Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 11.07.2023 14:35
Günün yazısı
[19/1 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: 5- İsnadın Dinden Olduğunu Beyan Bâbı
26- Bize Hasen b. Rabî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'la Hişâm'den, onlar da Muhammed'din naklen rivâyet ettiler.
Yine bize; Fudayl, Hişâm'dan naklen rivâyet etti.
Dedi ki: Bize de Mahled b. Hüseyin, Hişâm'dan, o da Muhammed b. Sîrîn'den naklen rivâyet etti. Muhammed Şöyle dedi:
«Şüphesiz ki bu ilim dindir. Öyle ise dinînizi kimlerden aldığınıza dikkat edin!...»
27- Bize Ebû Ca'fer Muhammed b. es-Sabbah rivâyet etti.
Dedi ki: Bize îsmâîl b. Zekeriyya, Âsım el-Ahvel'den o da İbn Sîrin'den naklen rivâyet etti. İbn Şîrîn Şöyle dedi:
«Eskiden isnadı sormazlardı . Fitne ortaya çıkınca:
— Bize râvilerinizin adlarını söyleyin, demeye başladılar. Şimdi ehl-i sünnete dikkat ediliyor ve onların hadîsleri kabul ediliyor; ehl-i bid'ata bakılıyor; onların hadîsleri kabul edilmiyor:
28- Bize İsbak b. İbrahim el-Hanzalî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Îsâ —ki İbn Yünus'tur— haber verdi.
(Dedi ki): Bize Evzâî , Süleyman b. Mûsa'dan naklen rivâyet etti. Süleyman Şöyle dedi:
— Tâvus'a tesadüf ettim; ve: filân bana şöyle şöyle hadîs rivâyet etti; dedim. Tavus:
«Eğer o arkadaşın mu'temed ise ondan hadîs al» dedi.
29- Bize Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârîmî rivâyet etti.
(Dedi ki):
Bize Mervân yânî ibn-i Muhammed ed-Dımeşkî haber verdi.
(Dedi ki): Bize Saîd b. Abdilâzîz , Süleyman b. Mûsa'dan naklen rivâyet eyledi. Süleyman Şöyle dedi:
— Tâvus'a dedim ki; Gerçekten filân bana şöyle şöyle hadîs rivâyet etti. Tâvûs:
«— Eğer arkadaşın mu'temed ise ondan hadis al!» dedi,
30- Bize Nasr b. Alî el-Cehdamî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Esmai, İbn Ebi'b-Zinâd'dan , o da babasından naklen rivâyet etti. Babası Şöyle dedi:
— Medine'de hepsi güvenilir yüz kişiye yetiştim ki, onlardan hadîs kabul edilmez; haklarında: «Hadîs ehli değildir.» denilirdi.
31- Bize Muhammed b. Ebî Ömer el-Mekkî rivâyet etti.
(Dediki): Bize Süfyân rivâyet etti. H.
Bana Ebû Bekr b. Hallâd el-Bâhilî dahi rivâyet etti; bu lâfız onundur.
Dedi ki: Süfyân b. Uyeyne'den dinledim; o da Mis'ar'dan işitmiş. Mis'ar Şöyle dedi:
Sa'd b. İbrâhîmi:
«Mevsuk râvîlerden başka hiç bir kimse Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den hadîs rivâyet edemez.» derken işittim.
32- Bana Mervli Muhammed b. Abdillah b. Kuhzaz da rivâyet etti.
Dedi ki:
— Abdan b. Osman'ı şunu söylerken işittim. «Abdullah b. el-Mübarek'i
— İsnâd dîndendir. Eğer isnâd olmasa idi muhakkak her isteyen istediğini söylerdi; derken işittim,»
33- Muhammed b. Abdillâh dedi ki: Bana el-Abbâs b. Ebî Rizme anlattı.
Dedi ki:
Abdullah'ı: Bizimle (hadîs nakleden) şu kavım arasında ayaklar yani isnâd vardır , derken işittim.»
34- Muhammed şunu da söyledi:
«Ebû İshak İbrahim b. Îsâ et-Tâlekanî'yi dinledim. Şöyle dedi:
— Abdullah b. el-Mübarek'e dedim ki:
— Ya Ebâ Abdirrahman! Kulağımıza gelen şöyle bir hadîs var:
— «Hiç şüphe yok ki kendi namazınla beraber anne ve babana da namaz kılman, orucunla beraber onlara da oruç tutman iyilik üstüne iyilik kabîlindendir.»
Bunun üzerine Abdullah:
— Ya Ebâ İshak, bu hadîs kimdendir? dedi.
— Bu hadîs Şihâb b. Hirâş'dandır; dedim.
— O mevsuktur. Ya o kimden almış? dedi.
— Haccâc b. Dinar'dan; dedim.
— O da mevsuktur. O kimden almış?
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurmuş; dedim,
— Yâ Ebâ İshâk, şüphesiz ki, Haccâc b. Dinar'la Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) arasında öyle (aşılmaz) çöller var ki, o çöllerde binek hayvanlarının boyunları kopar. Ama sadaka hususunda ihtilâf yoktur; dedi.
[19/1 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Çırağan Sarayı Yangını 1910
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19/1 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“...Ey Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!...”
Bakara 201
[19/1 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol!”
Tirmizî, Birr, 55
[19/1 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: BEDESTEN
Bedesten, Osmanlı dönemi Türk şehirlerinde ticaret bölgesinin çarşı içindeki merkezi ve değerli malların saklanıp satıldığı bir bina türüdür.
Eski Osmanlı-Türk şehirciliğinin ana prensiplerinden biri şehirlerde dinî ve ticarî merkezlerin kurulması olmuştur. Şehir ancak bu merkezlerin etrafında gelişerek çevreye yayılıyordu. Dinî merkez, erken dönemde hemen hemen bütün şehirlerde örneklerine rastlanılan ulucamidir. Şehir zenginleşip kalabalığı arttıkça bu nüvenin etrafında genişliyor, ulucaminin çevresinde başta medreseler olmak üzere çeşitli vakıf binaları inşa ediliyor, yeni kurulan mahallelerde ihtiyaca göre yeni cami ve mescidler açılıyor, fakat şehrin her bakımdan merkezi olarak yine ulucami ve etrafı kalıyordu. Ticaret hayatı da yeni Türkleşen her şehirde ilk kurulan tesislerden olan ve mimarisi bakımından ulucamiye benzeyen bir bedesten etrafında ve yakın çevresinde gelişiyordu. Bütün ticaret bölgesinin merkezi olarak kurulan bedesten, sağlam ve kâgir yapısı ile tüccarların değerli mallarını koruyan bir çeşit iç kale oluyordu.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19/1 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum.”
