[30/1 20:56] Ömer Tarık Yılmaz: 2- Îmânın Beyânı
106- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb beraberce, İbn Uleyye'den rivâyet ettiler. Züheyr dedi ki: Bize İsmâil b. İbrahim Ebû Hayyan'dan, o da Ebû Zür'ate'bni Amr b. Cerir'den o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi:
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün halk arasına çıkmıştı. O sırada ona bir adam gelerek:
— Ya Resûlallah! İmân nedir? diye sordu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
-Allah'a, Allah'ın Meleklerine, Kitabına, Allah'a kavuşmaya ve Peygamberlerine, bir de son dirilmeye inanmalıdır.» buyurdu. Adam: «Ya Resûlallah! İslâm nedir?» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«İslâm: Allah'a ibâdet etmen, Ona hiç bir şeyi şerik koşmaman, farz namazı ikaame etmen, farz olan zekâtı vermen ve Ramazanı tutmandır» buyurdu. Adam:
«Ya Resûlüllah! İhsan nedir?» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü sen Onu görmüyorsan da O senî muhakkak görür.» buyurdu.
«Yâ Resûlüllah!. Kıyâmet ne zaman kopacak?» diye sordu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Bu meselede sorulan sorandan daha âlim değildir. Ama ben sana onun alâmetlerini söyleyeyim: Ne zaman câriye, kendi sahibini doğurursa İşte bu kıyâmet alâmetlerindendir. Ne zaman çıplak, yalın ayak takımı, insanlara baş olurlarsa bu da onun alâmeti erindendir. Ne zaman kuzu, oğlak çobanları yüksek bina yapmakta birbirleriyle yarış ederlerse işte bu da onun alâmetlerindendir. Kıyâmetin ne zaman kopacağı Allah'dan başka kimsenin bilmediği beş gâib şeyde dahildir.» buyurdu.
Bundan sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şu âyeti okudu:
«Kıyâmetin ne zaman kopacağını bilmek şüphesiz ki Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanları O bilir. Hiç bir kimse yarın ne kazanacağını bilemez; hiç bir kimse de nerede öleceğini bilemez. Muhakkak Allah hakkıyla bilen ve haberdar olandır.»
Ebû Hüreyre
Dedi ki:
«Sonra o adam dönüp gitti. Arkasından Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) — O adamı bana geri çevirin! dedi.
Bunun üzerine ashab geri çevirmeye kalktılar; fakat hiç bir şey göremediler. (O zaman) Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)
— O Cibrîl'dir. İnsanlara dinlerini öğretmek için geldi,» buyurdular.
107- Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Bişr rivâyet etti.
(Dedi ki);
— Bize Ebû Hayyân et-Teymî bu isnadla bu hadisin benzerini rivâyet etti. Ancak onun rivâyetinde: « Eme kocasını doğurduğu zaman» cümlesi vardır ki, cariyeleri kasdeder.
Serâriy yahud serarî: Seriyyenin cem'idir. Seriyye: Câriyedir.
[30/1 20:56] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Gandhi Öldürüldü 1948
• Türkiye’de İlk Resmî Televizyon Yayını Başladı 1967
• Zemheri’nin Sona Ermesi
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[30/1 20:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Allah inananların dostudur, onları karanlıktan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostları da tağuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür.”
Bakara 257
[30/1 20:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“İnsanlar nazarında kişiyi yücelten malı ise de Allah katında onu yücelten takvasıdır.”
Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 49
[30/1 20:57] Ömer Tarık Yılmaz: Beş Adımda İş Hayatındaki Stresten Uzaklaşmak
İş dünyası yoğun, tempolu, sorumluluklarla dolu ve stresli bir atmosfere sahiptir. İşindeki başarısı, motivasyon düzeyi ve görev tanımı nasıl olursa olsun, her kişi iş dünyasının stresli atmosferinden olumsuz etkilenebilir.
İş hayatınız boyunca sürekli ya da çoğunlukla stresli hissetmenizin birçok farklı sebebi olabilir. Önemli olan soru, stres duygusuyla başa çıkabilmek için neler yapabileceğinizdir. Gelin, iş hayatınızı stresten mümkün olduğunca arındırmak için uygulayabileceğiniz ipuçlarına birlikte göz atalım.
1. Hedeflerinize yönelik planlar yapın
2. Kendinize zaman ayırmayı unutmayın
3. Gerektiğinde hayır demekten çekinmeyin
4. Takım arkadaşlarınıza güvenin
5. Kendi düzeninizi oluşturun
Detaylar Kuveyt Türk Blog’da…
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[30/1 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Kalplerimizi birleştir. Aramızı düzelt ve bizi kurtuluş yollarına ilet. Bizi karanlıklardan aydınlığa çıkar ve büyük günahların açığından da gizlisinden de uzaklaştır.” (Ebu Davud, Salat, 182)
[30/1 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: PAYLAŞMA BİLİNCİ
İslam’da sosyal hayatın önemli kurallarından biri de yardım- laşma ve paylaşmadır.
Yardımlaşma ve paylaşma, insanlar arasındaki birlik ve bera- berliği güçlendirir, toplumu canlı tutar. Kur’an-ı Kerim’de; “Al- lahın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme...” (Kasas, 28/77) buyrulmak- tadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde şöyle bu- yurur: “Müslüman Müslümanın kardeşidir Ona zulmetmez, onu zalimlerin eline teslim etmez Bir kimse Müslüman kardeşinin ih- tiyacını karşılarsa Allah da ona yardım eder ..’’ (Buhari, “Mezalim”, 3)
RÛM SÛRESİ
Kur'an-ı Kerim'in 30. sûresi olup, 60 ayettir. Mekkî sûrelerden olup, adını 2. ayetteki “Rum' kelimesinden almakta- dır. Sûrenin ilk âyetleri, Bizansla İran arasında meydana gelen savaşların tev- hid ve putperestlikle ilişkilendirilmesi sebebiyle nazil olmuş ve ilâhî bir dine tabî olan Rumların ateşe tapanlar kar- şısında zafer kazanacağı haberi verile- rek Müslümanlar teselli edilmiştir.
Ayrıca bu sûrede; âhiret hayatı, inkârcı- ların ve zalimlerin akıbetleri, her şeyin tek hâkiminin Allah olduğu, yaradılış, ölüm ve sonrası, aile hayatındaki huzur, fâizin malları çoğaltmadığı; zekatın ise bir bereket kaynağı olduğu vurgulan- maktadır.
ÖZLÜ SÖZ
(İlâhi!) İnayetine sığındım, kapına geldim, hidayetine sığındım lütfuna geldim, kulluk edemedim affına geldim. Şaşırtma beni doğruyu söylet, neşeni duyur, ha- kikati öğret. (Elmalılı Hamdi Yazır)
[30/1 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: Tasvir eden, herşeye şekil ve suret veren
Al-Musawwir : The Shaper of Beauty who designs all things, giving each its particular form and character.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'O Allah ki, Yaratan'dır, kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.' (Haşr, 24)
Dünya üstünde yüz binlerce farklı türde canlı yaşar. Bu türlerin hepsi birbirlerinden tamamen farklı görünüşlere ve olağanüstü özelliklere sahiptir.
Mesela bir kelebeğin kanatlarındaki kusursuz simetriyi ele alalım. Her bir kanadın üstü türlü şekiller ve etkileyici renklerle bezenmiştir. Bu şekiller ve renkler ne kadar karışık olurlarsa olsunlar, kanatlardaki benzersiz simetri asla bozulmaz. Öyle ki bütün kelebekler, bir ressamın fırçasından çıkmış gibi, göz zevkine hitap eden bir güzellik oluştururlar. Bu güzellikte tecelli eden aklın bir kaynağı olduğu açıktır. Zira basitçe çizilmiş bir resmin dahi bir ressamı vardır ve resmin kendi başına ortaya çıkması mümkün değildir. O halde kimse, böylesine kusursuz yaratılmış ve bir sanat eseri kadar estetik olan böyle bir canlı için tesadüfen var olmuş diyemez. Bunların tümünü yaratan, tasarlayan, meydana getiren, bütün kainatın Rabbi olan Allah'tır.
