Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 29.06.2023 21:14

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[20/6 22:45] Ömer Tarık Yılmaz: 13 - Nur Abdest Suyunun Ulaştığı Yere Ulaşır, Hadis-i Bâbı
 
609 - Bize Kuteybetü'hnü Said rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Halef yani İbn Halife, Ebû Mâlik el-Eşcaî'den o da Ebû Hazim'den naklen rivâyet etti. Ebû Hâzini Şöyle dedi. Ebû Hüreyre'nin arkasında idim. Namaz için abdest alıyordu. Elini ta koltuğuna kadar ulaştırarak yıkıyordu. Kendisine:
 
— Ya Eba Hüreyre bu abdest ne dedim o da (bana):
 
— Ya benî Ferrûhî Siz buradamısınız? Eğer sizin burada olduğunuzu bilsem böyle abdest almazdım. Ben Halilim (sallallahü aleyhi ve sellem)’i ;
 
— «Mü'minin nuru abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır.» buyururken işittim dedi.
 
 
 
 
[20/6 22:45] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam zamanında fiyatlar artmıştı. Halk müracaat ederek: 'Ey Allah'ın Resulü fiyatları siz düzenleseniz!' dedi. Aleyhissalatu vesselam şu cevabı verdi: 'Ben, sizden kimsenin kendisine yaptığım bir zulmü talep etmez olduğu halde aranızdan ayrılmayı diliyorum '
 
 
Kütüb-i Sitte
[20/6 22:46] Ömer Tarık Yılmaz: 79. İbni Ömer(r.a.) mescitte otururken uzaktan birinin aksırma sesi gelince şöyle cevap verdi:'Eğer hamd ettiysen Yerhamükellah'.(Müslim,Zühd 54)
[20/6 22:46] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  İlk Ticari Telefon Hizmete Girdi 1877
•  Şair Cahit Külebi’nin Ölümü 1997
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[20/6 22:46] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.” 
 
En’am 132)
[20/6 22:46] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Veren el alan elden daha hayırlıdır. Vermeye, bakmakla yükümlü olduklarından başla!” 
 
Buhârî, Zekât 18
[20/6 22:46] Ömer Tarık Yılmaz: ATA MİRASIMIZ: ATALIK TOHUM
 
Anadolu tarihine katkıda bulunan atalık tohumlar, kültürel mirasımızı oluşturan en önemli unsurlardan biridir. Yerel veya ata tohumu olarak da bilinen atalık tohum, atalarımızın geçmişte kullandığı ve hiçbir işlem görmeden yıllar önce olduğu gibi kalan doğal tohumdur. Anadolu’da yüzyıllardır kullanılan ve genetiği değiştirilmemiş bu tohumlardan üretilen ürünlerden alınan yeni tohumlar bir sonraki yılın ekiminde kullanılır. Bu tohum-ürün-tohum döngüsü atalık tohumun varlığını sürdürmesini ve gelecek nesillere bozulmadan ulaşmasını sağlar.
Atalık tohum, genetiği değiştirilmemiş bir tohum olduğundan dna dizisi doğaldır. Nesilden nesile aktarılabilen atalık tohumlar, verimli ve sürdürülebilir özellik taşır. Her kuşakta orijinal durumunu koruyabilir. Bulunduğu ülkenin iklimi ve toprağına uygun koşullarda, yüzyıllar boyunca aynı şekilde yetiştirilen tohumlar o bölgenin yerel tohumlarını oluşturur.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[20/6 22:46] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ صَامَ أَيَّامَ الْعَشْرِ كُتِبَ لَهُ بِكُلِّ يَوْمٍ سَنَةٌ غَيْرَ يَوْمِ عَرَفَةَ فَإِنَّهُ مَنْ صَامَ يَوْمَ عَرَفَةَ كُتِبَ لَهُ صَوْمُ سَنَتَيْنِ. (كنز)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim (Zilhicce’nin ilk) on günü oruç tutarsa, o kimse için her bir güne bir senelik (nâfile) oruç sevabı yazılır. Arefe günü müstesnâ. Zira Arefe günü oruç tutan kimse için iki senelik (nâfile) oruç sevabı yazılır.” (Kenzü’l-Ummâl)
 
20 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[20/6 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: KURBANDA TEMİZLİK VE ETİN MUHAFAZASI
 
Kurban olarak hastalıksız ve sağlık kontrolleri yapılmış hayvanlar alınmalıdır. Hayvanların kesilmesi, yüzülmesi, parçalanması, etin nakli, muhafazası ve pişirilmesinde temizliğe son derece dikkat edilmelidir.
 
Sakatat ile etler, aynı yerde bulundurulmamalıdır.
 
Kesme, yüzme ve parçalama işleri, serin yerlerde yapılmalı; kan, bağırsak vs. şeyler, gelişi güzel etrafa atılmamalı ve akarsulara dökülmemelidir.
 
Etler, kesildiği sıcaklıkta buzdolabına, poşet içine veya hava almayacak şekilde büyük parçalar hâlinde üst üste konulmamalıdır. Etin sıcaklığı düştükten sonra buzdolabına konulup 12 saat dinlendirilmelidir. Hemen yenilmeyecek etler bu dinlendirmeden sonra, ihtiyaca uygun miktarlarda porsiyon yapılarak derin dondurucuya konulmalı veya kavurma yapılarak muhafaza edilmelidir.
 
Et, buzdolabında 2-3 gün, kıyma ise 1 gün dayanır. Eğer hemen kullanılmayacaksa, küçük paketlerde, dondurucuda saklanmalıdır. Donmuş etler, çözülmesi için dondurucudan çıkarılıp buzdolabında bekletilmeli, kalorifer ve soba üzerinde, oda sıcaklığında veya ılık suda bekletilmemelidir.
 
Pişmiş etler sıcak iken derin dondurucuya konulmamalı, oda sıcaklığında 2 saatten fazla da bekletilmemelidir.
 
Çiğ eti hazırlamadan önce ve sonra, eller iyice yıkanıp kurulanmalıdır. Çiğ etler için kullanılan bıçak ve kesme tahtası yıkanmadan, meyve ve sebzeler için kullanılmamalıdır. Mümkünse et kesme tahtası ayrı olmalıdır.
 
KURBAN ETİNİN TAKSÎMİ
 
Kurban etinin üçe taksîmi müstehâbdır:
 
Üçte biri, sadaka olarak verilir. Üçte biri, akraba ve dostlara hediye edilir veya ziyafet verilir. Üçte biri de nafakaları (geçimleri), üzerine vacip olan kimselere yedirilir.
 
Kurban etinin bir kısmını hediye etmek veya etin tamamını bağışlamak câizdir.
 
Kurban kesen, ihtiyaç sahibi ise kurbanın tamamını ev halkına yedirmesi müstehâbdır ve daha faziletlidir.
 
