Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 11.07.2023 23:10
Günün yazısı
[11/3 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: 32 - Nesebe Dil Uzatmaya ve Ölüye Ağlamaya Küfür Adı Verilmesi Bâbı
236- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Muâvîye rivâyet etti. H.
Bize İbnİ Nümeyr'de rivâyet etti. Bu lâfız onundur.
(Dedi ki): Bize babam ile Muhammed b. Ubeyd rivâyet ettiler. Bunlar hepbirden A'meş'den, o da Ebû Salih'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet ettiler. Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«İnsanlarda iki haslet vardır ki, bu iki haslet onlarda küfürdür. Nesebe dil uzatmak ve ölüye feryad ederek ağlamak.» buyurdular.
Nesebe diî uzatmak, bir kimsenin babasından başkasına intisâb etmesi veya meşru' surette doğduğunu şüpheye düşürecek şekilde konuşmasıdır.
Niyâha: ölen bir kimsenin iyiliklerini sayarak feryatla ağlamaktır. Bu iki şeyin küfür sayılması dahi yukarıda görüldüğü gibi muhtelif şekillerde te'vil edilmiştir. Ezcümle:
1- Bazılarına gb're buradaki küfürden murad, bu iki şeyin küf-fann amellerinden ve cahiliyyet devri adetlerinden olmalarıdır. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kadınlar kendisine beyat ederken ölüye feryad edip ağlamayacaklarına dair onlardan söz almış: «Ölenin arkasından yanaklarına vuran, ceplerini yırtan ve cahiliyet da'vasın-aa bulunan bizden değildir.» buyurmuştur. Bu hususta onbeş sahâbiden hadis rivâyet edilmiştir. Aynî (Rahimehulloh) «Umdetü'l-Kaari» adlı Buhârî şerhinde bu zevatın isimlerini ve rivâyet ettikleri hadisleri sıralamıştır. Biz, «et-Tavzih» sahibinin yaptığı gibi yalnız isimlerini saymakla iktifa edeceğiz.
Bu zevat: 1- İbn Mes'ud, 2- Ebû Mûsâ el-Eş'ari, 3- Ma'kıl b. Mu-karrin, 4- Ebû Mâlik el-Eş'ari, 5- Ebû Hüreyre, 6- İbn Abbâs, 7- Mua-viye, 8- Ebû Said-i Hudrî, 9- Ebû Ümâme, 10- Alî b. Ebî Tâlib, 11- Câ-bir, 12- Kays b. Âsim, 13- Cünâdetü'bnü Mâlik, 14- Üraraü, Atiyye, 15- Ümmü Seleme (radıyallahu anhüm) hazeratıdır.
İslâmiyet istihza, gıybet ve kazif yani, namuslu kadınlara zina iftirası gibi şeyleri de yasak etti. Çünkü bunlar da cahiliyet devri amel-lerindendir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) «Allah sizden cahiliyet kibrini, soy sop ile öğünmeyi kaldırmıştır.» buyurmuştur.
2 - Burada küfürden murad: Küfre müeddi olmaktır.
3 - Murad: Küfran-ı ni'mettir.
4 - Küfür kelimesi hakikî ma'nasında kullanılmıştır.
Ancak bu hüküm ta'n ile niyâhayı helâl i'tikad edenlere mahsustur.
Hadis-i şerif nesebe ta'n ile niyahanm haram olduğunu ağır bir lisanla ifâde ediyor.
[11/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Türkiye’de İlk Koronavirüs Vakasına Rastlanıldı 2020
• Kocakarı Soğuklarının Başlaması 11-18 Mart
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“...Oraya (kâbeye) giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır...”
Al-i imran 97
[11/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Rızkının çoğalmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse akrabasını kollayıp gözetsin.”
Buhârî, Edeb 12, Büyû` 13
[11/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: MART AYINDA YAPILACAK İŞLER
Tarla Bitkileri
• İkinci azotlu gübre uygulamasına devam edilir.
• Yabancı ot ilaçlamasına başlanır.
• Nohut, mercimek ve fasulye tarlalarının ikinci sürümü yapılır ve ekimine başlanır.
• Sanayi bitkileri için toprak işleme ve ekim hazırlıkları tamamlanır.
• Martın ikinci yarısından başlayarak, ayçiçeği ekimine geçilir.
Meyvecilik
• Yüksek yörelerde fidan dikimi sürdürülür.
• Toprak işleme bitirilir.
• Gübreleme işlemi tamamlanır.
• Budama tamamlanır.
• Kalem aşısı yapılır. Tarımsal mücadeleye devam edilir.
• Bağ tesisi için fidan dikimi yapılır.
Sebzecilik
• Patateste tarla hazırlıkları tamamlanır. Ekim ve gübreleme yapılır.
• Patatesten başka diğer tarla sebzeciliğinde de toprak hazırlığı yapılır. Son toprak işlemesiyle gübreleme işlemi de bitirilir.
• Fasulye ekilecek yerlerde, tohum yatağı hazırlıkları yapılır. Martın ikinci haftasında gübre atılır. Ayın ikinci yarısında ekime başlanır.
• Fideliklerde hastalıklara karşı mücadele yapılır.
• Tohum ekimi, şaşırtma ve fide dikimine devam edilir. Ilık yastıklar hazırlanır. Bezelye, fasulye, kavun ve karpuz ekimi yapılır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! Bana ve anne babama lutfettiğin nimete şükretmeye, razı olacağın işleri yapmaya beni muvaffak kıl. Benden gelecek nesli hayırlı eyle, pişmanlıkla dönüp senin kapına başvurmaktayım ve ben süphesiz sana boyun eğenlerdenim.” (Ahkaf, 46/15)
[11/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: MARANGOZLARIN PİRİ HZ. NUH (A.S.)
Yüce Allah yol gösterici olarak Nûh (a.s)'ı kavmine gönder- diğinde, onu yalanlamışlar, alaya almışlar ve onunla mücade- leye girişmişlerdi.
Nûh (a.s.), bütün çabalarına rağmen kavminin inkâr ve is- yanda direnmeleri üzerine onların durumunu Allah'a arz et- miştir. Allah Nuh (a.s)’a bir gemi yapmasını emretmiş ve o da kendisine öğretildiği şekilde bir gemi yapmıştır. (Hud, 11/37-39)
Sonuçta yüce Allah, -Nuh'un karısı ve bir oğlu da dahil olmak üzere- inkâr ve isyanda direnenleri büyük felaketle yani tu- fanla cezalandırmıştır. Nûh (a.s.) ve ailesi diğer müminler ile birlikte gemiye binerek felaketten kurtulmuşlardır. Hz. Nuh gemicilerin ve marangozların piri sayılmıştır.
NÛH SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 28 âyettir.
Sûrede başlıca iman esaslarıyla birlikte, Nûh peygamberin in- karcılarla mücadelesi ve Nûh Tufanı konu edilmektedir.
Sûre, adını konusundan almış- tır.
