Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 11.07.2023 10:28
Günün yazısı
[26.12.2022 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihi Göğceli Camii (Çivisiz Camii)
Samsun İli, Çarşamba İlçesine bağlı Göğceli Mezarlığı içinde yer alan camii Anadolu ahşap mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. 1206 yılında yapılan camiinin giriş revakları 1335 yılında onarım geçirmiştir. Yapının kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir.
Tek katlı yapının üst üste yığma tekniğiyle yapılmış duvarlarını tek parça kalaslar oluşturur. Duvarlarda, direklerde, direk başlarında, kirişlerde, merteklerde, mahya ışığı gibi yapının birçok yerinde karaağaç, dış budak, kestane gibi ağaçlar kullanılmıştır. Duvarlarda tek parça olarak kullanılan kalaslar yaklaşık 15 - 18 cm kalınlığında. 50 - 70 cm eninde ve yaklaşık 12,60 ve 20 m uzunluğundadır. Ahşap yapı taşınabilir özelliğe sahiptir. Alttaki derinlik yapının hava almasını, nemi ve çürümeyi önlemek için açılmıştır.
Yapıda dövme demir çivi, direk başlarının kirişlere bağlantısında ve harim kısmında revak bölümlerine doğru uzanan merteklere yapılan eklerde kullanılmıştır. Kuzey kısmı hafif dönel olan çatı, üç omuzlu bir çatıdır. Çatının taşıyıcıları ahşap duvarlar ve dikmelerdir. Harim kısmında çatı direklerle (6 direk) desteklenmiştir.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[26.12.2022 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
(Ankebut 62)
[26.12.2022 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: null
Yeryüzü (toprak) benim için mescit ve temiz kılınmıştır. Ümmetimden kim nerede namaz vaktine ulaşırsa hemen orada namazını kılabilir.
Nesâî, Mesâcid, 42
[26.12.2022 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: KUTSAL KİTAPLAR
İmanın şartlarından biri de Allah’ın gönderdiği kitaplara inan- maktır. Kendisine kitap gönderilen peygamberler Allah’tan aldıkları emirleri aynen tebliğ etmişlerdir. Bu kitaplarda, Allah’ın emir ve yasakları, eski kavimlerin davranışları, ahlak kuralları, beşeri ilişkiler gibi çok sayıda ve oldukça önemli ka- ideler yer almıştır. Allah tarafından gönderilen 4 büyük kitap ve peygamberleri şunlardır:
Tevrat, Musa (a.s.)’a; Zebur, Dâvûd (a.s.)’a; İncil, İsa (a.s.)’a; Kur’an, Muhammed (s.a.s.)’a, gönderilmiştir. Ayrıca sayfalar adı verilen birtakım ilahi emir ve yasaklar manzumesi de var- dır ki bunlardan 10 sayfa Âdem (a.s.)’a, 50 sayfa Şit (a.s.)’a, 30 sayfa İdris (a.s.)’a, 10 sayfa İbrahim (a.s.)’a gönderilmiştir. Bu gün bu sayfalardan hiçbiri mevcut değildir. Bizim kitabımız Kur’an ise, en son kitap olup, tahrif edilmeden günümüze ka- dar ulaşmıştır.
DİNÎ KAVRAMLAR
HEDY
Sözlükte hediye etmek, göndermek, yol göstermek, izinden gitmek anlamla- rına gelen hedy, bir hac terimi olarak, hac ve umre sırasında Harem’de kesi- len kurbanlık hayvanlar, Kâ’be’ye ve Harem bölge- sinde hediye olmak üzere kesilen kurban demektir (Bakara, 2/196; Mâide, 5/2, 95, 97; Fetih, 48/25).
ÖZLÜ SÖZ
Bilmediğin şeyi sor. Sorma zilleti bilme şerefine giden yoldur. (Sadi Şirazî)
[26.12.2022 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللهُ تَعَالَى: يَهْدِي بِهِ اللهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ. (سورة المائدة، 16)
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu (meâlen): “Allâhü Teâlâ, rızâsına tâbi olan kimseleri o nur ile selâmet yollarına hidâyet eder. Ve onları, izni (irâde ve kudreti) ile zulmetlerden (karanlıklardan) nûra çıkarıverir ve onları dosdoğru bir yola hidâyet eder.” (Mâide Sûresi, âyet 16)
26 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[26.12.2022 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBERİMİZİN İSLÂM DİNİNE ÂŞİKÂRE DAVETİ -2
Ebû Tâlib her ne kadar imana gelmemiş ise de Resûl-i Ekrem’i (s.a.v.) öz evladından fazla sever, her şekilde himâyesine itina ederdi. Resûl-i Ekrem’in öyle mahzûn olarak kalkıp gitmesi, Ebû Tâlib’e pek tesir ettiğinden hemen arkasından çağırdı ve “Sen vazifeni yap. Ben sağ oldukça onlar sana bir şey yapamazlar.” diyerek teminat verdi ve bu manada birkaç beyit söyledi. Gerçekten Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) himayesi husûsunda da sebât gösterdi.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), peyderpey (birbiri ardınca ve tedrîcen) nâzil olan âyet-i kerîmeleri okuyarak halkı hak dine davet ettikçe, diğer amcası Ebû Leheb arkasından dolaşır ve “Muhammed, sizi ata ve dedelerinizin dininden döndürmek ister. Sakın aldanmayınız ve onun sözüne inanmayınız.” derdi. Ebû Leheb’in zevcesi Ümmü Cemîl de kocası gibi eliyle ve diliyle Resûl-i Ekrem’e (s.a.v.) eziyet verirdi. Hattâ dikenler toplayıp gece Resûl-i Ekrem’in geçeceği yollar üzerine saçardı.
