Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 29.06.2023 21:24
Günün yazısı
[24/6 00:00] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Bürde (ra)
Ebu Bürde, babası Ebu Musa el'Eş'ari (ra)' den naklediyor: 'Resulullah (sav): 'Cum'adaki icabet saati imamın minbere oturduğu anla, namazdan çıkması anına kadar geçen vakittir' dediğini işittim.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Müslim, Cum'a 16, (853), Ebu Davud, Salat 208, (1049)
Hadisin Açıklaması:
Cuma günündeki saat-i icabenin hangi vakitte olduğu hususunda ileri sürülen kırkı mütecaviz görüş içerisinde iki tanesinin en meşhur ve en makbul addedildiğini yukarıda kaydetmiş idik. Yukarıda kaydedilen iki hadis mezkur iki görüşün delillerini teşkil ederler. İbnu Hacer bu iki görüş haricinde kalanların ya bunlara muvafık olduğunu, yahut da isnadının zayıf olduğunu, yahut da görüş sahibinin, onu merfu hadise dayandırmadan şahsî içtihadına nisbet ettiğini belirtir. Ebû Said (radıyallahu anh)'ın bir rivayetinde, Aleyhissalâtu vesselâm, soru üzerine bu saat-i icabenin kendisine öğretildikten sonra unutturulduğunu söylemiştir. Şarihler sadedinde olduğumuz bu iki hadisle Ebû Said hadisi arasında tearuzdan bahsedilemeyeceğini belirtirler. 'Çünkü der Beyhakî, bu iki hadisin ravileri, o vakti, Aleyhissalâtu vesselâm'dan unutturulmazdan önce öğrenmiş olmaları mümkündür.'
Selef ulamâsı, ayrıca bu iki vakitten hangisinin müreccah olduğu hususunu da araştırmıştır. İmam Müslim: 'Ebû Musa hadisi, bu babtaki rivayetlerin en sahihidir' demiştir. Bayhakî, İbnu'l-Arabî, Kurtubî, Nevevî vs. pek çok alim bu görüşü tercih etmiştir.
Bir kısım alimler de Abdullah İbnu Selam'ın tercihini kabul etmiştir. Ahmed İbnu Hanbel, İbnu Abdi'l-Berr, Said İbnu Mansur, İshak İbnu Rahuye bunlardandır. İbnu Abdilberr, bu saat-ı icabeyi yakalama şansını kuvvetlendirmek için mezkur iki vaktin her ikisinde de dua hususunda gayret göstermek gerekir kanaatini beyan etmiştir. Buna muvafık olarak bazı alimler: 'Saat-i icabet bu iki vakitten birindedir. Bunlar birbirlerine muarız da değiller. Zîra Aleyhissalâtu vesselâm'ın, o iki sahabiden her birine, ayrı ayrı vakitlerde, mezkur irşadda bulunmuş olması ihtimalden uzak değildir' demiştir
[24/6 00:02] Ömer Tarık Yılmaz: 16 - Fıtrat Hasletleri Bâbı
620 - Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n Nâkıd ve Züheyr b. Harp toptan Süfyan'dan, rivâyet ettiler. Ebû Bekr dedi ki: Bize İbn Uyeyne, Zühri'den, o da Said b. el-Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen rivâyet etti: Şöyle buyurmuşlar:
«Fıtrat beştir; (yahut beş şey vardır ki, bunlar fıtrattandır): Sünnet olmak, kasıkları traş etmek, tırnak kesmek, koltuk altındaki kılları yolmak ve bıyıkları kısaltmak.»
621 - Bana Ebû't Tahir ile Harmeletü'bnü Yahya rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize İbn Vehb haber verdi.
(Dedi ki): Bana Yunus, İbn Şihab'dan, o da Said b. el-Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen haber verdi ki şöyle buyurmuşlar:
«Fıtrat beştir: Sünnet olmak, kasıkları traş etmek, bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek, koltuk altlarını yolmak.»
622 - Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybetü'bnü Said ikisi birden Ca'ferden rivâyet ettiler. Yahya dedi ki bize Ca'fer b. Süleyman, Ebû İmran el-Cevni den, o da Enes b. Malikten naklen haber verdi.
Dedi ki: Enes; Şunları söyledi.
Bıyık kısaltmak, tırnak kesmek, koltuk altlarını yolmak ve kasıkları tıraş etmek hususunda bunları kırk geceden fazla bırakmamamız bize müddet olarak tayin edildi.
623 - Bize Muhammed b. el-Müsenna rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yahya yani İbn Said rivâyet etti. H.
Bize İbn Nümeyr de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti. Her iki râvî Ubeydullah'tan, o da Nâfî'den o da İbn Ömer'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen rivâyet etmişler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Bıyıkları traş edin, sakalları uzatın.» buyurmuşlar.
624 - Bize bu hadisi Kuteybetü'bnü Said ve Malik b. Enes'ten, o da Ebû Bekr b. Nafî'den, o da babasından, o da İbn Ömer'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti ki. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bıyıkların tıraş edilmesini sakalında uzatılmasını emir buyurmuş.
625 - Bize Sehl b. Osman rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yezid b. Zürey', Ömer b. Muhammed’ den rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Nâfî', İbn Ömer'den naklen rivâyet etti. Dedi ki! Resûlüllah «Müşriklere muhalefet edin; bıyıkları kısaltın; sakalları uzatın.» buyurdular.
626 - Bana Ebû Bekr b. İshak rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Ebi Meryem haber verdi.
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi.
(Dedi ki): Bana Hurâka'nın azadlısı Alâ' b. Abdirrahman b. Ya'kub babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Ebû Hüreyre şöyle dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Bıyıkları kesin, sakalları salın, Mecusilere muhalefet edin.» buyurdular.
627 - Bize Kuteybetü'bnü Said ile Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ve Züheyr b. Harb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Vekî', Zekeriyya b. Ebi Zaide den, o da Mus'ab b. Şeybe'den , o da Talk b. Habîb'den , o da Abdullah b. Zübeyr'den, o da Âişe'den naklen rivâyet etti; Şöyle dedi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «On şey (vardır ki bunlar) fıtrattandır: Bıyığı kesmek, sakalı uzatmak, misvak tutunmak, buruna su çekmek, tırnak kesmek, parmak mafsallarını yıkamak, koltuk altını yolmak, kasıkları traş etmek ve suyla taharetlenmek.» buyurdular.
Zekeriya
Dedi ki: .«Mus'ab: Onuncuyu unuttum meğerki mazmaza ola dedi.»
Kuteybe: «Vekî' intikasu’l-ma' yanı istinca' dedi» ibaresini ziyade etmiştir.
628 - Bize bu hadisi Ebû Küreyb de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Ebi Zaide, babasından, o da Mus'ab b. Şeybe'den bu isnadda bu hadisin mislini haber verdi. Şu kadar varki o babasının; «onuncuyu unuttum» dediğini söylemiş.