İnsanı yaratan, bedeninin dışındaki ve içindeki tüm sistemleri son derece mükemmel bir şekilde tasarlayan Allah, bu kompleks yapıdaki her noktada üstün yaratmasını ve izzetini göstermektedir. Örneğin insan bedeninin çatısını oluşturan iskelet başlıbaşına bir mühendislik harikasıdır. Vücudun yapısal destek sistemidir ve beyin, kalp, akciğer gibi hayati organların korunmasını sağlar, iç organlara destek olur. İnsan vücuduna, hiçbir yapay makina tarafından taklit edilemeyen üstün bir hareket kabiliyeti verir. Dahası kemik dokusu çoğu kimsenin zannettiği gibi cansız değildir. Vücudun ihtiyacına göre kalsiyum, fosfat vb. mineralleri depo eder veya daha önceden depo ettiklerini vücuda verir. Bütün bunların yanı sıra kırmızı kan hücrelerinin üretimi de kemikler tarafından yapılır. Ve bu bahsedilen çok fonksiyonlu sistem, insan bedenindeki onlarca mükemmel sistemden yalnızca bir tanesidir.
İşte bunların hepsini eşsiz bir dizayn ile yaratmış olan ve hala yaratmaya devam eden Allah kudretinin tecellilerini bizlere sürekli göstermektedir. (2)
Musavvir, bir şeyi dilediği zaman ona sadece: 'ol' der, o da istediği şekil ve biçimde oluverir. 'Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
'Dilediği bir surette seni tertip etti.' (Infitar, 8)
Bu yüzden musavvir, yaratmak istediğini istediği şekil ve biçim üzere yaratandır.
Musavvir, organları birbiriyle uyumlu halde yaratan ve onlara dilediği biçimi veren anlamına da gelir. Allah, insanı en güzel bir şekilde yarattığını bize şöyle haber verir:
'Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.' (Tin, 4)
Çocuğu olmayan bir kadın, yedi gün oruç tutup iftar vaktinde 'Yâ Musavvir, Ya Bari, Ya Hâlik' isimlerini su üzerine 21 kere okuyup üfürse ve o sudan iftar eylese Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine makbul bir çocuk ihsan eder.' (1)
Kaynaklar:
1) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı) Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
2) Allah'ın İsimleri, 2005 Harun Yahya
3) Elmalı Tefsiri, Haşr, 24
4) Esma-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
5) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
[30/1 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: Milâdî VII. yüzyılda Hz. Muhammed, İslâm vahyini tebliğe başladığında yeryüzünde ateizm, putperestlik, politeizm (şirk), yıldızlara tapma da dahil birçok din ve inanç şekilleri mevcuttu. Bu dinlerden Mecûsîlik, Brahmanlık, Budizm, Sâbiîlik, Yahudilik ve Hıristiyanlık en önemlileri olarak ve hatta bir dereceye kadar vahiy dinleri olmaları yönüyle o günün Mekkeliler'i tarafından kolaylıkla kabul edilebilir dinlerdi. Fakat yeni bir din gönderilmiştir. Çünkü bütün bu dinler, zaman içinde orijinal ve aslına uygun şekillerini kaybetmiş, zaman ve mekâna bağlı olarak çeşitli değişikliklere uğramışlar, ayrıca kendilerinden sonra gelecek ve şartları daha da iyileştirip mükemmelleştirecek bir şahsı ve onun mesajını müjdelemişlerdir.
Mecûsîlik en eski dinlerden biriydi ve Zerdüşt'ün getirdiği dinin bozulmuş şekline verilen addı. Zerdüşt tek Allah yani Ahura Mazda inancını tebliğ etmiş, O'nun seçtiği kimselere ilâhî vahyin geleceğine, meleklere ve ölüm sonrası hayata imanı emretmişti. Zend-Avesta'da (Yaşt, 13, XXVIII, 129) putları kıracak olan Soeşyant adlı birinin geleceği bildirilmektedir. Ancak Zerdüşt'ün tebliğ ettiği tevhid inancı daha sonra hem iyilik hem de kötülük tanrısı olmak üzere iki tanrı inancına (düalizm=seneviyye) dönüşmüş, Tanrı'nın kudret ve kuvvetini temsil ettiğine inanılan ateş yüceltilerek ateş kültü (Mecûsîlik) oluşmuştur.
Brahmanizm çok tanrılı bir dindir. Gerçekte Brahmanlar tek Tanrı'ya inanmakla birlikte O'nun yaratıkları veya O'nun sıfatları şeklinde de olsa Tanrı'nın birtakım tezahürlerine tapma bunlarda da mevcuttur. Hintliler Tanrı'nın kendisini tarihin her devresinde çeşitli şahsiyetlere bürünerek insanlara gösterdiğine inanırlar. Bu hulûl (avatara=enkarnasyon) inancı hem Tanrı'nın bedenleşmesi ve maddî şekillerle tasvirine hem de binlerce ilâhın mevcudiyeti kanaatine yol açmıştır. Diğer taraftan bu dinde mevcut olan kast sistemi, dinin evrensel gereği olan eşitlik ve kardeşlik unsurlarıyla da çelişmektedir ve bu din, kapalı bir din hüviyetindedir. Dışarıdan biri bu dine giremez ve ona mensup olanlar da ebedî bir tenâsüh hali içindedirler. Aslî hüviyetini kaybedip çok tanrıcılığa, Tanrı'nın bedenleşmesi ve tenâsüh inancına sapması ve kast sistemini benimsemesine rağmen Brahmanizm'de de 'ileride gelecek, beklenen kimse' inancı vardır.
Budizm Brahmanizm'deki puta tapma inancını reddedip ona karşı çıkmaktan doğmuş bir dindir ve ana din olan Brahmanizm'den birçok esas taşımaktadır. Bir bakıma Brahmanizm'deki putların kırılması yolunda bir reform niteliği taşır. Ancak putlara karşı olan Buda'nın getirdiği din kendisinden sonra Buda heykellerine tapma şeklinde putperest bir karaktere bürünmüştür. Buda, hayatın tabii olaylarını bir ıstırap olarak görüyor ve bundan kurtuluşu bütün arzu ve ihtiraslardan uzaklaşmaya bağlıyordu. Bu da onları aşırı riyâzet, nefse ezâ ve hatta dünya hayatının tamamen terkedilmesi gibi aşırılıklara sevkediyordu. Yapısındaki köklü değişiklik ve bozulmalara rağmen Budizm'de de ileride gelecek bir kurtarıcı (Maitreya veya Metteya) müjde ve beklentisi vardır.
Sâbiîlik de İslâm'ın geldiği asırda mevcut bir inanç idi. Sâbiîler hicrî ilk yüzyılda müslümanların hâkimiyeti altına girmiş ve onlara zimmîlik statüsü tanınmıştır. Sâbiîler'in oldukça eskiye dayanan bir tarihleri olmakla birlikte nasıl doğduğu, kimin tarafından yayıldığı açık ve net olarak bilinmemektedir. Sâbiîlik'te bir yüce varlık inancı mevcut olmakla birlikte ışık âlemi ile karanlık âlem arasındaki mücadeleye dayanan bir düalizm inancı hâkimdir. Peygamberlik inancının mevcudiyeti tartışmalı olmakla birlikte Hz. Yahyâ'ya büyük önem verilmekte ve kendi peygamberleri olarak açıklanmaktadır. Diğer taraftan Sâbiîler Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ ve Hz. Muhammed'i kötülük peygamberi, yalancı olarak nitelemektedirler. Özetle denilebilir ki Sâbiîlik orijinal şeklini yitirmiş, zamanla çeşitli inançlar karışmış ve müntesipleri azalmış bir din hüviyetindedir.
Bugün ilâhî kaynağa dayanan dinler diye kabul edilen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet'in temel özelliklerini ve İslâm dininin diğer ikisinden farklı olduğu yönleri de şu şekilde tesbit mümkündür:
1. Allah inancı. Yahudilik Tanrı'nın birliği üzerinde ısrarla durmasına rağmen, en azından tarihlerinin bazı dönemlerinde ona beşerî nitelikler nisbet etmişler ve âdetâ Tanrı'yı beşerî organ ve duygular taşıyan bir insan gibi tasvir etmişler, insanlaştırmışlardır. Hıristiyanlar ise Tanrı'nın birliğini farklı şekilde ele alıp teslîsi savunmuşlar, aşırı bağlılık duygusuyla, Hz. Îsâ'yı tanrılaştırmışlardır.
