Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 11.07.2023 22:48

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[6/3 20:15] Ömer Tarık Yılmaz: Berat Gecesi Duası
 
*Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:*
 
*'Allah'ım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, senden yine sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen kendini sena ettiğin gibi yücesin.'*
 
Berat Duası
 
*Bazı mâna büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:*
 
*'Allah'ım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır.''*
Berat Kandiliniz mübarek olsun
[6/3 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: 29 - Bile Bile Babasını İnkar Eden Kimsenin İman Halini Beyan Bâbı
 
226- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdüs-samed b. Abdîl vâris rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize baham rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hüseyin el-Muallim, İbn Eüreyde'den, o da Yahya b. Ya'mer'den, o da Ebû'l-Esved'den, o da Ebû Zerr'den, o da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den şöyle buyururken işitmiş olmak üzere rivâyet etti:
 
«Bile bile babasından başkasının oğlu olduğunu iddia eden hiç bir adam yoktur ki, küfretmiş olmasın. Her kim kendinin olmayan bir şeyi (Benim diye) iddia ederse o kimse bizden değildir. O, cehennemde oturacağı yere hazır olsun! ve her kirn bir kimseyi kâfir diye çağırır veya düşman olmadığı halde Ona Allah'ın düşmanı derse, sözü kendi sleyhine döner.»
 
Hadis nıuttefekun aleyhtir. Buhârî onu «Kitâbü'l-Menâkib» de rivâyet etmiştir.
 
«Hiç bir adam» dan murâd; erkek olsun kadın olsun her insandı Babadan başkasına intisâb, ancak bilerek yapılırsa günah olur; bilmeyerek yapılırsa günahı yoktur. Onun için hadis-i şerifde «Bile şile» diye kaydolunmuştur.
 
«Küfretmiş olmasın» cümlesi iki suretle tevil edilmiştir:
 
1-Hadis, bilerek başkasının çocuğu olduğunu iddia etmeyi helâl itikâd eden hakkındadır. Böylesi meşru'un zıddını helâl i'tikad ettiği için Allah'a küfretmiş olur.
 
2 - Başkasına intisabı helâl i'tikad etmeyen hakkında bu söz küfran-ı ni'met ma'nasınadır; ve söyleyen hakkında ağır şekilde men' ve zecir teşkil eder. Yani bilerek babasından başkasını babamdır diye iddia eden kimse Allah‘a ve babasına karşı küfran-ı ni'met etmiş olur.
 
Kendinin olmayan bir şeyi benimdir diye iddiaya gelince: o şeye başkasının hakkı taallûk etsin etmesin mutlak surette ona sahip çıkmak haramdır. Hattâ Nevevî'nin beyânına göre hâkim senindir diye hük-metse bile helâl değildir. Yalnız İmâm Ebû Hanîfe Jye göre helâl olur. Kendinin olmayan şeyden murad; şer'an hak etmediği şeydir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in: «Bizden değildir.» buyurması, bizim güzel yolumuzda değildir ma'nasınadır. Nitekim bir babanın oğluna; «Benden değilsin» demesi de bu ma'nayadır.
 
bu cümle: «Cehennemdeki yerini boylasın» yahud: «Orada kendine bir yer hazırlasın» ma'nasınadır. Yani cümle yâ duâ yahud emir lâfziyle haberdir ki, münasib olan da budur. Ve «Onun cezası budur; belki ceza görür belki de affolunur. Yahut tevbe-ye muvaffak olur da günahı sakıt olur.» demektir. Hadisin bu ikinci cümlesinde dahi bilerek iddia şarttır. Çünkü günah ve tehdid bir şeyi bilerek yapan kimseye terettüb eder. Sonra buradaki hüküm âhirete aiddir. Dünyevî hükmüne gelince: Ulemadan bir cemaata göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in üzerinden yalan uyduran kimsenin tevbesi kabul edilmez. Hazret-i Abdullah b. Zübeyr el-Humeydî ile İmâm Ahmed b. Hanbel, Ebû Bekir es-Sayrafî ve Ebû'l-Muzaffer es-Sem'ânî de ayni hükme kaildirler.
 
227- Bana Hârûn b. Said el-Eylî rivâyet etti.
 
(Dedi ki):
 
Bize İbn Vehb rivâyet eyledi.
 
Dedi ki: Bana Amr, Ca'fer b. Rabia'dan, o da Irak b. Mâlik'den naklen haber verdi ki, Irak Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işitmiş: Gerçekten Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Babalarınızı inkâr etmeyin. Zira her kim babasını inkâr ederse bu (yaptığı) küfürdür.» buyurdular.
 
228- Bana Amru'n - Nâjtıd rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hüşeym b. Beşir rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâüd, Ebû Osman dan naklen haber verdi.
 
Dedi ki: Ziyada neseb iddia olunduğu zaman Ebû Bekre'ye rastladım; ve kendisine dedim ki: Bu yaptığınız nedir? Ben Sa'dü'bnü Ebî Vakkas'i şöyle derken işittim: Kulaklarım Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Her kim isiâmda, babası olmadığını bildiği halde babasından başkasını baba iddia ederse ona cennet haramdır» buyururken işitti. Bunun üzerine Ebû Bekre: Evet onu ben de Resülûllah (sallallahü
[6/3 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Berat Kandili
•  Ömer Seyfettin’in Vefatı 1920
•  Üçüncü Cemre Düştü (Toprağa) 
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[6/3 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Mü’minler mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur...” 
 
Al-i imran 28
[6/3 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
 “Şaban ayının yarısına denk gelen bu gece, Allah dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve  Kelb kabilesinin koyunlarının yünlerinden daha fazla sayıda insanı affeder.” 
 
Tirmizî, Savm, 39
[6/3 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: BERAT GECESİ: AF VE MAĞFİRET GECESİ
 
On bir ayın sultanı Ramazan-ı şerifin gölgesi üzerimize düştü. Bugün, Ramazan’ın muştusu olan Berat gecesini idrak edeceğiz. Cenâb-ı Hak, bu gece hürmetine aziz Milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hayır ve bereket ihsan eylesin. Berat Gecemiz mübarek olsun.
Cenâb-ı Hakkın bize lütfettiği bu özel fırsat ve bereket ayları, geçmişin muhasebesini ve geleceğin planlamasını yapacağımız tefekkür vakitleridir. Nefsimizin bitmek bilmeyen isteklerine göre değil, Rabbimizin rızası doğrultusunda yaşamaya azmedeceğimiz karar vakitleridir. Hata ve günahlarımızdan tevbe edip, Rabbimizin af ve mağfiretine sığınacağımız dua ve niyaz vakitleridir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) bize şu tavsiyede bulunmaktadır:
“Şâban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Gündüzünde oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ dünyaya rahmet nazarı ile bakar ve fecir oluncaya kadar şöyle buyurur: ‘Benden af dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım! Sıkıntıya uğrayan yok mu, ona afiyet vereyim!..”
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[6/3 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Eyâ gâfil aç gözünü bir bak bu dünya hâline / Hiç kimse geldi mi bunda düşmedi ecel eline.[Eşrefoğlu Rumî]
[6/3 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: KÖTÜLÜKLERİN KAYNAĞI İÇKİ
İslamiyet; dini, canı, nesli, malı ve aklı korumayı hedeflemiş, bun- lara zarar verilmesini yasaklamış ve insanlara yararlı olan şeyleri helâl, zararlı olanları da haram kılmıştır. Bu itibarla Allah; içkinin pislik olduğunu, kurtuluşun bundan uzak durmaktan geçtiğini, şeytanın bu yolla mü’minlerin arasına düşmanlık ve kin sokup, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoyduğunu haber vermektedir. (Maide, 5/90-91)
Peygamberimiz (s.a.s.); içkinin kötülüklerin anası olduğunu (Neseî, “Eşribe”, 44) zikrederek, bunun akıl, ruh ve beden sağlığını bozduğu gibi, insanın ailevî, sosyal ve meslekî hayatını da olumsuz yönde etkilediğine işaret etmiştir. Bu itibarla içki ve uyuşturucu gibi her türlü kötü alışkanlıktan uzak durmak, bunlara alışan insanları uyarmak ve onların tevbe etmelerine yardımcı olmak gerekir.
TAHRÎM SÛRESİ
Medine döneminde inmiştir. 12 âyettir.
Sûre, adını Hz. Peygamber’in, helâl olan bir şeyi kendisine haram kıldığından söz eden ve “Tahrîm Âyeti” diye adlandırı- lan birinci âyetten almıştır.
Tahrîm, haram kılmak demek- tir. Sûrede başlıca, Hz. Pey- gamber’in eşleriyle olan bazı münasebetleri ile, mutlu bir aile yuvasının oluşturulması- nın temel prensipleri konu edilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
İnsanlar, sende bulunduğunu zannettikleri iyi huylardan dolayı seni metheder- ler. Buna karşılık, sen de nefsî huylarının gerçeğini bildiğin için onu kınayıcı ol! (Ataullah İskenderî)
[6/3 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Şanı büyük ve yüksek, ikramı çok, yüce
 
