebeble yavrusuna şefkat gösterir. Rahmetinin doksan dokuz parçasını da ahirette kullarına rahmet etmek için kıyamete bırakmıştır.” (Müslim, tevbe 19)
 
* Yine Müslim’in Selmani Farisi’den rivayetine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Allah’ın yüz rahmeti vardır. Bu rahmetten bir tanesi sebebiyle varlıklar birbirlerine şefkat ve merhamet gösterirler. Diğer doksan dokuzu ise kıyamet günü için bekletilmektedir.”
 
* Yine Müslim’in başka rivayetinde Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Allah yerleri ve gökleri yarattığı gün yüz rahmet de yaratmıştır. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak büyüklüktedir. Bunlardan sadece birini yeryüzüne indirmiştir. İşte anne yavrusuna bu yüzden şefkat gösterir. Vahşi hayvanlar ve kuşlar da bundan dolayı birbirlerine merhamet ederler. Kıyamet günü olunca Allah doksan dokuzu bu bir rahmetle yüze tamamlar ve kulları için kullanır.” (Müslim, tevbe 21)
 
422- وَعَنْهُ عَنِ النَّبِيَّ
 
فِيمَا يَحْكِى عَنْ رَبِّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى، قال : اَذْنَبَ عَبْدٌ ذَنْبًا, فَقال : اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى ذَنْبِى. فَقال اللهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: اَذْنَبَ عَبْدِى ذَنْبًا فَعَلِمَ أن لَهُ رَبًّا يَغْفِرُ الذَّنْبَ, وَيَأخذ بِالذَّنْبِ، ثُمَّ عَادَ فَاَذْنَبَ فَقال : اَيْ رَبِّ، اغْفِرْ لِى ذَنْبِى. فَقال تبَارَكَ وَتَعَالَى
[19/6 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.v), Ramazan'ın son on günü geldiğinde, ibadet hususunda gayretini daha da artırır, gecesini ihya eder ve ailesini de uyandırırdı.
-Buhârî, Leyletu'l Kadr, 5
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[19/6 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3605]
 
Osman İbnu Affân radıyallahu anh'ın anlattığına göre, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm sakalını hilâlliyor idi.' 
 
Tirmizi, Tahâret 23, (31).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[19/6 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: O, kullarının üstünde mutlak hakimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır. - En'âm - 18. Ayet
[19/6 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Birinizin sırtında odun destesi taşıması, versin veya vermesin, insanlara gidip el açmasından daha iyidir - Buharî, Büyu, 26
[19/6 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: “Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” - Kadir, 97/1-3
[19/6 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Canlılar içinde meramını dil ile ifade etme, konuşma yeteneği sadece insana bahşedilmiştir. Kelam, Yüce Rabbimizin sıfatlarından olup insana ilahi bir emanettir. Bu emaneti, sahibinin rızası doğrultusunda kullanmak ise mümin olarak hepimizin en önemli sorumluluklarımızdandır. Kerim kitabımız bize; anlamsız ve boş konuşmadan, gıybetten, su-i zandan, alay etmekten, yalan söylemek ve yalan yere yemin etmekten, yapmadığını söylemekten ve ifsad edici her türlü sözden uzak durmamızı emreder. Anlamsız, gereksiz sözlere mümin ağzını kilitlemeli, Kutlu Nebinin buyurduğu gibi, ya hayır söylemeli ya da susmalıdır.##Malumdur ki kap, içindekini dışa yansıtır. “Bal küpünden sirke taşmaz.” demiştir atalarımız. İnsanın dili kalbine bağlıdır. Güzel ve anlamlı söz söyleyebilmek, akleden bir kalbe, tertemiz bir gönle sahip olmayı gerektirir. Öyleyse geliniz, önce gönül aynamızı temizleyip parlatalım. Dilimizi, rızayı ilahiye uygun kullanalım. Unutmayalım ki; “Allah’a sadece güzel sözler yükselir. O sözleri yücelten ise imana uygun davranış ve tutumlardır.” (Fâtır, 35/10). - Sözü güzel söylemek
[19/6 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak
[19/6 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: manevi güce sahip olmak gibi özel manevi makamlardan birinde bulunan müslümanın çekeceği besmeleye uygun olabilirse de besmele çekilmesi uygun ve müstehab olan her yerde uygulanması mümkün değildir ve bundan dolayı, besmelenin genel bir mânâsı olamaz.
 