Halbuki İslâm, Allah inancı hususunda gerek yahudilerin gerekse hıristiyanların sonradan düştükleri yanlışlık ve aşırılıkları düzeltmiş, Tanrı'nın beşerîleşmesini veya beşerin tanrılaşmasını reddetmiş, bu noktada Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ'nın hakiki mesajını hatırlatarak Allah'ın bir ve benzersiz olduğunu vurgulamıştır.
2. Melek inancı. Meleklerin Allah'ın oğulları ve kızları olduğu iddiasını ve beşerî şekillerdeki tasvirlerini reddederek hem yahudi ve hıristiyanların düştükleri yanlışı göstermiş hem de Allah'ın yüceliğini vurgulamıştır.
3. Kutsal kitaplar. Ne yahudiler ne de hıristiyanlar, Allah tarafından Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ'ya verilmiş kutsal kitapları orijinal şekilleriyle muhafaza edebilmişler, Tevrat ve İncil zaman içinde ya kaybolmuş ve yeniden yazılmış, ya da çeşitli ilâve ve eksiltmelere mâruz kalmıştır. Kur'ân-ı Kerîm ise hem vahyedildiğinde yazıya geçirilmiş olması hem de ezberlenmek suretiyle muhafaza edilmesi yönüyle orijinal ve aslına uygun şekliyle günümüze kadar gelmiştir.
4. Peygamberlik. Yahudilik ve Hıristiyanlık sonradan tahrif edildikleri için örnek ve önder şahsiyetler olan peygamberlerle ilgili çeşitli iddia ve iftiralarda bulunup sonra gelecek peygamberleri kabul etmezken İslâm, hem bütün peygamberlere imanı şart koşmuş hem de onları lâyık oldukları güzel vasıflarla tavsif etmiştir.
5. Dünya-âhiret dengesi. Yahudilik dünya hayatına, Hıristiyanlık da dünyadan uzaklaşıp mânevî hayata daha çok ağırlık verirken İslâm her ikisi arasındaki dengeyi kurmuş ve korumuştur: 'Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste, ama dünyadan da nasibini unutma...' (el-Kasas 28/77).
6. Mükellefiyetlerin azlığı. Madde-mâna, dünya-âhiret dengeleri açısından en ölçülü ve kolayca yaşanabilir; çeşitli emir ve hükümlerde kolaylığı öngörmesi açısından en kolay olan din İslâm'dır.
İslâm, diğer ilâhî dinlerde var olan bazı ağır dinî sorumlulukları ortadan kaldırmış, insanın yaratılışına en uygun ve yaşanabilir kuralları sunmuş, böylece dini daha da ağırlaştıran ve yaşanmasını zorlaştıran din yorumcularına da önemli bir uyarıda bulunmuştur. Bu son dinin peygamberi Kur'an'da şu şekilde anlatılır: 'Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyanlar (var ya) işte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O peygambere inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır' (el-A`râf 7/157).
Bu âyette hem Mûsâ şeriatında mevcut çok sayıdaki kural ve vecîbelere (temizlik kuralları, yiyeceklerle ilgili esaslar, âdetli kadınla ilgili yasaklar gibi) hem de İnciller'de ortaya konan öğretinin gerektirdiği aşırı riyâzetçi eğilimlere işaret edilmektedir.
İslâm, daha önceki şeriatlarda mevcut bazı ağır yükleri kaldırmış veya hafifletmiş, dini daha kolay ve yaşanabilir kılmıştır. Çünkü 'İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, resulün de size şahit olması için sizi mûtedil bir ümmet kıldık' (el-Bakara 2/143) buyurulmaktadır. Resûlullah da 'Kolay ve yüce Hanîflik'le gönderildim' (Müsned, V, 266; bk. Buhârî, 'Îmân', 29) diyerek İslâm'ın diğer şeriatlara göre daha mûtedil, kolay ve müsamahalı olduğunu vurgulamaktadır. Kur'an ve Sünnet'te, dinî mükellefiyetlerin azaltılarak ve gerekli ve yeterli seviyede tutulduğu, İslâm'ın insanlara ağır yükler yüklemek için değil, rahmet ve inâyet olarak gönderildiği sıklıkla tekrarlanır. Kur'an ve Sünnet'teki bu vurgu sebebiyle de İslâm bilginleri dinin anlatım ve yorumunda daima kolaylığı ve uygulanabilirliği tercih etmişlerdir.
İslâm'ın peygamberi peygamberlerin, onun getirdiği din de dinlerin sonuncusudur. İslâm'ın bir diğer özelliği onun evrenselliğidir. Son din olması açısından öncelikleri kucaklayıcı ve en mükemmel olmasıdır.
[30/1 21:00] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Öldürülenler hakkinda size kisas farz kilindi Hüre hür, köleye köle, kadina kadin (öldürülür) Ancak her kimin cezasi, kardesi (öldürülenin velisi) tarafindan bir miktar bagislanirsa artik (taraflar) hakkaniyete uymali ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir Her kim bundan sonra haddi asarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardir (BAKARA/178)
Yanlislikla olmasi disinda bir müminin bir mümini öldürmeye hakki olamaz Yanlislikla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir Meger ki ölünün ailesi o diyeti bagislamis ola (Bu takdirde diyet vermez) Eger öldürülen mümin oldugu halde, size düsman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzimdir Eger kendileriyle aranizda antlasma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir Bunlari bulamayan kimsenin, Allah tarafindan tevbesinin kabulü için iki ay pespese oruç tutmasi lâzimdir Allah her seyi bilendir, hikmet sahibidir (NİSA/92)
Kim bir mümini kasden öldürürse cezasi, içinde ebediyen kalacagi cehennemdir Allah ona gazap etmis, onu lânetlemis ve onun için büyük bir azap hazirlamistir (NİSA/93)
Iste bu yüzdendir ki Israilogullari'na söyle yazmistik: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çikarmaya karsilik olmaksizin (haksiz yere) bir cana kiyarsa bütün insanlari öldürmüs gibi olur Her kim bir cani kurtarirsa bütün insanlari kurtarmis gibi olur Peygamberlerimiz onlara apaçik deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çogu yine yeryüzünde asiri gitmektedirler (MAİDE/ 32)
De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kildigini okuyayim: O'na hiçbir seyi ortak kosmayin, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarinizi öldürmeyin -sizin de onlarin da rizkini biz veririz-; kötülüklerin açigina da gizlisine de yaklasmayin ve Allah'in yasakladigi cana haksiz yere kiymayin! Iste bunlar Allah'in size emrettikleridir Umulur ki düsünüp anlarsiniz (EN'AM/151)
Hakli bir sebep olmadikça Allah'in muhterem kildigi cana kiymayin Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velîsine (hakkini almasi için) yetki verdik Ancak bu velî de kisasta ileri gitmesin Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacagini almistir (İSRA/33)
Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttuklari) baska bir tanriya yalvarmazlar, Allah'in haram kildigi cana haksiz yere kiymazlar ve zina etmezler Bunlari yapan, günahi (nin cezasini) bulur; (FURKAN/68)
[30/1 21:01] Ömer Tarık Yılmaz: HUSUSİ SALAVATLARIN FAZİLETİ
4603 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.'
Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214).
4604 - Yine Ebu Hureyre anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Sabah namazını (cemaatle) kılan, Allah'ın garantisi altındadır. Sakın Allah, (ona verdiği garantisi sebebiyle) size bir ceza vermesin!'
Rezin şunu ilave etti: 'Kim bu garantiyi talep ederse onu elde eder ve bir daha da kaçırmaz.'
Tirmizi, Fiten 6, (2165).
4605 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Gece ve gündüzde birkısım melekler nöbetleşe aranızda bulunurlar. Bunlar sabah namazı ile ikindi namazında toplanırlar. Sonra sizi geceleyin takip eden melekler (hesabınızı vermek üzere huzu-u ilahiye) yükselir. Sizi çok iyi bilen Allah, bu meleklere sorar: 'Kullarımı nasıl bıraktınız?'
'Biz onları namaz kılıyorlarken bıraktık, biz onlara namaz kılarlarken vardık!' derler.'