Şuarâ Sûresi’nin, “Pek yakın akrabanı Allâh’ın azâbı ile korkut” meâlindeki 214. âyet-i kerîmesi nâzil olunca Resûl-i Ekrem (s.a.v.), hemen Harem-i Şerîf’e gitti ve Safâ Tepesi üzerine çıkıp kavmini davet etti.
Hâşimoğullarının hepsi gelip Resûl-i Ekrem’i dinlemek için orada toplandılar. Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem: “Eğer, şu dağın ardında bir düşman var, sizin mallarınızı yağma etmek için gelmiş, desem inanır mıydınız?” diye sordu. Hepsi “Evet” dediler.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), “Öyle ise ben sizi önünüzdeki kıyamet gününün azâbıyla korkutmaya memurum. İman ediniz.” buyurdu. Başta, amcası Ebû Leheb kızdı ve “Bizi bu söz için mi çağırdın?” diye çıkıştı. Bunun üzerine Tebbet Sûresi nâzil oldu.
Daveti kabul etmeyen müşrikler, fırsat buldukça Peygamber Efendimizi (s.a.v.) incittiler. Lâkin amcası Ebû Tâlib’in himâyesinde olduğundan başka bir şey yapamadılar. Ebûbekir (r.a.) Hazretlerinin aşireti kalabalık olduğundan ona da bir şey diyemediler. Ama diğer müminlere türlü eziyetler ettiler ve onları İslâm dininden döndürmeye çalıştılar.
26 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[26.12.2022 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: İstişare
İstişare, herhangi bir konuda en doğru metot ve çözüme ulaşmak, en uygun kararı almak için bilgisine, uzmanlığına, ahlâkına güvenilen kişi veya kişilerle görüş alışverişinde bulunmak demektir. Âl-i İmran suresinin 159. ayetinde Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi vesellem) hitaben, '(Etrafında toplanıp sana tabi olanlarla) istişare et' buyurulmuş, Efendimiz de vahiyle belirlenmemiş hemen her konuda ashabıyla istişare etmiştir.
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) 'Dostlarıyla Rasulullah’tan daha fazla istişare eden bir kimse görmedim' demiştir. Esasen vahye mazhar olması sebebiyle Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi vesellem) istişareye, diğer insanların görüş ve tekliflerine ihtiyacı yoktur. Buna rağmen istişareye memur edilmesi, ulemamızın da belirttiği gibi, ümmetine bu hususta da örnek olmak, onları teşvik etmek içindir.
Nitekim sırat-ı müstakimin ancak sünnet-i seniyyeye sımsıkı sarılmakla yürünebileceğini bilen müslümanlar, istişareyi hayatlarının vazgeçilmez bir usulü haline getirmişlerdir. Aileden devlet yönetimine kadar her kademede işlerini istişare ile görmüşlerdir.
Semerkand Takvimi
[26.12.2022 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Hangi Peygamberin Kızısın?
Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretleri anlatır:
Tâbiînden Hasan-ı Basrî hazretleri bir gün dergâhta otururken ihtiyar bir kadın gelir ve;
-Efendi hazretleri, benim bir kızım vardı öldü. Hasretine dayanamıyorum. Bana bir duâ öğret de rüyâmda görüp hasretimi gidereyim, der. Hasan-ı Basrî hazretleri gerekeni yaptıktan sonra kadın gider. Fakat kadın, ertesi gün gözleri kan çanağı gibi olduğu hâlde ağlayarak tekrar dergâha gelir. Hasan-ı Basrî hazretleri kadına;
-Niçin ağlıyorsun? diye sorunca kadın;
-Kızımı rüyâda gördüm, ama üzerine katrandan bir elbise giydirmişler cayır cayır yanıyor, cevabını verir.
Hasan-ı Basrî hazretleri ve yanında bulunanlar kendi sonlarının nasıl olacağını düşünerek ağlaşmaya başlarlar.
Aradan bir müddet geçtikten sonra Hasan-ı Basrî hazretleri, rüyâsında kendinin vefât ettiğini ve cennete girdiğini görür. Cennette gezerken muhteşem bir köşk ve önünde bir kadın görür.
O kadına;
-Yavrum sen hangi peygamberin hanımı veya kızısın? diye sorar.
Kadın;
-Efendim ben, bir peygamberin hanımı veya kızı değilim. Geçen gün size gelip de sizden rüyâsında kızını görmek isteyen kadının kızıyım, cevabını verir.
Hasan-ı Basrî hazretleri;
-Kızım annen senin Cehennemde yandığını söylemişti. Hâlbuki sen yüksek makamlardasın. Bu makâma nasıl ulaştın? diye sorar.
Kadın;
-Efendim biz kabir hayâtında beş yüz elli kişi azâb görüyorduk. Bir mümin kabristana gelip on bir İhlâs, on bir Felak, on bir Nâs sûresini okudu. Kabristanda yatan müminlerin ruhlarına bağışladı. Allahü teâlâ bize azâb eden meleğe; “Benim âyetlerim ve adım hürmetine burada bulunan ve azâb görenleri affettim. Onlara azâb etmeyin ve birer makam verin” buyurdu. Onun için bu makâma geldim cevabını verir...”