Halbuki yukarıda açıklandığı üzere 'Bismillahirrahmanirrahim, her kitabın anahtarıdır.' 'Bismillah ile başlanmayan önemli işlerde başarıya ulaşılmaz.' gibi hadis-i şerifler bize besmelenin İslam'a uygun olan her işimizin başında anahtar olabilecek bir genel anlamını hatırlatmaktadır. Bu da tefsir âlimlerinin açıkladıkları iki mânâdan biri olabilir. Bununla beraber Kur'ân'ın, Kur'ân sûrelerinin inişi, okunması ve yazılması açısından bunların başında besmelenin bulunduğunu göz önünde bulundurarak onun mânâsında Şeyh Muhammed Abduh'un yaptığı yorum ve açıklama doğru olduğu gibi, özel yerlerde de kayda değer bir önem taşımaktadır.
 
FAYDALI BİR NOT: Besmele çekerken üzerinde durmak noksan ve çirkin, deyip durmak yeterli ve doğru yine yeterli ve doğru. tam bir vakıftır.
 
BESMELE'DEN ÇIKAN HÜKÜMLER: Kur'ân yazarken 'Tevbe' sûresinden başka sûre başlarında yazmak farzdır. Hayvan keserken veya ava silahla ateş ederken sadece demek de farzdır. Kasıtlı olarak besmele terk edilirse o hayvanın eti yenmez. Fakat besmele unutulursa bir sakıncası yoktur. '(Kesilirken) üzerine Allah'ın adı anılmayan hayvanlardan yemeyin.' (En'âm, 6/121). Bunda ve bu gibi bazı yerlerde denilmemesi sünnettir. Namaz dışında Kur'ân okumaya başlarken sûre başlarında ise demek, (Eûzü-besmele) âlimlerin çoğuna göre sünnettir. Bu cümleden olarak Atâ gibi bazı imamlara göre vacibdir. Yalnız 'Tevbe' sûresinde besmele okunmaz. İki sûre arasında ise iki kırâet vardır. Bizim Âsım kırâetinde besmele okumak mendubdur. Kur'ân okumaya başlamak, sûre başından değil de ortasından veya sonundan ise 'Eûzü-besmele' okumak mendubdur. Yukarıda açıklandığı üzere namazda biz Hanefilere göre Fâtiha'dan önce gizlice 'Eûzü-besmele' okumak sünnet, Şâfiîlere göre gizli veya sesli besmele çekmek farz; Mâlikîlere göre okunmaması mendubdur. İki sûre arasında ise biz Hanefilerce de böyledir (mendubdur).
 
Kırâetten başka diğer önemli ve İslâm'a uygun işlerde veya ile başlamak işin önem derecesine göre ya mendub veya sünnet veya vacibdir. Bu konuyla ilgili uzun uzadıya açıklama kırâet ve fıkıh kitaplarına aittir. İleride konuyla ilgili âyetlerin tefsirlerinde de gerekli açıklamalar yapılacaktır. İstiâze (Eûzü billahi mine'ş-şeytânirracîm demek) konusu, 'Kur'ân okumak istediğin zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.' (Nahl, 16/98) âyetinde; besmeleden daha genel olan tesmiye konusu 'Yaratan Rabbinin adıyla oku.' (Alâk, 96/1) âyetinde; hayvan keserken besmele okuma konusu da En'âm sûresinde (6/121) inşaallah açıklanacaktır. Neml sûresinde de (27/30) yine besmele ile ilgili açıklama yapılacaktır.
 
ÖZETLE: Lütuf ve ihsanı herkesi ve herşeyi kuşatan Allah (c.c.), büyük dostu şanlı peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz'i 'Ve Sen büyük bir ahlâk üzerindesin.' (Kalem, 68/4) ve '(Ey Muhammed), Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.' (Enbiya, 21/107) şereflendirmesiyle bahtiyar kılmak için 'Ruh-i emini = Hz. Cebrail'i' ile 'hakk-ı mübinini = her şeyi apaçık açıklayan Kur'ân-ı Kerim'i' indirirken herşeyden önce onun seçimine, ıslahına ve terbiyesine önem vermiş. İlâhî yardıma mazhar kılmış ayrıca kendisine bağlılığını göstermek ve ilâhî ismini öne almak sureti ile başlamanın kutsal edebini öğrettiği gibi bunu tatbik etmek için de bütün gönülleri ümidin başlangıcı ve emellerin en son noktası Rahmân olan Allah'ın yardımı ve Rahim olan Allah'ın rahmetini varlık âleminin bütün görüntülerinin en büyük kanunu bulunan ilâhlık ve kulluk ilişkileri altında, apaçık bir dil ile Allah'ın birliğini ifade etme, gayet kısa ve k
[19/6 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: TEŞVİK
 