Buhari, Mevakitu's-Salat 16, Bed'ü'l-Halk 6, Tevhid 23, 33; Müslim, Mesacid 210, (632); Muvatta, Kâsru's-Salat 82, (1, 170); Nesai, Salat 21, (1, 240, 241).
4606 - Ammâre İbnu Rueybe radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Güneşin doğmasından ve batmasından önce namaz kılan hiç kimse ateşe girmeyecektir. -Burada sabah ve ikindi namazları kastedilir-.'
Müslim, Mesacid 213, (634); Ebu Dâvud, Salât 9, (427); Nesâi, Salât 21, (1, 241).
4607 - Muâz İbnu Enes el-Cüheni radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim sabah namazından çıkınca, iki rek'atlik kuşluk namazını kılıncaya kadar hayırdan başka bir şey söylemeden namaz kıldığı yerde oturur beklerse, Allah onun günahlarını, denizin köpüğü kadar çok da olsa bağışlar.'
Ebu Davud, Salat 301, (1287).
4608 - Ümmü Habibe radıyallahu anha anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim hergün farzlar dışında oniki rek'at (nafile) kılarsa Allah onun için cennette mutlaka bir ev inşa eder.'
Ümmü Habibe der ki: 'Bunu Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan işittiğim günden beri bu namazları terketmedim.'
Müslim, Müsafirin 103, (728); Ebu Davud, Salat 290, (1250); Tirmizi, Salat 306, (415); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 66, (3, 261).
4609 - Zeyd İbnu Hâlid radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim güzelce abdest alır, sonra da iki rek'at namaz kılar ve namazında gaflete yer vermezse Allah, (seğâirden olan) geçmiş günahlarını mağfiret buyurur.'
Ebu Davud, Salât 162, (905).
4610 - Said İbnu'l-Müseyyeb rahimehullah anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Bizimle münafıklar arasında yatsı ve sabah namazlarında hazır bulunma farkı vardır. Onlar bu iki namaza muktedir olamazlar.'
Muvatta, Salâtu'l-Cemâ'a 5, (1, 130).
4611 - Zeyd İbnu Sâbit radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kişinin evindeki namazı, benim şu mescidimde kılacağı namazdan efdaldir; tabii ki farzlar hariç.'
Ebu Davud, Salat 205, (1044), 340, (1447); Tirmizi, Salat 331, (450); Muvatta, Salatu'l-Cemâ'a 4, (1, 130).
4612 - Abdülvahid İbni Ziyâd merhum, merfû olarak şunu rivayet etmiştir: 'Kişinin çölde kılacağı namazı, tamamladığı takdirde cemaatle kılacağı namazdan efdaldir.'
Rezin tahric etmiştir. Hadis, Ebu Davud'da gelmiştir. Salat 49, (560).
Ebu Davud bu hadisi, Ebu Saidi'l-Hudri'den kaydettiği şu hadisin arkasından rivayet eder: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Cemaatle kılınan namaz yirmibeş namaza bedeldir. Kişi (cemaatle yolculuk sırasında) çölde kılar da rükû ve secdelerini tam yaparsa, o zaman (sevabı) elli misline ulaşır.'
4613 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Cemaatle kılanan namaz münferid kılınan namazdan yirmiyedi derece üstündür.' -'Yirmibeş derece' diye de rivayet edildi.-'
Buhari, Ezan 30, 31; Müslim, Mesacid 249, (650); Muvatta, Cemâ'a 1; Tirmizi, Salat 161, (215); Nesai, İmamet 42. (2. 103).
4614 - Ebu'd-Derda radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Köyde olsun, kırda olsun üç kişi olur da orada cemaatle namaz kılınmazsa, şeytan onlara galebe çalmış demektir. Size cemaatle namaz kılmanızı tavsiye ederim.'
Ebu Davud, Salat 47, (547); Nesai, İmamet 48, (2, 106).
Rezin şu ziyadede bulunmuştur: 'Zira insanın kurdu şeytandır. Onu yalnız yakaladı mı yer.'
4615 - Ebu Sa'iid radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, namazı kılıp bitirdikten sonra bir adam gelip namaza durdu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Şununla namaza durup ticaret yapacak kimse yok mu?' buyurdular. Bunun üzerine bir adam kalkıp onunla (ona uyarak) namaz kıldı.'
Tirmizi, Salat 164, (220); Ebu Davud, Salat 56, (574).
4616 - Hz. Osman radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibidir. Kim de sabahı da cemaatle kılmışsa gecenin tamamını ihya etmiş gibidir.'
Müslim, Mesacid 260, (656); Muvatta, Cema'at 7, (1, 132); Ebu Davud, Salat 18, (555); Tirmizi, Salat 165, (221).
4617 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim kırk gün, iftitah tekbirini kaçırmadan cemaatle namaz kılarsa, kendisine iki beraet yazılır; ateşten beraet, nifaktan beraet.'
Tirmizi, Salat 178, (241).
4618 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'İmam zamin, müezzin de mü'temendir. Allahım, insanlarımızı irşad et, müezzinlere de mağfiret buyur.'
Ebu Davud, Salat 32, (517); Tirmizi, Salat 153, (207).
4619 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kişinin cemaatle kıldığı namaz, evinde ve işyerinde kıldığı namazından yirmibeş kat daha sevablıdır. Çünkü, güzelce abdest alır, mescide gider. Bu gidişte gayesi sadece ve sadece namazdır. Her adım atışında bir derece yükseltilir, günahından da bini dökülür. Namazını kılınca, namazgahında kıldığı müddetçe melekler ona mağfiret duasında bulunur ve: 'Allahım ona mağfiret et, Allahım ona rahmet et, Allahım onun tevbesini kabul et' derler. Bu kimseye, orada eza vermedikçe, hadeste bulunmadıkça böyle devam eder.'
Ebu Hureyre radıyallahu anh'a: 'Hadeste bulunması ne demek?' diye sorulmuştu: 'Sesli veya sessiz yel bırakmadıkça!' diye açıkladı. 'Sizden biri, namazı beklediği müddetçe namazdadır.'
Buhari, Ezan 30, Salat 87, Büyü 49; Müslim, Mesacid 246, (649); Muvatta, Taharet 33, (1, 33); Ebu Davud, Salat 49, (559); Tirmizi, Salat 423, (603).
4620 - Said İbnu'l-Müseyyeb rahimehullah anlatıyor: 'Ensardan biri ölmek üzere idi. Dedi ki: 'Size bir hadis rivayet edeceğim. Bunu da sadece sevap ümidiyle yapacağım. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim, şöyle buyurmuştu:
'Biriniz abdest alır ve abdestini güzel yapar sonra da namaza giderse, sağ adımını her atışta, bu adım sebebiyle Allah mutlaka ona bir sevap yazar; sol adımını attıkça da her seferinde mutlaka bir günahını döker. -Öyleyse (mescide) yaklaşsın veya uzaklaşsın- mescide gelir ve cemaatle namazını kılarsa mağfirete mazhar olur. Mescide geldiğinde namazın birkaç rek'ati kılınmış; birkaç rek'ati kalmış ise yetiştiğini cemaatle kılıp, kaçırdıklarını da tamamlamışsa, keza mağfirete mazhar olur. Eğer mescide geldiğinde namazı kılınmış bulur ve tek başına tamamlarsa yine mağfirete mazhar olur.'
Ebu Davud, Salat 51, (563).
4621 - Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim evinden temizlenmiş olarak farz namaz için çıkarsa, onun ecri, tıpkı ihrama girmiş hacının ecri gibidir. Kim de kuşluk namazı için çıkar ve sırf bu maksadla yorulursa onun ücreti de umre yapanın ücreti gibidir. Namaz kıldıktan sonra araya lağv (dünyevi kelam) sokmadan kılınan iknici namaz, İlliyyin (denen cennetin yüce makamın)da yazılıdır.'
Ebu Davud, Salat 49, (558).
4622 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Beni Selime yurtlarını bırakarak Mescid-i Nebeviye yakın bir yere gelip yerleşmek istediler. (Durumdan haberdar olan) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
'(Yürüdüğünüz zamanki) adımların sevabını hesaba katmıyor musunuz?' dedi. Bunun üzerine yerlerinde kaldılar.'
