Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 11.07.2023 23:09

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[10/3 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: 31 - Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ün: «Benden Sonra Dönüp Birbirinizin Boyunlarını Vuran Kafirler Olmayın» Hadislerin Ma'nasını Beyan Bâbı
 
232- Bize Ebû Bekir b. Ebî Seybe ile Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşar hep birden Muhammed b. Ca'fer'den , o da şu’be’den naklen rivâyet ettiler. H.
 
Bize Ubeydullah b. Muâz da rivâyet etti. Bu lâfız onundur.
 
(Dedi ki): Bize babam rivâyet eyledi.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be Alî b. Müdrikeden, o da ceddi Cerir'den naklen rivâyet eden Ebû Zür'adan dinlemiş olarak tahdis eyledi. Cerir Şöyle dedi: Bana Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Haccetü'l-Vedâ'da: «Şu insanları sustur!» dedi. Bunun arkasından şöyle buyurdular: «Benden sonra dönüp bir birinizin boyunlarını vuran kâfirler olmayın!»
 
Bu hadis-i şerif Haccetü'l-Vedâ'daki hutbeden bir parçadır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Hazret-i Cerir'e: «Şu insanları sustur!» diye emretmesi, orada bulunanlara pek mühim beyanatta bulunacağı içindir. Nitekim öyle de olmuştur. Bu hacca Haccetü’l-vedâ' denilmesi, Fahr-i Kâinat (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz orada ashabı ile vedâ'laştığı içindir. Veda' hutbesi meşhurdur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hutbede ashâb-ı kirâmma dinlerini ta'lim buyurmuş; ve şeriatının orada bulunmayanlara da tebliğini vasiyet etmiştir.
 
«Benden sonra dönüp bir birinizin boyunlarını vuran kâfirler olmayın!» hadisinin ma'riası hususunda sekiz kavil vardır:
 
1 - Müslümanların birbirlerini öldürmelerini helâl i'tikad etmek küfürdür. Meğer ki te'vil ile ola.
 
2- Hadisden murad: Küfrün hakikati değil, küfran-ı ni'metdir. Yani bir birinizi vurarak nankörlük etmeyin demektir.
 
3 - Birbirinizi vurmanız sizi küfre götürür.
 
4 - Bu iş kâfirlerin işi gibi çirkin bir iştir.
 
5 - Hadisden murad küfrün hakikatidir. Ya'ni: «Küfretmeyin, müslüman kalmakta devam edin! demektir.
 
6 - Hattâî ile diğer bazı ulemânın rivâyetlerine göre kâfirlerden murâd; silâh kuşananlardır. Çünkü arapçada silâh kuşanana kâfir denir. Bunu Ezherî «Tehzibü'l-lüga» adlı eserinde beyân etmiştir.
 
7 - Hattâbî'ye göre ma'na: «Birbirinizi tekfir etmeyin sonra birbirinizi öldürmeyi de helâl addetmeye başlarsınız» demektir.
 
8- Küfürden murâd örtmektir. Yani benden sonra dönüp hakkı ört bas etmeyin; gizlemeyin demektir, imâm Nevevî bu kavillerin içinden en ziyâde dördüncüyü beğenmekte ve Kâdi Iyâz'mda ayni kavli ihtiyar ettiğini söylemektedir.
 
Kâdi Iyaz (rahimehüllah). hadisdeki: «» ba'zı âlimlerin şeklinde zaptettiklerini nakletmiş; fakat bunun ma'nayı çıkmaza sokmak olduğunu söylemiştir. Ebul-Beka el-Ukberî dahi mezkûr fi'lin ancak bir şart takdiriyle meczum okunabileceğini, yânî cümleyi:
 
«Eğer dönerseniz bir birinizin boyunlarını vurursunuz» şekline sokmakla bunun mümkün olabileceğini söylemiştir. Fiil meczum okunursa mukadder emrin cevabı olur. Merfu' okunduğu takdirde cümle isti'nâfiyye veya hâl olur. Ulemâdan bazılarına göre fi'li meczum okuyan ma'nayı küfürle te'vil etmiş olur. Merfu okuyan ise onu yukarıya ta'lik etmediği için cümle ya hâl yahud müste'nef olur.
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in: «Benden sonra dönüp kâfir olmayın» buyurması bazı ulemâya göre: «Ben şuradan ayrıldıktan sonra» ma'nasınadır. O gün kurban bayramı olduğu için Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mina'da bulunuyorlardı. Ya-' hud Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bu irtidâd işinin kendi hayâtında olmayacağını bilmiş de vefatından sonrası için ashabını nehyetmiştir.
 
Hâriciler bu hadisle istidlal ederek büyük günâh işleyen kimsenin dinden çıkıp kâfir olduğunu iddia ederler. Derler ki: «Bu hadisin mâ'nâsı: «Benden sonra birbirinizi öldürme sebebiyle küfretmeyin!» demektir. Haksız yere insan öldürmek büyük günahtır. Şu halde nass-x hadisden anlaşılıyor ki büyük günah işleyen kâfir olurmuş
[10/3 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Türkiye’nin İlk Hızlı Tren Seferi Ankara-Eskişehir Hattında Yapıldı 2009
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10/3 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça ‘iyi’ ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.” 
 
Al-i imran 92
[10/3 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Sabah veya akşam, Allah yolunda birazcık yürümek, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır…” 
 
Buhârî, Cihâd, 6
[10/3 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: MÜBÂREK BİR AYIN GÖLGESİ DÜŞTÜ
 
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Ramazan ayı girmeden, Şâbân ayının son on gününde ümmetini uyarır ve şöyle buyururdu:
“Ey insanlar! Sizi büyük ve mübârek bir ay gölgeledi. O ay içerisinde bir gece vardır ki; bin aydan daha hayırlıdır. O, öyle bir aydır ki; Allah gündüz orucunu farz, gece ibâdetini nâfile kıldı. O ay içerisinde bir hayır işleyen, diğer aylarda bir farz işlemiş gibi olur. O ayda bir farz işleyen, diğer aylarda yetmiş bin farz işlemiş gibi olur. O, sabır ayıdır. Sabrın sevabı ise, cennettir. O, yardımlaşma ayıdır. O ayda mü’minlerin rızkı bereketlenir. Ramazan’da kim bir oruçluyu iftar ettirirse, bu, günahlarının bağışlanmasına, cehennemden âzâd olmasına vesîle olur ve oruçlunun sevâbından hiçbir şey eksiltilmeksizin, onun sevabı kadar sevap alır.”
Ashâb-ı Kiram:
“-Yâ Rasûlallâh! Hepimiz oruçluyu iftar ettirecek bir şey bulamıyoruz!.” dediklerinde, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
“-Allah, bu sevabı, oruçluyu bir hurma ile veya bir içim su yahut bir yudum süt ile iftar ettirene (de) verir. Kim bir oruçluya su verirse, Allah da ona havzımdan öyle bir şerbet verir ki, artık cennete girinceye kadar hiç susamaz.”
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10/3 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız sensin.” (Âl-i İmran, 3/8)
[10/3 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: ADÂB-I MUAŞERET
Adâb-ı muâşeret, toplum içerisinde insana gerekli olan nezaket kurallarını öğreten, insanî ilişkilerde uyulacak ahlaki ölçüleri or- taya koyan ve kişiyi saygı ve hürmete layık kılan davranış şekille- ridir.
Nezaket ve görgü kurallarına önem verilmeyen toplumlarda ah- lâkın varlığından söz edilemeyeceği gibi; hukuka saygı, nizam ve intizamdan da söz edilemez. Bundan dolayı yüce dinimiz İslam, misafirperverlikten bayram törenlerine; sosyal yardımlaşmadan, insanların birbirini sevip saymalarına; bireysel hayattan sosyal ha- yata varıncaya kadar hemen her alanda muaşeret prensipleri ge- tirmiştir.
O halde Müslümanlar, hayatlarının her alanında edep kurallarına uygun söz ve davranış sergilemelidirler.
 