6618 - Mikdam İbnu Ma'dikerb ez-Zübeydi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Kişi elinin emeğiyle kazandığından daha temiz bir kazanç elde etmemiştir. Kişinin nefsine, ailesine, çocuğuna ve hizmetçisine harcadığı sadakadır.'
 
6619 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Emin, dürüst, müslüman tacir, Kıyamet günü şehidlerle beraberdir.'
 
6620 - Muaz İbnu Abdillah İbni Hudeyb'in amcası radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz bir cemaatte idik. Başında ıslaklık olduğu halde Resulullah aleyhissalatu vesselam çıkageldi. Birimiz ona: 'Bugün sizi iyi ve ferah görüyoruz' dedi. 'Evet! Elhamdulillah öyledir!' buyurdular. Sonra halk zenginlik hususunda sohbete daldılar. Aleyhissalatu vesselam: 'Muttaki için zenginliğin bir zararı yok!' buyurdular. Devamla: 'Ancak dediler, sıhhat, muttaki için zenginlikten daha hayırlıdır. Gönül hoşluğu da bir nimettir.'
 
MAİŞET TALEBİNDE İTİDAL
 
6621 - Ebu Humeyd es-Saidi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Dünya talebinde mutedil olun. Çünkü herkes, kendisi için yaratılmış olana müyesserdir (kazanmaya hazırlanmıştır).'
 
6622 - Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü'mindir.'
 
6623 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Ey insanlar Allah'a karşı muttaki olun ve (dünyevi) talepte mutedil olun. Zira, hiçbir kimse yoktur ki, (Allah'ın kendisine taktir ettiği) rızkını eksiksiz elde
[19/6 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: Şeyh Ebû Sa’îd-i Ebül-Hayrın sözleri arasında diyor ki, (Ayn, ya’nî kendisi kalmadı, eseri ya’nî izi nasıl kalır. Müddessir sûresinin yirmisekizinci âyetinde buyurulduğu gibi, geride birşey kalmaz). Bu söz, ilk bakışda güç göründü. Çünki, Şeyh Muhyiddîn-i Arabî hazretleri ve ona uyanlar diyorlar ki, birşeyin aynı ya’nî kendisi yok olamaz. Çünki, Allahü teâlâ o şeyin varlığını bilmekdedir. Yok olursa, Allahü teâlânın bilgisi bilgisizlik olur. Ayn yok olmayınca eseri nereye gidecek. Bu sözleri zihnimde yerleşmişdi. Ebû Sa’îd hazretlerinin sözü çözülemedi. Çok uğraşdım, Allahü teâlâ, bu sözün iç yüzünü açığa çıkardı. Ayn da kalmaz, eser de kalmaz olduğu anlaşıldı. Kendimi de böyle olmuş buldum. Hiç güçlük kalmadı. Bu ma’rifetin makâmı da göründü, çok yüksek idi. Şeyh Muhyiddînin ve ona uyanların söyledikleri makâmın üstünde idi. Bu iki ma’rifet birbirini bozmuyordu. Çünki, biri bir makâmda, öteki ise başka makâmda anlaşılmışdı. Dahâ çok açıklamak, sözü uzatacak ve usandıracakdır.
 
Şeyh Ebû Sa’îd hazretleri bu tecellînin devâmlı olduğunu bildirmişdi. Bu tecellînin ne demek olduğu ve devâmlı olmasının nasıl olduğu da gösterildi. Kendimde de bu hadîsi ya’nî tecellîyi aralıksız buldum. Bu hadîsin dâimî olması çok az kimselere nasîb olur. [İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh” hazretlerinin (Hadîs) kelimesi ile anlatdıkları şey, tecellî-i zâtî olduğu başka mektûblardan anlaşılmakdadır. Allahü teâlânın zâtı, başkalarına çok aralıkla tecellî etdiği hâlde, kendisine aralıksız tecellî etmekdedir.]
 
