Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 12.07.2023 11:01
Günün yazısı
[4/4 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: 52 - Kıyâmete Yakın 'Zuhur Edecek ve Kalbinde Bir Parça İman Bulunanları Öldürecek Olan Rüzgar Bâbı
327- Bize Ahmed b. Ahdete'd-Dabbî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdülâziz b. Muhammed ile Ebû Alkamete'l-Fervî rivâyet ettiler. Dediler ki; Bize Safyân b. Süleym, Abdullah b. Selmandan o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti.
Dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Muhakkak Allah Yemen'den, ipekden daha yumuşak bir rüzgâr gönderecek; bu rüzgâr kalbinde (Ebû Alkâme'nin rivâyetine göre) (bir dâne ağırlığında) (Abdülâzizin rivâyetine göre) (zerre mikdârı) imân bulunan hiç bir kimseyi sağ bırakmayacaktır.» buyurdular.
Bu mâ'nada bir çok hadiseler vârid olmuştur. Ezcümle:
«Yeryüzünde Allah Allah diyen kalmadıkça, kıyâmet kopmaz.», «Kıyâmet Allah Allah diyen hiç bir kimsenin üzerine kopmaz», «Kıyâmet ancak halkın kötüleri üzerine kopacaktır.» buyuruimuştur.
İmâm Nevevî bu hadislerin hepsinin zahiri ma'naları üzere bırakıldığını yânî te'vile lüzum olmadığını söylüyor. Vakıa bir hadisde:
«Ümmetimden bir taife kıyâmet gününe kadar hakka müzahir olmakta devam edeceklerdir.» Buyurulmuşsa da bu hadis yukarıda zikredilen hadislere muhalif değildir.
Çünkü; ma'nası: «bu ümmetin bâzı ferdleri kıyâmet alâmetleri zuhur edinceye kadar hak dine yardımcı olacaklar,» demektir; hadisde Kıyâmete kadar» denilmiş olsa da maksad onun alâmetleridir. Binaenaleyhi bu babtaki hadislerin hepsi ma'nen müttehiddir; ve hepsinden murad: Kıyâmet yaklaşdığı, alâmetleri zuhur ettiği zaman demektir.
Hadis-i Şerifdeki: «bir dâne ağırlığı yahud zerre mikdârı» ifadesi; «İmân artar, eksilir.» diyenlere delildir.
Nevevî: «sahih olan mezheb budur.» diyor.
«Allah Yemen'den, ipekten daha yumuşak bir rüzgâr gönderecek...» ibaresinden
Nevevî: «mü'min kullara ikram için onların ruhları rifku mu-lâyeınetle kabzolunacak» ma'nasını çıkarıyorsa da Müslim sarihlerinden Muhammed el-Übbi Nevevî'nin bu sözünü mutlak olarak kabul etmeyerek şunları söylüyor: «Bu ma'na sözün gelişinden anlaşılmaktadır. Yoksa ne kolaylık göstermek ikrama delil olabilir; ne de güçlük göstermek şikâavete; Zira meşakkate duçar olmuş nice said kullar ve suhulete nail olmuş nice şakiler vardır. Meselâ: Zeyd b. Eslem'in babasından rivâyet ettiği bir hadisde:
«Mü'minin üzerinde, amelile eremediği bir derece kalırsa, ölüm ıztıra-bîle âhiretteki derecesini tamamlasın diye Allahü teâlâ ona ölümü şiddetli verir. Kâfirin de dünyada karşılığı verilmeyen bir eyiliğî olursa önada ölümü asan eyler.» buyuruimuştur.
Rivâyete göre Âişe (radıyallahu anhâ): Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ne derece şiddetli ölüm ıztırabı çektiğini gördükten sonra ben hiç bir kimsenin kolay ölümüne imrenmem. Elini bir bardağın içine daldırıyor; yüzünü siliyor ve:
«Allahım bana ölümü asan eyle! zira ölümün sekerâtı vardır;» diyordu.
O zaman Fatıme:
«Babacığım, ab senin ıztırabm bana pek girân geliyor,» demiş; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Bu günden sonra babanın hiç iztırabi olmayacak, buyurmuştu., demiştir.»
Bu hadisde rüzgârın Yemen'den geleceği bildirilmiştir. Müslim'in kitabın sonunda, Deccâl hadislerinin akibinde tahriç ettiği bir hadisde bu rüzgârın Şam tarafından geleceği bildirilmektedir. İmâm Nevevî buna iki vecihle cevap vermiştir.
1 -Bu rüzgârların iki dane olması ve birinin Yemen'den, diğerinin Şam'dan gelmesi muhtemeldi?.
2 -Rüzgârın bu iki iklimin birinden başlayarak ötekine erişmesi ve oradan her tarafa yayılması da bir ihtimâldir.
[4/4 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• NATO’nun Kuruluşu 1949
• Dumlupınar Denizaltısı Çanakkale Boğazı’nda Battı 1953
• NATO Günü
• Polis Günü ve Haftası 4-10 Nisan
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[4/4 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklarına mazhar olmaktadırlar.”
Al-i İmran 169
[4/4 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Ramazan ayında yapılan umre tam bir hac sayılır yahut benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.”
Buhârî, Umre 4
[4/4 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: MAHYACI
Ramazan aylarında ve dinî bayramlarda geceleri çift minareli camilerde minareler arasına çekilen iplere kandiller asarak ışıklı yazıya veya resim panosuna mahya, bu işi yapan meslek erbabına mahyacı denir. Mübarek gün ve gecelerde halkın rahatça ibadetini yapabilmesi için gece boyu açık kalan camilerde kandil yakılması İslamiyet’in ilk dönemlerine kadar gitmektedir.
Dikili direkler arasına gerilmiş iplere kandil astırma geleneği, sonradan Osmanlı icadı olan minareler arasına ipler ve kandillerle mahya kurulmasına ilham verdiği düşünülmektedir.
III. Murad’ın Mevlid kandilinde, Regaib ve Berat gecelerinde olduğu gibi minarelerin kandillerle donatılmasını içeren tezkeresi mahyacılık geleneğine resmiyet kazandırmıştır.
Mahyaların en güzel örneklerine İstanbul’daki selâtin camilerde rastlanılmaktaydı.
Ramazan ayında İstanbul camilerinde kurulan mahyalarda çoğunlukla Feth süresinin ilk ayeti yazılırdı. Mahyaların kurulması oldukça zor ve meşakkatliydi. Bu meslek genelde babadan oğula geçmekteydi. Mahyacılar Ramazan ayında bir ay çalışıp yılın geri kalan kısmını çırak yetiştirerek geçirirlerdi. İstanbul Fatih’te bir sıbyan mektebinde onlar için ayrılmış odaları bulunuyordu.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[4/4 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: “Ödül ve ceza gününün tek hakimi. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. ” (Fatiha, 1/4-5)
[4/4 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: KOMŞULUK
Komşu, insanın sosyal çevre itibariyle en yakınında olan kim- sedir.
Bu sebeple İslam, komşuluk ilişki ve hakları konusuna ayrı bir önem vermiştir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.) “Allah katında komşuların en hayırlısı, komşusuna karşı en güzel davranandır.” (Dârimî, “Siyer”, 3) “Sana komşu olanlara güzel davran ki, gerçek Müslüman olasın” (İbn Mâce, “Zühd”, 24) buyurmak suretiyle güzel komşuluğun Müslüman için vazgeçilemez bir davranış olduğuna dikkatleri çekmiştir. Diğer bir hadis-i şerîfte ise şöyle buyurmuştur:
“Kim Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun; kim Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsa komşusuna eziyet etmesin...” (Buhârî, “Rikâk”, 23)
TÎN SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 8 âyettir.
Tîn, incir demektir.
Sûrede insanın yüksek değeri vurgulanmış, kötü ahlakın bu değeri düşürdüğü ifade edil- miştir.