 
 
20 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[20/6 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bana doğru olanı ilham et ve beni nefsimin şerrinden koru.” (Tirmizî, Deavât, 70)
[20/6 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: NİKÂH ve SAADET
İslam’da aile ve evlilik sosyal hayatın en önemli müessesele- rindendir. Bu nedenle evlilik, ayet ve hadislerle teşvik edilmiş- tir. Evlilik, nikâh akdi ile başlar. Karşılıklı sevgi ve sadâkatle devam eder.
Yüce Allah, evlenmenin nasıl bir lütuf olduğunu, Kur’an-ı Kerîm’de şöyle açıklamaktadır: “Kendileri ile huzur ve sükûn bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranız- da büyük bir sevgi ve merhamet var etmesi de, O’nun (varlı- ğının ve birliğinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rûm,30/21)
Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir gereği olan evlilik, eşlerin hayatını sükûnete, gönüllerini huzura erdirir.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
FARZ
Dinimizce, yapılması kesin- likle emredilen fiil ve amel- lere farz denir. Namaz kıl- mak, oruç tutmak ve zekât vermek gibi.
Farzı yapan sevap kazanır, özürsüz olarak yapmayan azabı hak eder, inkâr eden ise dinden çıkmış olur.
 
ÖZLÜ SÖZ
Ne harabi, ne harabatiyim. Kökü mazide olan atiyim. (Mehmet Akif Ersoy)
[20/6 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Zekât konusundaki fıkhî tartışmalar, zekâtın vücûb ve sıhhat şartları konusundan ziyade hangi malların ne ölçüde zekâta tâbi olacağı konusunda yoğunlaşır. Bunun belki de en başta gelen sebebi, mal ve zenginlik kavramlarının, ekonomik değer taşıyan malların dönemden döneme, toplumdan topluma değişmekte oluşudur. Kur'ân-ı Kerîm'de insanların önem ve ekonomik değer atfettikleri bazı mallar değişik vesilelerle zikredilse bile hangi mallardan ne ölçüde zekât alınacağına ilişkin bir sayım ve açıklama yer almaz.
Hz. Peygamber'in ve sahâbenin uygulamasında bazı malların zekâta tâbi tutulduğu ve bunlar için belli bir alt sınır ve zekât oranı belirlendiği, bazı malların da zekâta tâbi tutulmadığı bilinmektedir. İleri dönemde oluşan fıkıh doktrini de bu bilgiler etrafında oluşmuştur. Ancak Hz. Peygamber ve sahâbe döneminin uygulamalarında hareket noktasının, o dönem İslâm toplumunun mal ve ekonomik değer ölçüleri olduğu da göz ardı edilmemelidir. Böyle olunca bu bilgi ve ölçülerin, mal ve ekonomik değer kavramının eski dönemlere göre bir hayli değiştiği günümüz toplumlarına güncelleştirilerek getirilmesi, zekâtın mâna ve gayesine daha uygun bir yaklaşım olacaktır.
Burada zekâta tâbi mallar konusunda ağırlıklı olarak klasik fıkıh kitaplarındaki bilgilere yer verilecek ve bundan hareketle güncel problemlerin çözümüne ışık tutulmaya çalışılacaktır.
A) ALTIN ve GÜMÜŞ
Kur'an'da insanların dünya malına olan aşırı düşkünlüğü sürekli kınanır, zenginlerin ihtiyaç sahipleri için harcama yapması, infakta bulunması istenir. Altın ve gümüş âdeta dünya malını simgelediği için bu bağlamda sıkça zikredilmiştir.
Hz. Peygamber ve onu takip eden Hulefâ-yi Râşidîn ve Emevîler devirlerinde piyasada tedavülde olan para, dirhem (gümüş) ve dinar (altın) adı verilen paralar idi. Ayrıca külçe halinde altın ve gümüşler de ödemeler için kullanılıyordu.
Bu itibarla altın-gümüş paradan zekât yükümlülüğü konusu; a) mübâdele aracı olması bakımından nakit veya külçe altın ve gümüş, b) Altın ve gümüşten yapılan ziynet eşyası, c) günümüzdeki paralar olmak üzere üç ayrı alt başlıkta ele alınabilir.
a) Mübâdele Aracı Olması Bakımından Nakit veya Külçe
Altın ve Gümüş
Hadis kitaplarının ittifak halinde Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber 5 ukiyeden (=200 dirhem) az olan gümüşte zekât yükümlülüğünün olmadığını (Buhârî, ?Zekât?, 32); ayrıca başka bir rivayette de gerek para, gerekse külçe halindeki gümüşün 1/40 (% 2.5) nisbetinde zekâta tâbi olduğunu bildirmiştir (Buhârî, ?Zekât?, 38). Böylece Hz. Peygamber tarafından gümüşün zekât nisabı 200 dirhem, nisbeti de 1/40 (% 2.5) olarak tayin edilmiştir.
Gümüşün nisab ve nisbetlerini bildiren hadisler kadar meşhur olmamakla birlikte hadis mecmualarında altının nisab ve nisbetini bildiren hadisler de yer almaktadır. Hz. Ömer ve Hz. Ali'nin her 20 dinar altından 1/2 dinar zekât aldığı rivayet edilir (Ebû Ubeyd, el-Emvâl, nr. 1107, 1167).
Bu bilgi ve rivayetleri esas alan mezhep imamları gümüşün zekât nisabının 200 dirhem, altının nisabının 20 miskal, her ikisinin de zekât nisbetlerinin 1/40 (% 2.5) olduğunda görüş birliğine varmışlardır.
Dirhem ve dinarların bugünkü ölçülerle ağırlıkları:
Fıkıh ve tarih kitapları dirhem ve dinarların ağırlıklarının arpa, buğday, hardal gibi hububatla tesbit edildiğini, altın para birimi dinarla, miskalin eşit ağırlıkta olduklarını kaydederler. Ayrıca dirhemle dinar arasında -her 7 dinarın 10 dirheme eşitliği gibi- aritmetik bir bağın bulunduğunu bildirirler. Dirhem ve dinarın ağırlıklarının hububatla tesbiti, o dönemin şartları açısından kolay ve pratik bir çözüm olmakla birlikte, bu durum ileriki dönemlerde dirhem ve dinarın başka ölçü birimlerine dönüştürülmesi sırasınd
[20/6 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Insanlardan bir kisim beyinsizler: Yönelmekte olduklari kiblelerinden onlari çeviren nedir? diyecekler De ki: Dogu da bati da Allah'indir O diledigini dogru yola iletir (BAKARA/142)
 
Musa tayin ettigimiz vakitte kavminden yetmis adam seçti Onlari o müthis deprem yakalayinca Musa dedi ki: 'Ey Rabbim! Dileseydin onlari da beni de daha önce helâk ederdin Içimizden birtakim beyinsizlerin isledigi (günah) yüzünden hepimizi helâk edecek misin? Bu is, senin imtihanindan baska bir sey degildir Onunla diledigini saptirirsin, diledigini de dogru yola iletirsin Sen bizim sahibimizsin, bizi bagisla ve bize aci! Sen bagislayanlarin en iyisisin! (Hz Musa'nin, kavmini temsilen seçip Al lah'in huzuruna getirdigi kimseler, Allah ile kendi arasindaki konusmayi isitince, onunla yetinmediler ve: ''Ey Musa, Allah'i açikca görmedikçe sana asla inanmayacagiz'' dediler Bunun üzerine orada siddetli bir deprem oldu ve bayilip düstüler Hz Musa, Allah'a yalvardi da bu afet kaldirildi)  (A'RAF/155)
 
Dogrusu bizim beyinsiz olanimiz (iblis veya azgin cinler), Allah hakkinda pekasiri yalanlar uyduruyormus  (CİN/4)
[20/6 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: ZIHÂR
 
4070 - Seleme İbnu Sahr el-Beyazi radıyallahu anh anlatıyor: 'Ben, bir başkasında rastlanmayacak derecede kadın mevzuunda zaafı olan (ve şiddetli ihtiyaç duyan) bir kimseydim. Ramazan ayı girince (tahammül edemeyip oruçlu iken) hanıma temas ediveririm diye korktum. Ve Ramazan boyu devam edecek bir zıharda bulundum. Bir gece o bana hizmet ederken, onun bazı yerleri açıldı. Kendimi tutamayıp temasta bulundum. Sabah olunca yakınlarıma gidip durumu haber verdim. Ve: 'Benimle Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelin (durumumu sorayım)' dedim.'
 