[Hud Sûresi.26]
[19/1 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: GÜVENİLİR İNSAN: HZ. MUHAMMED
Kâbe, zaman içerisinde harap olmuştu. Bu sebeple Kureyşliler, Kâbe’nin tamirine karar verdiler. Kâbe’yi tamir ederek yeniden yaptılar. Ancak, Haceru’l-Esved’i yerine koyma hususunda anla- şamadılar. Çünkü her kabile bu şerefin kendisine ait olmasını is- tiyordu. Neredeyse kan dökülecekti. Ebu Ümeyye, harem kapısından ilk girenin hakem yapılarak anlaşmazlığın gideril- mesini önerdi. Öneri kabul edildi. Beklemeye başladılar. Kapı- dan ilk önce Peygamberimiz girdi. Buna çok sevinerek, “el-Emin, el-Emin, onun hakemliğine razıyız” dediler. Peygamberimize, peygamberlik verilmeden de güvenilir insan anlamında “el-emin” diyorlardı. Gerçekten İslâm medeniyeti güvenilirlik üzerine ku- rulmuştur. Nitekim Resûl-i Ekrem, bir hadislerinde Müslümanı, güvenilir insan olarak (Buhârî, “Îman”, 4) tanımlamıştır.
MERYEM SÛRESİ
Adını 16-40. âyetlerde anlatı- lan kıssadan alır. Sûrede Hz. Meryem’in -Allah’ın bir mûci- zesi olarak- Hz. İsâ’yı babasız dünyaya getirmesi ayrıntılarıyla yer alır.
Hz. Meryem ve oğlu Hz. İsâ hakkındaki iftiralar reddedilir.
Bazı peygamberlerin kıssaları ve tevhide davetleri anlatılır.
Daha sonra çeşitli öğüt/uyarı- lara yer verilerek âhiret halle- rinden bahsedilir ve tevhide vurgu yapılarak sona erer.
ÖZLÜ SÖZ
Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler. (Şeyh Edebali)
[19/1 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Bağışlayıcı ve merhamet edici
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'O Rahmân'dır ve Rahim'dir' (Fatiha, 3)
'O, öyle Allah'tır ki, O'ndan başka ilah yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.' (Haşr, 22)
Cennette bize cemalini Rahim sıfatının tecellisi ile gösterecektir. Bu muazzam isminden ve onun tecellisinden iman etmeyen ve imandan mahrum olarak bu dünyadan göçenler istifa edemiyeceklerdir. Besmelede ve Fatiha'da her zaman bu isimler sayesinde Cenab-ı Hak'tan rahmet ve merhamet istemekteyiz. (5)
Kur'an-ı Kerim'in 115 ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına gelen 'gafur' sıfatı ile birlikte olmak üzere 'rahim' sıfatı kullanılmıştır. Bu da Cenab-ı Hakk'ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir. Dört ayettede 'erhamü'r-rahimin (merhametlilerin en merhametlisi)' tamlaması kullanılmıştır.
Tenbih : Kul gücü yettiği kadar muhtaç durumda olan kimselerin ihtiyacını karşılamalı, yanında ve memleketinde ihtiyacını karşılamadığı hiç bir fakir bırakmamalı. Muhtaçların ihtiyaçlarını ya para ile ya da nüfuzu ile veyahut hayra delâlet etmekle, daha olmazsa zengin ve söz sahibi olan kişilere başvurmak suretiyle karşılamalıdır. Bu saydıklarımızdan aciz olursa, o zaman ona hayırlı dualar yapmak suretiyle onun hüzün ve kederini paylaşmalıdır. (4)
Her kimse bu ismi 'Yâ Râhim' her farz namazdan sonra yüz kere okursa gaflet ve unutkanlıktan, gönül pekliğinden emin olur. Yine demişlerki, bir kimse sabah namazından sonra Rahim ismini yüz kere okursa bütün yaratılanlar o kimseye merhamet eder. (2)
Kaynaklar
1) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
2) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı) M. Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
3) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
4) Esma'ül Hüsna Şerhi İmam-ı Gazali, Mütercim M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005
5) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
[19/1 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: İslâm inancına göre dini vahiy yoluyla bildiren Allah'tır; bütün gerçek dinler Allah'tan gelmiş ve safiyetlerini korudukları sürece yürürlükte kalmıştır. İlk insan aynı zamanda ilk peygamberdir ve kendisine bildirilen din de tevhid dinidir. Allah'ın varlığı ve birliği ile nübüvvet ve âhiret inancı bütün ilâhî dinlerde değişmez ilkeler olarak yer alır. Bundan dolayı Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e kadar bütün peygamberlerin getirdiği hak dinlerin ortak adı İslâm'dır. Ancak tarihin akışı içinde insanlar hak dinden uzaklaşmış ve beşerî zaaf neticesinde yanlış yollara, bâtıl inanç ve yaşayışlara yönelmişler, dinde meydana gelen bu bozulma ve farklılaşma sebebiyle Allah peygamberler göndererek insanları ya eski dinlerini aslî şekilde öğrenip uygulamaya çağırmış veya yeni bir din ve şeriat göndermiştir.
Bu bakımdan İslâm'ın insan ve din telakkisi, insanın ve dinin evrim iddialarıyla bağdaşmaz. İslâm'a göre insan başlangıçta en güzel bir kıvamda yaratılmıştır (et-Tîn 95/4). Hz. Âdem'den itibaren bütün insanlar, Allah tarafından gönderilen tevhid dininin esaslarını kavrayıp benimseyecek ve hayatlarını bu esaslara göre düzenleyecek seviyede zihnî, ruhî ve bedenî kapasiteye sahip kılınmıştır. Allah'ın başlangıçtan itibaren insanlara bildirdiği dinin tevhid dini olduğu ve onların bu dini benimsemeye yatkın bir fıtratta yaratıldığı belirtilmiştir (er-Rûm 30/30).
İslâm bilginleri Kur'an'ın bu konudaki açıklamalarına dayanarak insanda hak dini benimseme temayülünün fıtrî olduğunu ifade ederler. Yine İslâm bilginlerinin çoğuna göre âyette (er-Rûm 30/30) geçen fıtratullah tabiri Allah'ın dini demektir ki o da İslâm ve tevhiddir. Âyet ve hadislerde hak dinlerin ilâhî kaynaklı olduğu ısrarla vurgulandığından İslâm âlimlerinin din tariflerinde de bu kayıt daima yer alır. Bu sebepledir ki herhangi bir hak dinin, peygamberine veya ortaya çıktığı kavme nisbet edilerek adlandırılması İslâmî literatürde pek kabul görmez.
Batı'da XVI. yüzyıldan başlayarak ilkel kabilelerin hayat ve dinlerine ilgi duyulmuş; XVIII. yüzyıldan itibaren dinin kaynağı konusunda kutsal kitapların verdiği bilgi dışında bazı kaynakların tesbitine çalışılmış; arkeolojik, antropolojik çalışmalarla elde edilen bulgular değerlendirilerek geçmişteki milletlerin, hatta tarih öncesi toplumların dinleri ve inançları üzerine bazı tezler ileri sürülmüştür. Meselâ ilk dönemlerde insanların tabiat olaylarının etkisi altında kalıp onlara kutsallık atfettiği (natürizm), ruhlara, özellikle de ecdat ruhlarına tapındığı (animizm), büyüye, bitki ve hayvanların kutsallığına inandığı (totemizm) veya kutsalı toplumun ve sosyal yaptırımın belirlediği, ilkel toplumlara ait bu inanışların ileri dönem dinlerinin temelini oluşturduğu gibi teori ve var sayımlar ileri sürülmüştür. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Batı'da etkili olan pozitivist ve materyalist propagandalar ile evrim teorisinin, kutsal kitaplarla çatışan iddia ve faraziyelere kaynaklık ettiği söylenebilir. Dinin en basit, en yalın ve sade şekline ilkel kavimlerde rastlanabileceği fikrinden yola çıkan bu teoriler, zamanla bunu, araştırmalarının dayandığı bilimsel yöntem olarak da benimsediler. Söz konusu teoriler, tekâmül nazariyesini esas almakta ve dinin kaynağının hurafe türünden inançlar, bâtıl itikadlar ve çok tanrıcılık olduğunu, evrim neticesinde insanlığın tek Tanrı inancına ulaştığını savunmaktaydı.