ME’ÂRİC SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 44 âyettir.
Sûre, adını üçüncü âyetteki “el- Me’âric” kelimesinden almıştır. Me’âric, yükselme yolları demek- tir.
Sûrede başlıca, Mekke müşrikle- rinin inkar, inat ve azgınlıkları, insan tabiatının bazı yönleri, ölüm ötesi hayatın gerçekliği kı- yamet halleri, öldükten sonra di- rilme, hesap gününün sıkıntıları, cehennem azabı, ahiret hayatı ve peygamberlik gibi İslam’ın inanç esasları ele alınmakta ve konu edilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Vatan, bize kılıcımızın ekmeğidir. (Namık Kemal)
[10/3 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Her şeye vekil
 
Al-Wakil : The Trustee who manages the affairs of those who duly commit them to its charge, and who looks after them better than they could themselves. 
Cenab-ı Hak buyuruyor.
'Vekil olarak Allah yeter.' (Nisa, 81)
' 'Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!' dediler.' (Al-i İmran, 173)
'Benden baska vekil edinmeyin' (İsra,2 )
Vekil, vekalet verenin ihtiyaç  duyduğu bütün şeyleri adına yapmaya yetkili kıldığı kimsedir. 
Rabbimiz vekilimizdir. Bütün işlerimiz O'nun kudretiyle cereyan etmektedir. O ne güzel vekil ve ne güzel yardımcıdır. Ancak tedbir almamız, ondan sonra Rabbimize vekaletimizi vermemiz gerekmektedir. Tedbiri almadan takdire küsmek haksızlıktır. (2)
 
Allah iman sahibi olan, samimi kullarına karşılaştıkları her türlü durum ve şartta Kendisine güvenmelerini söyler. Nitekim tüm peygamberler Allah'ın dinini anlatırken, birçok zorlukla karşılaşmış, hitap ettikleri topluluklar çoğu zaman onlara düşmanlıkla karşı çıkmışlardır. Ancak elçiler, Allah'ın birliğini, O'nun emir ve yasaklarını anlatma konusunda her zaman cesur ve kararlı bir tutum sergilemişlerdir. Hep Allah'ı vekil edinmişler, yalnızca O'nun hoşnutluğunu gözetmişlerdir. (4) 
Tevhidin hakikatini anlamak için kul, kalbini işlerden uzak tutmalı, bütün işleri Allah'a havale etmeli, bu işlerin sıkıntı ve zorluklarıyla kalbini meşgul etmemelidir. Vekil olan Allah pek zengindir. Vekil'in pek zengin, vefakar ve cömert olduğuna göre Mevla'na ibadet etmeye yönel. Allah'ı tanıyan kimsenin, bütün işlerinde O'na tevekkül etmesi ve her işini O'na havale etmesi gerekir. (3)
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 
2) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004 
4) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
[10/3 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: İkinci bölümde de ifade edildiği gibi, fıkıh kelimesi sözlükte 'bir şeyi bilmek, iyi ve tam anlamak, iç yüzünü ve inceliklerini kavramak' anlamına gelir. Terim olarak ise, hicrî ilk asırlarda zihnî çaba ile elde edilen dinî bilgilerin tamamını ifade etmişken, iman ve itikad konularının ayrı bir ilim dalı olarak teşekkül etmesine paralel olarak, ileri dönemlerde İslâm'ın fert ve toplum hayatının değişik yönleriyle ilgili şer`î-amelî hükümlerini bilmenin ve bu konuyu inceleyen ilim dalının özel adı olmuştur. Fıkhın, şer`î delillerden elde edilen fıkhî hükümleri sistematik tarzda ele alan dalına fürû-i fıkıh, delillerden hüküm elde etme metodunu inceleyen dalına da usûl-i fıkıh denir. Fıkıh ilminde uzman olan kimselere de fakih (çoğulu fukahâ) denildiğini biliyoruz. Fıkıh ferdin Allah'a, kendine ve topluma karşı amelî sorumluluklarını, beşerî ilişkilerin sübjektif, ahlâkî ve objektif (hukukî) yönlerini bütünüyle kuşattığından ve bir bakıma İslâm toplumunun dini anlama ve yaşama tarzını ve çeşitliliğini, kültür ve geleneğini temsil ettiğinden İslâm hukuku tabirinin ilk planda çağrıştırdığı dar ve şeklî alana göre daha kapsamlıdır. Fakat Batı'daki İslâmoloji çalışmalarının etkisiyle fıkıh yerine İslâm hukuku tabiri de eş anlamlı olarak kullanılır olmuştur.
Kur'an'ın fert ve toplum hayatına ilişkin olarak koyduğu amelî hükümler, kural ilke ve amaçlar ile bunların açıklaması, örneklendirmesi ve uygulanması mahiyetindeki Hz. Peygamber'in sünneti, İslâm'ın amelî hükümlerinin temel kaynaklarını teşkil eder. Kur'an ve Sünnet'in bu belirleyici ve yönlendirici tavrı, ferdin kişiliğine ve temel haklarına müdahale değil aksine dünya hayatında çeşitli zaaf ve sapmalara mâruz kalan insana ilâhî inayet ve rahmet elinin uzanması, onun aklî ve fıtrî temizliğinin vahiyle korunması ve desteklenmesi ve insanın dünya ve âhirette mutluluğu yakalamasına yardımcı olunması anlamını taşır. Müslümanlar ferdî, ailevî ve sosyal hayatlarını düzenlerken dinin bu yol göstericiliğinden âzami ölçüde yararlanmayı bu sebeple isterler.
Öte yandan, Kur'an ve Sünnet'te yer alan amelî hükümlerin, ilke ve amaçların anlaşılması, yorumlanması ve günlük hayatın bu çizgide düzenlenmesi konusunda İslâm toplumlarının tarihî süreç itibariyle zengin ve çok çeşitli bir tecrübe birikimine sahip olduğu, nasların açık ifadelerinin çerçevelediği ortak alan etrafında zengin bir hukuk kültür ve geleneğinin oluştuğu da bilinmektedir. Bu itibarla İslâm fıkhı bir yönüyle ilâhî tebliğle, Kur'an ve Sünnet'te yer alan açıklamalarla, bir yönüyle de müslüman hukukçuların entelektüel üretimleri, gözlem ve tecrübe birikimleri, toplumların kültür, gelenek ve vak`alarıyla bağlantılıdır. Bu durum, İslâm fıkhının hem ilâhî inâyetten, vahyin yol göstericiliğinden, hem de beşerî çabadan, fert ve toplumların şart ve ihtiyaçlarından kopmamasının, ikisi arasında denge kurarak fert ve toplumlara mâkul, dengeli ve yaşanabilir bir hayat tarzı önerebilmesinin temel âmili olmuştur.
Bu itibarla İslâm fıkhı veya İslâm hukuku denince, sadece Kur'an ve Sünnet'in amelî hükümleri değil de İslâm toplumlarının bu ortak alan etrafında geliştirdiği hukuk kültür ve geleneği, uygulama zenginliği kastedilir. Diğer bir anlatımla İslâm fıkhı veya hukuku tabirini müslüman toplumların fıkhı veya hukuku şeklinde açmak mümkündür.
Bu arada, fıkhın hukuka göre daha kapsamlı bir kavram olduğunu da özellikle vurgulamaya ihtiyaç vardır. Çünkü hukuk beşerî ilişkileri şeklî ve objektif kurallarla ve maddî müeyyidelerle düzenlerken fıkıh ferdin yaratanla, kendisiyle ve toplumla ilişkilerini şekil ve öz, dünya ve âhiret, maddî ve mânevî müeyyide, cebrî hukuk ve sosyal baskı gibi değişik boyutlarıyla ele alır. Bu sebeple de fıkhın içinde İslâm kültür
[10/3 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Sana haram ayi, yani onda savasmayi soruyorlar De ki: O ayda savasmak büyük bir günahtir (Insanlari) Allah yolundan çevirmek, Allah'i inkâr etmek, Mes-cid-i Haram'in ziyaretine mâni olmak ve halkini oradan çikarmak ise Allah katinda daha büyük günahtir Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtir Onlar eger güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karsi savasa devam ederler Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onlarin yaptiklari isler dünyada da ahirette de bosa gider Onlar cehennemliktirler ve orada devamli kalirlar (BAKARA/217)
 