Netice olarak, ölen yakınlarımızı seviyorsak, onları üzecek kötü amellerden sakınmamız ve onlara dua etmemiz, sadaka vererek, hayır, hasenât yaparak imdatlarına koşmamız lazımdır...
[26.12.2022 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: TARIM ZEKÂTI: ÖŞÜR
Sözlükte onda bir anlamına gelen öşür, dinî bir kavram olarak, tarım ürünlerinden verilen zekât demektir. Tarım ürünlerinin zekâta tâbi oluşu Kur’ân-ı Kerîm ile sabittir.
Allâh (c.c.), “Ey îmân edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan infak edin.” (Bakara s. 267); “... Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devşirilip toplandığı gün de hâkkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allâh (c.c.) israf edenleri sevmez.” (En’âm s. 141) buyurmaktadır.
Bu ürünlerin zekâtlarının oranı bizzat Resûlullâh (s.a.v.) tarafından belirlenmiştir. Bir hadîs-i şerîfte, “Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova ile sulananlarda ise yirmide bir öşür gerekir.” (Buhârî) buyrulmuştur.
Hadîs-i şerîfte de belirtildiği gibi, eğer bir arazi yağmur, ırmak, dere suyu ile sulanıyorsa burada üretilen mahsülden onda bir zekât verilir. Fakat taşınarak ve motor gücü gibi belli bir emek ve masraf yapılarak sulanıyorsa bundan da yirmide bir nisbetinde zekât verilir. Hanefi mezhebinde tercih edilen görüşe göre, ot ve odunun dışında kalan bütün tarım ürünleri zekâta tabidir. Öşür için belli bir miktar yoktur; mahsül az olsun, çok olsun içinden zekâtının çıkarılması gerekir. Mahsul için yapılan tohum, gübre (ilaç), işçi ve su yolu açmak gibi hiçbir masraf düşülmez bunlar dikkate alınmaz; yani öşür, masraflar çıkarılmadan mahsûlün tamamı üzerinden hesap edilerek verilir.
Genel ilke olarak insan emeği ile ve gelir sağlamak amacı ile yetiştirilen toprak ürünleri zekâta (öşre) tâbidir. Bu niteliklerde olmayıp, tabiatta kendiliğinden yetişen ağaç, kamış, ot ve benzeri şeyler için öşür gerekmez. İnsanlar tarafından kazanç elde etmek üzere yetiştirilen kavak ve kamış gibi ürünlerden ise zekât gerekir.
(Ömer Nasuhi Bilmen, İstilâhat-ı Fıkhıyye Kâmusu, c.4, s.125)
[26.12.2022 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: بَصَرِي, فَخُذْ مَا شِئْتَ وَدَعْ ماَ شِئْتَ, فَوَ اللَّهِ لاَ أَجْهَدُكَ الْيَوْمَ بِشَيْءٍ أخذتُهُ لِلَّهِ عَزَّ وجَلَّ. فَقال : أَمْسِكْ مَالَكَ فَإنما اُبْتُلِيتُمْ, فَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنْكَ وَسَخِطَ عَلَى صاحبيك .
65: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle dediğini işitmişimdir: “İsrailoğulları arasında biri ala tenli, biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi. Melek ala tenliye geldi: Ençok istediğin şey nedir? dedi. Ala tenli: Güzel bir renk, güzel bir ten ve insanların beni çirkin gördüğü ve iğrendiği şu halin benden giderilmesidir dedi. Melek onu sıvazladı ve alaca tenlilik ondan gitti, rengi güzelleşti. Melek ona: Hangi malı daha çok seviyorsun? dedi. Alaca tenli adam da: Deve yahut sığırdır dedi. Allah ona gebe bir deve verdi. Melek Allah sana bu deveyi bereketli kılsın diye dua etti.
Melek sonra kel olan adama gelerek: En çok ne isterdin? dedi. Kel de: Güzel bir saç ve insanların benden uzaklaştıkları şu kelliğin benden giderilmesidir dedi. Melek de onu sıvazladı, kelliği yok oldu, kendisine gür ve güzel bir saç verildi. Melek sordu: En çok hangi malı seversin? Adam da: İnek dedi. Allah tarafından ona gebe bir inek verildi. Melek Allah sana bunu bereketli kılsın diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve:
En çok ne isterdin? diye sordu. Kör de Allah’ın gözlerimi geri vermesini ve insanları görmeyi çok istiyorum dedi. Melek onun gözlerini sıvazladı ve geri verdi. Bu defa melek: Mallardan en çok hangisini seversin? dedi. O da: Koyun dedi. Allah ona doğurgan bir koyun verdi.
Bir müddet sonra deve ve sığır sâhiplerinin devesi ve sığırı yavruladı. Koyun sâhibinin de koyunu kuzuladıý. Sonunda birinin vadi dolusu develeri, diğerinin vadi dolusu sığırları, ötekinin de vadi dolusu koyun sürüsü oldu.
