Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 29.06.2023 21:22

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[23/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: 15- Misvak Bâbı
 
612 - Bize Kuteybetü'bnü Said ile Amr en-Nâkıd ve Züheyr b. Harp rivâyet ettiler. Dediler ki; Bize Süfyan, Ebû'z-Zinad'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den o da, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti. Şöyle buyurmuşlar:
 
«Eğer mü'minlere —Züheyr'in rivâyetinde ümmetime— meşakkat vermeseydim her namaz için misvak tutunmalarını onlara mutlaka emrederdim”.
 
613 - Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Alâi rivâyet etti
 
(Dedi ki): Bize İbn Bişr, Mis'ardan, o da Mikdam b. Şurayh dan o da babasından naklen rivâyet etti. Babası Şöyle dedi, Âişe'ye sordum «Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) eve girdiği vakit ilk işe neden başlardı?» dedim.
 
— «Misvaktan» cevabını verdi.
 
614 - Bana Ebi Bekr b. Nâfi'el-Abdî de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdurrahman, Süfyân'dan, o da Mikdam b. Şüreyh'dan, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivâyet ettiki Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), evine girdiği zaman ilk işi misvak tutunmak olurmuş.
 
615 - Bize Yahya b. Habib el-Hârisî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hammad b. Zeyd Gaylân'dan —ki İbn Cerîr ma'velidir— O da Ebû Bürde'den, o da Ebû Mûsa'dan naklen rivâyet etti. Ebû Mûsa:
 
— «Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yanına girdim, Misvakinin bir ucu dilinin üzerinde idi» demiş.
 
616 - Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hüşeym Husayn'dan. o da Ebû Vail'den, o da Huzeyfe'den naklen rivâyet etti. Huzeyfe:
 
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) teheccüd namazı kılmaya kalktığı zaman ağzını misvakla ovalardı» demiş.
 
617 - Bize İshak b. İbrahim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Cerir Mansur'dan naklen haber verdi. H.
 
Bize İbn Nümeyr'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki) ; Bize babamla Ebû Muâviye A'meş'ten rivâyet ettiler. Mansurla A'meş'in ikiside Ebû vail'den, o da Huzeyfe'den naklen rivâyet etmişler. Huzeyfe:
 
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) geceleyin kalktığı vakit...» diyerek bu hadisin mislini rivâyet etmiş. (Yalnız) bu raviler: «Teheccüd namazı kılmak için» dememişler.
 
618 - Bize Muhammed b. el-Müsenna ile İbn Beşşar rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Abdurrahman rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Süfyân, Mansur'dan, Husayn ile A'meş'de Ebû Vail'den, o da Huzeyfeden naklen rivâyet ettiler ki Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) geceleyin (namaza) kalktığı zaman ağzını misvakla ovalarmış.»
 
619 - Bize Abd b. Humeyd rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Nuaym rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İsmail b. Müslim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû'l Mütevekkil rivâyet etti. O’nada İbn Abbâs anlatmış. İbn Abbâs bir akşam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in evinde yatmış gecenin sonuna doğru Nebiyullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kalkarak dışarı çıkmış ve gökyüzüne bir bakmış. Sonra Al-i îmran süresindeki şu âyeti okumuş:
 
'Şüphesiz ki göklerle yerin yaradılışında gece ile gündüzün gelip geçişinde akıl sahipleri İçin alınacak ibretler vardır.' Ta 'Bizi cehennemin azabından koru.' cümlesine kadar. Sonra eve dönerek misvaklanmiş ve abdest almış. Sonra kalkarak namaz kılmış. Ve yatmış, sonra tekrar kalkarak dışarı çıkmış ve almış ve semaya bakmış da bu âyeti yine okumuş, sonra dönerek misvaklanmış, abdest almış kalkıp namaz kılmıştır.
 
 
 
 
[23/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Ubade İbnu's-Samit radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam, müşteri (kendisine ait olmasını) şart koşmamış ise, (satılan) hurma ağaçlarının (başında bulunan) meyvesinin, ağaçları aşılayanın hakkı olduğuna ve keza, müşteri, (kölenin malının kendisine ait olmasını) şart kılmadığı taktirde, kölenin malının satıcıya ait olduğuna hükmetti.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[23/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: 82. Ebu Salih Dimeşki rahmetullahi aleyh,Efendimizi sallallahu aleyhi ve sellem'in hiçbir zaman esnemediğini zikretmiştir.(Tirmizi Edep 1/4,Nesai Cenaiz,5)
[23/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Hz. Ali’nin (r.a.) Halife Seçilmesi 656
•  Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi Vefat Etti 2022
•  Yaprak Aşısı Zamanı
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[23/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...Herkesin kazanacağı yalnız kendisine aittir. Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir.” 
 
En’am 164
[23/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Âlimin, âbide üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir.” 
 
Tirmizî, İlim, 19
[23/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: MAHMUT USTAOSMANOĞLU HOCAEFENDİ’DEN SÖZLER
 