Buhari, Fezailu'l-Medine 11, Ezan 33.
4623 - Hz. Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Karanlıkta mescide gidenlere Kıyamet günü tam bir nura kavuşacaklarını müjdele!'
Ebu Davud, Salat 50, (561); Tirmizi, Salat 165, (223).
HASTA ZİYARETİNİN FAZİLETİ
4624 - Hz. Ali radıyallahu anh diyor ki: 'Bir hastayı akşamleyin ziyaret eden hiçbir kimse yok ki beraberinde kendisine sabaha kadar istiğfar edecek yetmişbin melekle çıkmış olmasın. Ayrıca onun cennette bir baçesi de vardır. Kim de hasta ziyaretine sabahleyin gelirse onunla birlikte yetmişbin melek çıkar, akşam oluncaya kadar ona istiğfar ederler. Onun da cennette bir bağı vardır.'
Ebu Davud, Cenaiz 7, (3098, 3099, 3100).
4625 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim güzel bir şekilde abdest alır, müslüman kardeşine, sevap düşüncesiyle hasta ziyaretinde bulunursa, cehennemden yetmiş yılllık yürüme mesafesi uzaklaştırılır.'
Sabit dedi ki: 'Ey Ebu Hamza, harîf nedir? diye Enes'ten sordum. Bana: 'Yıl!' diye cevap verdi.'
Ebu Davud, Cenaiz 7, (3098).
4626 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor. 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim bir hastaya veya bir din kardeşine Allah rızası için ziyarette bulunursa, bir münâdi ona nida eder: '(Dünyada da ahirette de) iyi olasın (ahiret yolculuğun da) iyi olsun. (Bu davranışınla) cennette bir ev hazırladın!' der.'
Tirmizi, Birr 64, (2009); İbnu Mace, (Cenaiz 2, (1443).
BAZI MÜŞTEREK VE MÜTEFERRİK HADİSLERLE FAZİLETİ BELİRTİLEN AMEL VE SÖZLER
4627 - Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: 'Bir seferde Resûlullah'la beraberdik. Bir gün yakınına tesadüf ettim ve beraber yürüdük.
'Ey Allah'ın Resûlü, dedim. Beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!'
'Mühim bir şey sordun. Bu, Allah'ın kolaylık nasib ettiği kimseye kolaydır; Allah'a ibadet eder, Ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekât verirsin, ramazan orucunu tutarsın, Beytullah'a hacc yaparsın!' buyurdular ve devamla: 'Sana hayır kapılarını göstereyim mi?' dediler.
'Evet ey Allah'ın Resûlü' dedim.
'Oruç (cehenneme) perdedir; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yoketmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin şiarıdır' buyurdular ve şu ayeti okudular. (Mealen): 'Onlar ibadet etmek için gece vakti yataklarından kalkar, Rablerinin azabından korkarak ve rahmetini ümid ederek O'na dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden de bağışta bulunurlar' (Secde 16)
Sonra sordu: 'Bu (din) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?'
'Evet, ey Allah'ın Resûlü!' dedim. 'Dinle öyleyse' buyurdu ve açıkladı:
'Bu dinin başı İslâm'dır, direği namazdır, zirvesi cihâddır!'
Sonra şöyle devam buyurdu: 'Sana bütün bunları (tamamlayan) baş amili haber vereyim mi?'
'Evet ey Allah'ın Resûlü!' dedim.
'Şuna sahip ol!' dedi ve eliyle diline işaret etti. Ben tekrar sordum: 'Ey Allah'ın Resûlü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?'
'Anasız kalasıca Muâz! İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne dedi- ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?' buyurdular.'
Tirmizi, İman 8, (2619).
4628 - Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh anlatıyor. 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim namazı kılar, zekâtı verir ve Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölürse, ona mağfiret etmek Allah üzerine bir hak olur. Hicret etse veya doğduğu yerde ölse de!'
Dedik ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! Biz bunu halka anlatsak da sevinseler olmaz mı?'
'Cennette yüz derece var. Her iki derece arasında arzla sema arasındaki kadar mesafe var. Allah onu kendi yolunda cihad edenlere hazırladı. Ben mü'minleri bindirebileceğim bir şey bulamamam sebebiyle onlar da (bu yüzden cihada iştirak edemedikleri için) benden geri kalmalarına üzülmeleri suretiyle mü'minlere meşakkat vermemiş olsaydım, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, (her birine) iştirak ederdim. Ben (cihad esnasında) öldürülüp, sonra tekrar diriltilmeyi, tekrar öldürülmeyi isterim' buyurdular.'
Nesai, Cihad 18, (6, 20).
4629 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: 'Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (ayni veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü güzü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem.'
Buhari, Rikak 38.
4630 - Hz. Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Üç şey vardır; her birine Allah garanti vermiştir: 'Allah yolunda cihad etmek üzere yola çıkan kimse: Bu öldüğü takdirde cennete koyma hususunda, ölmeyip döndüğü takdirde ganimet ve sevapla gelme hususunda garantilidir. Mescide giden kimseye, öldüğü takdirde, Allah cennete koyma hususunda garanti vermiştir. Kişi (fitne zamanında bulaşmayıp) evine çekildiği takdirde Allah ona da garanti vermiştir.'
Ebu Davud, Cihad 10, (2494).
4631 - Muaz İbnu Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Namaz, oruç ve zikir Allah yolunda infak üzerine yediyüz misli katlanır.'
Ebu Davud, Cihad 14, (2498).
4632 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Nu'man İbnu Nevfel (bir gün) dedi ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! Farz namazlarımı kılsam, ramazan orucumu tutsam, helali helal bilip haramı da haram tanısam ve bunlara hiçbir ilave (hayır ve ibadet)de bulunmasam cennete gider miyim?'
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Evet!' buyurdular. Nu'man: 'Vallahi (bu farzlara) hiçbir ilavede bulunmayacağım!' dedi.'
Müslim, İman 16, (15).
4633 - El-Hâris el-Eş'ari radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Allah Teâla hazretleri, Yahya İbnu Zekeriyya aleyhimâsselam'a, beş kelime söyleyip bunlarla amel etmesini ve onlarla amel etmelerini Beni İsrail'e de söylemesini emir buyurdu. Ancak O, bu hususta ağır aldı. İsa aleyhisselâm kendisine: 'Allah sana beş kelime öretip onlarla amel etmeni ve Beni İsrail'e de onlarla amel etmelerini emretmeni söyledi. Ya sen bunları onlara emredersin veya bunları onlara ben emredeceğim' dedi. Yahye aleyhisselam: 'Onları emretmede benden önce davranacak olursan yere batırılmam veya azab görmemden korkarım!' dedi ve halkı Beytu'l-Makdis'te topladı. Mescid ağzına kadar doldu. Mahfillere de oturdular. (Söz alıp):
'Allah bana beş kelime gönderdi ve onlarla amel etmemi ve size de amel etmenizi emretmemi bana emretti:
-Bunlardan birincisi Allah'a ibadet etmeniz, ona hiçbir ortak koşmamanızdır. Allah'a ortak koşanın misali şudur: Bir adam, kendi öz malından altın veya gümüş mukabilinde bir köle satın alır ve: 'Bu benim evim, bu da işim. (Çalış kazandığını) bana öde!' der. Köle çalışır, fakat kazancını efendisinden başkasına öder. Kölenin böyle yapmasına hanginiz razı olur? Aynen bunun gibi, Allah da size namazı emretti. Namaz kılarken (sağa-sola) bakınmayın. Zira Allah yüzünü, namazda bulunan kulunnun yüzüne karşı diker, o sağa sola bakmadığı müddetçe.
-Allah size orucu emretti. Bunun misali şu insanın misaline benzer; O bir grup içerisindedir. Beraberinde bir çıkın içinde misk var. Herkes onun kokusundan hoşlanmaktadır. Oruçlunun (ağzında hasıl olan) koku, Allah indinde miskin kokusundan daha hoştur.
-Allah size sadakayı emretti. Bunun misali de şu adamın misaline benzer: Düşmanlar onu esir edip ellerini boynuna bağlamışlar ve boynunu vurmaları için cellatlara teslim etmişlerdir. Adam: 'Ben az veya çok (bütün malımı) vererek kendimi fidye mukabilinde kurtarmak istiyorum' der ve nefsini fidye ödeyerek kurtarır.