[24/6 00:02] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Tarttığınız zaman tartınızı ağır yapın.'
Kütüb-i Sitte
[24/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: 83. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem aksıran kişiye 'Yerhamükellah' derdi.Nezleden dolayı ikinci veya üçüncü defa aksıran kişiye cevap vermez.'Bu nezle olmuş' buyururdu.(Buhari,Edep 165,Tirmizi Edep 1/4)
[24/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Sultan III. Ahmet’in Vefatı 1736
• Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Başkanlık Sistemindeki İlk Başkanı Oldu 2018
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[24/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“...O’nu (Rabbinizi) bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.”
A’raf 3
[24/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“İnsanlara acımayan kimseye Allah merhamet etmez.”
Müslim, Fedâil, 66
[24/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Sürdürülebilir Bir Dünya İçin: Yeşil İş
Çevresel bilinç düzeyinin gitgide artmasıyla birlikte sürdürülebilirlik kavramı da daha fazla önem kazanıyor. Sürdürülebilir bir dünya kapsamında ise yeni tabirler ve uygulamalar söz konusu oluyor. Bunlardan biri olan yeşil iş; yeşil ekonomi, yeşil istihdam gibi kavramları da beraberinde getiriyor.
Yeşil ekonomi, çevresel riskleri önemli oranda azaltan ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen bir ekonomiyi temsil ediyor. Yeşil ekonomi ile bir yandan çevre için ideal şartları oluşturmak diğer yandan da ekonomiyi canlandırmak amaçlanıyor.
Yeşil işler değerlendirilirken üç faktör göz önünde bulunduruluyor; verimlilik, uygunluk ve ürün ya da hizmetler. Bu açıdan bakıldığında yalnızca çevre değil insan refahı ve genel iş performansı da dikkate alınan konular oluyor. Atıkların azaltılması ve geri kazanım yöntemlerinin geliştirilmesi, kirlilik faktörlerinin mümkün olduğunca ortadan kaldırılması, sera gazı emisyonunun düşürülmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması, bütünüyle tüm dünyayı daha yaşanabilir kılmayı başarıyor.
Detaylar Kuveyt Türk Blog’da..
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[24/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: خَيْرُ الدُّعَاءِ دُعَاءُ يَوْمِ عَرَفَةَ. (ت)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “En hayırlı dua, Arefe günü yapılan duâdır.” (Sünen-i Tirmizî)
24 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[24/6 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: EN FAZİLETLİ GÜN, AREFE GÜNÜ
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
“Allâhü Teâlâ nezdinde Arefe gününden daha faziletli hiçbir gün yoktur. Arefe gününde, Allâhü Teâlâ, rahmeti ile dünya semâsına tecellî eder, gökteki meleklere karşı, yer halkı ile iftihar edip şöyle buyurur: ‘Kullarıma bakınız. Azâbımı görmedikleri hâlde uzak yoldan, terli ve toz toprak içerisinde, saçları dağınık bir vaziyette, rahmetimi ümit ederek bana geldiler. Kullarımın Cehennem azâbından kurtulup bağışlanmaları, en çok Arefe gününde olur.”
“Şeytan, Arefe gününden başka hiçbir günde daha zelîl, daha hakîr, daha küçük ve daha öfkeli görülmemiştir. Bunun sebebi, Arefe gününde Allâh’ın rahmetinin inmesi ve Allâh’ın, günahları bağışlamasıdır. Bir de Bedir Muhârebesi’nde böyle görülmüştür. Çünkü Şeytan o zaman, Cebrâîl aleyhisselâm’ı, (düşmana karşı) melekleri saf yaparken görmüştü.”
“Kim ki Arefe gününde Allah’tan, dünya ve âhirete ait bir ihtiyacını isterse, Hazret-i Allah, onu verir.”
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Arefe günü akşamı, ümmeti için dua ettiler. Allâhü Teâlâ, duasını kabul edip, “Zulmederek başkasının hakkını alanlar hariç bütün ümmetin affedildi. Muhakkak ben, mazlûmun hakkını zâlimden alırım.” buyurdu.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Yâ Rabbi! Dilersen mazluma Cennet’ini verir, zalimi de mağfiret edersin” diye ilticâ ettiler. Arefe akşamı buna cevap verilmedi. Sabah olunca Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), duasını Müzdelife’de tekrar ettiler. Orada, “İstediğin verildi” buyuruldu.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tebessüm buyurdular. Onun tebessüm ettiğini gören Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer (r. anhümâ) sebebini suâl ettiler. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem:
“Allâh’ın düşmanı İblis, duamın kabul edildiğini ve ümmetimin mağfiret olunduğunu öğrenince gayet perişan bir vaziyette yerden toprak alıp başına saçıyordu. Onu böyle görünce, tebessüm ettim.” buyurdular.
24 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[24/6 00:04] Ömer Tarık Yılmaz: Can vermenin vehminden, Azrail'in zahmetinden, / Şefkat olmasa senden, ne eylerim Allah'ım? / Can vermek işi zor, kolay eyle yâ Cebbar / Senden başka yok gam gideren, ne eylerim Allah'ım?[Ahmed Yesevî]
[24/6 00:04] Ömer Tarık Yılmaz: YALAN ve HİLE
Yalan, bir kimsenin gerçeğe aykırı söylediği asılsız sözdür.
Hile ise bir kimseyi yanlış bir kanaat uyandırarak veya mevcut bulunan hatalı fikrin devamını sağlayarak yanıltmaktır.
İslam’ın en çok önem verdiği ahlakî erdemlerin başında, doğ- ruluk ve dürüstlük gelir. Yalan ve hilekârlık dinimizin şiddetle yasak ettiği fenalıklardandır. Hz. Peygamber (s.a.s.), sattığı buğdayın ıslağını yığının altına gizleyen birini “Bizi aldatan bizden değildir” diyerek uyarmıştır (Buhârî, “İman”, 164).
Bir başka hadislerinde de “Yalan kötülüğe, kötülük cehennem’e götürür. İnsan yalancılık yapa yapa, nihayet Allah katında ya- lancılardan yazılır.” (Buhârî, “Edeb”, 69; Müslim, “Birr”, 103/105) bu- yurmuştur.
DİNÎ KAVRAMLAR
SÜNNET
Sözlükte “davranış, yol, gidi- şat, adet” gibi anlamlara gelen sünnet, Kur’an’dan sonra şer’î delillerin ikincisi olup, Hz. Pey- gamberin söz, fiil ve takrirleri (onayı ve karşı çıkmayışı)dir.
Kur’an–ı Kerim’de şöyle buy- rulmaktadır:
“Kim Peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş
olur.” (Nisa, 4/80)
ÖZLÜ SÖZ
Akıl maddeyi, kalp manayı keşfeder. (Muhammed İkbal)
[24/6 00:04] Ömer Tarık Yılmaz: A) YÜKÜMLÜLÜK ŞARTLARI
Hac ibadetiyle yükümlü olmak için genel olarak bütün yükümlülükler de öngörülen Müslümanlık, akıl ve bulûğ şartı yanında, ayrıca hac yapmaya bedenî ve malî imkânların yeterli olması da şarttır. Beden ve malî imkânın yeterli düzeyde bulunmasına literatürde, yapabilme, güç yetirebilme anlamında istitâat denilir.