Al-Majíd : The Majestic One whose  glory is most great and most high. 
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'Arş'ın sahibidir; Mecid (yüce)dir.' (Buruc, 15)
'Şüphesiz ki O, övülmeye lâyık olandır, Mecid'dir.' (Hud, 73)
Kur'an-ı Kerim'de ikisinde Kur'an ismi, ikisi de Allah'ın ismi olarak 4 yerde geçmektedir.
 
Allah'ın şanı tüm kainatta kendini apaçık delillerle göstermektedir. O'nun şanının yüceliğini tanımayan hiçbir insan yoktur. O'nu inkar edenler, 'inanmıyoruz' diyenler bile O'nun yarattıklarına şahit oldukları için aslında gücünü ve şanını tanıyıp bilirler. Ancak içlerindeki büyüklenme arzusu sebebiyle inkar ederler. Allah'ın kainatta yarattığı muhteşem güzellikler de, kusursuz sistemler de O'nun şanına yaraşır şekildedir. Gökyüzünde tonlarca ağırlığında su taşıyan bulutlar, milyonlarca ışık yılı uzaklıkta bulunan yıldızlar, büyük bir gürültüyle ve inanılmaz bir güçle akan şelaleler, uçsuz bucaksız genişlikteki okyanuslar, zirvesi karlarla kaplı olan binlerce metre yükseklikteki dağlar, içinde birbirinden değişik renkte ve seste sayısız canlı türleri barındıran ormanlar, O'nun yarattığı güzelliklerden yalnızca birkaç tanesidir. Birkaç saniyede bir şehri yerle bir eden deprem, bir anda patlayarak binlerce derecelik ısıdaki lavlarını boşaltan bir volkan, herşeyi önüne katıp götüren sel, düştüğü anda isabet ettiği yere ölüm getiren yıldırım, herşeyi yıkıp geçen bir tayfun yalnızca O'nun gücünün göstergeleridir. Allah hepsini  şanına yaraşır şekilde yaratmıştır. Onun yarattıkları ise kendilerine bu azaplardan herhangi biri dokunduğunda bir daha kalkmamak üzere oldukları yere çöküverirler. Allah'ın kainatta yarattığı muhteşem güzellikler de, kusursuz sistemler de O'nun şanına yaraşır şekildedir. Gökyüzünde tonlarca ağırlığında su taşıyan bulutlar, milyonlarca ışık yılı uzaklıkta bulunan yıldızlar, büyük bir gürültüyle ve inanılmaz bir güçle akan şelaleler, uçsuz bucaksız genişlikteki okyanuslar, zirvesi karlarla kaplı olan binlerce metre yükseklikteki dağlar, içinde birbirinden değişik renkte ve seste sayısız canlı türleri barındıran ormanlar, O'nun yarattığı güzelliklerden yalnızca birkaç tanesidir. Birkaç saniyede bir şehri yerle bir eden deprem, bir anda patlayarak binlerce derecelik ısıdaki lavlarını boşaltan bir volkan, herşeyi önüne katıp götüren sel, düştüğü anda isabet ettiği yere ölüm getiren yıldırım, herşeyi yıkıp geçen bir tayfun yalnızca O'nun gücünün göstergeleridir. Allah hepsini  şanına yaraşır şekilde yaratmıştır. Onun yarattıkları ise kendilerine bu azaplardan herhangi biri dokunduğunda bir daha kalkmamak üzere oldukları yere çöküverirler. Sayılanlar ve burada daha sayılamayan milyonlarca örnek yalnızca Allah'ın şanının büyüklüğünün evrendeki delilleridir. Ahirette görülecek olanlar ise bunların çok üstünde olacaktır. (3)
Allah, bağışı, ihsan ve ikramı pek geniş olandır. Bu ismi bilen, daima Allah'ı yüceltir. O'nun hakkındaki bilgisi artar. Allah'ın iyiliğinin güzel, bağış ve ihsanının bol, üstünlüğünün aşılmaz ve hiçbir fiilinin çirkin olmadığına kesin bir bilgiyle inanır. (4)
Mecid, Macid ile birlikte aynı anlama gelmekle beraber mübalağa ifade eder, daha geniş anlamlıdır. Mecid ismi Cenab-ı Hakk'ın sübuti sıfatlarındandır.
Bu ismi okumaya devam eden bir kimse,  umulurki ululuktan berhudar olur. Eğer bir kimsenin kendi akrabası arasında kadri ve izzeti olmazsabu ismi sabah namazından sonra 99 kere okuyup kendi üzerine üfürse akrabası arasında aziz ve muhterem olur. (1)
Kaynaklar
1) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı)  Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
2) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 
3) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 20
[6/3 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: a) Peygamber Kavramı ve Peygamberlere İman
Peygamber, Farsça'da 'haber taşıyan ve elçi' anlamlarına gelir. Dinî terim olarak, 'Allah'ın kulları arasından seçtiği ve vahiyle şereflendirerek emir ve yasaklarını insanlara ulaştırmak üzere görevlendirdiği elçi'ye peygamber denir. Arapça'da, peygamber kelimesinin karşılığı olarak, gönderilmiş ve elçi demek olan resul ve mürsel kelimesi kullanılır. Terim olarak resul ve mürsel, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla insanlara gönderilen peygambere denilir. Çoğulları 'rüsul' ve 'mürselûn'dür. Nebî de Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara haber veren, fakat yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderilmeyip, önceki bir peygamberin kitap ve şeriatını ümmetine bildirmeye görevli olan peygamberdir. Çoğulu 'enbiyâ'dır. Risâlet ve nübüvvet kelimeleri masdar olup, peygamberlik anlamına gelmektedir.
Peygamberlere iman, imanın altı esasından biridir. Peygamberlere iman demek, insanlara doğru yolu göstermek için, Allah tarafından seçkin kimselerin gönderildiğine, bu kimselerin Allah'tan getirdiği bütün bilgilerin gerçek ve doğru olduğuna inanmak demektir. Yüce Allah her müslümana, aralarında herhangi bir ayırım yapmadan bütün peygamberlere inanmayı farz kılmıştır: 'Peygamber de kendisine Rabbi tarafından indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız...' (el-Bakara 2/285). Bu sebeple peygamberlerin bir kısmına inanıp, diğerlerini tasdik etmemek küfür sayılmıştır: 'Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip bir kısmına iman ederiz, ama bir kısmına inanmayız diyenler ve bunlar arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu? İşte gerçekten kâfirler bunlardır...' (en-Nisâ 4/150-151).
Kur'an'da da belirtildiği gibi yüce Allah, asırlar boyunca peygamberler göndermiş, insanları onlar aracılığıyla gerçeği benimseyip yaşamaya çağırmıştır. Kendilerine peygamber gelmemiş hiçbir topluluk ve ümmet bulunmadığı Kur'an'da şöyle dile getirilmektedir: '(Geçmiş) her ümmet içinde mutlaka bir uyarıcı peygamber bulunagelmiştir' (el-Fâtır 35/24), 'Allah'a andolsun ki biz senden önceki ümmetlere de peygamberler göndermişizdir...' (en-Nahl 16/63; ayrıca bk. Yûnus 10/47).
Peygamberlik, Allah vergisidir. Çalışma, ibadet ve taatla elde edilemez. Allah, peygamberlik yükünü taşıyabilecekleri ve lâyık olanları bilir ve dilediğini peygamber olarak seçer: 'Bu, Allah'ın lutfudur. Onu dilediğine verir...' (el-Cum`a 62/4). Bu seçimde mal, mülk, şan, şöhret ve makam etkili değildir.
Her konuda olduğu gibi peygamberlik konusunda da orta yolu gözeten İslâm, onları ilâh mertebesine çıkartmamış, Allah'ın elçisi ve kulu saymıştır. Biz peygamberlerin vahiyle şereflendirilmiş ve diğer insanlarda bulunmayan niteliklere sahip, seçkin kişiler olduklarını kabul ederiz. Fakat onların hiçbirisinde Tanrılık özelliği olmadığına, Allah'ın müsaadesi dışında fayda sağlama ve zararı giderme güçlerinin bulunmadığına, Allah'ın bildirdikleri dışında gaybı bilmediklerine inanırız (bk. el-Mâide 5/72-73, 75; el-A`râf 7/188; et-Tevbe 9/30).
Peygamberler sadece dini tebliğle yetinmemişler, dinî esasları açıklamışlar, sonra ümmetlerine öğretmişler, onları eğitip kötülüklerden arındırmışlardır. Bu işleri yaparken davalarından tâviz vermemişler, bu uğurda pek çok eza ve sıkıntıya göğüs germişlerdir.
Kur'ân-ı Kerîm'de de bildirildiği gibi, peygamberlik Hz. Muhammed ile son bulmuştur: 'Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur...' (el-Ahzâb 33/40). Artık ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Onun getirdiği mesaj da kıyamete kadar sürecektir. Hz. Muhammed'den sonra yeni bir peygamber geleceği, onun da yeni bir kitap getireceği konu
[6/3 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: Rahmân (ve) rahîm (olan) Allah'in adiyla (FATİHA/1)
 