Daha sonra melek ala tenliye onun eski kıyafetine bürünerek geldi ve: Fakirim yoluma devam edecek imkanım kalmadı gitmek istediğim yere önce Allah, sonra senin yapacağın yardım sayesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren sana mal veren Allah adına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum dedi. Adam: İyi amma hak sahipleri (isteyen fakirler) çoktur dedi. Melek de: Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği alaca tenli değil misin? dedi. Adam da: Hayır, ben bu mala atadan ataya intikal ederek varis oldum dedi. Melek: Eğer yalan söylüyorsan Allah seni eski haline çevirsin dedi. Sonra Melek kel olan adamın eski kılığına girip onun yanına geldi, ona da ötekine söylediği gibi söyledi. Kel de alaca tenli gibi cevap verdi. Melek de ona: Yalan söylüyorsan Allah da seni eski haline çevirsin dedi. Melek körün eski kılığına girip onun yanına gitti: Fakir ve yolcuyum, yola devam edecek imkanım kalmadı. Bu gün önce Allah’ın, sonra senin sayende yoluma devam edebileceğim, sana gözlerini veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim. Bunun üzerine o eski kör adam: Ben gerçekten kördüm, Allah gözlerimi bana iade etti. Şu gördüğün mallardan istediğini al istediğini bırak Allah’a yemin ederim ki, Allah rızası için bugün alacağın hiç birşeyde sana zorluk çıkarmayacağım dedi. Melek: Malın senin olsun, bu sizin için bir imtihandı. Allah senden razı oldu,
[26.12.2022 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: DOĞRU OLAN, 1982 VE EVVELİ NAMAZ VAKİTLERİNİN AÇIKLAMASI (1)
Türkiye Takvimi’ndeki, internette de neşredilen oruc ve namaz vakitleri, Osmanlı âlimlerinin en yüksek makamı olan Meşîhat-i İslâmiyye’nin hazırladığı 1916 senesi İlmiyye Sâl Nâmesi ismindeki takvimden ve İstanbul Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nin 1958 tarih ve 14 sayılı Türkiye’ye Mahsûs Evkât-ı Şer’iyye kitabından alınmıştır. Aynı vakitler için, 1926 senesindeki Takvim-i Ziya’da diyor ki: “İşbu takvim, Diyanet İşleri Riyaseti Heyet-i Müşâveresi tarafından tetkik edilip, riyaset-i celîlenin tasdiki ile tab’ edilmiştir.”
Doğru namaz vakitlerinin değiştirilmemesi hususunda, Elmalılı Hamdi Yazır, Sebîl-ürreşâd Mecmuası’nın 22. cildinde tafsilâtlı malumat vermiştir. 1983’e kadar, Türkiye’de temkin zamanını ve imsakta güneşin ufuktan yükseklik açısını kimse değiştirmemiş, bütün âlimler, velîler, şeyhülislâmlar, müftüler, bütün Müslümanlar, asırlar boyunca namazlarını bu şer’î vakitlerinde kılmışlar ve oruçlarına bu vakitlerde başlamışlardır. Takvimimizde temkin zamanı ve güneşin imsakta ufkun altındaki yükseklik açısı değiştirilmemiş, namaz ve oruç vakitleri, doğru olarak bildirilmiştir.
İmsak vakti: Dört mezhebte de şer’î gecenin sonunda, fecr-i sâdık denilen beyazlığın ufuk hattının bir noktasında görülmesi ile, yâni, Güneş ufuk hattına -19 derece yaklaşınca başlar. Oruç da, bu vakitte başlar.
İslâm alimleri ve İslâm astronomi mütehassısları, 1982 senesi ve evvelinde, imsak vaktinde güneşin ufkun altında (-19) derece olduğunda ittifak, yâni söz birliği etmişlerdir. Bu ittifak, hem Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşundan, 1982 senesine kadar muhtelif yazılarında ve hâlen yayında olan sitelerinde de bildirilmiştir. Meselâ; 1958 senesinde bir köşe yazarına verilen cevap yazısında, 13.08.2010 tarihinde bir okuyucusunun sualine cevabında, 17.07.2013 tarihindeki “Basın Açıklaması”nda açıkça bu söz birliği ifade edilmektedir. 1400 seneden beri de, imsak vakti hesabında, ufkun altında (-19) derece uygulanagelmiştir. T.C. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nin 08.07.1992 tarih ve 1354 sayılı yazısı ile de, bu söz birliği teyid ve ifade edilmiştir. 1983 ve daha sonraki senelerde, imsak vakti hesabında (-18) derece kullanılmış ve temkinsiz imsak ve yatsı vakitleri verilmiştir. Öğle ve ikindi vakitlerinde de, zaruri olan temkin müddeti azaltılmıştır. Bu şekilde verilen vakitlerin hepsi yanlıştır. 1898 senesinde Maarif nezaretince bastırılan, Muhtasar İlm-î Heyet isimli kitapda, “Güneş, ufka -19 derece yaklaşınca, fecirden temkin çıkarılmakla imsak bulunur.” denmektedir. (Devamı yarın)
26.12.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[26.12.2022 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Gayr-i Müekked (Mendup) Sünnetler : Hz. Peygamber (s.a.s)’in çoğunlukla kıldığı, ancak bazan terkettiği sünnetler olup şunlardır:
1) Yukarıda da belirttiğimiz gibi, öğle namazının farzından sonra kılınan iki rekât mükked sünnete ilave olarak kılınan iki rekât namaz.
2) İkindi namazından önce tek selamla kılınan dört rekât namaz. Rasûlullah (s.a.s) bu namaz hakkında şöyle buyurmuştur: “İkindi namazından önce dört rekât namaz kılan kimseye Allah rahmet eylesin.” [1]
3) Yatsı namazından önce kılınan dört rekât namaz. Bunun dayandığı delil Hz. Âişe (r. anhâ)’den rivâyet edilen şu hadistir: “Hz. Peygamber, yatsıdan önce dört rekât namaz kılar, sonra yatsı namazının arkasından kalkar, dört rekât daha namaz kılar, sonra yatardı.” [2]
Bunlar farz namazlara tabi olan nâfile namazlardır.