Ayrıca kişinin hac ile yükümlü sayılabilmesi ve hac yükümlülüğünün zimmetinde borç olarak sabit olabilmesi için belirtilen dört şarta ilâve olarak, bu farîzayı yerine getirecek vakte erişmiş olması da gerekir. Belirtilen tüm şartları taşıdığı halde, bu tarihten itibaren haccı ifaya elverişli zaman bulamadan yani hac mevsimine erişemeden ölen kişi hac ile yükümlü olmadan ölmüş kabul edilir.
İstitâat, teknik ifadesiyle söylenecek olursa, haccın vücûb şartıdır. Hac, sadece Kâbe ve civarında belirli günlerde eda edilen bir ibadet olduğu için hac yükümlülüğü bedenî ve malî imkânların yeterli olması şartına bağlanmıştır. İslâm dini, diğer mükellefiyetlerde olduğu gibi, hac ibadetinde de mükellefin durumunu dikkate almış ve ona güç ve imkânlarının üzerinde bir yük yüklememiştir.
Hac yükümlülüğü için istitâatın şart olduğu konusunda mezhepler arasında görüş birliği olmakla beraber istitâatin ne anlama geldiği konusunda bir birlik yoktur. Mezhep imamları ve müntesipleri, âyette geçen istitâat kavramını farklı şekillerde anladıkları için aralarında, haccın yükümlülük ve eda şartlarının tesbitinde bazı farklılıklar doğmuş, bu bakımdan bir kısmının yükümlülük şartı olarak kabul ettiği bir şey diğerinde eda şartı olmuştur.
İstitâat denilen yapabilme güç ve imkânı, hac yolculuğuna çıkacak kişinin gidip dönünceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimlerini sosyal seviyelerine uygun olarak sağlayacak malî güce ve hac için yeterli zamana ve malî güce sahip olması anlamına gelmektedir.
B) EDA ŞARTLARI
Haccın edasının, yani hac yükümlüsü tarafından bizzat ifa edilmesinin farz olması için bulunması gereken şartlara 'haccın edasının şartları' denir. Bu şartlar genel hatlarıyla şunlardır:
a) Sağlıklı Olmak. Ebû Hanîfe ve Mâlik, sağlıklı olmayı hac yükümlüsü olmanın şartı olarak gördüklerinden bunlara göre sağlıklı olmayan kimseler hac yapmakla mükellef değildir; dolayısıyla yerlerine vekil göndermeleri de gerekmez.
Hanefî imamlardan Ebû Yûsuf ve Muhammed ile Şâfiî ve Hanbelî hukukçularına göre ise, yukarıda belirtilen yükümlülük şartlarının gerçekleşmesi halinde, fiilen haccetmeye engel teşkil eden bir hastalık veya sakatlığı bulunanlar, yerlerine vekil göndermeli veya bunu vasiyet etmelidirler. Fiilen hac etmeye engel hastalık ve sakatlıklar arasında, genel olarak, körlük, kötürümlük ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede hastalık veya yaşlılık durumları gösterilmiştir.
b) Yol Güvenliği. Hanefî ve Hanbelî mezheplerinde fetvaya esas olan görüşe göre yol güvenliğinin bulunması haccın edasının şartlarındandır. Mâlikî ve Şâfiîler ise, istitâat kavramına getirdikleri açıklama doğrultusunda, bunu yükümlülük şartları arasında saymışlardır.
c) Ârızî Bir Engelin Bulunmaması. Tutukluluk veya yurt dışına çıkma yasağı gibi yolculuğa çıkmayı engelleyen bir durumun hac mevsimine denk gelmesi halinde eda yükümlülüğü gerçekleşmez.
d) Kadınlara Özel İki Şart. Haccın edasıyla doğrudan ilgisi bulunmamakla birlikte, kadınlara ilişkin başka hükümlerin sonucu olarak söz konusu edilen iki şart daha bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi, kadınların tek başlarına uzun mesafeli yolculuklara çıkma yasağından kaynaklanan 'yanlarında eşlerinin veya bir mahremlerinin bulunması' şartıdır. Hanefî mezhebine göre, haccedebilmek için seferîlik hükümlerinin uygulanacağı bir mesafeyi katetmek durumunda olan kadınlar tek ba�
[24/6 00:05] Ömer Tarık Yılmaz: O (Rab) ki lütfuyla bizi asil oturulacak yurda (cennete) yerlestirdi Artik orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir (FATIR/35)
Eger insanlar büyüklük taslarlarsa (bilsinler ki) Rabbinin yaninda bulunan (melekler) hiç usanmadan, gece gündüz O'nu tesbih ederler (FUSSİLET/38)
Insan hayir istemekten usanmaz Fakat kendisine bir kötülük dokunursa hemen ümitsizlige düser, üzülüverir (FUSSİLET/49)
[24/6 00:05] Ömer Tarık Yılmaz: ÖLÜMÜ HATIRLAMAK
7275 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselâm ile birlikte idim. Ensardan bir zat gelerek Aleyhissalâtu vesselâm'a selam verdi. Sonra da: 'Ey Allah'ın Resülü! Mü'minlerin hangisi en faziletlidir?' diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Huyca en iyisidir!' buyurdular. Adam: 'Mü'minlerin hangisi en akıllıdır?' diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Ölümü en çok hatırlayandır ve ölümden sonra en iyi hazırlığı yapandır. İşte bunlar en akıllı kimselerdir' buyurdular.'
7276 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: 'Birinizin eceli bir yerde olduğu zaman ihtiyaç onu oraya sıçratır. Sonra kalan ömrünün sonuna varınca aziz ve celil olan Allah onun ruhunu orada alır. Kıyamet günü, o yer: 'Ey Rabbim! İşte bu, bana emanet ettiğin (cesed)dir!' der.'
7277 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: 'Ölü kabre konulur. Salih kişi, kabrinde korkusuz ve endişesiz oturtulur. Sonra kendisine: 'Hangi dinde idin?' denilir. 'İslâm dinindeydim' der. 'Şu adam nedir?' denilir. 'O, Allah'ın Resülü Muhammed'dir, bize Allah indinden açık deliller getirdi, biz de onu tasdik ettik' der. Ona: 'Allah'ı gördün mü?' denilir. O: 'Allah'ı görmek hiç kimseye mümkün ve muvafık değildir' der. Bu safhadan sonra cehenneme doğru bir delik açılır. Oraya bakar, ateş alevlerinin birbirini kırıp yok etmeye çalıştığını görür. Kendisine: 'Allah'ın seni koruduğu ateşe bak!' denilir. Sonra ona cennet cihetinden bir delik açılır ve onun güzelliklerine ve içinde bulunan (nimet)lere bakar. Kendisine: 'İşte senin makamın!' denilir ve yine ona: 'Sen bunlar hususunda yakîn (kesin iman) sahibi idin. Bu iman üzere öldün, bu iman üzere yeniden diriltileceksin inşaallah!' denilir.