Ey Israilogullari! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kildigimi hatirlayin (BAKARA/47)
 
Ey Israilogullari! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kilmis oldugumu hatirlayin (BAKARA/122)
 
Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demis, o da: Alemlerin Rabbine boyun egdim, demisti (BAKARA/131)
 
Sonunda Allah'in izniyle onlari yendiler Davud da Câlût'u öldürdü Allah ona (Davud'a) hükümdarlik ve hikmet verdi, diledigi ilimlerden ona ögretti Eger Allah'in insanlardan bir kisminin kötülügünü digerleriyle savmasi olmasaydi elbette yeryüzü altüst olurdu Lâkin Allah bütün insanliga karsi lütuf ve kerem sahibidir (BAKARA/251)
 
Allah Âdem'i, Nuh'u, Ibrahim ailesi ile Imrân ailesini seçip âlemlere üstün kildi (AL-İ İMRAN/33)
 
Hani melekler demislerdi: Ey Meryem! Allah seni seçti; seni tertemiz yaratti ve seni bütün dünya kadinlarina tercih etti (AL-İ İMRAN/42)
 
Orada apaçik nisâneler, (ayrica) Ibrahim'in makami vardir Oraya giren emniyette olur Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'in insanlar üzerinde bir hakkidir Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstagnîdir (AL-İ İMRAN/97)
 
Iste bunlar, Allah'in, sana hak olarak okudugumuz âyetleridir Allah hiçbir kimseye haksizlik etmek istemez (AL-İ İMRAN/108)
 
Bir zamanlar Musa, kavmine söyle demisti: Ey kavmim! Allah'in size (lütfettigi) nimetini hatirlayin; zira O, içinizden peygamberler çikardi ve sizi hükümdarlar kildi Alemlerde hiçbir kimseye vermedigini size verdi (MAİDE/20)
 
'Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak degilim Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarim' (MAİDE/28)
 
Allah da söyle buyurdu: Ben onu size süphesiz indirecegim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmedigim azabi ona edecegim! (MAİDE/115)
 
Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur (Allah'in verdigi nimete sükredecekleri yerde nankörlük ettiler, böylece kendilerine zulmettiler Yüce Allah da yeryüzünü onlarin zulüm ve küfürlerinden temizlemek için onlari helâk etti)  (EN'AM/45)
 
De ki: Allah'i birakip da bize fayda veya zarar veremeyecek olan seylere mi tapalim? Allah bizi dogru yola ilettikten sonra seytanlarin saptirip saskin olarak çöle düsürmek istedikleri, arkadaslarinin ise: 'Bize gel! ' diye dogru yola çagirdiklari saskin kimse gibi gerisin geri (inkârciliga) mi döndürülecegiz? De ki: Allah'in hidayeti dogru yolun ta kendisidir Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamiz emredilmistir  (EN'AM/71)
 
Ismail, Elyesa', Yunus ve Lût'u da (hidayete erdirdik) Hepsini âlemlere üstün kildik  (EN'AM/86)
 
Iste o peygamberler Allah'in hidayet ettigi kimselerdir Sen de onlarin yoluna uy De ki: Ben buna (peygamberlik görevime) karsilik sizden bir ücret istemiyorum Bu (Kur'an) âlemler için ancak bir ögüttür  (EN'AM/90)
 
De ki: Süphesiz benim namazim, kurbanim, hayatim ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir  (EN'AM/162)
 
Süphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri alti günde yaratan, sonra Ars'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; günesi, ayi ve yildizlari emrine boyun egmis durumda yaratan Allah'tir Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!  (A'RAF/54)
 
Dedi ki: 'Ey kavmim! Bende herhangi bir sapiklik yoktur; fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafindan gönderilmis bir elçiyim  (A'RAF/61)
 
'Ey kavmim! dedi, ben beyinsiz degilim; fakat ben âlemlerin Rabbinin gönderdigi bir elçiyim  (A'RAF/67)
 
Lût'u da (peygamber gönderdik) Kavmine dedi ki: 'Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadigi fuhusu mu yapiyorsunuz?  (A'RAF/80)
 
Musa dedi ki : 'Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafindan gönderilmis bir peygamberim  (A'RAF/104)
 
'Âlemlerin Rabbine iman ettik' dediler  (A'RAF/121)
 
Musa dedi ki: Allah sizi âlemlere üstün kilmisken ben size Allah'tan baska
[6/3 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: HIRS
 
1638 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: 'Âdemoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs'.
 
(Buharî, Rikâk 5; Müslim, Zekât 115, (1047); Tirmizî, Zühd 28. (2340), : İbnu Mâce, Zühd 27, (4234).
 
1639 - Ka'b İbnu Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resulûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin ma1 ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir.'
 
Tirmizî, Zühd, 43, (2377).
 
Mânası şudur: Kişinin mal ve şeref için gösterdiği hırs veya bu iki şeye olan sevgisi dine fesad ve zarar getirir, tıpkı aç iki kurdun hiçbir engelleme olmadan sürüye salındığı zaman hâsıl edecekleri zarar gibi...
 
1640 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Âdemoğlu için iki vâdi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder.'
 
Buhârî, Rikâk 10; Müslim, Rikak 116, (1048); Tirmizî, Zühd 27, (2338).
[6/3 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Muâviye el-Gâzirî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: 'Üç şey vardır. Kim onları yaparsa imanın tadını alır: Sadece Allah'a kulluk eden, Allah'tan başka ilâh olmadığını bilen, her yıl gönül hoşluğuyla zekâtını veren! Zekâtını da yaşlı, uyuzlu, hasta, değersiz, küçük hayvanlardan vermez, aksine mallarının orta hâllilerinden verir. Zira Cenab-ı Hakk ne en iyisinden vermenizi emretmiştir, ne de en adisinden olana râzı olmuştur.' 
Ebu Dâvud, Zekât 4, (1582).
[6/3 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! “Râ’inâ (bizi gözet)” demeyin, “unzurnâ (bize bak)” deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır.
[Bakara Sûresi.104]
[6/3 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! onlar (anne ve babam) nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhat göster.” (İsrâ, 17/24)
[6/3 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: Aklı olan korkmak gerek / Nefs elinden, hırs elinden. / Nefstir seni yolda koyan, / Yolda kalır nefse uyan.[Yunus Emre]
[6/3 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ZEYD B. HÂRİSE
 
Zeyd b. Hârise b. Şurâhîl el-Kelbî. Üsâme'nin babası. Ashâbın ileri gelenlerinden olup, Resûlullah (s.a.s)'ın en çok sevdiği arkadaşlarındandır. Bu yüzden sahâbe arasında 'el-hubb' diye anılırdı.
 