İman edip iyi işler yapanlar övülmüş, hesap ve cezayı yalan sayanlar kınanmış, hüküm ve- renlerin en üstününün Allah olduğu bildirilmiştir.
ÖZLÜ SÖZ
Sadık dost, arkadaşının hüzün ve sevinçte ortağı olandır. (İmam-ı Şafii)
[4/4 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Mahlukatına lütfu ve keremi bol olan
Al-Barr : Source of all Goodness who treats its servants tolerantly, and whose goodness and kindness are very great indeed.
Mevlamız bize bol kazançlar ihsan eylemektedir. Bire on, bire yediyüz ve bire karşı hesapsız. O'nun ihsanına nihayet yoktur. Sevaba on ve işlenen günaha karşı bir karşılık yazdıran Allah'ımızın bize ne kadar ihsanda bulunduğunu anlamak kolaydır. Bütün bunlar Rabbimizin birer ikramıdır. (2)
O, ihsanda bulunandır. Her iyilik ve ihsanın ana kaynağı O, olduğundan mutlak iyilik sahibi ancak ve ancak O'dur. (3)
Allahü Tealanın ihsanı bütün kullarını kapsar. İyi kullarının sevaplarını artırır. Günahkarları affeder. Tövbe edenleri affeder. Eğer bir kimse kendi çocuğu üzerine 'Yâ Berr' diye bu ismi yedi kere okursa belalalrdan emin olur. (4)
Berr İsmi Bilmenin Faydaları:
Kulun, günah işlediği zaman Allah'ın onu gördüğü halde bu kusurunu örterek kendisine iyilik yaptığını bilmesini sağlar. Eğer Allah dileseydı o kusurunu örtmez ve onu insanlar arasında rezil eder, böylece insanların ondan uzaklaşmasını sağlardı. Kul, Allah'ın bu iyiliğini görerek günah işlemeyi terk etmeli, bu iyiliği daima hatırlamalı, Allah'ın ihsan ve keremini müşahede etmelidir. Yaptığı hataları telafi ederek Allah'la birlikte olmalı, O'nun emir ve yasaklarının dışına çıkmamalıdır.
Kul, bütün samimiyetiyle Allah'a yönelmeli, doğru yolda olan yöneticilerin sözlerini dinleyip onlara itaat etmeli, bütün müslümanlara öğütlerde bulunmalıdır.
Yüce Allah'ın hoşnutluk ve iyiliğini her yolda kazanmak için; en sevdiğin ve en çok hoşlandığın şeyleri bağışlamalısın.
Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
'Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça 'iyi' ye eremezsiniz' (Ali İmran, 92)
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
2) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
3) Esmaü'l Hüsna, İmam-ı Gazali, Ferşat Yayınları, 2005
4) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı) M. Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
5) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[4/4 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: A) CEMAATLE NAMAZ
a) Cemaatle Namaz Kılmanın Fazileti
İslâm dini birlik ve beraberliğe büyük önem vermiştir. Günde beş vakit namazın bir arada eda edilmesinin teşvik edilmesi, haftada bir cuma namazının ve senede iki kez olan bayram namazlarının topluca kılınmasının gerekli görülmesi, müminlerin görüşüp halleşmelerine, birbirleriyle yardımlaşmalarına vesile olmak gibi bir anlam taşımaktadır. Bu bakımdan cemaatle namaz esprisi, oluşturulmak istenen birlik ruhunun hem bir göstergesi ve hem de o birlik ruhunun sağlamlaştırıcısı ve devam ettiricisi olmaktadır.
'Ve sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracak olursan, onlardan bir bölümü seninle birlikte namaza dursun, silâhlarını da yanlarına alsınlar' (en-Nisâ 4/102) âyetinde Allah Teâlâ cihad sırasında korkulu anlarda bile cemaatle namaz kılmayı söz konusu etmektedir. Korkulu anlarda cemaatle namaz kılmanın teşvik edilmesi, normal zamanlarda cemaate riayet edilmesinin daha öncelikli ve önemli olduğunu da belirtmiş olmaktadır. Savaş durumunda namazın, normal kılınış biçiminin dışında farklı bir şekilde kılınması, cemaatin önemi ve güvenlik gibi sebeplerle açıklanabileceği gibi, bunda sahâbenin Peygamber'le birlikte namaz kılma iştiyakının da rolü bulunmaktadır. İnsanlar Hz. Peygamber'in arkasında, iki ayrı grup halinde nöbetleşe namaz kılınca, hem cephe terkedilmemiş, hem de herkes Hz. Peygamber'in arkasında namaz kılmış olmakta ve bu suretle Hz. Peygamber'in belli bir grupla namaz kıldığı takdirde ortaya çıkması muhtemel olan yanlış anlamanın önüne geçilmiş olmaktadır.
Hz. Peygamber cemaatle namazı teşvik sadedinde cemaatle kılınan namazın, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi veya yirmi beş derece daha faziletli olduğunu belirtmiştir (Buhârî, 'Ezân', 30; Müslim, 'Mesâcid', 42). Kendisi de hayatı boyunca cemaate namaz kıldırmış, hastalandığında ise cemaate katılarak Ebû Bekir'in arkasında namaz kılmıştır. Cemaatle namaz, içerdiği dayanışma ve yardımlaşma anlamı nedeniyle İslâm'ın bir şiarı ve sembolü haline gelmiştir ve vazgeçilmez bir uygulama olarak öylece devam etmiştir.
Cuma namazı dışında en kuvvetli cemaat, sabah namazının cemaati, sonra yatsı namazının cemaati, sonra ikindi namazının cemaatidir. Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: 'İnsanlar ilk safın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kura çekmekten başka yol bulamazlardı. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi bunun için yarışırlardı. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi' (Buhârî, 'Ezân', 9, 32; Müslim, 'Salât', 129, 131). Bir başka hadiste de 'Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa, gece yarısına kadar namaz kılmış sevabını alır. Sabah namazını da cemaatle kılarsa bütün geceyi namaz kılarak geçirmiş gibi sevap alır' (Buhârî, 'Ezân', 34; Müslim, 'Mesâcid', 260) buyurmuşlardır.
Safların en faziletlisi en ön saftır. Bu fazilet imama yakınlık derecesindedir. Fakat imama en yakın duran kişiler imamlığa ehil olan kişiler olmalı ki imamın abdesti bozulduğunda, hemen birini yerine geçirebilsin.
b) Cemaatle Namazın Hükmü
Cemaat fazileti her ne kadar bir kişiyle de olabilir ve hâne halkıyla dahi cemaatle namaz kılınabilirse de bu, camiye çıkmanın ve daha kalabalık bir cemaatte bulunmanın sevabına denk olmaz. Farz namazların cami ve mescitlerde cemaatle kılınışı İslâm dininin bir sembolü ve şiarı olduğu için bunun terk ve tatil edilmesi asla câiz görülemez.