Kötü adam da kabrinde korku ve endişe ile oturtulur. Kendisine: 'Hangi dinde idin?' diye sorulur. 'Bilmiyorum' diye cevap verir. Kendisine: 'Bu adam kimdir?' denilir. Halkı dinledim, bir şeyler söylüyorlardı, onu ben de söyledim' der. Ona cennet cihetinden bir delik açılır. Cennetin güzelliklerine, içinde bulunan nimetlerine bakar. Ona: 'Allah'ın senden uzaklaştırdığı şu cennete bak!' denilir. Sonra ona cehenneme doğru bir delik açılır. Oraya bakar. Alevlerin birbirini yeyip yoketmekte olduğunu görür. Ona: 'İşte makamın burasıdır. Sen cehennemin varlığı hususunda şekk (ve inkâr) içerisinde idin, bu şekk üzere öldün ve bu şekk üzere diriltileceksin inşaallah!' denilir.'
7278 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: '(Mü'min) ölü, kabre girdimi, güneş batışındaki haliyle ona temsil edilir. Bunun üzerine ölü oturup ellerini gözlerine sürer ve: 'Beni bırakınız namaz kılayım' der.'
7279 - Ebu Sa'îd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Sûrun iki sahibinin ellerinde iki boynuz bulunur. Ne zaman (üflemekle) emrolunacaklarını dikkatle gözleyip düşünürler.'
7280 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Yahudilerden bir adam Medine çarşısında: 'Hz. Musa'yı insanlar üzerine seçen Zât'a yemin olsun!'demişti. Ensardan bir zât elini kaldırıp herife bir tokat indirdi.
'Demek böyle dersin ha! Üstelik Resülullah aleyhissalatu vesselâm aramızda olduğu halde!' dedi. Durum Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a anlatıldı. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Aziz ve celil olan Allah buyurmuştur ki: 'Süra üfürülür ve Allah'ın dilediklerinden başka göklerde kim var, yerde kim varsa düşüp ölür. Sonra bir daha süra üflenir ve onlar kabirlerinden kalkıp bakışırlar' (Zümer 58). Ben, başını ilk kaldıran olacağım. Ben, arşın ayaklarından birini tutan Hz. Musa aleyhisselâm ile karşılaşırım. Bilemem, o başını benden öncemi kaldırdı, yoksa o, Allah'ın çarpılıp yıkılmaktan istisna tuttuklarından mıdır? Kim de: Ben Yün
[24/6 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kim: 'Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, Resûl olarak Hz. Muhammed'i seçtim (ve onlardan memnun kaldım)' derse cennet ona vâcip olur'.
Ebu Dâvud, Salât 361, (1529).
[24/6 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
[Bakara Sûresi.29]
[24/6 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: “Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da doğrudan sapmışların yoluna da değil!” (Fâtiha,1/6-7)
[24/6 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllı ve uyanık bir kimse isen, dünyaya gönül bağlama. Şeytan seni kandırıp dünyaya meylettirirse, seni emri altına almış demektir. Bundan sonra felaketten felakete sürüklenirsin de hiç haberin olmaz.[Ahmed Yesevî]
[24/6 00:07] Ömer Tarık Yılmaz: Orucu bozmayan şeyler nelerdir?
1. Oruçlu olduğunu unutarak; yemek ve içmek.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
'Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, (sakın) bozmasın. Çünkü onu, Allah yedirmiş, içirmiştir.'45
Unutarak yeyip içerken oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzını boşaltıp yıkar ve oruca devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya bir şey geçerse orucu bozulur. Bir kimse unutarak yiyen bir oruçluyu gördüğünde eğer güçlü kuvvetli olup oruca dayaniblen bir kişi ise, oruçlu olduğunu kendisine hatırlatır, zayıf ve güçsüz bir kişi ise hatırlatmaz.
2. Bir suya dalıp kulağına su kaçmak.
3. Kendi isteği olmayarak boğazına toz ve duman girmek.
4. Kendi isteği olmayarak kusmak.
5. Kendiliğinden içeriden gelen kusuntu yine kendiliğinden içeriye gitmek.
6. Uyurken ihtilâm olmak (yani uyurken cünüplük hali meydana gelmek.)
7. Dokunma ve öpme olmadan sadece bakmak veya düşünmek sebebiyle boşalmak.
8. Karısını sadece öpmek.
9. Geceleyin cünüp olduğu halde sabaha kadar yıkanmayıp gündüz yıkanmak.
10. Dişleri arasında sahur yemeğinden kalan nohut miktarından az olan kırıntıyı yutmak.
11. Ağzındaki tükrüğü yutmak. Ağzından dışarı çıkıp tamamen ayrılan tükrüğü tekrar yutmak orucu bozar.
12. Ağzına gelen balgamı yutmak.
13. Kafasından burnuna gelen akıntıyı içine çekip yutmak.
14. Ağzına aldığı (meselâ dişine koyduğu) ilâcın tadı boğazına varmak.
15. Erkeğin tenasül organına ilâç veya su akıtmak.
16. Göze ilâç damlatmak.
17. Kan aldırmak.
18. Gözlerine sürme çekmek.
Bu saydığımız şeylerin hiçbirisi orucu bozmaz.
[24/6 00:08] Ömer Tarık Yılmaz: Akl-ı Meâş
Yemek, içmek, evlenmek, helâl, haram demeden kazanmak ve eğlenmek gibi hep bedenin râhatını ve nefsin menfaatini düşünüp, âhireti düşünmeyen akıl; akl-ı meâdın zıddı. Akl-ı meâş, dünyânın geçici lezzetlerine bakarak, (büyüklenmek, kıskanmak, kendini beğenmek, kin ve düşmanlık gibi) hâlleri kalb hastalığı saymaz. Akl-ı meâş kısa görüşlüdür. Akl-ı meâşı, mala düşkün ve dünyâya bağlı olanlar beğenir. (İmâm-ı Rabbânî)
[24/6 00:08] Ömer Tarık Yılmaz: Akbay
T. Saygıdeğer, varlıklı, temiz kişi
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[24/6 00:09] Ömer Tarık Yılmaz: Mezhep nedir?
Mezhep sözlükte “gitmek, gidilen yer, yol” anlamına gelir. Terim olarak ise şöyle tanımlanmıştır: “Dinin inanç esaslarını veya ameli hükümlerini anlama ve yorumlama konusunda kendine özgü yaklaşımlara sahip düşünce bütünü, bu yaklaşımlar etrafında meydana gelen ekolleşme, ekolleşmelerin ürünü olan ilmi birikim.”