Tam künyesi: Zeyd b. Hârise b. Şurâhîl (İbn İshak'a göre, Şurahbîl) b. Kâ'b b. Abdiluzza b. Imriülkays b. Âmir b. Abdivüdd b. Avf b. Kinâne b. Bekr b. Uzre b. Zeyd el-Lât b. Rufayde b. Sevr b. Kelb b. Vebre b. Tağlib b. Hulvân b. İmrân b. Luhaf b. Kuzâa'dır (İbn Hişâm, es-Sîretü'n Nebeviyye', I, 247; İbn Sa'd, et-Tabakâtıt'l-Kilbrâ, III, 40; İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Ğâbe fı Ma'rifeti's Sahâbe, II, 281).
 
Kaynakların ifadesine göre; cahiliyye döneminde, Zeyd'in annesi Su'dâ, yanında oğlu olduğu halde akrabalarını ziyarete gider. Bu sırada Benî el-Kayn b. Cisr'e mensup bazı atlılar, Su'dâ'nın akrabaları olan Benî Ma'n evlerine baskın yaparlar. Zeyd'i de bu arada beraberlerinde alıp götürürler. Zeyd, bu sırada temyiz çağında bir çocuktur. Onu, Ukaz Panayırına götürüp satışa arzederler. Hz. Hatice'nin yeğeni Hakîm b. Huzâm b. Huveylid de o esnada panayıra uğrayıp Mekke'ye götürmek üzere birkaç köle satın alır. Zeyd b. Hârise de bu köleler arasında bulunmaktadır. Hakîm, Mekke'ye döndüğünde, halası Hz. Hatice kendisini ziyarete gider. O da halasına köleleri göstererek, dilediği köleyi seçip götürebileceğini söyler. Hz. Hatice de Zeyd b. Hârise'yi seçer. Daha sonra O'nu, Resûlullah (s.a.s)'e bağışlar.
 
Kelb kabilesine mensup bazı insanlar, hac için Mekke'ye geldiklerinde Zeyd'i görüp tanırlar, Zeyd de onları tanır. Dönüşte durumu babasına haber vererek bulunduğu yeri tarif ederler. Zeyd'in babası Hârise ile amcası Kâ'b, yanlarına fidye alarak Mekke'ye gelirler ve Resûlullah (s.a.s)'ın yanına varıp: 'Ey Abdulmuttalib'in oğlu! Ey kavminin efendisinin oğlu! Sizler, Harem'in ehlisiniz, köleyi azad eder, esiri yedirirsiniz. Yanında bulunan oğlumuz için sana geldik. Bize iyilikte bulun, sana fazlasıyla fidye vereceğiz' derler.
 
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), Zeyd'i çağırtarak, kendisini istemeye gelen bu kişileri tanıyıp tanımadığını sorar. Zeyd de, bunlardan birinin babası diğerinin de amcası olduğunu söyleyerek tanıdığını ifade eder. Bu sefer Resûlullah Zeyd'e, dilerse babasıyla gidebileceğini, şayet isterse yanında kalabileceğini söyleyince, Zeyd, Resûlullah (s.a.s.)'in yanında kalmayı tercih eder. Peygamberimiz de Zeyd'i elinden tutarak Hicr denilen yere çıkarır ve: 'Şahid olun, Zeyd benim oğlumdur. O bana mirasçıdır, ben de O'na mirasçıyım!' diyerek Zeyd'i evlat edindiğini ilan eder (İbn Sa'd, a.g.e., III, 40-42; İbn Hişâm, a.g.e., I, 247 vd.; el Askalânî, el-İsâbe fi Temyizi's-Sahâbe, III, 24).
 
Zeyd b. Hârise, Muhammed (s.a.s.)'e risalet gelinceye kadar yanında kaldı ve Resûlullah, peygamber olur olmaz O'nun risâletini tasdik edip müslüman oldu, O'nunla birlikte namaz kıldı ve: 'Onları babalarının isimleriyle çağırın...' (el-Ahzab, 33/5) meâlindeki ayet nazil oluncaya kadar 'Muhammed'in oğlu' diye anıldı. Bu ayet-i kerimenin nüzulünden sonra Zeyd, Zeyd b. Hârise olarak çoğalmaya başlandı (İbn Hişâm, a.g.e., I, 247; İbn Sa'd, a.g.e., III, 42; el-Askalânî, a.g.e., III, 25).
 
Zeyd b. Hârise, Resûlullah (s.a.s.)'ın cefakâr dostlarından biriydi. Hemen hemen tüm sıkıntılı zamanlarında O'nunla birlikteydi. Nitekim, çevre kabileleri İslâm'a davet etmek kabilinden Tâif'e giden Rasûlüllah'ı yalnız bırakmamış, Tâiflilerin attığı taşlar Peygamber (s.a.s.)'e isabet etmesin diye kendi vücudunu siper etmiş ve başından çeşitli yaralar almıştı (İbn Sa'd, a.g.e., I, 212).
 
Müslümanlar Medine'ye hicret etmeye başlayınca, Zeyd b. Hârise de hicret etmişti. Resûlullah (s.a.s.), hicretten sonra Medine'de, ashabı arasında kardeşlik tesis ettiğinde, Zeyd'l-e Hamza b. Abdülmuttalib'i de kardeş ilan etmişti. Bu sebepten Hz. Hamza, Uhud günü
[6/3 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'nın Torunu Ulu Arif Çelebi'nin Doğumu
 
     Mevlâna'nın sevgili oğlu Sultan Veled'in on, oniki çocuğu olmuşsa da. bunlardan yalnız Mutahhara ve Celâle adında iki kızı yaşamış, diğerleri daha pek küçükken bu âlemden göçüp gitmişlerdi. Mevlâna bir erkek toruna hasret çekiyordu.
    Derken, Sultan Veled'in karısı Fatma Hatun'un yeniden gebe olduğu haberi Mevlâna'ya ulaşmıştı. Mevlâna, bu defa gelininin fazla dikkatli olmasını, ağır işlerde çalışmamasını, her arzusunun yerine getirilmesini tavsiye etmiş, doğum gününü beklemeye başlamıştı. Gerçekten bir süre sonra 7 Haziran 1272 Salı günü, Fatma Hatun normal bir doğum yaparak, nur topu gibi bir erkek çocuk dünyaya getirmişti. Mevlâna'ya ilk müjde ulaştırıldığı zaman, koşarak lohusa odasına girmiş, Fatma Hatun'un başına altınlar saçmış, kundaklanan bebeği geniş kollu hırkasına sararak hücresine götürmüştü. Sevinç göz yaşlan döken Sultan Velede:
— Veled . ben bu çocukta yedi velinin nurunu görüyorum, Yüce Allah, o nurları onun canına yoldaş etmiştir!
demişti. Sultan Veled:
— Bu nurlar içinde sizinki de vardır, değil mi? diye sorunca, Mevlâna şu cevabı vermişti:
— Evet, bizimki de: yani Baha Veled. Seyyid Burhaneddin, Şemş-i Tebrizî. Şeyh Selâhaddin. Çelebi Hüsameddin, benim ve şenin.. Bu çocuk bizim arifimizin nurları. Şimdi. O'nun adı Feridun olsun. Bu onun anne babasının yani Şeyh Selâhaddin Feridun'un adıdır. Fakat siz ona Emir Arif diye sesleniniz. Çünkü şen beni Hüdâvendigâr diye çağırıyorsun, adımı hiç söylemiyorsun. Torunuma bu ad, benim mânevi bir hediyem olsun.' Adını Çelâleddin Emir Ârif 'diye yazsınlar..
Mevlâna'nın sevinci büyüktü. Torununa ifhafen şöyle bir gazele başladı:
'Kutlu olsun Feridun bize. Çünkü o din sultanı olacak. Gökteki ay gibi parlak ve aydın, tatlı şekerlerle dolu olsun. Feridun'
'Mısır gibi şekerlerle dolu, tatlı olsun hep.. Saadet meydanında top oynatsın, devlet atını eğerlesin, sevgi ue temizlik içinde her türlü düşmanlıktan uzak, kinden arı-duru, ay gibi ikbal burcunda doğsun..'
Yüzünde celâl nurları parlayan bu yavruyu Mevlâna'nın eşi Kerra Hatun büyütüyor, Mevlâna onu kimseye bırakmıyordu. Daha altı aylıkken bir gün beşiğine yaklaşan Mevlâna, çocuğun üzerine eğilerek, 'Arif. Allah Allah de..' dedi. Çocuk 'Allah, Allah' demeye başlad. Mevlâna, O'nun ağzına öpücükler konduruyor. 'Yarının şeyhi Ârifimizdir' diyordu.
Küçük Arife 'Allah' nidaları, ney ve rebab şeşleri ninni oluyor, büyüyordu.
O. dedesi Mevlâna'dan sonra da çok büyüyerek 'Ulu Ârif Çelebi' olacak, babası. Sutan Veled'den sonra posta oturacak, Mevlevîliği kuranlar, teşkilatlandıranlar arasında ön safı alacaktı. Yalnız bununla kalmayacak, yüzyılarca devam edegelen Mevlâna torunları. Çelebiler onun soyundan gelecektir.
Ne yazık ki Mevlâna, bu sevgili torununu ancak bir buçuk yıl görebilmişti.
[6/3 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Âlem-i Emr
 