Cemaatin önemini gösteren çok sayıda hadis bulunmaktadır. Bunlardan birinde Hz. Peygamber 'Üç kişi bir köyde veya sahrada bulunur ve cemaatle namaz kılınmazsa, şeytan onlara hâkim olur. Öyleyse cemaatten ayrılma. Çünkü kurt ancak sürüden ayrılan koyunu yer' buyurmaktadır (Ebû Dâvûd, 'Salât', 47). Bir diğer hadiste ise
[4/4 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Kendilerine yazik eden kimselere melekler, canlarini alirken: 'Ne isde idiniz!' dediler Bunlar: 'Biz yeryüzünde çaresizdik' diye cevap verdiler Melekler de: 'Allah'in yeri genis degil miydi? Hicret etseydiniz ya!' dediler Iste onlarin barinagi cehennemdir; orasi ne kötü bir gidis yeridir (NİSA/97)
Musa kavmine dedi ki: 'Allah'tan yardim isteyin ve sabredin Süphesiz ki yeryüzü Allah'indir Kullarindan diledigini ona vâris kilar Sonuç (Allah'tan korkup günahtan) sakinanlarindir' (A'RAF/128)
Ey kavmim! Iste size mucize olarak Allah'in devesi Onu birakin, Allah'in arzinda yesin (içsin) Ona kötülük dokundurmayin; sonra sizi yakin bir azap yakalar (HUD/64)
Bizim, yeryüzüne gelip, onu uçlarindan eksilttigimizi görmediler mi? Allah (diledigi gibi) hükmeder, O'nun hükmünü bozacak kimse yoktur Ve O hesabi çabuk görendir (RA'D/41)
Ve (ey inananlar!) Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerlestirecegiz Iste bu, makamimdan korkan ve tehdidimden sakinan kimselere mahsustur (İBRAHİM/14)
Andolsun Zikir'den sonra Zebur'da da: 'Yeryüzüne iyi kullarim vâris olacaktir' diye yazmistik (ENBİYA/105)
Ey iman eden kullarim! Süphesiz, benim arzim genistir O halde (nerede güven içinde olacaksaniz orada) yalniz bana kulluk edin (ANKEBUT/56)
O, gökleri görebildiginiz bir direk olmaksizin yaratti, sizi sarsmasin diye yere de ulu daglar koydu ve orada her çesit canliyi yaydi Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydali nebattan çift çift bitirdik (LOKMAN/10)
(Resûlüm!) Söyle: Ey inanan kullarim! Rabbinize karsi gelmekten sakinin Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardir Allah'in (yarattigi) yeryüzü genistir Yalniz sabredenlere, mükâfatlari hesapsiz ödenecektir (ZÜMER/10)
[4/4 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: KİTABU'Z-ZİKR
1916 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah'ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. AIIahu Teâlayı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini 'Aradığınıza gelin!' diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar:
'Kullarım ne diyorlar?'
'Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar.
Sana tazim (temcid) ediyorlar' derler. Rabb Teâla sormaya devam eder:
'Onlar beni gördüler mi?'
'Hayır!' derler.
'Ya görselerdi ne yaparlardı?'
'Eğer seni görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla
ta'zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı' derler. Allah tekrar sorar:
'Onlar ne istiyorlar?'
'Senden, derler, cennet istiyorlar.'
'Cenneti gördüler mi?' der.
'Hayır ey Rabbimiz!' derler.
'Yagörselerdi ne yaparlardı?' der.
'Eğer görselerdi, derler, cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi.' AIlah Teâla sormaya devam eder:
'Neden istiâze ediyorlar?'
'Cehennemden istiâze ediyorlar' derler.
'Onu gördüler mi ?' der.
'Hàyır Rabbimiz, görmediler!' derler.
'Yagörselerdi ne yaparlardı?' der.
'Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı' derler. Bunun üzerini Rabb Teâla şunu söyler:
'Sizi şâhid kılıyorum, onları affettim!'
Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne devamla şunu anlattı:
'Onlardan bir melek der ki: 'Bunların arasında falanca günahkar kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksadla uğramıştı, oturuverdi.' Allah Teâla.. 'Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar' buyurur.'
Buhâri, Daavât 66, Müslim, Zikr 25, (2689); Tirmizi, Daavât 140, (3595).
1917 - Yine Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kim bir yere oturur ve orada Allah'ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise AIIah'tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada AIIah'ı zikretmezse, ona AIIah'tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allah'ı zikretmese, Allah'tan ona bir noksanlık vardır.'
Ebü Davud Edeb 31. (4856) 107,(5059); Tirmizi, Daavat 8, (3377); Hadisin metni Ebü Davud'a aittir. Sondaki ziyade İbnu Hibbân'ın Mevârid'inden alınmadır (2319).
1918 - Ebü Müslim eI-Eğarr (rahimehullah) diyor ki: 'Ben şehâdet ederim ki Ebü Hüreyre ve Ebü Said (radıyallâhu anhümâ) Resülullah (aleyhissalâtu vesselam)'in şöyle söylediğine şehâdet ettiler: 'Bir cemaat oturup Allah'ı zikrederse, mutlaka melekler etraflarını sarar, AIlah'ın rahmeti onları bürür, üstlerine sekine iner ve Allah onları yanında bulunan (büyük melek)lere anar.'
Müslim, Zikr 39, (2700); Tirmizi, Daavât 7, (3375).
1919 - Hz. Ebü Musâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'İçerisinde Allah zikredilen evlerin misali ile içerisinde AIIah zikredilmeyen evlerin misâli, diri ile ölünün misali gibidir.'
Buhâri, Daavât 66; Müslim, Salâtü'l-Müsâfırin 211, (779).
1920 - Hz. Ebü Hüreyre'nin rivâyetinde şöyle gelmiştir: 'Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Teâla hazretleri diyor ki: 'Kulum, hakkımda nasıl bir zan yürütürse ben öyleyimdir. O, beni zikredince ben onunla beraberim. O beni içinden geçirirse, ben de onu içimden geçiririm. O, beni bir cemaat içerisinde anarsa, ben de onu, onunkinden daha hayırlı bir cemaatte anarım. O, bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.'
Buhâri, Tevhid 50; Müslim, Zikr 2, (2675); Tirmizi, Daavât 142, (3598).
1921 - Ebü Ümâme (radıyallâhu anh) anlatıyo
[4/4 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Muhammed'in nefsini kudret eliyle tutan zâta yemîn ederim ki, bu ümmetten her kim -Yahudî olsun, Hristiyan olsun- beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa mutlaka cehennem ehlinden olacaktır'.
Müslim, İman 240, (153).
[4/4 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!
[Bakara Sûresi.79]
[4/4 22:52] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.” (Şu’arâ, 26/83)
[4/4 22:52] Ömer Tarık Yılmaz: Âlim ile sohbet etmek lâl ü mercân incidir, / Câhil ile sohbet etmek günde bin can incitir.[Lâedrî]
[4/4 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.EBU LÜBÂBE
İslâmın nûrunu söndürmek isteyen Mekkeli müşriklere karşı hazırlanan mücâhid ordusunda az sayıda deve vardı. Bu sebeple bir deveye üç sahâbî nöbetleşe biniyordu.
Resûlullah efendimiz de Ebû Lübâbe ve Hz. Ali ile bir deveye sırayla bineceklerdi. Deveye ilk olarak Resûlullah efendimiz binmiş idi. Her ikisi de Resûlullahın deveden inmemesini ve haklarını seve seve vermeyi arzû ediyorlardı. Kendilerinin binip, Resûlullahın yürümesini içlerine sindiremiyorlardı.
Biz yaya yürüyelim
Nitekim yaya yürüme sırası Resûlullah efendimize geldiğinde ikisi birden şu teklifi yaptılar:
- Yâ Resûlallah! Siz inmeyin, biz yaya yürüyebiliriz.
Onların bu samîmî ve içten tekliflerine Resûlullah efendimiz şu cevâbı verdiler:
- Siz yürümekte benden daha güçlü değilsiniz. Ayrıca benim de sizin kadar sevâba ihtiyâcım var.
Ebû Lübâbe, cihâd aşkıyla yanıyor, müşriklerle bir an önce karşılaşmaya can atıyordu. Henüz düşmanla karşılaşmadan Resûlullah efendimiz Ebû Lübâbe'yi kendi yerine vekil olması için Medîne'ye gönderdi. Oradaki vazîfesi kadın ve çocukları korumaktı.
Ancak Resûlullah efendimiz, Bedir'de kazanılan ganimetlerden ona da pay verdi.
Peygamber efendimizle, Benî Kurayza Yahûdîleri arasında bir anlaşma vardı. Buna göre, Mekke müşrikleri ile yapılan Hendek Muharebesinde Müslümanlarla beraber, Medîne'yi müdafaa etmeleri gerekiyordu. Fakat bunlar, böyle bir şeye yanaşmadıkları gibi, harbin en nazik bir zamanında müşriklerle işbirliği yaptılar. Peygamber efendimizin, durumu araştırmak ve sulh için gönderdiği heyete de hakârette bulundular. Bununla da yetinmeyip, Medîne üzerine baskınlar düzenlediler. Müslümanları öldürmeye teşebbüs ettiler.