Dipnotlar:
[1] Tirmîzî, Salât, 301. [2] bk. Zeylâî, Nasb, II, 145 vd; Şevkânî, age, III, 18.
[26.12.2022 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Mucizeleri
Hz. Peygamber’in, peygamberliğini ispat eden belli başlı mûcizeler vardır.
Bir gecenin çok kısa bir anında Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya gitmesi ile başlayan isrâ ve mi‘rac mûcizesi. (el-İsrâ 17/1)
Ayın iki parçaya ayrılması. (Buhârî, “Menâkıb”, 27; Müslim, “Münâfikun” 46)
Taşın Hz. Peygamber’le konuşması. (Müslim, “Fezâil”, 2)
İlk zamanlar yanında hutbe okuduğu hurma kütüğünün, minber yapıldıktan sonra, Hz. Peygamber’in minbere çıkışında inlemeye başlaması, bunun üzerine Hz. Peygamber’in ona yaklaşarak okşar gibi elini gezdirmesi ve kütüğün susması. (Buhârî, “Menâkıb”, 25)
Hayber fethinde bir Yahudi kadının, Hz. Peygamber’i öldürmek amacıyla, ona kızartılmış zehirli koyun eti sunması üzerine, kendisinin zehirli olduğunu koyunun haber vermesi. (Buhârî, “Tıb”, 55; Müslim, “Selâm”, 18; Ebû Dâvûd, “Dıyât”, 6)
[26.12.2022 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Buhari
Allahım, tenbellikten, bunaklık vâkî olacak derecede ihtiyarlıktan, ihtiyarlık çöküntüsünden, ma’sıyet mahallerinde bulunmakdan, borçluluktan, kabir fitnesinden, kabir azâbından, cehennemin fitnesinden, cehennemin azâbından ve zenginlik fitnesinden sana sığınırım. Fakîrliğin fitnesinden de sana sığınırım. el-Mesîhu’d-Deccâl’in fitnesinden de Sana sığınırım. Allah’ım hatâlarımı kar ve dolu suyu ile yıka. Beyaz bir elbiseyi kirlerden temizlediğin gibi kalbimi de hatâlardan temizle. Benimle hatâlarımın arasını, maşrıkla mağribin arasını uzak kıldığın gibi uzak kıl.
[26.12.2022 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: El-İnşirah Suresi 5-8. Ayetleri
5. Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır
Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık bulunduğu iki kez tekitle vurgulanır. Bu ilâhî müjde, zorluklara göğüs germe, sabretme ve tahammül gösterme açısından mü’min gönülleri teselli, gayret, aşk ve muhabbetle doldurur. Nitekim bu âyetlerin indiği zamanda Allah Resûlü (s.a.s.) ve beraberindeki bir avuç sahabî, müşriklerin bin bir türlü eziyet, işkence ve baskıları altında ıstırap çekiyorlardı. Bu hal hem Efendimiz (s.a.s.)’i hem de müminleri üzüyordu. Yüce Allah bu müjde ile onlara, şimdi pek çok sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaşsalar da sonunda İslâm davasının başarıya ulaşacağını, bu zorlukların ardından kolaylıkların geleceğini müjdelemektedir.
Bu sûre nâzil olunca Resûlullah (s.a.s.), her zorluğun yanında mutlaka bir kolaylığın da bulunacağının iki kez zikredilmesinden hareketle, mü’minlere: “Müjdeler olsun! Size kolaylık geldi; artık bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez!” buyurmuştur. (Muvatta, Cihad 6)
Efendimiz (s.a.s.)’in bu müjdesini şâir şu beyitleriyle ne güzel terennüm eder:
“Zorlukların ve sıkıntıların içinde boğulduğun zaman İnşirâh sûresi üzerinde derin derin tefekkür et. Çünkü orada «bir zorlukla beraber iki kolaylığın olduğu” müjdelenmektedir. Bunu düşünüp anladığın zaman ferahlarsın.”
Bu mânevî ve ruhî gerçekleri dikkate alıp:
6. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.
Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık bulunduğu iki kez tekitle vurgulanır. Bu ilâhî müjde, zorluklara göğüs germe, sabretme ve tahammül gösterme açısından mü’min gönülleri teselli, gayret, aşk ve muhabbetle doldurur. Nitekim bu âyetlerin indiği zamanda Allah Resûlü (s.a.s.) ve beraberindeki bir avuç sahabî, müşriklerin bin bir türlü eziyet, işkence ve baskıları altında ıstırap çekiyorlardı. Bu hal hem Efendimiz (s.a.s.)’i hem de müminleri üzüyordu. Yüce Allah bu müjde ile onlara, şimdi pek çok sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaşsalar da sonunda İslâm davasının başarıya ulaşacağını, bu zorlukların ardından kolaylıkların geleceğini müjdelemektedir.
Bu sûre nâzil olunca Resûlullah (s.a.s.), her zorluğun yanında mutlaka bir kolaylığın da bulunacağının iki kez zikredilmesinden hareketle, mü’minlere: “Müjdeler olsun! Size kolaylık geldi; artık bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez!” buyurmuştur. (Muvatta, Cihad 6)
Efendimiz (s.a.s.)’in bu müjdesini şâir şu beyitleriyle ne güzel terennüm eder:
“Zorlukların ve sıkıntıların içinde boğulduğun zaman İnşirâh sûresi üzerinde derin derin tefekkür et. Çünkü orada «bir zorlukla beraber iki kolaylığın olduğu” müjdelenmektedir. Bunu düşünüp anladığın zaman ferahlarsın.”