'Vallahi hayır! Gelmeyiz!' dediler.
 
Resûlullah'a tek başıma gittim, durumu haber verdim.
 
'Yani sen böyle mi yaptın ey seleme?' buyurdular.
 
Ben: 'Evet, ben öyle yaptım! Evet ben öyle yaptım. Ancak Allah'ın emri karşısında sabırlıyım, allah size her ne göstermişse onu bana hükmedin!' dedim. 'Bir köle azad et!' emrettiler. Ben: 'Sizi hak peygamber olarak gönderen Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun şundan başka rakabem yok' deyip rakabeme elimle şaplattım.' 'Öyleyse peş peşe iki ay oruç tutacaksın!' buyurdular. Ben: 'Ama ben bu günahı oruç yüzünden işledim, (dayanamam)!' dedim. 'Öyleyse buyurdular, altmış fakire bir vask kuru hurma taksim et!'
 
'Seni hak peygamber gönderen Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun (ben ve hanım, her) ikimiz aç ve yiyeceksiz olarak geceyi geçirdik' dedim. (Aleyhissalatu vesselam bu sözüm üzerine):
 
'Beni Zureyk'in sadaka mallarına bakan memura git, o miktar (hurmay)ı sana versin, sen altmış fakire yedir. Geri kalan bakiyeyi de sen ve iyâliniz yeyin!' buyurdular. Ben kavmime döndüm. Onlara: 'Sizden zorluk ve bed fikir gördüm. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'da ise genişlik ve güzel fikir buldum. Bana sadakanızdan verilmesini emretti!' dedim.'
 
Ebu Davud, Talak 17, (2213); Tirmizi, Talak 20, (1200), Tefsir, Mücadile 3295; İbnu Mace, talak 25, (2062).
 
4071 - Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde şöyle denir: 'Cemile, Evs İbnu's-Sâmit radıyallahu anhüma'nın nikahı altında idi. Evs ise, kendisine kadına karşı şiddetli istek bulunan birisi idi. Bu duygusu şiddet peyda edince (nefsini frenlemek maksadıyla) hanımına zıharda bulundu. Bunun üzerine, Allah Teâla Hazretleri, onun hakkında kefâret-i zıhâr(la ilgili ayet)i inzal buyurdu.'
 
Ebu Davud, Talak 17, (2218).
[20/6 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Mes'ud el-Hüzelî (radıyallahu anh)'nin anlattığına göre, bir adam kendisine 'Sırat-ı müstakim (doğru yol) nedir?' diye sordu. Ona şu cevabı verdi:'Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), bizi sırat-ı müstakimin bir başında bıraktı. Bunun öbür ucu ise cennete ulaşmaktır. Bu ana yolun sağında ve solunda başka tali yollar da var. Bunlardan her birinin başında bir kısım insanlar durmuş oradan geçenleri kendilerine çağırıyorlar. Kim bu dış yollardan birine sülûk ederse yol onu ateşe götürecektir. Kim de sırat-ı müstakîme sülûk ederse o da cennet'e ulaşacaktır.' İbnu Mes'ud bu açıklamayı yaptıktan sonra şu ayeti okudu: 'İşte bu benim sırat-ı müstakimimdir, buna uyun. Başka yollara sapmayın, sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırırlar....' (En'âm 152) 
(Rezîn İbnu Muâviye'nin ilâvesidir).
[20/6 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.81]
[20/6 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! doğrusu biz ‘Rabinize inanın!’ diyerek, imana çağıran bir davetçiyi işitip iman ettik. Rabbimiz! günahlarımızı bağışla, kötülüklerimiz sil ve bize iyilerin ölümünü nasip et.” (Âl-i İmrân, 3/193)
[20/6 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Ahmağı tanımakta en kesin ölçü, onun Allah'a inanıp inanmadığıdır. Böylele-rinin deneysel bilgileri, marifetleri hiçbir değer ifade etmez.[İmam Rabbani]
[20/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Oruç çeşitleri nelerdir?
 
Beş çeşit oruç vardır:
1- Farz Olan Oruçlar: Ramazan ayında oruç tutmak, Ramazanda tutulamayan orucu başka günlerde kaza etmek ve keffaret oruçları da farzdır.
2- Vacip Olan oruçlar: Adak oruçları ile, bozulan nafile oruçları kaza etmek vaciptir.
3- Sünnet Olan Oruçlar: Muharrem ayının dokuzuncu gününü onuncu günü ile veya onuncu gününü onbirinci günü ile birlikte oruç tutmak sünnettir.
4- Müstehab Olan Oruçlar: Kamerî ayların onüç, ondört ve onbeşinci günleri ile haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri ve Ramazandan sonra Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehabdır.
5- Mekruh Olan Oruçlar:
Mekruh olan oruçlar iki kısımdır:
a) Tenzihen Mekruh Olan Oruçlar: Muharrem ayının sadece onuncu günü ile yalnız cuma ve yalnız cumartesi günlerinde oruç tutmak, akşamdan iftar etmiyerek bir günün orucunu ertesi güne birleştirmek mekruh olduğu gibi, kişiyi zayıf düşürmesi ve orucu âdet haline getireceği için senenin tamamını oruç tutmak da mekruhtur.
Peygamberimiz, belirli zamanlarda tutulması emir ve tavsiye edilen oruçlar dışında sürekli olarak her gün oruç tutulmasını uygun görmemiştir.
Ashab-ı Kiram'dan Selman-ı Farisî Ebu'd-Derdâ'yı ziyarete gitti ve bulamadı. Eşini eski elbise içinde perişan bir durumda görünce:
- Bu ne haldir? diye sordu. Kadın:
Kardeşin Ebu'd-Derdâ'nın dünya ile işi yok ki, 'gündüz oruç tutar, gece namaz kılar' diye yakındı. Bu sırada kocası Ebu'd-Derdâ da geldi. Selman'ı selâmladı ve onun için yemek hazırlayıp önüne getirdi. Selman ona:
- Haydi sen de ye! dedi. Ebu'd-Derdâ:
- Ben oruçluyum, deyince, Selman:
- Vallahi sen yemeyince ben de yemem dedi. Bunun üzerine o da, orucunu bozup misafiri ile yedi. 38 Gece olunca Ebu'd-Derdâ gecenin ilk saatlerinde namaza kalkmak istedi. Selman:
- Uyu; diye ona engel oldu. Ebu'd-Derdâ da uyudu. Sonra tekrar kalkmak isteyince yine Selman:
- Uyu! diyerek, ona engel oldu.
Gecenin geç vaktinde, Selman:
- Şimdi kalk! dedi ve ikisi de kalkıp abdest aldılar ve namaz kıldılar. Namazdan sonra Selman Ebu'd-Derdâ'ya:
- Kardeşim! Şüphesiz senin üzerinde Rabbının hakkı vardır.
- Kendinin de hakkı vardır.
- Ailenin de hakkı vardır.
Binaenaleyh, her hak sahibine hakkını vermelisin, dedi.
Sonra Ebu'd-Derdâ Peygamberimizin huzuruna gelip olanları anlatınca, Peygamber Efendimiz:
Selman doğru söylemiştir, buyurdu. 39
Görülüyor ki bir müslüman'ın, yapmakla yükümlü bulunduğundan fazla olarak kendisini tamamen ibadete vererek vücudunu zayıf düşürmesi, dünya ile ilgisini kesmesi ve ailesini ihmal etmesi doğru değildir.
b) Tahrimen Mekruh Olan Oruçlar: Ramazan bayramının birinci günü ile kurban bayramının dört günü oruç tutmak tahrimen mekruhtur.
Bu günler, Allah'ın kullarına birer ziyafet günleridir. Oruç tutarak Allah'ın ziyafetinden kaçmak doğru değildir.
[20/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: AKÎKA
 