Bu teorilerin yanında yine aynı bilimsel yolları takip eden ve fakat tümüyle farklı neticelere varan bir başka teori daha vardır ki o da ilkel monoteizm teorisidir. Bu teze göre insanoğlunun en eski inancı tek Tanrı inancıdır. Taylor'un animizm nazariyesine karşı ilk ciddi itirazda bulunan öğrencisi Andrew Lang, Güneydoğu Avustralya ilkel kabilelerinde animizme rastlanmadığını fakat insanların ahlâkî âdâba uyup uymadıklarını denetleyen ve gökte bulunan bir yüce Tanrı kavramına her yerde rastlandığını ortaya koydu. Buna benzer bir ilkel tek tanrıcılık Wilhelm Schmidt tarafından da savunuldu. O, bütün ilkel kabilelerde bir yüce varlık inancının delilleri bulunduğunu ispat etti. Bütün dinî gelişmelerin başlangıcında görülen her şeye kadir bir yüce varlık inancının tarihî-kültürel değişmeler sonucu daha sonraları politeizm, animizm gibi inançlara dönüştüğü, bununla beraber bu eski inancın izlerinin hâlâ mevcut olduğu tezi ilmî çevrelerce açıklandı.
Dinin kaynağı konusunda en son ilmî neticeler vahyin bildirdiğini desteklemekte ve dinin kaynağının tevhid inancı olduğunu ortaya koymaktadır.
[19/1 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Derken Allah, kardesinin cesedini nasil gömecegini ona göstermek için yeri eseleyen bir karga gönderdi (Katil kardes) 'Yaziklar olsun bana! Su karga kadar da olamadim mi ki, kardesimin cesedini gömeyim' dedi ve ettigine yananlardan oldu (MAİDE/31)
Size vadedilen mutlaka gelecektir; siz bunu önleyemezsiniz (EN'AM/134)
Inkâr edenler yakayi kurtardiklarini sanmasinlar Çünkü onlar (bizi) âciz birakamazlar (ENFAL/59)
(Ey müsrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolasin Iyi bilin ki siz Allah'i âciz birakacak degilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil (ve perisan) edecektir (TEVBE/2)
Hacc-i ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müsriklerden uzaktir Eger tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayirlidir Ve eger yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah'i âciz birakacak degilsiniz (Ey Muhammed)! o kâfirlere elem verici bir azabi müjdele! (TEVBE/3)
'O (azap) bir gerçek midir?' diye senden haber istiyorlar De ki: Evet, Rabbime andolsun ki o süphesiz gerçektir ve siz âciz birakacak degilsiniz (YUNUS/53)
Onlar yeryüzünde (Allah'i) âciz birakacak degillerdir; onlarin Allah'tan baska (yardim isteyecekleri) dostlari da yoktur Onlarin azabi kat kat olacaktir Çünkü onlar (gerçekleri) ne görebiliyorlar ne de kulak veriyorlardi (HUD/20)
(Nuh) dedi ki: 'Onu size ancak dilerse Allah getirir Ve siz (Allah'i) âciz birakacak degilsiniz (HUD/33)
Yahut onlar dönüp dolasirlarken Allah'in kendilerini yakalamayacagindan emin mi oldular? Onlar (Allah'i) âciz birakacak degillerdir (NAHL/46)
Ayetlerimiz hakkinda (onlari tesirsiz kilmak için) birbirlerini geri birakircasina yarisanlara gelince, iste bunlar, cehennemliklerdir (HAC/51)
Inkâr edenlerin, yeryüzünde (Allah'i) âciz birakacaklarini sanmayasin! Onlarin varacagi yer cehennemdir Ne kötü varis yeri! (NUR/57)
Siz ne yeryüzünde ne de gökte (Allah'i) âciz birakamazsiniz Allah'tan baska bir dost ve yardimci da bulamazsiniz (ANKEBUT/22)
Âyetlerimizi hükümsüz birakmak için yarisircasina ugrasanlar için de, en kötüsünden, elem verici bir azap vardir (SEBE'/5)
Bunlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasil oldugunu görmediler mi? Halbuki onlar, bunlardan daha güçlü idiler Ne göklerde ne de yerde Allah'i âciz birakacak bir güç vardir O, bilendir, güçlüdür (FATIR/44)
Bunun için yaptiklari kötülüklerin vebali onlari yakaladi Bunlardan da zulmedenlerin isledikleri kötülükler, baslarina gelecektir Bu hususta Allah'i âciz birakamazlar (ZÜMER/51)
Yeryüzünde (O'nu) âciz birakamazsiniz Allah'tan baska bir dostunuz ve bir yardimciniz da yoktur (ŞURA/31)
Allah'in dâvetçisine uymayan kimse yeryüzünde Allah'i âciz birakacak degildir Kendisi için Allah'tan baska dostlar da bulunmaz Iste onlar, apaçik bir sapiklik içindedirler (AHKAF/32)
(Artik) su gerçegi süphesiz anladik ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah'i âciz birakamayacagiz, baska yere kaçmakla da elinden kurtulamayacagiz (CİN/12)
[19/1 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: ÂLEMİN YARATILIŞI
1656 - İmran İbnu Husayn (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Mescidde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Benî Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara:
'Ey Benî Temim, size müjde olsun!' diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen:
'Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l-mâlden) iki kere bağış yap!' diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş'ârî) girmişti. Onlara:
'Ey Yemenliler! Benî Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!' dedi. Onlar:
'Kabul ettik ey Allah'ın Resûlü!' dediler ve arkadan ilâve ettiler:
'Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!' dediler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), mahlükatın ve Arş'ın başlangıcını anlatmaya başladı:
'Bidayette Allah vardı, O'ndan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş'ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı.'
Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed'u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.
1657 - Ebu Rezîn el-Ukeylî (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü, dedim, mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?' Bana şu cevabı verdi:
'el-Amâ'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde yarattı.' Ahmed İbnu Hanbel dedi ki: 'Yezid şunu söyledi: el-Amâ, yani 'Allah'la birlikte başka bir şey yoktu' demektir.'
irmizî, Tefsir, Hud (3108).
1658 - Târık İbnu Şihâb (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Ömer İbnu'l-Hattâb dedi ki: '(Birgün) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) aramızdan doğrularak mahlükatın ilk yaratılışından başlayarak (geçmiş olan gelecek olan bütün safaları) cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar anlattı. Bunu bir kısmı öğrendi, bir kısmı unuttu.'
