Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 11.07.2023 16:08
Günün yazısı
[27/2 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: 23- İman Ehlinin İmanda Birbirlerinden Farklı Oluşları ve Yemenlilerin Bu Husustaki Üstünlüğü Bâbı
190- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki); Bize Ebû Üsâme rivâyet etti. H.
Bize İbn Nümeyr de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet eyledi. H.
Bize Ebû Küreyb rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn İdris rivâyet eyledi bunların hepsi İsmail b. Ebî Hâlid'den rivâyet ettiler. H.
(Yine) Bize Yahya b. Habib el-Hârisî rivâyet etti. Bu söz onundur.
(Dedi ki): Bize Mu'temir, İsmail'den rivâyet etti. İsmail Şöyle dedi: Kays'i Ebû Mes'ud'dan rivâyet ederken dinledim.
Dedi ki:
— Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) eliyle Yemen tarafına işaret ederek:
«Bana bakın! İmân su taraftadır. Sertlik ve katı kalblilik de develerin kuyrukları dibindeki yaygaracılarda, şeytanın iki boynuzunun doğduğu yerdeki Rabia ve Mudar kabilelerindedir.» buyurdular.
191- Bize Ebû'r-Rabî' ez-Zehrânî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hammâd haber verdi.
(Dedi ki): Bize Eyyûb rivâyet ettit
(Dedi ki): Bize Muhammed, Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Yemenliler geldi. Onlar kalben nazik insanlardır. İman Yemen'li, dîn anlayışı Yemen'li, hikmet de Yemen'lidir.» buyurdular.
192- Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Ebî Adiy rivâyet etti. H.
Bana Amru'n-Nâkıd da rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İshâk b. Yusuf el-Ezrak rivâyet etti. Bunların her ikisi, İbn Avn'dan , o da Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet ettiler. Ebû Hüreyre: «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu» diyerek bu hadisin mislini rivâyet etmiş.
193- Bana Amru'n-Nâkıd ile'Hasen el-Hulvânî rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ya'kub —ki İbn İbrahim b. Sa'd'dır— rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Salih, A'rac'dan naklen rivâyet etti.
Dedi ki: Ebû Hüreyre şunları söyledi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Size Yemenliler geldi. Onlar yumuşak kalbli ve nâzik gönüllü zevattır. Fıkıh Yemen'li, hikmet de Yemen'lidir.» buyurdular.
194- Bize Yahya b. Yahya rivâyet etti.
Dedi ki: Mâlik'e Ebû'z Zinâd'dan dinlediğim, onun da el-A'rac'dan, onun da Ebû Hüreyre'den naklettiği şu hadisi okudum: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Küfrün başı şark tarafındadir. Kendini beğenme, büyüklerime at ve deve sahibi olan yaygaracı bedevilerde, vakar ise koyun sahiblerindedir.» buyurmuşlar.
195- Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe ve İbn Hucr, İsmail b. Ca'fer'den rivâyet ettiler. İbn Eyyûb dedi ki: Bize İsmail rivâyet etti.
Dedi ki: Bana el-Alâ' , babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«İmân Yemenlidir; küfür şark tarafında, vakar koyun sahihlerinde, kendini beğenme ve riya da yaygaracılarda at ve deve sahiblerindedir.» buyurmuşlar.
196- Bana Harmeletü'bnü Yahya rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Vehb haber verdi.
Dedi ki: Bana Yunus, İbn Şihâb’dan rivâyet etti. Demiş ki: Bana Ebû Selemete'bnü Abdîrrâhmân haber verdi ki, Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'i:
«Kendini beğenme ve büyüklerime yaygaracı bedevilerde, vakar ise koyun sahiblerindedir.» buyururken işittim.
197- Bize Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû’l-Yemân haber verdi.
(Dedi ki): Bize, Şuayb Zühri' den bu isnadla bu hadisin benzerini haber verdi: «İmân Yemenlidir. Hikmet de Yemenlidir.» ifadesini de ziyâde etti.
198- Bize Abdullah b. Abdirrahman rivâyet etti:
(Dedi ki): Bize Ebû'l-Yemân, Şuayb'dan, o da Zühri'den naklen haber verdi.
(Dedi ki): Bana Saidü'bnü'l Müseyyeb rivâyet etti ki, Ebû Hüreyre şöyle dedi: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Yemenliler geldi. Onların gönülleri nâzik, kalbleri yumuşaktır. İmân Yemen'li, hikmet de Yemen'lidir. Vakar koyun sahihlerinde, övünmek ve büyüklenmek yaygaracı
[27/2 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• 54. Hükümet Başbakanı Necmettin Erbakan’ın Vefatı 2011
• İkinci Cemre Düştü (Suya)
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[27/2 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Rabbimiz! Gelmesinden şüphe edilmeyen bir günde insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez.”
Al-i imran 9
[27/2 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Mü’min, bir yılan deliğinden iki kere sokulmaz (iki kere aldatılmaz).”
Müslim, Zühd, 63
[27/2 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: MANEVİ KALKINMA VE İSLAM EKONOMİSİ
Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından gündeme getirilen manevi kalkınma, hem siyasi hem de ekonomik bir değer ifade etmektedir. Ülke kalkınmasında bireylerin manevi anlamda eğitilmesi Erbakan’a göre önem teşkil etmektedir. Erbakan’ın bu düşüncesi onun ekonomiye bakış açısını ortaya koymaktadır. Erbakan maddi ve manevi kalkınma söylemiyle, bir Müslümanın hem dünyayı hem de ahireti dikkate alması ve ikisi arasında bir denge kurması gerektiğine dikkat çekmektedir.
İslam dininde Müslüman birey, ekonomik kararlarında İslamın emir ve yasaklarını dikkate almak durumundadır. Müslüman bir kimse dünya ve ahiret arasında denge kurmak zorundadır. İslamı diğer ekonomik sistemlerden ayıran en önemli özelliği maddiyatla maneviyatın birlikte yürütülmesidir. Nitekim bununla ilgili Hz.Muhammed (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Sizin en hayırlınız, ahireti için dünyasını, dünyası için ahiretini terk etmeyip, her ikisini birlikte yürüteninizdir. Zira dünya ahirete ulaştırıcı bir vasıtadır. Sakın insanlara yük olmayınız.”
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[27/2 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Gönlünde Allahü tealanın aşkını taşıyanlar dünya ile tamamen alakalarını kes- mişlerdir. Bunlar halk içinde Hak ile olurlar. Bir an Allahü tealayı unutmazlar.[Ahmed Yesevî]
[27/2 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: DEĞERLERİN AKTARILMASINDA AİLENİN ÖNEMİ
Değerlerle ilk olarak ailede tanışılır, benimsenir ve öğrenilir. Aile adeta bir ahlâk okuludur.
Aile sorumluluk, güven, mücadele, adalet, inanmak, paylaşma ve dayanışma gibi en temel insani değerlerin ilk olarak öğre- nilip uygulandığı yerdir.
Aile kuşaktan kuşağa aktarılması gereken önemli değerlerin oluştuğu yerdir.
Çocuk, kendisini hayata intibak ettirici davranışları küçük yaş- larda öğrenir ve bu öğrenmeler onun dimağında kolay sökü- lüp atılamayacak kadar derin bir şekilde yerleşir.
MÜCADELE SÛRESİ
Medine’de nâzil olmuştur, 22 âyettir. Sûrede; câhiliye döne- minde bir boşama türü olan “zıhar”ın yanlışlığı ortaya konmakta; topluluk içinde fı- sıltıyla konuşma, selâmlaşma, toplantılarda uyulması gere- ken nezaket kuralları, özel görüşmelerde edebe riayet edilmesi gibi konularda ah- laki ölçüler getirilmektedir.
