Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 15.07.2023 03:10

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[18/4 23:22] Ömer Tarık Yılmaz: 66 - Bazı Kalplerden Emanet ve İmanın Kaldırılması ve Kalplere Fitne Arız Olması Bâbı
 
384- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Muâviye ile Veki' riyâvet ettiler. H.
 
Bize Ebû Küreyb dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Muâviye,
 
A'meş'den, o da Zeyd b. Vehb'den, o da Huzeyfe' den naklen rivâyet etti. Huzeyfe şöyle dedi: Bize Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) iki hadis söyledi. Ben bunların birini gördüm; ötekinide bekliyorum:
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize, (evvelâ) emânet insanların kalplerinin derinliğine indiğini, sonra Kur'ân inerek ondan ve sünnetten bir şeyler öğrendiklerini anlattı. Sonra da bu emânetin kaldırılmasından bahsetti. Buyurdu ki:
 
«İnsan uykusunu uyur. (Bu esnada) emânet kalbinden alınıverir de ufacık bir siyah leke halinde eseri kalır. Sonra (yine) uykuya dalar. (Bu sefer) kalbinden emânet (in kalan kısmı da) alınır. Bunun eseri de kabarcık gibi kalır. Ayağının üzerine bir kor yuvarlanıp da nasıl kabarcık hâsıl olur ve içinde bir şey olmadığı halde onu kabarmış görürsün! onun gibi bir şey. Sonra ufak taşlar alarak onları ayağının üzerinde yuvarladı. (Ve şöyle devam etti):
 
İnsanlar (o hâle gelecek ki) alış veriş yapacaklar; birinin doğru dürüst hareket ettiği görülür görülmez: Filân oğullarında emin bir adam var! denecek. Hatta herifin kalbinde hardal danesi kadar iman olmadığı halde onun hakkında: «O ne metin!.. O ne zarif!.. O ne akıllı adamdır!..» denecek.» (Huzeyfe sözüne devamla):
 
— Vallahi öyle günler gördüm ki, sizin hanginizden alışveriş yapacağım diye hiç gam yemezdim. (Çünkü alış verişte bulunduğum zat) müslümansa bana hıyanetten onu dînî menederdi. Hıristiyan yahud Yahûdi ise ona da âmiri aman vermezdi.
 
Bu gün ise sizlerden filân ve filândan başka kimseden alış veriş yapamaz oldum.
 
385- Bize İbn Nümeyr de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize babamla Vekî rivâyet ettiler. H.
 
Bize İshâk b. İbrahim dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İsâ b. Yunus rivâyet etti. Vekî ile İsâ hep birden A'meş'den bu isnadla bu hadisin mislini rivâyet etmişler.
 
Bu hadisi Buhârî «Kitâbü'r-Rukaak» ile «Kitâbü'l-fiten» de Tirmizî ile İbn Mâce de «Kitâbü'l-fiten» de tahriç etmişlerdir. Hadisin senedinde A'meş de vardır. Bu zât müdellislerden olduğu için «anfulân...» diyerek rivâyet ettiği hadislerinin kabul edilmemesi icap ederse de bu hadisi şeyhinden dinlediği sabit olmuştur. Mudellislerin şeyhlerinden dinledikleri hadisler makbuldür. Onun için burada «an» edâtiyle rivâyeti zararsızdır.
 
Hazret-i Huzeyfenin iki hadisden muradı: emânete dair olan hadislerdir. Yoksa kendisinin Buhârî, Müslim ve diğer sahih hadis kitaplarında bir çok rivâyetleri vardır. «Et-Tahrir» namındaki Müslim şerhinde: «Bu iki hadisden biri, emanetin kalplerin derinliğine yerleştiğini bildiren, ikincisi de sonra kaldırıldığını beyan eden hadislerdir.» denilmiş; ve ikisi-ninde ayni rivâyette zikredilmiş bulunduklarına işaret olunmuştur. Fakat Ubbî şeyhinden naklen, buradaki rivâyetin bir hadis olduğunu ikincisinin muhtemelen bundan sonra gelen fitneler hadisi olduğunu söylüyor.
 
Hadisde mevzu'u bahis olan emanetten murad: Zahire göre Allah'ın teklifi ve kullarından aldığı ahdu peymandır. Vahidi
 
«Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik...» âyet-i kerîmesinin tefsirinde Hazret-i İbn Abbâs'm: «Emanetten murâd: Allah'ın kullarına farz kıldığı ibâdetlerdir» dediğini nakleder. Ve ekseri müfessirinin kavli bu olduğunu söyler.
 
Hasan-ı Basrî: «Emanetten murâd: dindir; zira dinin her şeyi emanettir.» demiştir. Ebû'l-Âliye: «Emânet, kulların emir ve nehi olunduğu şeylerdir» diyor. «Et-Thrir» sahibi Ebû Abdillâh Muhammed et-Teymî de şunları söylemiştir; «Ha-disdeki emânet: «Âyetteki emânetin aynıdır. Ayetteki emânet ise aynen imandır. Eğer emânet kulun kalbinde yer tutarsa o zaman kul
[18/4 23:22] Ömer Tarık Yılmaz: İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Sizler yardım görecek, ganimetler elde edecek ve birçok memleketleri fethedeceksiniz. Sizden kim bu vakte ererse, Allah'tan çekinsin, ma'rufu emredip, münkerden de nehyetsin. Kim de bile bile bana yalan nisbet ederse, ateşteki yerini hazırlasın.'
 
Tirmizî, Fiten 70, (2258).
 
 
Kütüb-i Sitte
[18/4 23:23] Ömer Tarık Yılmaz: 21. Başın tamamını bir su ile bir kere mesh etmek.(İbni Mace-34)
[18/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Hz. Muaviye’nin Vefatı 660
•  Körfez’de İran-ABD Çatışması 1988
•  Manisa Mesir Şenlikleri 18 - 26 Nisan
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Allah’ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin...” 
 
Nisa 32
[18/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Onlarla bizim aramızda alâmet-i fârika namazdır. Binaenaleyh, namazı terk eden  kâfirlere benzemiştir.” 
 
Tirmizî, Îmân 9
[18/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: TÜRKİYE’DE KATILIM BANKACILIĞININ BAŞLAMASI
 
Faizsiz sistem diğer Müslüman ülkelerde yıllardır çok yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Hatta Avrupa’da özellikle İngiliz ve Amerikan kökenli bazı bankalar İslami finans penceresi açarak, bu uygulamayı yıllarca uygulamış ve İslam ülkelerinin kaynaklarını kendi ülkelerine çekmeyi başarmışlardır.
Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’nde uzun bir süre bu uygulamalara müsaade edilmemiştir. Ta ki rahmetli Turgut Özal başbakan olana kadar. Türkiye, İslami finansla 1983 yılında rahmetli Özal’ın çıkardığı bir kararnameyle tanışmıştır.
Ülkemizde faizsiz finans alanında faaliyet gösteren kuruluşlar, yaklaşık 35 yıllık bir maziye sahip. “Özel Finans Kurumları” adıyla ülkemizdeki yolculuklarına başlayan bu kurumlar, 1999 yılında bankacılık yasası kapsamına alınarak yasal güvenceye kavuştular ve daha güçlü bir mevzuata sahip oldular. 2005 yılında ise katılım bankası adıyla bankalar kanununda yerlerini aldılar. Böylelikle “katılım bankacılığı” yeni bir kavram olarak literatürde ve mevzuatta yerini almış oldu.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: تَعَلَّمُوا مِنْ أَنْسَابِكُمْ مَا تَصِلُونَ بِهِ أَرْحَامَكُمْ، فَإِنَّ صِلَةَ الرَّحِمِ مَحَبَّةٌ فِي الْأَهْلِ، مَثْرَاةٌ فِي الْمَالِ، مَنْسَأَةٌ فِي الْأَثَرِ. (ت)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Sıla-i rahimde bulunabilmek için yakın akrabalarınızı öğreniniz. Çünkü sıla-i rahim, akrabalar arasında muhabbete, malın ziyadeleşmesine, ömrün (bereketinin) artmasına sebep olur.” (Sünen-i Tirmizî)
 