-Allah size, Allah'ı zikretmenizi de emretti. Bunun da misali, peşinden hızla düşmanın geldiği bir adamdır. Bu adam muhkem bir kaleye gelip, düşmandan kendini korur. Kul da böyledir. Şeytana karşı kendisini sadece zikrullahla koruyabilir.'
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (burada hikayeyi tamamlayarak) dedi ki: 'Ben de size beş şeyi emrediyorum: Allah onları bana emretti. Dinlemek, itaat etmek, cihâd, hicret ve cemaat. Zira, kim cemaatten bir karışcık ayrılırsa boynundaki İslam bağını çıkarıp atmıştır, geri dönen hariç. Kim de cahiliye davası güderse o cehennem molozlarından biridir!'
Bir adam: 'Ey Allah'ın Resulü! O kimse namazını kılar, orucunu tutar idiyse (yine mi cehennemlik)?' diye sordu. Aleyhissalatu vesselam:
'Evet, namaz kılsa, oruç tutsa da! Ey Allah'ın kulları! Sizi müslümanlar, mü'minler diye tesmiye eden Allah'ın çağrısı ile çağırın!' buyurdular.'
Tirmizi, Emsal 3, (2867).
4634 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Bu gece Rabbimden bir (melek, elçi olarak) geldi. -Bir rivayette ise şöyle demiştir: 'Rabbim bana en güzel bir surette geldi' -ve: 'Ey Muhammed!' dedi.
'Buyur Rabbim, emrindeyim!' dedim.
'Mele-i A'la(da bulunanların) nelerde yarıştıklarını biliyor musun?' dedi.
'Hayır!' dedim. Bunun üzerine elini omuzlarımın arasına koydu. Hatta onun serinliğini göğüslerimde hissettim. Derken semâvat ve arzda olanları öğrendim. Sonra: 'Ey Muhammed! Mele-i A'la (efradı) nelerde yarışır biliyor musun?' dedi.
'Evet! Dereceler(i artıran ameller)de, keffâretlerde. (Keffaretler ise)' yaya olarak cemaatlere gitmek, şiddetli soğuklarda abtesti tam almak, namazdan sonra namaz beklemektir. Kiim bunlara devam ederse hayır üzere yaşar, hayır üzere ölür, günah mevzuunda da annesinden doğduğu gündeki gibi olur' dedim. Sonra tekrar: 'Ey Muhammed!' dedi.
'Buyurun emrinizdeyim!' dedim.
'Namaz kıldığın vakit, dedi, şunu oku: 'Allahım, senden hayırları yapmamı, kötü şeyleri de terketmemi ve fakirleri sevmemi talep ediyorum! Kullarına bir fitne arzu edersen, beni, fitneye düşmeden, yanına al!'
(Gece bana gelen elçi -veya Rabbim- son olarak) dedi ki: 'Dereceler ise, selamı yaymak, yemek yedirmek, insanlar uyurken gece namaz kılmaktır!'
Tirmizi, Tefsir, Sâd, (3231, 3232).
4635 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Cennette birtakım odalar vardır. Dışları içlerinden, içleri de dışlarından görülür.'
Bunu işiten bir bedevi ayağa kalkıp: 'Bu odalar kim(ler)e ait ey Allah'ın Resulü?' diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: 'Sözü güzel yapan, yemek yediren, oruca devam eden, gece herkes uyurken namaz kılan kimse(lere) ait!' buyurdu.'
Tirmizi, Birr 53, (1985).
4636 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Allah Teâla hazretleri diyor ki: 'Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.'
Buhari, Tevhid 15, 35; Müslim, Zikr 2, (2675), Tevbe 1, (2675).
4637 - Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Allah Teâla hazretleri demiştir ki: 'Kim bir hayır işlerse ona sevabının on katı verilir veya arttırırım da. Kim bir günah işlerse bunun cezası misli kadardır, veya affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zirâ yaklaşırım. Kim bana bir zirâ yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana hiçbir şeyi şirk koşmaksızın, arz dolusu hata ile kavuşursa ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.'
Müslim, Zikr 22, (2687).
4638 - Ebu Malik el-Eş'ari radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Abdest imanın yarısıdır. Elhamdülilllah mizanı doldurur; sübhanallah velhamdulillah arz ve sema arasını doldurur; namaz nurdur; sadaka bürhandır; sabır ziyadır; Kur'ân ise lehine veya aleyhine bir hüccettir. Herkes sabahleyin kalkar, nefsini satar; kimisi kurtarır, kimisi de helâk eder.'
Müslim, Taharet 1, (223); Tirmizi, Da'avat 91, (3512); Nesai, Zekat 1, (5, 5-6).
4639 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir gün:
'Bugün sizden kim oruçlu olarak sabahladı?' diye sordular. Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh: 'Ben!' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
'Bugün kim bir cenâzeye kadıldı?' dedi. Yine Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh: 'Ben!' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
'Bugün kim bir fakire yedirdi?' dedi. Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh: 'Ben!' dedi. Aleyhissalatu vesselam:
'Bugün kim bir hastayı ziyaret etti?' dedi. Bu sefer de Hz. Ebu Bekr 'Ben!' dedi. Bunun üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
'Bunlar bir kimsede biraraya geldi mi, o kimse mutlaka cennete girer!' buyurdu.'
Müslim, Zekât 87, (1028).
4640 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: '(Ashabtan bazıları): 'Ey Allah'ın Resûlü! Zenginler ücretleriyle gittiler. Onlar da bizim gibi namaz kıldılar, bizim gibi oruç tuttular, mallarının artanından da sadaka verdiler!' dediler. Aleyhissalatu vesselam:
'Allah size de tasadduk edeceğiniz şeyler verdi: Her bir tesbih sadakadır, her bir tekbir sadakadır, her bir tahmid sadakadır, her bir tehlil sadakadır, emr-i bi'l-ma'ruf sadakadır, nehy-i ani'l-münker sadakadır, herbirinizin (hanımıyla) cimaı sadakadır!' buyurdu. Derken cemaatten: 'Ey Allah'ın Resûlü! Yani birimizin şehvetine mubaşeret etmesine ücret mi var?' diye soranlar oldu. Aleyhissalâtu vesselâm:
'İhtiyacını haramla görmüş olsaydı bundan ona bir vebal var mıydı, yok muydu ne dersiniz?' diye sual ettiler.
'Evet vardı!' demeleri üzerine:
'Öyleyse, ihtiyacını helal yolla gördü mü bunda onun için ücret vardır!' buyurdular.'
Müslim, Zekat 53, (1006).
4641 - Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur: 'Kardeşine karşı izhar edeceğin tebessümün bir sadakadır. Emr-i bi'l-mâ'rufun ve nehy-i ani'l-münkerin sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimse için görüvermen sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır.'
Tirmizi, Birr 36, (1957).
4642 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Üç şey vardır, bunlar kimde bulunursa, Allah onun üzerine himayesini açar ve onu cennete koyar: 'Zayıflara rıfk, anne-bebaya şefkat, kölelere ihsan.'
Tirmizi, Kıyâmet 49, (2496).
4643 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Üç kimse vardır ki, bunlara yardım Allah üzerine bir haktır: Allah yolunda cihad eden; borcunu ödemek isteyen mükâteb, iffetini korumak niyetiyle evlenen kimsi.'
Tirmizi, Fezâilu'l-Cihâd 20, (1655); Nesai, Nikâh 5, (6, 61).
4644 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Üç kişi vardır, Allah onları sever, üç kişi de vardır Allah onlara buğzeder.
Allah'ın sevdiği üç kişiye gelince: 'Bir adam bir cemaate gelir, onlardan Allah adına birşeyler ister, kendisiyle onlar arasında mevcut bir karâbet sebebiyle istemez. Onun başvurduğu kimseler, istediğini vermezler. İçlerinden biri cemaatin arkasına kayıp, isteyen kimseye gizlice ihsanda bulunur. (Öyle gizli verir ki) onun verdiğini sadece Allah'la ihsanda bulunduğu adam bilir.
(İkinci adam ise:) Bir cemaat yoldadır. Gece boyu da yürürler. Derken (yorulurlar ve) uyku herşeyden kıymetli bir hal alır. Konaklarlar, (başlarını koyup yatarlar.) Bir adam kalkıp bana karşı tevazu ve tazarruda bulunur, ayetlerimi okur.