Onların üzerine yürü
Hendek muharebesinde, on bin kişilik müşrik ordusunun büyük zayiat vererek geri çekilmesi Kurayza Yahûdîlerini hayâl kırıklığına uğrattı. Endişeyle Medîne'ye iki saatlik mesâfede bulunan kalelerine çekildiler. Peygamber efendimizin üzerlerine yürümesinden çok korkuyorlardı.
Peygamber efendimiz, Hendek'ten dönüp, evine geldi. Üzerindeki silâhları çıkardı. O sırada Cebrâil aleyhisselâm geldi. Sarığının ucu iki omuzunun arasında ve üzerinde zırhtan gömlek vardı.
- Ey Allahın Resûlü! Silahlarınızı çıkardınız mı? Vallahi biz daha silahlarımızı çıkarmadık. Düşman sana geldiğinden beri melekler silâhlarını çıkarmadılar. Kalk, silâhını kuşan ve onların üzerine yürü, dedi.
Peygamberimiz sordular:
- Kimin üzerine yürüyeyim?
Cebrâil aleyhisselâm da;
- İşte oraya, diyerek eliyle Benî Kurayza tarafını gösterdi.
Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Eshâbım çok yoruldular. Birkaç gün dinlenseler nasıl olur?
- Yâ Resûlallah! Allahü teâlâ, hemen Benî Kurayza kabîlesi üzerine yürümeni emrediyor. Ben şimdi yanımdaki meleklerle beraber, Kurayza Yahûdîlerinin kalelerine gidiyorum. Allahü teâlâ onları helâk edecektir.
Peygamber efendimiz, Cebrâil aleyhisselâm Allahü teâlânın emrini bildirip gidince, Bilâl-i Habeşî'ye;
- İşitip, itâat eden kişi, ikindi namazını Benî Kurayza yurdundan başka yerde kılmasın, diye seslenmesini emretti.
Peygamber efendimiz ve Eshâb-ı kirâm silahlandılar. Cebrâil aleyhisselâmın izini takip ederek yola çıktılar. Benî Kurayza Yahûdîlerinin olduğu yere geldiler. Kalelerin çok yakınına kadar yaklaştılar. Benî Kurayza Yahûdîleri iyice muhasara altına alındı. Muhasara son derece şiddetlenmişti. Yahûdîler, Peygamber efendimizden, görüşmek ve danışmak üzere Ebû Lübâbe'yi kendilerine göndermesini istediler.
Bize ne yaparlar
Ebû Lübâbe'nin çoluk çocuğu ve malları Benî Kurayza yurdunda idi. Resûlullah efendimiz Ebû Lübâbe'yi çağırdı ve buyurdu ki:
- Yahûdîlerin yanına git! Onlar Evsliler arasından seni istediler.
Resûlullah efendimiz ayrıca Ebû Lübâbe'ye, onların yanına vardığında nasıl davran
[4/4 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna Ve Hacı Bektaşi Veli
Mevlâna'nın yaşadığı devir, tasavvuf vadisinin Anadolu'ya açıldığı. Anadolu'da filizlenip, kökleştiği. dalbudak saldığı bir devirdir. Şeyh
Ömer Şühreverdî, Muhyiddin Arabî, Fahreddin İrakî, Necmeddin Dâye gibi tasavvuf büyükleri Anadolu'ya gelmiş, saygı ve sevgi görmüşlerdir. Bu devirde Horasan'dan Anadolu'ya gelerek yerleşen erenlerden biri de Bektaşi tarikatının pîr'i Hacı Bektaşi Velîdir.
Hacı Bektaşi Velî, 1209 yılında Nişapur'da doğmuş, Hoca Ahmed Yesevî'nin halifesi Lokman-ı Perendî'nin dervişi olmuş, onüçüncü yüzyıl ortalarında, birçok mutasavvıflar gibi Anadolu'ya göçerek, bugünkü Hacıbektaş kasabasının bulunduğu Suluca Karahüyük'te yerleşmiştir. Bir süre sonra. Babaî'lerin reisi Baba İshak'ın halifesi olan Hacı Bektaş-ı Velî, Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev II. tarafından Babaî isyanlarının bastırılmasından sonra, etrafına toplanan Türkmen aşiretlerini irşada başlamış, kısa zamanda büyük bir şöhret yapmıştır.
Biri Selçuklu devletinin başşehri Konya'da daha çok aydın bir çevreye, diğeri Kırşehir taraflarında halk topluluğuna seslenen bu iki kutup. Mevlâna Celâleddin ile Hacı Bektaşi Velî'nin aralarında manevî bir bağın bulunduğu, birbirlerini tanıdıkları şüphesizdir. Her iki pîr'in de meşrep bakımından ayrılsalar bile yollan aynıdır. Hiçbir zaman tarikat kurucusu olmadıkları halde vefatlarından sonra, kendi adlarına kurulan Mevlevilik ve Bektaşîlik tarikatları aralarındaki rekabet yüzünden, bunları birbirine karsı gibi göstermiş, birbirlerinden ayırmaya çalışmıştır. Bir destan havası içinde Hacı Bektaş'ın menkıbelerinden bahseden velâyetnâme'ye göre. Mevlâna ve Şems-i Tebrizî, Hacı Bektaş'tan feyz alan, ona uyan bir derviştir. Velâyetnâme'ye göre, Hacı Bektaş'ın 133 gösterdiği kerametler. Mevlâna'dan çok üstündür. Mevlevi menkıbelerinde ise, her ikisi arasındaki münasebetler daha ağırbaşlı, daha âlımanedir. Her iki tarafın menkıbelerinde müşterek olan taraf ise. bu iki tasavvuf pir'inin zaman zaman birbirlerine dervişler göndermeleri. gönül anıp gönül vermeleridir.
Bu rivayetlerden birine göre. Harı Bektaş müridlerinden Baba İshak'ı Konya'ya göndererek su haberi iletmiştir.
— Eğer hakikat eriyse ve hakikati bulduysa, âleme ne diye gürültü salıyor, yok hakikati bulamamışsa ne diye aramıyor?
Baba İshak. Karahüyük'ten Konya'ya gelmiş ve Mevlâna'nın huzuruna girmişti. Bu yıllar Mevlâna'nın coşkunluk devresidir. Semâ etmekte, gazeller söylemektedir. Baba İshak'ı görür görmez:
— Dostu görmediysen ne diye aramıyorsun, sevgiliye ulaştıysan ne diye çalıp çığırmıyorsun?..
diye başlayan bir gazeli okumaya başlamıştı. Bu gazeli kendisine ve pir'i Hacı Bektas-ı Velîye bir cevap sayan Baba Ishak, hiçbir şey söylemeden, geri dönmüş. Kırşehir yolunu tutmuştur.
Kırşehir Beyi Nureddin Cacaoglu da Hacı Bektaş-i Velînin müridleri arasındaydı. Yine 'Menakıb' kitaplarının verdikleri bilgilere göre. Nureddin Cacaogiu bir gün şeyhi Hacı Bektaş'a:
— Şeriata uymak ve namaz kılmak gerektir. Halbuki siz bunları yerine getirmiyorsunuz..
demişti. Bunun üzerine. Hacı Bektas abdest almak üzere derhal su istemiş. Cacaoğlu da ibriği, çeşmeden doldurarak getirmişti. İbriği döktüğü zaman su yerine kan akmıştı. Cacaoğlu, şaşırmış. Hacı Bektaş-i Velîde:
— Görüyorsun ya, bununla abdest alınmaz., diyerek ibriği itmişti.
Anlatılan bu olay üzerine, Mevlâna şöyle dedi:
— Temizi pislemek, berrak suları kana çevirmek önemli değil. Asl olan, kanı berrak suya çevirmektir. Mürşid ona derler ki şarabı şerbet yapsın. Mürşid odur ki, bakırlaşmış gönülleri tam ayar altına çevirsin. Mürsid. müşkülün hal kapısıdır.
Olay doğru veya yanlış.. Mevlâna'nın cevabında Mevlâna'nın rnürşidliginin ta kendi
[4/4 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: Ramazan orucu kimlere farzdır?
Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslümanın Ramazan orucunu tutması farzdır.
[4/4 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: ÂYET
Alâmet, işâret, mûcize, ibret. 1- Kur'ân-ı kerîmdeki sûreleri meydana getiren cümle veya cümleciklerden her biri. Çoğulu âyâttır. Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki Biz sana apaçık âyetler (helâl ile haramı, doğru ile yanlışı açıklayan) indirdik. Onları fâsıklardan (kâfirlerden) başkası inkâr etmez.' (Bekara sûresi 99) Kur'ân-ı kerîmde 114 sûre, 6236 âyet vardır. Âyetlerin sayısının 6236'dan az veya daha çok olduğu bildirildi ise de, bu ayrılıklar, büyük bir âyetin, bir kaç küçük âyet sayılmasından veya bir kaç kısa âyetin bir büyük âyet yâhut sûrelerin evvelindeki besmelelerin bir veya ayrı ayrı âyet sayılmasından ileri gelmiştir. (Ebülleys Semerkandî) Âyet-i kerîmeler kısa ve tam tercüme edilemez. Müfessirler âyet-i kerîmeleri tercüme değil, uzun tefsîr ederek açıklamaya çalışmışlardır. (İbn-i Hacer-i Mekkî) Âyet-i kerîme yazılı herhangi bir kâğıdın âyet kısmına abdestsiz dokunmamalı, o kâğıdı belden aşağı koymamalıdır. (Hâdimî) Sübhâne rabbike âyet-i kerîmesini, sübhâne rabbinâ şeklinde değiştirmeden okumak lâzımdır. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî) 2. Allahü teâlânın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren alâmet, ibret, işâret. Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde insanlara yarar şeyleri, denizde akıtıp taşıyan o gemilerde, Allah'ın semâdan indirdiği suyla ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde, deprenen her hayvanı orada üretip yaymasında, gökle yer arasında (Allahü teâlânın emrine) boyun eğmiş olan rüzgârları ve bulutları evirip çevirmesinde aklı ile düşünen bir kavm (topluluk) için nice âyetler vardır. (Bekara sûresi 164) 3. Mûcize. (Hakîkati) bilmeyenler (veya bilip de bilmez gözükenler); 'Ne olur, Allah bizimle (senin hak peygamber olduğuna dâir) konuşsa, yâhut (bu hususta) bize bir âyet gelse' dediler. Onlardan evvelkiler de, tıpkı onların söyledikleri gibi söylemiş (ler) di. Kalbleri birbirine ne kadar da benzemiş. Bu hakîkatleri iyice bilmek isteyenlere âyetlerimizi apaçık göstermişizdir. (Bekara sûresi 118)
[4/4 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: Mekke’nin fethi nasıl gerçekleşmiştir?
Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke’nin fethine karar verdiğinde Medine çevresindeki kabilelere haber göndererek Ramazan ayının başlarında Medine’de toplanmalarını istedi. Ardından Kureyş müşriklerine haber sızmasını önlemek amacıyla Mekke’ye giden yolları tuttu; 10 Ramazan 8/1 Ocak 630’da muhacirler, Ensar ve çevreden toplanan kabilelerle Medine’den hareket etti. Bazı kabileler de yolda orduya katıldılar. İslam ordusunun gözcü birlikleri, yolda Hz. Peygamber (s.a.s.)’in faaliyetlerini izlemek üzere Hevazin kabilesinin görevlendirdiği bir casusu yakalayarak onun huzuruna getirdiler. Sorguya çekilen casus, Hevazin kabilesinin bazı Arap kabilelerini de yanına alarak Müslümanlara karşı savaş hazırlıklarına başladığını tüm ayrıntılarıyla haber verdi. Peygamberimiz (s.a.s.)’in emriyle Halid b. Velid tarafından tutuklanan casus, ordu Merruzzahran’da konakladığı esnada kaçtı; fakat Halid tarafından tekrar yakalandı. Halid durumu Peygamberimiz (s.a.s.)’e(s.a.s.) bildirdi. O da Mekke’ye girinceye kadar onun tutukluluk halinin devamını istedi. Casus Mekke fethedildikten sonra Peygamberimiz (s.a.s.)’in İslam’a daveti üzerine Müslüman oldu. Müslümanlar yatsı vakti Mekke yakınlarında Merruzzahran’da konakladılar. Peygamberimiz (s.a.s.) burada İslam ordusunun gücünü göstermek maksadıyla gece vakti asker sayısınca, yani on bin ateş yaktırdı. Bunu gören ve gelenlerin kim olduğunu bilemeyen Mekke müşrikleri telaşa kapılarak liderleri Ebu Süfyan’ı iki arkadaşıyla birlikte durumu öğrenmek ve şayet Hz. Muhammed (s.a.s.)’le karşılaşırsa eman almak amacıyla gönderdiler. Ancak Ebu Süfyan ve arkadaşları İslam ordusunun gözcü birlikleri tarafından yakalanarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in huzuruna götürüldüler. Mekke lideri Ebu Süfyan uzun tereddütlerden sonra Müslüman oldu.
İslam ordusu dört koldan şehre girdi. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kumanda ettiği birliğin dışındaki birliklerin başında Halid b. Velid, Zübeyr b. Avvam ve Kays b. Sa’d bulunuyordu. Peygamberimiz (s.a.s.) mecbur kalınmadıkça kan dökülmemesini emretti. İslam ordusu herhangi bir ciddi mukavemetle karşılaşmadan şehre girdi. Peygamberimiz (s.a.s.) “Bugün Kabe’de savaşın helal olacağı gündür.” şeklinde sözler sarfeden komutan Sa’d b. Ubade’yi azlederek elinden sancağı aldı ve oğlu Kays b. Sa’d’a verdi. Sa’d’ın “Bugün savaş günüdür.” sözüne karşılık “Bugün merhamet günüdür.” dedi.
İslam ordusu, güneyden şehre giren Halid b. Velid’in komuta ettiği birlik hariç, mukavemetle karşılaşmadı. Peygamberimiz (s.a.s.) muhacirlerin başında Mekke’yi kan dökmeden fethetmenin verdiği huzur içinde ilerlerken, şehrin alt tarafında kılıçların parladığını görünce çok üzüldü. Halid b. Velid’e haber göndererek çarpışmaya son vermesini emretti. Halid daha sonra sorguya çekildiğinde, çarpışmayı müşriklerin başlattığını bildirdi. Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke’de evlerinin kapısını kapatanların, silahlarını bırakanların, Mescid-i Haram’a ve Ebu Süfyan’ın evine girenlerin emniyette olduğunu duyurdu. Yaralıların, arkasını dönüp kaçanların ve esirlerin öldürülmemelerini emretti. Bunun üzerine Mekkeliler evlerine kapanıp silahlarını sokaklara attılar. Peygamberimiz (s.a.s.) Zi Tuva mevkiinde durunca insanlar onun etrafında toplandılar. O, Allah’ın kendisine Mekke’nin fethini nasip etmesinden, Müslümanların sayısının çokluğundan ve Allah’a olan tevazuundan dolayı devesinin üzerinde eğiliyor, “Hayat ancak ahiret hayatıdır.” diyordu. Mekke’ye girince Kabe’yi tavaf etti; çevresindeki putları kırdırdı. Kabe’nin bakımını yürüten, anahtarını muhafaza eden Abdüddar ailesinden Osman b. Talha’ya haber gönderip Kabe’nin anahtarını getirterek içeri girdi ve iki rekat namaz kıldı. Öğle vakti gelince Hz. Peygamber (s.a.s.), B
[4/4 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: HALK ve TAKSÎR
'Halk', saçların dipten tıraş edilmesi; 'taksîr' ise saçların kısaltılması, demektir.
[4/4 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللهُ تَعَالَى: قُلْ هُوَ الَّذِي اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ. (سورة الملك، 23)
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen-: “(Habîbim!) De ki: Sizi yaratan, size kulak(lar), gözler ve kalpler veren O (Allâhü Teâlâ)’dır. Hâlbuki siz, pek az şükrediyorsunuz.’’ (Mülk Sûresi, âyet 23)
04 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[4/4 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: MÜLK SÛRESİ’NİN FAZİLETİ
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki:
“Kur’ân-ı Kerîm’de otuz âyetlik bir sûre vardır ki okuyana şefaat eder, bağışlanmasına vesile olur. O, ‘Tebârekellezî bi-yedihi’l-mülk’tür (Mülk Sûresi’dir).” (Tirmizî)
“Her müminin kalbinde (ezberinde) Mülk Sûresi’nin olmasını dilerdim.”
“Her kim, her gece Mülk Sûresi’ni okursa, Allâhü Teâlâ, o kimseden kabir azâbını meneder.”
“Allâh’ın Kitâbı’nda otuz âyetlik bir sûre vardır ki (okumaya devam eden kimseye o sûre) şefaatçi kılınır. Kıyamet günü o kimsenin Cehennem’den çıkarılıp Cennet’e ulaştırılmasına vesile olur. O sûre, Tebâreke (Mülk) Sûresi’dir.”
İbn-i Abbâs (r. anhümâ), bir zâta şöyle buyurdular:
“Sana, seni sevindirecek bir haber vereyim mi? Tebâreke Sûresi’ni oku, onu ezberle, ailene, evladına, küçük çocuklarına, komşularına öğret. Zira bu sûre-i celîle, münciye (kabir azâbından kurtarıcı)dır. Mücâdile (mücâdele eden)dir, kıyamet günü, kendisini okuyan için Rabb’inin huzurunda (affı için) mücadele eder. Bu sûre-i celîle, bir kimsenin ezberinde olursa, o kimsenin Cehennem’den kurtarılmasını Rabb’inden ister. Hazret-i Allah, bu sûre sebebiyle kişiyi kabir azâbından kurtarır.”
İbn-i Abbâs radıyallâhü anhümâ’dan rivayet olundu:
Ashâb’dan bir zât, bilmeden çadırını bir kabrin üzerine kurmuştu. O mekânda medfûn olan zâtın, kabrinde Tebâreke… (Mülk) Sûresi’ni sonuna kadar okuduğunu işitti. Sahâbî zât, Peygamber Efendimizin huzuruna giderek işittiği hâli haber verdi. Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki:
“O (Mülk Sûresi), mânidir; okuyandan azâbı meneder. Münciye’dir; okuyanı kabir azâbından kurtarır.”
KIT‘A:
Aldanma bu dünyaya, fânî cihandır bu,
Kendisi âşikâr, ateşi gizli külhandır bu,
Giden geri gelmez, iki kapılı handır bu,
İnsafı terk eyleme, makâm-ı imtihandır bu. (Lâ edrî)
04 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[4/4 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: 'Sûfî; kalp kirinden ve karışıklığından kurtulmuş, kafası ve kalbi tefekkürle dolmuş, beşerden kopup Allah’a bağlanmış, gözünde toprak ile altın eşit hale gelmiş kimsedir.' Sehl b. Abdullah [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[4/4 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: Çocuk Eğitimi Üzerine
Hızla gelişen teknoloji ve küreselleşen hayat ile bir anda geleneklerimiz hızlı bir değişim sürecine girdi. Önce radyo, sonra televizyon, sonra internet ve daha sonra cep telefonları girdi hayatımıza. Her biri kendi içinde arkadaş, rehber, ebeveyn ve öğretmen görevi görür oldu. Çocuklar bir anda anne babanın, dede ve ninelerin kucağından kayıp gitti.
Şimdi, daha üç yaşından itibaren çocuğun dünyasını televizyon ve internet şekillendiriyor. Zaten bu yaşlarda da çocuk etrafındaki şeyleri merak etmeye başlıyor. Cevap aradığı birçok şeyin karşılığını da artık televizyondan, telefondan öğreniyor. Çocuğun dünyası yıllar ilerledikçe televizyona, internete göre şekilleniyor. Dolayısıyla çocuk ile ebeveyn arasına bu teknoloji kutuları girmiş oluyor. Okul çağına gelindiğinde de aynı durumdan eğiticiler şikâyet ediyor.
Aslında hayatımızı kuşatan teknolojik unsurları reddedemeyiz. Sadece gerektiği gibi ve doğru şekilde kullanma yolunu tercih etmeli ve çocuklarımıza da böyle öğretmeli, böyle telkin etmeliyiz.
Semerkand Takvimi
[4/4 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.
Âl-i imrân - 113. Ayet
[4/4 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.
(Buhari, Muslim)
[4/4 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah’ım! Gizli olarak işlediğim günahlarımı, açıktan işlediğim günahlarımı, hatâen işlediğim ve bilerek yaptığım günahlarımı, bildiğim ve bilmediğim bütün günahlarımı bağışla.
(Hâkim, İbn Ebî Şeybe)
[4/4 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Mucib
Duaları, istekleri, dilekleri kabul eden, ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları gideren
[4/4 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Azap Melekleri ve Günahkar Genç
Mahşerde bir genç, Allah Teala'dan aman dilemiş. Günahı pek çokmuş. Melekler, onu cehenneme atmak için koşmuşlar. Fakat yüce ihsan sahibi Hakim-i Teala, ona yaran olmuş. Melekler tam onu yakaladıkları sırada,
'Neden bu genci cehenneme sürüklüyorsunuz?' diye bir hitap gelmiş.
Onlar şöylece cevap vermişler:
'Onu cehenneme atmak için sürüklüyoruz.'
Bunun üzerine yene Allah Teala'dan bir hitap gelmiş.
“Şaşılacak şey doğrusu. Biz onunlayız ama siz bunu duyamazsınız. Biz ikimiz beraberiz ve beraber olmaya devam edeceğiz.'
Melekler bu sözü hakikaten de duymamışlar. Böyle bir lütfü görmemişler. Fakat bu sözün heybetinden hepsi susmuş, titremiş ve kendilerinden geçmişler
Allah Teala, gence yeniden,
“Ey pejmürde! bu hale düştün de sürünüp durmaktasın? Kendine gel! Kaç onlardan!' diye hitap etmiş.
Genç demiş ki:
“Ya rabbi! Böyle bir yerde ne yapabilirim? Bu ovanın ne başı var, ne sonu. Böyle bir kıyametten nasıl kurtulurum? Buradan bir kaçış yolu yok ki?”
Allah Teala,
'Ey sarhoşluk batağına düşen kimse!' diye hitap etmiş. 'Gel, bize kaç! Bize kaçarsan onlardan kurtuldun demektir.'
Genç,
'Bende bu kudret yok. Elimde çaresizlikten başka bir şey kalmadı. Senin lütfun imdadıma yetişmedikçe, senin sır perdelerin beni gizlemedikçe buradan kurtulamam' demiş.
Bunun üzerine Allah Teala, onu keremiyle örtmüş. Kıyametteki mahlukattan gizlemiş. Devletiyle onu sırlar makamına ulaştırmış, vuslat yurduna eriştirmiş. Melekler, kendilerine geldiklerinde orada o genci birr hayli aramışlar ama bulamamışlar.
Allah Teala’ya,,
'O günahkar ne oldu, nereye gitti? Yoksa beka aleminde fenaya mı erişti? Cenneti de aradık, cehennemi de fakat bir türlü onu göremedik. Elimizden kaçırdık gitti. Ya rabbi, onun nereye gittiğini sen bilirsin! Eğer bunu bize söylemezsen mahvoluruz' diye seslenmişler,
Allah Teâlâ,
“Bu bizim hikmetlerimizdendir. O, bizim himayemizde artık. Bizim huzurumuzda yer edindi kendine. Artık onunla işiniz yok. Bu işi bir o, bir biz biliriz. Siz aradan çekilin artık!” diye hitap etmiş.
Ey kardeşim! Allah bir kişiye inayet eder, yar olursa artık araya hiç ağyar girebilir mi? Allah insana önce doğru yolu buldurmak için inayet eder. Peygamberi bir güneş kılaraktan alemi aydınlatır. Allah inayetiyle seni has kullarından eyledi mi tüm kusurlarından kurtulursun. Sana cemalini gösterir. Böylelikle de işin, gücün yalnızca onu seyretmek olur.
[4/4 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi:
Buhari ve Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: 'Sizden biriniz namaz sırasında yatmış idiyse veya namaza karşı gaflet etmiş (ve unutmuş) ise, hatırlar hatırlamaz onu kılsın. Zira Allah Teala Hazretleri şöyle buyurmuştur: 'Beni anmak için namaz kıl!' (Ta-Ha 14).
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Mevakitu's-Salat 37, Müslim, Mesacid 314, (684), Tirmizi, Salat 131, (178), Ebu Davud, Salat 11, (442), Nesai, Mevakit 52, 53, (2, 293, 294)
Hadisin Açıklaması:
1- Bu iki hadisin, müteakiben kaydedeceğimiz başka vecihlerinde esbâb-ı vürûdu da belirtilmiştir. Buna göre: 'Hayber seferi dönüşünde İslâm ordusu, gecenin baş tarafında yol alır. Bir ara askerlere uyku bastırınca Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Bilâl-i Habeşî (radıyallâhu anh)'yi nöbetçi bırakarak orduya istirahat verir. Nöbet sırasında Bilal de uyur. Ertesi sabah güneşin hararetiyle uyanırlar. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) oradan uzaklaşmalarını emreder. Bir müddet sonra, ordu namaz için, Aleyhissalâtu vesselâm'in işaretiyle durur. Askerler abdest alıp kaçırılan sabah namazını kaza ederler. Namaz bitince Efendimiz: 'Kim bir namaz unutacak olursa hatırlayınca hemen kılsın, zîra Cenâb-ı Hakk 'Beni anmak için namaz kıl' buyurmuştur' der.
2- Bu hadis çok farklı yorumlara tâbi tutulmuş, ihtiva ettiği ahkâm hususunda ihtilaflı neticelere varılmıştır. Bu farklılıklara, âyet-i kerîmenin kıraatindeki ihtilaf da müessir olmuştur. Biz fazla teferruâta girmeden mühim birkaç noktaya temas edeceğiz:
* Hadisin zâhiri, kaçırılan namazla, eda edilecek namaz arasında, tertibe riâyet edilmesini âmirdir. Yani bir namaz, unutma veya uyuma sebebiyle kaçırılırsa o kaza edilmeden vakti girmiş bulunan müteakip namaz kılınamaz. İmam Mâlik kaçırılan namaz kaza edilmeden vaktin namazı kılındıktan sonra hatırlanması halinde, kaçırılan namazın kazaen kılındıktan sonra vaktin namazının ikinci sefer yeniden kılınması gerektiğine hükmetmiştir.
* Kaçırılan namaz kerâhet vaktinde hatırlanmış ise, Hanefîlere göre bu vakitte namaz kılınamaz. Mâlik ve Şâfiî, Evzâî, Ahmed ve İshak (rahimehumullah)'a göre, kaçırılan namazlar kerâhet vakitlerinde dahi kaza edilir. Bunlara göre, mekruh vakitlerde de kılınır. Zîra sadedinde olduğumuz hadis, 'hatırlayınca' diye mutlak gelmiştir, mekruh vakitler bu ıtlaka dahildir.Sahabeden bazılarının (Hz. Ömer, İbnu Ömer, Sa'd İbnu Ebî Vakkas, İbnu Mes'ud, Selman (radıyallâhu anhüm): 'Namazı kasden terkeden kimseye kaza yoktur' dediği rivayet edilmiştir. Buna kâil olanlara şöyle cevap verilmiştir: 'Unutarak namazı kılamayana kaza gerekirse, bilerek terkedene evleviyetle lazım gelir. Hadiste meselenin ehemmiyetini tesbit için hafifi zikredilmiştir. Unutarak bırakana kaza gerekirse, bilerek terkedene daha fazla kaza gerekir. Üstelik unutan mazurdur, bıraktığı için günaha girmez, kaza edince borcunu eda etmiş olur. Öbürünün hadiste zikredilmemesi, ednayı zikrederek âlâya (daha ehemmiyetliye) tembih kabilindendir. Ayrıca 'Kasden bırakana kaza gerekmez' diyenler, bunu unutmaktan daha hafif gördükleri için söylememişlerdir. Bilakis daha fena buldukları için öyle söylemişlerdir. 'Bu isyandır kaza ile telafi edilmez, boşuna zahmet çekmesinler' mânasında bir değerlendirmedir, ağır bir tevbihtir.
* Kaçırılan namazlar kaza edilirken ikâmet ve ezan okunmalı mı okunmamalı mı? Bu hususta da ihtilaf edilmiştir. Ahmed İbnu Hanbel ve Hanefîlere göre okunması gerekir. İmam Şâfiî'nin bu husustaki görüşü ihtilaflıdır. Ercah görüşe göre kamet okunur, ezan okunmaz.
* Kazaya kalan namaz bizzat kılmaktan başka bir surette telafi edilemez. Sözgelimi onun yerine başkası kılamaz, sadaka vs. ile kefareti ödenemez. Ancak âlimler, çok borcu olan kimsenin ölürken, namazlarına bedel fidye verilmesini vasiyet etmiş olması durumunda, bu vasiyetin yerine getirileceğini söylem
[4/4 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
İbnu Ömer (Radıyallahu Anhümâ) anlatıyor: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: 'Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin gençlerinin efendileridir. Babaları onlardan daha hayırlıdırlar.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (118) - Hds :(6020)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[4/4 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: 269- عَنْ أنس بْنِ مَالِكٍ
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: مَنْ عَالَ جَارِيَتَيْنِ حَتَّى تَبْلُغَا , جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أنا وَهُوَ كَهَاتَيْنِ، وَضَمَّ أصابعَهُ.
269: Enes ibni Malik (Allah Ondan razı olsun)’den aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Her kim iki kız çocuğuna ergenlik çağına gelinceye kadar islâmî eğitimle eğitir ve yetiştirirse, kıyamet günü ben ve o kimse şöylece yanyana bulunuruz,” buyurmuşlar ve parmaklarını birbirine bitiştirmişlerdir. (Müslim, Birr 149)
270- عَنْ عَائِشَةَ رَضِي الله عَنْهَا قالت : دَخَلَتِ أمرأَةٌ مَعَهَا ابْنَتَان لَهَا تَسْأَلُ , فَلَمْ تَجِدْ عِنْدِي شَيْئًا غَيْرَ تَمْرَةٍ واحدة فَأَعْطَيْتُهَا إِيَّاهَا , فَقَسَمَتْهَا بَيْنَ ابْنَتَيْهَا وَلَمْ تَأْكُلْ مِنْهَاثُمَّ قَامَتْ فَخَرَجَتْ , فَدَخَلَ النَّبِيُّ
عَلَيْنَا, فَأَخْبَرْتُهُ فَقال :مَنِ ابْتُلِيَ مِنْ هَذِهِ الْبَنَاتِ بِشَيْءٍ , فَاَحْسَنَ اِلَيْهِنَّ كُنَّ لَهُ سِتْرًا مِنَ النَّارِ .
