Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 11.07.2023 11:39

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in


[23/1 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: 5- İsnadın Dinden Olduğunu Beyan Bâbı
26- Bize Hasen b. Rabî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'la Hişâm'den, onlar da Muhammed'din naklen rivâyet ettiler.
Yine bize; Fudayl, Hişâm'dan naklen rivâyet etti.
Dedi ki: Bize de Mahled b. Hüseyin, Hişâm'dan, o da Muhammed b. Sîrîn'den naklen rivâyet etti. Muhammed Şöyle dedi:
«Şüphesiz ki bu ilim dindir. Öyle ise dinînizi kimlerden aldığınıza dikkat edin!...»
27- Bize Ebû Ca'fer Muhammed b. es-Sabbah rivâyet etti.
Dedi ki: Bize îsmâîl b. Zekeriyya, Âsım el-Ahvel'den o da İbn Sîrin'den naklen rivâyet etti. İbn Şîrîn Şöyle dedi:
«Eskiden isnadı sormazlardı . Fitne ortaya çıkınca:
— Bize râvilerinizin adlarını söyleyin, demeye başladılar. Şimdi ehl-i sünnete dikkat ediliyor ve onların hadîsleri kabul ediliyor; ehl-i bid'ata bakılıyor; onların hadîsleri kabul edilmiyor:
28- Bize İsbak b. İbrahim el-Hanzalî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Îsâ —ki İbn Yünus'tur— haber verdi.
(Dedi ki): Bize Evzâî , Süleyman b. Mûsa'dan naklen rivâyet etti. Süleyman Şöyle dedi:
— Tâvus'a tesadüf ettim; ve: filân bana şöyle şöyle hadîs rivâyet etti; dedim. Tavus:
«Eğer o arkadaşın mu'temed ise ondan hadîs al» dedi.
29- Bize Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârîmî rivâyet etti.
(Dedi ki):
Bize Mervân yânî ibn-i Muhammed ed-Dımeşkî haber verdi.
(Dedi ki): Bize Saîd b. Abdilâzîz , Süleyman b. Mûsa'dan naklen rivâyet eyledi. Süleyman Şöyle dedi:
— Tâvus'a dedim ki; Gerçekten filân bana şöyle şöyle hadîs rivâyet etti. Tâvûs:
«— Eğer arkadaşın mu'temed ise ondan hadis al!» dedi,
30- Bize Nasr b. Alî el-Cehdamî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Esmai, İbn Ebi'b-Zinâd'dan , o da babasından naklen rivâyet etti. Babası Şöyle dedi:
— Medine'de hepsi güvenilir yüz kişiye yetiştim ki, onlardan hadîs kabul edilmez; haklarında: «Hadîs ehli değildir.» denilirdi.
31- Bize Muhammed b. Ebî Ömer el-Mekkî rivâyet etti.
(Dediki): Bize Süfyân rivâyet etti. H.
Bana Ebû Bekr b. Hallâd el-Bâhilî dahi rivâyet etti; bu lâfız onundur.
Dedi ki: Süfyân b. Uyeyne'den dinledim; o da Mis'ar'dan işitmiş. Mis'ar Şöyle dedi:
Sa'd b. İbrâhîmi:
«Mevsuk râvîlerden başka hiç bir kimse Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den hadîs rivâyet edemez.» derken işittim.
32- Bana Mervli Muhammed b. Abdillah b. Kuhzaz da rivâyet etti.
Dedi ki:
— Abdan b. Osman'ı şunu söylerken işittim. «Abdullah b. el-Mübarek'i
— İsnâd dîndendir. Eğer isnâd olmasa idi muhakkak her isteyen istediğini söylerdi; derken işittim,»
33- Muhammed b. Abdillâh dedi ki: Bana el-Abbâs b. Ebî Rizme anlattı.
Dedi ki:
Abdullah'ı: Bizimle (hadîs nakleden) şu kavım arasında ayaklar yani isnâd vardır , derken işittim.»
34- Muhammed şunu da söyledi:
«Ebû İshak İbrahim b. Îsâ et-Tâlekanî'yi dinledim. Şöyle dedi:
— Abdullah b. el-Mübarek'e dedim ki:
— Ya Ebâ Abdirrahman! Kulağımıza gelen şöyle bir hadîs var:
— «Hiç şüphe yok ki kendi namazınla beraber anne ve babana da namaz kılman, orucunla beraber onlara da oruç tutman iyilik üstüne iyilik kabîlindendir.»
Bunun üzerine Abdullah:
— Ya Ebâ İshak, bu hadîs kimdendir? dedi.
— Bu hadîs Şihâb b. Hirâş'dandır; dedim.
— O mevsuktur. Ya o kimden almış? dedi.
— Haccâc b. Dinar'dan; dedim.
— O da mevsuktur. O kimden almış?
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurmuş; dedim,
— Yâ Ebâ İshâk, şüphesiz ki, Haccâc b. Dinar'la Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) arasında öyle (aşılmaz) çöller var ki, o çöllerde binek hayvanlarının boyunları kopar. Ama sadaka hususunda ihtilâf yoktur; dedi.
[23/1 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Enes (radıyallahu anh) şöyle der: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde mevcut olan şeylerden (kelime-i şehadet dışında) hiçbirini artık göremiyorum.' Kendisine 'namazı da mı?' diye itiraz edilince: 'Namaza da ne yaptığınızı bilmiyor musunuz, (öğleyi akşama yakın kılmadınız mı)?' cevabını verir.
Buhârî, Mevâkît 7; Tirmizî, Kıyâmet 17, (2449).

Kütüb-i Sitte
[23/1 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
•  3 Ayların Başlangıcı
•  Babıâlî Baskını 1913
•  Millet Kütüphanesinin Kurucusu Ali Emîrî Efendi’nin Vefatı 1924
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[23/1 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“...Sana da iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar; ‘ihtiyaç fazlasını’ de...” 
Bakara 219
[23/1 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
23 OCAK “Allah’ım! Receb ve Şâban aylarını hakkımızda mübarek eyle,  bizi Ramazan ayına ulaştır!” 
Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, IV, 18
[23/1 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: ÜÇ AYLAR
Üç aylar olarak da adlandırdığımız Receb, Şaban ve Ramazan, Cenab-ı Hakk’ın ve Efen­di­miz’in (s.a.s) dikkat çektiği, içerisinde birçok müs­tesna zaman dilimlerini barındıran aylardır. İşte bu mübarek za­man­lar İslam kültüründe ve ge­le­neğinde kandil geceleri ve üç aylar olarak kabul görmüştür. Bu aylar ve geceler Efendimiz’in (s.a.s.) ibadetini ve duasını daha da arttırdığı özel zaman dilimleridir. Nitekim birçok hadis-i şerifte, üç aylar girdiği zaman Efendimiz’in (s.a.s) namazını, orucunu, hayır ve hasenatını diğer aylara nis­peten daha da artırdığı ifade edilmektedir. (Tir­mızi, Savm, 40; Tecrid, VI, 295.) İnananlar için büyük fır­satları içerisinde barındıran bu zamanlardan is­tifade etmenin tek yolu ise Allah’a kulluk ve iba­detlerimizi arttırmaktan geçmektedir. Aksi hâlde bu zamanların da diğerlerinden herhangi bir farkı kalmayacaktır. Nitekim zamana değer katan bizim salih amellerimizdir. Yine unutulmamalıdır ki zaman vaktin kıymetini bilen ellerde değer kazanmakta ve bereketlenmektedir.