• Doğru demek için hoca olduk, eğri demek için hoca olmadık.
• Sözümüz özümüze muhalif olmasın.
• Müslümanın her işi temiz olacak ve düzenli olacak.
• Bu kibri eritmenin çaresi vardır. İnsan ibadet ederken Allâh-u Teâlâ’dan öyle haberdar olmalı ki başka hiçbir şeyden haberdar olmamalıdır. İşte böyle eritilir benlik duygusu. 
• Allâh rızası için birbirinizi severseniz kuvvetli bir halat gibi olursunuz. Eğer birbirinizi sevmezseniz kopacak halat gibi olursunuz. 
• Her meslek sahibine mesleğinde hürmet etmek lazımdır.
• Pehlivan olmak lazım! Pehlivan olmak ne demek? Nefsini yenen ve ölümden sonrası için amel eden.
• Kul, Allâh’ın sevgisini tattığı zaman, Allâh onu kendi kusurlarına muttali kılar. Böylece o, başkalarının kusurlarını görmez olur.
• İnsanları çekiştiren kimsenin hali, bir mancınık kurarak güzel amellerini doğuya, batıya her yana atan kimsenin haline benzer.
• Yâ Rabbî! Bize öyle ilim ver ki amel doğursun. Öyle amel ver ki ihlas doğursun. Öyle ihlâs ver ki ameli muhafaza etsin. Öyle amel ver ki ilmi muhafaza etsin.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[23/6 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا مِنْ عَبْدٍ يُوَجِّهُ بِأُضْحِيَّتِهِ إِلَى الْقِبْلَةِ إِلَّا كَانَ دَمُهَا وَقَرْنُهَا وَصُوفُهَا حَسَنَاتٍ مُحْضَرَاتٍ فِي مِيزَانِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. (كنز)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bir kul, kurbanını kesmek üzere kıbleye doğru yatırdığında muhakkak o kurbanının kanı, boynuzu ve yünü, kıyamet günü mîzânında hazır bulacağı sevaplar olur.” (Kenzü’l-Ummâl)
 
23 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[23/6 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: KURBAN NASIL KESİLİR?
 
Kurban kesmeye şöyle niyet edilir:
 
“Yâ Rabbi! Şu vücudum sana karşı o kadar hata ve isyan etti ki affedilebilmem için bu vücudu sana kurban etmem lâzım. Fakat sen, insan kurban etmeyi haram kıldığından, vücuduma bedel olarak bu hayvanı kesiyorum, kabul eyle.”
 
Besmele-i şerîfe ile; “İnnî veccehtü vechiye lillezî fetara’s-semâvâti ve’l-arda hanîfen ve mâ ene mine’l-müşrikîn” ve
 
“Allâhümme hâzâ minke ve leke. Allâhümme inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi Rabbi’l-âlemîn, lâ şerîke leh, ve bizâlike ümirtü ve ene evvelü’l-müslimîn” dualarını okuduktan sonra;
 
“Allâhü ekber, Allâhü ekber, lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd, Bismillâhi Allâhü ekber.” deyip hemen kesilir.
 
Kurbanın;
 
1) Nefes borusu,
 
2) Yemek borusu,
 
3 - 4) İki şah damarı, kesilir.
 
Bu dördünü kesmek sünnettir. Bunlardan en az üçünü kesse helâl olur.
 
Canı çıkıncaya kadar rahat nefes alabilmesi için nefes borusunun sıkışmaması ve içeri kaçmaması sağlanır.
 
Deveyi gerdanından; koyun, keçi ve sığırı, çene ile göğüs arasından (boğazından) kesmek sünnettir.
 
Deve, ayakta kesilir.
 
Eğer hayvan kaçarsa veya insana hücum ederse yahut kuyuya düşüp de boynundan kesmek mümkün olmazsa, kesilmesi niyetiyle “Bismillâhi Allâhü ekber” diyerek, bir bıçakla veya kesici bir şeyle (herhangi bir yerinden) yaralamak sûretiyle öldürülse helâl olur.
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Mehmed, Kız: Âişe/Ayşe
 
 
 
23 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[23/6 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: Allah, sizi yarattı. Sonra sizi öldürecek. İçinizden kimileri de, bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bilmesin diye ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir.
[Nahl Sûresi.70]
[23/6 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: İSLAM KOLAYLIK DİNİDİR
İslam dini, insanlık için dünya ve ahiret saadetini temin et- mek üzere gönderilmiştir. Bu yüce dinin, evrensel nitelikle- rinden birisi de kolaylık dini olmasıdır.
İnsanı gücü nispetinde sorumlu tutan İslam, insanları zora ve sıkıntıya sokmak için gelmemiştir. Onun gayesi, insanla- rın iç ve dış dünyalarının saflığını, sadeliğini, berraklığını korumaktır.
“Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara sûresi, 185), “Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez” (Mâide sûresi, 6) ayetleri, İslam dininde kolaylık prensibinin asıl olduğunu vurgulamaktadır. Sevgili Peygamberimiz de “Muhakkak ki din kolaylıktır.” (Nesai, “İman”, 28); “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” (Buhârî, “İlim”, 11) buyurmak- tadır.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
VACİP
Vacip; delil yönünden farz ka- dar kesin olmamakla beraber yapılması, bağlayıcı bir şekil- de istenen fiildir. Bayram ve vitir namazlarını kılmak ve kurban kesmek gibi.
Yerine getirilmesinin ge- rekliliği bakımından farz namazlar ile vitir namazı arasında fark bulunma- maktadır. Farz gibi vacibin de, kesin olarak yapılması gerekir, yerine getiren se- vabı, özürsüz olarak terk eden cezayı hak eder.
 