Bu mânevî ve ruhî gerçekleri dikkate alıp:
7. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul.
İnsan ömrü o kadar kısa ve âhiret hayatı için o kadar mühimdir ki, onun bir saniyesini bile boşa geçirmek akıl kârı değildir. Zira bir insanın hiçbir şey yapmadan boşu boşuna oturması yahut gerek dünyevî olsun gerek uhrevî olsun hayrına olmayan lüzumsuz bir işle meşgul olması, onun düşüncesinin bozukluğuna, aklının kıtlığına ve derin bir gaflet içinde bulunduğuna işarettir. Nitekim âyet-i kerîmede, “Kurtuluşa erecek o mü’minler, her türlü boş söz ve faydasız işlerden yüz çevirirler” (Mü’minûn 23/3) buyrulur. Bu sebeple hayatın her ânını, her dakika ve saatini Allah Teâlâ’nın râzı olacağı ibâdet, taat, hizmet, cihad ve tebliğle doldurmak gerekir. Mesela farz bittiyse nâfileye, namaz bittiyse duaya, dua bittiyse Kur’an kıraatine, o bittiyse zikre ve tefekküre geçmek; o bittiyse fayda verecek bir başka mühim işe, o bitince de bir başka mühim işe sarılmak lazımdır. Böylece ibâdetin ve hayırlı işlerin zorluk
[26.12.2022 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Kadisiye muharebesi
Müslümanlara Kuzey Irak ve İran'ın kapılarını açan meydan savaşı (15/636).
Kaynaklar savaşın sebebi olarak Sâsânîlerin, imparatorluğu içine düştüğü buhrandan kurtaracağı umuduyla genç III. Yezdicerd'i tahta çıkardıktan sonra öncelikle Müslümanların fethettiği toprakları geri almayı planlamalarını ve Müslümanların da Sevâd arazilerindeki yerli halkın yapılan antlaşmalara uymamaya başlaması, hatta yer yer isyana kalkışması üzerine bunu vesile ederek kendilerinin Irak'ın içlerinde güvenli bir şekilde ilerleyebilmelerine engel oluşturan Sâsânî gücünü kırmayı hedeflemelerini göstermektedir.
Irak'taki Müsennâ b. Harise gibi bazı ordu kumandanlarının Sâsânîlerin karşı hareketini bildirmeleri üzerine Hz. Ömer amacını sezdirmeden büyük bir kuvvet hazırlamak için faaliyete geçmiş ve ordunun organizasyonuna o güne kadar vermediği derecede önem vermiştir. Esasen İslâm orduları, Köprü savaşında (13/634) Sâsânî kuvvetleri karşısında uğradıkları ağır yenilgiden bir yıl sonra Büveyb savaşında kazandıkları zaferle Dicle ve Fırat havzasında ciddi bir üstünlük elde etmişlerdi. Genellikle kabul edilen görüşe göre aynı yılın sonlarına doğru Hz. Ömer, Irak sınırına yakın yerlerdeki kuvvetlerin Müsennâ b. Harise'ye, Medine'ye yakın yerlerde bulunanların buradaki kuvvetlere katılması için emir verdi. Niyeti ordunun kumandanlığını bizzat üstlenmekti; hatta bunun için Medine dışında Sirâr mevkiinde konaklamış olan kuvvetlerin ordugâhına kadar gitmişti. Ancak Hz. Osman, Hz. Ali, Talha b. Ubeydullah. Zübeyr b. Avvâm ve Abdurrahman b. Avf gibi ileri gelen sahâbîlerle görüştükten sonra, Medine'de kalmanın daha uygun olacağı kararına vardı. Bundan sonra da müşavereler neticesinde ordu kumandanlığına o sırada Necid bölgesindeki Hevâzin kabilesinin zekâtlarını toplamakla görevli bulunan Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı getirerek Medine'ye çağırdı; ona ve orduya bazı tavsiyelerde bulunarak Irak'a doğru yola çıkmalarını emretti.
Sa'd beraberindeki kuvvetlerle yola çıktı. Zerûd ve Şerâf denilen yerlerde konaklayarak Halife tarafından görevlendirilen çeşitli kabilelere mensup yeni birliklerin kendisine katılmasını bekledi. Nihayet kışın başlayan hazırlıkların tamamlanmasından sonra ordu ilkbaharda Kûfe'nin 30 km. güneyinde bulunan Sâsânîlerin en önemli sınır şehri Kâdisiye'ye vardı.
Bazı araştırmacıların tesbitine göre Müslümanların asker mevcudu yaklaşık 9-10.000 kadardı. Sâsânîler ise tahminen 70-80.000 kişiydiler ve ayrıca Müslümanlar için ciddi bir tehlike teşkil eden otuz civarında file sahiptiler. Sa'd b. Ebû Vakkâs, Hz. Ömer'in isteği üzerine cephedeki gelişmeleri devamlı şekilde Medine'ye bildirmekte ve halifeden gelen talimatlara uymaktaydı. Sa'd, Nu'mân b. Mukarrin, Hanzale b. Rebî', Eş'as b. Kays, Mugire b. Şu'be. Mugire b. Zürâre ve Amr b. Ma'dîkerîb'in de aralarında bulunduğu bir heyeti III. Yezdicerd'e gönderdi ve onu İslâm'a veya cizye ödemeye davet etti; ancak kisrâ elçilere sert ve alaycı bir tavırla karşılık verdi. Savaş başlamadan önce Sa'd ile Sâsânî ordusu kumandanı Rüstem arasında elçiler aracılığıyla görüşmeler yapıldı; Rib'î b. Âmir, Huzeyfe b. Mihsan ve Mugire b. Şu'be gibi elçilerin ayrı ayrı yürüttüğü görüşmeler bir sonuç vermeyince ordular savaş düzeni aldı.