        
        
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[23/1 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu O’ndan başka giderecek yoktur. Fakat sana bir hayır dokunduracak olsa onu da kimse gideremez. Bil ki O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
[Enam Sûresi.17]
[23/1 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: İSLAM KARDEŞLİĞİ
İslam’a göre Müslümanların tamamı birbirlerinin din kardeş- leridir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Müminler ancak kar- deştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.” (Hucurat, 49/10)
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de, iman kardeşliğinin önündeki her türlü engeli ortadan kaldırarak bütün mü'minleri kardeş ilan etmiştir.
İslam kardeşliği, ‘Allah için sevme’ ilkesi etrafında kurulmuş sa- mimiyete dayalı bir bağdır. Bu sebeple İslam kardeşliği, Müs- lümanlar arasında en sağlam ve kalıcı olan bir bağdır.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.); “Birbirinize kin tutmayınız, haset etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah’ın kul- ları, kardeş olunuz” buyurmaktadır. (Buhârî, “Edeb”, 57, 58, 62)
MÜ’MİNÛN SÛRESİ
Kur’an’ın 23. sûresidir. Mekke döneminde inmiştir. 118 ayet- tir. Adını, ilk ayette geçen “el- Mü’minûn” kelimesinden alır.
“Mü’minûn”, inananlar anla- mındadır. Sûrede, inananların üstün nitelikleri, ahlaki mezi- yetleri anlatılmaktadır.
Ayrıca insanın oluşum evrele- rinden, Hz. Nûh, Hz. Mûsâ, Hz. Hârûn ve diğer peygam- berlerden, bunların yolundan giden ümmetlerin ve onların yolundan sapan inkârcıların özelliklerinden bahsedilmekte- dir.
ÖZLÜ SÖZ
Yaşadığı zamanı beğenmemek, zavallılığın en yaygın şeklidir. (Cenap Şahabettin)
[23/1 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Gönüllere iman veren, kendisine güvenenlere emniyet sağlayan ve ferahlık bahşeden
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selam'ır; Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.' (Haşr, 23)
Bunun kısaca manası inanan demektir. Fakat bu mana biz kullar içindir. Allah için olan mana yukarıdaki manadır. Mümin ismi kulun en seçkin ve en şümullu ismidir. Cenab-ı Hak kulunu o kadar seviyor ki, kendine mahsus olan özel ismi kuluna vermiştir. Tam anlamıyla müminlik sıfatlarını taşıyan insan için dünyada ve ahirette sıkıntı yoktur. Sırat köprüsünden geçerken, cehennem seslenerek: 'Geç ey mümin, zira senin nurun benim narımı söndürüyor.' diyecek. Müminin derecesi bu kadar yüksek olacaktır.  (4)
Allah, kıyamet günü azap gören mü'minleri cehennemden çıkardıktan sonra onlara derki: 
'Mü'min benim, sizler de mü'minlersiniz' 
Allah, sözünün doğru olduğunu ispatlayandır, mü'min kullarını imanlarında yanıltmayan, onları doğru yola çıkarandır, kullarına va'dinde sâdık olandır, insan kalbini şüphe ve tereddütlerden kurtararak imana kavuşturan, kalplere iman bağışlayan; yaratıkların zulümden, muminleri azaptan emin kılan; onların şahitliklerini kabul ve tasdik eden; taahüdlerini mutlaka yerine getirendir.
İhlasla 'Yâ Mü'min' diye bir müslüman bu isme devam etse, küfürden, şirkten, yalandan, insan ve cin şerrinden emin olur. Her türlü hastalıktan kurtulur. (3)


Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
3) Yüce Allah' (c.c)ın Güzel İsimleri Esmâ-ül Hüsna, Rauf Pehlivan, İstanbul Dağıtım A.Ş. 2002
4) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
[23/1 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Din tarihin bütün devirlerinde ve bütün toplumlarda daima mevcut olan evrensel ve köklü bir olgudur. İnsana hitap eden ve insan için söz konusu olan din, insanla beraber var olmuş ve tarih boyunca varlığını sürdürmüştür. Din insanlığın vazgeçilmez bir gerçeği olması sebebiyle bundan böyle de varlığını devam ettirecektir. Tarihin hangi devresine bakılırsa bakılsın dinsiz bir toplum görülmemektedir. İnsanlık tarihinin her döneminde din, canlılığını korumuş ve insan hayatının ayrılmaz bir vasfı olma karakterini sürdürmüştür. Bunun da temel sebebi, insanın dinî bir varlık olması, başka bir ifadeyle dinî duygunun, fıtrî (doğuştan gelen) bir özellik olarak insanın kendi öz varlığı hakkındaki şuur ile birlikte ortaya çıkması, bu şuur ile birlikte gelişmesidir.
Din duygusu insanın doğuştan beraberinde getirdiği bir duygudur. İnsan, her zaman ve her yerde yüce, kudretli ve ulu bir varlığa sığınma, ona güvenme ve ondan yardım dileme ihtiyacını hissetmiştir. Bu sığınma ve güvenme duygusu, din ile karşılanmaktadır.
Dinin fıtrî oluşu Kur'an'da şu şekilde belirtilmektedir: 'Sen yüzünü bir hanîf olarak dine, Allah'ın fıtratına çevir ki O, insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez' (er-Rûm 30/30).
İnsan, yapısı itibariyle dine muhtaçtır. Çünkü insan ruh ve bedenden ibarettir. Bedenî ihtiyaçları karşılamak nasıl hayatın bir gereği ise, mânevî varlığın devamı da ruhî ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Onun bu ihtiyaçlarını karşılayan en köklü müessese ise dindir. İnsanın, yüce bir kudretin mevcudiyetini kabul edip ona yönelmesi, dua ve niyaz ile ona sığınması, doğuştan getirdiği sığınma, güvenme ve bağlanma duygularının en güzel karşılığıdır. Bu güvenme, sığınma ve bağlanma duyguları insanda öylesine köklüdür ki tarih boyunca bütün insanlar şu veya bu şekilde bir kişi, nesne veya varlığa kutsallık ve yücelik nisbet edip bağlanmışlardır. Kendisine yönelinecek, sığınılacak en mükemmel varlık ise şüphesiz kâinatın yaratıcısı olan Allah'tır. Çeşitli dinlerde farklı isimlerle anılan, çeşitli şekillerde tasvir edilen yüce kudret veya kutsal varlıkların özünde bu inanç yatmaktadır.
Her şeyi var eden bir yüce kudretin mevcudiyetini kabul edip ona bağlanma insanı kuvvetlendirdiği gibi, dua, niyaz ve Allah'a sığınma insanı yüceltir.
Din fertleri mukaddes duygu ve alışkanlıklarda birleştiren, toplumları yücelten ve geliştiren bir kurumdur. Din insanlara yön verip, onları iyi ve faydalı şeyler yapmaya yönelten bir hayat nizamıdır.
Din aynı zamanda ahlâkî bir müessese olarak insanlara yön veren, en mükemmel kanunlar ve en sıkı nizamlardan daha kuvvetli bir şekilde kişiyi içten kuşatan, kucaklayan ve yönlendiren bir disiplindir.
İnsanın psikolojik yapı ve yaşayışında karşılaştığı yalnızlık, çaresizlik, korkular, üzüntü ve sarsıntılar, hastalıklar, musibet ve felâketler karşısında ona ümit, teselli ve güven sağlayan en son sığınak din olmuştur. Ayrıca dinî yaşayışın insanı ruhî bunalımlardan koruduğu; kendisine ve çevresine karşı daha duyarlı ve dengeli yaptığı bilinmektedir.
Dindeki âhiret inancının hem dünya hayatındaki davranışlarda etkili olduğu hem de insandaki ebediyet duygusuna cevap verdiği ortadadır.
İnsanlığın mânevî ve zihnî gelişmesinde dinin önemli payı vardır.
[23/1 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Andolsun ki sizi biraz korku ve açlik; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz (Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele ! (BAKARA/155)
Les, kan, domuz eti, Allah'tan baskasi adina bogazlanan, bogulmus, (tas, agaç vb ile) vurulup öldürülmüs, yukaridan yuvarlanip ölmüs, boynuzlanip ölmüs (hayvanlar ile) canavarlarin yedigi hayvanlar -ölmeden yetisip kestikleriniz müstesna- dikili taslar (putlar) üzerine bogazlanmis hayvanlar ve fal oklariyle kismet aramaniz size haram kilindi Bunlar yoldan çikmaktir Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmislerdir Artik onlardan korkmayin, benden korkun Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladim ve sizin için din olarak Islâm'i begendim Kim, gönülden günaha yönelmis olmamak üzere açlik halinde dara düserse (haram etlerden yiyebilir) Çünkü Allah çok bagislayici ve esirgeyicidir (MAİDE/3)
Medine halkina ve onlarin çevresinde bulunan bedevî Araplara Allah'in Resûlünden geri kalmalari ve onun canindan önce kendi canlarini düsünmeleri yakismaz Iste onlarin Allah yolunda bir susuzluga, bir yorgunluga ve bir açliga dûçar olmalari, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmalari ve düsmana karsi bir basari kazanmalari, ancak bunlarin karsiliginda kendilerine salih bir amel yazilmasi içindir Çünkü Allah iyilik yapanlarin mükâfatini zayi etmez  (TEVBE/120)
Allah, (ibret için) bir ülkeyi örnek verdi: Bu ülke güvenli, huzurlu idi; ona rizki her yerden bol bol gelirdi Sonra onlar Allah'in nimetlerine karsi nankörlük ettiler Allah da onlara, yaptiklarindan ötürü açlik ve korku sikintisini tattirdi  (NAHL/112)
O ise ne besler ne de açligi giderir  (ĞAŞİYE/7)
Veya açlik gününde yemek yedirmektir,  (BELED/14)
Kendilerini açliktan doyuran ve her çesit korkudan emin kildi  (KUREYŞ/4)
[23/1 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: ALLAH KORKUSUYLA AĞLAMAK
7242 - Abdullah İbnu'z-Zübeyr radıyallahu anhüma'nın anlattığına göre, 'Kendilerinin müslümanlığı kabul etmeleri ile, Allah'ın onları azarladığına dair (şu) ayetin inmesi arasında dört yıldan fazla zaman olmamıştır.'
'Onlar, daha önce kendilerıne kitap verilen ve zaman geçtikçe kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdi' (Hadid 16).
7243 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Çok gülmeyin, çünkü çok gülmek kalbi öldürür.'
7244 - Berâ radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la birlikte bir cenazede beraberdik. Aleyhissalâtu vesselâm kabrin kenarına oturup ağladılar, öyle ki (göz yaşlarıyla) toprak ıslandı. Sonra da: 'Ey kardeşlerim İşte (başımıza gelecek) bu aynı (ölüm hadisesi) için iyi hazırlanın' buyurdular.'
7245 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: 'Sinek başı kadar bile olsa, gözünden Allah korkusuyla yaş çıkan ve bu yaşı yanak yumrusuna değecek kadar akan hiçbir mü'min kul yoktur ki, Allah onu (ebedi) ateşe haram etmesin!'
7246 - Hz. Muaviye İbnu Ebi Süfyan radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: 'Ameller kap(ta bulunan madde) gibidir. En aşağısı (yani dipteki kısım) güzelse en yukarısı (yani üst kısmı) da güzel olur; en aşağısı bozulursa en üstü de bozulur.'
7247 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Eğer kişi namazını herkesin gözü önünde kılınca (edebine uygun kılar) güzel yapar, tek başına kimsenin görmediği durumda kılınca da (edebine uygun kılar) güzel yaparsa, Allah Teâla hazretleri (onun ibadetinden memnun kalır ve:) 'Bu (kulluğunu riyasız yapan) gerçek bir kulumdur' der.'
7248 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: '(Ey mü'minler! Amel ve ibadetlerinizi) itidal üzere yapın, ifrattan kaçının. Zira sizden hiç kimseyi (ateşten) ameli kurtaracak değildir.'
Sahabiler: 'Seni de mi amelin kurtarmaz, ey Allah'ın Resülü!' dediler. Aleyhissalatu vesselâm: 'Beni de, buyurdular. Eğer Allah kendi katından bir rahmet ve fazl ile benim günahlarımı bağışlamazsa beni de amelim kurtarmaz!' buyurdular.'
[23/1 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Bir kul İslâm'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır.' 
Buharî hadisi tâlik olarak kaydeder (İman 31), Nesâî, İman 10, (8, 105).
[23/1 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.39]
[23/1 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usüllerimizi göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan yalnız sensin.” (Bakara, 2/128)
[23/1 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Acizliğini bilmeyen adam gerçekten kuvvetli değildir.[Cenap Şahabettin]
[23/1 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Lût Aleyhisselâm
Lût Aleyhisselâmın Soyu:


Lût b.Hâran, b.Târah[1], b.Nahor, b.Saruğ´dur. [2]
Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın Yeğeni, yani kardeşi Haran´ın oğlu idi. [3]

Lût Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:

Lût Aleyhisselâm; uzuna çalar orta boylu[4], beyaz tenli, güzel yüzlü, ince bu­runlu, küçük kulaklı, uzun parmaklı, güzel gülüştü idi. [5]


Lût Aleyhisselâmın İbrahim Aleyhisselâma İlk İman Ve Onunla Birlikte Hicret Edişi Ve Bazı Faziletleri:

Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâma ilk iman eden (Ankebût: 26) ve Allah yo­lunda, Onunla birlikte hicret etmek şerefine eren[6], İbrahim Aleyhisselâmın yo­lunda ve Şeriatında, ibâdet ehli, cömerd, sabırlı, müttakî, konuksever, çiftçilik eder, eker biçer, elinin emeğiyle geçinir mübarek bir zattı. [7]
İbrahim Aleyhisselâmla yanındaki Muhacirler, Babil´den ayrılınca, Harran´a´[8] varıp orada, bir müddet oturdular. [9]
Oradan, Ürdün´e[10], Ürdün´den de, Mısır´a gittiler. [11]
Şam´a dönmek üzere[12], Mısır´dan ayrıldılar. [13]
İbrahim Aleyhisselâmla yanındakiler, Filistin toprağında, Filistin ile Kudüs ara­sında, Şam çölündeki Seb´ diye anılan yere varıp indiler. [14]
İbrahim Aleyhisselâm, Seb´ halkının, uygunsuz tutum ve davranışları yüzün­den, Seb´den ayrılarak Filistin toprağında Remle ile İlya (Kudüs) arasında bir ye­re gelip yerleşti, [15] ki, orası, Katt veya Kıtt diye anılan yer idi. [16]


Lût Aleyhisselâmın Sedum Ve Amure´ye Yerleşmesi:


Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, rızık ve geçim bolluğu, servet ve hizmet­çiler ihsan etti. [17]
İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Haran´ın oğlu Lût Aleyhisselâmın da orada malı çoğaldı.
İbrahim Aleyhisselâm, ona:
'Yüce Allah, bizim mallarımızı, küçük büyük baş hayvanlarımızı çoğalttı.
Sen, yanımızdan ayrılıp Sedum ve Amure şehirlerine[18] yerleş!' dedi.
Bu şehirler, İbrahim Aleyhisselâmın oturduğu yerin yakınında idi,
Lût Aleyhisselâm, oraya gidip yerleşti.'[19]
O taraflara gelen bir kral, Lût Aleyhisselâmla çarpıştı. [20] Kendisini, esir, mal­larını iğtinam edip sürdürdü.
İbrahim Aleyhisselâm, bunu, haber alır almaz, 318 kişilik maiyetiyle gidip çar­pışarak Lût Aleyhisselâmı kurtardı ve gasb edilen mallarını da, geri aldı.
Allah ve Resulünün düşmanlarından bir çoklarını öldürdü. Bozguna uğratarak kaçırdıklarını da, Dımaşk´ın doğusuna varıncaya kadar takip etti, kovaladı. [21]


Sedum Ve Diğer Şehirler Halkının İğrenç Ahlaksızlıkları:


Sedum ve diğer şehirler halkının, şehir dışında, yol üzerinde bostanları ve mey-va bahçeleri vardı.
Yağmursuzluktan, kuraklık ve kıtlığa uğradıkları zaman, birbirlerine: 'İçinde geçimliğiniz bulunan meyva bahçelerinizi, dışarıdan gelecek yolcular­dan koruyunuz!' dediler.
'Nasıl koruyalım?' dediler.
Birbirlerinin yanına gelip gittiler.
'Yurdlarınızın içinde bulunduğunuz ve tanımadığınız yabancıların elbisesini, soyunuz, çekip ırzına geçiniz!
Siz, böyle yapmayı, âdet edindiğiniz zaman, insanlar, şehirlerinize ayak basa­mazlar!' dediler ve dediklerini de, yapmağa başladılar. [22]
Artık, yolları, kesiyorlar, yurtlarından geçen erkek yolculara sataşıyorlar, on­larla, alay ediyorlar, yakaladıklarının ırzına geçiyorlardı!
Kendi toplantı yerlerinde.birbirleriyle osuruşmaktan,hattâ yollarda, açıktan açığa birbirlerinin ırzına geçmekten utanmıyorlardı![23]
Onlardan biri, bir kimsenin zorla ırzına geçer, onu, döver, sonra da:
'Sana yaptığım bu işe karşılık, ücretimi, ver!' der, Hâkimleri de, fail lehine hüküm verirdir. [24]
Lût kavmi, bu hayasızlıklara, hayvanlar gibi ve belki hayvanları da, geride bı­rakacak derecede devam ediyorlardı. [25]
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, insanlardan, bu iğrenç işi işleyen­leri şöyle lanetler:
'Lût kavminin annelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! Lût kavminin amelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! Lût kavminin amelini işleyen kimseye, Allah, lanet etsin! [26]
'Lût kavminin amelini işleyen kimse, mel´undur! [27]
Lût kavminin amelini işleyen kimse, mel´undur!'´[28]
'Ümmetimden, Lût kavminin amelini işleyerek ölen kimseyi, Allah, onların yanına nakl ve onlarla birlikte haşr eder!' [29]
'Kimi, Lût kavminin amelini işler halde bulursanız´[30]´, o fiili işleyeni de, kendisiyle
o fiil işleneni de, öldürünüz!' [31]
'Üsttekini de, alttakini de, Recmediniz! [32]
'İkisini de, Recmediniz!'´[33]
Lût kavminin erkekleri, kadınlarla evlenmeyi de, bırakmışlardı.[34]
Evlilerden, cinsî sapıklıklarını, karılarına da, uygulayanlar vardı.[35]
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, böyleleri hakkında da: 'Karısının arkasından cinsî sapıklık yapan kimse, mel´undur!' buyurmuştur.[36]*


