Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 12.07.2023 11:03

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[5/4 15:16] Ömer Tarık Yılmaz: MÜLK SÛRESİ’NİN FAZİLETİ
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki:
 
“Kur’ân-ı Kerîm’de otuz âyetlik bir sûre vardır ki okuyana şefaat eder, bağışlanmasına vesile olur. O, ‘Tebârekellezî bi-yedihi’l-mülk’tür (Mülk Sûresi’dir).” (Tirmizî)
 
“Her müminin kalbinde (ezberinde) Mülk Sûresi’nin olmasını dilerdim.”
 
 “Her kim, her gece Mülk Sûresi’ni okursa, Allâhü Teâlâ, o kimseden kabir azâbını meneder.”
 
“Allâh’ın Kitâbı’nda otuz âyetlik bir sûre vardır ki (okumaya devam eden kimseye o sûre) şefaatçi kılınır. Kıyamet günü o kimsenin Cehennem’den çıkarılıp Cennet’e ulaştırılmasına vesile olur. O sûre, Tebâreke (Mülk) Sûresi’dir.”
 
İbn-i Abbâs (r. anhümâ), bir zâta şöyle buyurdular:
 
“Sana, seni sevindirecek bir haber vereyim mi? Tebâreke Sûresi’ni oku, onu ezberle, ailene, evladına, küçük çocuklarına, komşularına öğret. Zira bu sûre-i celîle, münciye (kabir azâbından kurtarıcı)dır. Mücâdile (mücâdele eden)dir, kıyamet günü, kendisini okuyan için Rabb’inin huzurunda (affı için) mücadele eder. Bu sûre-i celîle, bir kimsenin ezberinde olursa, o kimsenin Cehennem’den kurtarılmasını Rabb’inden ister. Hazret-i Allah, bu sûre sebebiyle kişiyi kabir azâbından kurtarır.”
 
İbn-i Abbâs radıyallâhü anhümâ’dan rivayet olundu:
 
Ashâb’dan bir zât, bilmeden çadırını bir kabrin üzerine kurmuştu. O mekânda medfûn olan zâtın, kabrinde Tebâreke… (Mülk) Sûresi’ni sonuna kadar okuduğunu işitti. Sahâbî zât, Peygamber Efendimizin huzuruna giderek işittiği hâli haber verdi. Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki:
 
“O (Mülk Sûresi), mânidir; okuyandan azâbı meneder. Münciye’dir; okuyanı kabir azâbından kurtarır.”  
 
KIT‘A:
 
Aldanma bu dünyaya, fânî cihandır bu,
 
Kendisi âşikâr, ateşi gizli külhandır bu,
 
Giden geri gelmez, iki kapılı handır bu,
 
İnsafı terk eyleme, makâm-ı imtihandır bu. (Lâ edrî)
 
Hayırlı iftarlar
Dua eder dua bekleriz
[5/4 15:57] Ömer Tarık Yılmaz: 53- Fitneler Zuhur Etmezden Önce Amellere Şitab Etmeye Teşvik Bâbı
 
328- Bana Yahya b. Eyyûb ile Kuteyle ve İbn Hucr toptan İsmail b. Ca'fer'den rivâyet ettiler. İbn Eyyûb dedi ki: Bize İsmail rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Alâ', Babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdiki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına benzeyen fitneler zuhur etmeden amellere şitâb edin; (zira o fitneler zuhur ettiği vakit) kişi mü'mîn olarak sabahlayacak; kâfir olarak akşamlayacak yahud mü'min olarak akşamlayacak kâfir olarak sabahlayacak, dinini bir dünya metâı mukabilinde satacaktır.» buyurmuşlar.
 
Hadisin ma'nası: gece karalıkları gibi yığın yığın fitneler zuhur edip iş işten geçmeden amel ve ibâdetlere teşviktir. Çünkü -bu fitneler o kadar büyük ve korkunç olacak ki, onların şerrinden kimse ibâdet ve amellere vakit bulamayacaktır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunlann şiddetini: «kişi mü'min olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamalyacaktır.» büyururarak ifâde etmiştir. Yânı fitnenin dehşetinden insan bir günde bu derece muazzam tehavvüller geçirecek; günü gününe, saati saatine uy-muyacaktır.
 
Hadisin sonunda râvî şek ederek: «Yahut; mü'min olarak sabahlar.» buyurdu, demiştir.
 
 kâfir olarak akşamlar;
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bu ma'nada bir çok hadisleri vardır:
 
«Beş şeyi beş şeyden önce ganimet bil:
 
1 - İhtiyarlamadan önce gençliğini,
 
2 - Hastalanmadan önce sağlamlığını,
 
3 - Meşgul olmadan önce boş zamanını,
 
4 - Fakirlemeden önce zenginliğinin,
 
5 - Ölmeden önce hayâtının.»
 
«Her kim (akıbetten) korkarsa erken yola çıkar. Ve her kim erken yola çıkarsa menzil-i maksûda ulaşır» hadisleri bunlardandır.
 
Bu babda selef-i sâlihînden de bir çok eserler vardır.
 
«O fitneler zuhur ettiği vakit kişi mü'min olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacaktır.» ifadesini te'vile lüzum yoktur. Çünkü fitneler çoğaldığı zaman kalpler bozulur; imân safiyeti kalmaz. Kalplere gaflet ve fisku fücur dolar. Bunlar da bir insanın şekaveti için kâfî sebeblerdir. Nitekim kominizm felâketine ma'ruz kalan yerlerde bir çok müslümanîa-nn —el-Iyazu billahi— irtidâd ettiklerini gözümüzle gördük.
 
Fahr-ı Kâinat (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz: «dinini bir dünya metâı mukabilinde satacaktır.» buyurarak dünya mefsedetleri karşısında dîne sarılmanın lüzumuna işaret etmektedir.
 
 
 
 
[5/4 15:58] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Fatih Sultan Mehmet’in Donanmasının İstanbul’a Gelişi 1453
•  Maraş’a İstiklal Madalyası Verildi 1925
•  Avukatlar Günü
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[5/4 15:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir...” 
 
Al-i İmran 185
[5/4 15:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Kim Allah’a karşı isyân hâlinde bulunursa (günahları terk etmezse), Cenâb-ı Hakk’ı zikretmemiş olur; velev ki (nâfile) namazları, oruçları ve Kur’ân okuması çok bile olsa!” 
 