Kitâb okumak hiç tatlı gelmiyor. Yalnız büyüklerin yüksek makâmlardaki hâllerinin bir yere yazılmasını, sonra bunları okumağı istiyorum. Eski büyüklerin hâllerini okumak, her şeyden dahâ tatlı geliyor. Ma’rifetlerin inceliklerini ve hele tevhîd-i vücûdî ve mertebelerin tenezzüllerini bildiren yazıları okuyamıyorum. Bu hâlimi, Şeyh Alâüddevle-i Semnânî hazretlerine çok uygun buluyorum. Bu bilgilerdeki zevkim ve hâlim onunla birleşmekdedir. Fekat eski bilgilerim, bu ma’rifetleri inkâr etmeme ve sert karşılamama mâni’ oluyor.
 
Ba’zı hastalıkların giderilmesi için birkaç kerre teveccüh olundu ve te’sîri görüldü. Bunun gibi, birkaç ölünün mezârdaki hâlleri göründü. Bunların da azâblardan, sıkıntılardan kurtulmaları için teveccüh olundu. Fekat şimdi hiçbirşeye teveccüh etmeye gücüm kalmamışdır. Hiçbirşey için kendimi toparlayamıyorum. Birkaç kimse bu fakîre sert davrandılar ve acı söylediler. Bu fakîre bağlı olanlardan çoklarını, boş yere incitdiler ve yerlerinden uzaklaşdırdılar. Bundan dolayı gönlüme hiç bir toz konmadı, bir sıkıntı gelmedi, nerede kaldı onların kötülüğü zihnimizden geçmiş ola.
 
Sevdiklerimizden birkaçı cezbe makâmında şühûd ve ma’rifet elde etmişlerdi. Ve şimdiye kadar sülûk konaklarına ayak basmamışlardır. Bunların hâllerinden az bir şey sunuyorum. Cezbeyi bitirdikden sonra, Allahü teâlânın bunları sülûk ni’metine kavuşdurmakla şereflendirmesini umuyorum. Şeyh Nûr, bulunduğu makâmda bağlı kalmakdadır. Cezbe makâmındaki dahâ yukarı bir noktaya çıkamıyor. Üzücü hareketleri ve hâlleri oluyor. Kabâhatini anlamıyor. Bunun için onun işi ilerlemiyor. Bunun gibi, sevdiklerimizin çoğu, edebleri iyi gözetmedikleri için, oldukları makâmlarda kalıyorlar. Şuna şaşılır ki, bu fakîr hiç birinin yolda kalmasını dilemiyorum; hattâ hepsinin ilerlemesini istiyorum. Fekat, elde olmıyarak işleri öylece duruyor. Hâlbuki bu yol çabuk kavuşdurucudur. Mevlânâ Ma’hûd son noktaya indi. Cezbeyi sonuna ulaşdırdı. O makâmın aracılığına kavuşdu ve kafasını bir bakımdan nihâyete ulaşdırdı. Önce sıfatları, hattâ sıfatları durduran nûru kendinden ayrı görmüşdü. Kendisini boş bir kalıp olarak bulmuşdu. Sonra sıfatları zâtdan
[19/6 23:20] Ömer Tarık Yılmaz: Rüya Tabiri
 
Ana Sayfa
Haramlar ve Helaller
Rüya Tabiri
İnsanın uyku halinde gördüğü düşler de, mevcut bilimsel verilerle açıklanması kolay olmayan, dinler ve çeşitli kültürler tarafından değişik açıklama ve ilgilere konu olan bir muammadır.
 
Sebebi ve kaynağı nasıl açıklanırsa açıklansın tarihin hemen her devrinde insanların rüya ile ilgilendiği, onları yorumlayarak manalar çıkarmaya çalıştığı görülür. İlk dönemlere ait birçok kültürde rüyada yaşananların uyanıkken yaşananlar kadar net ve gerçek olduğu var sayılırdı. Eski Mısırlılar, Babilliler ve Asurlular’da rüya tabiri gelenek haline gelmişti. Kahin ve büyücülerin en önemli görevlerinden biri rüyaları yorumlamaktı. Kitab-ı Mukaddes de dahil olmak üzere birçok Ortadoğu ve Asya kaynaklı metinde kehanet içeren rüyalardan bahsedilir.
 