(Üçüncü adama gelince): Seriyyeye katılmıştır. Seriyye düşmanla karşılaşır, hezimete uğrarlar. Ancak o ilerler, öldürülünceye veya başarıncaya kadar savaşmaya devam eder.
Allah'ın buğzettiği üç kişiye gelince: Bunlar zâni ihtiyar, kibirli fakir, zâlim zengindir.'
Tirmizi, Cennet 25, (2571); Nesai, Zekat 75, (5, 84).
4645 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı Kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler:
-Adil imam,
-Allah'a ibadet içinde yetişen genç,
-Tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse,
-Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için biraraya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi,
-Güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde; 'Ben Allah'tan korkarım' de(yip icabet etmey)en kimse,
-Allah'ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse.'
Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikâk 24, Hudûd 19; Müslim 91, (1031); Muvatta 14, (952, 953); Tirmizi, Zühd 53, (2392); Nesâi, Kudât 2, (8, 222, 223).
4646 - Yine Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim bir hidayete davette bulunursa, buna uyanların sevaplarının bir misli ona gelir ve bu durum, onların ücretlerinden hiçbir şey eksiltmez. Kim bir dalâlete çağrıda bulunursa, buna uyanların günahlarından bir misli de ona gelir ve bu onların günahlarından hiçbir eksiltme yapmaz.'
Müslim, İlm 16, (2674); Tirmizi, İlm 15, (2676); Ebu Davud, Sünnet 7, (4609); Muvatta, Kur'an 41, (1, 218).
4647 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor. 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Hayra delâlet eden onu yapan gibidir.'
Tirmizi, İlm 14, (2672).
4648 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:
'Allah Teâla hazretleri meleklerine şöyle emreder: 'Kulum kötü bir amel yapmak isteyince, onu yapmadıkça yazmayın. Yapınca, onu aleyhine bir günah olarak yazın. Eğer benim rızamı düşünerek terketti ise bunu onun lehine bir sevap yazın. Kulum iyi bir iş yapmak arzu edince, yapmasa bile onu, lehine bir sevap yazın. Eğer onu yaparsa, en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar ona sevap yazın.'
Buhari, Tevhid 35; Müslim, İman 203, 205, (128, 129); Tirmizi, Tefsir, En'âm (3075).
4649 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kulun gündüz veya gece amelini yazan hafaza melekleri, yazdıklarını Allah'a yükseltirler. Allah sahifenin baş ve son kısmını hayırlı bulursa, meleklere şöyle der: 'Sizi şahid kılıyorum, ben kulumun sahifesinin iki tarafı arasında kalan kısmını mağfiret ettim.'
Tirmizi, Cenaiz 9, (981).
4650 - Amr İbnu Abese radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim müslüman olduğu halde, saçından bir kıl beyazlarsa, bu, Kıyamet günü onun için bir nûr olur. Kim Allah yolunda bir ok atarsa, bu düşmana değse de değmese de, atan için bir köle azadı yerine geçer. Kim mü'min bir köleyi azad ederse bu onun için cehennemden bir azadlık vesilesi olur: Her bir uzuv için bir uzvu ateşten kurtulur.
Tirmizi, Fezailu'-Cihad, (1634); Nesai, Cihad 26, (6, 26); Ebu Davud, Itk 14, (3966).
4651 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kıyamet günü aziz ve celil olan Allah şöyle buyuracak:
'Ey ademoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin!' Kul diyecek:
'Ey Rabbim, Sen Rabbülâlemin iken ben seni nasıl ziyaret ederim?' Rab Teâla diyecek:
'Bilmedin mi, falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu etseydin, yanında beni bulacaktın!'
Rab Teâla diyecek:
'Ey ademoğlu ben senden yiyecek istedim ama sen beni doyurmadın?' Kul diyecek:
'Ey Rabbim, ben seni nasıl doyururum. Sen ki alemlerin Rabbisin?' Rab Teâla diyecek:
'Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin ben onu yanımda bulacaktım.' Rab Teâla diyecek:
'Ey Ademoğlu! Ben senden su istedim bana su vermedin!' Kul diyecek:
'Ey Rabbim, ben sana nasıl su içirebilirim, sen ki Alemlerin Rabbisin!' Rab Teâla diyecek:
'Kulum falan senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su vermiş olsaydın, bunu benim yanımda bulacaktın!'
Müslim, Birr 43, (2569).
4652 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim temiz rızık yer ve sünnete uygun amelde bulunur, halk da kendisinden bir kötülük gelmeyeceği hususunda güven duyarsa cennete girdi demektir.'
Bir adam: 'Ey Allah'ın Resûlü ! Bugün insanlar arasında böyleleri çoktur!' dedi. Aleyhissalatu vesselam da:
'Benden sonraki zamanlarda da olacaklar!' buyurdu.'
Tirmizi, Kıyamet 61, (2522).
4653 - Hz. Bera radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim sağmal bir hayvanı veya parayı (karz-ı hasen olarak) iâreten verirse veya yolunu kaybedene yolunu gösterirse veya âmâyı sokağına koyarsa kendisine bir köle azad edenin sevabı verilir.'
Tirmizi, Birr 37, (1958).
4654 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam'a soruldu:
'Ey Allah'ın Resûlü! Bir adam gizli olarak hayırlı ameller yaparken bir de bakarsın halk buna muttali olmuştur da bu onun hoşuna gitmiştir?' Aleyhissalatu vesselam:
'Bu kimsenin iki ücreti vardır: Gizli yapmanın ücreti ve aleni yapmanın ücreti.'
Tirmizi, Zühd 49, (2385).
4655 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah'a soruldu: 'Ey Allah'ın Resûlü! Kişi hayır yapsa halk da bu sebeple onu övse (bunun hükmü nedir)?
'Bu mü'mine (Allah'ın razı olduğuna dair) peşin bir müjdedir' buyurdular.'
Müslim, Birr 166, (2642).
4656 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Allah için sefer yapanlar üçtür: Gâzi, hacı, umreci.'
Nesai, Hacc 4, (5, 113).
4657 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Bir müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de bunların mahsülatından bir kuş veya insan veya hayvan yiyecek olsa, bu onun için bir sadaka olur.'
Buhari, Hars 1, Edeb 27; Müslim, Müsakat 12, (1553); Tirmizi, Ahkâm 40,. (1382).
[30/1 21:01] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.'
Buharî, İman 31; Müslim, İman 205, (129).
[30/1 21:01] Ömer Tarık Yılmaz: Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
[Bakara Sûresi.41]
[30/1 21:01] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 2/201)
[30/1 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Açık yürekle konuşan düşman, içten pazarlıklı dosttan iyidir.[Hz. Ali]
[30/1 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Hızır Aleyhisselam
Hızır Aleyhisselamın Soyu, İsmi Ve Bazı Faziletleri:
Rivayete göre: Hızır Aleyhisselamın soyu: Belya (veya İlya) b. Milkân, b.Falığ, b.Âbir, b.Salih, b.Erfahşed, b.Sâm b.Nuh Aleyhisselam olup babası, büyük bir´kral-dı.[1]
Kendisinin; Âdem Aleyhisselamın oğlu[2] veya Ays b.İshak Aleyhisselamın oğullarından olduğu[3] veya İbrahim Aleyhisselama iman ve Babil´den, Onunla birlikte hicret edenlerden birisinin, ya da Farslı bir babanın oğlu olduğu, kral Efridun ve ibrahim Aleyhisselam devrinde yaşadığı, büyük Zülkarneyn´e Kılavuzluk ettiği, İsrail oğulları krallarından İbn. Emus´un zamanında İsrail oğullarına peygamber olarak gönderildiği, halen, sağ olup her yıl, Hacc Mevsiminde İlyas Aley-hisselamla buluştukları da, rivayet edilir. [4]
Hızır; Hızır Aleyhisselamın asıl ismi olmayıp Künyesi idi. [5]
Eshab´dan Ebû Hüreyre´nin rivayetine göre: Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam; Hızır Aleyhisselama, Hızır denilmesinin sebebini açıklayarak 'Hızır, otsuz, kuru bir yere otururdu da, ansızın, o otsuz yer, yeşillenerek onun ardı sıra dalgalanır-dı!' buyurmuştur. [6]
Hızır Aleyhisselama, Allah tarafından; Mûsâ Aleyhisselamın bile, bilmediği özel bir ilim verilmişti ki, Mûsâ Aleyhisselam, onu öğrenmek için, uzun bir yolculuğu, göze almıştı. [7]
Hızır Aleyhisselamın soyu, devri ve hâlen sağ olup olmadığı hakkındaki türlü ihtilafları ve uzun tartışmaları bir yana bırakarak, Kur´an-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerin verdikleri kesin bilgilerle yetinmeyi daha uygun ve yararlı buluyoruz.[8]
Mûsâ Aleyhisselamın Hızır Aleyhisselamla Buluşup Arkadaşlık Etmesi:
Abdullah b. Abbas; Mûsâ Aleyhisselamın arkadaşı hakkında, bir gün, Hür b. Kays´la tartışmış 'O, Hızır´dır!' demişti.