Aynı şekilde münafıkların özellikleri ve müminlerin inanmayanlara karşı takın- maları gereken tutum ve dav- ranışlarına değinilmektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Başlangıçlar, nihayetlerin tecelli ettiği yerlerdir. Kimin bidayet ve başlangıcı Allah ile olursa nihayeti de O'nunla, O'na doğru olur.
(Ataullah İskenderî)
[27/2 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ululuk, azamet ve büyüklük sahibi
Al-Jalil : The Mighty who is Lord of Majesty and Grandeur.
Cenab-ı Hak Buyuruyor:
'Celal ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak' (Rahman, 27)
'Celal ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.' (Rahman, 78)
Celil ismi, Kur'an'da bu şekliyle değil, Zü'l-celâli ve'l-ikram olarak Rahman suresinde iki yerde geçer.
Celalet ve ululuk ancak Allah'a mahsustur. Her yerde, her zaman hazır ve nazır olan Allah'ın ilmi her şeyi kuşatır.
Her büyük O'nun büyüklüğünün yanında hiç bir anlam ifade etmez.
Allah'ı diğer insanlardan daha fazla tanıyan ariflerin pek çoğu bu isimlerle O'nu dua etmeyi tercih ederler.
Bir müslüman ihlasla, inanarak ve yaşayarak 'Yâ Celil' diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse, onun tecellisine, eserlerine nail olur. Saygı görür. ahlakı güzelleşir. Zalimlerden kurtulur. Maddi ve manevi güce kavuşur. (1)
Bu ismi bilmenin faydası
Allah'ın sana iyilik ve bağışta bulunup nimetler verdiği gibi sen de, başkalarına iyililik yap ve bağışta bulun. İnsanların yaptıkları hataları bağışla. Kötülükleri terk etmeyenleri güzelce terk et, kötülükleririni iyilikle başından sav. Seninle ilşikisini kesenle sen ilişkini kesme. Sana vermeyene sen vermeye devam et. Sana haksızlık edeni affet. Seni kötüleyen ve sana sövene karşılık verme, sabret. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de başklarına iyilik yap ve sana kötülük edene iyilikle davran. (2)
Kaynaklar
1) Esmâ-ül Hüsna, Rauf Pehlivan, İstanbul Dağıtım A.Ş., 2002
2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
3) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
[27/2 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: İslâm dininin iman esasları ilmihal kitaplarında âmentü terimiyle ifade edilir. Arapça âmene fiilinin birinci tekil şahsı olan âmentü, 'inandım' demektir. Terim olarak, iman esaslarını kısa ve öz olarak ihtiva eden metni ifade etmek için kullanılır. Âmentünün metni şudur: 'Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâ ve'l-ba`sü ba`de'l-mevti hakkun. Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne muhammeden abduhû ve rasûlüh' (Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inandım. Öldükten sonra diriliş haktır. Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim).
Âmentüde belirtilen esasların hepsi Kur'an'da çeşitli ifadelerle yer almıştır: '...Asıl iyi olan kimse, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan...dır' (el-Bakara 2/177), 'Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır' (en-Nisâ 4/136) meâlindeki âyetlerde iman esasları Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve âhirete iman olmak üzere beş ilkede toplanmış, kader bunlar arasında zikredilmemiştir. Ancak bazı âyetlerde (er-Ra`d 13/8; el-Hicr 15/21; el-Furkan 25/2; el-Kamer 54/49) her şeyin Allah'ın takdirine bağlı bulunduğuna dair ifadelerden hareketle âlimler hayrı ve şerri ile birlikte kadere inanmayı bir iman esası olarak zikretmişlerdir. Cibrîl hadisinin Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve İbn Mâce rivayetleri de kader konusunu bir iman esası olarak zikreder. Kader konusunun iman esaslarını belirten âyetlerde yer almayışı, Allah'ın ilim, irade, kudret ve tekvîn sıfatlarının kapsamı içinde yer almasına bağlanmalıdır. Çünkü Allah'ın anılan sıfatlarına gereğince inanan, kadere de inanmış olmaktadır.
Âmentüde yer alan esaslardan Allah'a iman ile kader ve kazâya iman konularında, vahiyle birlikte aklî-mantıkî açıklama ve ispatlar yapılabileceği, his ve tecrübeye dayalı bilgilerden yararlanılabileceği kabul edilmiş ise de, âhirete iman ve meleklere iman konularında bu mümkün görülmemiş, bu hususlarda sadece vahyin verdiği bilgilere güvenilebileceği belirtilmiştir.
[27/2 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdigi ve kendisini seven müminlere karsi alçak gönüllü (sefkatli), kâfirlere karsi onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kinayanin kinamasindan korkmazlar (hiçbir kimsenin kinamasina aldirmazlar) Bu, Allah'in, diledigine verdigi lütfudur Allah'in lütfu ve ilmi genistir (MAİDE/54)
Onlari esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: 'Rabbim! Küçüklügümde onlar beni nasil yetistirmislerse, simdi de sen onlara (öyle) rahmet et!' diyerek dua et (İSRA/24)
Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rizik olarak verdiklerimiz üzerine Allah'in adini ansinlar diye- kurban kesmeyi gerekli kildik Imdi, Ilâhiniz, bir tek Ilah'tir Öyle ise, O'na teslim olun (Ey Muhammed!) O ihlâsli ve mütevazi insanlari müjdele! (HAC/34)
Rahmân'in(has) kullari onlardir ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attiginda (incitmeksizin) 'Selam!' derler (geçerler); (FURKAN/63)
[27/2 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: GÜNAHLARI HATIRLAMAK
7268 - Hz. Aişe radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm bana: 'Ey Aişe! Ehemmiyetsiz görülen amellere karşı aman dikkatli ol! Çünkü onlar için de Allah (tarafın)dan (vazifelendirilmiş) araştırıcı bir melek vardır.'
7269 - Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: 'Ümmetimden birkısım insanları bilirim ki, Kıyamet günü Tihâme dağları emsalinde bembeyaz (tertemiz) hayırlarla gelirler. Aziz ve celil olan Allah Teâla hazretleri o sevapları saçılmış toz haline getirir (değersiz kılar, kabul etmez).'
Sevban dedi ki : 'Ey Allah'ın Resülü! Onları bize tavsif et, durumlarını açıkla da, bilmeyerek biz de onlardan olmayalım!' Aleyhissalâtu vesselâm açıkladılar:
'Onlar sizin din kardeşlerinizdir. Sizin cinsinizden insanlardır. Sizin aIdığınız gibi onlar da gece (ibadetin)den nasiplerini alırlar. Ancak onlar, Allah'ın yasaklarıyla tenhâda başbaşa kalınca o yasakları ihlâl ederler, çiğnerler.'
[27/2 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Abbâs İbnu Abdilmuttalib (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim: 'İmanın tadını, Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, peygamber olarak Muhammed'i seçip râzı olanlar duyar.'
Müslim, İman 56, (34); Tirmizî, İmân 10, (2625).
[27/2 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder.