ÖZLÜ SÖZ
İmandır o cevher ki ilahî ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek sinede yüktür. (Mehmet Akif Ersoy)
[23/6 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: İbadetler öz ve amacı itibariyle kulun yaratanı ve O'nun üstün kudreti karşısında aczini itiraf etmesi, kendini kuşatan sonsuz zaman dilimi, uçsuz bucaksız varlıklar âlemi içinde konumunu bilip ona göre tavır alması ve bu ruh hali içinde O'nunla iletişim kurması demek olduğundan neticede bireyin mutluluğuna, bireyin kendisini tanımasına, kendisiyle ve toplumla barışık yaşamasına, bunun devamında da toplumsal huzur ve barışın kurulmasına hizmet eder. İbadetlerin taşıdığı hikmetler bu sıra dahilinde özetlenebilirse de, bir dine mensup olanların yeryüzünde tek bir cemaat oluşturarak yılda bir defa belli bir yer ve zamanda birlikte ibadet etmesi demek olan hac ibadetinde durum biraz daha farklıdır.
Kutsal zaman ve mekân inancı hemen bütün dinlerde mevcuttur ve esasen haccın temelinde, ulûhiyyetin herhangi bir yerde tecellîsine ilişkin inanç yatar. İslâm dininde de, kutsal mekân ve zaman telakkisi hac ibadeti bünyesine yerleştirilmiştir.
Hac sözcüğünün 'kasıt, yöneliş ve yürüyüş' anlamına gelmesi, bir bakıma hac ibadetine saygınlık ve kutsiyet atfedilen birtakım özel mekânlar üzerinden Allah'a yürünmesi şeklinde sembolik bir mahiyet kazandırır. Kur'ân-ı Kerîm'de özellikle hac törenleri, bu törenlerin yapılacağı zaman ve yerlere ilişkin olarak kullanılan 'haram aylar, belde-i haram, hurumâtullâh, şeâirullah' vb. ifadeler, sembolik saygınlık ve kutsiyet ifadeleridir (meselâ bk. el-Mâide 5/1, 2; el-İsrâ 17/1; el-Kasas 28/57; el-Ankebût 29/67).
Haccın nostaljik boyutu, inanan bir kimsenin inanç kökleriyle bağlantısını tazelemesi bakımından önemlidir. Müslümanlık açısından düşünüldüğünde İslâm peygamberinin ve arkadaşlarının tevhid ve adaleti hâkim kılma mücadelesi, bu süreçte yaşanmış acı tatlı anılar, âdeta bir film şeridi gibi bu kutsal mekânları ziyaret eden kişinin gözünün önünden geçer. Bu nostalji, inanan kişiye daha yoğun bir dinamizm kazandırır ve daha üst düzeyde bir sahiplenme şuuru verir.
Haccın lâhûtî boyutu, mahşeri andırmasıdır. Farklı dil, ırk, bölge ve kültürlere, sosyal konum ve ekonomik güce sahip insanların eşit statüde ve aynı renk ve tip elbiseler içinde toplanması, akın akın koşuşturması ve topluca ibadetler etmesi, bir bakıma âhirette yaratıcının huzurunda dirilişi ve toplanışı hatırlatır. Hac mümini âhiretteki bu diriliş ve toplanmaya hazırlar, bu bilinci kazanmasında ona yardımcı olur.
Gerçekten de hac ibadetinde müslüman, İslâm'a gönül vermiş olmanın mutluluğunu ve hazzını daha yakından idrak eder, yeryüzündeki bütün müslümanlarla birlikteliğin ve kardeşliğin kolektif şuuruna erer. Dünyanın çeşitli bölgelerinden âdeta her biri bir temsilci ve gözlemci sıfatıyla Mekke'ye akın eden müslümanlar, mîkat denilen belirli sınırlarda dünyayı, dünyevî farklılığı, hatta bencilliği ve ihtirasları temsil eden elbiselerini çıkarıp hepsini eşitleyen, birleştiren, onları dünya Müslümanlığının bir üyesi olmanın bilincine erdiren ihram elbiselerini giyerler. Artık 'ben' yok, 'biz' vardır. Müminler bir ufuktan diğerine akan beyazlar seli içinde yok olur, âdeta ölmeden önce ölümü ve âhiret hayatını yaşarlar.
İhram, kişinin kendini geçici kaygı ve bağımlılıklardan kurtarışının sembolüdür. İhram süresince toplumsal barışı ve bütünlüğü bozucu, bencilliği uyandırıcı, geride bırakılan geçici haz ve menfaatleri hatırlatıcı mahiyetteki her türlü eşya ve fiiller yasaklanmıştır.
Arafat vakfesi, insanın dünyaya ayak basışını ve kıyamette Allah'ın huzurunda bekleyişini hatırlatır. Hac ruhun Allah'a yükselişini temsil ettiğinden, Kâbe hedef değil, belki sonsuzluğa ve bu mânevî atmosfere geçişin başlangıcıdır. Kâbe etrafında dönerek gerçekleştirilen tavaf, kâinatın ve yaratılışın özeti, teslimiyetin ve ilâhî kadere boyun eğişin sembolü sayılır. Koşmak anlamına gelen s
[23/6 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: Kadin, onlarin dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastiklar hazirladi Herbirine bir biçak verdi (Kadinlar meyveleri soyarken Yusufa): 'Çik karsilarina!' dedi Kadinlar onu görünce, onun büyüklügünü anladilar (Saskinliklarindan) ellerini kestiler ve dediler ki: Hâsâ Rabbimiz! Bu bir beser degil Bu ancak üstün bir melektir! (YUSUF/31)
[23/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: ALEYHİSSALÂTU VESSELÂM'IN HASTALANMASI ve ÖLMESİ
 
5365 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, kendisini ölüme götüren hastalığa yakalandığı zaman derdi ki:
 
'Ey Aişe! Ben Hayber'de yediğim (zehirli) yemeğin elemini hep hissediyordum. İşte şimdi kalp damarımın kesildiğini hissettiğim anlar geldi.'
 
Buhârî, Megâzî 83.
 
5366 - Yine Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın hastalığı ağırlaşıp, ağrıları artınca, benim odamda tedavi edilmesi için diğer zevcelerinden müsaade istedi. Onlar kendisine izin verdiler. İki kişinin arasında çıktı. Bunlardan biri amcası Abbâs İbnu Abdilmuttalib idi, bir başkası daha vardı. Ayakları yerde sürünüyordu. Odama girince ızdırabı daha da arttı.
 