Buharî, Bed'ul-Halk 1.
1659 - İbnu Mes'üd (radıyallâhu anh.) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Teâlâ hazretleri aklı yarattığı zaman ona: 'Gel!' dedi, o da geldi. Sonra 'Geri dön!' diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: 'Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlükâtın en sevgilisi olana bindireceğim.'
Rezin ilavesi.
1660 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: 'Allah'ın meleklerinden olan Arş'ın taşıyıcılarından bir melek hakkında rivâyette bulunmam için bana izin verildi' dedi ve ilâve etti: 'Onun kulak yumuşağı. ile ensesi arasındaki uzaklık yedi yüz senelik mesâfedir'
Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4727).
1661 - Hz.Abbas İbnu Abdilmuttalib (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Bathâ nâm mevkide, aralarında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın da bulunduğu bir grup insanla oturuyordum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
'Bunun ismi nedir bileniniz var mı?' diye sordu.
'Evet bu buluttur!' dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
'Buna müzn de denir' dedi. Oradakiler:
'Evet müzn de denir' dediler. Bunun üzerine Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
'Anân da denir' buyurdu. Ashab da:
'Evet anân da denir' dediler. Sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
'Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır?' diye sordu.
'Hayır, vallahi bilmiyoruz!' diye cevapladılar.
'Öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, ya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki sema(nın uzaklığı da) böyledir.'
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilâve etti:
'Yedinci semânın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabâni keçi (süretinde melek) var. Bunların sınnakları ile dizleri arasında iki semâ arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisirıde Arş var, Arş'ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var. Allah, bütün bunların fevkindedir.'
Tirmizî, Tefsir, Hâkka, (3317); Ebû Dâvud, Sünnet 19, (4723); İbnu Mâve, Mukaddime 13, (193).
Bir rivâyette şu açıklama yer alır: 'Bu hadisi Câmiu'1-Usül sâhibi, Kütüb-i Sitte'ye dâhil kitaplardan hiçbirine nisbet etmemiştir.'
Katâde ve Abdullah'dan yapılan bir rivayet şöyle: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashalbıyla birlikte otururken bir kısım bulutlar geçmişti:
'Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Bu, el-anân (denen buluttur), bu arzımızın sakasıdır. Allah Teâlâ bunu kendisine hiç ibâdet etmeyen bir kavme göndererek (su ihtiyaçlarını görür)' dedi. Bir müddet sonra devamla:
'Bu sema nedir biliyor musunuz? Dürülmüş bir dalga, korunmuş bir tavandır. Bunun üstünde diğer bir sema vardır' dedi ve böylece üst üste yedi semanın olduğunu söyledi. Sonra konuşmasına devamla:
'İkisi arasında ne (kadar uzaklık) var biliyor musuzıuz?' diye sorduktan sonra 'Beş yüz yıl!' dedi. Sonra tekrar:
'Bunun gerisinde ne olduğunu biliyor musunuz? Bunun gerisinde su var. Suyun gerisinde Arş var. Allah, Arş'ın fevkindedir. Ademoğlunun ef'âlinden hiçbiri O'na gizli kalmaz' buyurdu. Sonra tekrar:
'Bu arz nedir, biliyor musunuz? Bunun altında bir diğer arz var, ikisi arasında beş yüz yıl var. Böylece yedi arzın varlığını birer birer saydı' hadisi zikretti.'
1662 - Abdullah İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh)'dan yapılan rivayette, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)şöyle buyurmuştur: 'Allah yedi semayı yarattı. Her birinin kalınlığı beş yüz yıl yürüme mesafesidir. '
Derim ki: 'Tirmizî'nin Câmi'inde yer alan Katâde hadisi, bazı takdim ve te'hirler, ziyâde ve noksanlarla Hasan Basri an Ebî Hüreyre tarikinden merfu olarak gelmiştir.
Allahu a'lem.
1663 - Cübeyr İbnu Mut'im (radıyallâhu anh) anlatıyor. 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a bir bedevî gelerek:
'Ey Allah'ın Resûlü, (kuraklıktan) insanlar meşakkate düştüler. Aile efradı zayiata uğradı. Hayvanlarımız da helâk oldular. Bizim için Allah'a dua et, su göndersin. Zîra biz Allah'a karşı senin şefaatini, sana karşı da Allah'ın şefaatini taleb ediyoruz!' dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) adama şu mukabelede bulundu:
'Yazık sana, söylediğin şeyin idrakinde misin ? Sübhanallah!'
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sübhanallahları o kadar tekrar etti ki bunun tesiri Ashab'ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne şöyle devam etti:
'Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah şefaatçi kılınmaz. Allah'ın şânı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah'ın (azametinin) ne olduğunu biliyor musun? O'nun Arş'ı, semavatının' şöyle üzerindedir.-Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş Zat-ı Zülcelâl sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi. '
Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4726).
1664 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün elimden tuttu ve şu açıklamayı yaptı:
'Allah toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekruhları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı ve onda hayvanları perşembe günü yaydı. Hz.Adem (aleyhisselam)'i cuma günü ikindi vaktinden sonra, ikindi ile gece arasındaki gündüz vaktinin en son saatinde en son mahluk olarak yarattı.'
Müslim, Sıfatu'1-Kıyâme 27, (2789).
1665 - Hz. Ebu Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Güneş batarken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte mescidde idim. Bana:
'Ey Ebu Zerr, biliyor musun bu Güneş nereye gidiyor?' diye sordu. Ben:
'Allah ve Resûlü daha iyi bilirler!' dedim.
'Arş'ın altına secde yapmaya gider, bu maksadla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip, izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: 'Geldiğin yere dön!' denir. Böylece battığı yerden doğar. Bu durumu Cenâb-ı Hakk'ın şu sözü haber vermektedir. (Mealen): 'Güneş, duracağı zamana doğru yürüyüp gitmektedir. Bu aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir'(Yâsin 38).
Buhârî, Tefsir Yâ-sin 1, Bed'u'1-Halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İmân 250, (159); Tirmizî, Tefsir, Yâ-sin, (4225).
1666 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki.: 'Güneş ve Ay kıyamet günü sarılırlar.'
Buhâî, Bed'ül-Halk 4.
1667 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Yahudiler, gök gürültüsünün ne olduğunu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den sordular:
'Bulutlara müvekkel olan melektir. Berâberinde ateşten kamçılar var. Bununla bulutları Allah'ın dilediği yere sevkeder'diye cevap verdi.
Onlar tekrar sordular:
'Ya şu işitilen ses, o nedir?'
'Bu, bulutların istenen yere gitmeleri için onlara yapılan bir sevkdir' dedi. Yahudiler:
'Doğru söyledin. Şimdi de İsrail'in Yakub (aleyhisselam)kendisine haram kıldığı şey nedir onu söyle?' dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
'Hz. Yakub (ırku'n-nesâ denen) uyluk mafsalından başlayıp dize, topuğa kadar inen. bir ağrıdan muzdarib idi. Deve eti ve sütü dışında kendine uygun gelen (ne yiyecek, ne içecek) münâsip bir şey yoktu. Bu sebeple o da bunları haram etti' dedi. Yahudiler: 'Doğru söyledin' dediler.'