Çocuk nîmetine karşılık, Allahü teâlâya şükr niyeti ile kesilen hayvan. (Çocuk doğduğunda) yedinci günü akîka hayvanı kesilir, ismi konur, saçı traş edilir. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, Ahmed bin Hanbel) Akîka, erkek çocuğu için iki, kız çocuğu için bir koyun kesmektir. (Hadîs-i şerîf-Şir'ât-ül-İslâm) Hicretin sekizinci yılında, oğlu İbrâhim dünyâya gelince, yedinci günü Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem İbrâhim'in başını traş ettirip, saçının ağırlığı kadar gümüş sadaka verdi ve akîka olarak iki koç kesti. Saçlarını gömdü. (İmâm-ı Kastalânî) Çocuğa yedinci günü isim koymak ve başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar, erkek için altın veya gümüş, kız için gümüş sadaka vermek ve erkek için iki, kız için bir akîka hayvanı kesmek müstehâbdır. Akîka hayvanı, kurbanlık hayvan gibi olmalıdır. Son ra da kesilebilir. Hanefî mezhebinde, etleri pişmiş veya çiğ olarak, zengin, fakir herkese verilebilir. (Seyyid Alizâde) Akîka, çocukları belâlardan, hastalıklardan korur. Akîkası yapılanlar, kıyâmette anaya babaya ayrı bir şefâat ederler. (Seyyid Alizâde)
[20/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: Akay
 
 T. Tam ışıklı dolunay 
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[20/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: Kısırlaştırılmış hayvanlar kurban edilebilir mi?
 
Çeşitli amaçlarla kısırlaştırılmış veya burularak hadım hale getirilmiş hayvanlar kurban olarak kesilebilir (Kasani, Bedaiu’s-Sanai, V, 69). Kurban açısından bu herhangi bir eksiklik oluşturmamaktadır.
[20/6 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: 7.
 
 
فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًاۜ فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ
 
Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.[6] (Bakara, 2/200)
 
 [6] . Tefsir kaynaklarında ifade edildiğine göre, İslâm’dan önce müşrikler hac işlemlerini tamamladıktan sonra Müzdelife’de oturur, atalarını anar, onlara ve kendilerine ait başarılarla öğünürlerdi. Bu âyette, müslümanlara, müşriklerin bu âdetine uymamaları ve Allah’ı çok anmaları hatırlatılmaktadır.
[20/6 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: ' İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz...'
(İsrâ, 17/7)
 http://www.duavesureler.com
[20/6 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim, (din) kardeşinin ırz ve namusunu onu gıybet edene karşı savunursa, Allah da kıyamet günü o kimseyi cehennemden korur.'
(Tirmizî, 'Birr', 20 )
 http://www.duavesureler.com
[20/6 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Sen ‘Bana dua edin, duanıza karşılık vereyim’ buyurdun. Sen asla va’dinden dönmezsin. Beni İslam’a ilettiğin gibi, Müslüman kalmayı ve Müslüman olarak ölmeyi nasip eyle.'
null
 http://www.duavesureler.com
[20/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: • 1. Kosova Zaferi (1389)
'Fakir muradı olmayandır. Yiyeceği olmayan değildir.' Abdullah ed-Dihlevî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[20/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: İbrahim Hakkı Hazretlerinin Mektubu
 
Canım oğlum Molla Halil! On senedir sûretimi, belki iki kaşımın arasını hatırından bir an olsun çıkarmıyorsun. Ayaktayken otururken, yerken içerken, gidip gelirken kalbine nakşetmekten bir an gafil kalmıyorsun ki şeklimiz kalbinde sağlamlaşsın ve hep bizi düşünesin. Bizim gönlümüze gelen senin gönlüne yol bulur. Sonra muradına ulaşıp bu sırları kendinde müşahede eder, kendinde bulursun.
 
Canım oğlum, hüzünlenme, elbette meramına ulaşıp tevhid sırrına erişir ve muhabbet denizine dalar öyle gidersin. Sırrını sakla. Sırrı selâmette olan, kalbi sırlarla dolu, saf olandır. Sırrı açıklamanın sonu pişmanlıktır. Sakın her önüne gelene hikmeti söyleme. Ki sana yalancıdır demesinler. Avam ile sohbet ettiğinde,  İnsanlarla anlayacakları seviyede konuş  sözü gereğince hareket et. Her ne sual ederlerse güler yüzle cevap verip sözü uzatma. Onları güler yüzle karşıla, güler yüzle uğurla. Dışın daima halkla, için Hak’la olsun. Sakın halk ile meşgul olman Hak’tan gafil olmana sebep olmasın. Maksadın din ise dünyadan geç, Allah’a dayan. Cümle varlıktan geç, Hakk’a yönel.
 
Semerkand Takvimi
[20/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
' İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz...'
(İsrâ, 17/7)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=D93mp9oZhow=
[20/6 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Senin rahmetini kazandıracak, bağışlamanı sağlayacak işler yapmayı, her türlü günahtan uzak kalmayı, her iyiliğe ulaşmayı ve (sonunda) cennete kavuşup cehennemden kurtulmayı dilerim.”
(Hakim, el-Müstedrek, 1/525)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=D93mp9oZhow=
[20/6 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdekitaşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sabit kıl, kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!'
(Âl-i İmrân, 3/147)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=D93mp9oZhow=
[20/6 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir. Hadis-i Şerif
[20/6 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
 
(Âl-i İmrân, 3/104)
[20/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
İnsanların Allah'tan en uzak olanı, katı kalpli kimselerdir.
 
(Al-Tirmidhi)
[20/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım.
 
(Nas , 114/1-6)
[20/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Mukit
 
Her şeye gücü yeten, rızık veren, yapılanları bilen, koruyan, mükâfat veren
[20/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Taşkafa Boşkafa Hoşkafa
 
   Behlül Dânâ Hazretleri, bir mezarlıkta bulduğu üç kurukafayı zembiline koymuş ve para getirip 'Satıyorum' diye bağırmaya başlamış.  
 
 - Satıyorum, alan var mı?' 
 
 Meraklılar başına toplanıp fiyatını sormuşlar: 
 
 -Birincisi parasız, ikincisi ise sudan ucuzdur, demiş. Ama üçüncüsünü hiç sormayın... O, ağırlığınca paradır. 
 