Heysemî, II, 258
[5/4 15:58] Ömer Tarık Yılmaz: ORUCUN VÜCUDA FAYDALARI
 
Vücudun kimya laboratuarı olan karaciğer, artık ve zararlı maddelerin tasfiyesi, toksik maddelerin tesirsiz hâle getirilmesi, hormonların yıkılması, kanın temizlenmesi, ilaçların yıkımı vs. pek çok hayatî görevi yerine getirmektedir.
Oruç sırasında karaciğere düşen yük azalacağından, ölü hücrelerin tasfiyesi ve detoksifikasyon (bünye için zehirli ve zararlı olan maddelerin temizlenmesi) işleri kolaylaşıp hızlanmaktadır. İftara doğru insan hâlsizlik hissederken, iç organları bayram yapmaktadır.
Oruç tutanların küçük tansiyonu düşmekte; kalp günde 15 bin defa daha az atarak muazzam şekilde dinlenmektedir. Bu açıdan tansiyon ve kalp ilaçlarının etkisini gösteren orucun, bu ilaçlar gibi yan etkisi de yoktur!.
Oruçlu iken bazı hormonların kandaki seviyeleri sâir zamanlara göre değişmektedir. Özellikle kortizol seviyesi oruçlu iken gündüz saatlerinde artmakta, kan şekerini normal düzeyde tutmaktadır. Yükselen kortizol, anti-kanserojen rol oynamaktadır. Oruçken, böbreklerden su ve tuz kaybını azaltan hormon faaliyetleri artmaktadır. Bunun gibi daha pek çok sistem, insan bünyesinde devreye girerek vücudun dengelerini muhafaza etmekte ve şahsın oruca uyumunu sağlamaktadır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[5/4 15:58] Ömer Tarık Yılmaz: Allah korkusu olmayan gönülde Allah sevgisi yaşamaz. Allah’ı seven sevilmeye layık olur.[Mehmet Akif Ersoy]
[5/4 15:58] Ömer Tarık Yılmaz: EMANETE İHANET ETMEMEK
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in en belirgin özelliği güvenilir olması idi. Ona güvenilen kişi anlamında “el-Emin” lakabı verilmiş, Mekke halkının büyük çoğunluğu onun peygamberliğini kabul etmemelerine rağmen en değerli varlıklarını ona ema- net etmişlerdi. Zira o asla emanete hıyanet etmezdi. Kendisini öldürmeye kalkıştıkları zamanda bile, emanetleri sahiplerine teslim etmek üzere Hz. Ali’yi görevlendirmiş ve emanetlerin yerlerine ulaşmasını sağlamıştır.
Rasulüllah Efendimiz emanete ihanet etmenin münafıklık alameti olduğunu bildirmiş, “(İyi) Müslüman, dilinden ve elin- den Müslümanların emin olduğu kişidir” (Buhâri, “Şehadet”, 28; “İman”, 4, 5), buyurarak hiç kimseye zarar vermememiz gerek- tiğini haber vermiştir.
 
ALAK SÛRESİ
Baştan beş âyeti Hz. Peygamber’e gelen ilk vahiy olduğundan ilk inen sûre kabul edilmektedir. Kalan âyetlerinin sonraları Ebû Cehil hakkında indiği rivayet edilmiştir.
Sûre adını ikinci âyette geçen “asılıp tutunan” anlamındaki “alak” kelimesinden almıştır.
Sûrede okumanın önemi vurgu- lanmakta, insanın neden yaratıl- dığına dikkat çekilmekte, kendini yeterli görüp nankörlük eden in- sanın taşkınlığı ve buna verilecek ceza anlatılmaktadır.
 
ÖZLÜ SÖZ
İyiliğe gücün yetmezse kötülük yapma. (Feriduddin Attar)
[5/4 15:59] Ömer Tarık Yılmaz: Pek yüce, yüceler yücesi, aklın alabileceği herşeyden pek yüce
 
Al-Muta'ali : The Supreme Onewho is Exalted  in every respect, far beyond anything the mind could possibly  attribute to His creatures.  
 