[Bakara Sûresi.99]
[27/2 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[27/2 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllıya danışıp onu dinleyen, doğruyu bulur, dinlemeyen pişman olur.[Maverdi]
[27/2 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ÜSAME B. ZEYD
Üsame b. Zeyd b. Hârise b. Şurâhîl ashabın ileri gelenlerinden biri olup, Rasûlüllah (s.a.s)'in azadlı kölesi Zeyd b. Hârise'nin oğludur. Künyesi, Ebû Muhammed'dir. Değişik rivayetlere göre; Ebû Zeyd, Ebû Yezîd ya da Ebû Hârice olarak da çağırılmaktaydı (İbn Abdi'l-Beri, el-İstiâb fı Marifeti'l Ashâb, Kâhire; I, 75 t.y, İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Ğâbe f-Marifeti's-Sahabe I, 79)
Üsame'nin annesi Ümmü Eymen (ki, asıl adı Bereke'dir) Râsulûllah (s.a.s)'in babası Abdullah'ın cariyesi ve aynı zamanda Peygamberimizin dadısı idi. Abdullah vefat edince, Rasûlüllah onu azad etti. Zeyd b. Hârise b. Şurâhîl de Hz. Hatice'nin kölesiydi. Hz. Hatice Peygamberimizle evlenince, Zeyd'i kendisine hediye etti. Rasûlüllah (s.a.s) de onu azad edip Ümmû Eymen'le evlendirdi. Üsame, işte bu evlilik sonucu dünyaya geldi (İbn Sa'd, et-Tabakâtu'l-Kübrâ, Beyrut 1957, VIII, 223; İbn Abdi I-Berr, a.g.e., I, 75; İbnü'l Esîr, a.g.e., I, 79).
Üsame ile Eymen, aynı anadan kardeştirler, fakat babaları ayrıdır. Üsame, İslâm döneminde, muhtemelen Rasulüllah (s.a.s)'in risâletinin dördüncü yılında Mekke'de doğdu. El-İsâbe'de kaydedildiğine göre, Hz. Muhammed (s.a.v), vefat ettiği zaman Üsame 18-20 yaşlarında bulunuyordu (el-İsâbe, Beyrut, t.y., I, 29).
Rasûlûllah (s.a.s), Üsame ve babasını çok severdi. Bu nedenle kendisine; 'Rasulüllah'ın sevdiği' anlamına gelen 'Hibbu Rasûlüllah' ya da 'el-Hibbu İbnü'l-Hubbi' denirdi. Peygamber (s.a.s)'in, Üsame'yi sevdiğine dair şöyle bir hadis rivayet edilmektedir: 'Şüphesiz Üsame b. Zeyd bana, insanların en sevimlisidir. Sizin iyilerinizden olmasını umuyorum. Onun hakkında iyilik tavsiyesinde bulununuz' (İbnü'l-Esîr, a.g.e., I, 79; İbn Abdi'l-Berr, a.g.e., I, 76).
Hz. Âişe'den rivayet edilen şu hadise de Rasûlüllah (s.a.s)'in daha çocuk iken dahi onu ne kadar sevdiğini gösteriyor. Hz. Âişe (r.an) diyor ki; 'Bir gün Üsame'nin ayağı kapının eşiğine takılarak yere düştü ve yüzü yaralandı. Allah'ın Rasûlü bana; 'Yüzündeki pisliği temizle' dedi. Ben onu kirli görerek denileni yapmadım. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s); yüzündekileri emerek tükürmeye başladı' (İbnü'l-Esîr, a.g.e., I, 80).
Yine, Urve İbnü'z-Zübeyr'den rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz, Üsame'nin gelmesini bekleyerek Arafat'tan inmeyi tehir etti. Üsame çıkıp geldiğinde, onun siyah, basık burunlu bir çocuk olduğunu gören Yemenler, onu küçümseyerek; 'Biz bunun yüzünden mi hapsedildik?' dediler. Râvî, Yemenlilerin, Hz. Ebû Bekir zamanında bu yûzden irtidat edip İslâm'dan çıktıklarını söyler (İbn Abdi'l-Berr, a.g.e., I, 76).
Üsame de bir çok sahâbî gibi, küçük yaştan itibaren savaşlara katılmayı arzulamıştır. Nitekim Uhud günü onbeş yaşından küçük olmasına rağmen kendi yaşıtları olan, Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Sabit, Berâ b. Âzib, Arcır b. Hazm ve Üseyd b. Zühayr'le beraber savaşa iştirak etmek istemiş, fakat, Rasûlûllah (s.a.s) yaşları küçük olduğu için bu isteklerini kabul etmemiş ve savaş başlamadan onları Medine'ye geri göndermiştir. Hendek günü ise savaşmalarına izin verdi (İbn Hişam, es-Siretü'n-Nebeviyye, Mısır 1955, II, 66).
Üsame, Uhud savaşından sonraki tüm savaşlara katıldığı gibi, bir çok seriyyede de önemli görevler üstlenmiştir. Huneyn gazvesinde; Müslümanlar darmadağın olup sağa sola kaçışırlarken, Rasûlüllah (s.a.s)'in çevresinde sayılı birkaç sahâbî kalmıştır ki, bunlardan biri de Üsame b. Zeyd'dir (İbn Sa'd, a.g.e., II, 151; İbn Hişam, a.g.e., II, 443; İbnü'l-Esîr, el- Kâmil fı't-Târîh, Beyrut 1965, II, 263).
Üsame'nin kendisinden rivayet edildiğine göre; katıldığı seriyyelerin birinde, düşman safında Müslümanlara karşı savaşan birine karşı kılıç çekince, o şahıs; 'Eşhedü en lâ ilâhe illallah' diyerek şehâdet getirdi. Fakat Üsame yine de onu öldürdü. Dönüşte, durumu Rasûlüllah
[27/2 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Dinle Ney'den
Ney, sazlıkta biten alelade bir kamış değildir. Ney. âşığın elinde ateştir, gönüldür. Allah sırrıdır.
Derler ki. Peygamber Davut, bir gün bir sazlıktan geçiyormuş. Bu sırada hafif bir rüzgâr esmeye başlamış. Kamışlar başlamış ötmeye.. Ama ne ötüş! Hazreti Davud olduğu yerde çivilenmiş kalmış. Bu ses, ne ilâhî ses, ne içten terennüm.. Bir tanesini koparmış, dudaklarına götürmüş, başlamış üflemeye.. Bundan sonra Allah'a olan âşk ve muhabbetini bu kamışla dile getirmiş. Bu kamış O'nun elinde kamış olmaktan çıkar, âşk haline gelirmiş. Davud'un ilâhîleri ve pek meşhur davudî sesi, terennümleriyle yanık nefesi ve sesiyle, feryad eden bir âşk misali ney ile ilgili olsa gerek.
Yine söylenir ki. Hazredi Muhammed (S.A.V). Allah sırrını yalnız can yoldaşı Hz. Ali'ye söylemiş, kimseye ifşa etmemesini sıkı sıkıya tenbih etmişlerdi. Hz. Ali, bu ilâhî sırrı, bir süre içinde gizlemiş, fakat sırrın ateşine, ağırlığına dayanamamış, yüreği parça parça olmuş, çöllere düşmüştü. Bir gün, perişan sahrada dolaşırken, kör bir kuyuya rastlamış. içini yakan, kavuran ilâhî sırrı bu kuyuya boşaltmış, ferahlamıştı. Kısa bir süre sonra, kuyudan, âb-ı hayat gibi sular taşmış, vâha haline gelmiş, ağaçlar, kamışlar bitmişti. Ney bu sazlıkta biten bir kamıştı. Erbabının elinde bu kamış dile geliyor, ilâhi sırları ifşa ediyordu. İşte birçokların meyhane sazı haline getirdiği ney. böyle ilâhi bir sırrın davetçisi olarak tanınıyordu.