 Sebebini merak etmişler. Birincisini gösterip: 
 
 -Bu gördüğünüz 'Taşkafa'dır demiş, nasihata bile yanaşmazdı. O yüzden beş para etmez. İkincisi de 'Boşkafa'dır, nasîhat istemesine rağmen onları tutmazdı; üç-beş kuruş verenin elinde kalır. Üçüncüsü ise 'Hoşkafa'dır ki, buna 'Kâmil kafa' da diyebiliriz. Hem ameli, hem de ihlâsı vardı; hedefi ise Allah rızâsıydı. O yüzden kurusu bile Altın değerindedir.
[20/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru.
رَبَّنَا إِنَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ﴿١٦﴾
(Alî İmrân 16)
Rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr(nâri).
[20/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ım, kabir azabından, cehennem azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden, Mesih Deccâl'in fitnesinden sana sığınırım.
(Buhârî, Cenâiz, 87)
[20/6 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET............... KURBAN KESMEK

 

Müslüman olan erkek ve kadının; hür, âkıl, bâliğ ve mukîm ise, ihtiyacından fazla ve nisap miktarı kadar da malı veya parası varsa, Kurban Bayramı için, niyet ederek, bayramın üçüncü günü akşama kadar belli bir hayvanı kesmesi vacip olur.

İhtiyaç eşyası; 1 ev, 1 aylık yiyecek, 3 kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve âletler, binecek vasıtaları, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlarıdır.
Kurban; koyun, keçi, sığır ve deveden birini bayramın ilk üç gününde kurban niyeti ile kesmek demektir. Bir sığır veya deveyi 7 Müslüman ortak alıp kesebilirler. Bu hayvanları, fakire veya hayır cemiyetlerine diri olarak sadaka vermek kurban olmaz.
Kurbanı; kesmek veya dîne uygun kesen yerlere; “Meselâ, binlerce talebeye ve fakir-fukaraya yardım yapan İhlas Vakfı (Tel: 0 212 451 49 00- ihlasvakfi@ihlasvakfi.org.tr) gibi yardım kurumlarına vekâlet vererek dîne uygun şekilde kestirmek lâzımdır.
Bir gözü görmeyen, topal olup yürüyemeyen, dişlerinin yarısı yok olan, gözünün, kulağının ve kuyruğunun çoğu, ön veya arka ayağı kesilmiş olan, çok zayıf olan hayvan kurban olmaz.
Kurbanın ve her hayvanın 7 yerini yemek haramdır:
 1- Akan kanı,
 2- Bevl âleti,
 3- Bezeleri,
 4- İdrar kesesi,
 5- Safra kesesi,
 6- Dişi hayvanın önü,
 7- Hayaları. (Koç yumurtası olarak satılmaktadır.)
Kurban etinin üçte birini evine, üçte birini komşulara, gerisini fakirlere vermek müstehaptır. Hepsini fakire vermek veya hepsini eve bırakmak da olur. Derisi namaz kılan fakire verilir veya evde kullanılabilir.

 
 
20.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[20/6 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Hüreyre (ra)
Resulullah (sa) karnı üzerine yatmış bir adam görmüştü, hemen müdahale edip: 'Bu Allah Teala hazretlerinin sevmediği bir yatıştır!' buyurdular. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Edeb 21, (2769)
 
Hadisin Açıklaması:
Görüldüğü üzere, Aleyhissalâtu vesselâm yüzükoyun yatmayı yasaklamıştır. Bu yatışın keraheti 'Allah'ın sevmediği bir yatış' olarak tavsif edilmek suretiyle belirtilirken, bir başka rivayette 'cehennem ehlinin yatışı'na benzetilerek belirtilmiştir. Yaîş İbnu Tıhfe'nin babası, Tıhfe'den nakline göre, Tıhfe, Suffa ehlindendi ve mescidde yatıp kalkıyordu. Birgün Aleyhissalâtu vesselâm onu yüzükoyun yatarken görüp ayağıyla dürterek uyandırmış ve: 'Bu Allah'ın buğzettiği bir yatıştır' buyurmuştur
[20/6 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: Kim islâm’dan başka bir din ararsa kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve o kimse âhirette ziyân edenlerden olacaktır. (Âl-i İmrân Sûresi, âyet 85)
[20/6 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: İmanın tadını, Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı, peygamber olarak Muhammed'i seçip razı olanlar duyar Ravi: Müslim, İman 56, (34); Tirmizi, İman 10, (2625)
[20/6 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Ebu Sa'îdi'l-Hudrî Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Satış her iki tarafın rızasıyla olur.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (2185) - Hds :(6669)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[20/6 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: الذَّنْبَ وَيَأخذ بِالذَّنْبِ، قَدْ غَفَرْتُ لِعَبْدِى فَلْيَفْعَلْ مَا شَاءَ. مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ. وَقَوْلُهُ تَعَالَى: فَلْيَفْعَلْ مَا شَاءَ.
 
422: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), Allah’tan naklederek şöyle buyurmuştur: “Kul bir günah işledi de Allah’ım benim günahımı bağışla dedi mi Allah “kulum bir günah işledi ve günahını bağışlayacak ve bu yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi”, der. Sonra kul tekrar günah işledi de Rabbim günahımı bağışla dedi mi Allah: “Kulum bir günah işledi ve günahını bağışlayacak ve bu yüzden kendisini sorgulayıp azap edecek bir Rabbi olduğunu bildi”, der. Sonra kul tekrar günah işleyip de günahımı bağışla dedi mi Allah: “kulum bir günah işledi, günahları affeden ve günahı ile sorguya çeken bir Rabbi olduğunu bildi. Muhakkak ben bu kulumu bağışladım. O halde böyle dilediği kadar yapsın”, buyurur. (Buhari, tevhid 35, Müslim, tevbe 29)
 
423- وَعَنْهُ قال : قال رسولُ اللَّهِ
 
: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ لَمْ تُذْنِبُوا, لَذَهَبَ اللَّهُ بِكُمْ, وَجَاءَ بِقَوْمٍ يُذْنِبُونَ, فَيَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ فَيَغْفِرُ لَهُمْ .
423: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Canım elinde olan Allah’a yemin olsun ki siz hiç günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder yerinize günah işleyip Allah’tan bağışlanma dileyecek bir toplum getirir de onları bağışlardı.” (Müslim, tevbe 11)
 
424- عَنْ اَبِى اَيُّوبَ الأنصارىِّ
 
قال : سَمِعْتُ رَسُولِ اللَّهِ
يَقُولُ لَوْلاَ أنكُمْ تُذْنِبُونَ, لَخَلَقَ اللَّهُ خَلْقًا يُذْنِبُونَ, فَيَسْتَغْفِرُونَ يَغْفِرُ لَهُمْ.
424: Ebu Eyyub Halid ibni Zeyd (Allah Ondan razı olsun) Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken dinledim demiştir: “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah günah işleyen bir toplum yaratır, onlar günahlarından dolayı bağışlanma dilerler de Allah onları bağışlardı.” (Müslim, tevbe 10)
 