Cenab-ı Hak buyuruyor.
'O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir ' (1)
'O, yücedir, büyüktür.' (2)
'Yüce Rabbinin adını tesbih et.' (3)
Allah'ın yüceliğinin üstünde hiçbir yücelik yoktur. Allah, her üstün ve yüksek makamın daha üstündedir. 
Allah kendi zatında yücedir. bu yüzden her şeyden daha yücedir. Yücelikte Allah'ın hiçbir kusur ve ayıbı yoktur. O, mutlak olarak en yücedir. O, ilimde, kudrette, hayatta, cömertlikte, merhamette ve diğer bütün sıftlarında kusursuz ve mükemmel olduğu gibi yücelikte de eksiksiz ve kusursuzdur.  O'nun bu yüceliği cihet ve mekan bakımından değildir. Zira O, cihet ve mekandan münezzehtir (arınmıştır).Her şey, O'nun kudreti ve iktidarı altındadır. (4)
Yaratılmışları överken mübalağadan özellikle sakınmak ve hiçbir yaratılmışı asla bu anlama varan bir üslub ve vurgu ile yüceltmemek lazımdır. Bu kavram ancak Allah'ı nitelendirir ve sadece O'na tahsisi gerekir.
İnsanların bir kısmı etraflarındaki sayısız delile rağmen Allah'ın ululuğunu, yüceliğini takdir edemezler. Son derece aciz oldukları halde kendilerini büyük görmekte, kendilerini Yaratanı ise hiç düşünmemektedirler. Bu büyüklenme duygusunun nedeni kötülüğü emreden bir nefse sahip olmasıdır. Ancak iman edenler Allah'ın yüceliği karşısında insanın ne derece aciz bir varlık olduğunu, hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilirler. Evrenin her noktası Allah'ın büyüklüğünü yansıtır. Ama O'nun sonsuz gücünü ve ilmini anlatmaya asla kafi gelmez. Allah her türlü ortaklıktan, kusurdan, eksiklikten, sınırdan münezzeh olandır.  Bütün üstün sıfatların ve bütün güzel isimlerin tek sahibidir. O'nun ilmi, aklı, gücü, kudreti, rahmeti, şefkati, fazlı, ihsanı sonsuzdur. 'Sonsuz' kelimesi Allah'ın büyüklüğünü kavrayabilmek için üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir kavramdır. Allah ölümlerinden sonra insanları yeni bir yaratılışla yaratacak ve bundan sonra dünyada yaptıklarının bir karşılığı olarak cennet veya cehennemde devam edecek olan sonsuz hayatlarını başlatacaktır. Burada yüz değil, bin değil, yüzbin veya milyar yıl da değil, trilyon ya da katrilyon kere katrilyon yıl da değil, sonsuza kadar sürecek bir ömürden bahsedilmektedir. Yani yüz trilyon insan olsa, gece gündüz hiç durmadan yüz trilyonu yüz trilyon ile çarparak ilerleseler, yüz trilyon ömürleri olsa ve ömürleri boyunca bu işle uğraşsalar yine de yıl sayısını hesaplayamayacakları kadar uzun bir ömür. Oysa Allah öyle büyük bir ilme sahiptir ki insana göre 'sonsuz' olan herşey, O'nun bilgisi dahilindedir. Zamanın ilk yaratıldığı andan sonsuza değin geçecek olan her olayı, her düşünceyi, vakitleri ve şekilleri ile belirleyen ve bilen O'dur.  (5)
Kaynaklar:
1) Rad, 9
2) Bakara, 255
3) Ala, 1
4) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
5) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
[5/4 15:59] Ömer Tarık Yılmaz: Cuma, İslâm dininde çok önemli kabul edilen haftalık toplu ibadet günüdür. Çeşitli hadislerden anlaşıldığına göre cuma günü, daha önce yahudi ve hıristiyanlar için haftalık ibadet günü olarak belirlenmiş, fakat onlar bunu değiştirerek yahudiler cumartesiyi, hıristiyanlar pazarı haftalık toplantı ve ibadet günü kabul etmişler; son olarak cuma günü, müslümanlar için yeniden haftalık ibadet günü kılınmıştır.
Cuma gününün önemine ve haftalık toplu ibadet günü seçilmesinin anlamına ilişkin olarak Hz. Peygamber'den birçok hadis rivayet edilmektedir. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: 'Güneşin doğduğu en hayırlı gün cumadır; Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete girmiş ve o gün cennetten çıkmıştır. Kıyamet de cuma günü kopacaktır' (Müslim, 'Cum`a', 18). Başka bir hadiste bu günde yapılan duaların kabul edileceği bir anın (icâbet saati) bulunduğu haber verilmektedir. Bir rivayete göre Hz. Peygamber 'Ben icâbet saatinin, hangi an olduğunu biliyordum, fakat Kadir gecesi gibi, bu da bana unutturuldu' (Hâkim, I, 279) buyurmuştur.
Âlimler Hz. Peygamber'in bu ifadesine dayanarak Allah'ın güzel isimleri arasında ism-i a`zamın, ramazanın son on günü içerisinde Kadir gecesinin gizli tutulması gibi icâbet saatinin de gizli tutulduğunu ve bu suretle insanların gün boyu Allah'a yönelmelerinin sağlanmasının hedeflendiğini söylemişlerdir. Yine cuma günü ile ilgili olarak, gerekli temizliği yaptıktan sonra camiye gidip hutbe dinleyen ve namazı kılan kimsenin daha önceki cuma ile bu cuma arasında işlediği günahların affedileceği belirtilmiş (Buhârî, 'Cum`a', 6, 19; Müslim, 'Cum`a', 26), bu günü hafife alarak üç cuma namazını terkeden kimsenin kalbinin mühürleneceği bildirilmiştir (Ebû Dâvûd, 'Salât', 204). Kurban bayramı arefesinin cumaya rastlaması halinde halk arasında o yıl yapılan haccın, 'hacc-ı ekber' (büyük hac) olarak isimlendirilmesi de cumanın önemiyle ilgilidir.
Cuma günü müslümanlar açısından büyük önem taşıdığı ve âdeta bir bayram günü kabul edildiği için, perşembe günü akşamından başlamak üzere maddî ve mânevî temizliğe her zamankinden daha fazla önem vermek gerekir. Bunların başında boy abdesti almak gelir ki cuma günü boy abdesti almak bilginlerin çoğuna göre sünnet, bazılarına göre farzdır. Bunun yanın-da, cuma günü namaza gelmeden önce tırnak kesme, dişleri temizleme gibi bedenî temizlikler yapmak, temiz elbiseler giymek, başkalarını rahatsız et-meyecek, aksine onların hoşuna gidecek güzel kokular sürmek sünnet olan davranışlardır. Mümin, böyle değerli ve önemli bir günün mânevî havasına girmeli, dua ve tövbesini bu günde saklı olup dua ve tövbelerin kabul edile-ceği vakit olduğu bildirilen 'icâbet saati'ne denk düşürmeye çalışmalı, ayrıca Kur'an okumalı, tezekkür ve tefekkür etmeli, Resûlullah'a salâtü selâm ge-tirmeli ve samimi bir kalp ile yüce Allah'a dua ve istiğfarda bulunmalıdır.
Hutbe okunurken konuşmak, cuma vakti alışveriş yapmak ve cuma gü-nü yolculuğa çıkmak gibi yapılması, cuma namazının terkine yol açabileceği endişesiyle hoş karşılanmayan davranışların hükümleri aşağıda ele alına-caktır.
A) DİNDEKİ YERİ ve HÜKMÜ
Cuma namazı farz-ı ayındır. Farz olduğu, Kitap, Sünnet ve icmâ ile sabittir. Kur'ân-ı Kerîm'in 62. sûresi, cuma namazından bahsettiği için Cuma sûresi olarak adlandırılmıştır. Bu sûrede yüce Allah şöyle buyurmuştur: 'Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırılınca Allah'ı anmaya (namaza) koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca yeryüzüne yayılın da Allah'ın lutfunu arayın ve Allah'ı çok çok anın ki felah bulasınız' (el-Cum`a 62/9-10).
Hadis kitaplarında gerek cuma namazının fazileti, gerekse kuvvetli bir farz olduğu ve bu namazı özürsüz olarak terketmenin büyük günah sayıldığı konusunda
[5/4 16:00] Ömer Tarık Yılmaz: (Resûlüm)! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden (sadece) Kehf ve Rakîm sahiplerinin ibrete sâyan olduklarini mi sandin? O (yigit) gençler magaraya siginmislar ve: Rabbimiz! Bize tarafindan rahmet ver ve bize, (su) durumumuzdan bir kurtulus yolu hazirla! demislerdi Bunun üzerine biz de o magarada onlarin kulaklarina nice yillar perde koyduk (uykuya daldirdik) Sonra da iki guruptan (Ashâb-i Kehf ile hasimlarindan) hangisinin kaldiklari müddeti daha iyi hesap edecegini görelim diye onlari uyandirdik Biz sana onlarin basindan geçenleri gerçek olarak anlatiyoruz Hakikaten onlar, Rablerine inanmis gençlerdi Biz de onlarin hidayetini arttirdik Onlarin kalplerini metîn kildik O yigitler (o yerin hükümdari karsisinda) ayaga kalkarak dediler ki: 'Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir Biz, O'ndan baskasina tanri demeyiz Yoksa saçma sapan konusmus oluruz Su bizim kavmimiz Allah'tan baska tanrilar edindiler Bari bu tanrilar konusunda açik bir delil getirseler (Ne mümkün!) Öyle ise Allah hakkinda yalan uydurandan daha zalimi var mi? (Içlerinden biri söyle demisti:) 'Madem ki siz onlardan ve onlarin Allah'in disinda tapmakta olduklari varliklardan uzaklastiniz, o halde magaraya siginin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysin ve isinizde sizin için fayda ve kolaylik saglasin' (Resûlüm! Orada bulunsaydin) günesi görürdün: Dogdugu zaman magaralarinin sagina meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi (Böylece) onlar (günes isigindan rahatsiz olmaksizin) magaranin bir kösesinde (uyurlardi) Iste bu, Allah'in âyetlerindendir Allah kime hidayet ederse, iste o, hakka ulasmistir, kimi de hidayetten mahrum ederse artik onu dogruya yöneltecek bir dost bulamazsin Kendileri uykuda olduklari halde sen onlari uyanik sanirdin Onlari saga sola çevirirdik Köpekleri de magaranin girisinde ön ayaklarini uzatmis yatmakta idi Eger onlarin durumlarina muttali olsa idin dönüp onlardan kaçardin ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardi Böylece biz, aralarinda birbirlerine sormalari için onlari uyandirdik: Içlerinden biri: 'Ne kadar kaldiniz?' dedi (Kimi) 'Bir gün ya da günün bir parçasi kadar kaldik' dediler; (kimi de) söyle dediler: 'Rabbiniz, kaldiginiz müddeti daha iyi bilir Simdi siz, içinizden birini su gümüs paranizla sehre gönderin de, baksin, (sehrin) hangi yiyecegi daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrica, nâzik davransin (gizli hareket etsin) ve sakin sizi kimseye sezdirmesin' 'Çünkü onlar eger size muttali olurlarsa, ya sizi taslayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen iflah olmazsiniz' Böylece (insanlari) onlardan haberdar ettik ki, Allah'in vâdinin hak oldugunu, kiyametin süphe götürmez oldugunu bilsinler Hani onlar aralarinda Ashâb-i Kehfin durumunu tartisiyorlardi Dediler ki: 'Üzerlerine bir bina yapin Rableri onlari daha iyi bilir' Onlarin durumuna vâkif olanlar ise: 'Bizler, kesinlikle onlarin yanibaslarina bir mescit yapacagiz' dediler (Insanlarin kimi:) 'Onlar üç kisidir; dördüncüleri de köpekleridir' diyecekler; yine: 'Bes kisidir; altincilari köpekleridir' diyecekler (Bunlar) bilinmeyen hakkinda tahmin yürütmektir (Kimileri de:) 'Onlar yedi kisidir; sekizincisi köpekleridir' derler De ki: Onlarin sayilarini Rabbim daha iyi bilir Onlar hakkinda bilgisi olan çok azdir Öyle ise Ashâb-i Kehf hakkinda, delillerin açik olmasi haricinde bir münakasaya girisme ve onlar hakkinda (ileri geri konusan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme Hiçbir sey için 'Bunu yarin yapacagim' deme ncak Allah dilerse (yapacagim de) Unuttugun zaman Allah'i an ve 'Umarim Rabbim beni,dogruya daha yakin olana eristirir'de Onlar,magaralarinda üçyüz yil kadar kaldilar ve dokuz yil da buna ilave etmislerdir De ki: Ne kadar kaldiklarini Allah daha iyi bilir Göklerin ve yerin gizli bilgisi O'na aittir O'nun görmesi de, isitmesi de sâyani hayrettir Onlarin (göklerde ve yerde olanlarin), O'ndan baska bir yöneticisi yoktur O, kendi hükümranligina kimseyi ortak etmez  (KEHF/9-26)
[5/4 16:00] Ömer Tarık Yılmaz: LANETLEME VE SÖVME
 
5308 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Mü'min ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır.'
 