Lût Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:

Lût Aleyhisselâm; Allah tarafından, kendilerine yüksek Meziyyetler[37], Hüküm ve İlim verilen Peygamberlerdendi. [38]
Yüce Allah, onu, küfürleri ve ahlaksızlıkları dillere destan olan Sedum ve diğer dört şehir halkına[39]´, Peygamber olarak gönderdi. [40]
Lût Aleyhisselâm, onların içinde yirmi dokuz yıl kadar kaldı. [41]
Onları, bir olan Allah´a ibâdete ve yapageldikleri haksızlık ve ahlaksızlıkları bı­rakmağa davet etmekten´[42], davetini, kabul ve tevbe etmedikleri takdirde aza­ba uğrayacaklarını haber vermekten geri durmadı.[43]


Kur´ân-I Kerimin Lût Kavmi Hakkındaki Açıklaması:


Lût:
'Şüphesiz ki, ben, size (gönderilmiş) emîn bir Peygamber´im!
Artık, Allah´dan korkunuz ve bana itaat ediniz!
Ben, buna karşılık, sizden hiç bir ücret istemiyorum.
Benim mükâfatım, âlemlerin Rabb´ından başkasına âid değildir.
Siz, Rabb´inizin, sizin için yarattığı zevcelerinizi bırakıp ta, insanların içinden er­keklere mi gidiyorsunuz?!
Hayır! (siz, helaldan, harama) tecavüz eden bir kavimsiniz! [44] Siz, sizden önce, âlemlerden hiç birinin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz?! Demek siz, kadınları bırakıp ta, şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz ha!? Meğer, siz, haddi aşan bir kavim işsiniz![45]
'Siz, gerçekten, öyle hayasızlığı (meydana) getiriyorsunuz ki, sizden önce, âlem­lerden hiç biri, bunu, yapmamıştır!
Siz, mutlaka, erkeklere gidecek, yol kesecek, toplantı yerinde, meşru olmayanı, yapıp duracak mısınız?!' dedi.[46]
Onlar:
'Ey Lût! Sen (bu dâvadan) vaz geçmezsen, and olsun ki: mutlaka (memleketi­mizden kovulup) çıkarılanlardan olacaksın!' dediler.[47]
(Lût) Onlara:
'Siz, gözünüz göre göre, hâlâ, o kötülüğü, yapacak mısınız?!
Gerçekten, siz, kadınları bırakıp da, şehvetle mutlaka, erkekJere yanaşacak mısınız?!
Hayır! Siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavmsiniz!' dedi.[48]
(Buna karşı) kavminin cevabı:
'Lût Hanedanını, memleketinizden çıkarınız!
Çünkü, onlar, temizliğe zorlar insanlardır! '[49]
'.....Eğer, sen, doğru söyleyenlerden isen, Allanın (bizi tehdid ettiğin) azabını
getir bize!' demelerinden başka (bir şey) olmadı.[50]
De ki:
'Yâ Rab! O fesadcılar güruhuna karşı, bana yardım et![51]


Lût Kavmini Helak Etmeğe Giden Elçi Meleklerin İbrahim Aleyhisselâma Uğramaları:


Sedum´un azgın halkı, Lût Aleyhisselâmı, yalanladılar. Kibir ve gururlarını, artırdıkça, artırdılar.[52]
Yüce Allah, Lût Aleyhisselâmın duasını kabul edip[53] Resulüne yardım ve se-dum halkını helak etmeyi, irâde buyurduğu zaman[54], Cebrail Aleyhisselâmı, iki Melekle[55]´ ki, Mîkâil ve İsrafil Aleyhiselâmlarla birlikte gönderdi.
Bu Melekler, genç ve güzel birer erkek suretinde yürüyerek gidip İbrahim Aley-hisselâma konuk oldular.[56]
Onlar; hem İbrahim Aleyhisselâma, İshak isminde bir oğlu doğacağını müjde­leyecekler, hem de, Lût kavmini helak edeceklerini haber vereceklerdi.[57]
Yüce Allah, bunu, Kur´ân-ı keriminde şöyle açıklar:
'And olsun ki: Elçilerimiz (Melekler), İbrahim´e müjde ile gelip Selâm! dediler.
O da: Selâm! dedi ve hiç eğlenmeden, bir buzağı (kebabını) getirdi.
(İbrahim, konukların) buna, ellerinin uzanmadığını görünce, onlarfın durumundan, hoşlanmadı. Onlardan, kalbine bir nevi´ korku gizledi.
Onlar:
Korkma! Çünki, biz, Lût kavmine gönderildik!' dediler.[58]
(İbrahim):
'Ey gönderilen (Elçi)ler! Sizin işiniz (vazifeniz) nedir?' diye sordu.
(Elçiler):
'Gerçekten, biz, günahkâr güruhuna gönderildik![59]
'Biz, bu memleketin ahalisini helak edeceğiz!
Çünkü, onun ahalisi, zâlim oldular!' dediler.[60]
Vaktâ ki, İbrahimden o korku gitti. Kendisine, bir de, müjde geldi.
(Şimdi, o) Lût kavmi hakkında (adetâ) bizim (Elçilerimiz)le mücâdele ediyor (Lûtla ona iman edenlerin de, azaba uğrayacaklarını sanarak korkuyor, onlara acıyor)du.
Çünkü, İbrahim, gerçekten, yumuşak huylu, yufka yürekli, kendisini, tamamıyla Allâha vermiş bir kişi idi[61]'

İbrahim Aleyhisselâmın Elçi Meleklerle Tartışması:

Elçi Melekler:
'Biz, şu kariyenin halkını, helak edeceğiz!
Çünki, oranın halkı, zâlim oldular!' dedikleri zaman, İbrahim Aleyhisselâm; onlara:
'Siz, bir kariyeyi, içinde, dört yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?' diye sordu.
Elçi Melekler: 'Hayır!' dediler. İbrahim Aleyhisselâm:
'Siz, bir kariyeyi, içinde, üç yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?' diye sordu.
Elçi Melekler: 'Hayır!' dediler. İbrahim Aleyhisselâm:
'Siz, bir kariyeyi, içinde, iki yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misiniz?' diye sordu.
Elçi Melekler: 'Hayır!' dediler. İbrahim Aleyhisselâm:
'Siz, bir kariyeyi, içinde, yüz Mü´min bulunduğu halde, helak eder misiniz?' diye sordu.
Elçi Melekler: 'Hayır!' dediler.[62] İbrahim Aleyhisselâm:
'Siz, bir kariyeyi, içinde, elli Müslüman bulunsa, ne dersiniz?´[63] Oradakileri, helak eder misiniz?' diye sordu.
Elçi Melekler:
'Hayır!'[64] O kariye halkının içinde, Müslümanlardan, elli kişi bulunsa, onla­ra, azab etmeyiz!' dediler.[65]
İbrahim Aleyhisselâm:
'Siz, bir kariyeyi,[66]´ içinde, kırk Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?' diye sordu.
Elçi Melekler:
'Hayır!' dediler.[67]
İbrahim Aleyhisselâm:
'Siz, bir kariyeyi, içinde, otuz Müslüman bulunursa, ne dersiniz?' diye sordu.
Elçi Melekler:
'Bir kariye halkının içinde, otuz Müslüman bulunursa, azab etmeyiz!' dediler.[68]
İbrahim Aleyhisselâm:
'Siz, bir kariyeyi, içinde, on dört Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?' diye sordu.
Elçi Melekler:
'Hayır!' dediler.[69]
İbrahim Aleyhisselâm:
'Siz, bir kariyeyi, içinde, on Müslüman bulunursa, ne dersiniz?' diye sordu.
Elçi Melekler:
'Müslüman on kişi bulunursa da, azab etmeyiz!' dediler.
Bunun üzerne, İbrahim Aleyhisselâm:
'İçinde, on Müslüman bulunmayan ve hayr olmayan bir kavim yoktur!' dedi.[70]
'Elçiler, ona:
'Ey İbrahim! Ondan (bu mücâdeleden) vaz geç!
Çünkü, gerçek, şudur:
Rabb´inin emri gelmiştir.
Onlara, muhakkak, red olunmayacak bir azab çatıcıdır!' dediler.[71]
(İbrahim):
'Onların içinde Lût ta, var!' dedi.
Elçi Melekler:
'Biz, orada, kimin bulunduğunu, çok iyi bileniz!
Onu da, Ehlini de, muhakkak, kurtaracağız,
Yalnız, geride (azapda) kalacaklardan olan karısı müstesna!' dediler.[72]