Nuh’un kendisi ve müminler için yapmış olduğu dua ile sona ermektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Fırsat ganimettir. Sağlık ve boş zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamlı olarak Allah ́ın zikrine harcamak gerekir. Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dâhildir, isterse alış veriş olsun. (İmam Rabbani)
[11/3 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Her şeye gücü yeten, kudretli olan
Al-Qawi : The Possessor of All Strength. TheMost Strong.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'...Doğrusu O, kuvvetlidir; azabı da pek çetindir.' (Mümin, 22)
'Allah güçlüdür. O'nun cezası şiddetlidir' (Enfal, 52)
Cenab-ı Hak kuvvetli ve kudretlidir. O'nun kuvvetine hiçbir kuvvet karşı gelemez; kudretine hiçbir güç dayanamaz. Herşey O'na kolay gelir; hiçbir şey O'na güç gelmez. Kuvvet ve kudret O'ndadır. O'nun kuvvetine sığınmak boynumuzun borcudur. (2)
Tarih boyunca Allah çeşitli kavimlere elçiler göndermiş, onlar vasıtasıyla insanlara kendi isteklerini bildirmiştir. Gönderilen elçiler de tek ilahın Allah olduğunu, yalnızca Allah'tan korkup sakınmak ve O'nun emirlerini yerine getirmek gerektiğini kavimlerine tebliğ etmişlerdir. Ancak bildirildiği üzere, kavimlerin çoğu inkara sapmış, elçileri yalanlamış ve Allah'ın azabını hak etmiştir. Her dönemde Allah'ın gönderdiği elçileri inkar eden, onlara mümkün olduğu kadar zorluk çıkaran, sıkıntı vermeye çalışan inkarcılar, Allah'ın azabını görünceye kadar bu tutumlarından vazgeçmemişlerdir. Bu önemli gerçeği kavrayamayan inkarcılar, asla erişemeyecekleri bir büyüklük hevesi içerisinde olmuşlardır. Allah'ın dilediğinde tek bir fırtınayla tüm mallarını yok edebileceğini, şiddetli bir yağmurla ekinlerini helak edebileceğini, bir mikropla tüm yakınlarını öldürebileceğini ve daha bunun gibi ellerindeki gücü, serveti yok edebilecek sayısız sebebi göz ardı etmişlerdir. Sonuç olarak yeryüzünde de, ölümden sonra ahirette de Allah'ın azabı ile yüz yüze gelmişlerdir. (4)
Allah'ın güç ve kuvvetini bilen, kendi güç ve kuvvetiyle övünmeyi terk eder, Yüce güç sahibine yönelir. Bu isim kişiye, Allah'ın heybet ve ihtişamını, yüceliğini bilmeyi ve gücüne dayanmayı öğretir. (3)
'El Kaviyyu' ismi şerifini 116 defa tilavet edenin maddi ve manevi kuvveti artar. Şanı yüce, nüfusu cari olur. Kaviyyu isminin sırrına mahzar olur. (5)
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
2) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
4) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
5) Esma-ül Hüsna Şerhi İmam-ı Gazali, Mütercim M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005, Mütercim ilavesi Sayfa:239
[11/3 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: İkinci bölümde de ifade edildiği gibi, fıkıh kelimesi sözlükte 'bir şeyi bilmek, iyi ve tam anlamak, iç yüzünü ve inceliklerini kavramak' anlamına gelir. Terim olarak ise, hicrî ilk asırlarda zihnî çaba ile elde edilen dinî bilgilerin tamamını ifade etmişken, iman ve itikad konularının ayrı bir ilim dalı olarak teşekkül etmesine paralel olarak, ileri dönemlerde İslâm'ın fert ve toplum hayatının değişik yönleriyle ilgili şer`î-amelî hükümlerini bilmenin ve bu konuyu inceleyen ilim dalının özel adı olmuştur. Fıkhın, şer`î delillerden elde edilen fıkhî hükümleri sistematik tarzda ele alan dalına fürû-i fıkıh, delillerden hüküm elde etme metodunu inceleyen dalına da usûl-i fıkıh denir. Fıkıh ilminde uzman olan kimselere de fakih (çoğulu fukahâ) denildiğini biliyoruz. Fıkıh ferdin Allah'a, kendine ve topluma karşı amelî sorumluluklarını, beşerî ilişkilerin sübjektif, ahlâkî ve objektif (hukukî) yönlerini bütünüyle kuşattığından ve bir bakıma İslâm toplumunun dini anlama ve yaşama tarzını ve çeşitliliğini, kültür ve geleneğini temsil ettiğinden İslâm hukuku tabirinin ilk planda çağrıştırdığı dar ve şeklî alana göre daha kapsamlıdır. Fakat Batı'daki İslâmoloji çalışmalarının etkisiyle fıkıh yerine İslâm hukuku tabiri de eş anlamlı olarak kullanılır olmuştur.
Kur'an'ın fert ve toplum hayatına ilişkin olarak koyduğu amelî hükümler, kural ilke ve amaçlar ile bunların açıklaması, örneklendirmesi ve uygulanması mahiyetindeki Hz. Peygamber'in sünneti, İslâm'ın amelî hükümlerinin temel kaynaklarını teşkil eder. Kur'an ve Sünnet'in bu belirleyici ve yönlendirici tavrı, ferdin kişiliğine ve temel haklarına müdahale değil aksine dünya hayatında çeşitli zaaf ve sapmalara mâruz kalan insana ilâhî inayet ve rahmet elinin uzanması, onun aklî ve fıtrî temizliğinin vahiyle korunması ve desteklenmesi ve insanın dünya ve âhirette mutluluğu yakalamasına yardımcı olunması anlamını taşır. Müslümanlar ferdî, ailevî ve sosyal hayatlarını düzenlerken dinin bu yol göstericiliğinden âzami ölçüde yararlanmayı bu sebeple isterler.
Öte yandan, Kur'an ve Sünnet'te yer alan amelî hükümlerin, ilke ve amaçların anlaşılması, yorumlanması ve günlük hayatın bu çizgide düzenlenmesi konusunda İslâm toplumlarının tarihî süreç itibariyle zengin ve çok çeşitli bir tecrübe birikimine sahip olduğu, nasların açık ifadelerinin çerçevelediği ortak alan etrafında zengin bir hukuk kültür ve geleneğinin oluştuğu da bilinmektedir. Bu itibarla İslâm fıkhı bir yönüyle ilâhî tebliğle, Kur'an ve Sünnet'te yer alan açıklamalarla, bir yönüyle de müslüman hukukçuların entelektüel üretimleri, gözlem ve tecrübe birikimleri, toplumların kültür, gelenek ve vak`alarıyla bağlantılıdır. Bu durum, İslâm fıkhının hem ilâhî inâyetten, vahyin yol göstericiliğinden, hem de beşerî çabadan, fert ve toplumların şart ve ihtiyaçlarından kopmamasının, ikisi arasında denge kurarak fert ve toplumlara mâkul, dengeli ve yaşanabilir bir hayat tarzı önerebilmesinin temel âmili olmuştur.
Bu itibarla İslâm fıkhı veya İslâm hukuku denince, sadece Kur'an ve Sünnet'in amelî hükümleri değil de İslâm toplumlarının bu ortak alan etrafında geliştirdiği hukuk kültür ve geleneği, uygulama zenginliği kastedilir. Diğer bir anlatımla İslâm fıkhı veya hukuku tabirini müslüman toplumların fıkhı veya hukuku şeklinde açmak mümkündür.
Bu arada, fıkhın hukuka göre daha kapsamlı bir kavram olduğunu da özellikle vurgulamaya ihtiyaç vardır. Çünkü hukuk beşerî ilişkileri şeklî ve objektif kurallarla ve maddî müeyyidelerle düzenlerken fıkıh ferdin yaratanla, kendisiyle ve toplumla ilişkilerini şekil ve öz, dünya ve âhiret, maddî ve mânevî müeyyide, cebrî hukuk ve sosyal baskı gibi değişik boyutlarıyla ele alır. Bu sebeple de fıkhın içinde İslâm kültür
[11/3 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Sana haram ayi, yani onda savasmayi soruyorlar De ki: O ayda savasmak büyük bir günahtir (Insanlari) Allah yolundan çevirmek, Allah'i inkâr etmek, Mes-cid-i Haram'in ziyaretine mâni olmak ve halkini oradan çikarmak ise Allah katinda daha büyük günahtir Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtir Onlar eger güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karsi savasa devam ederler Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onlarin yaptiklari isler dünyada da ahirette de bosa gider Onlar cehennemliktirler ve orada devamli kalirlar (BAKARA/217)
Kadinlarinizdan fuhus yapanlara karsi aranizdan dört sahit getirin Eger sahitlik ederlerse, o kadinlari ölüm alip götürünceye yahut Allah onlara bir yol açincaya kadar evlerde hapsedin (NİSA/15)
Yahudilerin yaptiklari zulümden, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmelerinden, menetmelerinden dolayi kendilerine (daha önce) helâl kilinmis bulunan temiz ve iyi seyleri onlara haram kildik (NİSA/160)
Inkâr eden ve (baskalarini da) Allah yolundan alikoyanlar süphesiz dogru yoldan çok uzaklasmislardir (NİSA/167)
Ey iman edenler! Allah'in (koydugu, dinî) isaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmis) kurbana, (ondaki) gerdanliklara, Rablerinin lütuf ve rizasini arayarak Beyt-i Haram'a yönelmis kimselere (tecavüz ve) saygisizlik etmeyin Ihramdan çikinca avlanabilirsiniz Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karsi beslediginiz kin sizi tecavüze sevketmesin! Iyilik ve (Allah'in yasaklarindan) sakinma üzerinde yardimlasin, günah ve düsmanlik üzerine yardimlasmayin Allah'tan korkun; çünkü Allah'in cezasi çetindir (MAİDE/2)
Ey iman edenler! Allah için hakki ayakta tutan, adaletle sahitlik eden kimseler olun Bir topluluga duydugunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakisan (bir davranis) tir Allah'a isyandan sakinin Allah yaptiklarinizi hakkiyle bilmektedir (MAİDE/8)
Seytan içki ve kumar yoluyla ancak araniza düsmanlik ve kin sokmak; sizi, Allah'i anmaktan ve namazdan alikoymak ister Artik (bunlardan) vazgeçtiniz degil mi? (MAİDE/91)
Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatinca vasiyet esnasinda içinizden iki adalet sahibi kisi aranizda sahitlik etsin Yahut seferde iken basiniza ölüm musibeti gelmisse sizden olmayan, baska iki kisi (sahit olsun) Eger süpheye düserseniz o iki sahidi namazdan sonra alikor, 'Bu vasiyet karsiliginda hiçbir seyi satin almayacagiz, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptigimiz) sahitligi gizlemiyecegiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz' diye Allah üzerine yemin ettirirsiniz (MAİDE/106)
Onlar, hem insanlari Peygamber'e yaklasmaktan vazgeçirmeye çalisirlar, hem de kendileri ondan uzaklasirlar Oysa onlar farkinda olmadan ancak kendilerini helak ederler (EN'AM/26)
Yahut 'Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok dogru yolda olurduk' demeyesiniz diye (Kur'an'i indirdik) Iste size de Rabbinizden açik bir delil, hidayet ve rahmet geldi Kim, Allah'in âyetlerini yalanlayip onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabin en kötüsüyle cezalandiracagiz (EN'AM/157)
Allah buyurdu: Ben sana emretmisken seni secde etmekten alikoyan nedir? (Iblis): Ben ondan daha üstünüm Çünkü beni atesten yarattin, onu çamurdan yarattin, dedi (A'RAF/12)
Onlar, Allah yolundan alikoyan ve onu egip bükmek isteyen zalimlerdir Onlar ahireti de inkâr edenlerdir (A'RAF/45)
Tehdit ederek, inananlari Allah yolundan alikoyarak ve o yolu egip bükmek isteyerek öyle her yolun basinda oturmayin Düsünün ki siz az idiniz de O sizi çogaltti Bakin ki, bozguncularin sonu nasil olmustur! (A'RAF/86)
Onlar Mescid-i Haram'in mütevellîleri olmadiklari halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Oranin mütevellîleri takvâ sahiplerinden baskalari degildir Fakat onlarin çogu bunu bilmez (ENFAL/34)
Çalim satmak, insanlara gösteris yapmak ve (insanlari) Allah yol
[11/3 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: HİCRETLER
5739 - Bera İbnu'l-Âzib radıyallahu anh anlatıyor: 'Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh, evinde babama uğradı. Ondan bir semer satın aldı. (Babam) Azib'e:
'Benimle oğlunu gönder, onu evime kadar götürüversin!' dedi. Babam bana:
'Hay onu götürüver!' dedi. Ben de götürüverdim. Babam onunla beraber çıktı, bedelini alacaktı. Babam, Ebu Bekr'e:
'Ey Ebu Bekr! Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'la (hicret ettiğin) gece ne yaptınız?' diye sordu.
'Evet o gece yürüdük. Ertesi günü de öğle vaktine kadar yürüdük. Yolumuz tenha idi, hiç kimseye rastlamadık. Önümüze uzun bir kaya çıktı. Kayanın henüz güneşin değmediği bir gölgesi vardı. Yanına konakladık. Ben kayanın yanına geldim. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın duldasında uyuması için eIimle bir yeri düzledim. Sonra oraya bir post yayıp:
'Ey Allah'ın Resülü! (Siz biraz istirahat buyurup şurada) uyuyun, ben etrafınızı gözetlerim!' dedim. Derken yatıp uyudu, ben de çıkıp etrafını gözetlemeye başladım. Kayaya doğru sürüsüyle gelmekte olan bir çobanla karşılaştım. O da bizim gibi gölgeye sığınmak istiyordu.
'Sen kimlerdensin ey delikanlı?' diye sordum. Medine veya Mekke'den bir adama aitti. Ben tekrar:
'Koyununda süt var mı?' dedim.
'Evet!' dedi.
'Sağar mısın?' dedim.
Tabii dedi ve sağmak üzere bir koyun yakaladı.
'Memede kıl, toz-toprak çer-çöp olabilir, bunları bir çırp!' dedim. Dediğimi yaptı, beraberindeki bir kaba bir miktar süt sağdı. Benim de yanımda Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm için taşıdığım bir kap vardı. İçmede, abdestte onu kullanırdı. (Sütü kendi kabıma aktararak) Aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına geldim. Uyuyordu. Uyandırmak istemedim. Uyanıncaya kadar yanında durdum. Süte biraz su kattım, dibi serinledi.
'Ey Allah'ın Resülü, buyurun için!' dedim. O içti ben de memnun oldum. Sonra: 'Yola koyulma vakti gelmedi mi?' dedi.
'Evet!' dedim. Güneşin zevâlinden sonra hareket ettik. Peşimize Sürâka İbnu Mâlik İbni Cu'şem düştü. Biz sert bir arazide yürüyorduk.
'Ey Allah'ın Resülü, bize yaklaştı!' dedim.
'Üzülme! Allah bizimledir!' buyurdu. Aleyhissalâtu vesselâm, Sürâkaya beddua etti. Derhal atının ön ayağı karnına kadar yere saplandı. Sürâka:
'Anladım ki, siz bana ilendiniz. Ne olur benim için dua edin. Allah için ben de takipçileri sizden geri çevireceğim!' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm dua ediverdi, adam kurtuldu ve geri döndü. Yol boyu her kime rastladı ise:
'Ben size bedel burada gereken (aramayı) yaptım (kimse yok)!' dedi. Böylece her kime rastladı ise geri çevirdi. Hülasa, bize verdiği sözü tuttu.'
Buhâri, Menâkıbu'l-Ensâr 45. Lukata 11, Menâkıb 25, Eşribe 12; Müslim, Zühd 75, (2009).
5740 - Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz mağarada iken müşriklerin ayaklarını görüyordum. Onlar bu sırada başlarımızın üstünde idiler.
'Ey Allah'ın Resûlü dedim, onlar ayaklarının aşağısına bir bakacak olsa bizi mutlaka görürler!' dedim. Bunun üzerine:
'Ey Ebu Bekr!' buyurdular, 'Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne zannediyorsun?'
Buhârî, Fezâilu'l-Ashâb 2, Menâkıb 45, Tefsîr, Berâet 1; Müslim, Fezâilu's-Sahâbe 1, (2381); Tirmizî, Tefsîr, Tevbe, (3095).
5741 - Abdullah lbnu Sa'dî radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına bir heyet olarak geldik. Ben:
'Ey Allah'ın Resülü! Muhakkak ki ben, arkamda, artık hicretin sona erdiğini zanneden bir kavim bıraktım' dedim. Aleyhissalâtu vesselâm:
'Küffârla kıtal edildiği müddetçe, hicret sona ermeyecektir' buyurdu.'
Neâî, Bey'at 15, (7, 146).
5742 - Ya'la İbnu Ümeyye anlatıyor: 'Fetih günü babam Ümeyye'yi getirip: 'Ey Allah'ın Resûlü! Babamla hicret şartı üzere bey'at yap!' dedim. Ama O:
'Onunla cihad etme şartı üzerine bey'at yaparım, artık hicret sona ermiştir' cevabını verdi.'
Nesâî, Bey'at 15, (7,145).
5743 - Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: '(Saha
[11/3 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'İman, yetmiş küsur -bir rivayette de altmış küsur- şubedir. Haya imandan bir şubedir.'
Buhârî, İman 3; Müslim, İman 57-38, (35-36); Ebu Dâvud, Sünnet 15, (4676); Tirmizî, İman 6, (2617); Nesâî, İman 16, (8, 110); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (57).
Bir rivayette şu ziyâde vardır: 'Bu şûbelerden en üstünü 'Lâilâhe illallah' sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara çıkarmaktır.'
[11/3 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.
[Bakara Sûresi.110]
[11/3 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: “(Rabbim) Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle!” (Şu’arâ, 26/84)
[11/3 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Alkol kapıdan girerse, mutluluk pencereden çıkar.[ ]
[11/3 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.OSMAN B. AFFÂN
Osman b. Affân b. Ebil-As b. Ümeyye b. Abdi'ş-Şems b. Abdi Menaf el-Kureşî el-Emevî; Raşid Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeoğulları ailesine mensup olupnesebi beşinci ceddi olan Abdi Menaf'ta Resulullah (s.a.s) ile birleşmektedir. Fil olayından altı sene sonra Mekke'de doğmuştur. Annesi Erva binti Küreyz b. Rebia b. Habib b. Abdi Şems'tir. Büyükannesi ise Resulullah (s.a.s)'ın halası Abdülmuttalib'in kızı Beyda'dır. Künyesi 'Ebû Abdullah'tır. Ona 'Ebu Amr' ve 'Ebu Leyla' da denilirdi (İbnul-Hacer el-Askalânî el-İsabe fi Temyîzi's-Sahabe Bağdat t.y. II 462; İbnül Esîr Üsdül-Ğâbe III 584-585; Celaleddin Suyûtî Târihul-Hulefâ Beyrut 1986 165).
Resulullah (s.a.s) risaletle görevlendirildiğinde Osman (r.a) otuz dört yaşlarındaydı. O ilk iman edenler arasındadır. Ebû Bekir (r.a) güvendiği kimseleri İslâma davette yoğun gayret göstermekteydi. Onun bu çalışmaları neticesinde Abdurrahman b. Avf Sa'd b. Ebi Vakkas Zübeyr b. Avvâm Talha b. Ubeydullah ve Osman b. Affân iman etmişlerdi. Hz. Osman cahiliyye döneminde de Hz. Ebû Bekir'in samimi bir arkadaşı idi (Siretu İbn İshakİstanbul 1981121; Üsdü'l-Gâbe aynı yer; Askalanî aynı yer).
Hz. Osman iman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman (r.a) ebediyyen dininden dönmeyeceğini söyleyince kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştı (Suyûtî 168). Peşinden o Resulullah (s.a.s)'ın kızı Rukayye ile evlenmişti. Bazı tarihçiler bu evliliğin Peygamber'in risaletle görevlendirilmesinden önce olduğunu kaydederler (Suyûtî a.g.e. 165).
Mekkeli müşriklerin iman edenlere yönelttikleri baskı ve işkenceler yoğunlaşıp çekilmez bir hal alınca Resulullah (s.a.s) ashabına Habeşistan'a hicret etmeleri tavsiyesinde bulunmuştu. Hz. Osman'ın Habeşistan'a ilk hicret edenler arasında olduğu hakkında kaynaklar ittifak halindedirler. İbn Hacer birçok sahabiye dayandırarak Hz. Osman'ın eşi Rukayye ile birlikte Habeşistan'a hicret eden ilk kimse olduğunu kaydetmektedir (İbn Hacer aynı yer). Mekkelilerin iman ettiklerine dair yanlış bir haberin Habeşistan'a ulaşmasıyla birlikte muhacirlerden bir bölümü Mekke'ye geri dönmüştü. Hz. Osman da geri dönenler arasındaydı. Ancak onlar kendilerine ulaşan haberin asılsız olduğuna şahit olduklarında tekrar Habeşistana gitmek için yola çıktılar. Hz. Osman hareket etmeden önce Resulullah (s.a.s)'e şöyle demişti: 'Ya Resulullah! Bir defa hicret ettik. Bu Necaşi'ye ikinci hicretimiz oluyor. Ancak siz bizimle değilsiniz'. Resulullah (s.a.s) ona; 'Siz Allah'a ve bana hicret edenlersiniz. Bu iki hicretin tamamı sizindir' karşılığını vermişti. Bunun üzerine o; 'Bu bize yeter ya Resulullah' dedi (İbn Sa'd Tabakatül-Kübra Beyrut t.y. I 207).
Hz. Osman (r.a) ikinci olarak hicret ettiği Habeşistan'da bir müddet kaldıktan sonra Mekke'ye geri döndü. Resulullah (s.a.s) Medine'ye hicret etmekle emrolunduğunda Hz. Osman diğer müslümanlarla birlikte Medine'ye hicret etti. O Medine'ye ulaştığı zaman Hassan b. Sabit'in kardeşi Evs b. Sabit'e konuk olmuştu. Bundan dolayı Hassan onu çok severdi (İbnül-Esîr Üsdül-Gâbe 585; İbn Sa'd a.g.e. 55-56).
Bir yahudinin mülkiyetinde olan Rume kuyusunu yirmi bin dirheme satın alarak bütün müslümanların istifadesine sunmuştu. Bu kuyunun müslümanlar için ne kadar önemli olduğu Resulullah (s.a.s)'in şu sözünden anlaşılmaktadır: 'Rume kuyusunu kim açarsaona Cennet vardır' (Buharî Fezailu'l-Ashab 47).
Hz. Osman hanımı Rukayye ağır hasta olduğu için Resulullah (s.a.s)'in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Rukayye ordu Bedir'de bulunduğu esnada vefat etmişmüslümanların zaferinin müjdesi Medine'ye ulaştığı gün toprağa verilmişti. Fiili olarak Bedir'de bulunmamış olmakla birlikte Resulullah (s.a.s) onu Bedir'e katılanlardan saymış ve ganimetten ona
[11/3 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Şeyh Sadreddin Konevî De O'na Uydu
Mevlâna. Konya'ya geldiği zaman, etrafında, devrin tanınmış birçok mutasavvıflarını bulmuş, geniş bir ilim çevresiyle karşılaşmıştı. Bu mutasavvıflardan biri de. Şeyh Sadreddin Konevi idi. Sadreddin Konevî, 1210 yılında Malatya'da doğmuş, iki yaşındayken babasını kaybetmiş, annesiyle birlikte Konya'ya gelerek yerleşmişti. Tanınmış bilgin Muhyiddin-i Arabi. Konya'ya gelerek. Sadreddin'in dul annesi ile evlenmiş, böylece Şeyh Sadreddin. babalığı Muhyiddin'in manevî terbiyesi altında yetişmiş. 'Vahdet-i vücûd' felsefesinin Anadolu'ya yayı-lması için çalışmış, eşerler yazmıştır. Hadîs ilminde eşi benzeri bulunmayan bir bilgindir.
Başlangıçta değişik inanç ve kanaatleriyle. Mevlâna'nın fikir ve düşüncelerinden ayrılan Sadreddin Konevî. devletten geliri olan, Selçuklu sultanları ile yakınlığı bulunan, itibarlı, zengin bir kimse idi. Konya'daki saray misâli konağında, câriye ve uşaklarıyla bir sultan gibi yaşıyordu. O'nun bu gösterişli hayatı, halkın sevgisiyle yaşayan, gönüllere seslenen yoksul Mevlâna tarafından kınanıyordu. Bununla birlikte, Mevlâna. Sadreddin'e büyük bir saygı gösteriyor, ilmini, irfanını takdir ediyordu. Bir gün, bir toplulukta, namaz kılacağı zaman, Mevlâna'ya imamlık teklif etmişlerdi. Mevlâna:
— Biz abdal erleriz, nerede olursa orada oturur, kalkarız. İmamlık, tasavvuf ve temkin ehline yaraşır... diyerek. Sadreddin'i öne sürmüş, imamlığa geçirtmişti. Ve sonra ilâve etti:
— Allah'tan korkan bir imamın arkasında namaz kılan, peygamberlerin arkasında namaz kılmış gibi olur.
Zaman geçdikçe. Şeyh Sadreddin, Mevlâna'yı anlamaya, ona karşı derin bir saygı ve sevgi göstermeye başlamış, bir gün onu şu sözleriyle övmüştü:
— Bestamlı Beyazıd'la Bağdad'lı Cüneyd, bu zamanda yaşamış olsalardı, bu Allah erinin bindiği atın eğer örtüsünü taşırlar, ona seyislik ederlerdi.
Zaman zaman ziyaretleriyle Sadreddin'in konağını süsleyen Mevlâna. onunla sohbetten büyük bir zevk duyuyordu. Bir keresinde Sadreddin'in evinde bir toplantı daha yapılmış, bu toplantıya, devrin ileri gelen bilginleri de çağırılmıştı. Konuşma sırasında, davetlilerden Emir Kernaleddin şöyle demişti:
— Mevlâna'nın etrafındakiler halktan ve orta tabakadan kimseler.. Çoğu esnaf.. Fazilet ve bilgi sahibi yanına uğramıyor gibi bir şey.. Nerede bir çulha, nerede bir bakkal, nerede bir terzi varsa, onun müridi olmuş.
Bu söz Mevlâna'yı incitmişti ama, cevabını da vermişti:
— Öyledir zahir.. Hallac-ı Mansur da bir 'hallaç' değil miydi? Hepimizin bildiği Buharalı mutasavvıf bez dokumaz mıydı? Bir başkası camcıydı. Söyler misiniz, sanatlarının irfanlarına ne zararı oldu?
Bu yollu söz daha gelmişti Mevlânahın kulağına.. Diyorlardı ki:
— Mevlâna eşsiz bir sultan, misli görülmemiş bir insan. Oha sözümüz yok.. Ama, etrafındaki kötü kişilere ne demeli?
Mevlâna, bu tarize de karşılık vermiş ve susturmuştu:
— Eğer onlar iyi olsalardı, ben onlara mürid olurdum.
Mevlâna bu cevabıyla, kendisinin dışarıdan cahil, kaba-saba gibi görünen, gerçekte özü. cevheri bulunan ham insanları yetiştirmekle, olgunlaştırmakla, onları feyzinin bir peyki yapmak ve onlara öncülük etmekle görevli olduğunu söylüyordu.
Ve aslında da öyleydi..
[11/3 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Âlem-i Misâl
Varlıkların kendilerinin değil de sûretlerinin, görünüşlerinin bulunduğu âlem. Âlem-i misâl, âlem-i şehâdet gibi vardır. Vehim ve hayâl değildir. Âlem-i misâl bütün âlemlerin (yaratılmışların) en genişidir. Âlemlerin hepsinde bulunan her şeyin âlem-i misâlde bir sûreti, bir görünüşü vardır. Akla hayâle gelen şeylerin, mânâların bu âlemde bir sûreti, görünüşü vardır. (İmâm-ı Rabbânî)
[11/3 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.s.) veda hutbesinde neler söylemiştir?
Hz. Peygamber (s.a.s.) 9 Zilhicce 10/6 Mart 632 Cuma günü sayıları 140. 000 civarındaki topluluğa Arafat’ta bir konuşma irad etmiştir. Bu konuşma kaynaklara “veda hutbesi” adıyla intikal etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) konuşmaya başlamadan önce Cerir b. Abdullah vasıtasıyla sükuneti temin etmiş ve Rebia b. Ümeyye gibi gür sesli münadileri görevlendirerek cümlelerin tekrar edilip uzaklara kadar duyurulmasını sağlamıştır. Konuşma şöyledir:
“Hamd ve şükür Allah’a mahsustur; biz O’na hamdeder, O’ndan yardım talep eder, affımızı ondan diler ve ona yöneliriz. Nefislerimizin şerlerinden, hareket ve fiillerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah kimi doğru yola iletirse o kimse için sapıklık olamaz; kimi sapıklığa sevkederse o kimse için doğru yola sevkeden kalmamıştır. Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun Tekliğine ve bir denginin bulunmadığına şehadet ederim. Yine şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.
Ey Allah’ın kulları! Sizlere Allah’tan korkup çekinmenizi tavsiye ve sizi O’na itaatte bulunmaya teşvik ederim. Bu suretle en iyi ve hayırlı olan bir şey ile sözlerime başlamak istiyorum: O halde ey insanlar! Size açıkladığım şeyleri dinleyin! Zira bilmiyorum, bu yıldan sonra bulunduğum bu yerde belki de sizlerle tekrar buluşamayacağım.
Ey insanlar! Kanlarınız (hayatınız), mallarınız, haysiyet ve şerefleriniz, Rabbinizle buluşacağınız güne kadar, bu yerde (Mekke), bu ayda (Zilhicce), bu günün mukaddes olması gibi mukaddes ve mükerremdir. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahit ol!
Emanet olarak eli altında bir şey bulunduran kimse, onu kendisine emanet etmiş olan şahsa iade etmelidir.
Gerçekten (artık) Cahiliyye Devrinde mevcut riba kaldırılmıştır; şu kadarı var ki (borç olarak verdiğiniz) sermayeleriniz sizindir; (bu suretle) ne zulmedecek ve ne de zulm edileceksiniz. Allah (bundan böyle) riba’nın olmayacağına hükmetti. Kaldırdığım ilk riba, amcam Abbas b. Abdülmuttalib’in ribasıdır.
Ve yine Cahiliyye Dönemi kan davaları kaldırılmıştır; (kaldıracağım) ilk kan davası (yeğenim) Amir b. Rebia b. Haris b. Abdülmuttalib’in kan davasıdır.
Cahiliyye Dönemi’nin (Mekke şehri ile ilgili) hükümet vazifeleri kaldırılmıştır. Ka’be Muhafızlığı (sidane) ve hacıların su işleri (sikaye) vazifesi bundan müstesnadır.
Kasden adam öldürme kısas ile cezalandırılır. Taş ve sopa ile öldürme gibi, şüpheli kasıt hallerinde yüz deve (kan diyeti)’dir. Daha fazlasını isteyen kimse, Cahiliyye devri insanlarındandır. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!
O halde ey insanlar! Gerçekten şeytan, sizin bu ülkenizde kendisine tapılmaktan ümidini kesmiş bulunuyor. Fakat o, bunun dışındaki iş ve hareketlerinizden ehemmiyetsiz saydıklarınızda, kendisine tabi olunmaktan hoşnut olacaktır.
Ey insanlar! ‘Nesi’ usulünü (yani Haram Aylar’dan olan mukaddes aylara bunun dışından bir ay ilavesi usulünü) tatbik etmek küfürde aşırı gitmektir; kafirler bununla sapıtmışlardır. Onlar bu bir aylık (zamanı) bir sene kutsiyetsiz (yani Haram Aylar dışı, alelade bir ay), diğer bir sene de haram (yani, Haram Aylar’a dahil, mukaddes bir ay) sayarlar, gayeleri, Allah’ın Haram Aylar’dan saydığı (ayların) birbiri arkasına akışını görünüşte muhafaza etmek ve Allah’ın Haram Aylar dışı saydığı ayları bunun içinde (yani mukaddes) gibi göstermektir. Bu suretle onlar, Allah’ın helal ettiği şeyi haram hale getirmiş oluyorlar. Şimdi zaman (yani takvim), Allah’ın yeri ve semavatı yarattığı gündeki durumuna rucu etmiş bulunuyor (yani Nesi tatbik edilen sene ile nesisiz aylar birbiri üzerine çakışmış, diğer bir ifadeyle kameri takvim, nesi ameliyesine ihtiyaç göstermeksizin o yıl tam güneş takvimindeki aylar üzerine intibak edip ot
[11/3 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: HARAMLARDAN SAKINMAK
İL : İSTANBUL
TARİH : 11.01.2013
Muhterem Müslümanlar!
Dünya hayatında Mü’minin gayesi; Allah’ın emirlerine itaat edip haramlardan sakınmak ve ilahi rızaya uygun yaşamaktır. Cenâb-ı Allah’ın açıkça yasakladığı şeyler haram, serbest bıraktıkları da helâldir. Bu dünyaya bir imtihan için geldiğimize göre, bu sınavı kazanmak için helâl olan şeylerle iktifa edip, haram olan şeylerden de sakınmak mecburiyetindeyiz. Zira haramlar bizim maddî ve manevî dünyamızı tahrib etmektedir. Bundan dolayıdır ki, haramlarla beslenen bir beden, helâl olan şeylere yönelmede zorluk çeker, ibadetler kendisine ağır gelir. Hayır yapmaya eli varmaz, ahiret işlerini ihmal eder. Kendisinin iyi işler yaptığını zanneder. Bu hususta Rabbimiz bizi şöyle uyarmaktadır: “Kim, Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar”
Değerli Mü’minler!
Şurası muhakkak ki yüce Rabbimiz, hiçbir harama ihtiyaç duyulmayacak şekilde biz kulları için pek çok nimetler yaratmıştır. O, ekonomik hayatı olumsuz etkileyen faizi, insanın aklına ve bedenine zarar veren içki ve uyuşturucu maddeleri, fert ve toplum hayatını tahrib eden zinayı, yuvaları yıkan kumar ve rüşveti, cemiyet hayatını ifsad eden israf ve ölçüsüz eğlenceyi haram; meşru ticareti, evlilikle yuva kurmayı, emek ve alın teri dökerek kazanmayı ise helal kılmıştır.
Bu emirler Yüce Rabbimizin, kullarının menfaati için koymuş olduğu sınırlardır.
Nitekim Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur.”
Aziz Kardeşlerim!
Bir Hadis-i şerifte sevgili peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:'Helâl belli, haram da bellidir. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır ki, çok kimseler bunları bilmezler. Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa, ırzını da, dinini de korumuş olur. Her kim de şüpheli şeylere dalarsa, içine girilmesi yasak olan koruluk etrafında sürülerini otlatan bir çoban gibi, sınırı aşabilir. Haberiniz olsun, her hükümdarın kendine mahsus bir koruluğu vardır. Dikkat edin; Allah'ın yeryüzündeki koruluğu da haram kıldığı şeylerdir. Bilin ki, bedenin içinde bir et parçası vardır, o iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozulursa bütün beden bozulur. İşte o et parçası kalptir.'
Aziz Mü’minler!
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: “Bana altı hususta garanti verirseniz ben de sizin cennete girmenizi garanti ederim; Daima doğru konuşup, asla yalan söylemeyeceğinize, söz verdiğiniz de sözünüzde duracağınıza, size emanet edilen şeylere ihanet etmeyeceğinize, gözlerinizi, ellerinizi ve ayaklarınızı haramdan sakınacağınıza söz verirseniz, (cennete girmeyi de hak etmiş olursunuz.)” Aziz peygamberimizin bu uyarısına kulak verelim. Nefsimizi ve neslimizi haramlardan sakındıralım.
Hutbemi başta okuduğum ayet-i kerimenin meali ile bitiriyorum: “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.”
Abdullah BABAOĞLU
Baş Vaiz Maltepe İST.
Zuhruf, 43/36-37
Talak, 65/1
Ahmed b. Hanbel, IV, 267
Buhari, İman, 39
Bakara, 2/168
[11/3 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: ZAMANI DEĞERLENDİRMEK
İL : İSTANBUL
TARİH : 04.01.2013
Aziz Kardeşlerim!
Zaman, Allah Teala’nın bizlere verdiği önemli nimetlerden birisidir. Akıp giden zaman içerisinde bize emanet edilen ömrümüzü tamamlamaktayız. Bütün varlıkların ömrü sınırlıdır. “Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbi’nin zâtı bâki kalacak” mealindeki âyette ifade edildiği gibi, Allah Teâlâ’nın zâtı dışında bütün varlıklar fânidir. O halde yaşadığımız her dakika, her saniye değerlidir. Boşa geçirilmemeli, heba edilmemelidir. Geçirmiş olduğumuz zamanı bir daha geri getirme imkanımz yoktur. Yaşadığımız her anın hesabını vereceğiz. Cenneti kazandıran da cehenneme götüren de yaşadığımız bu hayattır.
Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde konunun ehemmiyetine dikkat çekilmiştir. Ayet-i kerimede “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir” buyrulmaktadır. Zamanın önemini belirtmek için Atalarımız “vakit nakittir” demişlerdir. Her şeyi zaman sayesinde kazanabiliriz. Ama geçen zamanı geri getirmeye hangi sermayenin gücü yeter?
Muhterem Müslümanlar!
Eğer insan kendisine verilen zaman sermayesini doğru kullanamamış ve dünya hayatında ahireti için kârlı bir yatırım yapamamışsa yeniden dirilişle büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaktır. Ömrünü değerlendiremediği için duyduğu pişmanlıkların hiç biri fayda vermeyecektir. Kur’an bu pişmanlıkları şöyle haber veriyor.
“O gün zalim kimse (çaresizlik içerisinde) ellerini ısıracak şöyle diyecektir: Ne olurdu ben de Peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim. Andolsun Kur’an bana gelmişken, beni ondan o saptırdı.’ Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakmaktadır.”
“Kitabı sol tarafından verilen ise şöyle der: ‘Keşke kitabım bana verilmeseydi.’ ‘hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim.’ Keşke ölüm, herşeyi bitirseydi. Malım bana hiç bir yarar sağlamadı. Saltanatım da yok olup gitti.” “Kitap ortaya konur. Suçluları kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. ‘Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!’ derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”
Aziz ve Muhterem kardeşlerim !
Zamanın kıymetini bilelim ve zamanımızı boşa harcamayalım. Unutmayalım ki, zaman en büyük sermayedir. Peygamberimiz (sav)’in ifadesi ile akıllı Müslüman, kendini hesaba çekip, ölüm ötesine hazırlık yapan kişidir.
Hutbemi Peygamber Efendimizin bir hadisi şerifi ile bitirmek istiyorum. “İki nimet vardır ki, insanoğlu bunlarda hep aldanır. Biri sağlık diğeri de boş vakittir.”
İsmail Özkara
Mimar Sinan Camii İmam Hatibi
Tuzla Müftülüğü/İstanbul
Rahman, 55/26-27
Zilzal, 99/7-8
Furkan, 25/27-29
Hakka, 69/25-29
Kehf, 18/49
Tirmizî, Kıyâmet, 25
Buhârî, Rikak, 1
[11/3 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: 6. Şavt
“Bismillah!
Allah büyüktür. Allah büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Allah büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur.
Rabbim! Bana, tertemiz bir nesil lütfet. Şüphesiz sen duaları işitensin.
Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri, namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamızı kabul eyle!
Ey Rabbim! Bana hikmet bahşet ve beni salihler arasına kat. Beni Naîm cennetinin varislerinden ey- le. Sonra gelenler arasında beni doğrulukla anılan- lardan eyle.
Bana müslümanca ölmeyi nasip eyle ve beni sa- lihlere dahil eyle.
Rabbim! Bizi bağışla, merhamet et, kereminle bizi affet. Bilmediklerimizi de, kusurlarımızı da sen biliyorsun, onları affet. Çünkü sen güç ve kerem sa- hibisin. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.
Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O tektir. Hiç- bir ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd ona mah- sustur. Hayat veren de, hayata son veren de O’dur. Hayır, ancak onun elindedir. O, her şeye gücü ye- tendir.
Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O tektir. O, vadini yerine getirmiştir. Kuluna yardım etmiştir. Tek başına düşmanları hezimete uğratmıştır.”
[11/3 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا أَخْطَأَ خَطِيئَةً نُكِتَتْ فِي قَلْبِهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ فَإِذَا هُوَ نَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ وَتَابَ سُقِلَ قَلْبُهُ وَإِنْ عَادَ زِيدَ فِيهَا حَتَّى تَعْلُوَ قَلْبَهُ. (ت)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak kul, bir günah işlediği vakit, kalbine siyah bir nokta konulur. Eğer (bu günahı) terk edip istiğfar ve tevbe ederse kalbi o noktadan temizlenir. Tekrar günaha dönerse o noktalar artar da nihâyet kalbini kaplar.” (Sünen-i Tirmizî)
11 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[11/3 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: HELÂK EDİCİ YEDİ ŞEY -1
Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem: “Helâk edici yedi şeyden sakınınız.” buyurdular. Ashâb-ı Kirâm, “Yâ Resûlallâh! Onlar nelerdir?” diye suâl edince buyurdular ki: “Allâhü Teâlâ’ya şirk koşmak, sihir yapmak, Allâhü Teâlâ’nın, (öldürülmesini) haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, yetimin malını yemek, ribâ (faiz) yemek, savaş günü sırt çevirip kaçmak ve kendi hâlindeki iffetli mümin kadınlara zina iftirasında bulunmak.”
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), bu hadîs-i şerîflerinde, insanları dünyada ve âhirette felakete uğratacak olan başlıca yedi helâk edici şeyden menetmektedirler. Şöyle ki:
1. Allâhü Teâlâ’ya şirk koşmak. Allâhü Teâlâ’nın birliğini tanımayıp O’nun yarattığı şeyleri kendisine ortak koşmaktır ki; böyle bâtıl bir inanış, insanlığın felâketine sebeptir. Allâh’a şirk koşanların Cehennem’de ebediyen kalacakları dînen sabittir. Şüphe yok ki, Cenâb-ı Hakk’ın bir olduğuna, zâtında ve sıfatında benzeri ve ortağı bulunmadığına, kâinât bütün zerreleriyle şehadet etmektedir. Bu husûs, bütün Peygamberler tarafından katî sûrette haber verilmiştir. Binâenaleyh insanlar, Allâhü Teâlâ’nın birliğini ikrar ve tasdik etmeli, şirk ve küfürden kaçınmalıdır. Bu da ancak İslâm dinine intisâb ile mümkün olur.
2. Sihir yapmak. Büyük günahlardan olup alçakça bir harekettir. Bunu yapanlar dînî terbiyeye muhalif hareket etmiş olurlar. Hem kendileri, hem de kendilerine uyup kananlar büyük günaha girerler, şiddetli bir azâba müstehak olurlar. Sihir ile şahıslara ve cemiyet hayatına zarar verilmek istenilmiş olur. Bu gibi hareketlerden son derece kaçınmak lâzımdır.
3. Cinayet işlemek. Masum olan bir kimseyi haksız yere öldürmektir ki pek büyük bir günahtır. Bir insanı herhangi bir bahane ile öldürmek, bütün beşeriyetin hayatına suikast etmek kadar kötü bir harekettir. Bu gibi zalimce hareketlerden kaçınmak lâzımdır. Bir kimsenin hayatına kastetmiş olanlar, kendilerini pek büyük bir azâbın beklediğini bilmelidirler.
11 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[11/3 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: • Berdü’l-acûz Soğuklarının Başlaması
'Nefsim bana pranga, ilim silahım, günah hüsranım ve şeytan düşmanımdır! Asla onun isteklerine boyun eğmem!' Hâtim el-Esam [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[11/3 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Namaz Günahları Siler
Kılınan her namaz temizliktir, aydınlıktır. Kalpteki ışıktır. Karanlığı yakıp yok eden bir nurdur. Yaprakları döken güz rüzgârı gibi günahları döken bir mübarek esintidir. Sahabilerden biri iki büklüm vaziyette Allah Resûlü’nün [sallallahu aleyhi vesellem] huzuruna gelmişti. İşlediği günahın utancıyla sanki eriyip bitmişti. Yâ Resûlallah, mahvoldum. Gözüm bir kadına ilişti veya ona dokundum diyordu.
Onun bu kırık gönlü sanki arşı titretmiş ve Cebrâil aleyhisselâmı şu âyetle imdadına yetiştirmişti: Gündüzün iki tarafında (sabah, öğle ve ikindi), gecenin de yakın saatlerinde (akşam ve yatsı) namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir (Hûd 11/114). Hadis-i şerifte açıklandığı üzere beş vakit namaz arada işlenen günahları, cuma namazları da kendi aralarındaki günahları temizler. Tıpkı bir nehirde günde beş defa yıkanmış gibi manevi temizlik verir.
Din Hayatın Tamamıdır
Din, camiyle, mescidle, cemaatle sınırlı değil. Yalnızca namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek de değil. Din, hayatın tamamıdır. Yerken, içerken, yürürken, konuşurken... hayatın her alanındadır. Her an yol üzerinde olmak, dosdoğru olmaktır. Dinin kalbî hükümlerini konu alan tasavvuf da hep onunla beraberdir. Yani dinin, doğruluğun, kulluğun olduğu her yerde...
Semerkand Takvimi
[11/3 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Biz, bu Kitab’ı kullarımızdan seçtiklerimize miras olarak bahşettik: onlardan bazısı (günaha dalıp) kendilerine zulmeder; bazısı [doğru ile yanlış arasında] bir yol izler, bir kısmı da Allah’ın izniyle hayırlı işlerde başı çekenlerden olur: İşte bu en büyük fazilettir!
(Fâtır, 35/32)
[11/3 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Allah (yarattıklarına daima) yumuşak davranır ve yumuşak davranılmasını sever.
(Abu Dawud)
[11/3 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
“Ey Rabbimiz! Sen, rahmetin ve ilminle her şeyi kuşattın. Tövbe edenleri ve yolundan gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru!”
Mü’min, 40/7
[11/3 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Vali
Koruyup gözeten, yardım eden, işleri deruhte eden
[11/3 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Istırabın Gözyaşları
Emevi halifelerinden Ömer bin Abdülaziz dünyadan el-etek çekerek kendini Allah'a ibadete adamış üstün devlet adamlarından biridir. Tarih sayfaları arasında gezinirken görmekteyiz ki, bu üstün devlet adamı adaleti, güzel ahlakı ve devamlı ibadetiyle zamanında tüm müslüman halkının gönüllerinde saygı ve sevgiden yıkılmaz bir taht kurmuştur.
İşte bu haliferin kadın hizmetçisi bir gece uykusunda ilginç bir rüya görür. Kıyamet kopmuş, insanlar dirilmiş, amel terazisi kurulmuş ve tüm insanlar Mahşer toplantısına akın ederek sorgu suale çekilmektedirler. Hesabı görülen bütün hükümdarlar Sırat Köprüsünün başına getirirler. İlk önce Mervanoğlu Abdül-Melik getirilir. Sırat köprüsünü geçmek üzere daha bir veya iki adım atar atmaz ateşler ve dehşetlikler yeri Cehenneme düşer. Ardından oğlu Velid getirilir. O da adımlarını daha atar atmaz Cehennem alevleri arasına yuvarlanıp gider. Böylece yeryüzü hükümdarları kıldan ince kılıçtan keskin Sırat Köprüsü üzerinden geçirirler. Hepsi de, birer birer Cehennem alevleri arasına yuvarlanır. Sıra Emevi Halifesi Ömer bin Abdülaziz'e gelir.
Gördüğü rüyasını çok sevdiği halife Abdülaziz'e anlatan kadın hizmetçisi sözün burasına gelince coşkun iman sahibi halife hıçkırıklar salarak ağlamaya ve başını dövmeye başlar. Bütün ev halkı başına toplanarak teskin etmeye çalışırlarsa da boşunadır. O, Cehennem azabına uğramanın ve Allah'ın gazabına çarpmanın acı akibetine dalmış yaşın yaşın ıstırap gözyaşları dökmektedir. O'nun acı ve ıstırabına dayanamayan kadın hizmetçi de oluk oluk yaş dökmeye başlar. Halife sanki ağa tutulmuş, artık hayatını kaybetmek üzere olan balık gibi çırpınıp didinmektedir.
Gözyaşları arasında kadın hizmetçi Halifesine sözünü duyurmaya çalışır, ama boşunadır. Bir türlü, 'Allah'a and olsun ki, sizi Cennette gördüm. Sırat Köprüsünü kolaylıkla geçtiniz.' diyen sözlerini duyuramaz. Halifenin çığlıkları ve acı acı çınlayan iniltileri kesilince bakarlar ki ruhunu teslim ederek öbür dünyaya göçmüştür.
Yüce Allah (c.c.) cümlemizi kendi korkusu gönlünde kökleştiren kullarından eylesin, amin...
[11/3 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Hüreyre (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Allah Teala, Hz. Adem (a.s)'i yarattığı ve ruh üflediği zaman, Adem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teala'ya hamdetti, Rabbi de ona: 'Ey Adem, yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve 'Esselamu aleyküm' de!' dedi. (Hz. Adem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler): 'Ve aleyke's-selamu ve rahmetullahi ve berekatuhu!' diye karşılık verdiler. Sonra Adem (a.s) Rabbine döndü. Rabbi ona: 'Bu cümle senin ve evladlarının aralarındaki selamlaşmadır' dedi. Allah Teala hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Adem'e: 'Dilediğini seç' dedi. Hz. Adem: 'Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir' dedi. Sonra Allahu Teala hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Adem ve onun zürriyeti(nin emsalleri) vardı. Hz. Adem (a.s): 'Ay Rabbim, bunlar nedir?' dedi. Rabb Teala: 'Bunlar senin zürriyetindir' dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Adem: 'Ey Rabbim! Bu kimdir?' dedi. Rabb Teala hazretleri: 'Bu senin oğlun Davud'dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim' dedi. Adem aleyhisselam: 'Ey Rabbim onun ömrünü uzat!' talebinde bulundu. Rabb Teala: 'Bu ona takdir edilmiş olandır!' deyince. Adem: 'Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim' diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teala: 'Sen ve bu (talebin berabersiniz).' buyurdu. Sonra Adem cennete yerleştirildi. Allah'ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Adem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Adem (a.s) ona: 'Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmiştir' dedi. Melek: 'İyi ama sen oğlun Davud'a altmış senesini verdin' dedi. Ne var ki O bunu inkar etti, zürriyeti de inkar etti, o unuttu, zürriyeti de unuttu.' Resulullah (sav) ilave etti: 'O günden itibaren yazma ve şahidlik emredildi.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Tefsir, Muavvizateyn (3365)
Hadisin Açıklaması:
1- Şârihler, Hz. Âdem'in, ruh üflendiği zaman hapşırmasının sıhhatine alâmet kılındığını, onun hamdetmesinin de sıhhatli, eksiksiz, kâmil bir yaratılışa sahip olma nimetinin gereği olduğunu, bu nimete ancak Allah'ın lütfu ve tevfiki ile mazhar olunduğunu ifade ettiğini belirtir.
2- Tîbî Hz. Âdem'e Cenab-ı Hakk'ın selamlaşmayı öğretmesiyle ilgili olarak: 'Allah, geçmiş nimetlere şükrü öğrettikten, onu kâmil kudretine vâkıf kıldıktan sonra mahlukat ile muâşeret âdâbını öğretti, böylece Hakk'ı tâzimden sonra mahlûka karşı hüsn-i ahlâkda muvaffak oldu' der.
Mahlûkla muâşerete selamla başlanması, selamın, karşılıklı sevgi kapısını açan bir anahtar, kardeşlerin kalplerini te'lif eden bir sır, imana götüren bir nûr olmasındandır.
Burada ayrıca öğreniyoruz ki, selamlaşma en eski sünnetlerden biri, insanlığa Cenab-ı Hakk'ın nimetlerinden ilkidir.
3- Cenab-ı Hakk'a 'el' izâfesi müteşâbihattandır. Selef bu hususta yorum yapmamayı tercih etmiş ise de muteahhir ulemâ, Allah'ın zâtıyla ilgili bâzı ifratkâr ve tefritkâr iddiaları bertaraf etmek için bazı te'villeri uygun görmüştür. Buna göre, bu makamda Zât-ı İlâhiye'ye yedeyn'in (iki el) izafesinden maksad cemâl ve celâl sıfatlarıdır. Cemâl, mutlak sağ'dır, her ne kadar sağ, celâlde dahi varsa da. Bir diğer te'vile göre iki el ile 'kudret ve mülk', 'nimet ve güzel eser' kastedilmiştir. Bir başka açıklamaya göre bu çeşit teşbihlerde Ô'el'den maksad uzuv olan el değil, sıfat olan el'dir. İki elin de sağ olması cûd ve keremin bolluğu, sınırsız oluşudur vs. (27)
4- Tîbî, Allah'ın sağ elinin açılması ve içerisinden Hz. Âdem ve evlatlarının timsallerinin çıkmasını, 'Hz. Âdem, âlem-i gaybtaki kendi ve evlatlarının timsalini gördü' diye açıklar. Yine onun açıklamasına göre, bu vak'a Misak'tan evvel cere
[11/3 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Huneyn savaşı sırasında benden bir miktar zırhı ariyet olarak istedi. Ben de: 'Zorla (gasbederek) mi almak istiyorsun?' dedim. 'Hayır!' dedi, 'garantili olarak taleb ediyorum!'
Kaynak : Ebu Davud, Büyu 90, (3562)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[11/3 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: 212- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
قال : قال رسول الله
: مَنْ كانت لَهُ مَظْلَمَةٌ لأخيهِ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَيْءٍ, فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ قَبْل َأن لاَ يَكُونَ دِينَارٌ وَلاَ دِرْهَمٌ, إن كان لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أخذ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ , وَإن لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أخذ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحبهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ .
212: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)den rivayet edildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı veya diğer bir hususla ilgili haksızlık varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmezden önce o kimseyle helallaşsın. Yoksa yaptığı zulüm oranında onun iyi amellerinin sevabından alınıp hak sahibine verilir. Şayet iyiliği sevabı yoksa zulmettiği kardeşinin günahından alınarak haksızlık eden kimse üzerine yüklenir.” (Buhari, Mezalim 10)
213- عَنْ عَبْدِاللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رَضِي الله عَنْهُمَا عَنِ النَّبِيِّ
قال : الْمُسْلِمُ, مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ, مِنْ لِسَانهِ, وَيَدِهِ, وَالْمُهَاجر مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ.
213: Abdullah ibni Amr ibni As (Allah Onlardan razı olsun)dan bildirildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhacir ise Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak durup kaçan kimsedir.” (Buhari, İman 4, Müslim, İman 64)
214- عَنْ عَبْدِاللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِي الله عَنْهُمَا قال : كان عَلَى ثَقَلِ النَّبِيِّ
رَجُلٌ يُقال لَهُ كِرْكِرَةُ , فَمَاتَ , فَقال رَسُولُ اللَّهِ
: هُوَ فِي النَّار. فَذَهَبُوا يَنْظُرُونَ إِلَيْهِ فَوَجَدُوا عَبَاءَةً قَدْ غَلَّهَا.
214: Abdullah ibni Amr ibni As (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in yolculukta yükleme hizmetini gören ve kendisine Kirkire denilen bir adam vardı, bu adam öldü. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) :”Bu adam cehennemdedir”, buyurdu. Sahabe gelip o adamın evindeki eşyalara baktılar. Ganimet dağıtılmadan önce çaldığı bir elbise buldular. (Buhari, Cihad 190)
215- عَنْ أبي بَكْرَةَ
عَنِ النَّبِيِّ
G-H1BEN5KZ8N