Tirmizî, Birr 48, (1978).
 
5309 - Ebu'd-Derda radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Lâneti çok yapanlar Kıyamet günü şefaatçi olamazlar, şehid de olamazlar.'
 
Müslim, Birr 85, (2598); Ebu Dâvud, Edeb 53, (4907).
 
5310 - Semüre İbnu Cündüb radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Birbirinize, Allah'ın laneti, Allah'ın gadabı ve cehennem temennisiyle bedduada bulunmayın.'
 
Ebu Dâvud, Edeb 53, (4906); Tirmizî, Birr 48, (1977).
 
5311 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Ey Allah'ın Resülü! Müşriklere beddua et, onları lânetle!' denilmişti. Şu cevabı verdi:
 
'Ben rahmet olarak gönderiIdim, lanetleyici olarak değil!'
 
Müslim, Birr 87, (2597).
 
5312 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bir kimse diğer bir kimseyi fıskla veya küfürle itham etmesin. Aksi taktirde, itham edilen arkadaşında bunlar yoksa, kelime kendine dönderilir.'
 
Buhârî, Edeb 44.
 
5313 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Sövüşen iki kişinin söyledikleri(nin vebali), mazlum olan tecavüzde bulunmadıkça başlayana aittir.'
 
Müslim, Birr 68, (2587); Ebu Dâvud, Edeb 47, (4894); Tirmizî, Birr 51, (1982).
 
5314 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor; 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Allah Teâla hazretleri şöyle dedi: 'Ademoğlu, dehre söverek beni üzüyor. Halbuki ben dehrim. Emir benim elimde. Gece ve gündüzü ben çeviririm.'
 
Buhâri, Edeb 101, Tefsîr, Câsiye 1, Tevhîd 5; Müslîm, Elfâz 2, (2246); Muvatta, Kelâm 3, (2, 984); Ebu Dâvud, Edeb 181, (5274).
 
5315 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüm  anlatıyor: 'Bir kişinin ridasını rüzgâr savurmuştu, tutup rüzgâra lanet etti. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm müdahale buyurdu:
 
'Sakın rüzgâra lanette bulunmayın. O memurdur, (Allah'ın emriyle) iş görmektedir. Şunu bilin ki, kim bir şeye haksızlıkla lanet ederse, lanet kendisine döner.'
 
Ebu Dâvud, Edeb 53, (4908); Tirmizî, Birr 48, (1979).
 
5316 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bu rüzgâr, Allah'ın rahmetindendir. Rahmeti de, azabı da getirir. Onu görünce, sakın ona sövmeyin. Allah'tan rüzgârın hayr (getirmes)ini dileyin, şerr (getirmes)inden Allah'a sığının.'
 
Ebu Dâvud, Edeb 113, (5097).
 
5317 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Ölülere sövmeyin. Çünkü onlar (sağken hayırdan ve şerden) gönderdiklerine kavuştular.'
 
Buhârî, Cenâiz 97, Rikâk 42; Ebu Dâvud, Edeb 50, (4899); Nesâî, Cenâiz 51, 52, (4, 52, 53).
 
5318 - Muğîre İbnu Ş'u'be radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Ölüler hakkında kötü konuşmayın, sonra dirileri üzersiniz.'
 
Tirmizî, Birr 51, (1983).
 
5319 - Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Ölülerinizin iyiliklerini zikredin, kötülüklerini zikretmeyin.'
 
Ebu Dâvud, Edeb 50, (4900); Tirmizî, Cenâiz 34, (1019).
 
5320 - İmrân İbnu Husayn radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir seferdeydi. Ensârdan bir kadın devesinin üzerinde giderken yüksek sesle devesine lânet okudu. Bunu işiten Aleyhissalâtu vesselâm: 'Devenin üzerindeki eşyaları alın ve deveyi salıverin, zira artık o lânetlenmiştir' buyurdular.'
 
İmrân radıyallahu anh der ki: 'Sanki ben deveyi insanlar arasında yürürken görür gibiyim, kimse ona dokunmuyordu.'
 
Müslim, Birr 80, (2595); Ebu Dâvud, Cihad 55, (2561).
 
5321 - Zeyd İbnu Hâlid radıyallahu a
[5/4 16:01] Ömer Tarık Yılmaz: Vehb İbnu Münebbih'in anlattığına göre kendisine: 'Lâilâhe illallah cennetin anahtarı değil mi? dendi de: 'Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz' cevabını verdi. 
Buhârî, Cenâiz 1.
[5/4 16:01] Ömer Tarık Yılmaz: Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
[Bakara Sûresi.80]
[5/4 16:01] Ömer Tarık Yılmaz: “(Rabbim) Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle!” (Şu’arâ, 26/84)
[5/4 16:02] Ömer Tarık Yılmaz: Alkol kapıdan girerse, mutluluk pencereden çıkar.[ ]
[5/4 16:02] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.EBU RAFİ 
 
Ebu Rafi aslen Mısırlı olup, Resul-ı ekremin amcası Hz. Abbasın kölesi idi. İslâmın ilk zamanlarında Müslüman olmasına rağmen, müşriklerin kötülük yapmasından çekindiği için, Müslümanlığını açığa vurmamıştı. Çünkü Mekkeli müşrikler, köle gibi kimsesiz olanlara daha fazla işkence yapıyorlardı. Ebu Rafi Bedir savaşına kadar, Mekke’de kaldı.Bedir savaşı olmuş, müşrikler mağlup olarak Mekke’ye dönmüşlerdi. Ebu Rafi, bu sırada Zemzem kuyusunun yanındaki odasında kendi işi ile uğraşıyordu. Yanında Hz. Abbasın hanımı Ümm-i Fadl da vardı. 
 
Sevinçli haber 
 
Ümm-i Fadl da Müslüman idi. O da Müslümanlığını gizliyordu. Müslümanların, Bedir’de, müşrikleri büyük bir hezimete uğrattıklarını duyunca, çok sevinmişlerdi. 
 
Ebu Rafi ile Ümm-i Fadl bu sevinçli haberden konuşuyorlardı. 
 
Bu sırada oraya Ebu Leheb gelince, konuşmalarını kestiler. Ebu Leheb, Bedir savaşına gitmemiş, yerine As bin Hisam bin Mugireyi göndermişti. O zamanın adetine göre harbe gitmeyen bir kimse, yerine başkasını göndermesi gerekiyordu. 
Ebu Leheb gelince, kendisine Kureyşin mağlubiyet haberini verdiler. Bunun üzerine, Ebu Leheb orada bir yerde oturdu. Ebu Rafi ile Ebu Lehebin sırtları birbirine dönük bir vaziyette idi. Ebu Leheb otururken, Ebu Süfyan da Bedir’den dönmüştü. Bunu görenler dediler ki: 
 
- İşte Ebu Süfyan geldi! 
 
Ebu Leheb, Ebu Süfyana seslendi: 
 
- Ey kardeşimin oğlu! Yanıma gel!
 
Ondan, Bedir harbi hakkında bilgi almak niyetiyle sordu: 
 
- Anlat bakalım, nasıl oldu? Ebu Süfyan orada bir yere oturdu. Birçok kimse de ayakta dinliyorlardı. Ebu Süfyan şöyle anlattı: 
 
- Hiç sorma, Müslümanlarla karşılaşınca, sanki elimiz kolumuz bağlı idi. İstedikleri gibi hareket ettiler. Bir kısmımızı öldürdüler, bir kısmımızı esir ettiler. Vallahi ben, bizimkilerden kimseyi kınayıp, ayıplamıyorum. Çünkü, o sırada öyle kimselerle karşılaştık ki, yer ile gök arasında siyah-beyaz atlar üzerinde beyazlara bürünmüşlerdi. 
 