Kadinlarinizdan fuhus yapanlara karsi aranizdan dört sahit getirin Eger sahitlik ederlerse, o kadinlari ölüm alip götürünceye yahut Allah onlara bir yol açincaya kadar evlerde hapsedin (NİSA/15)
 
Yahudilerin yaptiklari zulümden, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmelerinden, menetmelerinden dolayi kendilerine (daha önce) helâl kilinmis bulunan temiz ve iyi seyleri onlara haram kildik (NİSA/160)
 
Inkâr eden ve (baskalarini da) Allah yolundan alikoyanlar süphesiz dogru yoldan çok uzaklasmislardir (NİSA/167)
 
Ey iman edenler! Allah'in (koydugu, dinî) isaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmis) kurbana, (ondaki) gerdanliklara, Rablerinin lütuf ve rizasini arayarak Beyt-i Haram'a yönelmis kimselere (tecavüz ve) saygisizlik etmeyin Ihramdan çikinca avlanabilirsiniz Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karsi beslediginiz kin sizi tecavüze sevketmesin! Iyilik ve (Allah'in yasaklarindan) sakinma üzerinde yardimlasin, günah ve düsmanlik üzerine yardimlasmayin Allah'tan korkun; çünkü Allah'in cezasi çetindir (MAİDE/2)
 
Ey iman edenler! Allah için hakki ayakta tutan, adaletle sahitlik eden kimseler olun Bir topluluga duydugunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakisan (bir davranis) tir Allah'a isyandan sakinin Allah yaptiklarinizi hakkiyle bilmektedir (MAİDE/8)
 
Seytan içki ve kumar yoluyla ancak araniza düsmanlik ve kin sokmak; sizi, Allah'i anmaktan ve namazdan alikoymak ister Artik (bunlardan) vazgeçtiniz degil mi? (MAİDE/91)
 
Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatinca vasiyet esnasinda içinizden iki adalet sahibi kisi aranizda sahitlik etsin Yahut seferde iken basiniza ölüm musibeti gelmisse sizden olmayan, baska iki kisi (sahit olsun) Eger süpheye düserseniz o iki sahidi namazdan sonra alikor, 'Bu vasiyet karsiliginda hiçbir seyi satin almayacagiz, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptigimiz) sahitligi gizlemiyecegiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz' diye Allah üzerine yemin ettirirsiniz (MAİDE/106)
 
Onlar, hem insanlari Peygamber'e yaklasmaktan vazgeçirmeye çalisirlar, hem de kendileri ondan uzaklasirlar Oysa onlar farkinda olmadan ancak kendilerini helak ederler  (EN'AM/26)
 
Yahut 'Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok dogru yolda olurduk' demeyesiniz diye (Kur'an'i indirdik) Iste size de Rabbinizden açik bir delil, hidayet ve rahmet geldi Kim, Allah'in âyetlerini yalanlayip onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabin en kötüsüyle cezalandiracagiz  (EN'AM/157)
 
Allah buyurdu: Ben sana emretmisken seni secde etmekten alikoyan nedir? (Iblis): Ben ondan daha üstünüm Çünkü beni atesten yarattin, onu çamurdan yarattin, dedi  (A'RAF/12)
 
Onlar, Allah yolundan alikoyan ve onu egip bükmek isteyen zalimlerdir Onlar ahireti de inkâr edenlerdir  (A'RAF/45)
 
Tehdit ederek, inananlari Allah yolundan alikoyarak ve o yolu egip bükmek isteyerek öyle her yolun basinda oturmayin Düsünün ki siz az idiniz de O sizi çogaltti Bakin ki, bozguncularin sonu nasil olmustur!  (A'RAF/86)
 
Onlar Mescid-i Haram'in mütevellîleri olmadiklari halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Oranin mütevellîleri takvâ sahiplerinden baskalari degildir Fakat onlarin çogu bunu bilmez  (ENFAL/34)
 
Çalim satmak, insanlara gösteris yapmak ve (insanlari) Allah yol
[10/3 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: HİBE
 
5752 - İbnu Abbâs ve İbnu Ömer radıyallahu anhüm anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bir kimse bir atiyyede bulunur veya bir hibede bulunursa, sonradan atiyye ve hibesinden rücü etmesi ona helal olmaz, sadece baba çocuğuna yaptığı bağıştan dönebilir.'
 
5753 - Bir rivayette: 'Atiyye veya hibesinden dönen, kusmuğuna dönen köpek, gibidir' denmiştir.'
 
Ebu Dâvud, Büyü' 83, (3539); Tirmizî, Büyü' 52, (1299); Nesâî, Hibe 2, (6, 265); İbnu Mâce, Hibe 2, (2377).
 
5754 - Yine İbnu Abbas radıyallahu anhüma'dan merfu olarak şu hadis kaydedilmiştir: 'Kusmuğuna rücü eden köpek gibi hibesinden dönen kimsenin kötü örneği bize yakışmaz.'
 
Buhârî, Hibe 14, 30, Hiyel 14; Müslim, Hibât 5, (1622); Ebu Dâvud, Büyü' 83, (3538); Tirmizî, Büyü' 62, (1298); Nesâi, Hibe 2, (6, 265).
 
5755 - Nu'mân İbnu Beşîr radıyallahu anhümâ'nın anlattığına göre, 'babası onu (Nu'man'ı) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a  getirmiş ve: 'Ey Allah'ın Resülü! Ben bu oğluma bir köle bağışladım! (Sen bu bağışıma şahid ol!' demiştir. Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Her çocuğuna böyle bir bağışta bulundun mu?' diye sormuş, babası 'hayır!' deyince: 'Öyleyse bağışından dön!' emretmiştir.'
 
Buhâri, Hibe 2, 11, Şehâdât 9; Müslim, Hibât 9, (1623); Muvatta, Akdiye 39, (2, 751); Ebu Davud, Büyü' 85, (3542, 3543, 3544, 3545); Tirmizî, Ahkâm 30, (1367); Nesâî, Nahl 1, (6, 558-261).
 
5756 - İbnu Amr İbni'l-As anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm Mekke'yi fethettigi zaman şu hitabede bulundu:
 
'Bilesiniz! Kocasının izni olmadan bir kadının (kocasının malından) bağışta bulunması caiz değildir.'
 