Alevden nefesi ile hıçkıran, yanık ve perişan ney.. İlâhî bir selsebil aşkla dolu gönül. Mevlâna'nın, 'Benim sırrım, feryadımdan uzak değil; fakat gözde, kulakta o nur yok. Ten candan, can da tenden gizli değil. Lâkin canı görmek için izin yok..' diye dile getirdiği âşk sembolü.. Ney için Mevlâna der ki:
Gizli sırlarını söylemede cihanın O yanık ney, o yanık ney, yanık ney,. Ney nedir? O busesi güzel cananın, Öptüğü şey, öptüğü şey, öptüğü şey.
İşte rebab ve neyin sesi, âşk evinin temel harcıydı. Bu seslerden nasibini alan âşık, vecde gelir, semâa girerdi. Gezegenler ve yıldızların, güneşin çevresindeki dönüşleri gibi, ilâhî sevgilinin manevî çevresinde döne döne.
Mevlâna, 'Semâ, ilâhî vuslata erişmek içindir' der. Bu vuslat yolunun zevkini alan âşık, zaman ve mekân kayıtlarından kurtulur. Mesnevi'de, 'zamandan, zaman kaydından kurtuldun mu, keyfiyet kalmaz. Keyfiyetsiz Allah'a mahrem olursun.' (c: 3, b. 2775) denir. Bu anda 'Demirle mıknatıs neyse âşıkla maşuk da odur' Mesnevi, (c: 3 b. 3152). Mevlâna'mızın. 'Semâ ederken, ne neyden haberimiz olur, ne teften..' buyurdukları gibi âşığın cezbe hali, onu, o anda dünya kayıtlarından sıyırır. Bu hal bir süre devam eder. Sonra, yavaş yavaş sükûna varır. Allah'ın mutlak cemaline ve celâline hamdeder: 'Artık öyle bir makama ulaşmıştır ki, orada ne zikir,ne zikreden, ne de zikredilen vardır'. Bunun için Mevlâna, 'Semâ, aşıkların gıdasıdır. Çünkü onda canana vuslatın hayali vardır' demektir. Tebrizli Şems 'Hak'kı isteyen ve ona âşık olanlar, semâ ettikleri zaman, aşkları ve manevî halleri çoğalır' diyerek, Mevlâna'yı daima semâ etmeğe teşvik etmiştir.
[27/2 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: ÂKILE
Kâtilin, öldürme işindeki yardımcıları, bunlar yoksa öldürmede kendisine yardım eden kabîlesi (köylüleri, şehirlileri) ve akrabâsı. Kâtilin cinâyeti işlemesine mâni olmadıkları, bilakis bu hususta onu koruyup, gözettikleri ve kâtil, onlardan kuvvet alarak bu suçu işlediği için âkıle, cinâyete karışmış gibi olurlar. Kâtil ile birlikte diyeti (para cezâsını) yüklenmeleri bu sebepte ndir. (Kıvâmuddîn Kâkî) Kâtilin ödeyeceği diyet, ödemeleri için âkıleye taksim edilir, paylaştırılır, üç senede alınır. Kadın, deli ve çocuk âkıleye katılmaz. (İbn-i Âbidîn) Müslüman olan kâtilin âkılesi ve vârisi (öldüğünde malından mîrâs alacak kimse) yoksa, diyetini beytülmâl verir. Yâni hükûmet verir. Beytülmâl yoksa, kendi üç senede öder. (İbn-i Âbidîn)
[27/2 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: At eti helal midir?
Kur’an ve Sünnette at eti yemenin hükmü hakkında açık bir delil bulunmamaktadır. Hanefi mezhebinde Ebu Hanife’den rivayet edilip tercih edilen görüş ile Malikilerden gelen bir görüşe göre, at etinin yenilmesi tenzihen (helale yakın) mekruhtur. İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed’e, Şafii ve Hanbeli mezhepleriyle Malikilerden gelen diğer bir rivayete göre ise, at etinin yenilmesi mubahtır (Serahsi, el-Mebsut, XI, 233; Nevevi, el-Mecmu’, IX, 4; İbn Rüşd, Bidayetü’l-müctehid, I, 470).
Bununla birlikte at eti yemenin mekruh, hatta haram olduğunu söyleyen alimler de olmuştur (Karafi, ez-Zahire, IV, 101). Şüphesiz mekruh ya da haram olduğu görüşünde, o dönemlerde atın gerek askeri gerekse sivil hizmetlerde yoğun bir şekilde kullanılan bir hayvan olması etkili olmuştur. Günümüzde atın etkinlik alanı eski dönemlere göre çok daralmış olsa da at etinin yenilmesi konusundaki mesafeli tutum özellikle Anadolu coğrafyasında devam etmektedir.
[27/2 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: ŞEHİTLİK VE ÇANAKKALE
İL : GENEL
TARİH : 15.03.2013
Kıymetli Kardeşlerim!
Allah Resulü (s.a.s) buyuruyorlar ki: “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Ancak şehit, cennette gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister.”
Bu nebevi müjde, şehidin Allah katındaki değerine ve nail olduğu nimetlere işaret eden ne güzel bir müjdedir.
Değerli Kardeşlerim!
Yüce dinimiz İslam din, vatan ve mukaddesat uğrunda can vermeyi şehadet müjdesi içinde değerlendirmiş ve büyük bir şeref kabul etmiştir. Çünkü şehit, Allah rızası için canından geçmiş ve en yüksek mertebeye ulaşmayı arzu etmiştir. Şehitlik mertebesi, cennet ehlinin dahî gıpta ile karşılayacağı ne yüce bir mevkidir. Rabbimiz, şehitlerin ulaşacağı bu mevkii ayet-i kerimede şöyle haber vermektedir: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler. Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar.”
Peygamberimiz, sahabe-i güzin efendilerimiz ve onları örnek alan kahraman ecdadımız hep bu ulvî dereceye ulaşabilmenin arzusu ve gayreti içinde olmuşlardır. Şanlı ordularımızı cepheden cepheye koşturan; nice toprakları bize vatan yapan, tarih kapatıp tarih açtıran işte bu inançtır, bu inancın verdiği ruhtur.
Kardeşlerim!
Uğrunda can verilecek değerleri olan milletler, bağımsızlıklarından ödün vermezler. Can, vatan özgür, namus güvende olduğu, ezan gök kubbede yankılandığı müddetçe bir anlam ifade eder. Bu değerler, tehlike ve tehdit altında ise canın, alınan nefesin, çarpan kalbin ne kıymeti olabilir? İşte bundan dolayıdır ki din, vatan, namus, bağımsızlık söz konusu olduğunda biz bunları canımızla tartarız. Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da durum hep böyle olmuştur. Buralarda terazinin bir kefesinde ecdadımızın canı, diğer kefesinde ise vatan toprağı vardı.
Sahip oldukları maddi güce, gelişmiş silahlara güvenerek Çanakkale Boğazı’na dayanan düşman birlikleri iman dolu göğüsler tarafından hezimete uğratıldı. Şüphesiz bu başarının en önemli sırlarından biri şehadet arzusuydu. Şehadet arzusu Çanakkale’de zafer, Akif’in dilinde destan, Seyit Onbaşı’da muazzam bir güç oldu. Şehadet arzusu renk, ırk, dil farkını yok edip ülkenin dört bir yanından gelen yiğitleri bir mevzide buluşturdu. Ve nihayet şehadet arzusu şu veciz dizelere ilhâm kaynağı oldu:
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi.
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.
Kardeşlerim!