Sessizce onları dinlemekte olan Ebu Rafi, birdenbire, 'Vallahi onlar meleklerdir' deyiverdi. 
 
Kimsesi yok diye...
 
Ebu Leheb, Ebu Rafiye şiddetli bir tokat vurdu ve kaldırıp yere çarptı. Onu bir hayli dövdü. Bunun üzerine, orada bulunan Ümm-i Fadl, bir sopa ile şiddetle Ebu 
 
Lehebe vurdu ve dedi ki: 
 
- Kimsesi yok diye onu güçsüz gördün, değil mi? 
 
Ebu Leheb, başına yediği sopa ile zelil, hakir ve horlanmış bir vaziyette dönüp, gitti. Yedi gün geçmişti ki, Allahü teâlâ ona, kara kızıl denen bir hastalık verdi. Bu hastalık, onun ölmesine sebep oldu. Oğulları, onu, iki veya üç gece defnetmeden bıraktılar. 
 
Sonunda halkın ayıplaması üzerine, yanına yaklaşmadan, uzaktan üzerine su serpip kenar bir yere gömdüler. 
 
Ebu Rafi, Bedir savaşında esir olan Hz. Abbasın fidyesini getirdi. Bundan sonra Hz. Abbas onu Peygamber efendimize bağışladı. Ebu Rafi bundan sonra bir daha geri dönmeyerek, daima Peygamber efendimizle beraber oldu. Resulullahın himayesinde olup, devamlı sohbetinde bulunan Eshab-ı Soffa arasına katıldı.
 
Bir köle bağışladı
 
Resul-i ekremin, mübarek hanımlarından olan Mâriyeden, İbrahim ismindeki oğlunun dünyaya teşrifinde, Ebu Rafi’nin hanımı Selma, ebelik yapmıştı. Ebu Rafi Resul-i ekreme müjde haberini getirdiğinde, Peygamber efendimiz, onu azat etmiştir.
Resul-i ekrem efendimiz, onu, Selma ismindeki cariyesi ile evlendirdi. Ondan, Ubeydullah adında bir oğlu oldu. Bu oğlu büyüyünce, Hz. Alinin kâtibi olma şerefine kavuştu.
 
Ebu Rafi, azat edildiği zaman ağlamış ve demişti ki: 
 
- Ya Resulallah! Beni bırakıyorsunuz, ama bundan sonra da yanınızda kalacağım.
Hür iken de Resulullahtan ayrılmamış, harp ve sulh zamanlarında da, Resul-i ekremin hizmetinde bulunma nimetine kavuşmuştur. Seferlerde Resulullahın çadırını o kurardı.
 
Peygamber efendimiz Erkam bin Ebil-Erkamı, zekat memuru olarak bir bölgeye göndermişti. Hz. E
[5/4 16:02] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna Dostu Mahmud Hayrani
 
    Devrinde Mevlâna'yı seven ve ondan aldığı feyzle adlarını ebedilestirenler arasında bugün Akşehir'de türbesi bulunan Seyyid Mahmud Hayranî de vardır. Mevlâna'dan beş yıl önce, 126S'de vefat eden Seyyid Mahmud, Mes'ud Paşanın oğlu olup, Hayran'dan Anadolu'ya göçmüş. Konya'ya gelerek yerleşmişti. Mevlâna nın âşk kapısına tapulandıktan ve ondan feyz aldıktan sonra, 'destur' istemiş; Akşehir'e giderek, orada 'inziva'ya çekilmişti. Yüreğinde kaynayan âşk volkanı O'nu rahat bırakmamış, eezbevle dağlara düşmüş, bir süre başıboş dolaştıktan sonra, meczup bir halde yine Akşehir'e dönmüştü.
    Mevlâna, çok sevdiği ilâhi sırlarla bezenmiş bu coşkun dervişini sık sık sormuş, O'ndan haberler almış, habercilerle hal ve hatırını sormuştu. Yine bir yün. Akşehirli Şeyh Sinaneddin. Konya'ya gelerek Mevlâna'nın ziyaretinde bulunmuştu. Mevlâna O'na.
    — Ne var. ne yok. Seyyid Mahmud'umuz ne halde? diye sormuştu. Şeyh Sinaneddin:
    — Onu tilki gibi. sacı sakalına karışmış bir halde, bir köşede pinekler gördüm. Sizin âleminize gözleri kapalıydı.
    Mevlâna bu sözlere sadece gülümsemiş, hiçbir şey söylememişti. Şeyh Sinaneddin, birkaç gün sonra Akşehir'e dönmüş. Seyyid Manınud'u çarşının ortasında uyur görmüştü. Yanına yaklaşarak ayağıyla dürttü. Gözlerini açan Seyyid Mahmud. karşısında Şeyh Sinaneddin'i görünce:
    -— Ey Sinaneddin. Biz, hür insanların sultanı Mevlâna'nırnızın devrinde tilki olmayı canımıza minnet biliriz., dedi ve tekrar uykusuna daldı.
    Şeyh Sinaneddin hayretler içindeydi. Tekrar Konya'ya geldiği zaman Mevlâna ona:
    — Âlemde kalbi uyanıklar çoktur, bilinmez., demiş ve ateşli gazellerinden birini okumuştu.
    Seyyid Mahmud Hayranı vefat ettiği zaman Mevlâna çok üzülmüştü. Akşehirliler ona güzel bir türbe yaptırdılar. Mezarının üzerine de ahşap işleme bir sanduka yerleştirmişlerdi. Sandukanın üzerine Mevlâna'nın en güzel gazelleri yazılmıştı. Bu gazellerden biri söyle başlıyordu:
    'Aşk kılıcı ile öl ki. ebedi ömre kavuşasın. Hayatta olanlar, bu âşk kılıcının kokusunu alamazlar. Hayatta iken taat ve ibadetten kendine bir elbise yap. Ölüm. üzerinden dirilik elbiseni aldığı zaman, çıplak kalır, rüsvay olursun. Dostum, eğer ebedi dirilik istiyorsan, ölmeden evvel öl..'
    Seyyid Mahmud Hayranî'nin Akşehir'deki türbesi, daha sonra yapılan Mevlâna Türbesine örnek olmuş, belki de her ikisi aynı mimarın elinden çıkmıştır. Mevlâna hayranları, yüzyıllar boyunca
    Konya'da Mevlâna Türbesini ziyaret ettikten sonra. Karaman'daki Mevlâna'nın annesine ait Mader-i Mevlâna Türbesini, Akşehir'deki Seyyid Mahmud Hayranı Türbesini de ziyareti gelenek haline getirmişlerdir.
    Seyyid Mahmud Hayranî. kaynağını Mevlâna'dan alan bir cezbenin devrinde timsalidir.
[5/4 16:03] Ömer Tarık Yılmaz: Hangi hâllerde Ramazan Ayında oruç tutulmayabilir?
 