Arşın üstünde olup, madde olmayan, ölçülemeyen ve herkesin anlayamayacağı âlem. Buna, âlem-i melekût ve âlem-i ervâh (rûhlar âlemi) ve mekânsızlık âlemi de denir. Âlem-i emrde sırayla; kalb, rûh, sır, hafî, ahfâ denilen beş latîfe (makam, mertebe) vardır. (Ahmed Fârûk-i Serhendî) Âlem-i halkın ötesi, âlem-i emrdir. (İmâm-ı Rabbânî) Âlem-i emr bâzı bakımlardan âlem-i halktan üstün ise de, küllî fazîlet yâni her bakımdan üstünlük âlem-i halktadır. (İmâm-ı Rabbânî)
[6/3 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Sol elle yemek yemek ve diğer işleri yapmakta bir sakınca var mıdır?
 
Ümmetine, faydalı ve güzel olan adabı öğreten Hz. Peygamber (s.a.s.) camiye girmek, yemek yemek, elbise giymek gibi işlerde sağı kullanmayı, tuvalete girmek, sümkürmek ve camiden çıkmak gibi işlerde ise solu kullanmayı tavsiye etmiştir. Bu bağlamda “Biriniz mescide girdiğinde sağ ayağıyla girsin, mescitten çıktığında da sol ayağı ile çıksın.” (Hakim, el-Müstedrek, I, 218); “Biriniz yemek yediği zaman sağ eliyle yesin; su içtiği zaman da sağ eliyle içsin! Çünkü şeytan sol eliyle yer; sol eliyle içer.” (Müslim, Eşribe, 13) buyurmuştur.
 
 Hz. Aişe de, Rasulüllah’ın (s.a.s.) ayakkabı giymesinde, saçını taramasında ve benzeri bütün işlerinde olabildiğince sağdan başlamayı sevdiğini haber vermiştir (Buhari, Et’ime, 4).
 
 Bu bilgilerden hareketle bazı alimler bu gibi işlerde sağ eli kullanma ve sağdan başlamanın sünnet hükmünde olduğunu belirtmişlerdir (Kasani, Bedaiu’s-sanai, I, 22; İbn Hacer, Fethu’l-Bari, IX, 526; İbn Battal, Şerhu Sahihi’l-Buhari, IX, 462).
 
 Diğer bazı alimler ise, sağ eli kullanmanın mendup, sol eli kullanmanın tenzihen mekruh olduğunu söylemişlerdir (Nevevi, el-Mecmu’, I, 384). Alimlerin çoğu ise, bu emirlerin nedbe delalet ettiğini belirterek, Peygamberimiz (s.a.s.)’in sağ ile başlamayı sevmesinin, müstehaplık ifade ettiğini, bunun müekket sünnet olmadığını belirtmişlerdir.
 
 Buna göre, zaruret ve ihtiyaç halinde sol el de kullanılabilir (Ali el-Kari, Mirkatü’l-mefatih, XII, 419; Şevkani, Neylü’l-evtar, VIII, 160).
[6/3 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: İÇKİ, SİGARA VE UYUŞTURUCU MADDELERİN ZARARLARI
 
İLİ     : İSTANBUL
TARİH : 08.02.2013
 
Muhterem Mü’minler!
 
Yüce Rabbimiz insanı en güzel şekilde yaratmış ve hayatını devam ettirmesi için ona bir beden ihsan etmiştir. İnsanoğluna verilen bu emanetin yanlış ve zararlı yollarda kullanılmaması emir ve tavsiye edilmiştir.
Sevgi ve merhamet dini olan İslam aklı, canı, nesli, malı ve dini korumayı esas almış, bunları meşru yollarda değerlendirmeyi farz kılmış, bu değerlere herhangi bir şekilde zarar verilmesini de şiddetle yasaklamıştır. Dünya ve ahiret mutluluğunu esas alan dinimiz, ailevi ve toplumsal huzursuzluklara yol açan başta alkol ve sigara olmak üzere, insanın aklını, kalbini ve bedenini tahrip eden bütün zararlı alışkanlıkları yasaklamıştır. 
Değerli Kardeşlerim! 
Uyuşturucu maddelerin, sigara, alkol ve diğer zararlı alışkanlıkların en belirgin özelliği az miktarda kullanılsalar bile, zamanla bağımlılık yapmalarıdır. Bütün insanları, özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi sigara, alkol ve zararlı alışkanlıkların ağına düşmekten korumak her sorumluluk sahibinin görevidir. Yapılan araştırmalara göre, ülkemizde maalesef sigara kullananların yaşı 10-11’e kadar düşmüştür. Yine bu araştırmalardan öğreniyoruz ki uyuşturucu maddeleri kullanan gençlerimizin sayısında da ciddi artış görülmektedir. 
 
Muhterem Müslümanlar! 
Çocukları ve gençleri bu kötü alışkanlıklara götüren sebepler arasında aile içi iletişim noksanlığı, sevgisizlik, şiddet, küçümseme, yanlış arkadaş seçimi gibi faktörler etkili olmaktadır. Çocuk yetişmesinde ihmal edilen sorumluluklar, gençlik dönemlerinde yukarıda anlatılan olumsuzluklara neden olmaktadır. Çocuklarımızı bu gibi kötü alışkanlıklardan uzak tutmanın en önemli yolu, aile olarak sorumluluklarımızın bilincinde olmak ve yerine getirmektir. 
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz: “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın” buyurarak, dünya ve ahiret hayatımızı etkileyen bütün kötülüklerden uzak durmamızı emretmektedir. Diğer bir ayette ise; “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz” buyurmaktadır. Hazreti peygamber (s.av) de bir Hadis-i Şeriflerinde; “İçkiden sakının. Çünkü o bütün kötülüklerin anasıdır” buyurmuştur.
 
Değerli Müslümanlar! 
Hemen hemen her gün içkinin vücudu tahrip ederek birçok hastalıklara sebep olduğuna, zihnî çalışmayı olumsuz etkilediğine, içki yüzünden birçok kavgaların yaşandığına, trafik kazalarının meydana geldiğine ve nice yuvaların dağıldığına şahit olmaktayız. Ayrıca iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, fert ve cemiyet ahlakına verdiği zararlar da sayılamayacak kadar çoktur. 
O zaman gerekli tedbirleri alarak kendimizi, çocuklarımızı ve gençlerimizi korumalıyız. Yüce Mevla’mız bizi ve neslimizi her türlü kötü düşünce ve alışkanlıklardan koruma basireti ihsan etsin.
 