Elçi Meleklerin Lût Aleyhisselâmın Yurduna Gelişi Ve Ona Konuk Oluşu:

Yüce Allah; Lût kavmini helak etmek üzere gönderdiği Meleklere:
'Lût, onlar aleyhinde dört defa şehâdette bulunursa, onları, helak etmenize izin verdim![73]
Lût, onlar aleyhinde dört[74] kerre şehâdette bulunmadıkça, onları, helak etme­yiniz!' buyurmuştu.[75]
Elçi Melekler; İbrahim Aleyhisselâmın yanından ayrılarak Lût Aleyhisselâmın kariyesine doğru gittiler. Gündüzün ortasında oraya vardılar.
Sedum ırmağına ulaştıkları zaman, Lût Aleyhisselâmın, Ev halkı için, su dol­duran kızı ile karşılaştılar: Ona:
'Ey genç kız! Konuk olunacak yer var mı?' diye sordular. Genç kız:
'Evet! Konuklanacağınız, şurasıdır.
Fakat, ben, gidip yanınıza gelinceye kadar, içeri girmeyiniz!' dedi. Gidip Babasına:
'Babacığım! Şehrin kapısı önündeki yiğitler, Senin yanına gelmek istiyorlar. Ben, onların yüzlerinden daha güzel yüzlüsünü görmüş değilim. Sakın, Senin kavmin, onları, yakalayıp kendilerine bir rezillik yapmasınlar!' dedi. Lût kavmi, erkek konuk kabul etmekten, Lût Aleyhisselâmı, men etmişler, ona: 'Sen, aramızdan çekil! Erkekleri, biz konuklayacağız!' demişlerdi.[76]
Lût Aleyhisselâm; genç konukları, içeriye gizlice almış, onlardan, hiç kimsenin haberi olmamıştı.
Fakat, Lût Aleyhisselâmın karısı, gidip bunu, kavmine haber verdi ve:
'Lût´un evinde, öyle genç erkekler var ki, ben, şimdiye kadar, ne onlar gibisi­ni, ne de, onların yüzlerindeki güzelliğin bir benzerini[77] ve kendilerinden yayı­lan güzel kokudan daha güzelini´[78] görmüş değilim!' dedi.
Elçi Melekler, Lût Aleyhisselâma:
'Biz, bu gece, sana, konuk olmak istiyoruz![79]
Biz, bu gece, sana, konuk´uz!' dediler.[80]
Lût (Aleyhisselâm):
'Her halde, siz, yabancı, tanınmamış bir cemâatsiniz?' dedi.[81]
'.....O, bunlar yüzünden, kaygıya düştü. Bunlar yüzünden, göksü daraldı ve (ken­di kendine): bu, çetin bir gündür! dedi.´[82]
Lût Aleyhisselâm, onlara:
'Siz, bu kariye halkının, ne yaptığını, biliyor musunuz?[83]
Siz, onların işini, işittiniz mi?' dedi.
Elçi Melekler:
'Ne imiş onların işi?[84] Ne yapıyormuş onlar?' diye sordular.[85]
Lût Aleyhisselâm:
'İnsanlar içinde, onlardan daha kötü bir kimse yoktur![86]
Ben, yer yüzünde, kötü iş işlenen yer olarak onların kariyesinden daha kötüsü bulunmadığına şehâdet ederim![87]
Vallahi, ben, yer yüzünde, onlardan daha habîs insanlar bulunabileceğini bil­miyorum!' dedi ve bu sözünü, dör[88] kere tekrarladı ve kavmi aleyhinde şeha-dette bulunmuş oldu.
Melekler, Lût Aleyhisselâmla birlikte eve girdiler.[89]


Lût Aleyhisselâmın Başı Dertte:

'Şehir halkı, sevine sevine geldi.[90] Lût Aleyhiselâmın evini, her taraftan kuşattılar.[91] Lût Aleyhisselâm, kapıyı kapadı.
Elçi Meleklerle kendisi, içeride bulunuyor, kapının arkasından, onlarla münâ­kaşa ediyor, tartışıyor, içeriye girmemeleri için, onlara and veriyor[92], yalva-rıyordu.[93]
Sedumlular ise, eve inmeğe, girmeğe çalışıyorlardı.[94]
Lût Aleyhisselâm:
'Ey kavmim!'[95]
'Gerçekten, bunlar, benim konuklarımdır.[96]
'Beni, konuklarımın yanında rüsvay etmeyiniz! [97]
'Allah´dan korkunuz! Beni, tasalandırmayınız! [98]
'Eğer (dediğinizi) yapıcılar iseniz... [99]
'.....işte, kızlarım! Sizin için, onlar, daha temizdir. (Onlarla, evleniniz.)
Allâh´dan korkunuz! Beni, konuklarımın içinde, küçük düşürmeyiniz!
Sizin içinizde, aklı erer, doğru yolu gösterir bir adam da, yok mudur?!' dedi.[100]
Onlar:
'Biz, seni, il´e âleme (bizim bu gibi işlerimize) karışmaktan, men etmedik
mi?' [101]
And olsun ki: -senin de, bildiğin üzere- bizim, senin kızlarınla hiç bir hakk (ve ilgi)ımız yoktur.
Sen, bizim ne istediğimizi, elbette, bilirsin!' dediler. (Lût):
'Ya size (yetecek) bir gücüm olsaydı, ya da, sarp bir kaleye sığınabilsey-
dirn[102]´'
'Ben, sizin, bu yaptığınıza, elbette buğz edenlerdenim!
Ey Rabb´im! Beni ve Ehlimi, onların yapageldikleri (bu kötülüğün azâbın)dan kur­tar!' dedi. [103]
Elçi Melekler, Lût Aleyhisselâmın sıkıntıya ve zahmete uğradığını görünce,
ona[104]
'Ey Lût! Emîn ol ki: biz, Rabb´inin Elçileriyiz!
Onlar, sana, kat´iyyen dokunamazlar!
Sen, hemen, gecenin bir kısmında ailenle yürü! (yola çık!)
İçinizden, hiç biri geri kalmasın!
Yalnız, karın müstesnadır!
Çünkü, onlara isabet edecek (azab), hiç şüphesiz, ona da, çarpacaktır!
O halde, gecenin bir kısmında aileni, yürüt.
Sen de, arkalarından git!
Sizden, hiç kimse ardına dönüp bakmasın!
Emrolunacağınız yere geçip gidiniz[105]
Onlara, va´d olunan (helak) vakti, sabah vaktidir.
Sabah vakti de, yakın değil midir?' [106]
Kapıyı, aç! Sen, bizi, onlarla başbaşa bırak!' dediler. [107]
Lût Aleyhisselâm, kapıyı, açınca[108], Sedumlu azgınlar, içeri daldılar. Elçi Me­leklerin yanına girdiler. [109]
Elçi Meleklere, kötülük yapmağa kalkıştılar. [110]
Cebrail Aleyhisselâm, Sedumlu azgınları, cezalandırmak için, Rabbinden, izin istedi.
İzin verilince, Cebrail Aleyhisselâm, kanadını, onların yüzlerine çarpıp hepsi­nin gözlerini, silme kör etti!
Onlar, hemen geri döndüler:
'Ey Lût! Sen, bize Sihirbazlar getirdin! Bizi, senin gibi, sinirledin! [111]
Hele, sabaha bir çıkalım! [112]
Yine, döneriz!' [113] diyerek Lût Aleyhisselâmı, tehdid ediyorlar[114], aynı za­manda, birbirilerini çiğneyerek kör bir halde dışarı çıkmağa´[115], tutunmak için du­varları bulmağa çalışıyorlar[116], fakat ne gidecekleri yolu biliyorlar, ne de, ken­dilerine evleri gösteriliyordu! [117]
'Kör olduk! Kör olduk!
Yer yüzündeki halkın en Sihirbazları, Lût´un evindedir!' diye söyleni­yorlardı. [118]


Lût Kavminin Helak Edilişi:

Lût kavminin kötü tutum ve davranışları ve helak edilişleri, Kurân-ı kerimde şöy­le açıklanır:
'Ona (Lût´a) şu (kesin) emri Vahy ettik:
Sabaha çıkarlarken, onların, arkası, muhakkak, kesilmiş olacaktır! [119]
'Lût kavmi, (kendilerini azabla) korkutan (emir)leri, yalan saydılar. [120]
'And olsun ki: (Lût), onlara (kendilerini) azabla yakalayacağımızı da, haber vermişti.
Fakat, onlar, bu korkutmaları, şüphe ile yalanladılar. [121]
'Hayatına yemin ederim ki: onlar, sarhoşlukları (azgınlıkları) içinde, muhakkak, serseri bir halde idiler.[122]
'And olsun ki: onlar, konuklarına (bile) kötülük yapmayı kast etmişlerdi.
Biz de, gözlerini, silme kör ediverdik!
İşte, azabımızı ve tehdidlerimizi (n akıbetini) tadınız!' (dedik) [123]
'And olsun ki: onlara, bir sabah (yakalarını) asla bırakmayacak olan bir azab baskın yaptı.
İşte, (dedik) tadınız benim azabımı ve tehdidlerimin akıbetini!' [124]
'Onları, Işrak vaktine girdikleri sırada, o (korkunç) sayha (çığlık), birden yakala-yıverdi!
Hemen (şehirlerinin) üstünü, altına getirdik!
Tepelerine de, balçıktan pişirilmiş bir taş (yağmuru) yağdırdık! '[125]
Vaktâ ki, azab emrimiz geldi. (O memleketin) üstünü, altına getirdik! Tepelerine de, balçıktan pişirilmiş, istiflenmiş taşlar yağdırdık ki, onlar, Rabb´inin katında hep damgalanmış/ardı. Onlar, zâlimlerden uzak değildir.' [126]
'Onların üzerine, bir (azab) yağmuru yağdırdık.
İşte, bak! Günahkârların sonu, nice olmuştur! [127]
'Allah, küfredenlere Nuh´un karısı ile Lût´un karısını misal olarak gösterdi:
Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun (nikâhı) altında idiler.
Böyle iken, hainlik ettiler de (o iki zevç) onları, Allah´ın azabından hiç bir şeyle kurtaramadılar. Onlara (o iki kadına): 'Ateşe girenlerle birlikte siz de, giriniz!' denildi. [128]
'O (şehrin harabeleri[129] gerçekten, (herkesin görebileceği işlek) bir yol üstün­de (hâlâ) durucudur!'
'Bunda, iman edenler için, muhakkak, bir ibret vardır. '[130]
'And olsun ki: aklını, kullanacak bir kavim için, biz, oradan, apaçık bir nişâne(´ bırakmışız. [131]

Lût Aleyhisselâmın Karısının Helaki:

Lût Aleyhisselâmın karısı, duyduğu korkunç bir gürültü üzerine arkasına dönüp: 'Vaah kavimci-ğim!' diyerek açındığı sırada, Yüce Allah, gönderdiği şeyle[132], taşla[133] onu da, helak edip[134] özlediği kavmine kavuşturdu. [135]
Lût Aleyhisselâmın imansız karısının adı, Vâhile idi. [136]


Lût Aleyhisselâmla Ev Halkının Şam Taraflarına Gidişi:

Seher vakti olunca, Yüce Allah, Lût Aleyhisselâm ile Ev halkını, Şam´a doğru yollandırdı.[137]


Lût Aleyhisselâmın Filistinde Oturuşu Ve Vefatı :
Lût Aleyhisselâm; vefat edinceye kadar, Şam-Filistin toprağında, Amcası İbra­him Aleyhisselâmla birlikte oturdu.
İbrahim Aleyhisselâm; Lût Aleyhisselâmın kızı ile, Medyen b.İbrahim´i evlendirdi.
Yüce Allah, onun neslini de, bereketlendirdi; Medyen halkı, onlardan hâsıl oldu. [138]
Lût Aleyhisselâmın, kavminin helakinden yedi yıl sonra vefat ettiği de söylenir.
Lût Aleyhisselâmın, Hz.Şâre ile İbrahim Aleyhisselâm ve oğullarının gömüldük­leri kabirlerinin civarında, İbrahim Aleyhisselâma aid Yakîn diye anılan Mescid´e bir fersah kadar uzaklıkta bulunan köydeki kabrine gömüldü. [139]*
Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun![140]