O sırada, Übeyy b. KâVüT Ensarîye rastlamışlar, İbn.Abbas, Onu, çağırmış[9]´, kendisine 'Ey Ebüttufeyl! Yanımıza gel! [10]
Ben, Mûsâ Aleyhisselamın, kendisiyle buluşma yolunu aramış olduğu arkadaşı hakkında şu arkadaşımla tartıştım.
Sen, onun hal ve şanını anlatırken, Resûlullâh Aleyhisselâmdan işittin mi?' dedi.
Übeyy b. Kâb[11]
'Evet! Onun hal ve şanını, anlatırken[12] Resûlullâh Aleyhisselâmdan işittim, şöyle buyuruyordu:
Mûsâ (Aleyhisselâm), İsrail oğullarının ileri gelenlerinden bir topluluk içinde bulunduğu sırada, ona, bir adam gelip:
´Senden daha bilgili bir kimse biliyor musun?´ diye sordu.
Mûsâ (Aleyhisselâm) da:
´Hayır! Bilmiyorum!´ dedi.
Bunun üzerine, Yüce Allah, Mûsâ (Aleyhisselâm)´a:
´Hayır! Kulumuz Hızır vardır!´ diye Vahy edince, Mûsâ (Aleyhisselâm), onunla buluşmak yolunu aradı.
Yüce Allah da, balığı, onun için, bir alâmet ve nişan yaptı.
Kendisine:
´Balığı, kaybettiğin zaman, geri dön! Muhakkak, ona, kavuşursun! denildi.´[13]
Bunun üzerine, Mûsâ (Aleyhisselâm), Yüce Allah´ın dilediği kadar gitti´[14]
Genç adamına:
´Kuşluk yemeğimizi, getir!´ dedi.
Mûsâ (Aleyhisselâm), kuşluk yemeğini istediği zaman, Mûsâ (Aleyhisselâm)´ın genç adamı[15] Mûsâ (Aleyhisselâm)´a:
´Bak hele! Kayanın dibinde barındığımız sırada, ben, balığın gittiğini haber vermeyi, unutmuşum.
Onu, haber vermemi, bana unutturan da, şeytandan başkası değildir!´ dedi.
Mûsâ (Aleyhisselâm):
´Zâten, bizim istediğimiz de, bu idi!´ dedi.
Hemen, izlerine basa basa geri dönüp Hızır Aleyhisselâmı buldular.
Yüce Allah´ın Kitabında anlatmış olduğu da, onlann hal ve şanlarından ibarettir!' dedi. [16]
Saîd b. Cübeyr der ki:
'Ben, Ibn. Abbas´a:
´Nevfelbikâlî, israil oğullarının Sahibi olan Mûsâ Aleyhisselâm, Hızır Aleyhisselâ-mın arkadaşı olan Mûsâ[17] değildir. [18] O, başka bir Musa´dır[19] diye iddia ediyor!?´ dedim.
Ibn. Abbas: ´Yalan söylüyor Allah düşmanı! [20]
Bana, Übeyy b. Kâ´b rivayet edip dedi ki[21]
Ben, Resûlullâh Aleyhisselâmdan, şöyle buyurduğunu işittim. [22]
'Mûsâ Aleyhisselâm, kavmi içinde, onlara, Allah´ın nimet ve imtihan günlerini andığı, hatırlattığı[23] gözlerinden yaşlar boşandığı ve kalbler rikkata geldiği bir sırada, bir adam:
´Ey Allah´ın Resulü! Yer yüzünde, senden daha âlim bir kimse var mı?´ diye sormuştu.'
Oda: Yoktur! demişti´. [24]
Diğer rivayete göre:
Mûsâ Aleyhisselâm, İsrail oğullan içinde hutbe irâd etmeğe kalktığı sırada, kendisine:
tnsanlann en bilgilisi, hangisidir? diye sorulmuştu.
Mûsâ Aleyhisselâm da:
Ben´im! demişti.
Bu hususu, Allah, daha iyi bilir! diyerek Allah´a havale etmediği için, Yüce Allah, ona hitab etmiş;
Senden daha bilgili vardır! buyrulmuştu.[25] Mûsâ Aleyhisselâm
'Yâ Rab! Nerededir o?' diye sordu. [26] Yüce Allah:
'İki denizin bitiştiği yerde kullarımdan biri vardır ki: o senden daha bilgilidir?' diye vahyetti.
Mûsâ Aleyhisselâm:
'Yâ Rab! Ona, nasıl bir yol bulayım?' diye sordu. [27]
'Azıklık, tuzlanmış[28] ölü[29] bir balık al! [30] Onu, bir zenbilin içine koy! [31] zenbil içinde yanında taşı. [32]
Ona, nerede can verilirse[33], onu, nerede kaybedersen işte, o kulum, oradadır!' bu-yuruldu. [34]
Mûsâ Aleyhisselâm, bir balık alıp zenbilin içine koydu. [35]
Genç adamı, Yûşa´ b.Nûn´a:
'Seni, ancak, balık, nerede yanından aynlırsa, onu, bana haber vermekle görevlendiriyorum!' dedi. [36]
Mûsâ Aleyhisselâm, gitti.
Hizmetini gören genci, Yûşa´ b. Nûn´u da, yanında götürdü.
İki denizin bitiştiği yerdeki kayanın yanına vanp ulaşınca, başlarını, yere koyup uyudular. [37]
Yûşa´ b. Nûn, uyanıp kayanın gölgesinde oturduğu, Mûsâ Aleyhisselâm da uyuduğu sırada, tuzlu balık, kımıldamağa başladı.
Yûşa´ b. Nûn, kendi kendine:
'Uyanıncaya kadar, onu, uyandırmayayım!' dedi ve ona, haber vermeyi unuttu[38]
Balık; kımıldayarak, zenbilden sıçrayıp çıktı ve denize düştü!
Yüce Allah; ondan, denizin akışını tuttu da, denizin içinde, su künkü gibi bir boşluk ve böylece, balık için, bir yol meydana geldi.
Deniz içinde, böyle bir yolun açılması, Mûsâ Aleyhisselâm ile hizmetini görene, şaşılacak bir hâdise oldu.
Uyandıktan sonra, o günlerinin kalanı ile bütün gece gittiler.
Sabah olunca, Mûsâ Aleyhisselâm, genç arkadaşına:
'Kuşluk yemeğimizi getir!
Bu yolculuğumuzdan, yorgunluk duymağa başladık!' dedi.
?Halbuki, Mûsâ Aleyhisselâm, Allah tarafından, kendisine emrolunan yerin ötesine geçmedikçe, yorgunluk duymamıştı.
Genç yoldaşı, Mûsâ Aleyhisselâma:
'Bak hele! Kayanın dibinde barındığımız zaman, balığın çıkıp gittiğini haber vermeyi unutmuşum.
Onu haber vermemi bana unutturan da, şeytandan başkası değildir.
Balık, şaşılacak bir surette deniz içinde yolunu tutup gitti!' dedi.
Mûsâ Aleyhisselâm:
'Zaten, arayacağımız da, bu, idi!' dedi.
İzlerinin üzerinde gerisin geri döndüler.
Kayanın yanına varınca, baktılar ki:
Elbisesine, bürünm
Orjinal Köşe Yazısına Git