İslâm ordusu onlu sisteme göre düzenlenmişti; onar kişiden müteşekkil mangalara birer arif kumanda ediyordu. Her kabileye ve büyük kabilelerin önemli kollarına bir onur işareti olarak kendine has bir sancak verildi. Ordu merkez, sağ kanat, sol kanat olmak üzere üç ana bölümden oluşuyordu. Sâsânî ordusunun da ana bölümleri merkez, sağ ve sol kanatlardı. Orduların tanziminden sonra mevki tesbiti gündeme geldi. Müslümanların teklifi, Sâsânîlerin Fırat'tan ayrılan Atik kanalını batı istikametinde aşarak kendilerinin bulunduğu tarafa geçmeleriydi. Muhtemelen Sa'd'ın düşüncesi bir geri çekilme anında askerlerinin hareket yeteneğini kısıtlamamaktı. Buna karşılık Sâsânîlerin geri çekilmesi durumunda kanal onlara engel vazifesi görecekti. Sâsânî ordusu kumandanı Rüstem Sa'd'ın bu teklifini kabul etti ve ordusuyla kanalı aştı.
Haftalar süren birbirlerini kollayıştan sonra savaş başladı ve çok şiddetli bir şekilde üç veya dört gün devam etti. Vücudundaki çıbanlardan dolayı rahatsız durumda olan Sa'd fiilen çarpışmalara katılamadı ve orduyu kurdurduğu yüksekçe bir çardaktan yönetti. Kaynaklarda savaşın günlerine 'Yevmü Ermâs, Yevmü Ağvâs, Yevmü İmâs, Yevmü'l-Kâdisiyye' ve son günün akşamına 'Leyletü'l-Herîr' ve geç saatlerine 'Leyletü'l-Kâdisiyye' adı verilir.
Müslümanların ilk defa karşılaştıkları filler konusundaki tecrübesizlikleri birinci gün zor anlar yaşamalarına sebep oldu. İkinci gün toparlandılar; ancak çok şiddetli çarpışmaların cereyan ettiği üçüncü gün ağır kayıplar verdiler. Nihayet savaşın sonuna doğru Suriye'den gelen yaklaşık 6000 kişilik yardımcı kuvvetin desteği ve bazı kumandanların zekice manevralarıyla üstünlüğü ele geçirdiler. Kumandan Rüstem'in Hilâl b. Ullefe tarafından öldürülmesinin ardından Sâsânî ordusu dağıldı ve büyük bir bozguna uğradı (15/636). Savaşın 14 (635) veya 16 (637) yıllarında meydana geldiği de rivayet edilir.
Sa'd, İranlılar'ın ağır hezimeti karşısında kazandıkları büyük zaferi hemen her gün Medine dışına çıkarak habercilerin getireceği müjdeyi bekleyen Hz. Ömer'e bildirdi. Her iki tarafın da mevcutlarının en az üçte birini kaybettikleri bu savaşta Müslümanlar çok miktarda ganimet ele geçirdiler; bunların en kıymetlisi 'direfş-i kâviyânî' adındaki kutsal İran sancağıydı.
Kâdisiye Savaşı, İslâm tarihinin en önemli zaferlerinden biridir. Müslümanlara büyük bir moral ve üstünlük hissi veren bu zaferle Irak'ın kapıları açılmış, İran'ın düşüşünün başlangıcı hazırlanmış, Sâsânîlerin başşehri Medâin'in fethi sağlanmış, diğer fetihlere hız kazandırılmış ve Müslümanların ele geçirdikleri bölgelerde sosyopolitik örgütlenmesi teşvik edilmiştir.
Kâdisiye Savaşı'na 100 civarında Bedir Gazvesi'ne katılan sahâbî, 310 küsur Bey'atürrıdvân'da hazır bulunan ve daha sonra Müslüman olan sahâbî, Mekke'nin fethine iştirak eden 300 sahâbî ve 700 sahabe çocuğu katılmıştı.
Savaş öncesinde iki taraf arasında yapılan görüşmelerde Müslümanların ortaya koydukları tavır ve söyledikleri sözler, İslâm fetihlerinin etik temellerini açıklaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Daha sonraki fetih hareketleri için slogan haline getirilen, 'Biz insanları kula kul olmaktan kurtarıp Allah'a kul etmek için geldik.' cümlesi Kâdisiye'nin armağanıdır.