5757 - Bir başka rivayette de şöyle gelmiştir: 'Kocasının nikahında olduğu müddetçe, bir kadına malından hibede bulunması câiz degildir.'
 
Ebu Dâvud, Büyu' 86, (3546, 3547).
 
ÖMRÂ
 
6689 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Ömrâ(nın mal sahibininmenfaatine bir yönü) yoktur. Kim bir malı ömrâ kılarsa artık o mal, ömrâ kılana aittir.'
 
HİBEDEN DÖNME
 
6690 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.'
 
SEVAP ÜMİDİYLE HİBE
 
6691 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kişi, karşılığı verilmediği müddetçe hibesini geri alma hakkına sahiptir.'
 
KOCADAN İZİNSİZ KADININ HİBESİ
 
6692 - Ka'b İbnu Mâlik'in anlattığına göre: 'Hanımı, kendine ait bir zinet eşyasını Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a götürüp: 'Ben bunu tasadduk ediyorum' demiştir. Aleyhissalâtu vesselâm kendisine: 'Kadının kendi malından (da olsa) bağışı kocasının izni olmadan caiz değildir. Acaba sen Ka'b'den izin aldın mı?' demiştir. Hanım 'Evet!' deyince, hanımın kocası Ka'b İbnu Mâlik'e (bir adam göndererek): 'Sen Hayre'ye zinetini tasadduk etmesine izin verdin mi?' diye sordurmuş, Ka'b: 'Evet!' deyince Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kadının hibesini kabul buyurmuştur.'
[10/3 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Kim bizim namazımızı kılar, bizim kıblemize yönelir, bizim kestiğimizi yerse işte o, Müslümandır'. 
Nesâî, İman 9, (8, 105). Buhârî, Salat 28. 
Hadisi Nesâî tahric etmiştir. Ancak, Buhârî, Ebu Dâvud ve Tirmizî tarafından da rivayet edilmiş olan uzunca bir hadisin bir parçasıdır. Bak: 
Tirmizî, İman 2, (2611); Ebu Dâvud, Cihad 104, (2641).
[10/3 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
[Bakara Sûresi.107]
[10/3 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.” (Şu’arâ, 26/83)
[10/3 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Âlim ile sohbet etmek lâl ü mercân incidir, / Câhil ile sohbet etmek günde bin can incitir.[Lâedrî]
[10/3 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ÖMER BİN HATTAB
 
İkinci Raşid Halife. İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim kılmak için Resulullah (s.a.s)'in verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke'de doğmuştur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir (İbnül-Esîr, Üsdül-gâbe, Kahire 1970, IV,146). Babası, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka'b'da Resulullah (s.a.s) ile birleşmektedir. Kureyş'in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil'in kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme'dir (bk. a.g.e., 145).
 
Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)'in müslüman olmadan önceki hayatı hakkında fazlaca bir şey söylemezler. Ancak küçüklüğünde, babasına ait sürülere çobanlık ettiği, sonra da ticarete başladığı bilinmektedir. O, Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak etmekteydi (H. İbrahim Hasan, Tarihul-İslâm, Mısır 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke eşrafı arasında yer almakta olup, Mekke şehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi. Bir savaş çıkması durumunda karşı tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüşünde onun verdiği bilgi ve görüşlere göre hareket edilirdi. Ayrıca kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde etkin rol alır ve verdiği kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-gâbe, IV, 146).
 
Hz. Ömer, sert bir mizaca sahip olup, islâma karşı aşırı tepki gösterenlerin arasında yer almaktaydı. Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr eden ve tapındıkları putlara hakaret ederek insanları onlardan yüz çevirmeğe çağıran Muhammed (s.a.s)'i öldürmeye karar vermişti. Kılıcını kuşanarak, Peygamberi öldürmek için harekete geçmiş, ancak olayın gelişim şekli onun müslümanların arasına katılması sonucunu doğurmuştu. Tarihçilerin ittifakla naklettikleri rivayete göre, Ömer (r.a)'in müslüman oluşu şöyle gerçekleşmişti: Ömer, Resulullah (s.a.s)'i öldürmek için onun bulunduğu yere doğru giderken, yolda Nuaym b. Abdullah ile karşılaştı. Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittiğini sorduğunda o, Muhammed (s.a.s)'i öldürmeye gittiğini söylemişti. Nuaym, Ömer'in ne yapmak istediğini öğrenince ona, kızkardeşi ve eniştesinin yeni dine girmiş olduğunu söyledi ve önce kendi ailesi ile uğraşması gerektiğini bildirdi. Bunu öğrenen Ömer (r.a), öfkeyle eniştesinin evine yöneldi. Kapıya geldiğinde içerde Kur'an okunmaktaydı. Kapıyı çalınca, içerdekiler okumayı kesip, Kur'an sayfalarını sakladılar. İçeri giren Ömer (r.a), eniştesini dövmeye başlamış, araya giren kızkardeşinin aldığı darbeden dolayı burnu kanamıştı. Kızkardeşinin ona, ne yaparsa yapsın dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararlılığını bildirmesi üzerine, ona karşı merhamet duyguları kabarmaya başlamış ve okudukları şeyleri görmek istediğini söylemişti. Kendisine verilen sahifelerden Kur'an ayetlerini okuyan Ömer (r.a), hemen orada imân etti ve Resulullah (s.a.s)'in nerede olduğunu sordu. O sıralarda müslümanlar, Safa tepesinin yanında bulunan Erkam (r.a)'ın evinde gizlice toplanıp ibadet ediyorlardı. Resulullah (s.a.s)'ın Daru'l-Erkam'da olduğunu öğrenen Ömer (r.a), doğruca oraya gitti. Kapıyı çaldığında gelenin Ömer olduğunu öğrenen sahabiler endişelenmeye başladılar. Zira Ömer silahlarını kuşanmış olduğu halde kapının önünde duruyordu. Hz. Hamza: 'Bu Ömer'dir. İyi bir niyetle geldiyse mesele yok. Eğer kötü bir düşüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydır' diyerek kapıyı açtırdı. Resulullah (s.a.s), Ömer (r.a)'in iki yakasını tutarak; 'Müslüman ol ya İbn Hattab! Allahım ona hidayet ver!' dediğinde, Ömer (r.a), hemen Kelime-i şehadet getirerek imân ettiğini açıkladı (İbn Sa'd, Tabakatu'l Kübra, II, 268-269; Üsdül-gâbe, IV, 148-149; Suyûtî, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut 1986, 124 vd.). Rivay
[10/3 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Mesnevi'nin Gönül Alıcı Dibaceleri 
 