Mezhepler tarihi ilmi açısından “İslam mezhepleri” bu dinin tarihinde ortaya çıkan düşünce, inanç, fıkıh ve siyaset alanındaki zümreleşmeler olarak açıklanmış ve mezhep “İslam dininin anlaşılma, yorumlanma hatta bir çeşit düşünce ekolleri” olarak anılmıştır.
Mezhep asla bir din olmadığı gibi mezhep kurucusu kabul edilen imam veya müçtehit de hiçbir şekilde bir din koyucusu veya tebliğcisi değildir. Yüce Allah tarafından konulan ve Hz. Muhammed (s.a.s.) tarafından tebliğ edilen İslam dininin gerek inanç, gerekse fıkıh alanına giren meselelerini delilleriyle birlikte ele alıp bunlara ilişkin yorum ve çözümler getirme ihtiyacı karşısında, delillerden hüküm çıkarma yeterliliğine sahip bilginler birbirinden farklı görüşler ortaya koymuşlardır.
Genellikle fıkıh mezhepleri, kurucularının isimleri ile anılır. Hanefi mezhebi, Şafii mezhebi gibi. Akaid mezhepleri ise Havariç, Mu’tezile gibi belli topluluklara izafe edildiği gibi kurucusuna izafetle de anılmıştır: Matiridi, Eş’ari gibi.
[24/6 00:09] Ömer Tarık Yılmaz: 10.
وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَم۪يقٍۙ لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَت۪يقِ
“Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.
İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde[10] (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (Hac, 22/26-29)
[10] . İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre, bu belli günler Zilhicce’nin ilk on günüdür. Onuncu günü Kurban bayramının ilk günü olmaktadır.
[24/6 00:09] Ömer Tarık Yılmaz: 'Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.'
(İsrâ, 17/26-27)
http://www.duavesureler.com
[24/6 00:09] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kişinin gereksiz şeyleri terk etmesi, müslümanlığının güzelliğindendir.'
(Tirmizî, 'Zühd', 11; Muvatta, 'Hüsnü'l-Huluk', 1)
http://www.duavesureler.com
[24/6 00:10] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Senden cenneti ve ona ulaştıracak her türlü söz ve ameli nasip etmeni diliyorum. Cehennemden ve ona götürecek her türlü söz ve amelden de sana sığınıyorum.'
null
http://www.duavesureler.com
[24/6 00:10] Ömer Tarık Yılmaz: • 2. Balkan Savaşı’nın Başlaması (1913)
'Yaptığımız işlerin muhasebesini yapmalıyız. Kendi nefsimizi kandırmayalım. Allah (c.c) kalpleri biliyor. O’nun rızası olmayan işte hayır yoktur.' Gavs-ı Sânî [kuddise sırruhû]
Semerkand Takvimi
[24/6 00:10] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hastalık
İmam Gazâlî [rahmetullahi aleyh] Kimyâ-yı Saâdet’te şöyle der: Kalbe hâkim olan makam ve itibar sevgisi tedaviye muhtaç bir hastalıktır. Zira makam ve itibar sevgisi; ikiyüzlülüğe, bozgunculuğa, yalana, gerçeği gizlemeye, düşmanlığa, hasede ve abartıya sebep olur. Tıpkı mal sevgisi gibi... Hatta mal sevgisinden daha zararlıdır.
O halde bir kimse mal ve itibarı maneviyatının selâmetine lazım olacak kadar kazanıp, bundan fazlasını istemezse kusurlu değildir. Çünkü bu kişi gerçekte mal ve itibar değil, belki maneviyat yolunda ilerlemek için kalp rahatlığı istemiş olur.
Fakat bazı kimseler itibarın kendisini severler. Bütün aklını fikrini insanlardan yana çevirirler. Kendisine nasıl bakıyorlar, hakkında ne söylüyorlar, nasıl olduğuna inanıyorlar diye düşünür. Ne iş yapsa, kalbi insanlar ne der diye düşünmekle meşgul olur. İşte bu kimseye bu hastalığın tedavisi farz olur.
Hz. Osman [radıyallahu anh] Buyurdu
Ecel gelip çatmadan yapabileceğiniz iyiliği hemen yapınız.
Semerkand Takvimi
[24/6 00:10] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.'
(İsrâ, 17/26-27)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=nFNDVPG9RqU=
[24/6 00:10] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Yaratılışımı güzelleştirdiğin gibi ahlakımı da güzelleştir.”
(Ahmed b.Hanbel, Müsned, I, 403)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=nFNDVPG9RqU=
[24/6 00:10] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Ey Rabbim! Bana hikmet ver ve beni sâlihler arasına dâhil et.'
(Şu’arâ, 26/83)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=nFNDVPG9RqU=
[24/6 00:11] Ömer Tarık Yılmaz: Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on salât getirir ve on günahını affeder; on derece yükseltir. Hadis-i Şerif
[24/6 00:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
(Tegâbün, 64/12)
[24/6 00:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Allahım! hükmettiğin şeylerin şerrinden beni koru, şüphesiz hükmü Sen veriyorsun, Sana karşı hüküm verilemez. Şüphesiz ki Senin dost edindiğin kimseler rezil olmaz. Sen, eksikliklerden münezzehsin ve şanı yüce olansın.
(Ibn Hibban)
[24/6 00:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allahım! Bağışlanmadık günahımızı, giderilmedik üzüntümüzü, aşılmadık sıkıntımızı, ödenmedik borcumuzu, şifaya kavuşmamış hastamızı, rahmetineulaşamamış geçmişimizi, hidayete erdirilmemiş yolunu şaşırmışımızı, derdine çare bulunamamış dertlimizi bırakma.
[24/6 00:11] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Muahhir
Geriye bırakan
[24/6 00:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
İyiliksever Kadın
Bir vakit, ard arda birkaç yıl kıtlık basmıştı. Bu öylesine görülmedik bir kıtlıktı ki çoğu aileler bir kuru ekmeğe bile hasret çekiyorlardı.
işte o sıralarda bir kadın bir gün evinde, tam bir iki lokmalık kuru ekmeğini ağzına atacağı esnada muhtaç birisi kapısını çalar. !! Ne olursunuz” der. “Açlıktan ölüyorum, bana Allah rızası için bir lokma ekmek.”
En azından bir lokma ekmek diye kapısını çalan muhtaç kimse kadar aç olan iyiliksever kadın, lokmayı tutan elini ağzından geri çevirir ve buyurunuz diyerek kapısını çalana ikram eder.
İyiliksever kadın, yanında küçük çocuğu olduğu halde bu olaydan birkaç gün sonra evinden yakmak için vadiye çalı- çırpı toplamaya çıkar. Fakat başına müthiş bir bela gelir. Sevgili yavrusunu bir kurt kapıp hızla kaçmaya koyulmuştur. Talihsiz kadıncağız acı bir çığlık basarak kurdun ardından koşmaya başlar. Güya kurdu yakalayıp canından çok sevdiği evladını kurtaracaktır. Fakat yakalasa bile kurdun ağzından yavrusunu kurtarması imkansızdır.