Tirmizî, Tefsir Ra,d, (3116).
1668 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Cehennem, Rabbine şikâyet ederek dedi ki: 'Ey Rabbim, bir kısmım diğer kısmımı yiyor. ' Bunun üzerine ona iki nefes, izin verdi: Bir nefes, kışta, bir nefes de yazda. İşte bu (yaz nefesi), en şiddetli şekilde hissettiğiniz hararettir. Öbürü de (kışta) en şiddetli bulduğunuz soğuktur.'
Buhârî, Bed'ül-Halk 10; Müslim, Mesâcid 185, (617); Tirmizî, Sıfatu Cehennem 9, (2595); İbnu Mâce, Zühd 38, (4319); Muvatta, Yükûtu's-Salât 27, (1,15).
1669 - Katâde (rahimehullah) anlatıyor: 'Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı:
1- Allah onları semaya zinet (ve süs) kıldı.
2- Şeytanlara atılacak taş kıldı.
3- Geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunlar dışında bir te'vil ileri sürerse (kendi ilâve ettiği) hissesinde hataya düşer, nasibini kaybeder, mânasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan, peygamberler ve meleklerin bile bilmekte âciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah'a yeminle söylüyorum: Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne de ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. (Aksini iddia edenler) Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar...'
Rezîn ilavesidir. Ancak, (hakkında bilgisi olmayan) ibâresine kadar olan kısmı, Buhârî, Bed'ül-Halk'da (3. bab) senetsiz olarak kaydetmiştir.
1670 - Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim, şunu söyledi: 'Allah Teâlâ hazret1eri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Âdem'in oğulları da arzın kısımlarına göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahdır. Bunlar arasında orta (renkliler) de var. Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir.'
Ebu Dâvud, Sünnet 17, Tirmizî, Tefsir, Bakara, (2948).
1671 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Teâla, Hz. Âdem (aleyhisselâm)'ı yarattığı ve ruh üflediği zaman, Âdem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teâla'ya hamdetti. Rabbi de ona:
'Ey Âdem, yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve 'Esselâmu aleyküm' de!' dedi. (Hz. Âdem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler):
'Ve aleyke's-selamu ve rahmetullahi ve berekâtuhu!' diye karşılık verdiler. Sonra Âdem (aleyhisselam) Rabbine döndü. Rabbi ona:
'Bu cümle senin ve evlâdlarının aralarındaki selâmlaşmadır' dedi.
Allah Teâla hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Âdem'e:
'Dilediğini seç!' dedi. Hz. Âdem:
'Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir' dedi. Sonra Allahu Teâlâ hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Âdem ve onun zürriyeti(nin emsâlleri) vardı. Hz. Âdem (aleyhisselâm):
'Ey Rabbim, bunlar nedir?' dedi. Rabb Teâla:
'Bunlar senin zürriyetindir' dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Âdem:
'Ey Rabbim ! Bu kimdir?' dedi. Rabb Telâla hazretleri:
'Bu senin oğlun Dâvud'dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim' dedi. Âdem aleyhisselam:
'Ey Rabbim onun ömrünü uzat!' talebinde bulundu. Rabb Teâla:
'Bu ona takdir edilmiş olandır!' deyince, Âdem:
'Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim'diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teâla:
'Sen ve bu (talebin berabersiniz).' buyurdu.
Sonra Âdem cennete yerleştirildi. Allah'ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Âdem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Âdem (aleyhisselam) ona:
'Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmişti!' dedi.
Melek:
'İyi ama sen oğlun Dâvud a altmış senesini verdin' dedi. Ne var ki O bunu inkâr etti, zürriyeti de inkâr etti; o unuttu, zürriyeti de unuttu. '
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti: 'O günderı itibaren yazma ve şahidlik emredildi.'
Tirmizî, Tefsir, Muavvizateyn (3365). Bu hadis A'raf süresinin tefsirinde geçti. Orada son cümle yoktur.
1672 - Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Melekler nurdan yaratıldılar, cinler dumanlı bir alevden yaratıldılar. Âdem de size vasfı yapılandan yaratıldı. '
Müslim, Zühd 60, (2996).
1673 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Hayır, Allah'a kasem olsun Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. İsa'nın kızıl çehreli olduğunu söylemedi. Ancak şunu söyledi: 'Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah'ı tavafediyordum. O sırada düz saçlı, kumral benizli, başından su akar vaziyette iki kişiye dayanıp ortalarında gitmekte olan birisini gördüm.
'Bu kim?' dedim.
'Meryem'in oğlu!' dediler.
Bunun üzerine daha yakından görmek için ilerledim. Kızıl, iri, kıvırcık saçlı, sağ gözü kör, gözü üzüm gibi pertlek bir adam daha vardı.
'Bu kim?' dedim.
'Bu, Deccâl !' dediler.
İnsanlardan en çok ona benzeyeni İbnu Katan'dı.'
Zührî der ki: 'İbnu Katan, câhiliye devrinde vefat eden Huzâalı bir kimseydi.'
Buhârî, Tabi 33, 11, Enbiya, 42, Libâs 68, Fiten 26, Müslim, İmam 275,(169); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 2, (2, 920).
1674 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bana geçmiş peygamberler (aleyhimusselam) arzedildiler. Hz. Musa zayıfca bir erkekti. Sanki Şenûe kabilesinden (uzun boylu) birine benziyordu. Hz. İsa (aleyhisselâm)'yı da gördüm, gördüklerim içinde ona en çok benzeyen Ürve İbnu Mes'üd idi. Hz. İbrahim (aleyhisselâm)'i de gördüm, gördüklerim arasında ona en çok benzeyen, arkadaşınızdı -yani kendisini kastediyor- Hz. Cebrail (aleyhisselam)'i de gördüm. Gördüklerimden ona en ziyâde benzeyen Dıhye İbnu Halîfe idi.'
Müslim, İmam 271, (167); Menâkıb 27, (3651).
1675 - Semure İbnu Cündüb (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Sâm, Arapların babasıdır.Yâfes, Rumların babasıdır. Hâm Habeşîlerin babasıdır.'
Tirmizî, Tefsîr, Sâffât, (3229), Menâkıb, (3927).
1676 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Zekeriyya (aleyhisselam) marangoz idi.'
Müslim, Fedâil 169, (2379).
[19/1 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Sa'îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.'
Ebu Sa'îd der ki: 'Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: 'Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz...' (Nisa, 40).
Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601).
Tirmizî hadis için 'sahihtir' demiştir.
[19/1 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.'
[Bakara Sûresi.25]
[19/1 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: “Ödül ve ceza gününün tek hakimi. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fâtiha, 1/4-5)
[19/1 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Acı söz tatlı bir dille güzel ve hoş gelir. Diken gül bahçesinden dolayı gönül çekici olur.[Mevlâna]
[19/1 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Salih Aleyhisselam
Salih Aleyhisselamın Soyu Ve Mesleği:
Salih b.Ubeyd[1], b.Esif[2] veya Asit[3], b.Kemaşic[4] veya Masic[5] veya Masih[6] b.Ubeyd, b.Hadir[7] veya Hazir[8] veya Cadir[9] veya Hacir[10] b.Semud[11]´, b.Âbir[12] veya Cair[13] b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisse!amdır. [14]
Salih Aleyhisselam; Semud kavmi içinde Baba ve Ana soyu yönünden en seçkin ve üstün bir durumda idi. [15]
Kendisi, daha önce ticaretle uğraşırdı. [16]
Salih Aleyhisselamın Şekil Ve Şemaili:
Salih Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselama benzerdi. Beyaza çalar kırmızı benizli idi.