[1] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.54, Taberî-Tarih c.1,s.125, Sâlebi-Arais s.102, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.13O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.100.
[2] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.54.
[3] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.54, İbn.Kuteybe-Uyûnül´ahbar c.1,s.314, Yâkubî-Tarih c.1,s.24, Taberî-Tarih c.1,s.125,
Hâkim-Müstedrek c.2,s.561, Sâlebî-Arais s.102, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1 ,s.15O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s. 100.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/245.
[4] Beyhakî-Delâilünnübüvve c. 1 ,s.29O, Zehebî-Tarihulislam-Sîretünnebî s.531, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1,s. 103, Hâkimden naklen Ebülfida-Tefsir c.2,s.252, Süyûti-Hasâisülkübrâc.2,s.129, Diyar.8ekri-Hamîsc.1,s.22.
[5] Hâkim-Müstedrek c.2,s.561-562.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/245.
[6] Mîr Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.174.
[7] Taberî-Tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.78-79, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.150, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.
[8] Harran´a, Lut Aleyhisselâmın babası Haran´dan dolayı Harran ismi verilmiştir. (İbn.Kuteybe-Uyûnül´ahbar
c.1,s.314).
[9] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.159-160.
[10] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, İbn.Kuteybe-Maarif s.15, Taberî-Tarih c.1,s.16O.
[11] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.125.
[12] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arâis s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1, s.102.
[13] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.201-202.
[14] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46-47, Taberî-Tarih c.1,s.127.
[15] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.102.
[16] Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, Yâkut-Mûcemülbüldan c.4,s.373, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/245-246.
[17] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, Taberî-Tarih c.1,s. 127, Sâlebî-Arais s.80-81.
[18] (*) Lut Aleyhisselâmın Yerleştiği Sedum (Yâkut-Mucemülbüldan c.3,s.20O) Şam ile Medine arasındadır. (Taberî-Tarih c.1,s. 157)
Mü´tefike diye anılan beş şehirden mürekkep olup en büyüğü Sedumdu.
Rivayete göre: dört şehirden her birinde yüzer bin nüfus vardı (Taberî-Tarih c.1,s.156-158, Hâkim-Müstedrek c.2,s.562, Sâlebî-Arais s.106, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.122).
[19] Yâkubî-Tarih c.1,s.24-25, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.152, İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36.
[20] Yâkubî-Tarih c.1,s.25.
[21] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.152-153, İbn.Haldun-Ta.c.2,ks.1,s.36.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/246.
[22] Hâkim-Müstedrek c.2,s.562
[23] Taberî-Tarih c.1,s.151-152, Sâlebî-Arais s.101, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.118, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.178.
[24] Yâkubî-Tarihc.1,s.25
[25] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.178
[26] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.317, Münzirî-Ettirgib vetterhib c.3,s.287
[27] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.317, Tirmizî-Sünen c.4,s.58, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.153, Münzirî-
Ettergîb vetterhîb c.3,s.286
[28] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.317, Münzirî-Ettergıb vetterhib c.3,s.286
[29] Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.153, Süyûtî-Câmiüssagir c.2,s.181
[30] Ebû Davud-Sünen c.4,s.158, Tirmizî-Sünen c.4,s.57, ibn.Mace-Sünen C.2.S.856
[31] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.300, Ebu Davud-Sünen c.4,s.158, Tirmizi-Sünen c.4,s.57, İbn.Mace-Sünen
c.2,s.856 Hâkim-Müstedrek c.4,s.355
[32] Ebu Davud-Sünen c.4,s.158, ibn.Mace-Sünen c.2,s.856
[33] Ebu Davud-Sünen c.4,s.158, İbn.Mace-Sünen c.2,s.856, Hâkim-Müstedrek c.4,s.355.
[34] Yâkubî-Tarih c.1,s.25.
[35] Âiî-Künhüi´ahbar C.2.S.169.
[36] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.444, Ebu Davud-Sünen c.4,s.249, Begavi-Mesabihussünne c.2,s.23
* Meallerini sunduğumuz Hadis-i şerifler; son zamanlarda, bazı İslam düşmanlarınca, eş cinselliğin, Islamiyette kabul gördüğü hakkında yapılan iddia ve iftiranın, ne kadar yersiz ve tutarsız olduğunu göstermeğe yeterdir.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/246-248.
[37] En´am: 86
[38] Enbiyâ: 74.
[39] Taberî-Tarih c.1 ,s.151, Mes´ûdi-Murucuzzeheb c.1 ,s.45, Hâkim-Müstedrek c.2,s.562, Sâlebî-Arais s.103, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.
[40] Sâffât: 133, Taberî-Tarih c.1,s.1S1, Hâkim-Müstedrek c.2,s.562, Sâlebî-Arais s.103, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.118.
[41] Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.46, Hâkim-Müstedrek c.2,s.562.
[42] Hâkim-Müstedrek c.2,s.562, Ebülferec Ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.15O, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.118, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 178.
[43] Taberî-Tarih c.1,s.152, Sâlebî-Arais s.103, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/248.
[44] Şuarâ: 162.
[45] Araf: 80-81.
[46] Ankebût: 28.
[47] Şuarâ: 163-167.
[48] Nemi: 54-55.
[49] Nemi: 56.
[50] Ankebût: 29.
[51] Ankebût: 30.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/248-249.
[52] İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36
[53] Şâlebî-Arais s.103, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.178.
[54] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.
[55] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.118.
[56] Taberî-Tarih c.1,s.153, Salebî-Arais c.103, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.
[57] Taberî-Tarih c.1,s.153, Sâlebî-Arais s.103, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.178.
[58] Hûd: 69-70.
[59] Hıcr: 58.
[60] Ankebût: 31.
[61] Hûd: 74-75.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/249-250.
[62] Taberî-Tarih c.1,s.153, Sâlebi-Arais s.103, Ebülferec ibn.Ceyzî-Tabsıra c.1,s.151.
[63] İbn.Ebî Şeybe-Musannef C.11.S.524, Taberî-Tarih C.1.S.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119.
[64] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524.
[65] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.119
[66] Taberî-Tarih c. 1 ,s.153, Sâlebi-Arais s. 103, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c. 1 ,s. 151, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.179.
[67] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524, Taberî-Tarih c.1,s.153, Ebülferec İbn.Cevzi-Tabsıra c-1.s151, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.179.
[68] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119
[69] Taberî-Tarihc.1,s.153, Sâlebî-Araiss.103, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsırac.1,s.151, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.179.
[70] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119.
[71] Hûd: 76.
[72] Ankebût: 32.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/250-252.
[73] Taberî-Tarih c.1.s. 154.
[74] Veya üç kere (İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.523).
[75] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.523, Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.120.
[76] Taberi-Tarih c.1 ,s.154, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, Sâlebî-Arais s.104, ibn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.12O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 179-180.
[77] Taberî-Tarih c.1 ,s.154, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, Sâlebî-Arais s.104 İbn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.12O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 179-180.
[78] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524.
[79] Taberî-Tarih c.1,s. 154.
[80] Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O.
[81] Hıcr: 62.
[82] Hûd: 77.
[83] ibn.EEbî Şeybe-Musannef c.11,s.524, Taberî-Tarih c.1,s,154, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O.
[84] Taberî-Tarih c.1,s.154, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O.
[85] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11.S.524.
[86] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524.
[87] Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104.
[88] Veya üç kere (İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524)
[89] Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/252-254.
[90] Hıcr: 67
[91] Taberî-Tarih c.1,s.156
[92] Sâlebî-Arais s.105.
[93] Taberî-tarih c.1,s.157.
[94] Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152.
[95] Taberî-Tarih c.1,s.157 .
[96] Hıcr: 68.
[97] Hıcr: 68, Taberî-Tarih c.1,s.157.
[98] Hıcr: 69.
[99] Hıcr: 71.
[100] Hûd: 78.
[101] Hıcr: 70.
[102] Hûd: 79-80.
[103] Şuarâ: 168-169.
[104] Sâlebî-Arais s. 105, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152.
[105] Hıcr: 65.
[106] Hûd: 81.
[107] Sâlebî-Arais s. 105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152.
[108] Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121
[109] Taberî-Tarih c.1,8.156, Salebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121
[110] Kamer: 37
[111] Taberî-Tarih c.1,s.156, Sâlebî-Arais s.105
[112] Taberî-Tarih c.1,s.156, Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1s.152.
[113] Taberî-Tarih c.1,s.157.
[114] Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec-Tabsıra c.1,s.152.
[115] Taberî-Tarih c.1,s. 156, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121.
[116] Taberî-Tarih c.1,s.155.
[117] Sâlebî-Arais s.105.
[118] Taberî-Tarih c.1,s. 156, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/254-256.
[119] Hıcr: 66.
[120] Kamer: 33.
[121] Kamer: 36.
[122] Hıcr: 72.
[123] Kamer: 37.
[124] Kamer: 39.
[125] Hıcr: 73-74.
[126] Hûd: 82-83.
[127] Ârâf: 84.
[128] Tahrim: 10.
[129] Mes´ûdîye göre: Hicretin 332. yılında Lut kavminin yurdu, harap bir halde mevcud olup oralarda hiç bir kimse bulunmamakta, yerlerde de, damgalanmış, siyah, parlak taşlar görülmekte idi. (Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.46).
[130] Hıcr: 76-77.
[131] Ankebût: 35.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/256-257.
[132] Taberî-Tarih c.1,s.155, Sâlebî-Arais s.106, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.121, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.182, Diyar.Bekri-Hamis c.1,s.87
[133] Diyar.Bekrî-Hamîs c.1,s.87
[134] Taberi-Tarih c.1,s.155, Sâlebî-Arais s.106, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121- Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.182, Diyar.Bekrî-Hamis c.1,s.87
[135] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.182
[136] İbn.Habib-Kitabülmuhabber s.383.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/258.
[137] Taberi-Tarih c.1,s.156, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.121
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/258.
[138] İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.37,38,44
[139] Mir Havend-Ravzatussafa Terceme s.174, Âlî-Künhül´ahbar c.2,s.173
* Bir Fersah: üç Mil´dir.
Bir Mil: dört bin Zira´dır.
Bir Zira´: yirmi dört Parmak´tır.
Bir Parmak: birinin karnı, diğerinin arkasına gelmek üzre altı tane Arpa enidir.
Bir Arpa eni: katır kuyruğunun, yanyana dizilen altı teli kadardır.
(Mir Havend-Ravzatussafa Terceme s.65)
[140] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/258.
[23/1 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: NEBÎLİK VE RASÛLLUK