'Ağızlarındaki bağları açılmamış yedi kırbadan üzerime su dökün, belki (iyileşir), insanlara bir vasiyette bulunurum!' buyurdular. Hz. Hafsa'ya ait bir leğene oturttuk. Sonra bu kırbalardan üzerine su dökmeye başladık. (Bir müddet sonra) 'yeterince döktünüz' diye işaret edinceye kadar dökmeye devam ettik. Sonra (iyileşerek) halka çıkıp namaz kıldırdı ve bir hitabede bulundu.'
 
5367 - Yine Sahiheyn'de Ubeydullah İbnu Abdillah'tan gelen bir rivayette Ubeydullah der ki: 'Hz. Aişe radıyallahu anhâ'nın yanına girdim. Ona: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın hastalığından bana anlatmaz mısın?' dedim. Anlatmaya başladı: 'Elbette! Resülullah aleyhissalâtu vesselâm ağırlaştı ve: 'Halk namazını kıldı mı?' diye sordu. Biz: 'Hayır! Ey Allah'ın Resûlü, onlar sizi bekliyorlar!' dedik.
 
'Leğene benim için su koyun!' emrettiler. Hz. Aişe der ki: 'Hemen dediğini yaptık, o da yıkandı. Sonra kalkmaya çalıştı, fakat üzerine baygınlık çöktü. Sonra kendine geldi ve tekrar:
 
'Cemaat namaz kıldı mı?' diye sordu. 'Hayır!' dedik, onlar sizi bekliyorlar ey Allah'ın Resülü!' Tekrar:
 
'Benim için leğene su koyun!' emretti. Hz. Aişe der ki:
 
'Dediğini yaptık, yıkandı. Sonra tekrar kalkmak istedi. Yine üzerine baygınlık çöktü. Sonra ayılınca:
 
'İnsanlar namaz kıldı mı?' diye sordu.
 
'Hayır! dedik, onlar sizi bekliyorlar, ey Allah'ın Resülü!' Aleyhissalâtu vesselâm: 'Benim için leğene su koyun!' dedi ve yıkandı. Sonra kalkmaya yeltendi, yine üzerine baygınlık çöktü, sonra ayıldı.
 
'Halk namazı kıldı mı?' diye sordu.
 
'Hayır, onlar sizi bekliyorlar ey Allah'ın Resülü!' dedik. Hz. Aişe der ki:
 
'Halk mescide çekilmiş, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı yatsı namazı için bekliyorlardı.'
 
Hz. Aişe der ki: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hz. Ebu Bekr'e adam göndererek halka namaz kıldırmasını söyledi. Elçi gelerek ona:
 
'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm halka namaz kıldırmanı emrediyor!' dedi. İnce duygulu bir kimse olan Ebu Bekr radıyallahu anh:
 
'Ey Ömer halka namazı sen kıldır!' dedi. Hz. Aişe'nin anlattığına göre, Hz. Ömer:
 
'Buna sen daha ziyade hak sahibisin (ehaksın)!' cevabında bulundu. Aişe der ki: 'O günlerde namazı Ebu Bekr radıyallahu anh kıldırdı. Bilahare Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, kendinde bir hafiflik hissetti. Biri Abbâs olmak üzere iki kişinin arasında, öğle namazı için çıktı. O sırada namazı halka Ebu Bekr kıldırıyordu. Ebu Bekr, Resülullah'ın geldiğini görünce, geri çekilmek istedi. Aleyhissalâtu vesselâm geri çekilme diye işaret buyurdu. Kendisini getirenlere: 'Beni yanına oturtun' dedi. Onlar da Hz. Ebu Bekr'in yanına oturttular. Hz. Ebu Bekr, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın namazına uyarak namaz kılıyordu. Halk da Hz. Ebu Bekr'in namazına uyarak namazını kılıyordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm oturmuş vaziyette idi.'
 
Ubeydullah der ki: 'Abdullah İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ'nın yanına girdim ve:
 
'Hz. Aişe radıyallahu anhâ'nın Aleyhissalâtu vesselâm'ın hastalığı ile ilgili olarak anlattığını size anlatayım mı?' dedim. Bana: 'Haydi anlat!' dedi.
[23/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Sa'îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.' 
Ebu Sa'îd der ki: 'Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: 'Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz...' (Nisa, 40). 
Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601). 
Tirmizî hadis için 'sahihtir' demiştir.
[23/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.'
[Bakara Sûresi.25]
[23/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: “Ödül ve ceza gününün tek hakimi. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fâtiha, 1/4-5)
[23/6 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Akıl yaşta değil baştadır fakat aklı başa yaş getirir.[Cenap Şahabettin]
[23/6 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Orucu bozup kaza ve keffareti gerektiren şeyler nelerdir?
 