İstanbul Müftülüğü Hutbe Komisyonu
 
 Bakara, 2/195
 Maide, 5/90
 Nesai, Eşribe, 44
[6/3 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: 1. Şavt
 
“Bismillah!
 
Allah büyüktür. Allah büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Allah büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur.
Rabbimiz, (bunu) bizden kabul eyle. Şüphesiz ki sen her şeyi işiten ve bilensin.
Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle. Neslimizden de sana teslim olmuş bir ümmet lütfeyle. Bize hacla ilgili vazifelerimizi göster, tövbe- lerimizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri çok kabul eden ve merhametli olan ancak sensin.
Rabbim! Bizi bağışla, merhamet et, kereminle bizi affet. Bilmediklerimizi de, kusurlarımızı da sen biliyorsun, onları affet. Çünkü sen güç ve kerem sa- hibisin. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.
Ey kalpleri evirip çeviren Allahım! Kalbimi di- ninde sabit kıl.
Allahım! Kusursuz bir iman, doğru ve kesin bir inanç, bol, helal ve temiz rızık, haşyet dolu bir kalp, zikreden bir lisan ve asla bozmayacağım bir tövbe niyaz ediyorum.
Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O tektir, hiç- bir ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd ona mah- sustur. Hayat veren de, hayata son veren de O’dur. Hayır, ancak onun elindedir. O, her şeye gücü ye- tendir.”
[6/3 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ اللهَ تَعَالَى لَيَطَّلِعُ فِي لَيْلَةِ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ فَيَغْفِرُ لِجَمِيعِ خَلْقِهِ إِلَّا لِمُشْرِكٍ أَوْ مُشَاحِنٍ. (فيض)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak Allâhü Teâlâ, Şâbân(-ı şerîf) ayının on beşinci (yani Berât) gecesinde (rahmetiyle) tecellî eder. Şirk koşanlar ve (müminlere) düşmanlık yapanlar hariç, bütün kullarının günahlarını mağfiret eder.” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)
 
06 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[6/3 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: BERÂT GECESİ’NİN FAZİLETLERİ
 
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem  şöyle buyurdular:
 
Şâbân(-ı şerîf) ayının on beşinci (yani Berât) gecesi olduğu zaman, gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun.
 
Her kim bu (Berât) gece(sinde) yüz rekât namaz kılarsa Allâhü Teâlâ ona, yüz melek gönderir. Bunlardan otuzu ona Cennet’i müjdeler, otuzu Cehennem azâbından emniyette olduğunu söyler, otuzu da dünya âfetlerini ondan geri çevirir. On melek de o kimseyi, şeytanın tuzaklarından muhafaza eder.
 
Kim şu beş geceyi ihyâ ederse o kimseye Cennet vacip olur: Terviye gecesi (Arefe’den önceki gece), Arefe gecesi, Kurban Bayramı gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Şâban(-ı şerîf) ayının on beşinci gecesi.
 
Berât Gecesi’nin husûsiyetlerinden bazıları:
 
Hikmetli her iş -kulların rızıkları, ecelleri, vesâir işleri- bu gecede ayırt edilir; yazılır.
 
Bu gecede ibadet etmek çok faziletlidir.
 
Bu gecede rahmet iner. Hadîs-i şerifte, “Şâban ayının yarısı olduğu gecede, Allâhü Teâlâ (rahmetiyle) dünya semâsına tecellî eder…” buyuruldu.
 
Müminler mağfiret olunur, günahları bağışlanır.
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e tam şefaat salâhiyeti bu gecede verilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.), Şâbân-ı şerîf ayının on üçüncü gecesinde Allâhü Teâlâ’dan, ümmeti için şefaat izni istedi. Allâhü Teâlâ, ümmetinin üçte birine şefaat izni verdi. On dördüncü gecesi, kalan ümmeti için şefaat izni istedi. Allâhü Teâlâ, ümmetinin üçte ikisine şefaat izni verdi. On beşinci gecesi, kalan ümmeti için şefaat izni istedi. Allâhü Teâlâ -devenin sahibinden kaçtığı gibi Allâhü Teâlâ’dan kaçanlar hâriç- ümmetinin tamamına şefaat etmesine izin verdi.
 
Bu gecede Zemzem suyunun âşikâr bir şekilde artması, Allâhü Teâlâ’nın bir sünneti (âdet-i İlâhiyyesi)dir. Bunda İlâhî ilimlerin, hakikat ehlinin kalbinde artacağına işaret vardır.
 
 
 
06 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[6/3 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: • Berat Kandili
• Üçüncü Cemrenin Toprağa Düşmesi
 
Semerkand Takvimi
[6/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Berat Gecesi Bağışlanma Gecesidir
 
Sözlükte, borçtan aklanma belgesi, müsaade, izin anlamlarına gelen berat, şaban ayının on beşinci gecesi olan af ve mağfiret gecesinin adıdır. Berat gecesi, yaratılanların bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına ve ecellerine dair Allah [celle celâluhû] tarafından meleklere bilgi verildiği gecedir. Bu gece Kur’ân-ı Kerîm’in levh-i mahfûzdan dünya semasına toplu indirildiği gecedir. Berat gecesi, Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] üç gün üst üste Allah Teâlâ’ya dua edip yalvararak ümmetine şefaat etmeyi isteyip kendisine, günah işlemeye devam edip Allah’tan [celle celâluhû] uzaklaşanlar dışında bütün ümmetine şefaat yetkisinin verildiği gecedir. Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmaktadır:  Şabanın yarı (on beşinci) gecesi olduğu vakit, gecesinde ibadet için kalkınız, gündüzünde de oruç tutunuz. Zira Allah Teâlâ güneşin batışından itibaren rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle buyurur: ‘Bağışlanmak isteyen yok mu? Onu bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu? Onu rızıklandırayım. Dertli yok mu? İstesin de derman vereyim.’ Bu çağrı şafak sökünceye kadar devam eder. 
 
Semerkand Takvimi
[6/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir. Ayın dolaşımı için de konak yerleri belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
 
(Yâsîn, 36/38-40)
[6/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
İnsanlardan kimileri iyiliğin anahtarı, kötülüğün kilidirler. Kimileri ise kötülüğün anahtarı, iyiliğin kilidirler. Ne mutlu Allah'ın iyiliğin anahtarlarını ellerine verdiği kimselere! Ne kötü Allah'ın kötülüğün anahtarlarını ellerine verdiği kimselere!
 
(Ibn Majah)
[6/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Rabbim! Verdiğin rızıkla beni kanaatkâr kıl ve bana verdiklerini hakkımda hayırlı ve bereketli eyle. Elde edemediğim her hayırlı şeyin yerine daha iyisini nasip et.
[6/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Es-Semi
 
Her sözü, bütün konuşulanları en iyi işiten, duyan
[6/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Her yaptığının hesabını vereceksin
 
   Bir grup insan hacca gidiyordu. Mekke'ye yakın bir yerde konakladılar. O grubun yanına bir ceylân geldi. İçlerinden biri ceylânı ayağından yakaladı. Arkadaşları her ne kadar; 
 
 -Salıver gitsin, dedilerse de, onlara güldü ve bırakmadı. Ceylân korkusundan küçük ve büyük abdestini bozdu. Sonra o kimse, ceylânı bıraktı. O şahıs öğle vakti, bir kenara çekilip uyudu. O uyurken bir yılan gelip, karnının üzerine çöreklendi. Arkadaşları ona; 
 
 -Sakın hareket etme, karnının üzerinde yılan var diye, bağırdılar. O şahıs korkusundan altına büyük ve küçük abdestini yapıncaya kadar, yılan üzerinden ayrılmadı. Böylece ceylâna yaptığının cezâsını gördü. 
 