Şüpheziz, seni biz, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik'.
(Fetih Sûresi, 8)
İlk vahiy'den sonra, kısa bir süre vahyin arkası kesildi.(57) Bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.) Hira'dan dönerken, bir ses işitti. Başını kaldırıp semâya bakınca, kendisine daha önce Hira'daki mağarada gelen meleği gördü. Korku ve heyecân içinde evine döndü.
'Hemen beni örtünüz, beni örtünüz.' dedi. Bu esnada Cebrâil, el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerini getirdi.
'Ey örtüsüne bürünen (peygamber). Kalk, (insanları) azâb ile korkut. Rabb'ının adını yücelt (Namaz'da tekbir getir.) Elbiseni temiz tut. Kötü şeyleri terket.' (el-Müddessir Sûresi, 1-5).
İlk vahiy ile Hz. Muhammed (s.a.s.) 'Nebî' olmuş, henüz başkalarına 'Hak Dini' tebliğ ile görevlendirilmemişti. Bu ikinci vahiy ile 'Risâlet' verildi. Hak Dini tebliğ ile görevlendirildi. Ancak açık dâvet emredilmedi.
1- İSLÂMDA İLK İBÂDET
İslâmda Allah'a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke'nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)'e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril'den gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır.
Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir.(58)
Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice'ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır.
2- İLK MÜSLÜMANLAR
'İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.'
(Vâkıa Sûresi, 10)
Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ilk imân eden ve O'nunla birlikte ilk defa namaz kılan kişi, eşi Hz. Hatice oldu. Daha sonra evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd.(59) ve amcasının oğlu Hz. Ali Müslüman oldular.
a ) Hz. Ali'nin İslâm'ı Kabûl Etmesi
Ebû Tâlib, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i, 8 yaşından 25 yaşına kadar evinde barındırmış O'nu öz çocuklarından daha çok sevmişti. Evliliğinden sonra Hz. Muhammed (s.a.s.), eşi Hz. Hatice'nin evine geçmiş ve maddî bakımdan refâha kavuşmuştu. (60) Ebû Tâlib'in âilesi ise pek kalabalıktı. Peygamberimiz (s.a.s.) amcasının sıkıntısının biraz azalması için 5 yaşından itibâren Ali'yi yanına almıştı. Bu yüzden Ali, Hz. Peygamber (s.a.s)'in yanında kalıyordu.(61)
Hz. Ali, Peygamberimiz (s.a.s.) ile Hz. Hatice'yi namaz kılarken görünce, bunun ne olduğunu sordu. Peygamber Efendimiz, O'na Müslümanlığı anlattı. O da Müslümanlığı kabûl etti. Bu esnâda Hz. Ali henüz on yaşlarında bir çocuktu.
b) Hz. Ebû Bekir'in Müslüman Olması
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yakın ve en samîmi dostu olan Ebû Kuhâfe oğlu Ebû Bekir, Kureyş kabîlesi'nin Teymoğulları kolundandır. Baba ve anne tarafından soyu, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in soyu ile Mürre'de birleşir.
Hz. Ebû Bekir'in Mekke'de Kureyş arasında büyük bir itibârı vardı. Zengin ve dürüst bir tüccârdı. Aralarındaki güven ve samîmiyet sebebiyle, Peygamberimiz (s.a.s.) âilesi dışındakilerden ilk olarak Hz. Ebû Bekir'i İslâm'a dâvet etti. Hz. Ebû Bekir bu dâveti tereddütsüz kabûl etti. Esâsen, câhiliyet devrinde bile putlara hiç tapmamış, ağzına bir yudum içki koymamıştı. Hz. Ebû Bekir'in Müslüman olmasıyla, Peygamberimiz (s.a.s.) büyük bir desteğe kavuştu. Onun gayret ve delâletiyle, Mekke'nin önemli şahsiyetlerinden Affân oğlu Osmân, Avf oğlu Abdurrahman, Ebû Vakkas oğlu Sa'd, Avvâm oğlu Zübeyr, Ubeydullah oğlu Talha da Müslümanlığı kabûl ettiler. Hz. Hatice'den sonra Müslüman olan bu 8 zata 'İlk Müslümanlar' (Sabıkûn-i İslâm) denilir.
(57) İlk vahiy ile ikinci vahiy arasında geçen 'fetret-i vahy' süresinin ne kadar devâm ettiğine dâir rivâyetler 15 gün ile 3 yıl arasında değişmektedir. (Bkz. Tecrid Tercemesi, 1/11. Hadis No: 4'ün açıklaması) Olayların seyrine göre, 1-2 aydan daha çok olmaması gerekir. 2-3 yıl gibi uzun süre olduğunu söyleyenler, 'gizli dâvet' süresi ile 'fetret-i vahy'i ayıramamış olmalıdırlar.
(58) İbn Hişâm, 1/260-261; Tecrid Tercemesi, 2/231, (Hadis No: 227'nin açıklaması); Tâhir Olgun, İbâdet Târihi, 28, İstanbul, 1946
(59) Zeyd, Kudâa kabilesindendi. Küçük yaşta esir edilmiş, köle olarak satılmıştı. Hz. Hatice, evliliklerinden sonra O'nu Hz. Muhammed (s.a.s.)'e hediye etti. Babası Hârise, oğlunu araya araya nihâyet Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yanında buldu. Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisini âzâd ederek babası ile gitmesine izin verdi. Fakat Zeyd, babası ile gitmedi; 'babam da sensin, annem de...' diyerek, Hz. Muhammed (s.a.s.)'den ayrılmadı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de onu evlâd edindi. (İbn Hişâm, 1/265), Kur'an-ı Kerîm'de açık olarak adı geçen sahâbî, yalnızca Zeyd'dir. (el-Ahzâb Sûresi, 37) Peygamberimiz (s.a.s.) onu Ümmü Eymen ile evlendirmiş, bu evlilikten meşhûr komutan 'Üsâme' doğmuştur. Zeyd, Hicretin 8'inci yılında Mûte Savaşında şehid olmuştur. (Geniş bilgi için bkz. Tecrid Ter. 4/538 - 540, Hadis No: 644)
(60) Bkz. ed-Duhâ Sûresi, 8
(61) Abbas da aynı maksatla Câfer'i yanına almıştı. (Bkz. İbn Hişâm, 1/263)
3- AÇIK DÂVETİN BAŞLAMASI (613-614 M)
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâm'a dâvet etti. Yalnızca çok güvendiği kimselere İslâm'ı açıkladı. (62) Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak dini kabul etmiş olanlar da, el altından güvendikleri arkadaşlarını teşvik ediyorlardı. Bu üç yıl içinde Müslümanların sayısı ancak 30'a çıkabildi.(63) Bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapıyorlardı.
Peygamberliğin dördüncü yılında (614 M.) inen: 'Sana emrolunan şeyi açıkca ortaya koy, müşriklere aldırma'. (el-Hicr Sûresi, 94) anlamındaki âyet-i celile ile İslâm'ı açıktan tebliğ etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halkı açıktan İslâm'a dâvete başladı.
Harem-i Şerif'e gidip kendisine inen âyetleri açıktan okuyordu:
'Ey insanlar şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülk (ve hâkimiyetine) sâhip ve kendinden başka hiç bir tanrı olmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın sizin hepinize gönderdiği Peygamberiyim. O halde Allah'a, ümmî nebiy olan Rasûlune-ki O'da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmıştır,- imân edin, O'na uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız...' (el-A'raf Sûresi, 158) diyerek onları İslâm'a dâvet ediyordu.
Açık dâvetin başlamasından sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasında işlek bir yerde bulunan 'Erkam'ın evine taşındı. Bir çok kimse bu evde İslâm'la şereflendiği için bu eve 'Dâr-ı İslâm' denildi.(64/1)
4- YAKIN AKRABASINI İSLÂM'A DÂVETİ
'Önce en yakın akrabanı (Allah'ın azâbıyla) korkut' (eş Şuarâ Sûresi, 214) anlamındaki âyet-i celîle inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesi'ne çıkarak:
'Ey Abdülmuttaliboğulları, Ey Fihroğulları, Ey Abdimenâfoğulları, Ey Zühreoğulları...' diyerek bütün akrabasına oymak oymak seslendi. Hepsi toplandıktan sonra:
-'Ey Kureyş cemâati, size 'şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman süvârisi var. Üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısınız?' diye sordu. Hepsi bir ağızdan:
-'Evet, inanırız, çünkü şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık, sen yalan söylemezsin...' dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.s.):
-'O halde ben size, önümüzde şiddetli bir azâb günü bulunduğunu, Alah'a inanıp, O'na kulluk etmeyenlerin bu büyüyk azâba uğrayacaklarını haber veriyorum... Yemin ederim ki, Allah'tan başka ibâdete lâyık tanrı yoktur. Ben de Allah'ın size ve bütün insanlara gönderdiği Peygamberiyim...(Rasûl-i Ekrem her bir oymağa ayrı ayrı hitâb ederek) Allah'tan kendinizi ibâdet karşılığında satın alarak, azâbından kurtarınız. Bu azâbtan kurtulmanız için, ben Allah tarafından verilmiş hiç bir nüfûza sâhip değilim...'(64/2)
-'Ey Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki bütün yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfâtını, kötülüklerinizin de cezâsını göreceksiniz. 'O Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehennem'e girmektir...' (65) diyerek sözlerini bitirdi.
Peygamberimiz (s.a.s.)'in bu sözleri, umumi bir muhâlefetle karşılanmadı. Yalnızca Ebû Leheb:
-'Helâk olasıca, bizi bunun için mi çağırdın?' sözleriyle Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlünü kırdı. Bunun üzerine onun hakkında:
'Ebû Leheb'in iki elleri kurusun,yok olsun. O'na ne malı ne de kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe yaslanacaktır O. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde, karısı da odun hammalı olarak.' (Leheb Sûresi, 1-5) meâlindeki sûre-i celîle nâzil oldu.(66)
(62) İbn Hişâm, 1/280
(63) Târih-i Din-i İslâm, 2/145; Bu esnâda Müslümanlık çevrede de yavaş yavaş duyuluyor, ağızdan ağıza yayılıyordu. 'Muhammed (s.a.s.) yeni bir din çıkarmış.. Abdülmuttalib'in yetimine gökten haberler geliyormuş... diye alay edenler oluyordu.
(64/1) Târih-i Din-i İslâm, 2/151,
(64/2) Bkz. Riyâzü's-sâlihîn Tercemesi, 1/361, (Hadis No: 327)
(65) el-Buhârî, 3/191 ve 4/161; Tecrid Tercemesi, 8/252-255 (Hadis No: 1170) ve 9/283-289; İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, 2/60-61
(66) İbnü'l-Esîr,a.g..e., 2/60-61; Târih-i Din-i İslâm, 2/154
[23/1 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.AMMÂR B. YÂSİR
Müşriklerin
Orjinal Köşe Yazısına Git

— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N