1. Oruçlu olduğunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen şey ister gıda, ister ilâç olsun).
2. Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmak.
Karı-kocadan biri ötekine zorla cinsel ilişkide bulunduğu takdirde zorla ilişkide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla ilişkide bulunulan kişiye de kaza lâzım gelir.
3. Ağzına giren yağmur, kar ve doluyu kendi isteğiyle yutmak.
4. Sigara içmek, öd ağacı veya anber ile tütsülenip dumanını içeri çekmek.
5. Enfiye çekmek.
6. Buğday ve arpa tanesi yutmak.
7. Dışardan bir susam tanesi kadar bir şeyi alıp yutmak.
8. Yenmesi alışılmış olan çamur, kil ve kömür gibi şeyleri yemek. (Bazı kimseler bunları severek yerler.)
9. Az miktarda tuz yemek.
10. Karısının veya sevdiği bir kimsenin tükürüğünü yutmak. (Bundan zevk aldığı için kaza ve keffaret gerekir. Başkasının tükürüğünden iğrendiği için bundan keffaret gerekmez.)
11. Kan aldırdıktan veya sadece karısını öptükten sonra orucu bozulduğu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.
Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan kimse, saydığımız şeylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmuş olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozduğu için de keffaret tutması gerekir.
Keffareti Düşüren Şeyler
Keffareti gerektiren bir şeyi yaparak orucunu bozan kimse, aynı gün oruç tutamayacak derecede hastalanır veya kadın ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düşer, yani keffaret orucu tutması gerekmez. Ancak hastalığın kendi isteği dışında olması şarttır. Kendisi kasten hastalığa sebep olursa keffaret düşmediği gibi sefer mesafesinde bir yolculuğa çıkması ile de düşmez.
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Şeyler
1. Pamuk ve kağıt gibi yenmesi mutad olmayan bir şey yutmak,
2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,
3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdeği yemek. Yenmesi alışılmış olan çekirdeği yemek ise keffareti gerektirir.
4. Taş, toprak, demir, altın ve gümüş gibi şeyleri yutmak.
5. İçi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunların içi olanları yenildiği takdirde keffaret gerekir)
6. Burnuna ilaç çekmek.
Bu, Ebu Hanife'nin görüşüdür. Buna göre; tedavî maksadıyla iğne yaptırmak orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü iğne vasıtasıyla vücuda verilen ilâç iç kısımlara kadar ulaşmaktadır.
İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar dışında vücudun başka tarafından açılan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadığı için iğne yaptırmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç ağız gibi tabiî bir yoldan değil, deriden açılan başka bir yoldan verilmektedir.
Ancak, ibadetlerde ihtiyatlı hareket etmek esas olduğundan Ramazanda iğne yaptırmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptırmalıdır.
Bu mümkün olmaz da gündüz iğne yaptırmak zorunda kalırsa, İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'in görüşlerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.
7. Ağzına aldığı boyalı iplik gibi şeylerin boyası ile rengi değişen tükürüğü yutmak.
8. Boğazına kaçan kar veya yağmuru kendi isteği olmayarak yutmak. (Kendi isteği ile yutarsa keffaret gerekir.)
9. Zorlama ile oruç bozmak.
10. Dişleri arasında nohut tanesi kadar kalan yemek kırıntısını yutmak.
11. Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçmak.
12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozulduğunu zannederek yeyip içmek.
13. Ağız dolusu kusmak. (Kendi isteği ile).
14. Ağız dolusu gelen veya kendi isteğiyle getirdiği kusuntuyu mideye geri çevirmek.
15. Kendi isteği ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi isteği ile olmazsa oruç bozulmaz. (İçeri çekilen duman sigara dumanı olursa keffaret gerekir.)
16. Güneş batmadığı halde-battı zannederek-iftar etmek.
17. İmsak vakti geçtiği halde daha vakit vardır zannederek yemek.
18. Cinsel ilişki d�
[23/6 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Akl-ı Meâd
 
Ebedî rahata kavuşmak, Cennet'te ebedî kalmak ve Cehennem azâbından kurtulmak için hâlini ıslâh etmeyi, düzeltmeyi düşünen, uzak görüşlü, dünyâya değil, âhirete değer veren akıl. Akl-ı meâd, peygamberlerde (aleyhimüssalevâtü vetteslîmât) ve evliyâda bulunur. Akl-ı meâdı kuvvetlendiren şeyler, ölümü ve âhireti düşünen kimselerle bulunmaktır. (İmâm-ı Rabbânî) Bir kimsenin nefsi mutmainne olunca yâni bütün varlığı ile Rabbine dönüp İslâmiyet'in emirlerine baş kaldıramaz hâle gelince, aklı da, akl-ı meâd olur. (Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî) (Bkz. Akl-ı Selîm) Dâimâ Allah adamları ile berâber olmak, akl-ı meâdın artmasına sebeb olur. (Behâeddîn-i Buhârî)
[23/6 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Akbatun
 
 T. Yiğit, cesur insan
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[23/6 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Doğuştan boynuzu olmayan veya boynuzları kırık olan ya da doğumdan sonra boynuzları elektrikle köreltilen hayvanlar kurban olarak kesilebilir mi?
 
Kurbana engel olan ayıplar, hayvanın emsali arasında kıymetini azaltan kusurlardır. Zararsız şekilde ve daha iyi gelişmesi maksadıyla kuyruklarının fazla kısımlarını boğmak suretiyle düşürmek veya boynuzlarını özel olarak yapılan ameliyelerle köreltmek, hayvanların kıymetini düşüren ayıplardan değildir. 
Bu itibarla, doğuştan boynuzsuz kurbanlık hayvanların kurban olarak kesilmesi caiz olduğu gibi (Tirmizî, Edâhî, 9; Merğinânî, el-Hidâye, IV, 74), küçükken yapılan müdahale ile boynuzları kesilerek, elektik veya kimyasal yolla boynuzu yakılarak ya da benzeri işlemlere tabi tutularak boynuzsuzlaştırılan hayvanların kurban olarak kesilmesinde bir sakınca yoktur.
[23/6 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Baba; Cennete Açılan Kapı
 
 
  
 
  
 
 Anne baba, kişinin cennete girmesine vesile olacak ana kapılardan birisidir… (Tirmizî, Birr, 3) 
 
 Aziz Müminler! 
 
 Yüce Rabbimizin bizlere lütfettiği en kıymetli nimetlerden birisi de ailedir. Aile, yeri asla doldurulamayacak olan en önemli kurumdur. Fedakârlığın, karşılıksız sevmenin, şefkat ve merhametin ocağıdır. Hiçbir karşılık beklemeden bize en büyük desteği ailemiz verir. Aile, bize hayatı öğretir. Gönüllerimize güzel ahlakı nakşeder. Bizi geleceğe hazırlar.
 
 Muhterem Müslümanlar! 
 