İslam dini, kişileri, güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir.
Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:
a) Yolculuk:
Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” buyurulmaktadır. (Bakara, 2/183-184).
Geceden oruç tutmaya niyetlenip de gündüzleyin yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse, daha sonra kaza etmek üzere orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uy- gundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur. (Buharî, “Savm”, 34; Müslim, “Sıyam”, 15) Bu uygulama, sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.
b) Hastalık:
Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile,
hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen âyet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması hâlinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.
c) Hamilelik ve çocuk emzirme:
Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi hâlinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir (Nesâî, “Sıyam”, 50-51).
d) Zor ve meşakkatli işlerde çalışmak:
Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.
Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorundaolankişiler oruçluolarakçalıştıkları
takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa, Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.
e) Yaşlılık:
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara sûresinin 184. âyetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.
[5/4 16:03] Ömer Tarık Yılmaz: ÂYET
 
Alâmet, işâret, mûcize, ibret. 1- Kur'ân-ı kerîmdeki sûreleri meydana getiren cümle veya cümleciklerden her biri. Çoğulu âyâttır. Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki  Biz sana apaçık âyetler (helâl ile haramı, doğru ile yanlışı açıklayan) indirdik. Onları fâsıklardan (kâfirlerden) başkası inkâr etmez.' (Bekara sûresi  99) Kur'ân-ı kerîmde 114 sûre, 6236 âyet vardır. Âyetlerin sayısının 6236'dan az veya daha çok olduğu bildirildi ise de, bu ayrılıklar, büyük bir âyetin, bir kaç küçük âyet sayılmasından veya bir kaç kısa âyetin bir büyük âyet yâhut sûrelerin evvelindeki besmelelerin bir veya ayrı ayrı âyet sayılmasından ileri gelmiştir. (Ebülleys Semerkandî) Âyet-i kerîmeler kısa ve tam tercüme edilemez. Müfessirler âyet-i kerîmeleri tercüme değil, uzun tefsîr ederek açıklamaya çalışmışlardır. (İbn-i Hacer-i Mekkî) Âyet-i kerîme yazılı herhangi bir kâğıdın âyet kısmına abdestsiz dokunmamalı, o kâğıdı belden aşağı koymamalıdır. (Hâdimî) Sübhâne rabbike âyet-i kerîmesini, sübhâne rabbinâ şeklinde değiştirmeden okumak lâzımdır. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî) 2. Allahü teâlânın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren alâmet, ibret, işâret. Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki  Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde insanlara yarar şeyleri, denizde akıtıp taşıyan o gemilerde, Allah'ın semâdan indirdiği suyla ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde, deprenen her hayvanı orada üretip yaymasında, gökle yer arasında (Allahü teâlânın emrine) boyun eğmiş olan rüzgârları ve bulutları evirip çevirmesinde aklı ile düşünen bir kavm (topluluk) için nice âyetler vardır. (Bekara sûresi  164) 3. Mûcize. (Hakîkati) bilmeyenler (veya bilip de bilmez gözükenler); 'Ne olur, Allah bizimle (senin hak peygamber olduğuna dâir) konuşsa, yâhut (bu hususta) bize bir âyet gelse' dediler. Onlardan evvelkiler de, tıpkı onların söyledikleri gibi söylemiş (ler) di. Kalbleri birbirine ne kadar da benzemiş. Bu hakîkatleri iyice bilmek isteyenlere âyetlerimizi apaçık göstermişizdir. (Bekara sûresi  118)
[5/4 16:04] Ömer Tarık Yılmaz: Huneyn savaşı nasıl sonuçlanmıştır?
 
Bugün “eş-Şerai’ Vadisi” diye bilinen Huneyn, Harem-i Şerif’e 36 km. uzaklıktadır. Hevazin ordusunun komutanı Malik b. Avf otuz yaşlarında, gösterişe düşkün, tecrübesiz ve maceraperest bir gençti. Askerlere cesaret vermek ve firarı önlemek amacıyla kabilenin kadınlarını, çocuklarını ve hayvanlarını da savaş alanına getirtmişti. Dolayısıyla Hevazinliler bir bakıma ölüm kalım savaşına hazırlanmışlardı. Diğer taraftan Hz. Peygamber (s.a.s.) Huneyn vadisinde toplanan müşriklerin üzerine yürümeye karar verdi. On iki bin kişiden oluşan İslam ordusunun iki bini yeni Müslüman olmuş Kureyşlilerden oluşuyordu. Seksen kadar Kureyşli de henüz iman etmemişti. Hz. Peygamber (s.a.s.) Kureyşli Safvan b. Ümeyye’den emanet olarak yüz zırh ve daha başka silahlar aldı. Hz. Peygamber (s.a.s.) savaştan önce Abdullah b. Ebu Hadred adlı sahabiyi bilgi toplamak üzere gizlice karşı tarafa gönderdi. Abdullah düşman ordugahında birkaç gün kalarak elde ettiği bilgileri Hz. Peygamber (s.a.s.)’e getirdi. Bu arada İslam ordusu arasından “Bize çokluğumuzdan dolayı bugün kimse galibiyet elde edemez” şeklinde sözler sarfedenler oldu. Okçularına ve askerlerinin savaş kabiliyetine güvenen Hevazinliler, Huneyn Vadisi’nin kendilerine göre en uygun yerini önceden tutarak İslam ordusuna pusu kurdular. İslam ordusunun öncü kuvvetleri, düşmanın şiddetli saldırısı karşısında başlangıçta bozularak geri çekilmek zorunda kaldı. Bu durum tüm orduyu etkiledi; Müslümanlar Hevazin okçuları karşısında paniğe kapıldılar. Peygamberimiz (s.a.s.) soğukkanlılığını koruyarak yerinde sebat etti. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Abbas ve oğulları, Üsame b. Zeyd gibi sahabiler onun yanından ayrılmadılar. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gayreti ve Hz. Abbas’ın gür sesiyle yaptığı çağrı üzerine Müslümanlar tekrar toparlanarak düşmanı bozguna uğrattılar. Bozguna uğrayan Hevazinliler kadınlarını ve çocuklarını savaş alanında bırakarak kaçtılar. Huneyn savaşında altı bin esirin yanı sıra, yirmi dört bin deve, kırk binden fazla koyun ve bir miktar gümüş Müslümanların eline ganimet olarak geçti (8/630).
[5/4 16:04] Ömer Tarık Yılmaz: HAREM BÖLGESİ
 
 
 
Mekke ve etrafında bitkileri koparılmamak ve hayvanları avlanmamak üzere sınırları belirlenmiş bölgeye 'Harem' denir. Bu sınırların dışında kalan yerlere ise 'Hıll' denir. Harem bölgesinin sınırları, Cibril (a.s)'ın göstermesiyle Hz. İbrahim tarafından belirlenmiş, bu sınırları gösteren işâretler Rasûllah (s.a) tarafından yenilenmiştir. Harem bölgesinin Mekke'ye en uzak sınırı Cidde istikametindeki 'Hudeybiye'; en yakın sınırı ise Medine istikametindeki 'Ten'im' dir. Harem bölgesinde ikamet edenler, umre için ihrama girmek üzere, genellikle Ten'im'e gittiklerinden buraya 'Umre'; buradaki camiye de 'Umre Mescidi' denilmektedir.
[5/4 16:04] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقُ إِلَى أَهْلِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ. (م)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Haklar, kıyamet gününde sahiplerine mutlaka verilecektir, hattâ boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun hakkı da alınacaktır.” (Sahîh-i Müslim)
 
05 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[5/4 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: “GÜNAHIN AÇIĞINI DA GİZLİSİNİ DE BIRAKIN”
 
İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri bir mektuplarında şöyle buyurmuşlardır:
 
Allâhü Teâlâ, Kur’ân-ı Azîmüşşân’ında buyurmuştur ki -meâlen-:
 
“Ey müminler! Allâh’a, nasuh bir tevbe ile (yani bir daha o günahı işlememek üzere) tevbede bulunun. Umulur ki Rabb’iniz, sizden günahlarınızı örter ve sizi, altlarından ırmaklar akan Cennetlere girdirir...” (Tahrîm Sûresi, âyet 8)
 
“Günahın açığını da bırakın, gizlisini de...” (En‘âm Sûresi, âyet 120)
 
(Bu âyet-i celîlelerden anlaşılıyor ki) günahlardan tevbe etmek, her Müslüman hakkında farz-ı ayındır. Hiçbir insanın bundan müstağnî, yani muaf olması düşünülemez. Nasıl olabilir ki? Zira Peygamberler -aleyhimüssalâtü vesselâm- bile tevbeden müstağnî olmamışlardır. Peygamberlerin sonuncusu ve efendisi olan Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır ki:
 
“Kalbime bir ağırlık geldiği olur da, bir gün ve gecede Allâhü Teâlâ’ya yetmiş defa istiğfar ederim.”
 