Kur’an ve Sünnet’te rüya konusuna sıkça değinilir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim, Hz. Yusuf ve Mısır hükümdarının gördüğü rüyalardan söz edilmekte (Yusuf 12/5, 43, 100; el-İsra 17/60; es-Saffat 37/105), Hz. Peygamber’in gördüğü bir rüyanın yüce Allah tarafından doğru çıkarıldığı belirtilmektedir (el-Feth 48/27). Hadislerde ise rüyanın insan hayatındaki yerine ve önemine çeşitli defalar temas edilmiştir. Resulullah’a ilk vahiy uykuda rüya-yı sadıka şeklinde gelmiş ve altı ay müddetle bütün vahiyler rüyada vuku bulmuştur. Bir hadiste yirmi üç yıllık vahiy müddeti içerisindeki altı aylık zaman dilimi kastedilerek “Müminin sadık rüyası nübüvvetin kırk altı cüzünden biridir” buyurulmuş ve “Sadık ve salih rüya vahiy cümlesindendir” denilerek rahmani rüyanın vahiy derecesinde mübarek bir telkin niteliği taşıdığına işaret edilmiştir (Buhari, “Ta‘bir”, 1-5; Müslim, “Rü’ya”, 3-9; Ebu Davud, “Salat”, 148; “Edeb”, 88). Hadis kitaplarında konuyla ilgili özel başlıklar açılarak Resul-i Ekrem’in rüyalarına genişçe yer verilmiştir.
 
İslam bilginleri, ayetlerdeki sınırlı bilgilerden, özellikle de Hz. Peygamber’in rüya ile ilgili açıklamalarından hareketle, ayrıca kişisel tecrübe ve bilgilerinin de yardımıyla rüyanın mahiyeti, çeşitleri ve yorumu konusunda zengin bir bilgi birikimi ve literatür oluşturmuşlardır. İslami kaynaklarda üç türlü rüyanın bulunduğu ifade edilir. 1. Rahmani rüya. Buna rüya-yı sadıka, rüya-yı saliha veya sadece “rüya” da denir. Bu tür rüyalar Allah tarafından doğrudan doğruya melekler vasıtasıyla gelen hak telkinlerdir. Hz. Peygamber bunu müjdeleyiciler anlamında “mübeşşirat” diye isimlendirip nübüvvetin kırk altıda biri (1/46) olarak nitelendirmiş, nübüvvetin bitiminden sonra da mübeşşiratın devam edeceğini bildirmiştir (Buhari, “Ta‘bir”, 5; Tirmizi, “Rü’ya”, 2-3; İbn Mace, “Ta‘bir”, 1). Bu tür rüyalar insanlar için yol gösterici ve ışık tutucudur. 2. Şeytani rüya. Şeytanın aldatma, vesvese ve korkutmalarından doğan karışık hayaller, yalan ve batıl düşler, insanı kötülüğe sevkeden telkinlerdir. Bunları anlatmak ve tabir ettirmek tavsiye edilmez. 3. Nefsani rüya. Nefsin hayal ve kuruntuları, uyku esnasındaki dış etkiler ve günlük meşgalelere ilişkin rüyalardır. Rüyada görülen şeyin kısa bir zaman önce uyanık olarak idrak edilmiş olup suretinin hayalde devam etmesi, üzerinde önceden düşünülen veya gelecekte vukuu beklenen türden olması, üşüyen kişinin kar, harareti olan kişinin ateş görmesi gibi mizaç değişikliği ile bağlantılı olması bunun örnekleri olarak sayılabilir.
 