Düz saçlı idi. Kıvırcık saçlı değildi.
Kendisi, İsâ Aleyhisselam gibi yalın ayak yürür, ayakkabı giymezdi. [17]
Semuo Kavmi Ve Yurdları:
Salih Aleyhisselâm in kavmi, İkinci Âd diye anılan Semud kavmi olup Arabul´-âribedendir. [18]
Yüce Allah, Birinci Âd´ı, yâni Hûd Aleyhisselamın kavmini helak ettikten sonra, onların ardından Semud kavmini yer yüzüne hâkim kılmıştı. [19]
Yüce Allah, Semud kavmini, uzun ömürlü yaratmıştı.
Hattâ, onlardan, bir kimse, kendisine taştan, çamurdan bir ev yapar, adam, daha sağ iken, ev, yıkılır giderdi.
Bunun için, onlar, dağlarda kayaları oyarak kendilerine evler edindiler ve geçim bolluğu içinde yaşadılar durdular. [20]
Semud kavmi; Hicaz´la Şam arasında Vâdilkura´ya kadar uzanan Hicr bölgesinde otururlardı. [21]
(Hicr; Semud kavminin, Medine ile Şam arasında bulunan yurdlarının adıdır.)
Istahrî, Hicr hakkındaki müşâhadelerini şöyle anlatır: Hicr, halkı, az bir kariyedir. Dağlar arasında olup Vâdilkura´ya bir günlüktür.
Yüce Allah´ın buyurduğu gibi, Semud kavminin, dağlardan yontmuş oldukları evler (Şuarâ: 149), buradadır.
Esâlis diye anılan dağlar içinde, bizim evlerimizin teşkilatına benzer dağlar gibi yükselmiş evler gördüm.
Uzaktan bakan, onları, birbirine bitişik dağ sanar.
Ortasına varınca, her birinin münferid ve kendi kendine dikili durduklarını görür.
Dolaşacak olan, onlardan her birinin çevresini, seğirterek zahmetsizce dolaşabilir.
Evlerden her biri, kendi kendine ayakta durmaktadır.
İnsan, onların üzerine, ancak, son derecede zahmet çekerek çıkabilir.
Yüce Allah´ın:
'... İşte, dişi deve! Su içme hakkı, bir gün, onundur. Belli bir günün su içme hakkı da, sizindir.' (Şuarâ: 155) buyurduğu Semud kuyusu da, Hicrdedir.'[22]
Salih Aleyhisselamın Semud Kavmine Peygamber Olarak Gönderilişi:
Semud kavmi, işi büsbütün azıtıp Allah´ın emrine aykırı olarak putlara tapmağa[23], yer yüzünde fesad çıkarmağa[24], taşkınlık etmeğe başladıkları zaman[25],
Yüce Allah, onlara, Salih Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi. [26]
Salih Aleyhisselâm, Semud kavmini, bütün putları atarak[27] Bir olan Allah´a, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın iman ve ibadet etmeye davete başladı. [28]
'Fakat, onlar; Salih Aleyhisselâmı ve tebligatını, küfr ve inkârla karşıladılar. [29]
Zâten, Semud kavmi, kendilerine Salih Aleyhisselâmdan önce gönderildikleri anlaşılan ve fakat, isimleri ve kıssaları, Kur´ân-ı Kerimde açıklanmamış olan başka Peygamberleri de, yalanlamış durmuşlardı. [30]
Salih Aleyhisselâm, davet ve tebligatına ısrarla devam etti.
Davetini, kabul etmedikleri takdirde, Allah´ın gazabına ve azabına uğrayacaklarını, onlara haber verdi. [31]
Semud kavmi ile yirmi yıl uğraştı. [32]
İş, uzayıp gidince, Salih Aleyhisselâmdan, söylediklerini doğrulayacak bir âyet, bir Mucize göstermesini istediler.
Salih Aleyhisselâm, onlara:
'Nasıl bir Mucize istersiniz?' diye sordu.
Semud kavminin, her yıl belli bir günde putlarını yanlarına alarak çıkıp kutladıkları bir Bayramları vardı.
Sen, kendi İlâhına yalvar.
Biz de, kendi ilâhlarımıza yalvaralım.
Eğer, senin İlahın, duanı kabul ederse, biz, sana tâbi olalım.
Eğer, bizim ilahlarımız, duamızı kabul ederse, sen, bize tâbi ol!' dediler.
Salih Aleyhisselâm:
'Olur!' dedi.
Semud kavmi, Vesenleri, putları ile birlikte bu Bayramlarını kutlamağa çıktılar.
Salih Aleyhisselâm da, onlarla birlikte gitti.
Semud kavmi, dualarında: Salih Aleyhisselamın yapacağı duasından hiç bir şeyi kabul etmemesini Vesenlerinden, putlarından istediler.
O zaman, Semud kavminin Seyyidi, Ulu kişisi olan Cenda´ b.Amr:
'Ey Salih! Şu kayanın yanına bizimle birlikte git. Kayanın içinden, bizim için, şöyle şöyle vasıfda bir dişi deve çıkarırsan, senin Peygamberliğini, doğrular ve sana, iman ederiz!' dedi.
Salih Aleyhisselam, bunu yaptığı takdirde, Peygamberliğini tasdik ve kendisine iman edecekleri hakkında onlardan kesin söz aldıktan sonra[33], kayanın yanında namaz kıldı[34], Yüce Allah´a dua edince, kaya, sanki, doğum sancısı gibi sancılandı. [35]
Gebe bir kadının hareketi gibi, hareket etti. [36] Titredi, sonra da, ikiye ayrılarak, içinden, istedikleri vasıfta bir Deve çıktı. [37]
Kaya, bir deve doğurdu. [38]
Semud kavmi, bu Deve´yi, istedikleri kadar sağarlar, kablarını, kaçaklarını sütle doldururlardı. [39]
Bunun üzerine, Cenda´ b.Amr ile kavminden bazı kişiler, Salih Aleyhisselama iman etti. [40]
Cenda´ b.Amr´ın amcasının oğlu Şihab b.Halife gibi Semud kavminin bazı Eşrafı da, Salih Aleyhisselama iman etmek ve tâbi olmak istedilerse de, Vesenleri-nin sahipleri olan Eşraftan Zuab b.Amr ile Habbab ve Rebab, engel oldular. Onlar da, bunlara uyarak, Müslüman olmaktan vaz geçtiler. [41]
Semud Kavminin Mucize Deveyi Öldürmeleri Ve Salih Aleyhisselâmı Da Öldürmeğe Kalkışmaları:
Salih Aleyhisselam, Rabb´inin, kendisine verdiği Devesinden hiç ayrılmazdı. O, nereye yönelse, onun yanında bulunurdu. [42]
Deve, bir gün, Semud kavminin suyundan içer, bir gün de, onlar Deve´nin sütünü sağar, içerlerdi.