Kadıncağız, hızla koşmaktan ve yırtınırcasına ağlamaktan dermanı kesilerek külçe halinde yere yığıldığı sırada, sınırsız kudretiyle her şeyi yapmaya kadir olan yüce Allah (c.c.) Cebrail vasıtasıyla birden onun imdadına yetişiverir. Cebrail (a.s.) hemen kurdun ağzından neye uğradığını anlamayan çocuğu kurtarır ve anasının yanına getirir. Kadın ayılınca da çocuğu kendisine teslim eder. Ve Allah (c.c.) adına şöyle der: “Ey iyiliksever kadın! Evladını kurtarmam dan hoşnut musun? Bu sana, verdiğin bir lokma kuru ekmeğe karşılık, Allah’ın bahşettiği bir lokma derecesinde küçük bir iyiliktir.”
[24/6 00:12] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır.
رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا ﴿١٠﴾
(Kehf 10)
Rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşedâ(raşeden).
[24/6 00:12] Ömer Tarık Yılmaz: Hasta olan Müslüman kardeşini ziyarete giden kimse, onun yanında oturuncaya kadar (âdeta) cennet meyveleri içinde yürümüş olur. Oturduğu zaman onu rahmet kaplar. Eğer ziyareti sabahleyin olursa akşama kadar yetmiş bin melek onun için dua ve istiğfar eder. Ziyareti akşam olursa sabaha kadar yetmiş bin melek onun için dua ve istiğfar eder.
(İbn Mâce, Cenâiz, 2)
[24/6 00:12] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH....... İNGİLİZ TACINDAKİ TÜRK İNCİSİ
1952 yılından beri İngiltere Kraliçesi olarak anılan II.Elizabeth yayınladığı mektupta kendisinden sonra yerine geçecek olan oğlu Prens Charles hakkında ayrıntılara yer verdi. Gözler Prens Charles'ın eşi Camilla'nın takacağı kraliçe tacına kaydı. Kraliçe'nin göz alıcı Koh-i Noor elması ile süslü tacındaki Sultan Abdulmecid Hân detayı ise herkesi şaşırttı.
Prenses Diana ve Prens Charles'ın evliliğinde büyük bir problem olan ve; “Yuva yıkan kadın” olarak tanınan Camilla'nın tacı ise herkes tarafından merak konusu hâline geldi. Kraliçe'nin Koh-i Noor elmasıyla kaplı tacı Prens Charles kral olduktan sonra Camilla'ya âit olacak. Ancak taçda dikkat çeken şu detay var. Göz kamaştıran taçtaki elmas, Kraliçe Victoria'nın 1856'da Kırım Savaşı sırasında İngiliz desteğine teşekkür olarak, Sultan Abdülmecid Hân tarafından verilmişti. İngiltere Kraliçesi için 1937 yılında tasarlanan taçtaki paha biçilemez elmasın 105 karat olduğu biliniyor.
FIKRA........ OLDUKÇA TEHLİKELİ
Bir röportaj için akıl hastanesine giden bayan gazeteci, başhekimle odaları dolaşıyordu. Kendilerine ters ters bakan bir kadın gördü. Ve merakla doktora sordu:
- Şu bize dik dik bakan kadın çok tehlikeli olmalı. Bize bakışından belli?
- Oldukça tehlikeli.
- Peki, neden böyle serbest bırakıyorsunuz? Kapasanız.
- Kapayamam. Çünkü o hasta değil bizim hanım.
ZEKÂ BULMACASI............
Otomobilinizin arka koltuğunda oğlunuz oturuyor. Elinde gaz dolu bir balon var. Çocuk balonu tutuyor ve tavana değmiyor. Bütün camlar kapalı. Sola dönüş yapıyorsunuz. Balon sola mı, sağa mı gider, ortada mı kalır, başka bir hareket mi yapar? (Cevabı yarın)
24.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[24/6 00:12] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ali (ra)
Dünya arkasını dönmüş gidiyor, ahiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler ahiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok.' [Rezin tahric etmiştik. Buhari, muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir. (Rikak 4)]
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Rezin
Hadisin Açıklaması:
1- Rivâyette geçen 'Dünya arkasını dönmüş gidiyor...' cümlesi, Hz. Ali tarafından hem mevkuf (kendi sözü) hem de merfû (Resûlullah'ın sözü) olarak rivâyet edilmiştir. Hilye'de gelen vechi daha uzundur: 'Sizin için en ziyâde korktuğum şey hevaya uymanız ve tûl-i emele düşmenizdir. Hevaya uymak Hakk'ın yolunu keser, tûl-i emel ise âhireti unutturur. Haberiniz olsun! Dünya arkasını dönerek gidiyor...'
Hadisin merfu olan bir vechinde bazı farklılıklar yer alır. Meselâ: 'Hevaya uymak, kalplerinizi Hakk'tan çevirir, tûl-i emel de himmetlerinizi dünyaya çevirir.'
Bazı hükema, Hz. Ali'nin sözünden bilistifâde şöyle demiştir:
اَلدُّنْيَا مُدْبِرَةٌ وَاŒخِرَةُ مُقْبِلَةٌ فَعَجَبٌ لِمَنْ يُقْبِلْ عَلى الْمُدْبِرَةِ وَيُدْبِرُ عَلى الْمُقْبِلَةِ
'Dünya arkasını dönmüş gidiyor âhiret yönelmiş geliyor. Arkasını dönene yönelip, yönelene sırt çevirene şaşmalı!'
Tûl-i emel denilen dünyada hiç ölmeyecek düşüncesine kapılmayı zemmeden merfû hadislerden birini daha yeri gelmişken kaydedelim:
اَرْبَعَةٌ مِنَ الشَّقَاءِ: جُمُودُ الْعَيْنِ وَقَسْوَةُ الْقَلْبِ وَطُولُ ا‘مَلِ وَالْحِرْصُ عَلى الدُّنْيَا
'Dört şey şekâvet (hüsran) alâmetidir: 'Gözün kuruması (günahlarına ağlamamak), kalbin katılaşması, tûl-i emel (dünyada hiç ölmeyecek gibi plânlar yapmak), dünyaya karşı hırs.'
Abdullah İbnu Amr, Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)'dan nakleder: 'Bu ümmetin başlangıcındaki salâh, dünyadan kaçınmak ve yakînden ileri gelmiştir. Sonuncularının helâki de cimrilik ve emelden ileri gelecektir.'