    Mevlâna, Mesnevisinin her cildine, bir (dibace) ile başlamıştır. Arapça yazılan bu dibaceler. Mesnevi ciltlerinin tacı, yahut Mesnevi buketinin tomurcuğudur. Mevlâna bu dibacelerde, bütün samimiyetle 'Allah'a hamd-ü senâ' da bulunur. Âyet ve hadiselerle söz incileri dizer. Mesneviyi tarif ve tavsif eder. Birinci ciltte: 'Şüphe yok ki, Mesnevi, gönüllere şifâdır, hüzünleri giderir, Kur'ân-ı Kerimi apaçık bir hale koyar, rızkların bolluğuna sebep olur, huylan güzelleştirir. Mesnevi, sanları yüce, özleri hayırlı kâtiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişilerden başkalarının dokunmasına müsaade etmezler' buyururlar.
    İkinci cildin dibacesinde:
    ' Birisi bana âşıklık nedir? diye sordu. Dedim ki, benim gibi olursan bilirsin.'
    'Âşk ve muhabbet, Hak'kın sıfatıdır ve hakikatte muhabbet Hak'kın olup, kula nispeti mecazidir. Yani, âşk kullara evvela Hak'dan gelir, sonra kulda zuhur eder.'
    Üçüncü cildin dibacesinde:
    'Nefsin, heva ve hevesine uyan, istirahatine düşkün olan, bir şeyden çabuk usanıp vazgeçen, kendisinden emin olmayan, zahmetlere katlanmayan, yalnız dünya geçimine düşen kişi ilme kavuşamaz. Allah'ın ihsanına şükredip takdir ettiğini yüce bilip, nefsin aşağılık hazlarından, kendisini beğenmekten, Allah'a sığınan kişi ilme kavuşur...'
    Dördüncü cildin dibacesinde:
    'Bu faydası en ulu olan güzel konağa dördüncü göçtür. Gök gürleyince bahçeler nasıl sevinir, güzel bir uykuyla gözler nasıl uzlaşırsa, bu dördüncü cildi görünce, ariflerin gönülleri öyle sevinir, öyle neşelenir. Ruhların huzuru, bedenlerin şifâsı, bu dördüncü göçtedir...'
    Beşinci ciltte ise:
    'Şeriat muma benzer, yol gösterir. Fakat, mumu ele almakla yol aşılmış olmaz. Yola düzeldin mi o gidişin tarikattir. maksadına ulaştın mı o da hakikat... Bunun için hakikatler meydana çıksaydı, şeriatlar, yollar batıl olurdu) denmiştir.
    Nitekim bakır, altın olursa, yahut da aslında altındır; artık onun için kimya bilgisine hacet kalır, kendisini kimyaya sürtmeye ne hacet var? Kimya bilgisi şeriattır, kimyaya sürtünmek te tarikat.
    Hasılı şeriat hocadan yahut kitaptan kimya bilgisini öğrenmeye benzer. Tarikat, kimya eczasını kullanmak, bakırı kimyaya sürtmektir. Hakikat ise bakırın altın olmasıdır...'
    Altıncı ciltte:
    'Mesnevinin manevi delil ve beyanlarının altıncı cildi olan bu kitap, vehim, şüphe, tereddüt karanlıklarını aydınlatan bir çerağdır. Bu çerağı hayvanî duygu ile görüp anlamaya kimsenin kudreti yoktur..' buyurulmakta ve 'Sır. ancak sırrı bilenle eşittir. Sır, onu inkâr eden kişinin kulağına söylenmez..' diyerek, bu son cilde başlanmaktadır.
    Mevlâna, büyük eseri Mesnevi'yi bir beyitinde şöyle tarif eder: 'Mesnevimiz, Vahdet dükkânıdır. Onda Vâhid'ten, yâni Allah'tan gayri ne görürsen, o puttur.' Gerçekten, yalnız Allah'ı terennüm eden, Allah âşkını dile getiren, insanlığa hayırlı, aydınlık, nurlu bir yol çizerek, onu 'kemâl' durağına ulaştıran büyük mürşid Mevlâna, onlara, onların anlayabileceği bir dille seslenmiş ve Mesnevi'sini atasözleri, hikâyeler, hattâ masallarla süslemiştir. Yine Mesnevi üzerine der ki: 'Bu kitap, masal diyene masaldır. Bu kitapta halini gören ise er kişidir. Mesnevi. Nil ırmağının suyuna benzer. Kıpdiye kan görünür ama, Musa'ya âb-ı hayat..'
    Dibaceleri Arapça, asıl metni Farsça olan Mesnevi, Mevlâna Müzesindeki en eski nüshasına göre, 25618 beyit. Mesnevi nüshaları zaman zaman yazıldıkça beyit sayıları artıp eksilmiş. Eflâkî Ahmed Dede, Mesnevinin 26660 beyit olduğunu söyler. Mevlevi şairi Esrar Dede ise Mesnevinin 'Kur'an-ı Kerim'deki Besmele, Fatiha. Bakara suresinin harf sayısı kadar', yani 25639 beyit olduğunu kaydeder. Mesnevi'ler aşağı-yukarı bu sayıya yakın beyittedir.
    Mesnevi gibi dünya çapında büyük bir eserin do�
[10/3 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Âlem-i Melekût
 
Madde, his, akıl, ölçü âleminin üstündeki âlem. İlimlerin hepsi his yolları ile değildir. Bir kısmı da âlem-i melekûta âittir. Bu dünyâ için yaratılmış olan hisler, âlem-i melekûtun bilinmesine perde olurlar. Onlardan kurtulmadıkça aslâ o âleme yol bulunmaz. (İmâm-ı Gazâlî)
[10/3 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.s.) veda hutbesinde hangi mesajları vermiştir?
 
İki cihan Peygamberi Rasul-i Ekrem (s.a.s.), Hicretin 10. yılında hac ibadeti esnasında Arafat’ta, 100. 000’den fazla Müslüman’a hitaben şöyle buyurmuşlardır:
 
Ey İnsanlar!
 
Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, bu seneden sonra sizinle burada belki de bir daha hiç buluşamayacağım.  
 
İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.
 
Ashabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayasınız.
 
Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup doğrudan işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.
 
Ashabım!
 
Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermeniz gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliye’den kalma bu çirkin adetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalip’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir.
 
Ashabım!
 
Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmuttalip’in torunu (amcazadem) Rebia’nın kan davasıdır.
 
İnsanlar!
 
Bugün şeytan, sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyetini kurma gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat siz, bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.
 
İnsanlar!
 
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Tanrı emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları te’dib edebilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.
 
Müminler!
 
Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah’ın kitabı Kur’an’dır.
 
Müminler!
 
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.
 
Ashabım!
 
Kendinize de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.
 
İnsanlar!
 
Cenabı Hak her hak sahibine hakkını (Kur’an’da) vermiştir. Varise vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah’ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların ilencine uğrasın! Cenabı Hak, bu gibi insanların ne tövbelerini ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.
 
İnsanlar!
 
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
 
“–Allah’ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun, diye şahadet ederiz” cevabını verdiler.
 
Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.s.):
 
Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab! dedi (Buhari, Hacc, 132).
[10/3 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Mümin Güvenen ve Güvenilen Kişidir
 
 
  
 
  
 
 “Sizin en hayırlınız, kendisinden hayır umulan ve asla kötülük beklenmeyendir.” (Buhârî, Edeb, 57) 
 
 Muhterem Müslümanlar!
 
 Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine huzur ve güven aşılayan O’dur.”[1]
 
 Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Sizin en hayırlınız, kendisinden hayır umulan ve asla kötülük beklenmeyendir.”[2]
 
 Aziz Müminler!
 
 Hepimiz dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren kendimizi emniyette hissetmeyi arzularız. Kötülüklerden uzak olmak, endişe ve korkularımızdan sıyrılmak isteriz. Her birimiz güvenli bir ortamda, huzur içerisinde yaşamaya gayret gösteririz. Zira Cenâb-ı Hakkın imandan sonra bize lütfettiği en büyük nimetlerden birisidir güven duygusu.
 
 Kıymetli Müslümanlar!
 
 Güvenin yegâne kaynağı Cenâb-ı Hak’tır. Yüce Rabbimizin güzel isimlerinden birisi de “el-Mümin”dir. O Allah ki huzur ve esenlik verendir. Kullarını güven ve emniyet içinde yaşatandır.   Kendisine güvenilmeyi en çok hak edendir. O’na sığınanları korku ve endişeden emin kılandır.
 
 Muhterem Müminler!
 
 Allah’a iman eden her mümin, O’nun himayesi ve koruması altındadır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir:
 
 وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا “Allah’a güvenip dayan. Vekil olarak Allah yeter.”[3]
 
 Bu ayet-i kerimeye gönülden inanan müminler olarak biliriz ki; Yüce Mevlâmız bizleri asla kimsesiz ve çaresiz bırakmaz. Nitekim tevhid uğruna atıldığı ateşi Hz. İbrahim’e serin ve zararsız kılan O’dur. Kardeşleri tarafından kuyuya atılan Hz. Yusuf’u oradan çıkarıp Mısır’a sultan eden O’dur. Hz. Yûnus’u balığın karnından kurtuluş sahiline ulaştıran, Hz. Musa’ya denizi yol, kudret ve merhametini yoldaş eyleyen O’dur. Rahmet Elçisi Hz. Muhammed Mustafa’yı müşriklerin tuzağından kurtarıp emniyet içinde Medine’ye kavuşturan da O’dur.
 
 Aziz Müslümanlar!
 
 Mümin, söz ve davranışıyla bir güven insanıdır. Kardeşlerine emniyette olduklarını hissettiren bir iman kalesidir adeta.  Gücünün yettiği oranda her şeyden ve herkesten sorumlu olduğunun bilincindedir. Bizler inanırız ki, iman güvendir. Mümin, güvenen ve güvenilendir. Kâinat insana, insan da birbirine emanettir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir. Mümin de insanların canları ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kişidir.”[4] Onun içindir ki güven zedeleyici davranışlarda bulunmak, bir başkasının canına kastetmek, malına el uzatmak; ağır bir vebal, büyük bir günahtır.
 
 Kardeşlerim!
 
 Yaşadığımız depremlerin yaralarını sarmaya çalıştığımız şu günlerde güven ve huzur kaynağı olmaya devam edelim. Zorluk ve meşakkatler karşısında birbirimiz için sağlam ve güvenli bir liman olalım. Dertli gönüllere derman, mahzun yüreklere sevinç taşıyalım. Aramızdaki şefkat, merhamet ve muhabbetle, zihinlerimiz ve gönüllerimiz inşirah bulsun. Unutmayalım ki Allah’a dayanır ve güvenirsek, kardeşlerimize karşı güven ve emanet bilincini kuşanırsak, Rabbimizin inayet ve nusreti bizimle beraber olacaktır.
 
 Hutbemi hicret yolculuğunun en sıkıntılı anında Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in Allah’a olan güvenini ifade eden şu ayet-i kerimeyle bitiriyorum: “Hani onlar mağaradaydılar; arkadaşına ‘Mahzun olma! Allah bizimle beraberdir’ diyordu. Derken Allah ona kendi katından bir güven duygusu indirdi...”[5]
 
  
 
 [1] Fetih, 48/4.
 
 [2] Buhârî, Edeb, 57.
 
 [3] Ahzâb, 33/3.
 
 [4] Tirmizî, İmân, 12.
 
 [5] Tevbe, 9/40.
[10/3 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: 5. Şavt
 
“Bismillah!
Allah büyüktür. Allah büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Allah büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur.
Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı süreklidir!
Sen bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen en iyi bağışlayansın.
Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.
Rabbim! Bizi bağışla, merhamet et, kereminle bizi affet. Bilmediklerimizi de, kusurlarımızı da sen biliyorsun, onları affet. Çünkü sen güç ve kerem sa- hibisin. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.
Allahım! Sana karşı görevlerimde birçok eksiğim var. Yaratıklarının da üzerimde birçok hakkı bulunmaktadır. Allahım! Sana karşı olan eksikliklerimi bağışla. Yaratıklarına karşı olanlardan da beni kurtar. Bana helali ver, harama muhtaç olmayayım. İbadetinle meşgul et, günaha düşmeyeyim. Lütfunu ver, başkasına muhtaç olmayayım. Ey bağışlaması bol olan Rabbim!
Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O tektir. Hiç- bir ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd, ona mahsustur. Hayat veren de, hayata son veren de O’dur. Hayır, ancak onun elindedir. O, her şeye gücü yetendir.”
[10/3 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَخْلِصُوا أَعْمَالَكُمْ لِلّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ فَإِنَّ اللهَ لَا يَقْبَلُ إِلَّا مَا أُخْلِصَ لَهُ. (قط)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Ey insanlar! Amellerinizi Allah Azze ve Celle için ihlâslı yapınız. Zira Allâhü Teâlâ ancak kendisi için ihlâsla yapılan amelleri kabul eder.” (Sünen-i Dârekutnî)
 
10 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[10/3 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: İMÂM CAFER-İ SÂDIK RADIYALLÂHÜ ANH
 
Silsile-i Sâdât’ın dördüncü halkası olan Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri, 8 Ramazan 80 (M. 699)’da Medîne-i Münevvere’de dünyaya geldi. Ehl-i Beyt’in büyüklerindendir.
 
Cafer-i Sâdık (k.s.), Tâbiîn’den olup Ashâb-ı Kirâm’dan Enes bin Mâlik ve Sehl bin Sa‘d’ı (r. anhümâ) görmüştür.
 
İmâm-ı Âzam Hazretleri, Cafer-i Sâdık Hazretlerine intisâb etmiş ve “(Cafer-i Sâdık Hazretlerine intisâb ettiğim şu) iki sene olmasaydı Numân helâk olurdu.” buyurmuştur.
 
Hadîs âlimleri tarafından sika (güvenilir) olduğu husûsunda ittifak olunan Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri, dedesi Kâsım bin Muhammed’den, babası Muhammed Bâkır Hazretlerinden ve birçok zâttan hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Birçok kişi de kendisinden rivâyette bulunmuştur. Rivâyet ettiği bazı hadîs-i şerîfler şunlardır:
 
“Allâhü Teâlâ, (mümin olarak) yetmiş yaşına ulaşanları sever, seksen yaşına ulaşanlara da azâp etmez.”
 
“Yâ Ali! Mazlumun bedduasından sakın. Zira o, Allâhü Teâlâ’dan hakkını ister. Allâhü Teâlâ da muhakkak onun hakkını verir.”
 
“Bir kul, Allâhü Teâlâ’nın razı olmadığı husûslarda borçlanmadığı müddetçe, Allâhü Teâlâ, borcunu ödeyinceye kadar (rahmetiyle) onun yanındadır (borcunu ödemesine yardım eder).”
 
Cafer-i Sâdık (r.a.) Hazretleri, oğlu Musa Kâzım rahimehullâh’a şu nasihatlerde bulunmuştur:
 
“Oğlum! Kendisine verilen rızka razı olan, zengin olur. Gözü, başkasının malında olan, fakir olarak ölür. Allâhü Teâlâ’nın verdiği rızka razı olmayan, Allâhü Teâlâ’nın takdirine razı olmamış olur.
 
Kendi kusurlarını küçük gören, başkasının kusurlarını büyük görür. Başkasının kusurlarını küçük gören, kendi kusurlarını büyük görmüş olur.”
 
Cafer-i Sâdık (r.a.) Hazretleri, H. 148 (M. 765) senesinin Şevval ayında, Medîne-i Münevvere’de âhirete irtihâl etti. Babasının da medfun bulunduğu Bakî‘ Kabristanı’na defnolundu. (Silsiletü’z-Zeheb, Fazilet Neşriyat)
 
 
 
10 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[10/3 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: • Arıcılıkta İlkbahar Bakımları Başlangıcı
• İlk Telefon Görüşmesi (1876)
 
Semerkand Takvimi
[10/3 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Nafaka
 
Nikâh akdiyle koca, karısının geçimini temin etmekle yükümlü olur. Kadının nafakasını temin etmenin, kocanın yükümlülükleri arasında olduğu, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle ifade edilmektedir:
 
 Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir  (Bakara 2/233). Kadının kocası üzerindeki haklarının neler olduğunu soran bir kişiye Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şu cevabı vermiştir:  Yediğinden ona da yedirirsin; kendin gibi ona da giydirirsin. Sakın yüzüne vurma. Ona, ‘Allah seni rezil etsin’ şeklinde hakaretler etme. Ona küseceksen evin içinde kalarak küs. 
 
Nafakanın içine temelde şu ihtiyaçlar girer: a) Yiyecek ve içecek. b) Giyecek. Kadın için zaruri süs ve temizlik maddeleri de bu kısma girer. c) Oturulacak ev. Evin mülk olması şart değildir. Kira da olabilir. d) Tedavi ve ilaçlar. e) Kadının ihtiyacı varsa, erkeğin de gücü yetiyorsa hizmetçi. Günümüzde kadının ev işlerini görmede yardımcı olacak ev aletleri de bu kısma girer. Evin temel ihtiyaçları, şahsa, yere, örfe ve iklime göre değişir.
 
Semerkand Takvimi
[10/3 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin.
 
Bakara Suresi 188. Ayet
[10/3 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama O, sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.
 
(Muslim, Ibn Majah)
[10/3 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Nazargahın olan kalplerimizin, kendi yaktığımız ateşlerde kararmış birer taş parçası haline gelmesine izin verme Allah’ım!
[10/3 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Malikül Mülk
 
Mülkün sahibi
[10/3 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Ana Hakkı
 
   Hazreti Peygamberimiz (s.a.s.) eshabıyla oturmuş sohbet ediyordu. Bir kadın sahabe Resulullah'ın huzuruna telaşla girerek: 
 
 - Ya Resûlellah! Şu anda kocam ölüm döşeğinde, belki biraz sonra ölmüş olacak... Yalnız yanında kelime-i şehadet getirdiğimi anladığı ve kendiside getirmeye çalıştığı halde şehadet kelimesi getiremiyor. Kocamın imansız gitmesinden korkuyorum. Bu hususta bir yardımınızı bekliyorum, dedi. 
 
 Hazreti Peygamberimiz: 
 
 - Kocan sağlığında ne gibi kötü harekette bulunurdu? diye sordu.  
 
 Kadın hiçbir kötü amelinin olmadığını, namazını kılıp her türlü ibadetini noksansız yerine getirmeye çalıştığını söyledi. 
 
 Bu sefer Peygamberimiz: 
 
 - Kocanızın dünyada kimi var? diye sordu. 
 
 Kadın ihtiyar bir annesi olduğunu söyleyince Peygamberimz (s.a.s.) kadının kocası Alkama'nın anasın huzura çağırdı. Hazreti Alkama'nın anası, Hazreti Peygamberimizin huzuruna çıktı. Peygamberimiz: 
 
 - Oğlun sana karşı nasıl hareket ederdi? Oğlundan memnunmusun? diyr sordu. 
 
 Alkamanın anası: 
 
 - Ya Resulullah, oğlum evleninceye kadar çok iyi muamele ederdi. Evlendikten sonra hanımını dinledi, bana hor bakmaya başladı. Hatta son zamanda evini bile ayırdı. Ben de üzüldüm, onun bu hareketine, dedi. 
 
 Peygamberimiz (s.a.s.) yaşlı kadına; oğlunun ölüm döşeğinde olduğunu, hakkını helâl etmediği takdirde cehennem azabı çekeceğini söylediyse de kadın: 
 
 - Hakkımı helâl etmem ey Allah'ın Resûlü, dedi. 
 
 Alkama ise evde yatıyor, hâlâ şehadet kelimesi getiremiyordu.  
 
 Hazreti Peygamberimi, kadının annelik şefkatini harekete geçirmek için, orada bulunanlara: 
 
 - Bana biraz odun hazırlayın, diye emir verdi. 
 
 Kadın hayretle : 
 
 - Odunu ne yapacaksın ya Resûlellah! diye sormaktan kendini alamadı. 
 
 Çünkü o da şüphelenmişti. 
 
 Peygamber Efendimiz : 
 
 - Oğlunu yakacağım... Zira yarın cehennemde yanacağına cezasını burada çeksin, daha iyi buyurunca, kadın dayanamadı, 
 
 - Oğlumun gözümün önünde yanmasına razı olamam ya Resûlellah ! Ona hakkımı helal ediyorum, dedi. 
 
 Murat hasıl olmuştu... Hazreti Peygamberimiz,  Bilâl-ı Habeşi Hazretlerini göndererek : 
 
 - Git bakalım, Alkama ne haldedir? buyurdular. 
 
 - Bilâl-i Habeşi Alkam'nın yanına varıp şehadet kelimesei telkin ettiğinde, Alkama'nın dili açılmıştı : 
 
 - Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün Resûlüllah, deyip ruhunu Allah'a teslim etti.
[10/3 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Said (ra)
Resulullah (sav): 'Surun sahibi (İsrafil aleyhisselam), sur denen borusunu ağzına dayamış, yüzünü çevirmiş, kulağını dikmiş, üfleme emrini beklerken ben nasıl tereffühle (dünya nimetlerinden) istifade edebilirim?' buyurmuşlardı. Bu, sanki ashabına çok ağır gelmişti: 'Peki biz ne yapalım -veya ne diyelim- ey Allah'ın Resulü?' diye sordular. Onlara: 'Hasbünallah ve ni'mel-vekil (Allah bize yeter, o ne güzel vekildir!), Allah'a tevekkül ettik, -belki de 'tevekkülümüz Allah'adır!' demişti- deyiniz!' diye emir buyurdular. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Kıyamet 9, (2433)
 
Hadisin Açıklaması:
el-Kâdı merhum, Resulullah'ın bu hadiste: 'Kıyameti koparacak olan İsrafil, sûrunu  ağzına  dayamış, üfleme emri beklerken yani kıyamet bu kadar yaklaşmış iken, ben nasıl ferah bir yaşayışa girebilirim?' demek istediğini söyler. Kıyamet ve ölüm hadiselerinin anılmasında, hatırlanmasında insanlara bir ders, bir nasihat var. Resulullah bu dersi vermektedir
[10/3 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ı şu ayetleri okurken işittim. (Mealen): 'Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür' (Nisa 58). Bu sırada Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın baş parmağını kulağına, onu takib eden (şehadet) parmağına da gözünün üzerine koyduğunu gördüm.
 
Kaynak : Ebu Davud, Sünnet 19, (4728)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[10/3 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: فُقَرَائِهِمْ , فَإن هُمْ اَطَاعُوا لِذَلِكَ , فَإِيَّاكَ وَكَرَائِمَ أَمْوَالِهِمْ , وَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ فَإنهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ.
 
210: Muaz (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir. Resullullah (sallallahu aleyhi vesellem) beni Yemen’e yönetici olarak gönderdi ve söyle buyurdu: “Sen ehli kitap olan bir topluma gidiyorsun, onları Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah’ın elçisi olduğuma şehadet etmeye çağır. Şayet onlar buna itaat ederlerse onlara Allah’ın her gün ve gecede kendilerine beş vakit namazı farz kıldığını haber ver onlar buna da itaat ederlerse onlara Allah’ın zenginlerden alınıp fakirlere verilecek olan zekatı da farz kıldığını bildir. Buna da uyup itaat ettikleri takdirde onların mallarının en gözde ve kıymetli olanlarını almaktan sakın. Mazlumun bedduasından da sakın çünkü onun bedduası ile Allah arasında bir perde yoktur.” (Buhari, Zekat 41, Müslim, İman 29)
 
211- عَنْ أبي حُمَيْدٍ عبد الرحمن بن السعد السَّاعِدِيِّ
 
قال : اسْتَعْمَلَ رَسُولُ اللَّهِ
رَجُلاً مِنَ الأزْدِ عَلَى صَدَقَاتِ بَنِي سُلَيْمٍ يُدْعَى ابْنَ اللتْبِيَّةِ فَلَمَّا قَدِمَ قال : هَذَا لَكُمْ , وَهَذَا اُهْدِىَ اِلَىَّ , فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ
عَلَى الْمِنْبَرِ , فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قال: أَمَّا بَعْدُ فَإني أَسْتَعْمِلُ الرَّجُلَ مِنْكُمْ عَلَى الْعَمَلِ مِمَّا وَلاني اللَّهُ, فَيَأْتِي فَيَقُولُ : هَذَا لَكُمْ , وَهَذَا هَدِيَّةٌ أُهْدِيَتْ إلِي , أَفَلاَ جَلَسَ فِي بَيْتِ أبيهِ أوَأُمِّهِ حَتَّى تَأْتِيَهُ هَدِيَّتُهُ إن كان صَادِقًا , وَاللَّهِ لاَ يَأخذ أَحَدٌ مِنْكُمْ شَيْئًا بِغَيْرِ حَقِّهِ إلا لَقِيَ اللَّهَ تَعَالَى يَحْمِلُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ , فَلاَأعْرِفَنَّ أَحَدًا مِنْكُمْ لَقِيَ اللَّهَ يَحْمِلُ بَعِيرًا لَهُ رُغَاءٌ , أَوْ بَقَرَةً لَهَا خُوَارٌ , أَوْ شَاةً تَيْعَرُ . ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى رُئِيَ بَيَاضُ إِبْطَيْهِ قال : اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ؟ ثلاثا.
211: Ebu Humeyd Abdurrahman ibni Said es Saidi (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Ezd kabilesinden ibni Lütbiyye denilen bir adamı zekat toplamak üzere görevlendirmişti. Bu adam vazifeden dönüşünde: Şu mallar sizindir, şunlarda bana hediye edilenlerdir, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) minbere çıktı ve Allah’a hamdü senadan sonra şöyle buyurdu: “Allah’ın benim idareme verdiği işlerden birine sizlerden birini görevli tayin ediyorum sonra da o kişi dönüp geliyor ve bana diyor ki: Şunlar size ait olanlar şunlar da bana hediye edilenler. Eğer o kişi sözünde doğru ise babasının ve annesinin evinde oturduğu halde kendisine hediye gelseydi ya. Allah’a yemin ederim ki sizden biriniz hakkı olmadan bir şey alırsa kıyamet gününde o aldığı şeyi yüklenmiş vaziyette Allah’ın huzuruna çıkar. Sizden birinizin bağıran bir deve, böğüren bir sığır, meleyen bir koyun yüklenerek Allah’a kavuşmasını istemem.” Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) koltuklarının altı görülünceye kadar ellerini kaldırdı ve Ya Rabbi tebliğ ettim mi? Üç sefer tekrarlayıp buyurdu. (Buhari, Hıyel 15, Müslim, İmare 26)
[10/3 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET............. RAMAZAN AYI GELİYOR

Yak­laş­mak­ta olan mü­bâ­rek Ra­ma­zan ayı­na hür­met et­mek lâ­zım­dır. Oruç tu­tup da, gıy­bet eden, ya­lan söy­le­yen, kalb kı­ran, ha­ram­lar­dan sakın­ma­yan kim­se, Ra­ma­zan ayı­na hür­met et­me­miş olur.

Ha­dîs-i şe­rîf­ler­de bu­yu­rul­du ki:
“Al­la­hü te­âlâ Ra­ma­zan ayın­da gü­nah iş­le­me­yi ter­ke­den kim­se­nin, on­bir ay­lık günâhı­nı mağ­fi­ret eder.”
“Dik­kat­li olun! Ra­ma­zan ayın­da­ki se­vap ve gü­nah­lar kat­la­rıy­la ya­zı­lır. Ra­ma­zan­da çok na­maz kı­lı­nız! Çok Kur’ân-ı ke­rîm oku­yu­nuz!”
“Ra­ma­zan ayı­nın gel­me­si­ne se­vi­ne­ni, Al­la­hü te­âlâ, kı­ya­met gü­nü­nün kor­ku­sun­dan mu­hâ­fa­za eder.”
“Ra­ma­za­na çok hür­met et­me­li­dir. Onun rah­me­ti mü’min­le­ri se­vin­di­ri­ci­dir. O öy­le bir ay­dır ki; ilk gün­le­ri rah­met, or­ta­sı mağ­fi­ret ve so­nu Ce­hen­nem ate­şin­den kur­tul­mak­tır.”
“Eğer kul­lar, Ra­ma­zan-ı şe­rîf ayın­da­ki fa­zi­let ve ih­san­la­rı bil­se­ler­di, bü­tün se­ne­nin Ra­ma­zan ol­ma­sı­nı is­ter­ler­di. Çün­kü bun­da çok se­vap var­dır.”
“Ra­ma­zan ayın­da bir gü­nah iş­le­yen, iki aza­ba müs­te­hak olur. Ra­ma­zan ayın­da bir iyi­lik eden de, iki se­va­ba ka­vu­şur.”
“Ra­ma­zan ayı­nın gün­düz ve ge­ce­sin­de Kur’ân-ı ke­rîm­den bir âyet oku­ya­na, her har­fi için bir şehîd sevâbı ve­ri­lir.”
“Ra­ma­zan Bay­ra­mı gü­nü me­lek­ler yol­la­rın ke­na­rın­da du­ra­rak bay­ram na­ma­zı­na gi­den­le­re şu müj­de­yi ve­rir­ler: Ey mü’min­ler top­lu­lu­ğu, si­ze mü­kâ­fat­lar, ha­yır­lar ve bol bol nîmet­ler ve­re­cek olan ke­rem ve ih­san sâhi­bi Rab­bi­niz­den is­te­yi­niz! Zi­ra O, si­ze ge­ce­le­ri ih­ya et­me­ni­zi em­ret­ti, siz yap­tı­nız. O si­ze gün­düz oruç tut­ma­nı­zı em­ret­ti, siz tut­tu­nuz. O si­ze Rab­bi­ni­ze ita­at et­me­ni­zi em­ret­ti, siz de ita­at et­ti­niz. Öy­le ise bah­şi­şi­ni­zi, mü­kâ­fa­tı­nı­zı alı­nız! Na­maz­dan son­ra bir me­lek de şöy­le ni­dâ eder: Bi­li­niz ey mü’min­ler, bu­gün şüp­he­siz mü­kâ­fat gü­nü­dür, gü­nah­lar­dan kur­tu­luş gü­nü­dür ve ayıp­lar­dan te­miz­len­me gü­nü­dür.”

 
 
10.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/st
[10/3 21
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N