Semud kavmi, Rab´larının emrine karşı, kibir ve gurura düştüler, azgınlık ettiler, Deveyi boğazladılar. [43]
Deveyi boğazlıyanlardan birisi: kızıl.sarışın, gök gözlü, köse, kısa bir adamdı.
Öteki de, uzun boylu, akılsız ve titrek bir kimse idi. [44]
Ana deve, kesilince, yavrusu kaçıp dağa çıktı. [45]
Yavru deve, Salih Aleyhisselâmı görünce, ağladı ve üç kerre böğürdü.
Salih Aleyhisselam; Semud kavmine:
'Her böğürüş, bir eceldir: Yurdunuzda, üç gün daha yaşayacaksınız! Bu, ya-lanlanamayacak bir Va´d´dir!' dedi.[46]
Semud kavminden, Salih Aleyhisselâmı, öldürmeğe kalkışanlar, oldu. Fakat, Allah, onu, korudu. [47]
Semud Kavminin Helak Oluşu:
Semud kavmi, Salih Aleyhisselâmla alay ederek, azaba, ne zaman uğrayacaklarını, sordular.
Salih Aleyhisselam:
'Azab alâmeti: birinci günde, yüzleriniz, sararmış olarak sabaha çıkacaksınız!
İkinci günde, yüzleriniz, kızarmış olarak sabaha çıkacaksınız!
Üçüncü günde, yüzleriniz, kararmış olarak sabaha çıkacaksınız!' dedi.
Gerçekten de, ilk günde sabaha çıktıkları zaman, küçük büyük, erkek, kadın, hepsinin yüzleri, sanki, haluk kokusu sürünmüş gibi sapsarı kesilmişti. [48]
Bunun üzerine, Semud kavmi, helak olacaklarını ve Salih Aleyhisselâmın doğru söylemiş olduğunu anladılar. [49]
İkinci gün, yüzleri, kızarmış olarak sabaha çıktılar.
Üçüncü gün, yüzleri, kara boya sürünmüş gibi kararmış olarak sabaha
çıktılar. [50]
Dördüncü gün, pazar günü, sabaha çıktıkları zaman, kendilerine, azabdan, cezadan neler geleceğini, gelecek azabın, hangi yandan[51], üzerlerinden gökten mi? yoksa, ayaklarının altından, yerden mi? geleceğini[52] bilmiyorlar[53]; kâh başlarını kaldırıp semaya bakıyorlar, kâh gözlerini yere dikiyorlardı! [54]
Sabaha girdikleri sırada[55], güneş doğarken[56]´, gökten, onlara göklerin bütün gürlemelerini, yer yüzünün bütün çığlıklarını içinde taşıyan[57] öyle bir bağırışla bağırıldı ki, bir anda göğüslerindeki kalbleri parçalandı!´[58]
Canları, bedenlerinden uçtu! Solukları, kımıldamaları, kesiliverdi!
Altlarından da, son derece şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldılar. [59]
Allah´ın Hareminin, bu azabdan koruduğu bir tek kimseden başka, doğu, batı arasında, onlardan, helak olmadık bir kimse kalmadı! [60]
Kurtulan o tek kişi ise, Ebû Rigal idi. [61]
Âd kavminin helaki ile Semud kavminin helaki arasındaki süre, bes yüz y.ld.. [62]
Kur´ân-I Kerimin Semud Kavmi Hakkındaki Açıklaması:
Salih Aleyhisselamın Semud Kavmine gönderilişi ve onların kötü tutum ve davranışları ve akıbetleri Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:
'And olsun ki: Eshab-ı Hicr da, Peygamberleri, yalanlamışlardır.
Biz, onlara, âyetlerimizi vermiştik te, onlar, bunlardan yüz çevirici idiler.
Onlar, dağlardan, emîn emin evler, yontar, oyarlardı. [63]
And olsun ki: biz, Semud (kavmına) da;
'Allah´a, ibadet ediniz!' diye kardeşleri Salih´i gönderdik.
Bir de, ne görsün: onlar, birbirleriyle çekişir iki fırkadır!
Salih:
'Ey kavmim! Niçin iyiden (ve güzelden) önce, çarçabuk kötüyü (azabı) istiyorsunuz?!
Allah´dan, yargılanmanızı istemeli değil misiniz? (Böyle yaparsanız) umulur ki, esirgenirsiniz.' dedi.
'Biz, senin yüzünden ve maiyyetinde bulunan kimseler (Mü´minler) yüzünden, uğursuzluğa uğradık!' dediler.
(Salih):
'Sizin (bütün) emel ve hareketleriniz), Allah katında gizli değildir.
Belki, siz, imtihana çekilmekte olan bir kavmsiniz!' dedi.
O şehirde (Hıcrda, düşman) dokuz erkek vardı ki, bunlar, yer (yüzün)de fesad çıkarıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
Onlar, Allah adıyla andlaşarak:
Ona (Salih´e) ve Ehline, her halde bir gece baskın yapalımf hepsini öldürelim) Sonra da, Velîsine: and olsun ki; biz, o ailenin helakinde hâzır değildik.
Şüphesiz ki: biz, (bu sözümüzde) elbette sâdıklarız! diyelim.' dediler.
Onlar, böyle bir tuzak kurdular.
Biz de, kendilerinin haberleri olmadan, onların planlarını, altüst ediverdik! [64]
....O
Ey kavmim! Allah´a, ibadet ediniz!
Sizin, O´ndan başka, hiç bir İlâhınız yoktur.
O, sizi, topraktan meydana getirdi.
Sizi, orada ömür geçirmeye (veya imâra) memur etti.
O halde, O´ndan, yargılanmak dileyiniz.
Sonra, Ona tevbe ediniz.
Şüphe yok ki, Rabbim(in Rahmeti) çok yakındır.
O (duaları da) kabul edendir. [65]
Düşününüz ki: (Allah) sizi, Âd´dan sonra, Hükümdarlar yaptı.
Yer yüzünde sizi yerleştirdi.
Ovalarından köşkler yapıyor, dağlarından, evler yontuyorsunuzdur.
Artık, (hepiniz) Allah´ın lütuflarını anınız.
Yer yüzünde fesadcılar olup taşkınlıklar yapmayınız!' dedi. [66]
'Ey Salih! Sen, bundan önce, içimizde ümid beslenen biri idin.
(Şimdi) Atalarımızın taptığı şeylere tapmamızdan bizi vaz geçirmek mi istie-yorsun?!
Senin, bizi (İbadete) davet ettiğin (Rab)dan, hakîkaten, şüphe içindeyiz, şüphe-leniciyiz!' dediler.
(Salih):
'Ey kavmim! Ya ben, Rabb´ımdan (gelen) apaçık bir Mucizenin üzerinde isem, ve O Rab, Kendinden, bana bir Rahmet (Peygamberlik) vermişse, buna, ne diyeceksiniz?
O halde, Allah´ın (intikamından -eğer, Ona isyan edersem- (kurtarmak hususunda) bana, kim yardım eder?