Aziz ecdadımızın kanlarıyla sulanmış cennet vatanımızın her karış toprağı nice kahramanlık destanlarını haykırmaktadır. Tarihimizin her bir sayfası, onların şan ve şerefini anlatmaktadır. Böyle bir ecdadın varisleri olmanın haklı gururuyla başımız dik, alnımız açık bir şekilde onları her an hayırla ve minnetle yâd etmekteyiz. Ve bilmekteyiz ki, geçmişten ibret alarak Çanakkale ruhunu canlı tuttuğumuz müddetçe ulaşamayacağımız hedef, başaramayacağımız iş, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir problem olmayacaktır.
Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü münasebetiyle başta Çanakkale’de olmak üzere, mukaddesatı uğruna canını feda eden bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığınca aziz şehitlerimiz için ülke genelinde okutulan 250 bin hatm-i şerifin kabulünü, kutsal değerler etrafında kenetlenmeyi ve birlik beraberliğimizin daim olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.
Buhari, Cihad, 21; Müslim, İmâre, 109.
Âl-i İmrân, 3/169-170.
Hazırlayan: Emir Faysal ARVAS
Tashih: Din Hizmetleri
[27/2 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: 4. Şavt
“Bismillahi Allahü ekber! Allahım! Sana inana- rak, kitabını tasdikleyerek, sana verdiğim sözü tuta- rak ve Peygamberinin sünnetine uyarak işte burada- yım...
Allah, her türlü noksandan uzaktır. Hamd Al- lah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir.
ِِِِِِِِِ
Ey Rabbimiz! Eğer unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden önceki- lere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbi- miz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri de yükle- me! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. İnkârcı toplumlara karşı bize yardım et!
Allahım! Günahlarımızı bağışla. Bize merhamet et. Kusurlarımızı biliyorsun, bunları affet. Çünkü sen mutlak güç ve kerem sahibisin.
Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahları çok bağışlayan! Ey âlemlerin Rabbi!”
[27/2 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا اقْشَعَرَّ جِلْدُ الْعَبْدِ مِنْ خَشْيَةِ اللهِ تَحَاتَّتْ عَنْهُ ذُنُوبُهُ كَمَا يَتَحَاتُّ عَنِ الشَّجَرَةِ الْيَابِسَةِ وَرَقُهَا. (هب)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bir kulun bedeni Allah korkusuyla ürperdiği zaman, kuru ağacın yapraklarının döküldüğü gibi o kimsenin günahları da dökülür.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)
27 Şubat 2023
Fazilet Takvimi
[27/2 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: AZ AMELLE ÇOK ECİR ALMAK
İbn-i Abbâs radıyallâhü anhümâ şöyle anlattı: Biz, Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) ile birlikte bir yere gitmiştik. Bu sırada bir a‘râbî, devesiyle yaklaştı ve Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’i sordu. Ashâb-ı Kirâm ise onu alıkoydular. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onu bırakmalarını söyleyince a‘râbî şöyle dedi:
“Yâ Resûlallah! Seni, hak olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki, sırf senin hidayetin ile hidayet bulmak, mübarek sözlerini işitmek için memleketimi, hayvanlarımı ve mallarımı terk edip geldim. Hattâ sana gelirken yerdeki yeşilliklerden başka yiyecek bir şeyim de yoktu. Bana İslâm’ı anlatınız.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), İslâm’ı kendisine arz etti, o da kabul etti. Biz, hemen (tebrik için) onun etrafında toplandık. Bu sırada devesinin ayağı bir çukura takılınca, deve tökezledi ve a‘râbî, devesinden düşerek vefat etti.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: “O, evinden sırf benim hidayetim ile hidayet bulmak ve benim sözlerimi işitmek için memleketinden, hayvanlarından ve mallarından vazgeçerek geldi. Üstelik bana gelirken yiyebileceği tek şey, yerdeki yeşillikler idi. Beni, hak olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki o, (söylediklerinde) sâdık idi.
Siz, az bir amelle çok ecir kazananları duydunuz mu? İşte bu zât, onlardandır. Hazret-i Allâh’ın, haklarında; ‘O kimseler ki iman etmişler ve imanlarını bir zulme bulaştırmamışlardır. İşte korkudan emin olmak, onlara aittir. Ve hidayete ermiş olanlar da onlardır.’ (En‘âm Sûresi, âyet 82) buyurduğu kimseleri işittiniz mi? İşte bu kimse, onlardandır. Beni, hak olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki daha toprağa ulaşmadan evvel, onun ağzı Cennet nimetleriyle dolacaktır. Kardeşinizi yıkayınız, kefenleyiniz ve namazını kılınız.”
İSİMLERİMİZ: Erkek: Selim, Kız: Selmâ
27 Şubat 2023
Fazilet Takvimi
[27/2 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: • İkinci Cemrenin Suya Düşmesi
'Allah Teâlâ’dan uzaklaşan kimse, bâtıl yollara sapar.' Bünân el-Hammâl [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[27/2 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ın [celle celâluhû] Zâtî Sıfatlarından Vahdâniyyet Sıfatı
Yüce Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde (işlerinde) bir tek olması demektir. O’nun eşi ve ortağı, yardımcısı yoktur; bir ve tektir. Kur’ân-ı Kerîm’deki İhlâs sûresi, Allah’ın bu sıfatını ortaya koymaktadır: De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur (İhlâs 112/1-4). Vahdâniyyet, çoğalması, bölünmesi olmayan mutlak birlik demektir. Her şeyi yaratan yüce Allah bütün işlerinde ve fiillerinde tektir. O’nun hiçbir benzeri, ortağı, örneği ve cüzleri (parçaları) ve yardımcıları yoktur. İbadete layık yegâne tek mâbud Allah’tır. Allah Teâlâ her yönü ile birdir. Nasıl düşünülürse düşünülsün, aklıselim sahibi bir insan, Allah’tan başka bir ilâh bulunduğuna inanamaz. Allah’a ortak koşmaz. Yaratıcının tekliğini kabul eder. O’na ikinci veya üçüncü yardımcılar iliştirmez. Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki arşın Rabb’i olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir (Enbiyâ 21/22).
Semerkand Takvimi
[27/2 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.
(Nisâ, 4/29)
[27/2 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Komşusu açlıktan kıvranırken tok yatan kimse, iman etmiş olmaz.
(Ibn Abi Shaybah, Musannef)
[27/2 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Rabbimiz! Bizim ilmimizi artır, canımızı Müslüman olarak al ve bizleri salih kulların arasına kat!
[27/2 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
Eş-Şehid
Her şeye muttali olan, her şeyi gören, her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan, her yerde hazır nazır olan, hiçbir şey kendisinden gizlenemeyen, bütün sırlara vakıf olan, her şeyi murakabe eden
[27/2 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Allah Rızası
Cüneyd-i Bağdadi, birisi ona gelir sorar:
-İhlâsı kimden öğrendiniz?
-Mekke-i Mükerreme'de harçlıksız kalmıştım. Basra'dan para bekliyordum ama gelmemişti. Saçım sakalım çok uzamıştı. Bir berbere girdim.
- Peşin peşin söyliyeyim param yok, dedim,
- Allah rızası için saçlarımı düzeltebilir misin?
Berber o anda mevki sahibi birini traş etmekteydi. Onu bırakıp bana başladı. Adam itiraz etti.
Berber:
- Kusura bakmayınız efendim. Sizi ücreti mukabilinde traş ediyorum. Ama bu genç Allah rızası için istedi, dedi.
Berber dahasını da yaptı, bana harçlık verdi. Aradan birkaç gün geçti, beklediğim para geldi. Ona bir kese altın götürdüm.