18 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[18/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: SILA-İ RAHMİN FAZİLETİ
 
Rahm kelimesi, lügatte; yakınlık, doğum yoluyla olan soy bağı demektir. Sıla-i rahim de akrabaları arayıp sormak, ziyaret etmektir. Gurbetteki kimsenin, memleketini ziyarete gitmesi gibi. Akraba ile görüşmek, onların muhtaç olanlarına yardım etmek, hasta olanlarını gidip ziyarette bulunmak, kayıp olanlarını araştırmak, kendine zararı dokunmuş olanlarını affeylemek, akrabalık haklarını gözetmek kabîlindendir.
 
Sıla-i rahmi kesmek; akrabaları arayıp sormamak, onlarla alâkayı kesmek haramdır, büyük günahlardandır. Sıla-i rahimde bulunmak, vaciptir. Nisâ Sûresi’nin 36. âyet-i celîlesinde buyurulmuştur ki -meâlen-: “Hem Allâhü Teâlâ’ya ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra ana babaya iyilik edin ve akrabanıza da (iyilik edin)…”
 
Sıla-i rahmin faziletine dâir birçok hadîs-i şerîf vardır. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:
 
“Ey insanlar! Selâmı aranızda yayınız (birbirinize âşikâr olarak selâm verin). Fakirleri doyurunuz, akraba ve taallukâtınıza iyilik ve ihsanda bulununuz. İnsanların uykuda oldukları gece vakitlerinde namaz kılınız. İşte bunları işlerseniz, selâmetle Cennet’e girersiniz.”
 
“Her kim rızkının geniş ve ömrünün uzun olmasını isterse, sıla-i rahim yapsın.”
 
“Rahm, Allâh’ın Arş’ında asılmıştır. Der ki: Kim benim hakkıma riâyet ederse Allâhü Teâlâ da onu gözetsin, kim de beni keser atarsa Hak Teâlâ da onunla alâkasını (ona rahmetini) kessin.” Yani akrabasına iyilik ve ihsan eden kimseye, Hak Celle ve Alâ Hazretleri ihsan buyurur. Etmeyen kimseye, Cenâb-ı Hak da ihsan etmez.
 
“Muhakkak rahmet-i ilâhî, içinde sıla-i rahmi kesen bir kimse bulunan topluluk üzerine inmez.”
 
“Sıla-i rahmi kesen kimse, Cennet’e giremez.”
 
“Üç şeyin Arş-ı A‘lâ ile bağı vardır: Nimet, emanet ve rahm (akrabalık bağı). Nimet der ki: ‘Bana nankörlük ettiler de şükretmediler.’ Emanet der ki: ‘Bana hıyânet ettiler de yerine teslim edilmedim.’ Rahm der ki: ‘Beni kesip attılar da sıla yapmadılar.” Yani nimet, nimete nankörlük edenden, emanet, emanete hıyânet edenden ve sıla-i rahm, sıla-i rahmi kesenden davacı olurlar.
 
 
 
18 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[18/4 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: Dünyanın ve maddenin şekilleriyle aynası kirlenmiş olan kalp nasıl parlar? Şeh- vetleriyle bağlanmış olan kalp Allah’a doğru nasıl yol alır?[Ataullah İskenderî]
[18/4 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: ALLAH İŞİNİ GÜZEL YAPANLARI SEVER
Müslüman'ın iş hayatındaki en belirgin özelliği, işini düzenli ve emanet bilinciyle en güzel biçimde yapmasıdır.
Mü'min, fert, aile ve toplum olarak, hayatı anlamlı kılacak ve huzur ortamı oluşturacak güzel bir çalışma sergilemelidir. Allah (c.c.) işini güzel yapanları sevdiğini; (Bakara, 2/195) be- lirterek, güzel iş yapanlara karşılık olarak daha güzelini ve bir de fazlasını vereceğini; ahiret yurdunda da ebedi kalacakları yerin Cennet olacağını (Yûnus, 10/26) müjdelemektedir.
Peygamberimiz (s.a.s.) de: “Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275) buyurmaktadır.
 
KÂFİRUN SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir, 6 ayettir.
Sûre adını ilk ayetinde geçen ve “inkârcılar” anlamına gelen kâ- firûn kelimesinden almıştır.
Sûrede, Hz. Peygamberin in- kârcılarla şirk ve sapıklıkta bir- leşemeyeceği kesin bir üslupla ifade edilmekte ve inancın şirk- ten uzak tutulması hedeflen- mektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
İyilik yapanla kötülük yapanı bir tutma. İyilik edeni duadan unutma. İyiliği unutup kusuru sakla- yan dost değil, düşmandır. Dostunun hatasına dayanamayan ölüm hastalığında yalnız kalır. Dostun, gözün gibi olan insandır. İyi arkadaş hayatın süsü ve belada yardımcıdır.”(Erzurumlu İbrahim Hakkı)
[18/4 23:26] Ömer Tarık Yılmaz: İstediğine fayda sağlayan, O'nun takdiri olmadan kimseye yarar verilemeyen.
 
An-Nafi : The Creator of Good who creates things that yield advantages and benefit.
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O'na yalvarmaktasınız.  (Nahl, 53)
 
Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O'ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, herşeye güç yetirendir. ( Enam, 17)
İnsanlar için fayda ve zarar güncel kavramlardır. Kendileri için çizilen hayat planında bir sınanma konusu olarak fayda ve zararın onların önlerine çıkarılması ise Allah tarafındandır. 
 
Faydayı da zararı da yaratan; birey ve toplum olarak insan için takdir eden O'dur. İnsanın faydayı ve zararı O'ndan başkasına atfetmeyi  ya da sebeplere bağlaması ise büyük zülümdür ve onun Allah'ı layık olduğu gibi tanımadığı anlamına gelir.
 
Resulullah (s.a.v) buyuruyor: Bil ki, kalem olacak şeyleri yazıp artık kurumuştur. Bundan böyle bütün varlıklar, Allah'ın sana takdir etmediği bir yarar sağlamak isteseler buna güçleri yetmez. (3)
 
Allah'a sadece Dâr ismiyle dua etmek caiz değildir. Bu nedenle her iki isimle (Darr, Nâfi) birlikte dua edilmelidir. Bu iki ismin birlikte zikredilmesi, Allah'ın dilediğine yarar sağlamaya dilediğine de zarar vermeye kadir olduğunu gösterir. Zira zarar verme veya yarar sağlama gücüne sahip olmayanın varlığı ve etkiside olmaz. (2)
 
Bu İsmi Bilmenin Faydaları:
 
Her müslüman Allah'tan başka yarar sağlayan biri olmadığına inanmalı, yararın O'nun iradesi ve fiiliyle gerçekleştiğini bilmelidir. Allah'tan başka fail yoktur. Mümine yarar sağlayan her şey Allah'tandır. Kuldan gelen her yarar ve menfaat, Allah'ın o kişiyi yönlendirmesi ile gerçekleşmektedir. Allah'ın sana sağladığı yararlardan sen de başkalrını yararlandırmalı ve buna aracı olmalısın. Yaptığın iyilik ve başklarına sağladığın yararlarla, âhiret için kendine yarar sağlamış olursun. Böylece bu yararlar, yarın Allah katında senin şefaatçilerin olur.
 
Müslüman, yalnız Allah dostlarına yarar sağlamalıdır. 
 
Müslüman her düşkün ve yoksula yarar sağlamaya çalışmalıdır. (2)
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
3) Tirmizi
[18/4 23:26] Ömer Tarık Yılmaz: İbadetlerde rükün, o ibadetin meydana gelmiş sayılabilmesi için bulunması zorunlu olan ana unsurlar demektir. Orucun rüknü, oruç süresince yeme içme ve cinsî ilişkiden uzak durma anlamına gelen 'imsak'tir. Niyet de, aşağıda açıklanacağı üzere bazı mezheplerce rükün sayılmaktadır. Hangi durumlarda rüknün ihlâl edilmiş olacağı konusu, ileride orucun şartları ve orucu bozan davranışlar bahsinde ayrıntılı şekilde incelenecektir.
İbadetin vücûb sebebi, o ibadetin mükellef tarafından bizzat yerine getirilmesi yükümlülüğünün başladığını gösteren maddî göstergelerdir (alâmet). Meselâ vaktin girmesi namaz yükümlülüğünün, zenginlik zekât yükümlülüğünün sebebi sayılmıştır. Orucun vücûb sebebi ise vakittir, yani ramazan ayının girmesidir. Buna göre, yükümlülük şartlarını taşıyan kimsenin ramazan ayına ulaşması oruç emrinin fiilen ona yönelmesi anlamına gelir. Vücûb sebebi tabiriyle kastedilen budur. Nitekim '... ramazan ayına yetişen onu oruçlu geçirsin' (el-Bakara 2/185) âyeti de bu yükümlülük-sebep ilişkisini göstermektedir.
Namaz ibadetinde vakit, namazın hem vücûb sebebi hem de sıhhat şartı olduğundan onun sebep yönü üzerinde ayrıca durulmamıştır. Ramazan ayı ise, orucun sadece vücûb sebebi olduğundan ayrıca üzerinde durulmasına ihtiyaç vardır. Konuyu önemli hale getiren bir diğer sebep de ramazan ayının başlangıç ve bitişinin tesbitinin nasıl yapılacağı konusunun öteden beri tartışmalı oluşudur. Literatürde bu konu 'rü'yet-i hilâl' yani hilâlin görülmesi meselesi olarak adlandırılır.
A) HİLÂLİN GÖRÜLMESİ
Kamerî aylar, adından anlaşıldığı gibi başlangıcı ve bitişi ayın hareketlerine göre belirlenen aylardır. Ramazan orucu, ramazan ayında tutulduğundan ve ramazan ayı da ay takvimine göre her sene değiştiğinden, oruca başlayabilmek için öncelikle, ramazan ayının başladığını tesbit etmek gerekmektedir. Peygamberimiz 'Hilâli (ramazan hilâli) görünce oruca başlayınız ve hilâli (şevval hilâli) görünce bayram ediniz. Hava bulutlu olursa içinde bulunduğunuz ayı otuza tamamlayınız' buyurmuştur (Buhârî, 'Savm', 5, 11; Müslim, 'Sıyâm', 3-4, 7-10). Bir başka hadiste de 'Hilâli görmedikçe başlamayınız, hilâli görmedikçe bayram etmeyiniz. Hava bulutlu olur da hilâli göremeyecek olursanız, ayı otuza tamamlayın' (Buhârî, 'Savm', 11) buyurulmuştur. Bunun için şâban ayının 29. gününden itibaren hilâli görme araştırmaları yapmak gerekmiştir. Aynı şekilde, ramazan ayının çıkıp şevval ayının girdiğini anlamak, dolayısıyla bayram günü oruç tutmuş olmamak için bu defa ramazanın 29. gününden itibaren hilâl gözetlenir ve görülmeye çalışılır. Şâban ayının yirmi dokuzunda hava bulutlu olur da ay görülemezse, kamerî aylar bazan 29 bazan 30 çektiğinden, Peygamberimiz'in direktifi doğrultusunda şâban ayının otuz çektiği farzedilerek ona göre davranmak gerekir.
Bir hadislerinde Peygamberimiz 'Biz ümmî bir toplumuz; hesap ve okuma yazma bilmeyiz. Şunu biliriz ki ay, ya 29 ya 30'dur' (Buhârî, 'Savm', 11,13; Müslim, 'Sıyâm', 15; Ebû Dâvûd, 'Savm', 4) buyurmuştur.
Rivayet edildiğine göre Peygamberimiz hilâli gördüğü vakit ramazanın bereketli ve huzurlu geçmesi için dua ederdi.
a) Hilâlin Görülme Vakti
Hem güneş battıktan sonra daha kolay görüleceği, hem de hesabın netleşeceği düşüncesinden dolayı âlimlerin büyük çoğunluğu hilâlin gündüz değil, güneş battıktan sonra görülmesine itibar edileceğini söylemişlerdir. Ebû Hanîfe, İmam Muhammed, bir sonraki geceye ait olma ihtimalinden dolayı, zeval vaktinden önce veya sonra olmasına bakmaksızın, gündüzün görülen hilâl ile ramazan orucuna başlanamayacağı gibi ramazan orucunun bittiğine de hükmedilemeyeceği görüşündedir. Diğer mezheplerin görüşü de bu yöndedir. Ebû Yûsuf ise zevalden sonra görülecek hilâli sonraki geceye; zevalden önc
[18/4 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: Iste onlara, alt taraflarindan irmaklar akan Adn cennetleri vardir Onlar Adn cennetlerinde tahtlar üzerine kurularak orada altin bileziklerle bezenecekler; ince ve kalin dîbâdan yesil elbiseler giyecekler Ne güzel karsilik ve ne güzel kalma yeri!  (KEHF/31)
 
Ince ipekten ve parlak atlastan giyerek karsilikli otururlar  (DUHAN/53)
 
Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanirlar Iki cennetin de meyvesinin devsirilmesi yakindir  (RAHMAN/54)
 
Üzerlerinde yesil ipekten ince ve kalin elbiseler vardir; gümüs bilezikler takinmislardir Rableri onlara tertemiz bir içki içirir  (İNSAN/21)
[18/4 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: MİRASIN SEBEPLERİ, MANİLERİ
 
4672 - Üsame İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki:
 
'Müslüman kimse kâfir kimseye varis olamaz; kafir de müslümana varis olamaz.'
 
Buhari, Feraiz 26; Müslim, Feraiz 1, (1614); Muvatta, Feraiz 10, (2, 519); Ebu Davud, Feraiz 10, (2909); Tirmizi, Feraiz 15, (2108).
 
4673 - İbnu Amr İbni'l-As ve Hz. Cabir radıyallahu anhüm anlatıyorlar: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'İki farklı din mensupları birbirlerine varis olamazlar.'
 
Ebu Davud, Feraiz 10, (2911); Tirmizi, Feraiz 16, (2109). Ebu Davud'un rivayeti İbnu Amr'dan, Tirmizi'nin rivayeti Hz. Cabir'dendir.
 
4674 - Hz. Üsame radıyallahu anh'ın anlattığına göre (haccı sırasında (Aleyhissalatu vesselam'a) denmiştir ki:
 
'Ey Allah'ın Resûlü! Yarın nereye ineceksin. Mekke'deki evine mi?'
 
'Akil bize ev-bark bıraktı mı ki?' buyurdular. Akil ile Tâlip, Ebu Tâlib'e varis olmuşlardı. Ne Ali ne de Câfer radıyallahu anhüma ona varis olamamışlardı. Çünkü bu ikisi müslüman idiler. Akil ve Tâlib ise kâfirdiler.'
 
Buhari, Hacc 44, Cihad 180, Megazi 48; Müslim, Hacc 439, (1351); Ebu Davud, Feraiz 10, (2910).
 
4675 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Katil vâris olamaz.'
 
Tirmizi, Feraiz 17, (2110).
 
4676 - Said İbnu'l-Müseyyeb rahimehullah anlatıyor: 'Hz. Ömer radıyallahu anh, Arap (memleketinde) doğmadıkça, Acem'den birini varis kılmaktan imtina etmiştir.'
 
Muvatta, Feraiz 14, (2, 520).
 
Rezin şu ilavede bulundu: 'Hamile olarak gelip Arap (memleketinde) doğuran kadını da hariç kıldı. Bu durumda erkek, eğer ölürse kadına varis olur. Eğer erkek ölürse, kadın da ona varis olur. Erkeğin miras(taki pay nisbet)i Allah'ın kitabında vardır.'
 
4677 - Ebu'l-Esved ed-Düeli anlatıyor: 'Hz. Mu'az'a bir yahudinin miras meselesi getirildi. Onun müslüman oğluna da mirastan pay verdi ve dedi ki:
 
'İslam (galebe çalar, ona galebe çalınmaz), artar eksilmez.'
 
Ebu Davud, Feraiz 10, (2912, 2913).
 
4678 - Amr İbnu Şu'ayb, an ebihi an ceddihi tarikiyle anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Hür veya cariye bir kadınla kim zina yaparsa, bundan hasıl olacak çocuk veled-i zinadır, ne o babasına, ne de babası ona varis olamaz.'
 
Tirmizi, Feraiz 21, (2114).
 
DEDE VE NİNE
 
4679 - İbnu'z-Zübeyr radıyallahu anhüma'nın anlattığına göre: Ehl-i Küfe, kendisine yazarak dede hakkında sormuşlardı. O da şu cevabı vermişti: 'Hakkında Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın: 'Ben bu ümmet içerisinde birini kendime halil seçseydim, onu seçerdim' dediği kimse, yani Ebu Bekr, dedeyi (miras meselesinde) baba yerine koymuştu.'
 
Buhari, Fezâilu'l-Ashab 5.
 
4680 - İmrân İbnu Husayn radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir adam gelerek, 'Oğlumun oğlu vefat etti. Ondan miras hakkım nedir?' diye sordu. Aleyhissalatu vesselâm:
 
'Sana altıda bir var!' buyurdu. Adam dönüp gidince geri çağırdı ve:
 
'Sana diğer bir altıda bir daha var!' buyurdu. Adam dönüp gidince tekrar çağırdı ve:
 
'Diğer altıda bir, (hak değil) fazladan bir ikramdır!' buyurdu.'
 
Ebu Davud, Feraiz 6, (2896); Tirmizi, Feraiz 9, (2100).
 
Ebu Davud der ki: 'Katâde şunu söyledi: '(Sahabe, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın bu kimseyi, başka) hangi varisler olduğu halde varis kıldığını bilmiyor.' Katâde devamla der ki: 'Dedenin tevarüs ettiği en az miktar, altıda birdir.'
 
4681 - Hz. Muaviye radıyallahu anh'ın anlattığına göre: 'Kendisine dedenin miras payından soran Zeyd İbnu Sâbit'e şöyle yazmıştır: 'Bana yazarak dededen soruyorsun. Doğruyu Allah bilir. Bu mesele, ancak ümeranın -yani halifelerin- hükmedeceği meselelerden biridir. Ben sizden önce iki halifeyi gördüm. Onlar ölenin tek bir kardeşi ile verasete iştirak eden dedeye malın yarısını veriyorlardı. İki ve daha fazla kardeş olması halinde üçte bir veriyorlardı. Erkek kardeşler çok da o
[18/4 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Muâviye el-Gâzirî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: 'Üç şey vardır. Kim onları yaparsa imanın tadını alır: Sadece Allah'a kulluk eden, Allah'tan başka ilâh olmadığını bilen, her yıl gönül hoşluğuyla zekâtını veren! Zekâtını da yaşlı, uyuzlu, hasta, değersiz, küçük hayvanlardan vermez, aksine mallarının orta hâllilerinden verir. Zira Cenab-ı Hakk ne en iyisinden vermenizi emretmiştir, ne de en adisinden olana râzı olmuştur.' 
Ebu Dâvud, Zekât 4, (1582).
[18/4 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: Ne Kitab ehlinden inkâr edenler ve ne de Allah’a ortak koşanlar, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini isterler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf sahibidir.
[Bakara Sûresi.105]
[18/4 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey Allah'ım! Ey Rabbimiz! bize dünyada iyilik, güzellik ve nimet ver, Ahirette de iyilik, güzellik ve nimet ver ve bizi ateş azabından koru' (Buhâri, Deavât, 55)
[18/4 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’a yakınlaşman, onun yakınlığının şuuruna varmandır.[Ataullah İskenderi]
[18/4 23:30] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.HÜSEYİN
 
İmam Hüseyin, milâdî takvime göre, 625 (626) Medine’de doğmuştur. 10 ekim 680’de Kerbelâ’da şehit edilmiştir. İmam Hüseyin, İslâm peygamberi Hz. Muhammed’in torunudur. Birinci imam Hz. Ali’nin oğlu ve aynı zamanda üçüncü imamdır. 
 
İmam Hüseyin, yaşantısıyla, davranışlarıyla, cesaretiyle sadece İslâm âleminde değil, bütün insanlık için görkemli bir abidedir. İmam Hüseyin’in yaşadığı dönemde zalim Emevi egemenliği hüküm sürüyordu. Emevi iktidarını kurumlaştıran Muaviye, İmam Hüseyin’in babası Hz. Ali’yi ve abisi ikinci İmam Hasan’ı kendi iktidarı için tehlikeli görmüş ve binbir entrikayla onları şehit etmişti. Muaviye ölünce yerine oğlu Yezid’i tayin etmişti. Oğul Yezid’te babasının kanlı iktidarını korumak istiyordu. Muaviye, Hz. Peygamberle yıllarca savaşmış olan, Mekkeli müşriklerin önderi olan bir ailedendi. Hz. Peygamberin hicretinden sonraki dönemde İslâmiyet’in gelişmesi ile beraber bu aile artık Müslümanları yenemeyeceğini görünce takkiye yaparak İslamiyet’i seçmişlerdi. Oysa bilinir ki; bu ve benzer ailelerin amacı gelişen İslâmiyet’in değerlerine sahip olmaktı. Bunlar bu amaçla İslâmiyet’i benimsiyorlardı. Dolayısıyla İslâmiyet’in ilk temsilcileri olanları, yani gerçek Müslümanları saf dışı bırakıyorlardı. Bu müşrikler günümüze değin sürecek bir çatışmanın tohumlarını o zaman başarıyla ektiler. İşte sevgili İmam Hüseyin, böylesi bir çağda ya dedesinin, babasının ve abisinin yolunda gidecekti, yani Hak yolunu bütün zorluklarına rağmen taviz vermeden savunacaktı, ya da müşriklerin temsilcisi Yezid’e boyun eğip, biat edecekti.
 
İmam Hüseyin, Emevi iktidarının halkı baskı ve zulüm altında inlettiği bu dönemde Küfe kentindeki halktan bir davet aldı. Bu davette Küfeliler artık Yezid’in zulmünden bıktıklarını ve kendisini önder (Halife) olarak kabul ettiklerini belirtiyorlardı. İmam Hüseyin insanları dolayısıyla Küfelileri iyi tanıyordu. Ve giderse başına neler geleceğini biliyordu. Bütün bunlara rağmen İmam Hüseyin kendisine bağlı ailesi ve bir grupla Küfe şehrine doğru yola çıktı. İmam Hüseyin`in yola çıktığını haber alır almaz hemen planlara başlayan Yezid, onu durdurmanın ve kendisine biat ettirmenin yollarını aradı. Yezid 5 (beş) bin kişilik bir orduyla Kerbelâ çölünde İmam Hüseyin’e pusu kurdu. Ordunun komutanları, İmam Hüseyin’e Yezid’e biat ettiğini beyan etmesini istediler. İmam Hüseyin Yezid’e boyun eğmekten ve onun kanlı zulüm iktidarını tanımaktansa şehit olmayı yeğlediğini kararlılıkla Yezid’in gözlerini para hırsı bürümüş askerlerine ve korkup sözlerinin arkasında durmayan Küfelilere haykırdı. Bundan sonrası dünyanın gördüğü en haksız savaşlardan biriydi. Bir tarafta İslâmın peygamberinin torunu, diğer tarafta kanlı iktidarın temsilcileri. İmam Hüseyin’in gücü 72 kişiydi. Yezid’in askerleri ise 5 000. İmam Hüseyin ve arkadaşları şerefli bir şekilde Yezid’in askerlerine karşı direndiler. Ama güç dengelerinin eşitsiz olduğu bu savaşta yenildiler.
 
İmam Hüseyin aldığı onlarca kılıç ve ok darbesi sonucu yaralı düştü. Yezid’in askerleri vahşete doymuyordu. Ve Yezid’in komutanlarından Şimr İmam Hüseyin`in mübarek başını keserek bir tepsi içinde Şam’daki sarayında Yezid’e sundu. Daha sonra sevgili imamın başı Şam sokaklarında gezdirildi. 
 
Tarihe Kerbelâ olayı olarak geçen bu hadise İslâm aleminde safları netleştirmişti. İmam Hüseyin sadece yaşantısıyla değil, şahadetiyle bütün insanlığa bir mesaj vermiştir. İmam Hüseyin bir semboldür. Yiğitliğin, fedakârlığın, mazlum olmanın sembolü. İmam Hüseyin, verdiği mesajda sonu ne olursa olsun asla ama asla Yezid’e, dolayısıyla zalime ve onun zulmüne boyun eğmeyeceğini bütün dünyaya şahadetiyle kanıtlamıştır. İnsanlık var oldukça İmam Hüs
[18/4 23:30] Ömer Tarık Yılmaz: Üç aylar diye adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) aylarının, aralıksız olarak oruçla geçirilmesinin bir sakıncası var mıdır?
 
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Recep ve Şaban aylarında, diğer aylara oranla daha çok nafile oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almakta (Buhârî, “Savm”, 52, 53), fakat bu iki ayı aralıksız oruçlu geçirdiği bilinmemektedir. Dolayısı ile Ramazana ilaveten Recep ve Şaban aylarını da bütünü ile oruçlu geçirmek sakıncalı olmamakla beraber sünnete uyarak bu aylarda birer gün olsun oruca ara vermek uygun olur.
[18/4 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: ACÛZE
 
İhtiyar, çok yaşlı kadın. Yaşlı bir kadın Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve selleme geldi. Resûl-i ekrem; 'Acûze Cennet'e giremez!' buyurdu. Bunun üzerine kadın ağlamaya başladı. Bunu görenPeygamber efendimiz; 'Sen o gün yaşlı değil, genç olursun' buyurdu ve gönlünü aldı. (İhyâu ulûmiddîn) Kızların, kadınların, acûzelerin beş vakit namaz, Cumâ, bayram namazları ve va'z dinlemek için câmiye gitmeleri câiz değildir. (İbn-i Âbidîn)
[18/4 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: Bir grup oluşturarak aralarında para toplayıp Hz. Peygamber adına kurban kesilebilir mi?
 
Dinimizde insanların bir grup oluşturarak aralarında para toplayıp Hz. Peygamber (s.a.s.) adına kurban kesmeleri şeklinde bir uygulama yoktur. Bunun, yapılması gereken bir ibadet gibi görülmesi doğru değildir. Çünkü Allah ve Raûlünden nakledilmeyen bir uygulamayı ibadet gibi telakki etmek ve ona dînîlik vasfı vermek bid’attir. Her bid’at de Hz. Peygamber (s.a.s.)’in nitelemesiyle dalâlettir (Müslim, Cuma 44; Ebû Dâvûd, Sünnet 6; Tirmizî, Mukaddime 16). 
 
 Hz. Ali’den rivayet edilen “Rasulullah (s.a.s.) (sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.” (Ebu Davud, Dahaya, 2; Müsned, I, 107, 149) şeklindeki haber, bu uygulamaya delil olamaz. Çünkü Hz. Ali kurbanı kesme gerekçesi olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kendisine bunu vasiyet etmesini göstermiştir. Dolayısıyla bu hadis, eğer vasiyeti yoksa ölü adına kurban kesileceğine delalet etmez.
[18/4 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: KÂBE KAPISI ve MÜLTEZEM
 
 
 
Kâbe'nin kuzey doğu duvarında (Rükn-i Hacer-i Esved ile Rükn-i Irakî arasında) zeminden 2 m. kadar yükseklikte, 'Kâbe kapısı' vardır. Bu duvarın, Rükn-i Hâcer-i Esved ile kapı arasında kalan kısmına 'Mültezem' denir. Makam-ı İbrahim ile zemzem kuyusu da, Kâbe'nin bu cihetinde (kuzey-doğu duvarı karşısında) bulunurlar.
[18/4 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: 'Muhammed, Allah'ın Resülüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün.Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir...'
(Fetih, 48/29)
 http://www.duavesureler.com
[18/4 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: 'Her kim mescide cemaatle namaz kılmak için gelirse, her gelişi için Allah ona cennette özel bir mükafat hazırlar.'
(Buhârî, ' Ezan', 1)
 http://www.duavesureler.com
[18/4 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Senin rahmetini kazandıracak, bağışlamanı sağlayacak işler yapmayı, her türlü günahtan uzak kalmayı, her iyiliğe ulaşmayı ve (sonunda) cennete kavuşup cehennemden kurtulmayı dilerim.'
(Hakim, el-Müstedrek, 1/525)
 http://www.duavesureler.com
[18/4 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: 'Doğruluk, açıkta ve gizlide hakka uymak ve uygun olmaktır. Doğruluğun hakikati, darlık ve kıtlık zamanlarında da hakkı söyleyebilmektir.' Ebû Yakub en-Nehrecûrî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[18/4 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: Seni Kim Üzdü
 
Ehl-i beyt sevgisi kişinin imanı ile alakalıdır. Resûlullah Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] amcası Hz. Abbas [radıyallahu anh] bir gün üzüntülü bir şekilde Allah Resûlü’nün huzuruna geldi. Onu üzüntülü gören Hz. Peygamber,
 
 Niçin üzgünsün ey amca?  diye sordu. Hz. Abbas [radıyallahu anh],
 
 Ey Allah’ın resûlü! Şu Kureyş’le bizim halimiz ne olacak?  diye şikâyette bulundu. Hz. Peygamber,
 
 Aranızda bir şey mi oldu?  dedi. Hz. Abbas [radıyallahu anh] şunları söyledi:
 
 Kendi aralarında birbirlerine tatlı dil ve güler yüz gösteriyorlar. Fakat bize gelince başka türlü davranıyorlar.  Bunun üzerine Hz. Peygamber çok kızdı; öyle ki gözlerinin arasından ter boşandı. Daha sonra öfkesi yatışarak şöyle buyurdu:
 
 Muhammed’in nefsini kudret elinde tutana yemin ederim ki sizleri Allah ve Resûlü için sevmedikçe kişinin kalbine iman girmiş olmaz. İnsanlara ne oluyor ki amcam Abbas hususunda bana eziyet ediyorlar. Amcanın baba mevkiinde bulunduğunu bilmiyorlar mı?  (Tirmizî).
 
Semerkand Takvimi
[18/4 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Muhammed, Allah'ın Resülüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün.Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir...'
(Fetih, 48/29)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=VeDgbHX4G08=
[18/4 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Kim, (din) kardeşinin ırz ve namusunu onu gıybet edene karşı savunursa, Allah da kıyamet günü o kimseyi cehennemden korur.'
(Tirmizî, 'Birr', 20 )
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=VeDgbHX4G08=
[18/4 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Kalbimde nûr var et, gözümde nûr var et, kulağımda nûr var et, sağ yanımda nûr var et, sol yanımda nûr var et, üst tarafımda nûr var et, alt tarafımda nûr var et, önümde nûr var et, arkamda nûr var et, beni nûrlu yap.'
(Buhârî, 'De’avât', 10)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=VeDgbHX4G08=
[18/4 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: Sadakanın en faziletlisi, ihtiyaçtan fazla olanını vermektir. Veren el, alan elden hayırlıdır. Hadis-i Şerif
[18/4 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, ona yaklaşmaya vesile arayın ve onun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
 
(Mâide, 5/35)
[18/4 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Allah kulunun bir şey yiyip içmesinden dolayı kendisine hamdetmesinden hoşnud olur.
 
(Muslim)
[18/4 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Yâ Rabbe’l-Âlemin! Dünyanın her neresinde olursa olsun ezilen, üzülen, horlanan, işkence gören; açlık, kıtlık ve sefalet çeken mazlumlara, biçarelere imdat eyle, himmetini, yardımını üzerlerinden esirgeme!
[18/4 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Hafız
 
Varlıkları yok olmaktan koruyan
[18/4 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Kadına Yanlış Fikir Veren Komşu
 
   Ebû Müslim Havlânî, mâneviyat büyüklerinin hem de ileri gelenlerindendir. Kendisi ibadette, ahlâkta, zühd ve takvâda örnek bir tasavvuf büyüğüdür. Tâbiîn zamanında İslâm’a girmiş, ciddî bir araştırma tahkikten sonra girdiği İslâm’da öylesine ilerlemiş ki, kendinden önce girenler ondan sonraya kalmış, ondan feyiz alıp nasihat dinler olmuşlardır. 
 
 Ebû Müslim’in kendisi ilerleyip de hanımı geride kalmış değildi. Hanımı da hemen kendisine yakın şekilde mânen ilerlemiş, beyinin takvâsına yaklaşan bir iktisad ve kanâat ehli hâline gelmişti. 
 
 Bu yüzden birlikte oruç tutarlar, birlikte gece namazı kılarlar, yine birlikte vakit namazlarına hazırlanırlardı. 
 
 Hattâ “Hılletü’l-Evliyâ”da anlatıldığına göre, Ebû Müslim camiye giderken tekbir alarak evinden çıkar, namaza yönelirdi. Hanımı da onu tekbirle uğurlar, yine tekbirle karşılardı. 
 
 Ancak, bir gün durum değişti. Ebû Müslim, cami dönüşü evinin avlusuna girdiği halde tekbir sesi işitmemiş, bunun bir sebebi olacağını düşünmeye başlamıştı. Halbuki hanım evden dışarıya da pek çıkmaz, habersiz bir yere gitmezdi. 
 
 – Hayırdır inşâallah, diyerek kapıdan giren Ebû Müslim, az sonra elinde yemeklerle hanımının geldiğini gördü. Sofrayı hazırlayan hanım şöyle bir köşeye “Offf!” diyerek yığılıverdi. 
 
 Ebû Müslim şüphelenmeye başladı: 
 
 – Hanım, sende bir değişiklik var, nedir bu oflamalar? 
 
 Cevap verdi: 
 
 – Ne olacak, yorgunluk, bitkinlik! Bütün gün ev işleriyle meşgul oluyor, yorulup bitkin düşüyorum. Halbuki sen halifenin huzuruna girince bir hizmetçi istesen, seni kırmaz hemen verirmiş. 
 
 – Hanım, halifenin bana hemen bir hizmetçi vereceğini nereden biliyorsun? Benim böyle itibarım var mı ki? 
 
 – Varmış! 
 
 – Nereden biliyorsun? 
 
 – Nereden olacak, işte komşu kadını! O, senin böyle yüce bir itibara sahip olduğunu söyledi. Hem halifeden sadece hizmetçi değil, başka daha neler istesen alırmışsın. Onun için nüfuzunu kullanmanı, hizmetçi ile kalmayıp biraz da maddî yardım talebinde bulunmanı istiyorum. 
 
 Kendisini tekbirlerle namaza uğurlayıp, yine tekbirlerle karşılayan hanımının birden fikrinin bozulup dikkatinin dağıtıldığını gören Ebû Müslim, buna çok üzülür, ne yapacağını şaşırır. 
 