Kul hakları ile irtibatı olmayan; zina etmek, içki içmek, çalgı aletleri dinlemek, nâmahreme bakmak, abdestsiz olarak Mushaf’a dokunmak ve itikâdda bidat bulunması gibi, Allâh’ın hakları ile alâkalı olan günahların tevbesi, pişmanlık duymak, istiğfar etmek, hayıflanıp mahzun olmak ve Allâhü Teâlâ’ya özür beyan etmek ile olur. Farzlardan bir farz terk edilmiş olursa bunun tevbesi, ancak o farzın kazâ edilmesi ile mümkün olur.
 
Eğer günahlar, kul haklarına bağlı ise bunların tevbesi, haksız olarak alınmış malları iade etmek, hak sahiplerinden helâllik almak, onlara iyilikte bulunmak ve onlara dua etmekle mümkündür. Şâyet hak sahibi kimse ölmüş ise istiğfar edip, iyilikte bulunmak ve malı, hak sahibinin çocuklarına ve vârislerine geri vermek lâzımdır. Şâyet vârisleri bilinmiyorsa haksız olarak alınan malın veya işlenen suçun miktarı kadar, hak sahibi veya haksız yere eziyet görmüş kimse adına fakir fukaraya sadaka verilir. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbâni, c. 2, m. 66)
 
 
 
05 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[5/4 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: 'Marifetin hakikati, Allah Teâlâ’yı kalp ile sevmek, dil ile anmak ve O’ndan başka her şeyden ümidini kesip sadece O’na güvenmektir.' Ahmed b. Hadraveyh [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[5/4 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: Evliyanın İmamı
 
Sevgili Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] Medine’ye hicret ederken Hz. Ebû Bekir de [radıyallahu anh] yanındaydı. O gün en zorlu bir dönemdi. Hz. Ebû Bekir [radıyallahu anh], geride kalan ümmeti düşünerek yaşananlara şahit oluyordu.
 
Belki de bu yüzden tedirginlik yaşıyor ve yolculuk süresince her an, işte şimdi Kureyş müşrikleri bizi yakalayacak diye endişeleniyordu.
 
Ancak yüce Allah, Hz. Ebû Bekir’e, böylesi bir zamanda ne yapması gerektiğini Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] lisanından, vahiy olarak gelen şu ilâhî sözlerle kurtarmıştır:  Üzülme, Allah bizimle beraberdir  (Tevbe 9/40).
 
İşte bundan sonra Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] meydana gelen korkunun, ancak Cenâb-ı Hak ile beraber olunduğu bilincine varılmasıyla giderileceğini ona öğretti.
 
Hiç şüphesiz bu şeref, pek yüce bir ahlâkî özellikti. Onun yolunda yürüyen pek çok veli, insanın her an yüce Allah ile birlikte olmasına büyük önem verecekti. Zamanla bu özellik, velilerin ıstılahında  murakabe  adını alacaktı.
 
Semerkand Takvimi
[5/4 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Her kim işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
 
(Mâide, 5/39)
[5/4 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremez.
 
(Muslim, Al-Tirmidhi)
[5/4 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
 
(İbrahim, 14/38)
[5/4 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Vekil
 
Güvenilen, koruyucu, yardım eden, görüp gözeten, her şeyin Malikî ve yöneticisi
[5/4 16:06] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
İster İsen Yağa Ban İster İsen Bala Ban
 
   Yahya Efendi Dergahını yaptırdığı zaman o civarda Ortaköy Rumlarından başka kimseler yoktu. Bir gün bir Rum Çoban, davar güderken koyunlarından iki tanesi dergâhın bahçesine girmiş. Koyunlarını çıkarmak maksadıyla dergahın bahçesine giren çoban, bir dervişin: 
 
 - Ne arıyordun? sorusuyla irkilerek: 
 
 -Koyunlarımı arıyordum, demiş. 
 
 Çobanı gören Yahya Efendi, Rum Çobanı dergaha içeri aldırmış, o na: 
 
 -Gel bakalım gel... Koyunlarını mı istersin, kendini mi? Yoksa ikisini birden mi, ne dersin? diyerek, çobanı rahat bir yere oturtarak: 
 
 -Yağ, bal ve ekmek getirin demesiyle, hemen anında sofra kuyrulmuş, isteneler gelmiş, sofra kurulunca Yahya  Efendi, Rum Çobana: 
 
 -Hayde bakalım, bismillâh buyur, işte sana tereyağı, mumlu bal ve taze nan, ister ise yağa ban, ister isen bala ban, demiş. 
 
 Bu  tatlı ortamdan sonra, çoban koyunlarına değil de kendine talib olmuş, o gün, orada, o vesileyle Müslüman olduğu için adı Balaban kalmış.
[5/4 16:06] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Abdullah İbnu Ca'fer (ra)
İbnu'z-Zübeyr'in, kendisine şunları söylediğini anlatmıştır: 'Hatırlar mısın, hani biz Resulullah (sav)'ı karşılamıştık: Ben, sen ve İbnu Abbas!' Abdullah: 'Evet hatırlıyorum', demiş ve ilave etmiştir: 'Bizi bineğine almış, seni terketmişti.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Cihad 196, Müslim, Fedailu's-Sahabe 66, (2427), Ebu Davud, Cihad 60, (2566)
 
Hadisin Açıklaması:
Bu kısımda kaydedilen beş hadis, Resûlullah'ın terkisine aldığı kimseler hakkında bilgi vermektedir. Bu meseleye müstakil bir başlık tahsis edilecek kadar ehemmiyet verilmiştir. Çünkü, Resûlullah'la birlikte aynı anda aynı hayvana beraber binmek, yani hayvan üzerinde Aleyhissalâtu vesselâm'ın terkisinde veya önünde yer almak bir şeref vesilesidir. Bu şerefe kimlerin erdiğini âlimler araştırmıştır. Hattâ İbnu Mende'nin Ma'rifetu Esâmî Irdâfu'n-Nebî adında bir te'lifi  vardır. Burada otuzdört kadar sahâbînin bu şerefe erdiği görülmektedir. Şu halde, hem bir hayvana birden fazla kimsenin binmesinin şer'î cevazını göstermek, hem de zikrettiğimiz şerefe erenlerin başlıcalarını belirtmek üzere Teysîr'de bu bâba yer verilmiş olmaktadır
[5/4 16:06] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Hazreti Ali (Radıyallahu Anh)  buyurdular ki: 'Ben Allah'ın kulu, Resulü'nün kardeşiyim ve ben sıddîk-ı ekberim. Benden sonra sıddık-ı ekber olduğunu söyleyen yalancıdan başkası değildir. İnsanlardan önce yedi yıl namaz kıldım.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (120) - Hds :(6021)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[5/4 16:07] Ömer Tarık Yılmaz: 272: Ebu Şüreyh Huveylid ibni Amr el Huzai (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ey Allahım iki zayıfın, kadın ve yetimin haklarının yenmesinden insanları şiddetle sakındırıyorum.” (Nesai, Sünen İşretün nisa 64)
 
273- عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ بن أبي وقاص رضي اللهُ عَنْهُمَا قال : رَأَى سَعْدٌ أن لَهُ فَضْلاً عَلَى مَنْ دُونَهُ. فَقال النَّبِيُّ
 
: هَلْ تُنْصَرُونَ وَتُرْزَقُونَ إلا بِضُعَفَائِكُمْ ؟
273: Sa’d ibni Ebu Vakkas’ın oğlu Mus’ab (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Babam Sa’d şecaat ve başka sebeplerle kendisinin üstün olduğunu düşünürmüş. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuş:
 
“Allah size yardım edip rızık veriyorsa aranızdaki zayıflar sebebiyle değilmidir.”
 