Demek, siz, beni ziyana uğratmaktan, (bunu) bana karşı artırmaktan başka bir şey yapmayacaksınız? [67]
Şüphesiz ki, ben, size (gönderilmiş) emîn bir Peygamber´im. Artık, Allâh´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz.
Ben, buna karşılık, sizden, hiç bir ücret istemiyorum.
Benim mükâfatım, âlemlerin Rabb´ından başkasına aid değildir.
Siz, buradafki nimetlerin içinde), bağların, pınarların içinde, ekinliklerin ve do-murcukları nazik ve yumuşak hurma ağaçlarının içinde emîn emîn bırakılacak mısınız?
Dağlardan, şımarık şımarık evler yontuyorsunuz. Artık, Allah´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz.
Ifratcıların emrine boyun eğmeyiniz ki, onlar, yer (yüzün)de fesad yapar, ıslah etmez kimselerdir.' dedi.
'Sen, ancak (hızlı) büyülenmişlerdensin!' dediler. [68]
Onun kavminden (iman etmeyi) kibirlerine yediremeyen ileri gelenleri de, kendilerince her görünenlere, onların içinden iman edenlere:
'Siz, Salih´in, gerçekten, Rabb´ı katında gönderilmiş bir Peygamber olduğunu biliyor musunuz?' dediler.
Onlar da:
'Biz, doğrusu, onunla ne gönderildiyse, ona, iman edicileriz!' dediler. [69]
Yine, kibirlenen kimseler:
'Biz, doğrusu, o, sizin iman ettiğinize münkir ve kâfir olanlarız! [70]
Salih´e de:
'Sen, bizim gibi bir beşerden başkası değilsin!
Bununla beraber, eğer (Peygamberlik dâvasında) doğruculardan isen, haydi bir âyet (bir mucize) getir!' dediler. [71]
(Salih):
'Ey kavmim! İşte, size bir âyet (bir Mucize) olmak üzere Allâhın şu dişi Devesi!
Artık, onu, serbest bırakınız. Allâhın arzında otlasın... [72]
İşte, bu Dişi Deve!
Su içme hakkı, (bir gün) onundur.
Belli bir günün su içme hakkı da, sizindir.
Ona, bir kötülükle ilişmeyiniz!
Sonra, sizi, büyük bir günün azabı, yakalar!' dedi. [73]
Derken. O Dişi Deve´yi -ayaklarını keserek- öldürdüler.
Salih! Eğer, sen, gönderilmiş Peygamberlerden isen, bizi, tehdid edip durduğun azabı, getir bize! dediler. [74]
Rab´lerinin, emrinden (uzaklaşarak) isyan ettiler ve:
Salih! Eğer, sen, gönderilrr m azabı, getir bize! dediler
.....Bunun üzerine (Salih):
'Memleketinizde üç gün daha yaşayınız!
İşte, bu, yalanı çıkarılamayacak bir tehdiddir!' dedi.
Vaktâ ki, azab emrimiz geldi. [75]
Sabaha girdikleri sırada, onları, o (korkunç) Bağırış, yakalayiverdi!
Kazanageldikleri o şeyler, kendilerinden (hiç bir azabı) def edemedi. [76]
Salih´i de, onun maiyyetinde iman etmiş olanları da, tarafımızdan bir rahmet olarak (azabdan ve) o günün rüsvaylığından kurtardık.
Şüphesiz ki, Rabb´ın, O, çok kuvvetlidir, mutlak galibdir.
O zalimleri ise, korkunç bir ses alıp götürdü de, yurdlarında dizüstü çöken (canları çıkan) kimseler oluverdiler!
Sanki, orada (hiç) oturmamışlardı!
Haberiniz olsun ki: Semud (kavmi), hakikaten, Rab´lerine küfr ettiler.
Gözünüzü acınız, iyi biliniz ki: Semud´a (Allah´ın Rahmetinden) uzaklık (verilmiştir.) [77]
Semud (kavminin helak edilmesinde) de, (bir ibret vardır). Hani, onlara:
Bir zamana kadar, yararlanadurunuz! denilmişti de, Rab´lannın emrinden uzaklaşıp azmışlardı.
İşte (bu yüzden) kendileri de, göre göre, onları Yıldırım tutuvermişti de, ayakta durmağa güç yetiremediler, bir yardım da, göremediler. [78]
İşte, sana! Onların, kendi zulümleri yüzünden ıpıssız kalmış evleri!
Şüphe yok ki, bilecek bir kavim için, bunda (ibret verici) bir nişane vardır[79]
İman edip te (fenalıktan) sakınır olanları, biz (dâima) kurtardık. [80]
Salih Aleyhisselâmın Hacca Gidişi:
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Veda´ Haccında, Osfan vadisine vardığı zaman, Hz.EbÛ Bekr´e: 'Ey Ebû Bekr! Bu, hangi vadidir?' diye sormuş, Hz.Ebû Bekr: 'Osfan vadisidir!' deyince, Peygamberimiz, Salih Aleyhisselâmın da, beline aba tutunmuş, belinden yukarısını, alacalı bir kumaşla bürümüş, genç ve kızıl tüylü, yuları hurma lifinden örülmüş dişi bir deve üzerinde olduğu halde, Hacc için, buradan, Telbiye ederek geçmiş olduğunu haber vermiştir. [81]
Salih Aleyhisselâmın Helak Olan Kavmine Hitab Edişi Ve Mekke´ye Gidişi:
Salih Aleyhisselâm; Semud kavmini, Yüce Allah´a iman ve ibâdete davet etmekle uğraşmıştı. [82]
Semud kavminin helakinden sonra, Hicr´den ayrılırken, onlara şöyle hitab
etti[83]:
'.....Ey kavmim! And olsun ki: ben, size, Rabb ´imin Elçiliklerini tebliğ etmişimdir.
Size, hayrhahlık göstermişimdir.
Fakat, siz, hayrhahları sevmezsiniz ki!' dedi. [84]
Salih Aleyhisselâm, yanında bulunan Mü´minlere de:
'Ey kavmim! Şüphe yok ki, burası, halkına, Allah´ın gazab etmiş olduğu bir yerdir.
Buradan, hemen göç ediniz ve Allah´ın Harem´ine ve Emân´ına gidip kavuşunuz!' dedi.
Abalarının içinde ihrama girdiler. Lifden yularlı, genç, kızıl tüylü develeri yedeklerine alarak yola düştüler. Telbiye ede ede gittiler, Mekke´ye varıp kavuştular. Hayatlarının sonuna kadar orada kaldılar.
Kabirleri, Kâbenin batısında, Dârünnedve ile Hicr arasında bulunmaktadır. [85]
Rivayete göre: Salih Aleyhisselâm vefat ettiği zaman iki yüz elli sekiz[86] veya iki yüz seksen yaşında idi. [87]
Haremin Azabdan Koruduğu Tek Adam Ebû Rigal Ve Akıbeti:
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm; Tebük seferinde Hıcr´dan geçerken, Semud kavminden, ancak, Harem´in korumuş olduğu bir tek adamın sağ kaldığını haber vermişti.
G-H1BEN5KZ8N