- Asla alamam. İnan Allah'ın rızası daha değerli, dedi.
[27/2 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Enes (ra)
Resulullah (sav), Fetih günü, Mekke'ye başında miğferiyle girdi. Onu çıkardığı zaman, bir adam gelerek: 'İbnu Hatal Ka'be'nin örtüsüne sarınmış (vaziyette yakalandı), affedelim mi?' dedi. 'Onu öldürün!' emr buyurdular.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Megazi 48, Cezau's-Sayd 18, Cihad 169, Libas 17, Müslim, Hacc 450, (1357), Muvatta, Hacc 247, (1, 423), Ebu Davud, Cihad 127, (2686), Tirmizi, Cihad 18, (1693), Nesai, Hacc 107, (5, 201)
Hadisin Açıklaması:
null
[27/2 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: 'Sam, Arapların babasıdır. Yafes, Rumların babasıdır. Ham Habeşilerin babasıdır.'
Kaynak : Tirmizi, Tefsir, Saffat, (3229), Menakıb, (3927)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[27/2 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Ubeydullah İbn-i Ziyad, Aiz’e: Otur yerine sen Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’in ashabının elek üstünde kalan kepeği gibi döküntülerindensin, dedi. Aiz İbn-i Amr ise bu uygunsuz söze şöyle cevap verdi: O ashabın içinde kalburun üstünde kalan kepek gibi değersiz olanları varmıydı ki, kepek gibi değersizler onlardan sonra ve onlardan başkaları arasından çıktı, dedi. (Müslim, İmare 23)
195- عَنْ حُذَيْفَةَ
عَنِ النَّبِيِّ
قال : وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ, لَتَأمرنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ , أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّهُ أن يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَابًا مِنْهُ , ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلاَ يُسْتَجَابُ لَكُمْ.
195: Huzeyfe (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki ya iyilikleri emreder, kötülüklerden sakındırırsınız ya da Allah size yakında üzerinize bir bela gönderir de sonra Allah’a dua edersiniz de duanız kabul edilmez.” (Tirmizi , Fiten 9)
196- عَنْ اَبِى سَعِيدٍ الْخُدْرِىِّ
عَنِ النَّبِىِّ
قال : اَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطان جَائِرٍ.
1196: Ebu Said el-Hudri (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Cihadın en faziletlisi zalim idarecinin karşısında doğru ve adaletli sözü haykırmaktır.” (Ebu Davud; Melahim 17)
197- عَنْ اَبِى عَبْدِ اللهِ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ
أن رَجُلاً سَأَلَ النَّبِيَّ
وَقَدْ وَضَعَ رِجْلَهُ فِي الْغَرْزِ : أَيُّ الْجِهَادِ أَفْضَلُ؟ قال : كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطان جَائِرٍ .
197: Ebu Abdullah tarık ibn-i Şihab el-Beceli el-Ahmesi (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ayağını bineceği hayvanın özengisine koymuş vaziyette iken bir adam:
-Hangi cihadın sevabı daha çoktur? diye sordu. Peygamberimiz:
-Zalim idarecinin karşısında doğru ve adaletli sözü haykırmaktır, buyurdular. (Nesei, Beyat 37)
198- عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ
قال :قال رَسُولُ اللَّهِ
:إن أَوَّلَ مَا دَخَلَ النَّقْصُ عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أنهُ كان الرَّجُلُ يَلْقَى الرَّجُلَ فَيَقُولُ : يَا هَذَا اتَّقِ اللَّهَ, وَدَعْ مَا تَصْنَعُ فَإنهُ لاَ يَحِلُّ لَكَ ثُمَّ يَلْقَاهُ مِنَ الْغَدِ وهو على حاله فَلاَ يَمْنَعُهُ ذَلِكَ أن يَكُونَ أَكِيلَهُ وَشَرِيبَه,ُ وَقَعِيدَهُ, فَلَمَّا فَعَلُوا ذَلِكَ ضَرَبَ اللَّهُ قُلُوبَ بَعْضِهِمْ بِبَعْضٍ ثُمَّ قال:لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَان دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ .إِلَى قَوْلِهِ فَاسِقُون. ثُمَّ قال : كَلاّ, وَاللَّهِ لَتَأمرنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ , وَلَتَأخذنَّ عَلَى
[27/2 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: YURDUMUZ............. TARIM ÜRÜNLERİMİZ
Pandemiden ağır yaralı çıkan dünyayı Rusya-Ukrayna savaşı yeni bir cenderenin içine soktu. Tahılda ithalata bağımlı ülkeler zorda. Yakın zamanda dünyada kıtlık ve gıda savaşları kapıda. Türkiye'nin tarımda kendine yeter bir ülke olduğuna dikkat çeken sektör temsilcileri; “Üretimi arttırmak için, gıda ve tarıma yön vererek doğru bir stratejiyle ön plâna çıkarız.” diyor.
TÜİK rakamlarına göre sektör; 2018’de %2,1, 2019da %3,7, 2020’de %4,8, 2021’de %3,3 büyüme gösterdi. 2021’de Türkiye’nin tarımsal ihracatı %21 artarak 22,3 milyar dolara ulaştı. En fazla ihracatı, 9 milyar dolarla hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamullerinde oldu. İşlenmiş buğday pazarının lideriyiz.
2005-2019 döneminde tarımsal hasılada; Avrupa'da birinci, dünyada yedinci sıradayız. Tarım hasılatımız 2021 yılında, 2020’ya göre, %20 artarak 333,3 milyar liraya yükseldi ve 126,1 milyon ton üretim yapıldı.
Bitkisel üretim değeri de aynı dönemde %24,2’ye yükselerek 245,2 milyar liraya ulaştı. Bu zamanda, tarla ürünlerinde %11,9, meyvelerde %5,8, sebzede % 0,3 artış gerçekleşti.
2021’de 6,5 milyon ton mısır ve 278 bin ton kuru fasulye ile üretim rekoru kırıldı.
Bâzı yetiştirdiğimiz ürünlerde nüfusumuza yeterlilik oranları:
birinci olduğumuz ürünler:
İkiinci olduğumuz ürünler:
Ayva, Haşhaş, Kavun, Karpuz
Üçüncü olduğumuz ürünler:
Mercimek, Antep fıstığı, Kestane, Vişne, Salatalık
Dördüncü olduğumuz ürünler:
Mercimek, Ceviz, Badem, Zeytin, Elma, Domates, Patlıcan, Ispanak, Biber. AA-İHA-DHA
27.02.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[27/2 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: el-İbrâhîm Suresi 30
Allah'ın yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular. De ki: 'Şimdilik eğleniniz! Çünkü varacağınız yer ateştir. '
[27/2 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Müslim, Ebu Davud
'Cumadaki icabet saati imamın minbere oturduğu anla, namazdan çıkması anına kadar geçen vakittir
[27/2 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: El-Fettâh: Her türlü zorlukları kolaylaştıran, darlıktan kurtaran.
[27/2 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Uykudan Uyanınca Hamd Et : Her sabah aslında yeniden bir doğuştur. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sabah uyanır uyanmaz ilk sözleri Allâh’a hamddir ki bu nihaî dönüş ve varışın yüce Mevlâ olacağını hatırlatmaktadır.
“Bizi öldürdükten sonra tekrar dirilten Allâh’a hamd olsun. Sonunda dönüş yine O’nadır.” (Buhârî, Deavât, 7)
Böyle bir idrâk, yeni güne bir mana yüklemektir. Bu şekilde uyanmakla bir taraftan bu yeni hayatı veren Yüce Rabbin farkında olmak, diğer taraftan da bu günün insana niçin verildiğini doğru okumak mümkün olur. Gün içinde hayatı, nihaî dönüş gününü unutmadan yaşama iradesini kuşanmak böyle bir başlangıcın bereketi olacaktır.