[26.12.2022 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: “Bu neden benim başıma geldi?” çok tehlikeli ve insanın haddini unutturan bir sorudur. Altında yatan anlam; bunca insan varken ‘neden ben?’ sorgulamasıdır. Hiçbirimiz şu andaki varlığımızın yapısını biz belirlemedik. Dolayısıyla bu yapıyı daima koruyabileceğimiz garantisine de sahip değiliz. Öyleyse kendimizdeki bir engeli veya avuçlarımıza bırakılmış bir engelli bebeği, nasıl eksik ya da kusurlu görüyoruz? Asıl engelimiz, yaratılmış olduğumuz gerçeğini kabul etmeyen bir düşünce yapımızdır. Engeller dışımızda değil içimizdedir zira. Hakikatle bağlantımızı kopardığımız her noktada hepimiz birer engelliye dönüşüyoruz. Bedensel engelli olsak da olmasak da ruhsal engelli oluyoruz. Canda engel olmaz. Diğerlerine göre eksik bırakılmış bir yönümüz, hakikatle en fazla besleneceğimiz yönümüz oluyor sonrasında. Görme engelimiz varsa mesela, kulağımız daha hassaslaşıyor. Gönül gözümüz keskinleşiyor. Eğer durumu inkâr söz konusuysa, o zaman engel bir hediyenin geliş kapısı olmaktan çıkıp, bir duvara dönüşecektir. - ENGELLER İÇİMİZDE, ENGELLER HEPİMİZDE
[26.12.2022 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Ey Peygamber! Allah'a itaatsizlikten sakın, açık ve gizli inkârcıların sözünü dinleme, Allah her şeyi bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.
(Ahzâb, 33/1)
Bir Hadis:
Kim bir Müslümanın herhangi bir sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet gününde onun sıkıntılarından birini giderir.
(Buhârî, 'Mezâlim', 3; Müslim, 'Birr', 58)
Bir Dua:
Allah'ım! Beni yalnızca güzel şeylerle imtihan et.
(İbn Ebî Şeybe, Musannef, 5, 301)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[26.12.2022 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Miladi Takvim ve Saatin Ülkemizde Kabulü. (1925)
Her canlıya yapılan iyilikte bir sevap vardır. (Buhârî, Müsâkât, 9)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
ALLAH’IN, SÖYLENMESİNDEN HOŞLANMADIĞI SÖZ: BEDDUA
Beddua Farsça’da kötü anlamındaki “bed” ile Arapça’daki “dileme, talep” anlamındaki “dua” kelimelerinden oluşur. Dinin haksızlık saydığı gerekçelerle beddua edilmesi “Allah kötü sözün alenen söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayanlar müstesna” (Nisâ, 4/148) ayetine dayanarak caiz görülmüştür.
Hz. Peygamber mazlumun bedduasından sakındırmış, onunla Allah arasında bir perde olmadığını ifade etmiştir. (Buhârî, Mezalim, 9)
Rahmet Peygamberi, Tâif’te yaşadıklarının kendisi için Uhud gününden daha şiddetli olduğunu söylemesine rağmen (Buhârî, Bed’ü’l-halk, 7) kendisine ve ashabına yöneltilen birçok haksızlık ve saldırı karşısında beddua etmemiş, onların hidayeti için dua etmiştir. Ancak Bi’rimaûne olayında beddua ettiğini görmekteyiz. Zira bu olayda savaş maksadıyla değil tamamen insanî ve ahlâkî mülâhazalarla gönderilen seçkin ve kalabalık bir irşat heyetinin, kendileri için can güvenliği verildiği halde, genel ahlâk kurallarına ve Araplar arasındaki önemli geleneklere aykırı olarak savunmasızca öldürülmesi Hz. Peygamber’i fazlasıyla üzmüştür.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[26.12.2022 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: *Psikolojik/Ruhsal Yardım Alabilir miyiz?*
Evet, alabiliriz. Nasıl ki bir hastalıkta doktora gidiyor ve şifayı Allah'tan bekliyorsak, ruhsal bir hastalıkta da ilgili doktora gidip şifayı Allah'tan bekleriz.
Her konuda olduğu gibi bu konuda da ölçümüz, İslami hassasiyeti olan uzmanlar seçmektir. Şayet psikolojik değerlerle İslami değerler çatışırsa -ki bu mümkündür- İslami çözüm önerileriyle tedaviye devam etmektir.
Psikoloji ilmi; binlerce insanı inceleyen, sayısız deney ve saha araştırması yapan, elde ettiği neticeleri insanlar için kullanan bir ilim dalıdır. İnsanlığın bu engin tecrübesinden faydalanmalıyız. Allah Resûlü de (sav) kendi döneminin tecrübelerinden faydalanır, başka milletlerin (tıbbi/sosyal) tecrübeleriyle karşılaştırır ve İslam toplumu için en faydalı olanı seçmeye çalışırdı.
'Ben 'ğileyi' (hamilelikte ve süt emzirme süresinde cinsel ilişki) yasaklamaya niyet ettim. Rumlara ve Farslara baktım. Onların bunu yaptığını ve çocuğa zarar vermediğini gördüm…' (Müslim, 1442)
Şu bir gerçektir ki psikoloji ilmi kapitalist zihniyet elinde araçsallaştı. Daha fazla ilaç satabilmek ve seans soygunları tertip etmek isteyen kapitalist/paraperest uzmanlar var. Maalesef bu, tüm tıp bölümleri için geçerli. Şeker ve tansiyon hastalığı değerlerini aşağı çekip, toplumun yarısını ilaç bağımlısı yapan (hainlikte) uzmanlar olduğu gibi, benzer operasyonlar psikoloji alanında da gerçekleşiyor.
Bu sebeple yardım aldığımız/alacağımız uzmanları dikkatlice seçmeli, Müslimlerin tecrübesinden yararlanmalıyız.
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —