Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 15.07.2023 03:04

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[14/4 13:11] Ömer Tarık Yılmaz: hastalıktan sana sığınırım.” (Ebû Davud, Salât, 367)
 
11. Tövbe
“Tövbe”, insanın günahına pişmanlık duyması ve Allah’tan af dilemesi demektir. Tövbe eden insan, Allah’a dua edip yalvarmış olur.
 
 
 
“O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin! Çünkü Rabbim yakındır, duaları kabul edendir.” (Hûd, 11/61)
 
Ayette “tövbe edin” emrinden sonra Allah’ın duaları kabul eden olduğunun bildirilmesi, tövbe etmenin de dua anlamına geldiğini ifade eder.
 
“Zikir” (Allah’ı anma), “tesbih” (Sübhânellah / Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim), “hamd” (Elhamdülillâh / Allah’a hamd olsun), “tehlil” (lâ ilâhe illallah / Allah’tan başka ilâh yoktur), “tekbir” (Allâhü ekber / Allah en büyüktür) “senâ” (Allah’ı övme) ve “şükür” (Allah’ın verdiği nimetlere teşekkür etme), “icâbet”, “istîcâb” ve “tenciye” (duayı kabul etme), “keşf” (sıkıntıları giderme, kaldırma) kavramları “dua” kavramının mana alanını oluşturur.
 
Bu bölüm, Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ tarafından hazırlanmıştır
[15/4 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: 63. Meshin Yapılışı
 
161....el-Mugîre b. Şu'be'den nakledilmiştir ki;
 
' Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) mestler üzerine meshederdi' (Bu hadîsin senedinde geçen) Muhammed'den başka râvîler (' mestler üzerine' ifâdesi yerine) ' mestlerin üst kısmına meshetti' şeklinde rivâyet etmişlerdir.
 
Tirmizî, tahâre 73.
 
162....Ali (radıyallahü anh)'den, şöyle demiştir:
 
' Eğer din (akıl) ve re’yle olsaydı, mestin üstünü değil de altını meshetmek daha uygun olurdu, Halbuki ben Resûlüllah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) mestlerinin üzerine meshederken gördüm.'
 
163....A'meş (bir evvelki senedde yer alan hocaları yoluyla) Hazret-i Ali'nin şöyle dediğini rivâyet etmiştir:
 
' Ben Rasûlü Ekrem'in (sallallahü aleyhi ve sellem) mestlerin üst kısmına meshettiğini görünceye kadar ayakların (mestlerin) alt kısmının meshedilmesinin daha uygun olacağını zannediyordum.'
 
164....Muhammed b. el-'Alâ, Hafs b. Ğıyâs vasıtasıyla A'meş'den aynı senetle bu hadisi rivâyet etmiştir. (Hazret-i Ali (radıyallahü anh) şöyle) demiştir:
 
' Eğer din akılla olsaydı ayağın altına meshetmek üstüne meshetmekten daha uygun olurdu. Halbuki peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ayakkabılarının (mestlerinin) üstüne meshetti.'
 
Yine aynı hadîsi Veki (b. el-Cerrah) A'meş'den aynı senetle rivâyet etmiştir. (Bu rivâyette de Hazret-i Ali);
 
' Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ayaklarının üstüne meshettiğini görünceye kadar ayakların altını meshetmenin üstünü meshetmekten daha uygun olacağını zannederdim.' demiştir.
 
Vekî’ dedi ki (ayaklarda Hazret-i Ali'nin), kasdettiği, mestlerdir.
 
Ve yine aynı hadîsi Îsâ b. Yûnus, Vekî'nin (A'meş'den) rivâyet ettiği gibi rivâyet etmiştir.
 
Ebû'l-sevdâ'nın İbn Abd-i Hayr vasıtasıyla babası (Abdü Hayr)’dan rivâyet ettiği aynı hadîste, (Abdü Hayr);
 
' Ben Ali'yi abdest alıp ayaklarının üstünü meshten sonra, eğer ben Resûlüllah'ın şunu yaptığım görmeseydim...' derken gördüm demiş ve bu hadisin asıl metnini zikretmiştir.
 
165....el-Muğîre b. Şu'be'den nakledilmiştir ki:
 
' Tebûk gazvesinde Rasûlü Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem)'in abdest suyunu döküverdim, mestin üstüne ve altına mesh verdi.'
 
 İbn Mâce, tahâre 85; Tirmizî, tahâre 76, 80.
 
Ebû Dâvûd buyurdu ki: Bana gelen haberlere göre râvi Sevr bu hadisi Recâ'dan duyarak almış değildir.
 
 
 
 
[15/4 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 
'Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin.' 'Emanet nasıl kaybolur?' diye sordular. 'İşler ehil olmayanlara teslim edilince' diye cevapladı.'
 
Buhârî, Rikak 35, İlm 2.
 
 
Kütüb-i Sitte
[15/4 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: 18. Yüzü alından yıkamaya başlamak.Suyu yüze hızlıca çarpmamak.(Müslim Taharet 32)
[15/4 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Malazgirt Haftası 15-21 Nisan
•  Turizm Haftası 15 - 22 Nisan
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[15/4 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi, sizden önceki (iyi) lerin yollarına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. Allah hakkıyla bilicidir, yegâne hikmet sahibidir.” 
 
Nisa 26
[15/4 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir.” 
 
Tirmizî, Fazâilü’l-Kur’ân 18
[15/4 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: ZEKATLA İLGİLİ İKİ SORU
 
Ticaret veya yatırım amaçlı alınan taşınmaz mallar için zekât vermek gerekir mi?
Ticaret maksadıyla elde bulundurulan taşınmaz mallar zekâta tâbidir. Kişilerin ticarî amaçlı olarak alıp sattıkları taşınmaz mallar da bu kapsamda yer alır. Buna göre, büro ve mesken gibi kullanım amaçlı olmayıp alıp satmak amacı ile kişilerin ellerinde bulundurdukları taşınmazların, bir yıllık borçları çıktıktan sonra değerleri nisap miktarına ulaşmış ve üzerinden bir yıl geçmiş ise kırkta bir (% 2,5) oranında zekâtının verilmesi gerekir.
Ticaret veya yatırım amaçlı yani daha sonra değerlenince satmak üzere alınmış olan taşınmazların zekâtları her yıl piyasa değerleri üzerinden verilir. Ev, dükkân, tarla veya bağ-bahçe yapma niyetiyle satın alınan arsalar ise zekâta tâbi değildir.
Kira gelirleri zekâta tâbi midir?
Bir yıllık borcu ve aslî ihtiyaçları dışında 80.18 gr. altını veya bu miktar değerinde malı yahut parası olan kimseler dinen zengin sayılır. Kira gelirlerinin zekâta tâbi diğer mal ve gelirlerle birlikte, temel ihtiyaçlar ve borçlar çıktıktan sonra nisap miktarına (80.18 gr. altın veya değeri) ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi hâlinde kırkta bir ( % 2,5) oranında zekâtının verilmesi gerekir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[15/4 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا كَانَ لَيْلَةُ الْقَدْرِ نَزَلَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ فِي كَبْكَبَةٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ يُصَلُّونَ عَلَى كُلِّ عَبْدٍ قَائِمٍ أَوْ قَاعِدٍ يَذْكُرُ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ. (هب)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kadir Gecesi olduğu zaman Cebrâîl (a.s.), meleklerden bir toplulukla beraber (yeryüzüne) iner de ayakta veya oturarak Allah Azze ve Celle’yi zikreden her kul için istiğfâr ederler.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)
 
15 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[15/4 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: KADİR GECESİ’NDEN SONRAKİ GECEYİ İHMÂL ETMEMEK
 
İmâm Yâfiî (rah.), sâlihlerden bir zâtın şöyle anlattığını rivâyet etti: Bir sene rüyamda Ramazân-ı şerîfin yirmi altıncı gecesi, melekleri hummalı bir hazırlık içinde gördüm. Kadir Gecesi’ne sanki düğüne hazırlanır gibi bir gün öncesinden hazırlanıyorlardı. Yirmi yedinci gece olduğunda, meleklerin, semâdan ellerinde nurdan tabaklar olduğu hâlde indiklerini gördüm. Bu tabaklar, Kadir Gecesi’ni ihyâ edenlerin hediyeleri idi.
 
Yirmi sekizinci gece olunca, bu geceyi sanki üzgün bir sûrette gördüm, “Kadir Gecesi’nin elbette riâyet olunacak bir hakkı vardır. Amma benim de riâyet olunacak bir hakkım yok mudur?” diyordu.
 
Yani Kadir Gecesi’nin bir nevi komşusu olmasına rağmen insanların kendisini ihyâ etmemelerine üzülmüş olmalıdır. Çünkü bir komşuya ikram olunan şeyden diğer komşuya da ikram olunması, komşuluk hakkındandır. Allâhü Teâlâ, en iyisini bilendir.  
 
SADAKA-İ FITIR
 
Maddî darlık endişesinden ve husûsiyle de günlük nafakasını temin etmek düşüncesinden uzak olmak, bir insan için sevinç ve sürur sebebidir. Dinimiz, bu cihetin de çaresini temin etmiş, bayram günlerinde fakir Müslümanların sevindirilmesi için onlara sadaka-i fıtır verilmesini vacip kılmıştır.
 
Bütün insanların saadetine kefil olan İslâmiyet, fakir Müslümanların dâima refah içerisinde olmalarını temin için sadaka usûlünü tesis etmiştir. Hattâ onları rencide etmemek maksadıyla, sadakanın gizlice verilmesinin açıkça verilmesinden hayırlı olduğu beyan edilmiştir.
 
Dolayısıyla bayramdan önce verdiğimiz bir sadaka-i fıtır, hem tuttuğumuz orucun -varsa- noksanlarını tamamlayacak hem de fakir bir Müslüman kardeşimizin hiç olmazsa bir günlük nafakasını temin etmiş olacaktır.
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Süleyman, Kız: Sümeyye
 
 
 
15 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[15/4 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: Doğru yola gittin ise, eğer dediğin tuttun ise, bir hayır da ettin ise, birine bindir az değil.[Yunus Emre]
[15/4 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBER EFENDİMİZİN HOŞGÖRÜSÜ
Sevgi, şefkat, rahmet, barış adalet denince aklımıza ilk gelen Hz. Peygamber (s.a.s.)’dir. O, insan sevgisi, hoşgörüsüyle tüm insanlığa rahmet ve örnek olarak gelmiş, örnek davranışları ina- nanlar tarafından da, inanmayanlar tarafından da her zaman takdirle karşılanmıştır. Onun hayatı boyunca, insanlarla iyi ge- çinmesi, dürüstlüğü, adaleti, sevgisi, tatlı dili ve hoşgörüsüyle örnek olmuştur. Hz. Peygamber, herkese hak ettiği değeri verir, küçüklere sevgiyi, büyüklere saygıyı öğütler, adaletten sapmadan birlik içinde yaşamayı, hak sahiplerine haklarını vermeyi emre- derdi. İnsanların birbirlerini küçümsemelerini, doğru bulmaz, üstünlüğün Allah’a yakınlık ile olacağını hatırlatırdı. Bir hadi- sinde “insanların tarağın dişleri gibi eşit olduğunu” bildirir. (Müs- ned, Ahmed b. Hanbel. V, 411)
 
KUREYŞ SÛRESİ
Kur'an-ı Kerim'in 106. sûresi olup, dört âyettir. Mekke'de nâzil olan sûre, adını 'Kureyş' kelime- sinden almıştır. Bu sûre kapsam olarak Fil sûresinin bir devamı mahiyetindedir. Allah'ın Kureyş- lilere Fil olayındaki ihsânı hatır- latıldığı gibi, bu sûrede Kâbe'nin kutsallığı sebebiyle Kureyşliler’in huzur ve emniyet içerisinde rı- zıklarını elde ettikleri, kış ve yaz yapılan ticarî seyahatlere alıştık- ları vurgulanmakta ve onların putlara değil, sadece Allah'a iba- det etmeleri ve ona şükretmeleri emredilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Hiç kimseye hor bakma, İncitme gönül yıkma, Sen nefsine yan çıkma Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler...
(Erzurumlu İbrahim Hakkı)
[15/4 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: Dilediğini zengin eden
 
Al-Mughni : The Enricher  who enriches  whom will. 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Zengin eden de yoksul kılan da O'dur.' (1)
'Seni fakir bulup zengin etmedi mi?' (2)
Allah, kendiliğinden zengindir. Mutlak zengin, hiçbir şeye ihtiyaç duymayan Allah'tır. O'nun dışındaki her şey, kendiliğinden O'na muhtaçtır.
Kendini zengin sanan kul ne kadar zengin olursa olsun yine de, varlığı ve zatı ile kendisini yaratan Rabb'ine muhtaçtır. Allah, kuluna bol nimetler verir, ona merhamet ve ihsanını yağdırır, açık ve gizli cömertlikte bulunur. 
Miskin kul, geçici olarak nimetlere sahip olduğunu  görünce, kendisinin de bu kocaman kainatta bir pay sahibi olduğunu zanneder. Kendisine muhtaç bir gözle değil zengin bir gözle bakar. Yoktan yaratıldığını, daha önce içinde bulunduğu muhtaçlık ve yoksulluk durumunu unutur.Kendi hakikatini, fakirliğini, muhtaçlığını, Rabb'iyle irtibatlı olma zorunluluğunu unutan, bu yüzden haddini aşıp isyan eden kimse kaybeder.
İnsanlar arasında en zengin kimse, Allah'a en çok muhtaç olduğunun bilincinde olandır. Allah katında insanların en üstünü bu kimselerdir. 
Bil ki  gerçek zenginlik ancak, Allah ile elde edilir. Zira O, kendi katında mutlak zengin olan ve asla başkasına muhtaç olmayandır. O'nun dışındakilerin temel özelliği muhtaçlıktır. 
Kaynaklar:
1) Necm, 48 
2) Duha, 8
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[15/4 23:20] Ömer Tarık Yılmaz: Oruç Farsça'daki rûze kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Arapça'sı savm ve sıyâmdır. Savm kelimesi Arapça'da 'bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek' anlamında kullanılır.
Fıkıh terimi olarak ise, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, bir amaç uğruna ve bilinçli olarak, yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir.
İmsak, Arapça'da, 'kendini tutmak, engellemek' anlamına gelir. Orucun temel unsuru da (rükün) bu anlamdır. İmsak vakti tabiri, dilimizde, oruç yasaklarından (yeme içme ve cinsel ilişki) uzak durma vaktinin başlangıcı anlamında kullanılır. İmsak vakti, tan yerinin ağarması (fecr-i sâdık; bk. Namaz Vakitleri bölümü) vakti olup, bu andan itibaren yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur; bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip orucun başlaması vaktidir.
İftar vakti ise, oruç yasaklarının sona erdiği vakit anlamında olup, güneşin batma vaktidir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti de girmiş olur. Gündüz ve gecenin teşekkül etmediği bölgelerde oruç süresi, buralara en yakın normal bölgelere göre belirlenir.
İmsakin, ikinci fecirle başlayacağı konusunda fakihler arasında görüş birliği olmakla birlikte, kimi fakihler bu hususta, daha ihtiyatlı olduğu gerekçesiyle fecr-i sâdıkın ilk doğuş anına, kimileri ise oruç tutanlar lehine olduğu gerekçesiyle ışığın biraz uzayıp dağılmaya başladığı zamana itibar edilmesini önermişlerdir.
Âyette orucun başlangıç ve bitiş vakti, mecazi bir anlatımla şöyle belirtilir: '...Fecrin beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (siyahlığından) ayırt edilecek hale gelinceye kadar yiyip içiniz; sonra, akşama kadar orucu tamamlayın...' (el-Bakara 2/187).
İmsak vaktinden iftar vaktine kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmanın bir amacı olmalı ve bu iş bilinçli olarak yapılmalıdır. Bu amaç ve bilinç, orucun Allah rızâsı için tutuluyor olmasıdır ki kısaca 'niyet' tabiri ile anlatılır. Bu amaç ve bilinç olmadığı zaman, meselâ imkân bulamadığı için veya perhiz, rejim, zindelik gibi başka amaçlar için bu üç şeyden (yeme, içme, cinsel ilişki) uzak durmak oruç olarak değer kazanmaz.
Oruç, Peygamberimiz'in hicretinden bir buçuk sene sonra şâban ayının onuncu günü farz kılınmış olup, İslâm'ın beş şartından biridir. Peygamberimiz bu hususu 'İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka Tanrı olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmek; namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve gücü yetenler için Beytullah'ı ziyaret etmektir (hac)' diyerek bildirmiştir (Buhârî, 'Îmân', 34, 40; 'İlim', 25; Müslim, 'Îmân', 8).
Orucun farz kılındığını bildiren âyetler de şunlardır:
'Ey iman edenler! Sizden öncekilere olduğu gibi, size de oruç tutma yükümlülüğü getirilmiştir; bu sayede kendinizi koruyacaksınız. Oruç sayılı günlerdedir. İçinizden hasta veya yolculukta olanlar başka günlerde tutabilirler; hasta veya yolcu olmadığı halde oruç tutmakta zorlananlar ise bir fakir doyumluğu fidye vermelidir. Daha fazlasını veren, kendine daha fazla iyilik etmiş olur; fakat yine de, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır' (el-Bakara 2/183-184).
Oruç tutmak, diğer ibadetlere nazaran biraz daha sıkıntılı olduğu için Allah, orucun farz kılındığını bildirirken, psikolojik rahatlatma sağlayacak ve emre muhatap olan müslümanların yüksünmesini engelleyecek bir üslûp kullanarak, oruç tutmanın önceki ümmetlere de farz kılındığını belirtmesi yanında, ayrıca orucu daha sıkıntılı hale getirmesi muhtemel iki durumu (hastalık ve yolculuk) oruç emrinin hemen peşinden geçerli mazeret olarak zikretmiştir. Bu üslûp, meselâ öteki ümmetlerde de bulunduğu anlaşılan namaz için kullanılmamıştır.
Oruç riyânın en az karışacağı bir ibadet olduğu için sevabı en fazla olan ibadetlerden say�
[15/4 23:20] Ömer Tarık Yılmaz: Nefsanî arzulara, (özellikle) kadinlara, ogullara, yigin yigin biriktirilmis altin ve gümüse, salma atlara, sagmal hayvanlara ve ekinlere karsi düskünlük insanlara çekici kilindi Bunlar, dünya hayatinin geçici menfaatleridir Halbuki varilacak güzel yer, Allah'in katindadir (AL-İ İMRAN/14)
 
Onlara (düsmanlara) karsi gücünüz yettigi kadar kuvvet ve cihad için baglanip beslenen atlar hazirlayin, onunla Allah'in düsmanini, sizin düsmaninizi ve onlardan baska sizin bilmediginiz, Allah'in bildigi (düsman) kimseleri korkutursunuz Allah yolunda ne harcarsaniz size eksiksiz ödenir, siz asla haksizliga ugratilmazsiniz  (ENFAL/60)
 
Atlari, katirlari ve esekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yaratti) Allah su anda bilemeyeceginiz daha nice (nakil vasitalari) yaratir  (NAHL/8)
 
Aksama dogru kendisine, üç ayaginin üzerine durup bir ayagini tirnaginin üzerine diken çalimli ve safkan kosu atlari sunulmustu  (SAD/31)
 
Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi Nihayet günes batti (O zaman:) Onlari (atlari) tekrar bana getirin, dedi Bacaklarini ve boyunlarini sivazlamaya basladi  (SAD/33)
 
Allah'in, onlardan (mallarindan) Peygamberine verdigi ganimetler için siz at ve deve kosturmus degilsiniz Fakat Allah, peygamberlerini diledigi kimselere karsi üstün kilar Allah her seye kadirdir  (HAŞR/6)
[15/4 23:21] Ömer Tarık Yılmaz: MÜSÂBAKA VE ATICILIKLA İLGİLİ HÜKÜMLER
 
2184 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Şu üç şeyde armağan vardır: Deve yarışı veya at yarışı veya ok yarışı.'
 
Ebü Dâvud, Cihad 67, (2574); Tirmizî, Cihâd 22, (1700); Nesâî, Hayl 14, (6, 226, 227).
 
2185 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) atı antremana tâbi tutar, (sonra da) onunla yarışa katılırdı.'
 
Ebü Dâvud, Cihâd 67, (2577).
 
2186 - Yine İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) atlar arasında yarışma yaptırdı. Hedefte, beş yaşına basanları tafdîl etti.'
 
Ebü Dâvud, Cihâd 67, (2576).
 
2187 - Yine İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), antrenmanlı atı el-Hafya'dan Seniyyetu'l-Vedâ'ya kadar koşturdu. Antrenmanlı olmayanı da Seniyyetü'l-Vedâ'dan Benî Zürayk Mescidi'ne kadar koşturdu.'
 
Buhârî, Salât 41, Cihâd 56, 57, 58, İ'tisam 16, Müslim. İmâret 95, (1870); Muvatta, Cihâd 45, (2, 467, 468); Ebü Dâvud, Cihâd 67, (2575), Tirmizi, Cihâd 22, (1699); Nesâî, Hayl 13, (6, 226).
 
2188 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kim, iki at arasına, geçeceğinden emin olunmayan bir üçüncü at dahil ederse, bu kumar olmaz. Kim de geçeceğinden emin olunan atı dahil ederse bu kumar olur.'
 
Ebü Dâvud, Cihâd 69, (2579).
 
2189 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselam)'ın Adbâ adında bir devesi vardır. Bu bütün yarışları kazanırdı. Bir gün binek devesi üzerinde bir bedevi geldi ve yarışta Adbâ'yı geçti. Bu durum Ashâb'ın ağrına gitti. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), üzüntülerini yüzlerinden okuyunca şu açıklamayı yaptı:
 
'Yeryüzünde, yükselttiği herşeyi arkadan alçaltmak Allah üzerine bir haktır.'
 
Buhârî, Cihâd 59, Rikâk 38; Ebü Dâvud, Edeb 9, (4802); Nesâî, Hayl 14, (6, 227).
 
2190 - Fukaym el-Lahmî anlatıyor: 'Ukbe İbnu Âmir (radıyallâhu anh)'e dedim ki: 'Sen yaşlanmış bir ihtiyar olduğun halde bu iki hedef arasında gidip geliyorsun, artık bu sana meşakkat veriyor olmalı.'
 
Bana şu cevabı verdi:
 
'Eğer Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan işittiğim bir söz olmasaydı kendimi bu sıkıntıya atmazdım. Efendimizin şöyle söylediğini işittim:
 
'Kim atıcılık öğrenir ve sonra brakırsa o bizden değildir - ueya: asi olmuştur.'
 
Müslim, İmaret 169, (1919),
 
2191 - Ukbe İbnu Âmir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar:
 
1- Onu yapan; yeter ki bunu hayır maksadıyla yapsın.
 
2- Atan.
 
3- Atana ulaştıran.'
 
Ebü Dâvud, Cihâd 24, (2513); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 11, (1637); Nesâî, Cihâd 26, (6, 28), Sayl 8, (6, 222, 223).
 
2192 - Bir rivâyette ise şöyle buyurulmuştur: '(Allah tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar: Yapan, yeterki hayır maksadıyla yapsın, atan) ve oku atana veren (münebbil). Atın, binin. Sizin (ok) atmanızı, ben binmenizde daha çok seviyorum. Her eğlence batıldır. Eğlenceleriniz içinde sadece şu üç şey (mübahtır), övgüye değer: Kişinin atını te'dib etmesi, hanımıyla mulatafede bulunması, yayla ok atıp, atılan okları toplaması. Bunlar Hakk'tandır. Kim öğrendikten sonra atışı, nefretle terkederse bilsin ki, bir nimeti terketmiştir -veya şöyle dedi-: 'Bu nimete karşı nankörlük etmiştir.'
 
Ebü Davud, Cihâd 24, (2513).
 
2193 - Seleme İbnu'l-Ekva' (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) çarşıda ok yarışı yapan Benî Eslem'den bir grupla karşılaşmıştı. Onlara: 'Ey İsmailoğulları atın, zîra atalarınız atıcı idiler. Atın, ben falan kabileyi tutuyorum' dedi.
 
Bu söz üzerine bir grup atıştan vazgeçti. Efendimiz:
 
'Ne oldu, niye atmıyorsunuz?' diye sordu.
[15/4 23:21] Ömer Tarık Yılmaz: Abbâs İbnu Abdilmuttalib (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim: 'İmanın tadını, Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, peygamber olarak Muhammed'i seçip râzı olanlar duyar.' 
Müslim, İman 56, (34); Tirmizî, İmân 10, (2625).
[15/4 23:21] Ömer Tarık Yılmaz: Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!
[Bakara Sûresi.103]
[15/4 23:21] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rabbim! Beni, annemi babamı, inanmış olarak evime girenleri, mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışla, zalimleri ise daima helak et.' (Nûh, 71/28)
[15/4 23:22] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’a dayan sa’ye sarıl hikmete ram ol / Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol[Mehmet Akif Ersoy]
[15/4 23:22] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.HUBEYB BİN ADİY
 
Uhud savaşında bazı yakınları ölen müşrikler, Müslümanlardan bunların intikamını almak istediler. Alçakca bir plân hazırladılar. Hemen de planı tatbike koydular. Bu maksatla bir heyet Medine'ye giderek Resulullahın huzuruna çıkıp:
 
- Yâ Resûlallah. Bizim kabîlelerimiz, İslâmiyeti kabûl ettiler. Yalnız Kur'ân-ı kerîm öğretmenine ihtiyâcımız var. Lütfen bize; İslâmiyeti, Kur'an-ı kerimi öğretecek kimseler yollar mısınız? diye ricada bulundu.
 
Sevgili Peygamberimiz kendilerine, 10 kişilik bir öğretmenler heyeti yolladılar. Başlarında, 
Âsım bin Sâbit hazretlerinin bulunduğu bu heyette, Mersed bin Ebî Mersed, Hâlid bin Ebî Bükeyr, Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne, Abdullah bin Târık, Muattib bin Ubeyd de bulunuyordu.
 
Bu öğretmenler kâfilesi, geceleri yürüyerek, gündüzleri gizlenerek Hüzeyl Kabilesi topraklarında, Reci' suyu başında, seher vakti konakladılar...
 
Bu sırada yanlarında bulunan Adal ve Kare kabilesi heyetinden biri, bir bahane ile yanlarından ayrıldı. Hemen Lıhyanoğullarına gidip, haber verdi.
 
Çarpışmaya karar verdiler 
 
Çok geçmeden kâfilenin etrâfı sarıldı. 200'den fazla silâhlı eşkiyâ oradaydı.
 
- Bize öğretmen lâzım! diyenler, çekip gittiler. O güzîde Müslümanları, eşkiyâ ile karşı karşıya bıraktılar.
 
Lıhyânoğulları mensupları, esir ticâreti ile geçinirlerdi. Bu sebeple:
 
- Teslim olun. Canınızı kurtarın, teklifinde bulunuyorlardı. Asıl niyetleri onları Mekke'de köle olarak satmaktı. Böylece çok para kazanacaklardı. Çünkü Mekke'li müşrikler kendilerine:
 
- Yakaladığınız her Müslüman için, değerinden fazla para öderiz, demişlerdi.
 
Bunu Müslümanlar da duymuşlardı. Onun için, aralarında istişâre ederek çarpışmaya karar verdiler. Arkalarını dağa dönüp, kılıçlarını çekip, Allahın dîni uğrunda vuruşmaya başladılar.
 
İkiyüz kişilik düşmana karşı görülmemiş bir kahramanlıkla çarpıştılar. Üzerlerine saldıran kuvvetten bir kısmını öldürdüler.
 
Nihayet çarpışa çarpışa on Sahâbi'den yedisi okla vurularak orada şehid düştü. 
 
Sadece Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne ve Abdullah bin Târık kalmış, müşriklerle çarpışıyorlardı.
 
Çok geçmeden müşrikler, onları sağ olarak yakaladılar.
 
Arkadaşlarım bana örnektir 
 
Lıhyanoğulları üçünü de yayların kirişleri ile bağladılar. Mekke'ye götürmek üzere yola çıktılar.
 
Abdullah bin Târık Mekkeli müşriklere götürülmeye râzı olmadı. Gitmemek için zorlandı. 
 
- Vallahi ben size arkadaş ve yoldaş olmam! Şehid olan arkadaşlarım bana örnek ve önderdir, deyip, bir zorlayışta ellerini kurtardı.
 
Lıhyanoğulları O'nu taşa tuttular, sonunda O'nu da şehid ettiler.
 
Lihyânoğulları, Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne'yi Mekke'ye götürüp müşriklere yüksek bir fiyatla sattılar.
 
Çünkü Hz. Hubeyb Bedr Gazâsında müşriklerden Hâris bin Âmir'i Cehenneme yollamıştı.
 
Onun oğulları şimdi kendisini almak için, büyük para ödediler.
 
Zeyd bin Desinne'yi de Safvân bin Ümeyye, Bedir savaşında öldürülen babası Ümeyye bin Halef'in intikâmını almak üzere satın aldı.
 
Mekkeli Müşrikler, Hz. Hubeyb ve Zeyd'i satın aldıktan sonra, onlara ne cezâ vereceklerini konuşuyorlardı:
 
- Hayır! Evvelâ işkence etmeliyiz.
 
- Ama Harâm aylar içinde bulunuyoruz!
 
- Evet! Bu sebeple, hemen öldüremeyiz! Harâm ayların geçmesini beklememiz gerek.
 
- O hâlde, hapsedelim.
 
- Ellerini, ayaklarını zincire vuralım! diyorlardı. Öyle yaptılar.
 
İntikam hırsı
 
Harp meydanındaki yenilginin intikâmını, müdâfaasız bir insandan alacaklardı. Hem de o esîri; harpte değil, parayla pazardan almışlardı!..
 
Hârisoğulları, iftihârla Hubeyb bin Adiy'i kendi âile fertlerine gösteriyorlar:
 
- İşte babamızı öldüren. Şimdi vereceğimiz cezâyı beklemekte! diyorlardı.
 
Hz. Hubeyb bin Adiy, hapsedildiği evde tam bir tevekkül ile, Allahü teâlânın kendisi hakkı
[15/4 23:22] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlevilikte Semâ Ve Mahiyeti
 
Ölüm gününü Hak'ka vuslat, 'Düğün günü' sayan büyük Mevlâna'dan sonra oğlu Sultan Veled ve yakınları tarafından, Mevlâna'nın fikir yapısı ve düşünceleri üzerine 'Mevlevi Tarikatı' kurulmuş ve bu edeb - erkân yolunu izleyenlere 'Mevlevî' denilmişti.
Mevlevi kelimesi, Mevlâna'ya nisbeti ifâde etmekle beraber, Kur'ân-ı Kerim'deki 'Nereye dönersen Allah'ın likasını görürsün' anlamında olan 'tevellû' kelimesiyle de ilgili olduğu söylenir.
Mukabele denilen Mevlevi âyini, Mevlevî Dergâhlar'ndaki semahanelerde yapılagelmiştir. Tasavvufî anlamında ilâhî âşk ve cezbeyi Mutlak Kemal ve Hak'ka Vuslatı, vuslat yolunun derecelerini sembolleştiren mukabele, usûl ve erkânla yapılır. Semâhenelerde neyzen, kudümzen, âyinhân ve na'athanlar gibi musikî erkânının bulunduğu ve sıralarına göre yerini aldığı mutribin önünde semâ meydanı, onun da tam karşısında şeyh postu vardır. Postun ucundan semahane giriş ortasına kadar uzandığı farzedilen mevhum çizgiye 'hatt-ı istiva' denir. Bu gerçeğe ulaşan, Vahdet'e giden en kısa yoldur. Bu çizgiye aslâ basılmaz.
Şeyh ise. bütün ilâhî sıfatlara mazhar olan ve postunda Mevlâna'yı temsil eden Hak ilminin ve 'hakikat-i Muhammedî'ye'nin mümessilidir. Post, en büyük mânevi makamdır ve kırmızı renklidir. Kırmızı zuhur ve tecelli rengidir. Bilindiği gibi gece şafak denen güneşin batmasıyla zuhur eden bir kızıllıkla başlar. Hazreti Mevlâna da 17 Aralılk 1273 Pazar günü akşam üstü güneş gurûb edip, Konya ufuklarını kızıla boyarken bu âlemden öte âleme, can ve beka âlemine göçmüştür. Gündüz güneş doğarken başlayan ve fecir denen kızılla belirir. Bundan doayıdır ki, mânevi makam post, bir vuslat ve tecelli rengi olarak kırmızıdır.
Mutrib erkânı, semazenler ve şeyh efendi yerlerine oturduktan sonra mukabelede ilkin na'athan tarafından 'Na'at-i Şerif' okunur. Bestekâr Itrînin bestelediği Na'at-i Mevlâna Hazreti Peygambere en içli seslenişlerde bir övgü olup 'Yâ Hazret-i Mevlâna, Hak dost..' diye başlar. Sonra ney taksimine geçilir, ney asıl vatanı olan kamışlığa özlemini dile getirir. Ney, insan-ı kâmilin sembolüdür, yanık, içli sesiyle Hak'ka vuslatın özlemini çeker.
Bundan sonra Sultan Veled devri denilen 'Devr-i Veledi' başlar. Musikinin temposuyla, âdâp ve erkân üzere semahane ortasında, şeyh ve dergâh erkânı semâzenlerle üç devir olan bu merasim, karşılıklı görüşmek, yani baş kesmekle veya cemâl cemâle niyaz etmekle mutlak varlığın kemâl zuhurunu takdis etmektedir.
Şemâzenlerin başındaki külah mezartaşına, sırtındaki hırkası mezarına, tennuresi de kefenine işarettir. Onlar dünyadan soyunmuş, gayb âleminin aşk pervaneleridir.
Esasen, semahâne'nin sağı görünen, bilinen âlemdir, solu da görünmeyen bilinmeyen mânâ âlemi, semâzenler mânâ âleminin mânâ erleridir.
Devr-i Veledî. ölümden sonra dirilmeye, şeyhin rehberliği ve irşadı ile. ebedî hayata yönelmeye işarettir. Üç devir, tasavvufta 'ilmel yâkin' yâni Hak'kı ilimle bilmeye, ikinci devir, 'aynel yâkin' yâni görmeye, üçüncüsü de 'Hakkel yâkin', yâni Hak'la bir olmaya delâlet eder.
Şeyh birinci devri tamamlarken, kıdemce, en geri ve engeç, nevniyâz denilen semâzenle karşı karşıyadır. Birbirini baş keser ve böylece tevazuu en beliğ şekilde ifade ederler. Bu karşılıklı görüşme, ayrıca birbirinin gönül kıblesine secdeye varıştır. Üçüncü devir sonunda, şeyh postuna seçer, semâzenler de yerlerini alırlar..
[15/4 23:23] Ömer Tarık Yılmaz: Üç aylar diye adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) aylarının, aralıksız olarak oruçla geçirilmesinin bir sakıncası var mıdır?
 
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Recep ve Şaban aylarında, diğer aylara oranla daha çok nafile oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almakta (Buhârî, “Savm”, 52, 53), fakat bu iki ayı aralıksız oruçlu geçirdiği bilinmemektedir. Dolayısı ile Ramazana ilaveten Recep ve Şaban aylarını da bütünü ile oruçlu geçirmek sakıncalı olmamakla beraber sünnete uyarak bu aylarda birer gün olsun oruca ara vermek uygun olur.
[15/4 23:23] Ömer Tarık Yılmaz: ABÂDİLE
 
Abdullahlar. Peygamber efendimizin Eshâb-ı kirâmı (arkadaşları) arasında fıkıh ve hadîs-i şerîf ilimlerinde şöhret bulmuş Abdullah adını taşıyan sahâbîler. Abâdile, Abdullah kelimesinin çokluk şeklidir. Peygamber efendimizin Eshâb-ı kirâmı arasında A bdullah isimli üç yüz kadar sahâbi bulunmaktaydı. Fakat bunların içinde; Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbâs, Abdullah bin Zübeyr, Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahü anhüm, ilimdeki yükseklikleri sebebiyle Abâdile ünvânı ile tanındılar. Bunlara Abâdile-i Erbea da denilmektedir. Abdullah bin Mes'ûd'un (radıyallahü anh) fıkıh ilminde önemli bir yeri olduğu halde, Abâdile arasında zikredilmemesi, bu tâbirin onun vefâtından sonra çıkmış olması sebebiyledir. Bununla berâber onu Abâdileden sayan âlimler de vardır. (İbn-i Hümâm, Ahmed Naîm)
[15/4 23:23] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.s.)’in miraç mucizesi hakkında bilgi verir misiniz?
 
Kur’an-ı Kerim’de Miraç ile ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır: “Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir.” (İsra, 17/1)
 
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmesi şeklinde gerçekleşen olağan üstü olay İslami kaynaklarda, metindeki ilgili fiilin masdarı olan ve “geceleyin yürüme, gece yolculuğu” anlamına gelen “İsra” kelimesiyle anılır. Bu yolculuğun, hadislerde anlatılan “göklere yükseltilme” safhasının da dahil olduğu tamamı ise “yükselme, yukarı tırmanma” anlamındaki uruc kökünden türetilmiş olan ve “yükselme vasıtası, aleti” manasına gelen mi’rac kelimesiyle ifade edilir.
 
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamber olmasıyla birlikte putperestlerin Müslümanlar üzerinde kurduğu baskılar, muhtemelen risaletin 6. yılından itibaren Peygamber ailesiyle az sayıdaki Müslümanlara karşı ekonomik ve sosyal bir boykota dönüştü. Üç yıl süren ve büyük acılara sebep olan bu boykotun ardından Rasulüllah, kısa aralıklarla eşi Hz. Hatice ile amcası ve hamisi Ebu Talib’i kaybetti. Dolayısıyla bu yıla Hüzün Yılı denildi. Bu acılı olayların ardından Allah Teala, bir bakıma Resulünü, sabır ve tahammülü dolayısıyla hem teselli etmek hem de ödüllendirmek istedi ve bunun için genellikle Mi’rac diye anılan büyük mucizevi olayı gerçekleştirdi.
 
İsra suresinin 1. ayeti ile Necm suresinin ilk ayetleri Mi’rac olayına işaret etmektedir. Aynı konuda hadis mecmualarında da kırk beş kadar sahabi vasıtasıyla bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.)’den bilgiler nakledilmiştir. Ancak özellikle bu hadislerdeki ayrıntılı malumat değişik yorumlara yol açacak nitelikte olduğu için, Mi’racın tarihi ve nasıl cereyan ettiği hakkında farklı bilgiler verilmiştir.
 
Konuyla ilgili çok sayıda hadis bulunmakta olup özellikle (Buhari, “Salat”, 1) ve diğer bablarda yer alan hadislere göre bir gece Hz. Peygamber (s.a.s.) Kabe’nin avlusunda (diğer bazı rivayetlerde amcasının kızı Ümmühani’nin evinde) “uyku ile uyanıklık arasında bir durumdayken” Cebrail yanına geldi, göğsünü açarak kalbini zemzemle yıkadı, sonra Burak denilen bir binek üzerinde onu Kudüs’e götürdü. Rasulüllah’ı burada önceki bazı Peygamberler karşıladılar ve onu kendilerine imam yaparak arkasında topluca namaz kıldılar.
 
Daha sonra semaya yükseltilen Rasulüllah, semanın birinci katında Hz. Adem, ikinci katında Hz. İsa ve Hz. Yahya, üçüncü katında Hz. Yusuf, dördüncü katında Hz. İdris, beşinci katında Hz. Harun, altıncı katında Hz. Musa, yedinci katında ise Hz. İbrahim ile görüştü.
 
Kur’an’da “Sidretü’l-münteha” (hudut ağacı) denilen ve bir görüşe göre yaratılmışlarca bilinebilen alanın son sınırını işaretlediği kabul edilen hudut noktasının ötesine, Cebrail’in geçme imkanı olmadığı için Hz. Peygamber (s.a.s.) refref denilen bir araçla tek başına yükselmesini sürdürdü. Bu sırada kendisine evrenin sırları, varlığın kaderiyle hükümlerin tesbiti için görevlendirilmiş olan meleklerin çalışmaları gösterildi. Nihayet bir beşerin insan olma özelliğini koruyarak Allah’a yaklaşabileceği son noktaya kadar yaklaşmıştır (Necm, 53/8-9).
 
Peygamber (s.a.s.)’in Rabbine selam ve ihtiramını arzettiği, Allah’ın da ona selamla hitap ettiği ve inananlara esenliklerin dile getirildiği “Tahiyyat” duasındaki diyalogun Mi’rac olayı sırasında gerçekleştiği kabul edilir. Mekandan münezzeh olan Allah Teala ile Kur’an’ın “alemlere rahmet” olarak gönderildiğini bildirdiği Hz. Muhammed (s.a.s.) arasında, insan idrakinin kavramaktan aciz olduğu bir şekilde gerçekleşen bu b
[15/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: İHSÂR
 
 
 
Hac veya umre için ihrama girmiş olan kimsenin, düşmanın engel olması veya hastalık gibi bir sebeple hac ve umreyi yapamadan ihramdan çıkmak zorunda kalmasıdır.
[15/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: 'Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.'
(Fâtiha, 1/6-7)
 http://www.duavesureler.com
[15/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: 'Her insan hata eder.Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir. '
(Tirmizî, 'Kıyâme', 49; İbn Mâce, 'Zühd', 30.)
 http://www.duavesureler.com
[15/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Senden hayırlı olan işleri yapmayı,aklın ve dinin çirkin gördüğü şeyleri terk etmeyi ve fakirlerin sevgisini istiyorum.'
(Malik, 'Dua', No:508)
 http://www.duavesureler.com
[15/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: 'Takvanın bir zâhiri, bir de bâtını var. Zâhirdeki takva, Allah’ın koyduğu sınırları aşmamak, bâtındaki takva ise niyet ve ihlâstır.' Ebü’l-Hasan el-Fârisî [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[15/4 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: Müminin Ahlâkı
 
Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurur:
 
 Şu dört şey, müslümanların senin üzerindeki haklarındandır:
 
* İyilerine yardımcı olacaksın,
 
* Günahkârları için Allah Teâlâ’dan af dileyeceksin,
 
* Hastalarını ziyaret edeceksin,
 
* Günahlarına tövbe edenlerini seveceksin!  (Deylemî).
 
İsrâiloğulları içinde bir âbid vardı. Halkın büyük bir açlık ve kıtlık çektiği sırada, büyük bir kum tepesine rastladı ve kendi kendine şöyle dedi:
 
 Eğer şu kum yığını un olsaydı onunla insanların açlıklarını giderirdim. 
 
Bunun üzerine Cenâb-ı Hak zamanın peygamberine şöyle vahyetti:
 
 Falan kişiye git ve de ki:
 
‘Allah Teâlâ senin niyetinin karşılığında ecrini verdi; o kum yığını un olsaydı ve onu dağıttığında elde edeceğin sevap amel defterine yazılmıştır.’ 
 
İşte bu sebepledir ki Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurur:
 
 Müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır  (Taberânî).
 
Hz. Ali (r.a) Buyurdu
 
 Eğer ilim, ümit ile olsaydı dünyadaki bütün insanlar âlim olurdu. 
 
Semerkand Takvimi
[15/4 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.'
(Fâtiha, 1/6-7)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=Ht3mj3fm3D8=
[15/4 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'İnsanlar arasına bozgunculuk ve kötülük sokmaktan sakının! Çünkü böyle hareket, dini yok eder.”
(Ebu Dâvûd, 'Edeb', 50)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=Ht3mj3fm3D8=
[16/4 00:54] Ömer Tarık Yılmaz: 64 - Haksız Yere Başkasının Malını Almak İsteyen Kasıtcının Kendi Hakkında Kanı Heder; Öldürülürse Cehenlemlik, Malı Uğrunda Öldürülen Kimsenin de Şehid Olduğunu Beyan Bâbı
 
377- Bana Ebû Küreyb Muhammed b. el-Alâ' rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâlid yânı İbn Mahled rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer,'el-Alâ' b. Abdirrâhman'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Şöyle dedi:
 
Resûlullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bir adam geldi; ve:
 
— Yâ Resulâllâh! Bir kimse gelip benim malımı almak istese ne buyurursun? dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)
 
— «Ona malını verme!» buyurdu.
 
— «Şayed benimle mukaatele ederse?»
 
— «Sen de onunla mukaatele et!»
 
— «Ya beni Öldürürse?»
 
— «O halde şehid gidersin.»
 
— «Ya ben onu öldürürsem?»
 
— «O cehennemde olur.» buyurdular.
 
378- Bana Hasen b. Aliy el-Hulvâni ile İshâk b. Mansur ve Muhammed b. Râfi' rivâyet ettiler. Lâfızları bir birine yakındır, İshâk (Bize haber verdi) ta'birini kullandı. Ötekiler: Bize Abdurrazzâk rivâyet etti, dediler.
 
(Dedi ki): Bize İbn Cüreyc haber verdi.
 
Dedi ki: Bana Süleyman el-Ahval haber verdi. Önada Ömer b. Abdirrahmân'ın âzadlısı Sabit haber vermiş ki, Abdullah b. Amr'la Anbesetü'bnü Ebî Süfyân arasında olan olduğu vakit harbe hazırlanmışlar. Müteakiben Hâli-dü'bnü’l-Âs (atma) binerek Abdullah b. Amr'a gitmiş; ve ona nasihatta bulunmuş. Abdullah b. Amr «Sen Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’nı;
 
— «Her kim malı uğrunda öldürülürse şehiddir.» buyurduğunu pil-mez misin? demiş.
 
379- Bu hadîsi bana Muhammed b. Hatim de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Bekr rivâyet etti. H.,
 
Bize Ahmed b. Osman en-Nevfeli dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Âsim rivâyet etti. Muhammed'le Ebû Âsim'ın ikiside İbn Cü-reyc'den bu isnadla bu hadisin mislini rivâyet etmiştir.
 
Bu hadisi Buhârî «Kitabii'l-mezâlim» de tahriç ettiği gibi, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce muhtelif tariklerden rivâyet etmişlerdir. İmâm Ahmed b. Hanbel onu «Müsned» inde,
 
Taberanî «El-Evsât» da, Ebû Ya'lâ El-Mavsili «el-Mu'cem»i ile «el-Müsned»inde Bezzâr «Müsned» inde ve Ebû Nuaym «Müstahrec» inde muhtelif lâfızlarla muhtelif yollardan tahriç etmişlerdir. Bunların bazısında:
 
«Malı uğrunda mazlum olarak öldürülen kimseye cennet vardır.» buyurulmuş, bazısında:
 
«Her kim malı Uğrunda Öldürülürse o kimse şehiddir; kim canı uğrunda öldürülürse o kimse şehiddir, her kim dini uğrunda Öldürülürse o kimse şehiddir; her kim ırzu namusu uğrunda öldürülürse o kimse şehiddir.» şeklinde tafsilât verilmiştir.
 
Hadisi Fahr-i Kâinat (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizden: Ebû Hüreyre, Ali b. Ebî Tâlib, İbn Abbâs, İbn Ömer, İbn Mes'ud, Enes b. Mâlik, Câbir, Sa'd b. Ebî Vakkaas, Said b. Zeyd, Büreyde, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Amir ve diğer ashâb-ı Kiram (radıyallahü Anhûm) hârezatı rivâyet etmişlerdir.
 
Şehid şehâdetten alınmıştır. Şehâdet, bir şeyi beyan etmek başında bulunup görmektir.
 
Şehid hakkında Nadr b. Şümeyl şunları söylemiştir: «Şehid diri olduğu için kendisine bu isim verilmiştir. Çünkü şehidlerin ruhları «Darü's-Selâm» ı görürler. Başkalarının ruhları ise onu ancak kıyâmette göreceklerdir.»
 
Ibnü'l-Enbârî de: «Şehid ismi verilmesi, kendisine melekler cennetle şehadedde bulunacakları içindir.» diyor. Bu takdirde şehidin nıa'-nası: kendisine şehâdet edilen zât demek olur. Bazıları: «Bu ismin verilmesi, ruhu bedenden çıkarken kendisine ihsan buyurulan sevap ve kerameti gördüğündendir» demiş; bir takımları rahmet melekleri gelerek ruhunu onlar kabzettiği için şehid denildiğine, daha -başkaları imanına şehâdet olunduğu için ona bu ismin verildiğine kaail olmuşlardır. Onun şehid olduğuna şahidi vardır da onun için şehid denilmiştir. Bu şahid o
[16/4 00:54] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şu sözünü rivayet etmiştir: 'Sana emanet bırakanın emânetini geri ver. Sana ihânet edene ihânet etme'
 
Ebu Dâvud, Büyü 81 (3534); Tirmizî, Büyü 38, (1264).
 
 
Kütüb-i Sitte
[16/4 00:55] Ömer Tarık Yılmaz: 19. Kolları dirseklerle beraber yıkamak.(Buhari-1/28,Şemail'i Kübra)
[16/4 00:55] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Şeyhülislâm İbni Kemal’in Vefatı 1536
•  TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği 16-26 Nisan
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[16/4 00:55] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Allah sizin tövbelerinizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar (kötü arzularının esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.” 
 
Nisa 27
[16/4 00:55] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir gecesini ihyâ ederse  geçmiş günahları bağışlanır.” 
 
Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr, 3
[16/4 00:55] Ömer Tarık Yılmaz: KADİR GECESİ
 
Kadir Gecesi, bir ağırlık merkezi gecesidir. Allah, kutsal sözlerinin bütün ağırlığını bu geceye koydu. Bu gece, Kur’an, kutsal ağırlığıyla ve bir bütün halinde dünya göğünün üzerine indi.
Dünya ufkunu, vahyin yedi renkli kuşağı, eleğimsağması, bereket getiren bahar yağmuru bulutları gibi, bir merhamet gibi, bu gece örttü.
Her gündüzün ağırlığı gecede, bütün gecelerin ağırlığı Kadir gecesinde. İşte bunun için Kadir gecesi, hayatın ve hilkatin ağırlık merkezi gecesidir.
Gecelerin de bir imamı vardır. Gecelerin imamı, en büyük imam Kur’an-ı Kerim’i kalbinde taşıyan Kadir gecesidir.
Ey gözlerden gizli, fakat gönüllere aşikâr Kadir gecesi!
Zamanın kalbinde en doğru ve şaşmaz bir saat gibi çınlayıp giderken yurdumun üstüne, vahyin geçmez izini ve yıpranmaz eserini, ölmez sesini bir kere daha işle!
Allah’tan bir bağış gibi, Peygamber’den bir armağan gibi, Kur’an’dan bir nefes gibi, sahabeden bir ses gibi, şehitlerden bir hatıra gibi, imamlardan bir ilim gibi geliyorsun.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[16/4 00:55] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ يَقُمْ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ. (ق)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim faziletine inanarak ve mükâfatını sadece Allah’tan ümit ederek Kadir Gecesi’ni ihya ederse (dua etmek, nâfile namaz kılmak ve Kur’ân-ı Kerîm okumak gibi ibadetlerle geçirirse) geçmiş günahları bağışlanır.” (Müttefekun Aleyh)
 
16 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[16/4 00:55] Ömer Tarık Yılmaz: KADİR GECESİ’NİN FAZİLETİ
 
Ashâb-ı Kirâm, “Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.” meâlindeki, Kadr Sûresi’nin 3. âyet-i kerîmesine sevindikleri kadar, hiçbir şeye sevinmediler.
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, Ashâbına, İsrâîloğullarından dört kişiyi anlattı. Bunlar -göz açıp yumuncaya kadar kısa bir zaman dahi Allâhü Teâlâ’ya âsî olmadan- seksen sene ibadet etmişlerdi. Ashâb-ı Kirâm da buna hayret etmişlerdi.
 
Cebrâîl (a.s.) geldi ve “Yâ Muhammed! Sen ve Ashâb’ın, bu zâtların göz açıp yumuncaya kadar kısa bir vakit dahi olsa, Allâh’a isyan etmeden seksen sene ibadet etmelerine hayret ettiniz. Allâhü Teâlâ, sana bundan daha hayırlısını indirdi.” dedi ve “İnnâ enzelnâhü fî leyleti’l-kadr...” (Biz, onu Kadir Gecesi’nde indirdik, meâlindeki), âyet-i kerîmesi ile başlayan Kadr Sûresi’ni sonuna kadar okudu. Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem ve Ashâb-ı Kirâm buna çok sevindiler.
 
KADİR GECESİ’NDE KILINMASI TAVSİYE EDİLEN NAMAZ
 
Bu gece dört rekât Kadir Gecesi namazı kılınır:
 
1’inci rekâtte : 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İnnâ enzelnâhü...,
 
2’nci rekâtte : 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf,
 
3’üncü rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İnnâ enzelnâhü...,
 
4’üncü rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf okunur.
 
Namazdan sonra:
 
1 defa, “Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd.”
 
100 “Elem neşrah leke...” sûresi,
 
100 “İnnâ enzelnâhü...” sûresi,
 
100 defa da Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in, Hazret-i Âişe validemize öğrettiği, “Allâhümme inneke Afüvvün Kerîmün tühıbbü’l-afve fa‘fü annî” duası okunur ve dua edilir.
 
Mümkünse bir de tesbîh namazı kılınır. (Duâ ve İbadetler, Fazilet Neşriyat)
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Abdülkadir, Kız: Kadriye
 
 
 
16 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[16/4 00:56] Ömer Tarık Yılmaz: Çok konuşanın hatası çok olur.[Hz. Ali]
[16/4 00:56] Ömer Tarık Yılmaz: CÖMERT OLMAK / ELİ AÇIK OLMAK
Cömertlik, kişinin malını israfa kaçmamak şartıyla diğer in- sanların ihtiyaçlarını karşılamak için sarf etmesi, onlara ikram etmesidir. Cömertlik, cimriliğin zıttıdır. Dinimiz, cimriliği yermiş, cömertliği övmüştür. Rabbimiz şöyle buyurur: “Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir.” (Al-i İmran, 3/180) Peygamber efendimiz de; “Cö- mert, Allah’a yakındır, cennete yakındır, insanlara yakındır. Cimri ise, Allah’a uzaktır, insanlara uzaktır, cehenneme yakın- dır” buyurmaktadır. (Tirmizi, “Birr”, 40) Cömertlik Allah’ın sı- fatlarındandır. Bir hadiste; “Allah cömerttir, cömertliği sever.” (Kenzü’l-Ummal, VI, 347) buyurulur. Cömertliğin aşırısı israftır. İsraf da dinimizde yasaktır.
 
MÂ’ÛN SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 7 âyettir.
Mâ’ûn, yardım ve zekat demek- tir.
Sûrede, biri Allah’ın nimetle- rini ve hesap gününü inkâr eden nankör, diğeri amellerini gösteriş için yapan riyakâr olmak üzere iki tip insan tasvir edilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Gıybet ve koğuculuktan sakın ki, bunlar insanı halktan ve Haktan uzak ederler. (Erzurumlu İbrahim Hakkı)
[16/4 00:56] Ömer Tarık Yılmaz: Dilediğini engelleyen
 
Al-Mani'  : The Preventer of Harm. 
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Allah'ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O'nun tuttuğunu O'ndan sonra salıverecek de yoktur.'  (1)
'De ki: 'Öyleyse bana bildirin, Allah bana bir zarar vermek  isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı  giderebilir mi?Yahut bana bir rahmet dilerse, O'nun rahmetini önleyebilir mi?' ' (2)
 
Resulullah buyuruyor: Ey Allahım! Senin verdiklerine mani olacak, mani olduklarını da verecek kimse yoktur. (3)
Allah, inkarcıları kötülerken bu ismi kullanmış  ve şöyle buyurmuştur:'Ve hayra da mâni olurlar.'  (4) 
Allah'ın Mâni olması, dünyada olabileceği gibi ahirette de olabilir. Allah bu dünyada kimi marifet ve ibadetlerinden men eer, zikrini onu termel azığıyapmazsa, bu  kimse gerçek anlamıyla bütün hayırlardan mahrum edilmiş olur. En büyük musibet işte budur. Hem dünyada hem de ahirette ilahi ihsanlardan men edilenler, hiçbir zaman mesut olmazlar.
Allah, nimet verme ve vermemeye kadir olandır. O'nun vermemesi cimriliğinden değil, bir hikmetinin gereğidir.
Mani olan Allah, düşmanlarına karşı dostlarını koruyuphimaye eden ve onlara yardım edendir.
Bu ismi bilmenin faydaları: 
Her müslüman, Allah'tan başka men eden ve engelleyen olmadığına inanmalıdır. Gerçek veren ve mani olanın Allah olduğunu bilen kimsenin, kalbini insanlarla meşgul  etmemesi, onlara güvenip dayanmaması, kanaatkar ve hoşnut bir kalple Rabb'ine yönelmesi gerekir. 
İnsanlardan biri mani olduğunda, gerçek mani olanın Allah olduğuna inanmalı, aracıları bir kenara iterek onlarla meşgul olmamalıdır. Allah'ın bütün varlıklara  üzerinde güç sahibi  olduğunu, gölgenin gölgesi olduğu şey üzerinde bir etkisi olmadığı  gibi insanların da gerçekte bir etkisi olmadığını bilmelidir. Bu yüzden gerçek fail olan Allah'ı düşünmeden mani olan insanları kötülememelidir. Allah, hayra  mani olanı kötülediği için kötülemelidir. 
Kaynaklar:
1) Fatır, 2
2) Zümer, 38
3) Buhari, 744
4) Maun, 7
5) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[16/4 00:57] Ömer Tarık Yılmaz: Oruç Farsça'daki rûze kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Arapça'sı savm ve sıyâmdır. Savm kelimesi Arapça'da 'bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek' anlamında kullanılır.
Fıkıh terimi olarak ise, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, bir amaç uğruna ve bilinçli olarak, yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir.
İmsak, Arapça'da, 'kendini tutmak, engellemek' anlamına gelir. Orucun temel unsuru da (rükün) bu anlamdır. İmsak vakti tabiri, dilimizde, oruç yasaklarından (yeme içme ve cinsel ilişki) uzak durma vaktinin başlangıcı anlamında kullanılır. İmsak vakti, tan yerinin ağarması (fecr-i sâdık; bk. Namaz Vakitleri bölümü) vakti olup, bu andan itibaren yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur; bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip orucun başlaması vaktidir.
İftar vakti ise, oruç yasaklarının sona erdiği vakit anlamında olup, güneşin batma vaktidir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti de girmiş olur. Gündüz ve gecenin teşekkül etmediği bölgelerde oruç süresi, buralara en yakın normal bölgelere göre belirlenir.
İmsakin, ikinci fecirle başlayacağı konusunda fakihler arasında görüş birliği olmakla birlikte, kimi fakihler bu hususta, daha ihtiyatlı olduğu gerekçesiyle fecr-i sâdıkın ilk doğuş anına, kimileri ise oruç tutanlar lehine olduğu gerekçesiyle ışığın biraz uzayıp dağılmaya başladığı zamana itibar edilmesini önermişlerdir.
Âyette orucun başlangıç ve bitiş vakti, mecazi bir anlatımla şöyle belirtilir: '...Fecrin beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (siyahlığından) ayırt edilecek hale gelinceye kadar yiyip içiniz; sonra, akşama kadar orucu tamamlayın...' (el-Bakara 2/187).
İmsak vaktinden iftar vaktine kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmanın bir amacı olmalı ve bu iş bilinçli olarak yapılmalıdır. Bu amaç ve bilinç, orucun Allah rızâsı için tutuluyor olmasıdır ki kısaca 'niyet' tabiri ile anlatılır. Bu amaç ve bilinç olmadığı zaman, meselâ imkân bulamadığı için veya perhiz, rejim, zindelik gibi başka amaçlar için bu üç şeyden (yeme, içme, cinsel ilişki) uzak durmak oruç olarak değer kazanmaz.
Oruç, Peygamberimiz'in hicretinden bir buçuk sene sonra şâban ayının onuncu günü farz kılınmış olup, İslâm'ın beş şartından biridir. Peygamberimiz bu hususu 'İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka Tanrı olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmek; namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve gücü yetenler için Beytullah'ı ziyaret etmektir (hac)' diyerek bildirmiştir (Buhârî, 'Îmân', 34, 40; 'İlim', 25; Müslim, 'Îmân', 8).
Orucun farz kılındığını bildiren âyetler de şunlardır:
'Ey iman edenler! Sizden öncekilere olduğu gibi, size de oruç tutma yükümlülüğü getirilmiştir; bu sayede kendinizi koruyacaksınız. Oruç sayılı günlerdedir. İçinizden hasta veya yolculukta olanlar başka günlerde tutabilirler; hasta veya yolcu olmadığı halde oruç tutmakta zorlananlar ise bir fakir doyumluğu fidye vermelidir. Daha fazlasını veren, kendine daha fazla iyilik etmiş olur; fakat yine de, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır' (el-Bakara 2/183-184).
Oruç tutmak, diğer ibadetlere nazaran biraz daha sıkıntılı olduğu için Allah, orucun farz kılındığını bildirirken, psikolojik rahatlatma sağlayacak ve emre muhatap olan müslümanların yüksünmesini engelleyecek bir üslûp kullanarak, oruç tutmanın önceki ümmetlere de farz kılındığını belirtmesi yanında, ayrıca orucu daha sıkıntılı hale getirmesi muhtemel iki durumu (hastalık ve yolculuk) oruç emrinin hemen peşinden geçerli mazeret olarak zikretmiştir. Bu üslûp, meselâ öteki ümmetlerde de bulunduğu anlaşılan namaz için kullanılmamıştır.
Oruç riyânın en az karışacağı bir ibadet olduğu için sevabı en fazla olan ibadetlerden say�<
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N