 Halife Hz. Muâviye’den böyle bir talepte bulunmayı asla istemez ama, kadın da bunda ısrar eder: 
 
 Bu defa gazaba gelen büyük velî, elini açar ve bedduasını yapar: 
 
 – Allah’ım, beni tekbirle namaza gönderip yine tekbirle karşılayan bu sâliha kadının kim fikrini çeldi, aklını bozdu ise, onun gözünü kör eyle!. 
 
 O anda evin öteki köşesinde bir feryat kopar! 
 
 – Ortalığı aydınlatın, gözlerim görmüyor! 
 
 Meğer geçim bozup, yuva yıkmakla meşhur olan komşu kadını henüz evdeymiş, birdenbire dünyasının karanlığa gömülmesini ışığın sönmesine hükmetmiş. 
 
 Ancak, bunun ansızın gelen körlükten başka bir şey olmadığını anlayınca başlamış büyük velîye yalvarmaya: – Ben ettim, sen etme!... 
 
 Bundan dolayı derler ki: 
 
 – Dindar hanımlar, dindar olmayan kadınların verdikleri yanlış fikirleri dinlememeli, yanlış fikir verenler de günün birinde mutlaka bir belâya uğrayacaklarını hatırdan çıkarmamalıdır!.. 
 
 Nitekim komşu kadını yanlış fikir verdi, körlük cezasına müstahak oldu.
[18/4 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al.
رَبِّنَا لَمَّا جَاءَتْنَا رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمٖين
(A'raf 126)َ
Rabbinâ lemmâ câetnâ, rabbenâ efrıg aleynâ sabren ve teveffenâ muslimîn(muslimîne).
[18/4 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: İslâm, güzel ahlâktır.
(Kenzü'l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225)
[18/4 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH............. BULGARİSTAN’DAN GELİYORUM

1988 yılı başında (Komünist idare zamanında) Bulgaristan’dan Türkiye’ye getirilen Aysel Özgür, hâtıralarını Türkiye Gazetesi’ne anlatırken soluklanıyor ve düşünüyor... Tereddüt içinde, etrafına ürkek ürkek bakınıyor... Sonra gözlerinden yaşlar boşanıyor, acı içinde anlatıyor:

“Bu anlatacaklarım size orada kalanların nasıl bir eziyet altında olduklarını belli etmeye yeter de artar bile... Bu olay, bizim oralarda dilden dile dolaşıyor. Herkes kendi derdini bıraktı da günlerce ağladı. Kırcaalili doktor kadının başına gelenlere...
İşte Kırcaali’nin eski adıyla Yusuflu, Bulgar adıyla Ardino diye bir köyü var... Bu köyde Emine Aliyev ve Ali Aliyev adlı doktor karı koca çocuklarını sünnet edememenin acısını yaşıyorlarmış. Çocuğun babaannesi de hergün; (Siz sünnet edin, polis farkederse benim yaptırdığımı söylersiniz. Nasıl olsa çok yaşadım, öldürseler de gam yemem.) dermiş. Çâresiz geçenlerde Emine doktor gizlice sünnet etmiş çocuğunu. Birkaç gün sonra çocuğu bakımevine bırakacak olmuşlar. Kontrol sırasında çocuğun sünnet olduğu ortaya çıkınca, anneyi ve babayı da almışlar. Basmışlar köteği... Anne suçu üzerine almak istemiş... Belki kadın olduğu için fazla eziyet etmezler diye düşünmüşler, kocayı salmışlar.
Böyle olunca aradan 4 gün geçtikten sonra köye tabut içinde doktor kadının cesedini getirmiş polisler. Tabutu açtırmadan, mezarını da kocasına kazdırarak gömdürmüşler.. Birkaç gün geçtikten, polisler çekildikten sonra birkaç kişi toplanıp mezarı açıyorlar. Gördükleri karşısında bir daha kahroluyorlar... Çünkü çocuğunu sünnet eden annenin gözlerini oymuşlar. Vücudunun her tarafını delik deşik etmişler. Sünneti yapan ellerini bileklerinden kesmişler!.. Herkes birbirine anlatır da ağlar bunları.
Şimdiki gibi, Ramazan günlerinde çok eziyet ederlerdi. Namaz, oruç yasak, teravih yasak... Duâ desen yok... Geçen Ramazan Bayramı öyle bir sıkı tedbir aldılar ki, kimse Bayram Namazına gidemedi... Bayramlaşma da gizli gizli yapılabiliyordu......”
Türkiye Takvimi: 17.01.1989

 
 
18.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[18/4 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Ömer (ra)
Resulullah (sav)'ı anlatarak der ki: 'Aleyhissalatu vesselam, Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl'e Beldah'ın aşağı kısmında rastladı. Bu karşılaşma, Aleyhissalatu vesselam'a hünez vahiy gelmeye başlamazdan önce idi. Resulullah (sav)'a bir sofra ikram edildi, sofrada et de vardı. Aleyhissalatu vesselam sofradan yemekten kaçındı ve onu Zeyd'e sundu. O da yemekten kaçındı. Sonra Zeyd şunları söyledi: 'Ben sizin putlarınıza kestiğiniz etten yemem. Ben sadece Allah'ın ismi zikredilerek kesilenden yerim.' Zeyd, Kureyş'i kestikleri sebebiyle ayıplar ve şöyle derdi: 'Koyunu Allah yarattı. Onun için gökten yağmur indirdi, yerden de bitki çıkardı. Ama siz onu Allah'ın ismini zikretmeden kesiyorsunuz.' Böylece, Zeyd onların bu davranışlarının münker olduğunu ortaya koyuyordu.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: null
 
Hadisin Açıklaması:
1- Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl, Aşere-i Mübeşşere'den Saîd İbnu Zeyd'in babası, Ömer İbnu'l-Hattâb (radıyallahu anh)'ın da amcasının oğlu idi. Nüfeyl, Hz. Ömer ve Amr her ikisinin de ceddi olması hasebiyle onda birleşirler. Kaydedilen rivayetlerden de anlalışacağı üzere, Zeyd Resûlullah'la Mekke'nin Beldah denen vadisinde karşılaşmış, ancak peygamberlik gelmezden önce vefat etmiştir. Bazı rivayetlerde Şam'da iken Hz. Peygamber'in nübüvvetini işitmiştir. Ona iman etmek niyetiyle yola çıkar, fakat yol sırasında öldürülür. Diğer bazı rivayetlere göre henüz peygamberlik gelmezden beş yıl önce, Kureyş'in Ka'be'yi inşaası sırasında vefat eder.
 
Zeyd, cahiliye devrinde Haniflik denen Hz. İbrahim aleyhisselâm' dan intikal eden bir din üzere yaşıyordu. Onun gibi aynı ananeyi devam ettirmeye çalışan başkaları da vardı. Zeyd cahiliye devrinde Allah'ı bir bilir, ona ibadet eder, putlara kesilen hayvanların etini yemez, faizi de yasaklardı. 'Faizden kaçının, fakra sebeptir' der; sonra 'Benim ilahım, Hz. İbrahim'in ilahı, dinim Hz. İbrahim'in dini'derdi. Resûlullah onun hak dini arayışını, elinden geldikçe tevhid ve taabbüd izharını bilahere takdir edecek ve onun 'Kıyamet günü Hz. İsa ile kendi arasında tek başına bir ümmet olarak diriltileceğini' söyleyecektir.
 