425- وعن أبي هريرة،
 
قال : كُنَّا قُعُوداً مَعَ رسولِ الله مَعَنَا أَبُو بكر وعُمَرُ رضي اللهُ عَنْهُما في نَفَرٍ، فَقَامَ رسولُ الله مِنْ بَيْنِ أَظْهُرِنَا, فَأَبْطَأَ عَلَيْنَا, فَخَشِينَا أن يُقْتَطَعَ دُوننا فَفَزِعْنَا, فَقُمْنَا, فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ، فَخَرَجْتُ أَبْتَغِي رسولَ الله
حَتَّى أَتَيْتُ حَائِطاً لِلأنصَارِ وَذَكَرَ-الحديث بطُولِه إلى قوله: فقال رسولُ الله
: (اذْهَبْ فَمَنْ لَقِيتَ وَرَاءَ هذَا الحَائِط يَشْهَدُ أن لا إله إلا الله، مُسْتَيْقِناً بِهَا قَلْبُهُ فَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ).
425: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Aramızda Ebubekir, Ömer ve birkaç kişi bulunduğu halde Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’le beraber oturuyorduk. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) kalkıp aramızdan ayrıldı. Gecikince bir şey olur endişesiyle telaşa düştük. Telaşlananların ilki bendim. Kalkıp onu aramaya başladım. Nihayet ensardan birinin bahçesine
[20/6 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: Allah sizi, yeminlerinizdeki rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.
-Maide Suresi, 89
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[20/6 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3606]
 
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm abdest alınca bir avuç su alır, onu çenesinin altına tutup onunla sakalını hilâller ve: 'Aziz ve Celil olan Rabbim böyle emretti' derdi.' 
 
Ebu Davud, Tahâret 56, (145).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[20/6 23:02] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler. Savaş düzeninde iken kafirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın). - Enfâl - 15. Ayet
[20/6 23:02] Ömer Tarık Yılmaz: Güvenilir, dürüst, müslüman tacir, kıyamet günü şehitlerle beraberdir - İbn Mâce, Ticaret, 1
[20/6 23:02] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım, beni amellerin en güzeline ve ahlakın en güzeline kavuştur. Onların en güzeline ancak sen ulaştırırsın. Beni kötü işlerden ve kötü ahlaktan muhafaza et. Bunlardan ancak sen koruyabilirsin.”  - Nesâî, İftitâh, 16
[20/6 23:02] Ömer Tarık Yılmaz: Haset, sahip olduğu maddi veya manevi güzelliklerden dolayı bir başkasını kıskanmak, onun bu güzelliklerden mahrum kalmasını istemektir. İnsanda fıtrî olarak var olan kıskançlık duygusunun bir hastalığa dönüşerek onu esir almasıdır. Bazen düşmanlık, bazen kibir ve gurur, bazen de dünya nimetlerine duyulan aşırı ihtiras sebep olur bu hastalığa. Haset duygusuyla hareket eden kişi, insanlara karşı tahammülsüz davranır, kin ve nefrete kapılarak onlara haksızlık etmeyi kendine reva görür. Tıpkı kardeşi Hâbil’i öldüren Kâbil’in, Hz. Yûsuf’u kuyuya atan kardeşlerinin yaptığı gibi. Çevresine verdiği zararın yanı sıra kendisi de elindekiyle yetinmediği, hep başkalarının sahip olduğu şeylere göz diktiği ve bunlardan rahatsız olduğu için huzursuz bir hayat sürer ve aslında farkında olmadan nimeti dilediğine veren Allah’ın takdirine isyan eder. İşte bütün bu olumsuz sonuçlarından dolayı Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Bir insanın kalbinde iman ile haset bir arada bulunmaz.” (Nesâî, Cihâd, 8) - İMANI ZEDELEYEN DUYGU: HASET
[20/6 23:03] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'
İşte bu ayet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter.
22- İtaat: Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir. Yüce Allah'ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır. İnsanın mutluluğu da bu taata bağlıdır. Bunun karşıtı isyandır. Yüce Allah'ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkar ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur. Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:
Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
'Allah'a itaat ediniz; Allah'ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz.'
23- İtimad: Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak demektir. Halkın güvenini kazanmak bir başarı eseridir. İktisadî ve içtimaî hayatın devamı itimadın varlığına bağlıdır. Onun için insan, güzel ve doğru hareketleriyle herkesin güvenini kazanmaya çalışmalıdır. İtimada aykırı olan şey, hiyanettir, işi kötüye kullanmaktır ki, bunun sonucu pek korkunçtur.
24- İktisad: Her işte denge üzerinde bulunmaktır. Gereğinden fazla veya noksan harcama yapmaktan kaçınmaktır. İnsan iktisada uyma sayesinde rahat yaşar, hadis-i şerîfde buyurulmuştur:
'İktisad üzere bulunan fakir olmaz.'
İktisadın karşıtı israf dır, aşırı gitmektir. İsraf,
[20/6 23:03] Ömer Tarık Yılmaz: bağlacın düşürülmesi ile;
 
5- 'Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;
 
6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile' demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;
 
7- Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;
 
8- Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir. Bunu 'Allah, rahmân, rahim ismi ile' şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile denilmemesi bu şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat 'i'si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.
 
O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak terceme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her müslümanın ve her Türk'ün çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan besmeleyi bir 'ile' veya 'adıyla' ifade tarzı hatırı için terceme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve bu gibi açıklamalar ve tefsirlerle de mânâsını düşünmeye çalışmak kaçınılmaz bir iştir. Bundan dolayı her şeyin anahtarı ve bir tevhid (Allah'ın birliğinin) âyeti olan ' ' kıymetli ve ahenkli sözünü, Allah'ın birliğine inanan kimseyi müşrik durumuna düşürecek olan mânâsını
 
andıran 'esirgeyici bağışlayıcı tanrı adıyla' gibi beğenilmeyen tercemelerle bozmaya özenmekten sakınmaya mecburuz.
 
BESMELE'NİN YÜCE TEFSİRİ: Anladık ki besmeledeki kelimelerin sıralanışında en fazla etkili olan nokta baştaki ' = bâ' harfidir. 'Ba' harfi sayesinde biz Allah'ın ismine ulaşırız. Bütün varlıkların ve varlıkların gelişmesinin ilk başlangıç noktası ve tek isteği olan 'Allah-i rahmân-ı rahîm'in ismini; kalbimizde niyet ettiğimiz ve henüz meydana gelmesini görmediğimiz, yapmayı kasdettiğimiz işimize bağlayarak kelimeleri kısa, mânâsı dünyayı kaplayan bir özlü söz söyleyebilmemize vesile olan ancak bu ' = bâ'dır. İşimizde istediğimizi yapmakta ne kadar serbest olursak olalım, yaptığımız şeylerin tam sebebi olmadığımız bir gerçektir. Çünkü bizim isteklerimiz, varlık zincirinin kesin bir ilk sınırı değildir, onun akışı içinde bir değişme anıdır. Ve bunun için biz bütün iradelerimizin istek ve dileklerimizin aksamadan ve sıkıntısız meydana geldiğini görmüyoruz. Demek ki başarılarımız, herşeyin ilk sebebi ile isteklerimiz arasındaki münasebetin bereketine bağlıdır ki, bu bereket başlangıçta Rahmân'a ait, sonunda Rahim'e aittir. Biz ister bilelim, ister bilmeyelim kâinatta bu oran, bu ciddiyet, bu ilişki, bu bağlantı bütünlük arzeden genel bir kanundur ve eşyanın varolması, bu kanunun meydana çıkmasıdır. İşte besmele ' =bâ'sı ile bizde bu kanunu anlaşılır hale getiren bir sözlü etkendir. Bu hiss parıltısından kastedilen en son hedef bu varoluş noktasıdır. Bu açıdan besmelenin tefsirinde odak noktası ' = bâ'dır ve bundan dolayı besmelenin mânâsı ' = bâ'dadır. Bâ'nın sırrı da noktasındadır denilir. Bu hikmete ve bu kanuna işaret etmek içindir ki, Türk şairlerinin övünç kaynağı olan Hâkânî Hilyesi'nde:
 
 
 
 
 
'Eğer besmele yazılışında uzatılmasaydı h
[20/6 23:03] Ömer Tarık Yılmaz: TEŞVİK
 
6618 - Mikdam İbnu Ma'dikerb ez-Zübeydi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Kişi elinin emeğiyle kazandığından daha temiz bir kazanç elde etmemiştir. Kişinin nefsine, ailesine, çocuğuna ve hizmetçisine harcadığı sadakadır.'
 