Ulemâ, tûl-i emel'den ibâdete karşı tembellik, tevbeyi hep gerilere bırakmak, dünyaya rağbet, âhireti unutmak, kalbte katılık.. gibi mânevi marazların hâsıl olacağını söylemiştir. 'Halbuki derler, kalbteki rikkat ve saflık ölümü, kabri, sevabı, ikabı, kıyâmetin korkunç hallerini hatırlamakla hâsıl olur. Nitekim âyeti kerîme'de: فَطَالَ عَلَيْهِمُ اَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ '....üzerlerinden uzun zaman geçti kalpleri katılaştı' (Hadîd 16) buyurulmuştur. Bazı âlimler: 'Kimin emeli kısa olursa kaygısı az olur, kalbi nurlanır, çünkü ölümü hatırlarsa taat hususunda gayrete gelir, kaygısı azalır ve aza razı olur.'
Muhammed İbnu Ebî Bekr der ki: 'Emel halk için mezmûmdur, fakat âlimler için değil. Zîra ulemâ emel sâhibi olmazsa yazma ve te'lif etme işleri durur.' Bazıları da şunu demiştir: 'Emel, bütün âdemoğlunda fıtrî bir duygudur.' Nitekim hadiste de: َ يَزَالُ قَلْبُ الْكَبِيرِ شَابّاً في اِثْنَيْنِ: حُبُّ الدُّنْيَا وَطُولُ اَمَلِ 'İnsan yaşlandıkça iki duygu genç kalır: Dünya sevgisi ve tûl-i emel.'
İbnu Hacer der ki: 'Emelde latîf bir sır var. Zîra, emel olmazsa kimse yaşamaktan zevk almaz, dünyevî işlerden hiçbirine başlamaktan nefsi hoşlanmaz. (Öyle ise bu meselede ondan vazgeçilemez.) Kötü olan, tûl-i emele kendimizi bırakıvermek, âhiret hazırlığını terketmektir. Şu halde bu dereceye düşmeyen kimseden tûl-i emeli izâlesi istenmemelidir.'
Hadisleri ve yorumlarını nazar-ı dikkate alırsak şöyle bir sonuca varabiliriz: İnsanda mutlak bırakılmış, fıtrî ve vazgeçilmez duygulardan biri de dünya sevgisidir, buna tûl-i emel de den
[24/6 00:13] Ömer Tarık Yılmaz: Kim tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner. (Furkân, 25/71)
[24/6 00:13] Ömer Tarık Yılmaz: De ki: “Yeryüzünde dolaşınız da bakınız ki Allah yaratmaya nasıl başlamıştır? İşte Allah, aynı şekilde sonraki yaratmayı da yapacaktır. Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Ankebut suresi 29: 20)
[24/6 00:13] Ömer Tarık Yılmaz: Şüphesiz kul, hayırlı bir iş yaparak Allah katında bir dereceye ulaşamazsa, Allah onun malına veya çocuklarına bir musibet vererek onu imtihan eder. Onu daha önce kavuşamadığı dereceye varıncaya kadar bu musibete sabrettirir Ravi: Ebu Davud, Cenaiz 1
[24/6 00:48] Ömer Tarık Yılmaz: Hiçbir kimse, el emeği ve (helal) kazancından daha hayırlı bir yemek yememiştir. Ravi: Sahih-i Buhari
[24/6 00:49] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: 'Allah, satıştaki müsamahayı, satın alıştaki müsamahayı, ödemedeki müsamahayı sever'
Kaynak : Tirmizi, Büyu 75 (1319)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[24/6 00:49] Ömer Tarık Yılmaz: 430- وعن جابرٍ
قال : قال رسولُ الله
: مَثَلُ الصَّلَوَاتِ الخَمسِ, كَمَثَلِ نَهَرٍ جَارٍ غَمْرٍ عَلى بَابِ أَحَدِكُمْ, يَغْتَسِلُ مِنْهُ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ مَرَّاتٍ .
430: Cabir (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünde akmakta olan ve her gün beş kere içine girip yıkandığı suyu bol ırmak gibidir.” (Müslim, Mesacid 284)
431- وعنِ ابنِ عباسٍ رضي الله عنهما قال : سَمِعْتُ رسولَ الله
يقولُ: مَا مِنْ رَجُلٍ مُسلِمٍ يَمُوتُ فَيَقُومُ عَلى جنَازَتِهِ أَربَعُونَ رَجُلا لا يُشْرِكُونَ بالله شَيْئا إلا شَفَّعَهُمُ الله فيهِ .
431: İbni Abbas (Allah Onlardan razı olsun), Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle derken işittim demiştir: “Hangi müslümanın cenazesinde Allah’a şirk koşmamış kırk kişi hazır bulunur, cenaze namazını kılarsa Allah onların o ölü hakkındaki şefaatlerini mutlaka kabul eder.” (Müslim, Cenaiz 59)
432- وعن ابنِ مسعودٍ
قال : كُنَّا مَعَ رسولِ الله
، في قُبَّةٍ نَحواً مِنْ أَرْبَعِينَ رجلا فقال : أَتَرضَونَ أن تكُونُوا رُبُعَ أَهْلِ الجَنَّةِ؟ قُلْنَا: نَعَمْ، قال : أَتَرضَوْنَ أن تكونوا ثُلُثَ أهلِ الجنَّةِ؟ قلنا: نَعَمْ، قال : وَالَّذِي نَفسُ مُحَمَّد بِيَدهِ إني لأرجو أن تكُونُوا نصفَ أَهْلِ الجَنَّةِ، وَذلِكَ أن الجنَّةَ لا يَدْخُلُهَا إلا نَفْسٌ مَسْلِمَةٌ، وَمَا أنتم في أهْلِ الشِّرِكِ إلا كَالشَّعَرَةِ البَيْضَاءِ في جِلْدِ الثَّوْرِ الأسودِ، أَوْ كَالشعَرَةِ السَّوْدَاءِ في جِلْدِ الثَّوْرِ الأحْمَرِ .
432: İbni Mes’ud (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir defasında kırk kadar kişi Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’le birlikte bir çadır içerisindeydik. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bize: “Cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız?” diye sordu. –Evet, dedik. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bu sefer: “Cennetliklerin üçte biri olmaya razı mısınız?” diye sordu. Biz yine evet, dedik. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki ben sizin cennetliklerin yarısı olacağınızı umarım. Çünkü cennete müslüman olmayan kimse giremez. Halbuki siz diğer müşrik millet ve toplumlara nispetle siyah öküzün derisindeki beyaz kıl veya beyaz öküzün üzerindeki siyah beneğe benzersiniz.” (Buhari, Rikak 45, Müslim, İman 377)
433- وعن أبي موسى الأشعري
قال : قال رسولُ الله
: إذا كان يَوْمُ القِيَامَةِ دَفَعَ الله إلَى كُلِّ مُسْلِمٍ يَهُودِيًّا أَوْ نَصْرَانيًّا فَيَقُولُ : هذَا فِكَاكُكَ مِنَ النَّارِ .
وفي روايةٍ: عنهُ، عن النبيِّ
قال : يَجِيءُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ نَاسٌ مِنَ المُسْلِمِينَ بِذُنُوبٍ أَمْثَالِ الجِبَالِ يَغْفِرُهَا الله لَهُم .