[27/2 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Tirmizi, nubnu Mace
Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni bağışla!
[27/2 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Resûlullah’ın ahlâkı
Hz. Peygamber Kıyamet'e kadar gelecek insanlara örnek bir şahsiyet, davranışlarından ders alınacak bir rehber olarak gönderildiği için (el-Ahzâb 33/21) hayatın her yönünü kapsayan üstün bir ahlâkla donatılmıştır. (el-Kalem 68/4)
Devlet başkanlığından aile reisliğine kadar her sahada üstün bir ahlâk ortaya koymuştur. Hz. Ayşe, Resûlullah’ın ahlâkının Kur’an’dan ibaret olduğunu belirtmiş (Müslim, Müsâfirîn, 139), Hz. Peygamber de Cenâb-ı Hak tarafından en güzel şekilde eğitildiğini ifade etmiştir. (Münâvî, I, 429)
Resûl-i Ekrem güzel ahlâk üzerinde özellikle durmuş, ahlâkî erdemleri tamamlamak için gönderildiğini söylemiş (el-Muvatta, “Ĥüsnü’l-ħuluķ”, 8; Müsned, II, 381) ve yüzünü güzel yarattığı gibi huyunu da güzelleştirmesi için Allah’a dua etmiş (Müsned, I, 403; VI, 68, 155), mükemmel imanın güzel ahlâklı olmakla sağlanabileceğini bildirmiştir. (Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; Tirmizî, Rađâ, 11)
Onun başkalarına tavsiye ettiği ahlâk ilkelerini hayatı boyunca uygulaması (Buhârî, Riķāķ, 18) bu ilkelerin daha çok benimsenmesini sağlamıştır.
[27/2 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Bismillahirrahmânirrahîm
BESMELE-İ ŞERİF
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
“Besmele”, Kur’ân-ı Kerîm sûrelerini birbirinden ayırmak üzere gelmiştir. Hanefilere göre Fâtiha dâhil hiçbir sûreye ait olmayan müstakil bir âyettir. Neml sûresi 20. âyette yer alan besmele ise o âyetin bir bölümünü oluşturur. Besmele, Kur’ân’ın anahtarıdır. Teberrük olarak, yani bereketinden istifade etmek maksadıyla her sûreye onunla başlanmaktadır. Bu vesileyle Resûlullah (s.a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlamamızı tavsiye buyurmakta, besmele ile başlanmayan işlerin neticesinin sonuçsuz kalacağını şöyle haber vermektedir:
“Besmeleyle başlanmayan her mühim işin sonu eksiktir.” (Ali el-Müttakî, I, 555, no: 2491)
Okuyuş sırasında besmele istiâzeden sonra gelir. Bunun hikmeti şu olabilir:
Bir mekanı süsleyip güzelleştirmeye başlamadan önce oradaki lüzumsuz ve zararlı şeyleri çıkarıp temizlemek gerekir. Bu kurala göre kalb de öncelikle istiâzeyle yaratıklara yönelmekten temizlenir. Bunlardan tümüyle uzaklaşıp arındıktan sonra besmeleyle Allah’a yönelir, mânen gelişip güzelleşir. (Bursevî, I, 6)
“Bismillâhirrahmânirrahîm” sözü, “Rahman Rahîm Allah’ın ismiyle” anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla Kur’an okumaya başlarken besmele çeken mü’min, “Kur’an okumaya Allah’ın ismiyle başlıyorum” demiş olur. Diğer güzel ve hayırlı amellere başlarken çekilen besmele de, o işe Allah’ın ismiyle başlandığını gösterir.
Besmelede Yüce Rabbimizin üç güzel ism-i şerifi zikredilir. Bunlar Allah, Rahmân ve Rahîm isimleridir:
“Allah”, Yüce Rabbimizin en büyük ismidir. “Kendisine kulluk edilen en yüce zât, yegâne ilâh” demektir. Bu isim, Cenâb-ı Hakk’ın, Kur’ân-ı Kerîm’de ve diğer ilâhî kitaplarda geçen bütün isim ve sıfatların hepsini kendinde toplamıştır. Cemâl ve celâl sıfatlarının hepsini içine alır. Tercih edilen bir görüşe göre Allah ismi, İsm-i Âzam’dır.” (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb,I, 101)
“Rahmân”, rahmet kökündendir. Rahmet, sözlükte kalp inceliği ve şefkat anlamındadır. Anne rahmi de bu köktendir. Çünkü anne; rahminde taşıdığı yavruya karşı şefkat ve merhamet duyar. Burada rahmetten kastedilen, ikrâm ve ihsândır. Buna göre mâna: “Yaratıklarına rızık veren, onlardan belâ ve âfetleri uzaklaştıran, takvâsı sebebiyle takvâ sahibinin, günahı sebebiyle günahkârın rızkını artırıp eksiltmeyen, aksine herkese ve herşeye dilediği ölçüde rızık veren” demektir. Diğer bir tarifle: “Bütün yaratıklara rızıkları, hayatı devam ettirme vesileleri ve her türlü faydaları temin hususunda rahmeti yaygın olan rahmet sahibi demektir. Rahmeti, mü’min ya da kâfir, iyi veya kötü herkesi kuşatandır.” (Beyhakî, Kitâbu Esmâ ve Sıfât, s. 52)
“Rahîm”; acıyan, esirgeyen, istendiğinde veren, istenmediğinde öfkelenendir. İnsanoğlu kendisinden bir şey istendiğinde öfkelenir. Allah Teâlâ ise, istenmediği zaman öfkelenir. Zira rahmet, kendisinin zâtî sıfatı olup Allah’ın iyiliği ulaştırmayı, kötülüğü uzaklaştırmayı istemesidir. Allah’ın kullarına en büyük rahmeti, onları yaratmak suretiyle varlık nimetini onlara ulaştırması, yokluğun kötülüğünü de onlardan uzaklaştırmasıdır. Zira yok iken varolmak, en büyük iyilik ve benzersiz bir nimettir.
Kur’ân-ı Kerîm’deki kullanışlarına baktığımız zaman Rahman’a, “rahmetle sıfatlanmış olan”, Rahîm’e ise “rahmetiyle merhamet edici olan” mânası verilebilir. İbn Abbas (r.a.) şöyle der: “Rahmân, refîk olan, Rahîm ise yaratıklarını rızıklandırmakla şefkatini gösterendir.” (Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, I, 161)
Besmelenin faziletiyle ilgili şöyle bir kıssa anlatılır:
Rum meliki Kayser, Hz. Ömer’e şöyle bir mektup yazdı: “Başımda dinme
[27/2 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: İslam tarihinde ilk fıkıh kitabı
Fıkha dair ilk eserler, Hicrî I. Yüzyılın sonlarıyla II. Yüzyılın başlarında yazıldığı bilinmektedir.
Ancak bunlardan yalnız Süleym b. Kays el-Hilalî’nin bir eseri, Katade b. Daime ve Zeyd b. Ali’nin Hacca dair yazdıkları risaleler ve yine İmam Zeyd b. Ali'nin çeşitli fıkhî konuları ihtiva eden “el-Mecmû fi'l-fıkh” isimli fıkıh kitabı günümüze kadar ulaşmıştır.(bk. TDV. Ansiklopedisi, Fıkıh maddesi).