6619 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Emin, dürüst, müslüman tacir, Kıyamet günü şehidlerle beraberdir.'
 
6620 - Muaz İbnu Abdillah İbni Hudeyb'in amcası radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz bir cemaatte idik. Başında ıslaklık olduğu halde Resulullah aleyhissalatu vesselam çıkageldi. Birimiz ona: 'Bugün sizi iyi ve ferah görüyoruz' dedi. 'Evet! Elhamdulillah öyledir!' buyurdular. Sonra halk zenginlik hususunda sohbete daldılar. Aleyhissalatu vesselam: 'Muttaki için zenginliğin bir zararı yok!' buyurdular. Devamla: 'Ancak dediler, sıhhat, muttaki için zenginlikten daha hayırlıdır. Gönül hoşluğu da bir nimettir.'
 
MAİŞET TALEBİNDE İTİDAL
 
6621 - Ebu Humeyd es-Saidi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Dünya talebinde mutedil olun. Çünkü herkes, kendisi için yaratılmış olana müyesserdir (kazanmaya hazırlanmıştır).'
 
6622 - Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü'mindir.'
 
6623 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Ey insanlar Allah'a karşı muttaki olun ve (dünyevi) talepte mutedil olun. Zira, hiçbir kimse yoktur ki, (Allah'ın kendisine taktir ettiği) rızkını eksiksiz elde etmeden ölmüş olsun. Rızkı gecikse bile ona mutlaka kavuşacaktır. Öyleyse Allah'tan korkun ve talepte mutedil olun, (gayr-ı meşru yollara sapmayın), helal olanı alın, haram olanı terkedin.'
 
KAZANÇ YOLUNU DEĞİŞTİRME
 
6624 - Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: '(Meşru) bir işten (helal rızık) kazanan kimse o işe devam etsin
 
6625 - Nafi anlatıyor: 'Ben Şam ve Mısır'a ticaret malı gönderiyordum. Irak'a da gönderdim ve mü'minlerin annesi Hz. Aişe'nin yanına varıp kendisine: 'Ey mü'minlerin annesi! Ben Şam'a ticarete
[20/6 23:04] Ömer Tarık Yılmaz: ) kitâbında Şeyh Ebû Sa’îd-i Ebül-Hayrın sözleri arasında diyor ki, (Ayn, ya’nî kendisi kalmadı, eseri ya’nî izi nasıl kalır. Müddessir sûresinin yirmisekizinci âyetinde buyurulduğu gibi, geride birşey kalmaz). Bu söz, ilk bakışda güç göründü. Çünki, Şeyh Muhyiddîn-i Arabî hazretleri ve ona uyanlar diyorlar ki, birşeyin aynı ya’nî kendisi yok olamaz. Çünki, Allahü teâlâ o şeyin varlığını bilmekdedir. Yok olursa, Allahü teâlânın bilgisi bilgisizlik olur. Ayn yok olmayınca eseri nereye gidecek. Bu sözleri zihnimde yerleşmişdi. Ebû Sa’îd hazretlerinin sözü çözülemedi. Çok uğraşdım, Allahü teâlâ, bu sözün iç yüzünü açığa çıkardı. Ayn da kalmaz, eser de kalmaz olduğu anlaşıldı. Kendimi de böyle olmuş buldum. Hiç güçlük kalmadı. Bu ma’rifetin makâmı da göründü, çok yüksek idi. Şeyh Muhyiddînin ve ona uyanların söyledikleri makâmın üstünde idi. Bu iki ma’rifet birbirini bozmuyordu. Çünki, biri bir makâmda, öteki ise başka makâmda anlaşılmışdı. Dahâ çok açıklamak, sözü uzatacak ve usandıracakdır.
 
Şeyh Ebû Sa’îd hazretleri bu tecellînin devâmlı olduğunu bildirmişdi. Bu tecellînin ne demek olduğu ve devâmlı olmasının nasıl olduğu da gösterildi. Kendimde de bu hadîsi ya’nî tecellîyi aralıksız buldum. Bu hadîsin dâimî olması çok az kimselere nasîb olur. [İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh” hazretlerinin (Hadîs) kelimesi ile anlatdıkları şey, tecellî-i zâtî olduğu başka mektûblardan anlaşılmakdadır. Allahü teâlânın zâtı, başkalarına çok aralıkla tecellî etdiği hâlde, kendisine aralıksız tecellî etmekdedir.]
 
Kitâb okumak hiç tatlı gelmiyor. Yalnız büyüklerin yüksek makâmlardaki hâllerinin bir yere yazılmasını, sonra bunları okumağı istiyorum. Eski büyüklerin hâllerini okumak, her şeyden dahâ tatlı geliyor. Ma’rifetlerin inceliklerini ve hele tevhîd-i vücûdî ve mertebelerin tenezzüllerini bildiren yazıları okuyamıyorum. Bu hâlimi, Şeyh Alâüddevle-i Semnânî hazretlerine çok uygun buluyorum. Bu bilgilerdeki zevkim ve hâlim onunla birleşmekdedir. Fekat eski bilgilerim, bu ma’rifetleri inkâr etmeme ve sert karşılamama mâni’ oluyor.
 
Ba’zı hastalıkların giderilmesi için birkaç kerre teveccüh olundu ve te’sîri görüldü. Bunun gibi, birkaç ölünün mezârdaki hâlleri göründü. Bunların da azâblardan, sıkıntılardan kurtulmaları için teveccüh olundu. Fekat şimdi hiçbirşeye teveccüh etmeye gücüm kalmamışdır. Hiçbirşey için kendimi toparlayamıyorum. Birkaç kimse bu fakîre sert davrandılar ve acı söylediler. Bu fakîre bağlı olanlardan çoklarını, boş yere incitdiler ve yerlerinden uzaklaşdırdılar. Bundan dolayı gönlüme hiç bir toz konmadı, bir sıkıntı gelmedi, nerede kaldı onların kötülüğü zihnimizden geçmiş ola.
 