274-عَنْ أَبِى الدَّرْدَاءِ عويمر
 
قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ : ابْغُونِي الضُّعَفَاءَ , فَإنما تُرْزَقُونَ , وَتُنْصَرُونَ بِضُعَفَائِكُمْ .
274: Ebu’d Derda Uveymir (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittim:
 
“Fakirleri kollayıp gözetiniz. Aranızdaki zayıflar sayesinde Allah’tan yardım görüp rızıklanırsınız.” (Ebu Davut, Cihad 710)
 
BÖLÜM: 34
 
KADINLARA İYİ DAVRANMAK
 
قال الله تعالى : وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ..
 
“... ve hanımlarınızla güzel bir şekilde geçinin...” (4 Nisa 19)
 
قال الله تعالى : وَلَنْ تَسْتَطِيعُوا أن تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلاَ تَمِيلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ وَإن تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَإن اللهَ كان غَفُورًا رَحِيمًا.
 
(
“Ne kadar isteseniz de eşlerinize adaletle davranmaya güç yetiremezsiniz. Dolayısıyle diğerlerini dışlayarak ve onları kocası hem var hem de yokmuş gibi bir durumda bırakarak içlerinde sadece birine yönelmeyin. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız(yolunuzu da Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışırsanız) bilin ki Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır.” (4 Nisa 129)
 
275- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
 
قال : قال النَّبِيِّ
: اسْتَوْصُوا بِالنِّسَاءِ خَيْرًا فَإن الْمَرْاَةَ خُلِقَتْ مِنْ ضِلَعٍ، وَإن أَعْوَجَ شَيْءٍما فِي الضِّلَعِ أَعْلاَهُ , فَإن ذَهَبْتَ تُقِيمُهُ كَسَرْتَهُ ,
[5/4 16:07] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET................ RAMAZAN’DA NÂFİLE İBÂDET

İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Mektûbât kitabında buyuruyor ki:

“Ramazan-ı şerîf ayında yapılan nâfile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan 70 farz gibidir. Bu ayda, bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden âzad olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz. 
Bu ayda, emri altında bulunanların işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur. Cehennemden âzad olur. Resulullah efendimiz, bu ayda, esirleri âzad eder, her istenilen şeyi verirdi.
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene, bu işleri yapmak nasib olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmelidir. Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.
Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur’ân-ı kerîm Ramazanda indi. Kadir gecesi, bu aydadır. Ramazan-ı şerîfte, hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince; (Zehe-bezzama' vebtelletil urûk ve sebe-tel-ecr inşâallahü teâlâ.) okumanın sünnet olduğu Tebyînin Şelbî hâşiyesinde yazılıdır.
Teravih kılmak ve hatim okumak mühim sünnettir.”

 

YEMEK...........  CİĞER TAVA

 

MALZEME: Yarım kilo dana ciğeri, 250 gram buğday unu, 200 gram sıvı yağ, 10 gram tuz.

YAPILIŞI: Ciğerin zarı ve sinirleri itina ile alınır. Tahtanın üzerinde ince ince doğranır. Bir kevgirin içine konup bol suyla yıkanır ve az bir tuz ile kevgir içine konur. 10-15 dakika süzülüp dinlendirdikten sonra derin bir tavanın içine bol sıvı yağ konup kızarmaya devam ederken bir tabağın içerisine buğday unu konarak ciğerler unlanır. Yağ kızdığında küçük bir ciğer atıp kontrol edilir. Ciğerler yavaşça tavanın içine bırakılır. Elde kepçe hazır beklenir. Çünkü 55-60 saniyede hazır hâle geliyor. Kehribar gibi sarı, kelebek kadar hafif bir ciğer elde edilmiş oluyor. Yanında garnitür olarak; kuru biber, soğan, cacık veya ayran olabiliyor. İftar sofrası zenginleşir.

 
 
05.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[5/4 16:07] Ömer Tarık Yılmaz: el-Nahl Suresi 7
Bu hayvanlar, ancak güçlükle varabileceğiniz bir memlekete yüklerinizi taşır. Rabbiniz, şüphesiz çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
[5/4 16:08] Ömer Tarık Yılmaz: Buhari,  Müslim
Hakim içtihad eder ve isabet ederse kendisine iki ücret (sevap) verilir. Eğer içtihad eder ve hata ederse ona bir ücret vardır.
[5/4 16:08] Ömer Tarık Yılmaz: Allah Âllah cc: Tüm isim ve sıfatları kendinde toplayan.
[5/4 16:08] Ömer Tarık Yılmaz: Yatsı(Isha) Namazının  Sünnetleri : Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular: “Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır” (Buhârî, Ezân 14)
 
Yatsı Namazının Farzı İle İlgili Ayet:
 
Âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.” (Tâha Sûresi 130)
 
Yatsı Namazının Son Sünneti İle İlgili Hadis:
 
İbni Ömer -radıyallahu anh- buyurdular: “Ben Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte yatsı namazından sonra da iki rekat namaz kıldım.” (Buhârî, Teheccüd 25)
 
Vitir Namazı İle İlgili Hadis:
 
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular: “Allah tektir; tek olanı sever. Ey Kur’an ehli! Siz de vitir namazını kılınız!” (Ebû Dâvûd, Vitir 1)
[5/4 16:08] Ömer Tarık Yılmaz: Buhari,  Müslim
Allah’ım! Benim hatâlarımı, cehâletle yaptıklarımı, işlerimde haddi aşmamı ve benden daha iyi bildiğin kusurlarımı mağfiret eyle! Allah’ım benim lâtîfelerimi, ciddiyetimi, hatâen yaptıklarımı ve kasten yaptıklarımı mağfiret eyle! Bütün bu kusurların bende bulunduğunu itiraf ederim.
[5/4 16:08] Ömer Tarık Yılmaz: Siyer
Siyer, İslam dini literatüründe peygamberlerin, din büyüklerinin ve halifelerin hayat hikâyesidir.
 
Siyer, divan edebiyatında sadece din büyüklerinin değil, hükümdarlar gibi önemli kişilerin hayat hikâyesi anlamında da kullanılır. Kısası Enbiya, hilye, mevlid, şemail kitapları Siyer başlığı altında ele alınan yazım çalışmalarıdır.
 
Muhammed'in hayatı ve erken İslam tarihi ile ilgili en dikkat çeken konu, siyer kitapları ve hadis külliyatlarında derlenen bilgilerin Muhammed'in yaşadığı rivayet edilen hayatından 150-200 yıl süren bir aradan sonra kaydedilmeye başlanan sözlü kültür ürünleri olarak ortaya çıkması ve yüzyıllar boyunca artan ilerlemesidir. Rivayetlere dayalı kayıtlarda olayın yaşandığı günlerde anlatılanlar büyük ölçüde gerçekliğini korurken, zaman içerisinde değişikliğe uğrayarak birkaç nesil sonra tarihi realiteden tamamen uzaklaşır.[1] Hadis ve siyer kaynaklarında Muhammedin hayatı ile hiçbir bağlantısı olmayan hikayelerin, Muhammedin hikayesine birtakım değişiklikler yapılarak eklemlenmiş olabileceği sıklıkla dile getirilen konulardandır. Sami Ezzib, bu konuda dikkat çeken bir ifade ile Hayberin fethi ve Kurayza katliamı gibi konuların Yahudi kutsal kitabında yer aldığını, ancak bu kaynağa göre Yahudilerin Yahudi olmayanları katlettikleri bilgisini vermektedir.[2]
 
Rivayet kültürüne dayalı eserlerin dışında tarih bilimi açısından İslamın erken
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N