 Ailenin iki temel direğinden biri anne, diğeri ise babadır. Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara ‘öf’ bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı sözler söyle.”1 Bugünkü hutbemizde Rabbimizin itaat etmemizi ve iyilikte bulunmamızı emrettiği babanın aile içindeki önemini, sorumluluklarını ve ona karşı vazifelerimizi hatırlayalım.
 
 Değerli Müminler! 
 
 Baba, ailenin kalkanıdır. Kendisine dayandığımız yıkılmaz bir dağdır. Bizler, hayatımızın her alanında onun varlığıyla güven içinde oluruz. Baba, doğruyu ve hakikati gösteren bir rehberdir. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmamıza vesile olan bir öğretmendir. Her düştüğümüzde bizi ayağa kaldıran müşfik bir eldir.
 
 Kıymetli Müslümanlar! 
 
 Baba olmak, sadece ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Baba olmak, çocuklarımızı iyi bir insan olarak yetiştirmektir. Göz aydınlığı yavrularımızın ebedi kurtuluşu için Hz. Nûh gibi çırpınmaktır. O, “Haydi yavrum! Sen de bizimle birlikte bin!”2 diyerek inkâr eden oğlunu kurtuluş gemisine davet etmişti.
 
 Baba olmak, Hz. İbrâhîm gibi çocuklarımızı iyi bir mümin olarak yetiştirmek ve onlar için her daim hayır dilemektir. O, “Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namaza devam edenlerden eyle!”3 diyerek Allah’tan neslinin iyiliğini niyaz etmişti.
 
 Baba olmak, Lokmân (a.s) gibi şefkat dolu ifadelerle çocuklarımızı iyiliğe yönlendirip kötülükten alıkoymak için çabalamaktır. O, “Yavrucuğum! Namazını dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış.”4 sözleriyle evladına hikmet yüklü nasihatlerde bulunmuştu.
 
 Baba olmak, Peygamber Efendimiz (s.a.s) gibi çocuklarımıza hayatın her alanında örnek ve rehber olmaktır. Allah Resûlü (s.a.s), ailesine karşı son derece şefkatliydi. Onun hanesinde sevgi ve saygı hâkimdi. O, merhamet ve adaletten, nezaket ve zarafetten asla ayrılmazdı.
 
 Aziz Müminler! 
 
 Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadisinde, “Anne baba, kişinin cennete girmesine vesile olacak ana kapılardan birisidir…”5 buyurmaktadır. Öyleyse annemiz gibi cennet vesilemiz olan babamıza karşı da hürmette kusur etmeyelim. Tatlı dil, güler yüz ve güzel davranışlarımızla anne babamızın gönlünü hoş edelim. Rabbimizin rızasının anne babamızın rızasını kazanmaktan geçtiğini unutmayalım.
 
 Kıymetli Müslümanlar! 
 
 Hutbemi bitirirken bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Kurban bayramı vesilesiyle birçok kardeşimiz yola çıkacak. Sizleri kurallara uymaya, trafikte sabırlı ve dikkatli davranmaya, birbirimizin hak ve hukukuna saygılı olmaya davet ediyorum. Trafik kazaları sebebiyle sevdiklerimiz aramızdan ayrılmasın. Umutlar sönmesin. Bayram sevincimiz hüzne dönüşmesin.
 
 Yüce Rabbim, sağlık, sıhhat ve afiyetle Kurban Bayramına ulaşmayı hepimize nasip eylesin.
 
 1 İsrâ, 17/23.
 
 2 Hûd, 11/42.
 
 3 İbrâhîm, 14/40.
 
 4 Lokmân, 31/17.
 
 5 Tirmizî, Birr, 3.
[23/6 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: 9.
 
 
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًاۜ وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ
 
﴿﴾ “Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine[8], haram aya[9], hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” (Maide, 5/2)
 
 [8] . Meâlde geçen “nişaneler” kelimesi, âyetteki “şeâir” kelimesinin karşılığı olarak kullanılmıştır. “Şeâir”, alametler, işaretler ve semboller demektir. Burada kastedilen, dinin belirgin alametleri, işaretleri ve sembolleridir. Özellikle de haccın eda edildiği kutsal yerler ve bazı hac fiilleridir.
 
 [9] . Haram ay ifadesiyle Muharrem, Zilka’de, Zilhicce ve Receb aylarından her biri kastedilmektedir.
[23/6 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.'
(İsrâ, 17/25)
 http://www.duavesureler.com
[23/6 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kişi Müslüman kardeşine arkasından (gıyabından) dua ederse, melekler; ‘Âmin! Aynısı sana da olsun!' derler.'
(Müslim, 'Zikr', 88; Ebu Dâvud, 'Vitr', 29; Tirmizi, 'Birr', 50)
 http://www.duavesureler.com
[23/6 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şey-den üstündür, şanın yücedir. Senden başka tanrı yoktur.'
null
 http://www.duavesureler.com
[23/6 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: • Yaprak Aşısı Zamanı
• Hz. Ali’nin (r.a) Halife Seçilmesi (656)
 
Semerkand Takvimi
[23/6 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: Aile Zahmetindeki Rahmet
 
Allah için yapılan bir evlilikte her şey rahmet ve sevap sebebi olur. Aile, Allah’ın emanetidir. Bu emaneti taşırken çekilen zahmetler boşa gitmez. Anne ve baba yuvanın yükünü taşıyıp sorumluluklarını yerine getirmekle ibadet yapmış ve sevap kazanmış olurlar.
 
Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem], idarecilere ve ailelere bu sorumluluklarını şöyle hatırlatmıştır:
 
 Dikkat edin, hepiniz birer çobansınız ve hepiniz korumakla görevli olduğunuz şeylerden sorumlusunuz. İdareci halkından, erkek ailesinden, kadın kocasının evinden, hizmetçi, efendisinin malından, kısaca herkes üstlendiği şeylerden Allah’a karşı sorumludur. 
 