Sevdiklerimizden birkaçı cezbe makâmında şühûd ve ma’rifet elde etmişlerdi. Ve şimdiye kadar sülûk konaklarına ayak basmamışlardır. Bunların hâllerinden az bir şey sunuyorum. Cezbeyi bitirdikden sonra, Allahü teâlânın bunları sülûk ni’metine kavuşdurmakla şereflendirmesini umuyorum. Şeyh Nûr, bulunduğu makâmda bağlı kalmakdadır. Cezbe makâmındaki dahâ yukarı bir noktaya çıkamıyor. Üzücü hareketleri ve hâlleri oluyor. Kabâhatini anlamıyor. Bunun için onun işi ilerlemiyor. Bunun gibi, sevdiklerimizin çoğu, edebleri iyi gözetmedikleri için, oldukları makâmlarda kalıyorlar. Şuna şaşılır ki, bu fakîr hiç birinin yolda kalmasını dilemiyorum; hattâ hepsinin ilerlemesini istiyorum. Fekat, elde olmıyarak işleri öylece duruyor. Hâlbuki bu yol çabuk kavuşdurucudur. Mevlânâ Ma’hûd son noktaya indi. Cezbeyi sonuna ulaşdırdı. O makâmın aracılığına kavuşdu ve kafasını bir bakımdan nihâyete ulaşdırdı. Önce sıfatları, hattâ sıfatları durduran nûru kendinden ayrı görmüşdü. Kendisini boş bir kalıp olarak bulmuşdu. Sonra sıfatl
[20/6 23:07] Ömer Tarık Yılmaz: Hastalık ve Tedavi
 
Ana Sayfa
Haramlar ve Helaller
Hastalık ve Tedavi
Yeryüzündeki diğer canlılara göre üstün meziyetlerle yaratılan, düşünme ve iman etme kabiliyetiyle donatılan ve bunun tabii bir neticesi olarak birtakım sorumluluklara muhatap insan, bu yönüyle en şerefli bir varlık olarak anılır.
 
Fakat bedeni ve fiziki varlığı itibariyle Allah’ın yeryüzünde kurduğu tabii ve fıtri düzene tabidir. Bu bakımdan insan, bazan çok dayanıksız, zayıf ve kısa ömürlüdür.
 
Hastalık, sakatlık ve ölüm, diğer canlılarda olduğu gibi insanda da belli dünyevi ve tabii sebeplere bağlanmıştır. Bununla birlikte İslam, hastalık, sakatlık, fakirlik, deprem, yangın, sel gibi bir açıdan olumsuz ve üzücü sayılabilecek bu durumları metanetle karşılamayı, bunlarla mücadele etmeyi, gerekli bütün önlemler almayı, sonuçta ise bunu Allah’ın bir imtihanı bilip sabretmeyi telkin eder (el-Bakara 2/155; el-Mülk 67/2).
 
Hastalık, insanın beden ve ruh sağlığını bozan bir haldir, tedavi ise bu halin giderilmesi, yani hastanın yeniden sıhhate kavuşması için maddi-manevi her türlü çareye başvurulmasıdır. Hastalık ve sakatlıkla mücadele ve gerekli tedavi yollarına başvurmak hem insanın tabii yapısının gereği hem de dinin emir ve tavsiyesidir. Hz. Peygamber, “Allah hem derdi hem de devayı göndermiş, her hastalığa bir çare yaratmıştır. Tedavi olun, ancak tedavide haramı kullanmayın” (Ebu Davud, “Tıb”, 11) buyurmuştur. Bu itibarla bir dert ve hastalıktan kurtulmaya çalışmak, hem tevekküle hem de hakiki şifa verenin Allah olduğu hakikatine aykırı düşmez.
 
Hastalığın maddi ve manevi birçok sebebi bulunabildiği gibi buna paralel olarak maddi, ruhi ve manevi birçok tedavi yöntemi vardır. Modern bilimin ilerlemesiyle yeni yeni tedavi imkan ve usulleri de ortaya çıkmaktadır. Hastalıkla mücadele ve tedavi esasen tıp biliminin konusu olmakla birlikte tedavide alkollü maddelerin kullanımı, dini metinlerin okunması ve dua ile tedavi usulü, mahremiyet gibi açılardan dini öğreti ve değer hükmünü de ilgilendirmektedir. Tedavi bu yönleriyle fıkıh kitaplarında ele alınmış ve bu konularda İslam bilginleri belli görüş ve eğilimler ortaya koymuşlardır.
 
a) Haram Maddelerle Tedavi
 
Haram maddeler denince özellikle alkollü ve uyuşturucu maddeler kastedilir. Fıkıh kitaplarında alkollü ilaç ile tedavi denilince, şarap ve şarap benzeri sarhoş edici içeceklerin tedavide kullanılması kastedilir. Ancak bugün, toz ve hap şeklinde veya damara enjekte edilebilen uyuşturucular da vardır. Bu sebeple, bu tür maddelerin doktor tavsiyesi olmadan alınması, dozajı ve alınış amacı da konumuz açısından aynı şekilde önem arzetmektedir. Bu maddeler alkol gibi hem tedavi hem de keyif maddesi olarak kullanılabildiğinden, haram madde ile tedavi konusundaki tartışmalar bu ikinci grup maddelerle tedaviyi de ilgilendirmektedir.
 
Yenilmesi ve içilmesi haram olan maddelerle tedavi konusunda İslam alimlerince ortaya konan görüşleri üç eğilim halinde özetlemek mümkündür:
 
a) İslam alimlerinin bir kısmı, haram maddelerle tedaviyi caiz görmezler. İçki içmenin mubah sayıldığı ve yaygın bir adet haline gelmiş olduğu Cahiliye dönemi Arap toplumunda, içki ilaç olarak da kullanılmaktaydı. İslam geldikten sonra içki yasağının yanı sıra, Resulullah tarafından içki ile tedavinin de yasak olduğu bildirildi. Nitekim Tarık b. Süveyd el-Cafi’den nakledilen bir hadise göre, bir adam Hz. Peygamber’e şarabın hükmünü sordu. Resulullah ise şarabın haram olduğunu ifade etti. Soruyu soran şahıs, “Biz onu tedavi için kullanıyoruz” deyince; Hz. Peygamber, “O, ilaç değil, hastalıktır” buyurdu (Müslim, “Eşribe”, 3; Ebu Davud, “Tıb”, 11). Özellikle, şarap ile tedavi olmayı yasaklayan, onun ilaç olmayıp hastalık olduğunu açıklayan pek çok hadis vardır. İşte bu hadisleri esas alanlar, bunlarla tedavinin caiz olmadığı kanaatinde
[20/6 23:07] Ömer Tarık Yılmaz: Avlu
 
Ana Sayfa
A
Avlu
Rüyada Avlu Süpürmek
Rüyada Avlu Kapısı Görmek
Rüyada Avlu Duvarı Görmek
Rüyada Hanen Avlusunu Görmek
Rüyada Hanen Avlusunu Yıkamak
İlgili
Rüyada avlu görmek, rüya sahibinin ferah bir hayat perspektifi olduğuna, yaşama büyük bir pencereden baktığına, hadiseleri olduğu gibi yorumladığına ve detayların ayrıntılarda saklı olduğuna inandığına işaret eder. Bununla birlikte toplu yaşamaya, birliğe, biraraya, müşterek hareket etmenin kuvvetinin farkında ve bilicinde olamaya delalet eder. Rüyayı gören kişinin cemiyetden karşıt davranmadığına bilakis toplumla hareket etmenin ehemmiyetini savunduğuna yorumlanır.
 
Rüyada Avlu Süpürmek
Rüy
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N