İslam bilginleri insanın içinde bulunduğu iç ve dış şartlardan kaynaklanan nefsani rüyanın psikolojik ve fizyolojik şartlarla ilgili olabileceğini kabul etmekte ve peygamberlerin gördüğü sadık rüyaları vahiy kapsamında olduğu için tartışma dışı tutmaktadır. Peygamberler dışında kalan kişilerin gördükleri salih rüyaların kaynağı konusunda ise şu görü
[19/6 23:21] Ömer Tarık Yılmaz: Avlu
 
Ana Sayfa
A
Avlu
Rüyada Avlu Süpürmek
Rüyada Avlu Kapısı Görmek
Rüyada Avlu Duvarı Görmek
Rüyada Hanen Avlusunu Görmek
Rüyada Hanen Avlusunu Yıkamak
İlgili
Rüyada avlu görmek, rüya sahibinin ferah bir hayat perspektifi olduğuna, yaşama büyük bir pencereden baktığına, hadiseleri olduğu gibi yorumladığına ve detayların ayrıntılarda saklı olduğuna inandığına işaret eder. Bununla birlikte toplu yaşamaya, birliğe, biraraya, müşterek hareket etmenin kuvvetinin farkında ve bilicinde olamaya delalet eder. Rüyayı gören kişinin cemiyetden karşıt davranmadığına bilakis toplumla hareket etmenin ehemmiyetini savunduğuna yorumlanır.
 
Rüyada Avlu Süpürmek
Rüya sahibi için büyük uğursuzluk ve talihsizlik olmak suretiyle kabullenilir. Rüyayı gören kişinin etrafının küçülmüş olmasına, itibarının sarsılmasına, kazanımlarının ve yiyip içeceği şeylerin eksilmiş olmasına sebep teşkil edecek doğru olmayan işlere girmiş olacağına, borca batmış olacağına, geçim derdi çekmiş olacağına ve ekonomik manada ciddi bir kuvvet kaybı yaşayacağına yorumlanır.
 
Rüyada Avlu Kapısı Görmek
Rüyada avlu kapısı görmek müspet neticelere işaret eder. Rüya sahibinin karşılaşacağı büyük, hayırlı, güzel ve benzersiz fırsatlara işaret eder. Rüyayı gören kişiyi mutluluğa, mutlu edici bir sonuca, rahata, bolluğa, mülk sahibi olmaya, sağlığa ve dirlik, düzenine götürecek bir vasıta olmak suretiyle görülür ve rüyayı gören kişinin yüzünün güleceği manasına çıkar.
 
Rüyada Avlu Duvarı Görmek
Rüyada avlu duvarı görmek fazla da iyi sayılmaz. Rüya sahibinin kendisini aşamadığına ve kabuğunu kıramadığına delalet eder. Rüyayı gören kişinin önünde engel olmak suretiyle durmuş olan dolayısıyla de muvaffakiyetine ve mutluluğuna müşkül olan kimi hissiyat ve fikirleri var anlamına gelir.
 
Rüyada Hanen Avlusunu Görmek
Rüya sahibinin insanlarla olan haberleşmenin güclü, geçinmesinin de iyi olduğuna işaret eder. Rüyayı gören kişinin dışa dönük olması, kendisini doğru anlatım etmesi ve kabiliyetlerini gerektiği gibi meydana koyması yardımıyla yaşamının pozitif biçimde devam edeceğine ve etrafının de hiç boş kalmayacağı ile yorumlanır.
 
Rüyada Hanen Avlusunu Yıkamak
Rüya sahibinin yiyip içeceği şeylerin azalmış olmasına, gelirinin düşmüş olmasına, dirlik, düzeninin, keyifinin ve rahatının da ortadan kalkmasına yorumlanır.
 
İlgili
Cami Avlusu
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Ev
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Yılanlar
8 Eylül 2021
Benzer yazı
in A
Diğer Konular
Azat
Azat etmek
Azgın
Azgın Ata Binmek
Azgınlık
Azık
[19/6 23:22] Ömer Tarık Yılmaz: AKÎDE
 
Ana Sayfa
A
AKÎDE
İnanılacak şey. (Bkz. Akâid ve Îtikâd)
 
İlgili
AKÂİD
9 Eylül 2021
Benzer yazı
İ’TİKÂD (Îtikâd)
9 Eylül 2021
Benzer yazı
MÜKELLEF
9 Eylül 2021
Benzer yazı
in A, Â
Diğer Konular
Ayn-el-Yakîn
AZÂB
ÂZÂD
Âzâd Etmek
Âzâd Olmak
AZAMET
AZÎM (El-Azîm)
AZÎMET
AZÎZ (El-Azîz)
ÂYET
Copyright 2021 by Maviay.co
[19/6 23:23] Ömer Tarık Yılmaz: Söz
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
 
اَللّهُ لاَ اِلهَ ا
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N