270: Aişe (Allah Ondan razı olsun)’nın şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir gün beraberinde iki kız çocuğu olduğu halde bir kadın gelmiş birşeyler istiyordu. Yanımda da tek hurmadan başka bir şey yoktu. Onu kadına verdim. Kendisi hiç tatmadan çocukları arasında bölüştürüp kalkıp gitti. Bu sırada peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) yanımıza geldi. Olup bitenleri haber verince şöyle buyurdu: “Her kime Allah kız çocuklarından verir de o da onlara iyi davranarak islami bir terbiye ile yetiştirirse o kız çocukları o kimse için cehenneme karşı perde olurlar.” (Buhari, Zekat 10, Müslim, Birr 147)
271- عَنْ عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا قالتْ : جَاءَتْنِي مِسْكِينَةٌ , تَحْمِلُ ابْنَتَيْنِ لَهَا , فَأَطْعَمْتُهَا ثَلاَثَ تَمَرَاتٍ , فَأَعْطَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا تَمْرَةً , وَرَفَعَتْ إِلَى فِيهَا تَمْرَةً لِتَأْكُلَهَا, فَاسْتَطْعَمَتْهَا ابْنَتَاهَا, فَشَقَّتِ التَّمْرَةَ الَّتِي كانت تُرِيدُ أن تَأْكُلَهَا بَيْنَهُمَا , فَأَعْجَبَنِي شَأنهَا, فَذَكَرْتُ الَّذِي صَنَعَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ
فَقال :إن اللَّهَ قَدْ أَوْجَبَ لَهَا بِهَا الْجَنَّةَ, أَوْ أَعْتَقَهَا بِهَا مِنَ النَّارِ .
271: Aişe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Sırtına iki çocuğunu yüklemiş bir kadın bir şeyler istemek üzere çıkageldi. Ona üç hurma verdim. O da çocuklarına birer hurma verdi, öteki hurmayı da kendisi yemek üzere ağzına götürmüştü ki çocuklar onu da istediler. Kadın hurmayı ikiye böldü ve onlara verdi. Kadının bu davranışına hayran kaldım ve olup biteni Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e anlattım. O da şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah bu şefkat ve acıması sebebiyle o kadına cennetini vermiş veya bu sebeple onu cehennemden kurtarmıştır.” (Müslim, Birr 148)
272- عَنْ اَبِى شُرَيْخٍ خُوَيْلِدِ بْنِ عَمْرٍ
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: اللَّهُمَّ إني أُحَرِّجُ حَقَّ الضَّعِيفَيْنِ : الْيَتِيمِ وَالْمَرْأَةِ .
[4/4 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: SAĞLIK............ ZAYIFLAMAK İÇİN
İnsan hayatını kolaylaştıran teknolojinin gelişimi ile artan hareketsiz hayat şekli, kilo vermeye engel olan sebeplerin başında yer alsa da, şişmanlığa sebep olan birçok sebep bulunuyor. Bu konuda Prof. Dr. Canan Karatay, önemli tavsiyelerde bulundu. Zayıflamak isteyenlerin dikkat etmesi gerekenler:
¬ D vitamini eksik ise zayıflamak çok zor. Bunun için yazın güneşten sık sık faydalanmalı, kışın ise takviyeler ile D vitamini ihtiyacı giderilmeli. D vitamini bulunan yiyecekler arasında; balık, süt, tereyağı, yulaf ezmesi ve yumurta gibi yiyecekler yer alıyor.
¬ Aspartam, şekerden 200 kat daha yoğun bir tatlandırıcıdır. E-951 no’lu bir gıda katkı maddesidir. Aspartam hâlen piyasada bulunan çok sayıdaki yiyecek ve içecek içerisinde, özellikle diyet gıdalarda tatlandırıcı olarak bulunmaktadır. Bu maddenin zehirden bir farkı yoktur.
¬ Sıklıkla tüketilen raflardaki ambalajlı gıdalar, kansere kadar birçok önemli problemlere yol açabiliyor. Bunlardan uzak durmalıdır.
¬ Leptinin aktif olduğu saatlere göre; bir yemek yeme saatleri ve beslenme düzeni olmalıdır. Gece vakti leptinin aktif olması ile uykuda bile kilo verilebilir. Bunun için akşam 8’den sonra hiçbir şey yememelidir.
Yeni Akit 05.01.2022
GÜNÜN TARİHİ............ NATO’NUN KURULUŞU
4 Nisan 1949’da komünizm tehlikesine karşı Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı (NATO) kuruldu. Bu pakta başlangıçta, 12 devlet; Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, İngiltere ve ABD, Washington’da imzaladıkları antlaşma ile kurucu üyeler oldu. 1952’de Türkiye, Yunanistan, 1955’te Batı Almanya; 1982’de İspanya; 1999’da da Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti; 2004’te, Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya, 2009’da da Hırvatistan ve Arnavutluk, 2016’da Karadağ pakta katıldı. 2020’de ise, Kuzey Makedonya da üyeliğe katıldı. Bu şekilde 30 üyeye ulaştı.
04.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[4/4 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: el-Tâhâ Suresi 3
Ancak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik.)
[4/4 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: Tirmizi
Halka teşekkürde bulunmayan Allah'a da şükretmez.
[4/4 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: El Mümît: Ölümü yaratan, öldüren.
[4/4 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: Kabir Ziyareti ve Adabı : İslâmiyet’in ilk yıllarında Peygamber Efendimiz Câhiliye âdetlerinden dolayı kabir ziyaretini yasaklamıştı. Ölülere nasıl davranılması gerektiği konusunda İslâmiyet’in getirdiği emirler iyice benimsenip gönüllere yerleşince, bu yasak da kalktı.
Mezarlıkların ziyaret edilmesi, bu vesileyle ölümün hatırlanması ve orada yatanlardan ibret alınması dinimizin tavsiye ettiği hususlardandır. Kabir ziyaretinde bulunan kişi, ahireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünmelidir.
PEYGAMBERİMİZİN KABRİSTAN ZİYARETİNDE YAPTIĞI DUA
Peygamber Efendimiz sık sık Bakî mezarlığına gider, ölülere selâm verir, onlara dua ederdi. Biz de zaman zaman kabristana gitmeli, yarın kendilerine komşu olacağımız kimseleri ziyaret etmeliyiz.
Hz. Peygamber, geceleri Baki’ kabristanına gelir ve “Müminler yurdunun sakinleri, sizlere selam olsun. İnşaallah biz de size katılacağız. Bizler ve sizler için Allah’tan afiyet dilerim; Allah’ım, Baki’ kabristanında bulunanları bağışla.” (Müslim, Cenâiz, 102) diye dua ederlerdi.
Kabir ziyaretinde bulunan kişinin ölü için dua etmesi ve Kur’an okuyarak sevabını orada bulunanların ruhlarına bağışlaması uygun olur.
Ancak, kabir ve türbe ziyaretlerinde İslam’ın özüne ve tevhid anlayışına ters düşen, itikâdî bakımdan da zararlı olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir.
KABİR ZİYARETİNDE YAPILMAMASI GEREKENLER
Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak, kabrin parmaklık ve taşlarını öpmek, onlara sarılıp ağlamak İslam ile bağdaşmaz.
Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar olarak görmek; bu zatların duaları kabul ettiğine, ilâhi kudretlerinin olduğuna inanmak doğru olmadığı gibi, bir kısım ihtiyaç ve dilekleri onlara arz etmek, kendilerinden medet ummak, bu ziyaretleri dinî bir vecibe gibi telakki etmek; bez bağlamak, mum yakmak, kurban kesmek, şeker vb. yiyecek maddeleri dağıtarak onlardan yardım dilemek gibi davranışlarda bulunmak da, tevhid dini olan İslam’la bağdaşmaz. Ölen kişilerden medet ummak ve onlardan bazı şeyler beklemek iman açısından tehlikeli bir davranıştır.
İSLAM’DA KABİR ZİYARETİ VE ADABI
Bir kimse kabristana gittiği zaman, hadislerde görüleceği şekilde, önce kabir halkına selâm vermeli, onlara dua etmeli ve sonunda kendisinin de onlar gibi olacağını düşünmelidir. Kabrini
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N