İlk Fıkıh usulü kitabı ise, İmam Şafiî’nin yazdığı “er-Risale” adlı eserdir.(bk. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/36).
Hadîsler, fıkıhtan önce yazılı kaynaklarda toplanmış (tedvîn edilmiş) olmakla beraber bunların, belli sistemlere göre kitaplaştırılması (tasnîf), fıkhın tasnîfinden sonra olmuştur. Konulara göre sistematik ilk fıkıh kitaplarının Emevîler döneminde (hicrî birinci asrın sonunda, ikinci yüzyılın başında) yazıldığı anlaşılmaktadır. İbn Kayyim el-Cevziyye'nin verdiği bilgiye göre Zührî'nin fetvâları üç ciltte toplanmıştır, Hasenu'l-Basrî'nin, konulara göre düzenlenmiş fetvâları ise yedi cilttir. (bk. İ'lâmu'l-muvakkı'în, Kahire, 1325, I/26)
Bu dönemde yazılan ve müelliflerinin bir listesini aşağıda vereceğimiz fıkıh kitaplarından bize ancak şunlar ulaşabilmiştir:
1. Süleym b. Kays el-Hilâlî (v. 95/714)'nin fıkıh kitâbı.
2. Katâde b. Di'âme'nin (v. 118/736) el-Menâsik isimli eseri.
3. Zeyd b. Alî'nin (v. 122/740) Menâsiku'l-hacc ve âdâbuhu isimli eseri.
4. Aynı fakihin el-Mecmû' isimli kitabı. Bu kitabın metni ve şerhi birkaç defa basılmıştır.
Bu devirde yazılan ve henüz bize ulaşmayan fıkıh kitapları ve yazarları:
1. Zeyd b. Sâbit, Kitapları: el-Ferâiz, ed-Diyât.
2. Şurayh b. el-Hâris (v. 78/697), tâbiûndan olan bu zât Emevîler devrinde Kûfe ve Basra'da kadılık görevinde bulunmuştur. Fıkıh konusundaki eserinin önemli bir parçası Vekî'in Ahbâru'l-kudât'ında nakledilmiştir.
Bunlardan başka kitap yazıp eserleri bize kadar ulaşamıyan, fakat çeşitli kaynaklarda yazdıklarından bahsedilen, parçalar aktarılan fukahâ şunlardır:
Abdullah b. el-Abbâs (v. 68/687).
Urve b. ez-Zubeyr (v. 97/712).
Sa'îd b. el-Museyyeb (v. 94/713).
eş-Şa'bî (v. 103/712).
İbrâhîm en-Neha'î (v. 96/715).
ed-Dahhâk b. Muzâhim (v. 105/723).
el-Hasenu'l-Basrî (v. 110/728).
Vehb b. Munebbih (v. 110/728).
Muhammed b. Sîrîn (v. 110/728).
Atâ b. Ebî-Rabâh (v. 114/732).
Katâde b. Di'âme (118/736).
Mekhûl (v. 119/737).
Hammâd b. Ebî-Süleymân (v. 120/738).
Bukeyr b. Abdullah b. el-Eşecc (v. 120/137).
ez-Zuhrî (v. 124/742).
Eyyûb es-Sehtiyânî (v. 131/748).
Ebu'z-Zinâd Abdullah b. Zekvân (v. 131/748).
Zeyd b. Eslem (v. 136/753).
Ubeydullah b. Ebî-Ca'fer (v. 135/752).
Rabî'atu'r-ra'y (v. 136/753).
Yahyâ b. Sa'îd (v. 143/760).https://sorularlaislamiyet.com/
[27/2 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır. - Mâide - 33. Ayet
[27/2 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur. - İbn Mâce, Zühd,18
[27/2 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: '...(Allah’ım!) Duamı kabul eyle. Allah’ım! Senden gelecekte olacak şeylerin hayırlı olanlarını, yaptıklarımın hayırlısını, gizli şeylerin hayırlısını, açık olan şeylerin hayırlısını ve cennette yüksek dereceler istiyorum…' - (Hâkim, 'De’avât', No:1911)
[27/2 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Tekfir, birini küfürle itham etmek, mümin diye bilinen birine kâfir hükmü vermek anlamına gelmektedir. İslam tarihinde siyasi olaylar sebebiyle Müslümanların birbirlerini tekfir ettiği durumlar olmuştur. Kendi anlayış ve bakış açılarını mutlaklaştıran, tek doğru ve dolayısıyla kurtuluşa erecek tek anlayış kabul eden ve bunun dışındakileri kâfir kabul eden akımlar da ortaya çıkmıştır. Günümüz dünyasındaki tekfir hareketleri de büyük ölçüde siyasi birer reaksiyon durumundadır. İslam’ın temel esaslarını özgür iradeleriyle reddettikleri bilinmeyen insanların, onların tutum ve davranışlarından hareketle ve zanna dayanan delillerle kâfir olduklarını söylemek inancımız açısından son derece risklidir. “Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapınız. Size selam veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek, ‘Sen mümin değilsin’ demeyiniz. Allah katında pek çok ganimet vardır.” (Nisâ, 4/94) ayeti net bir biçimde, insanların açık beyanına dayanmayan ve sırf durumdan vazife çıkararak insanları tekfir etmenin yanlışlığını vurgulamaktadır. - Tekfir etmek ne demektir?
[27/2 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Haccın Nevileri
4- Hac, farz, vacib ve nafile kısımlarına ayrıldığı gibi, ifrad hac, temettü hac ve kıran hac nevilerine de ayrılır. Şöyle ki:
1) Farz hac, şartlarını kendisinde toplayan bir müslümanın ömründe bir defa yapmakla yükümlü olduğu hacdır.
2) Vacib hac, nezredilen veya başlanmışken bozulan nafile bir hacca karşılık kaza edilecek olan hacdır.
3) Nafile hac, buluğ çağına ermemiş olmakla mükellef bulunmayanın veya farz haccı yapmış bulunan bir kimsenin Allah rızası için nafile olarak yapacağı haçtır ki, bu hac tekrar tekrar yapılabilir. (*)
4) İfrad hac, beraberinde umre yapmaksızın yalnız başına yapılan farz, vacib ve nafile hacdır ki, ihrama girerken yalnız hacca niyet edilir. Bunu yapana 'Müfrid' denilir.
5) Temettü hac, hac mevsiminde önce umre için ihrama girilip umre
[27/2 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: :
Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla
1- Mushaf-ı şeriflerde iki türlü besmele vardır. Birisi sûre başlarında yazılan ve sûreden bağımsız olan besmele, diğeri Neml Sûresinin (Neml, 27/30) âyetindeki besmeledir. Bu besmelenin, Neml sûresinin bu âyetinin bir parçası olduğu açıkça bilinmektedir. Bundan dolayı besmelenin Kur'ân âyeti olduğunda şüphe yoktur ve bu durum, açık tevatür ile ve âlimlerin ittifakıyla kesin olarak bilinmektedir. Fakat sûre başlarında yazılan ve her sûreyi birbirinden ayıran ve kırâetin başında okunan besmeleye gelince: Bunun o sûrelerden birinden veya her birinden bir âyet veya âyetin bir kısmı veyahut başlıbaşına Kur'ân'dan tam bir parça olup olmadığı, Neml sûresindeki besmele gibi besbelli olmadığından bu besmelenin Kur'ân'dan olup olmadığı hususu, tefsirde ve usul ilminde bilimsel açıdan tartışmalı bir meseleyi meydana getirmiştir ki bilhassa iman, namaz ve kırâet konularıyla ilgilidir.
G-H1BEN5KZ8N