Aile yükü taşınırken helâlinden çalışmak, kazanmak, harcamak, hatta eşi ve çocukları ile oynamak birer hayır çeşididir.
 
Bu konuda Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] şu müjdeyi vermiştir:
 
 Kişinin ailesi için yaptığı her harcama kendisi için sadakadır. Muhakkak ki kişi hanımının ağzına koyduğu bir lokma için dahi sevap kazanır. 
 
 Kimin üç kızı veya üç kız kardeşi bulunur da onlarla güzel geçinir, onlar hakkında Allah’tan korkarak gerekeni yaparsa mutlaka cennete girer. İki kızı veya iki kız kardeşi olan için de durum aynıdır. 
 
Semerkand Takvimi
[23/6 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.'
(İsrâ, 17/25)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=4vTHDGD0i94=
[23/6 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
' Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlak bakımından en güzel olanıdır.'
(Tirmizî, 'Rada', 11)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=4vTHDGD0i94=
[23/6 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mü’min olarak evime girene ve bütün mü’min erkek ve mü’min kadınlara mağfiret eyle. Zalimlerin de sadece helâkini artır.'
(Nûh, 71/28)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=4vTHDGD0i94=
[23/6 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Biriniz namaza durduğunda rahmet ona yönelip gelir. Hadis-i Şerif
[23/6 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Ey insanlar! İşte size Rabb’inizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için bir rehber ve rahmet kaynağı (olan Kur’an) geldi.
 
(Yûnus, 10/57)
[23/6 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Übey b. Kâ’b’ın naklettiğine göre; müşrikler Hz. Peygamber’e (sav), “Yâ Muhammed! Rabbini bize tanıt.” dediler. Bunun üzerine Allah Tebâreke ve Teâlâ İhlâs Sûresi’ni indirdi: “De ki, O Allah tektir, Allah Samed’dir. (O hiçbir şeye muhtaç değildir ama bütün varlıklar O’na muhtaçtır.) O, doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir.”
 
(İbn Hanbel)
[23/6 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Ey Rabbim! Bana ve anama-babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle, beni iyi kulların arasına dâhil et.
 
(Neml,27/19)
[23/6 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Macid
 
Şan ve şeref sahibi, hayır ve ihsanı, kerem ve lütfu bol olan
[23/6 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Ahitname
 
   Basra'lı Şem'ûn kendi halinde bir mecusidir. Müslümanlarla içli dışlıdır ve bir sürü güzel haslet edinir. Kimseyle uğraşmaz, yalan söylemez, sözünde durur ve cömerttir. Sonra o gülyüzlü komşusunu (Hasan-ı Basri Hazretlerini) çok beğenir, uzaktan bile görse ayağa kalkar, hürmetle yol verir.  
 
 Hasan-ı Basri, Şem'ûn'un Müslüman olmasını çok ister. Hatta bazı geceler sabahlara kadar yalvarır onun ve onun gibiler için hidayet diler. Rahman ve Rahim olan Rabbimiz bu duaları kâbul eder ve mübareğin tebliğ için beklediği fırsatı önüne çıkarır. Nasıl mı? Anlatalım.  
 
 Şem'ûn amansız bir hastalığa yakalanır. Birkaç gün içinde mum gibi erir ki artık öleceğinin farkındadır. Hasan-ı Basri biraz süt, biraz hurma alır, komşusunun kapısını tıklatır. Şem'ûn onu görünce çok duygulanır. Ağlamakla gülmek arasında gidip gelen bir sesle 'Ey asil komşum' der 'niye zahmet ettin ki?'  
 
 -Ne zahmeti, vazifemiz değil mi?  
 
 -Biliyor musun ben gidiciyim.  
 
 -Hepimiz gidiciyiz.  
 
 -Korkarım ahirette de görüşemeyeceğiz. Zira inandıklarım doğruysa aynı yerde olmayacağız.  
 
 Mübarek acı acı gülümser.  
 
 -Peki' der, ya benim inandıklarım doğruysa? 
 
 -Yine aynı yerde olmayacağız, zira beni taptığımla yakacaklar.  
 
 -Bak Şem'ûn ateş yaratıcı değil mahlûktur. Alemlerin Rabbi (Celle Celalüh) dilemezse kimseye bir şey yapamaz.  
 
 -Müslümanlar buna benzer şeyleri çok söylerler ama ateşin yakmadığı nerede görülmüş?  
 
 -Ateşin yakmadığını görsen bana inanır mısın?  
 
 -İnanırım.  
 
 Biliyor musunuz veliler hallerini bir sır gibi saklar, tanınmaktan, bilinmekten sıkılırlar. Ancak böylesi hayati kavşaklarda keramet göstermek zorunda kalırlar. Nitekim Hasan-ı Basri Hazretleri de mangaldaki ateşi avuçlar, kızgın korla kollarını sıvazlar. Şem'ûn hayretler içindedir. Büyük veli, bunlar sıradan şeylermiş gibi gülümser, 'İstersen yanan fırına girelim' der, 'var mısın?'  
 
 -Yoo, hayır. Bu kadarı yeter.  
 
 -Görüyorsun işte. Senin, benim, dağların, göklerin, denizlerin yaratıcısı onu zararsız kıldı.  
 
 -Sanırım, Allah'ın büyüklüğünü kabullenmek zorundayım.  
 
 -Al, istersen dokunabilirsin. Eğer ateş bir şeye kaadirse yaksın da görelim.  
 
 -Diyecek bir şey bulamıyorum.  
 
 -Ama benim diyecek çok şeyim var. Yapma Şem'ûn, kendine kıyma. Gel iman et ve kurtul. Altından nehirler akan köşkler, nefis şerbetler, bahçeler, huriler seni bekliyor. Bir kere kelimeyi şahadet söyle, ebedi saadete kavuş.  
 