 Netice olarak, insanların ve her şeyin yaratıcısı, yetiştiricisi, her ân tehlikelerden koruyucusu olan Allahü teâlâ, kıyâmet günü herkesi hesâba çekecektir. İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin, bir talebesine hitaben buyurduğu gibi: 
 
 “Keyfine göre yaşa! Fakat bu yaşaman uzun sürmeyecek, bir gün elbette öleceksin. Gece gündüz düşündüğün, sımsıkı sarıldığın lezzetlerden elbette ayrılacaksın. Dünyânın nesini seversen sev, hepsine vedâ edeceksin! Elinden geleni yap! Fakat unutma ki, her yaptığının hesâbını vereceksin!”
[6/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Muaviye İbnu Cahime (ra)
Cahime (ra) Hz. Peygamber (sav)'e gelir ve: 'Ey Allah'ın Resulü, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişare etmeye geldim' der. Resulullah (sav): 'Annen var mı?' diye sorar. 'Evet' deyince, 'öyleyse ondan ayrılma, zira cennet onun ayağının altındadır.' buyurur. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Nesai, Cihad 6, (6,11)
 
Hadisin Açıklaması:
null
[6/3 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Hazreti Muaviye İbnu Ebi Süfyan Radıyallahu Anhüma anlatıyor: 'Resûlullah Aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Ameller kap(ta bulunan madde) gibidir. En aşağısı (yani dipteki kısım) güzelse en yukarısı (yani üst kısmı) da güzel olur; en aşağısı bozulursa en üstü de bozulur.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (4199) - Hds :(7284)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[6/3 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: عُثْمَان وَالْمُنْذِرُ بْنُ الزُّبَيْرِ وَابْنُ زَمْعَةَ. فَقال لَهُ مُعَاوِيَةُ : كَمْ قُوِّمَتِ الْغَابَةُ؟ قال : كُلُّ سَهْمٍ بمِائَةَ أَلْفٍ قال : كَمْ بَقِيَ مِنْهَا قال : أَرْبَعَةُ أَسْهُمٍ وَنِصْفٌ قال الْمُنْذِرُ بْنُ الزُّبَيْرِ : قَدْ أخذتُ مِنْهَا سَهْمًا بِمِائَةِ أَلْفٍ قال عَمْرُو بْنُ عُثْمَان : قَدْ أخذتُ مِنْهَا سَهْمًا بِمِائَةِ أَلْفٍ , وَقال ابْنُ زَمْعَةَ : قَدْ أخذتُ سَهْمًا بِمِائَةِ أَلْفٍ فَقال مُعَاوِيَةُ : كَمْ بَقِيَ مِنْهَا؟ فَقال : سَهْمٌ وَنِصْفٌ قال : قَدْ أخذتُهُ بِخَمْسِينَ وَمِائَةِ أَلْفٍ. قال : وَبَاعَ عَبْدُاللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ نَصِيبَهُ مِنْ مُعَاوِيَةَ بِسِتِّ مِائَةِ أَلْفٍ فَلَمَّا فَرَغَ ابْنُ الزُّبَيْرِ مِنْ قَضَاءِ دَيْنِهِ قال بَنُو الزُّبَيْرِ: اقْسِمْ بَيْنَنَا مِيرَاثَنَا. قال : لاَ وَاللَّهِ لاَ أَقْسِمُ بَيْنَكُمْ حَتَّى أنادِيَ بِالْمَوْسِمِ أَرْبَعَ سِنِينَ : ألا مَنْ كان لَهُ عَلَى الزُّبَيْرِ دَيْنٌ فَلْيَأْتِنَا فَلْنَقْضِهِ . فَجَعَلَ كُلَّ سَنَةٍ يُنَادِي بِالْمَوْسِمِ فَلَمَّا مَضَى أَرْبَعُ سِنِينَ قَسَمَ بَيْنَهُمْ ودفع الثلث فَكان لِلزُّبَيْرِ أَرْبَعُ نِسْوَةٍ فَأصاب كُلَّ أمرأَةٍ أَلْفُ أَلْفٍ وَمِائَتَا أَلْفٍ , فَجَمِيعُ مَالِهِ خَمْسُونَ أَلْفَ أَلْفٍ وَمِائَتَا أَلْفٍ
 
204: Ebu Hubeyb Abdullah ibni Zübeyr (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Cemel vakası gününde muharebe durunca babam Zübeyr beni çağırdı, bende yanına gidip durdum, dedi ki:
 
-Ey oğulcuğum bugün öldürülenler ya zalim veya mazlumdur.Bana gelince bugün mazlum olarak öldürüleceğimi zannediyorum.En büyük düşüncelerimden birisi borçlarım-dır. Borçlarımız malımızdan geriye bir şey bırakacak mı ? ne dersin dedi ve devam etti:
 
-Ey oğulcuğum malımı sat borcumu öde, malının üçte birini vasiyet etti, bunun da üçte birini onun çocuklarına yani Abdullah’ın çocukları olan torunlarına malın üçte birinin içte birini vasiyet etti verilmesini istedi ve dedi ki;
 
-Borçlar ödendikten sonra malımızdan bir şey kalırsa üçte biri senin oğullarına aittir, dedi.
 
Hişam şöyle diyor: Abdullah’ın çocukları Zübeyrin Hubeyb ve Abbad gibi bazı çocuklarının yaşıtı idiler. O gün için onun dokuz oğlu ile dokuz kızı bulunuyordu.
 
Abdullah der ki: Borcunu bana vasiyet edip duruyor ve Ey oğulcuğum şayet borcumdan bir kısmını ödemekten aciz kalırsan Mevlamdan yardım dile diyordu. Allaha yemin olsun ki ben ne demek istediğini tam anlıyamadım ve Babacığım Mevlan kim dedim. O da : Mevlam Allah’tır, dedi.
 
Allah’a yemin ederim ki onun borcunu ödemede sıkıntıya düştükçe:
 
-Ey Zübeyr’in Mevlası onun borcunu ödemekte kolaylık ihsan et diye dua ederdim de o da ödemede kolaylık verirdi. Abdullah ibni Zübeyr şöyle diyor:
 
Zübeyr öldürülürken altın ve gümüş bırakmadı sadece bir bölümü Gabe denilen yerde arazi bırakmıştı. Medine’de on bir ev, Basrada iki ev, Kufe ve Mısırda da birer ev bıraktı.
[6/3 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: BUGÜN............. BERAT KANDİLİ

Berat Gecesi, Şaban ayının 15. gecesidir ki, bu yıl Pazartesi gününü Salı gününe bağlayan gece, yâni bu gecedir.

Resûlullah efendimiz bu gece çok ibâdet eder ve; (Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve şakiyyen.) duâsını çok okurdu. Allahü teâlâ, ezelde, hiçbir şey yaratmadan önce, her şeyi takdîr etti, diledi. Bunlardan, bir yıl içinde olacak her şeyi, bu gece meleklere bildirir... Kur’ân-ı kerîm, levhilmahfûza bu gece indi... Oruç tutmak isteyenler, Salı günü tutmalıdır.
Berat Gecesi ile ilgili hadîs-i şerîflerden bâzıları şöyledir:
√ Bu gece göklerin kapıları açılır, melekler mü’minlere müjde verir, ibâdete teşvik ederler.  [Nesai, Beyheki, A, Münziri]
√ Şu 5 gecede yapılan duâ geri çevrilmez: Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban Bayramı gecesi.                                                                     [İ.Asakir]
√ Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.    [Gunye] 
√ Şaban ayının onbeşinci gecesi, rahmet-i ilâhi dünyayı kap-lar, herkes affolur. Ancak haksız yere Müslümanlara düşmanlık besleyen ve Allahü teâlâya ortak koşan mağfiret olunmaz.
√ Ceb­râ­il aley­his­se­lâm ba­na gel­di. Kalk, na­maz kıl ve duâ et! Bu ge­ce, Şa­ban’ın on­be­şin­ci (Be­rat) ge­ce­si­dir, de­di. Bu ge­ce­yi ih­yâ eden­le­ri, Al­la­hü te­âlâ af­fe­der. Yal­nız; müş­rik­le­ri, bü­yü­cü­le­ri, fal­cı­la­rı, ha­sis­le­ri, al­kol­lü iç­ki içen­le­ri, fâ­iz yi­yen­le­ri ve zi­na ya­pan­la­rı af­fet­mez.      [Taberanî] 
√ Bu gece, sâlih akraba ile ilgisini kesen, büyüklenen ve ana babasına âsi olanlar affa uğramaz.               [Beyheki]
Bu geceyi ganîmet bilmeli, tevbe istiğfar etmeli, kazâ namazı kılmalı, Kur’ân-ı kerîm okumalı, bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihâl bilgileridir. Gâfil olmamalı, bu geceyi mutlaka ihyâ etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmelidir. Bunların sevâbını ölülere de göndermelidir.