[24/6 01:04] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı.'
-Araf Suresi, 141
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[24/6 01:04] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3609]
Rebi' Bintu Mu'arrız radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı, (bu esnada) elini kulaklarının hücresine soktu.'
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (131).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[24/6 01:05] Ömer Tarık Yılmaz: Aralarında hüküm vermek için Allah'a (Kur'an'a) ve Resülüne davet edildiklerinde, mü'minlerin söyleyeceği söz ancak, 'işittik ve iman ettik' demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. - Nûr - 51. Ayet
[24/6 01:05] Ömer Tarık Yılmaz: Zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur. - Buhârî, Rikak, 15
[24/6 01:05] Ömer Tarık Yılmaz: “Yeminlerinizden dolayı Allah’ı, iyilik etmeye, kötülükten sakınmaya ve insanların arasını düzeltmeye engel kılmayın. Allah her şeyi işitir ve bilir.” - Bakara, 2/224
[24/6 01:05] Ömer Tarık Yılmaz: İslam ile yeni tanışan, zekât verilmek sûretiyle İslam’a ısındırılmaya çalışılan (müellefe-i kulûb) kişiler içerisinde yer alan Hakîm b. Hızâm, kendisine mal verilmesini talep etmiş, Resûlullah da onun bu dileğini yerine getirmişti. Fakat Hakîm, verilen develerle yetinmeyerek talebini birkaç defa tekrarlamış, sonunda Hz. Peygamberin şu uyarısına muhatap olmuştu: “Ey Hakîm! Bu dünya malı göz alıcı ve tatlıdır. Kim bu mala cömert bir gönülle sahip olursa, kendisi için malı bereketlenir. Ama kim de hırs ve tamahla dolu bir kalple bu malı arzularsa, onun için malın bereketi kaçar.” (Buhârî, Zekât, 50). Bu uyarının etkisini ömür boyunca üzerinden atamayan Hakîm, “Ya Rasûlallah! Seni hak dinle gönderen Allah’a yemin ederim ki bundan sonra ölene kadar kimseden hiçbir şey almayacağım.” diye yemin etti. Hz. Peygamberin vefatından sonra kendisine Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer tarafından verilmek istenenleri de kabul etmedi (Buhârî, Farzu’l-humus, 19). - HAKÎM B. HIZÂM
[24/6 01:05] Ömer Tarık Yılmaz: ve Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'
İşte bu ayet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter.
22- İtaat: Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir. Yüce Allah'ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır. İnsanın mutluluğu da bu taata bağlıdır. Bunun karşıtı isyandır. Yüce Allah'ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkar ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur. Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:
Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
'Allah'a itaat ediniz; Allah'ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz.'
23- İtimad: Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak demektir. Halkın güvenini kazanmak bir başarı eseridir. İktisadî ve içtimaî hayatın devamı itimadın varlığına bağlıdır. Onun için insan, güzel ve doğru hareketleriyle herkesin güvenini kazanmaya çalışmalıdır. İtimada aykırı olan şey, hiyanettir, işi kötüye kullanmaktır ki, bunun sonucu pek korkunçtur.
24- İktisad: Her işte denge üzerinde bulunmaktır. Gereğinden fazla veya noksan harcama yapmaktan kaçınmaktır. İnsan iktisada uyma sayesinde rahat yaşar, hadis-i şerîfde buyurulmuştur:
'İktisad üzere bulunan fakir olmaz.'
İktisadın karşıtı israf dır, aşırı gitmektir. İsra
[24/6 01:08] Ömer Tarık Yılmaz: dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercemesi şu şekillerden biri olması gerekir:
1- Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)
2- Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)
3- Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması )
4- Rahmân Rahim olan Allah adına.
Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki 'olan' sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü 'olmak' fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. Olan yerine bulunan kelimesini de bağlaç olarak kullanmak iyi olmuyor. Bundan dolayı bu bağlacın düşürülmesi ile;
5- 'Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;
6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile' demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;
7- Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;
8- Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir. Bunu 'Allah, rahmân, rahim ismi ile' şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile denilmemesi bu şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat 'i'si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.
O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak terceme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her müslümanın ve her Türk'ün çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan besmeleyi bir 'ile' veya 'adıyla' ifade tarzı hatırı için terceme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve bu gibi açıklamalar ve tefsirlerle de mânâsını düşünmeye çalışmak kaçınılmaz bir iştir. Bundan dolayı her şeyin anahtarı ve bir tevhid (Allah'ın birliğinin) âyeti olan ' ' kıymetli ve ahenkli sözünü, Allah'ın birliğine inanan kimseyi müşrik durumuna düşürecek olan mânâsını
andıran 'esirgeyici bağışlayıcı tanrı adıyla' gibi beğenilmeyen tercemelerle bozmaya özenmekten sakınmaya mecburuz.
BESMELE'NİN YÜCE TEFSİRİ: Anladık ki besmeledeki kelimelerin sıralanışında en fazla etkili olan nokta baştaki ' = bâ' harfidir. 'Ba' harfi sayesinde biz Allah'ın ismine ulaşırız. Bütün varlıkların ve varlıkların gelişmesinin ilk başlangıç noktası ve tek isteği olan 'Allah-i rahmân-ı rahîm'in ismini; kalbimizde niyet ettiğimiz ve henüz meydana gelmesini görmediğimiz, yapmayı kasdettiğimiz işimize bağlayarak kelimeleri kısa, mânâsı dünyayı kaplayan bir özlü söz söyleyebilmemize vesile olan ancak bu ' = bâ'dır. İşimizde istediğimizi yapmakta ne kadar serbest olursak olalım, yaptığımız şeylerin tam sebebi olmadığımız bir gerçektir. Çünkü bizim isteklerimiz, varlık zincirinin kesin bir ilk sınırı değildir, onun akışı içinde bir değişme anıdır. Ve bunun için biz bütün iradelerimizin istek ve dileklerimizin aksamadan ve sıkıntısız meydana geldiğini görmüyoruz. Demek ki başarılarımız, herşeyin ilk sebeb
[24/6 01:14] Ömer Tarık Yılmaz: PİYASAYA NARH KONAMAZ
6635 - Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam zamanında fiyatlar artmıştı. Halk müracaat ederek: 'Ey Allah'ın Resulü fiyatları siz düzenleseniz!' dedi. Aleyhissalatu vesselam şu cevabı verdi: 'Ben, sizden kimsenin kendisine yaptığım bir zulmü talep etmez olduğu halde aranızdan ayrılmayı diliyorum '
ALIŞ-VERİŞTE MÜSAMAHA
6636 - Osman İbnu Affan radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Gerek satıcı ve gerekse alıcı iken kolaylık gösteren kimseyi Allah cennete koydu.'
PAZARLIK
6637 - Kayle Ümmü Beni Emmar radıyallahu anha anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın yaptığı umrelerden biri
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N