 -Bu kadar kolay mı yani?  
 
 -Evet bu kadar kolay.  
 
 -Ama benim ömrüm günah içinde geçti.  
 
 -Benim ki de öyle ama Allah-ü teâlâ affedicidir.  
 
 -Ne desem bilmem ki, bunca yıldır mecusi olarak yaşadıktan sonra...  
 
 -Sakın 'millet ne der?' diye düşünme, sadece kalbinin sesini dinle.  
 
 -Kalbim seninle beraber, yalnız endişelerim var.  
 
 -Nasıl yani?  
 
 -Sahi, Rabbim beni kâbul eder mi?  
 
 -Eder.  
 
 -Bana kulum der mi?  
 
 -Der.  
 
 -Emin misin?  
 
 -Adım gibi.  
 
 -Peki kefil olur musun?  
 
 -Olurum.  
 
 -Ahitname de yazar mısın?  
 
 -Yazarım.  
 
 -Mührünü de basar mısın?  
 
 -Basarım.  
 
 -İyi öyleyse, sen şimdi bana yapmam gerekenleri söyle.  
 
 Şem'ûn oğullarını, yakınlarını çağırır. Kalabalığın huzurunda iman eder. Olacak bu ya hemen o gün ecel şerbetini içer. Onu söz konusu kâğıtla birlikte toprağa verirler.  
 
 Hasan-ı Basri Hazretleri hem şaşkın, hem sevinçlidir. Omuzlarından irice bir yük gitmiştir. Definden sonra evine gelir. Bir başına kalınca hadisenin muhasebesini yapar ve birden dehşete düşer. Büyük bir pişmanlıkla 'yaptığını beğendin mi' der, 'sen kim oluyorsun da ahidname veriyorsun. Kendini kurtaracağın şüpheli, kalkıp başkalarına kefil oluyorsun. Eyvah ki ne eyvah! Aman Allah'ım ben ne yaptım!'  
 
 O gece binlerce, onbinlerce kez tövbe eder, 'Yarabbi, ben acizin, zavallının biriyim' der, 'n'olur
[23/6 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.
رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا ﴿٨٠﴾
(İsra 80)
Rabbi edhılnî mudhale sıdkın ve ahricnî muhrace sıdkın vec’al lî min ledunke sultânen nasîrâ(nasîran).
[23/6 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Sizden her kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmıştır. Allah'tan istenilen şeyler arasında O'na en sevimli geleni, afiyettir. Dua, başa gelen ve henüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Öyleyse ey Allah'ın kulları, duaya sarılın!
(Tirmizî, Deavât, 101)
[23/6 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET......... AKÎKA HAYVANI KESMEK

 

Akîka, çocuk nîmetine karşılık, Allahü teâlâya şük-retmek için hayvan kesmektir. Akîka hayvanı, kurbanlık hayvan gibi olmalıdır. Akîka, çocukları belâlardan, hastalıklardan korur. Kıyâmette, anaya, babaya, şefâat ederler. Erkek çocuk için 2, kız çocuk için 1 akîka hayvanı kesilir. Kesilen akîkanın etinden, kesenin kendisi ve zengin fakir herkes yiyebilir, pişmiş veya çiğ olarak zengin fakir herkese verilebilir.

Sonra da kesilebilir. Her zaman kesilebilir. Kurban bayramında da kesilebilir. Resûlullah efendimizin nübüvvetten sonra, kendisi için akîka kestiği (Şir’a) da yazılıdır. Akîka kurbanı akîkanın adı olduğu için akîka kurbanı denilince kurbanda kesilmesi lâzım değildir. Akîkayı kesmeyip bedelini fakire tasadduk etmek, akîka yerine geçmez. Şefâat etsin diye ölmüş çocuk için, torun için, hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir.

 

GÜNÜN TARİHİ..........  TURGUT REİSİN VEFÂTI

 
23 Haziran 1565 tarihinde, büyük Türk denizcilerimizden Turgut Reis, şehîd düşmüştü. Barbaros Hayreddin Paşanın yanında yetişen ve onun güvendiği reislerden olan Turgut Reis, Preveze Savaşı’na katılmış, orada da başarı göstermiştir.
 
Turgut Reis, 21 Ağustos 1531’de Libya’nın Trablusgarb şehrini fethetti. Bu sûretle burada 41 yıl süren Hıristiyan hâkimiyeti son bulmuş oldu. Uzun yıllar orada Beylerbeyi olarak kalan Turgut Reis, vefâtına kadar Akdeniz’de yelken açıp, zaferden zafere koştu. 80 yaşında katıldığı Malta seferinde leventlerinin başında cenk ederken, başından aldığı yaradan dolayı 5 gün baygın yattıktan sonra şehîdlik mertebesine erişti.
 
23 Haziran 1565 tarihinde, büyük Türk denizcilerimizden Turgut Reis, şehîd düşmüştü. Barbaros Hayreddin Paşanın yanında yetişen ve onun güvendiği reislerden olan Turgut Reis, Preveze Savaşı’na katılmış, orada da başarı göstermiştir.
 
Turgut Reis, 21 Ağustos 1531’de Libya’nın Trablusgarb şehrini fethetti. Bu sûretle burada 41 yıl süren Hıristiyan hâkimiyeti son bulmuş oldu. Uzun yıllar orada Beylerbeyi olarak kalan Turgut Reis, vefâtına kadar Akdeniz’de yelken açıp, zaferden zafere koştu. 80 yaşında katıldığı Malta seferinde leventlerinin başında cenk ederken, başından aldığı yaradan dolayı 5 gün baygın yattıktan sonra şehîdlik mertebesine erişti.
 
 
23.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N