 
 
06.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[6/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: el-Zilzâl Suresi 7/8
Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.
[6/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Buhari,  Müslim
Hakim içtihad eder ve isabet ederse kendisine iki ücret (sevap) verilir. Eğer içtihad eder ve hata ederse ona bir ücret vardır.
[6/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: El-Veliyy: İyi kullarına, gerçek mü’minlere dost olan.
[6/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Cuma Günü Vücud Bakımı : Müslüman kimseler için çok ayrı bir yeri ve kıymeti olan Cuma günü Tırnakların ve Bıyıkların kısaltılması sünnettir..
 
Ebu Hureyre (r.a)'un rivayetine göre, ''Cuma günü namaza çıkmadan önce tırnaklarını keser, bıyıklarını kısaltırdı.” 
 
Taberânî, Mu‘cemü’l-Evsat, 1/258, Hadis No. 846.
[6/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Müslim
Allahım! Faydasız ilimden, ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.
[6/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’e (s.a.v.) İlk Vahiy Nerede ve Ne Zaman İndi?
Âlemlerin varlık sebebi Peygamber Efendimiz, nezih bir gençlik ve ulvî bir âile hayâtı ile sergi­lediği müstesnâ mükemmelliklerin ardından, kırk yaşlarında iken peygamberlik mertebesine nâil oldu. Kırk yaşına altı ay kala, ilâhî kudret O’na Mekke’deki Hirâ Mağarası’nı kudsî bir mektep olarak açtı. Mübârek Ramazan ayının 17. günüydü. (İbn-i Sa’d, I, 194.) Resûl-i Ekrem Efendimiz, mûtâdı üzere Hirâ Mağarası’nda idiler. Cebrâîl Aleyhisselam geldi ve Hazret-i Peygamber’e: “–Oku!” dedi.
 
Peygamber Efendimiz: “–Ben okuma bilmem!” karşılığını verdi. Bunun üzerine melek, Hazret-i Peygamber’i tâkati kesi­linceye kadar sıktı. Sonra yine: “–Oku!” dedi. Efendimiz yine: “–Ben okuma bilmem!” cevâbını verdi. Cebrâîl Aleyhisselam ikinci kez O’nu tâkati kesilinceye kadar sıktı. Sonra tekrar: “–Oku!” dedi. Hazret-i Peygamber yine: “–Ben okuma bilmem! (Ne okuyayım?)” dedi.
 
Cebrâîl Aleyhisselam Hazret-i Peygamber’i üçüncü defâ da sıkıp bıraktı. Ardından vahy-i ilâhîyi kendisine şöyle bildirdi: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aleka’dan yarattı. Oku, Rabbin nihâyetsiz kerem sâhibidir. O, kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.” (el-Alak, 1-5) Bu emr-i ilâhî ile Allâh’ın Resûlü’nün şahsında bütün insanlığa Rabbin en büyük lutfu olan Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûlü başlamış oldu.
[6/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Nasr Suresi
Nasr suresi Medine döneminde nüzul olmuştur. Sure, 3 ayettir. Nasr, yardım demektir.
 
“Allah’ın yardımı”ndan maksat, Cenâb-ı Hakk’ın düşmanlarına karşı Sevgili Peygamberine lütfettiği her türlü yardımıdır. Hususiyle İslâm’ın yayılması ve zafere erişmesi hakkındaki yardımıdır. “Fetih”ten maksat ise, öncelikle “Fetihlerin Fethi” olan Mekke’nin fethi, sonra bunu takip eden diğer bütün fetihlerdir. Bundan, daha önce kapalıyken Hak katından kula açılan “rızıklar, ibâdetler, ilimler, anlayışlar, keşifler, açık-gizli, maddî-manevî tüm nimetler”in kastedilmiş olması da mümkündür. Mutlak mânada fetih, fetihlerin en üstünü ve en mükemmelidir. Bu ise Allah Teâlâ’nın Zât-ı Ehadiyeti’nin tecellisinden kulun kalbine açılan mânevi fetihtir. Diğer fetihler, kula böyle bir fethin açılmasına birer vesiledir.
 
Peygamberimiz (s.a.s.)’e müjdelenen ikinci büyük nimet şu:       
 
Daha önce insanlar birer ikişer İslâm’a girerken bu yardım ve fetihlerden sonra kabîleler, gruplar, bölükler halinde akın akın İslâm’a girmeye başlamışlardır. Rivayete göre Efendimiz (s.a.s.) Mekke’yi fethedince Araplar birbirlerine: “Hz. Muhammed (s.a.s.) Harem ehline karşı muzaffer olunca artık ona kimse karşı koyamaz” dediler ve savaşsız İslâm’a girmeye karar verdiler. (bk. Kurtubî, el-Câmi‘, XX, 230) Nitekim hicretin 9. senesine “Heyetler Senesi” denilmiştir. Arap Yarımadası’nın her köşesinden insanlar heyetler halinde Resûlullah (s.a.s.)’in huzuruna gelerek İslâm’a girdiler, ona bey‘at ettiler. Allah Resûlü (s.a.s.)’in Vedâ Haccı’nı yaptığı hicri 10. senede bütün Arabistan tek bayrak altında birleşti. Ülkede hiçbir müşrik kalmadı.
 
Bu büyük nimetlere şükür olarak:
 
Bu nimetler, zaferler, fetihler ve başarılar Allah’ın bir lütfudur. O dilediği ve yarattığı için olmuştur. Eğer O dilemeseydi bunların hiçbiri olmazdı. Buna göre kul, tüm nimetleri Rabbinden bilerek, acziyet içinde O’na yönelmelidir.
 
Burada Efendimiz (a.s.)’a ve onun şahsında tüm mü’minlere üç husus emredilir:
 
Birincisi; hamd etmek. Hamd; Allah’a hamd-ü senâ etmek, nihâyetsiz güzellik ve yüceliği sebebiyle O’nu övmek ve O’na şükretmektir. Burada “hamdin emredilmesi”nin hikmeti şudur: “Rasûlüm! Bu büyük başarının, senin gayretin ve mârifetin sonucu gerçekleştiği aklına bile gelmemelidir. Bu tamamen Allah’ın lütfuyla olmuştur. Bunun için Allah’a şükret, kalp ve lisan ile bunu itiraf et. Çünkü böyle büyük bir işi gerçekleştiren ve bu başarının yaratıcısı ancak Allah’tır. Dolayısıyla hamd edilmeye layık olan sadece O’dur.”
 
İkincisi; tesbih etmek. Tesbih, Cenâb-ı Hakk’ı her türlü noksan sıfatlardan uzak tutmak, her bakımdan O’nu tenzih etmektir. Burada emredilmesinin hikmeti şudur: “Allah, dininin yücelmesi için sizin çalışma ve gayretlerinize muhtaç olmaktan pak ve uzaktır. Bunu itiraf edin. Gayretlerinizin başarıya ulaşmasının, ancak Allah’ın yardımı ile olabileceğine de kesinlikle inanmalısınız. Allah Teâlâ bir işi istediği kuluna yaptırabilir. Bir kula bunun gibi bir hizmeti yaptırması, aslında ona Allah’ın bir ihsanıdır. Allah’ın sizin üzerinizdeki ihsanı da onun dinine hizmet etme şerefini size vermesidir.”
 
Üçüncüsü; istiğfar etmek. İstiğfarın içinde tevbe de vardır. Çünkü âyet Allah’ın التواب (tevvâb) yani “tevbeleri çokça kabul eden” ismiyle sona ermektedir. Buna göre eksiklikleri, kusurları ve günahları için Allah’tan bağışlanma dilemek ve O’na tevbe etmek istenmektedir. Aslında Hak Teâlâ Peyga
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N