2- Yukarıda kaydedilen birinci hadis (4555), Buhârî'deki aslına tıpa tıp uymuyor. Ancak İbnu Hacer'in şerhte kaydettiği başka vecihlere daha muvafık. Rivayetlerde: Resûlullah mı ona sofra sundu, yoksa Resûlullah'a mı sofra sunuldu? İfadeler ihtilaf eder. Sadedinde olduğumuz rivayette Zeyd'e, Resûlullah'ın etde bulunan bir sofra sunduğu, Zeyd'in bu sofrayı kabul etmediği ve: 'Ben sizin putlarınıza kestiğiniz etten yemem' dediği görülmektedir.
 
Bu ifadeden Resûlullah'ın, peygamberlikten önce putlara kesilen hayvanlardan yediği hükmü çıkar. Bu mâna da peygamberlerin ismetine ters düşmekle müşkilata sebep olmaktadır. Hattâbi der ki: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kâ'be'nin etrafına yerleştirilen ve ensab denen taşlar üzerinde putlar için kesilen etlerden yemezdi, ama bunlar dışındaki etlerden, Allah'ın adını zikretmeksizin kesseler de yerdi. Zira şeriat henüz gelmemişti, dahası, üzerine Allah'ın ismi anılmaksızın kesilen şeylerden yeme yasağı Resûlulah'a peygamberlik geldikten uzun müddet sonra teşrî edilecektir.'
 
İbnu Hacer, Hattâbî'nin bu açıklamasını, 'O sofrayı Resûlullah'a Kureyş hediye etmişti, Resûlullah yemekten imtina edip Zeyd İbn-i Amr'a hediye etti, o da imtina edip Kureyşlilere hitaben: '....' dedi' şeklindeki yoruma nazaran da makul ve muvafık bulur. Öbürünü de 'Rivayetlerde, böyle kesin bir üslub kullanmaya imkân verecek karine yok' diyerek reddeder. Ancak kendi yorumu biraz daha farklı: 'Resûlullah'ın sofrasındaki eti, Aleyhissalât vesselâm'ın hizmetçisi Zeyd İbnu Harise (radıyallahu anh)'ın Ka'be'nin etrafındaki taş (ensab) üzerinde kesmiş olduğu takdirine göre, bu hali, onun putlar için kesilmediğine hamlederiz. Ayet-i kerime'de gelen: '... diki
[18/4 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı!.. (Bakara, 2/286)
[18/4 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Seninle münasebetini kesmis olan akrabanı ziyaret et. Sana kötülük edene iyilik et. Aleyhine bile olsa doğruyu söyle(mekten çekinme). Ravi: Muhtaru'l - Ehadis
[18/4 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Hazreti Enes Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın  zevceleri, çekirgeleri tabaklar üstünde birbirlerine hediye ederlerdi. 
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (3220) - Hds :(6947)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[18/4 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: etmeyi tavsiye edip durdu. Bu sıkı tavsiyeden neredeyse komşuyu komşuya varis kılacağını zannettim.” (Buhari, Edeb 28, Müslim, Birr 140)
 
306- عَنْ أبي ذَرٍّ
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: يَا أَبَا ذَرٍّ إذا طَبَخْتَ مَرَقَةً , فَأَكْثِرْ مَاءَهَا, وَتَعَاهَدْ جِيرَانكَ .
وَفِى رِوَايَةٍ عَنْ اَبِى ذَرٍّ قال : إن خَلِيلِي
 
أَوْصَاني إذا طَبَخْتَ مَرَقًا فَأَكْثِرْ مَائَهَا, ثُمَّ انظُرْ أَهْلَ بَيْتٍ مِنْ جِيرَانكَ, فَأَصِبْهُمْ مِنْهَا بِمَعْرُوفٍ.
306: Ebu Zer (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ey Ebu Zer çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy ve komşularını da gözet.”(Müslim, Birr 142)
 
*Müslim’in diğer bir rivayeti de şöyledir:
 
Dostum Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bana şöyle vasiyet etti: “Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy sonra da komşularını gözden geçir ve muhtaç durumda olanlara uygun bir pay ayır.”
 
307- عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ
 
أن النبي
قال : وَاللَّهِ لاَ يُؤْمِنُ وَاللَّهِ لاَ يُؤْمِنُ , وَاللَّهِ لاَ يُؤْمِنُ, قِيلَ وَمَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قال : الَّذِي لاَ يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَائِقَهُ .
وَفِى رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ: لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ لاَ يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَائِقَةٍ.
 
307: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet olunduğuna göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in üç defa : “Vallahi iman etmiş olmaz”, dediğini işittim.
 
-Ya Rasulallah kim iman etmiş olmaz diye sordular.
 
-Yapacağı fenalıktan komşusu emin olmayan kimselerdir, buyurdu. (Buhari, Edeb 29, Müslim, İman 73)
 
* Müslim’in diğer bir rivayeti ise şöyledir:
 
“Komşusu zararından emin olmayan kimse cennete giremez.” (Müslim, İman 73)
 
308- وَعَنْهُ قال : قال رسولُ الله
 
: يَا نِسَاءَ الْمُسْلِمَاتِ، لاَ تَحْقِرَنَّ جَارَةٌ لِجَارَتِهَا وَلَوْ فِرْسِنَ شَاةٍ.
308: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet olunduğuna göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ey müslüman hanımları, komşu hanımlar birbirleriyle hediyeleşmeyi küçümsemesin hediyeleri bir koyun paçası bile olsa.” (Buhari, Hibe 1, Müslim, Zekat 90)
[18/4 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Resulullah (s.a.v), Ramazan'ın son on gününde itikâfa gireceği yere çekilir ve Kadir Gecesi'ni Ramazan'ın son on gününde araştırın derdi.
-Buharî, Fadlu Leyleti'l kadr, 3
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[18/4 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3554]
 
Hz. Osman radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim abdest alır ve abdestini güzel yaparsa hataları vücudundan tırnak diplerine varıncaya kadar çıkar dökülür.''
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[18/4 23:41] Ömer Tarık Yılmaz: pişirelim.
Pişen lavaşları bir bez ya da örtüyle güzelce saralım.
Dinlenen kıymayı yumruk büyüklüğünde parçalar alıp şişe geçirelim. Şiş yoksa tahta çubuklara geçirelim.
Kebap şeklini verip döküm tava da yada normal tava da pişirelim.
Lavaş ekmeği arasında domates, biber soğanla servis edelim. Deneyenlere afiyet olsun 
[18/4 23:41] Ömer Tarık Yılmaz: '
 
Ezogelin Çorbası
 
 
Adana Kebap
 
 
Gavurdağı Salatası
 
 
Taş Ekmeği
 
Ezogelin Çorbası İçin Malzemeler :
1 çay bardağı kırmızı mercimek
2 yemek kaşığı bulgur
2 yemek kaşığı pirinç
1 adet soğan
1 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kaşığı un
1,5 yemek kaşığı domates salçası
6 su bardağı sıcak su
1 tatlı kaşığı nane
1/2 tatlı kaşığı pulbiber
Tuz
Karabiber
 
Lokanta Usulü Ezogelin Çorbası Yapılışı :
 
Lokanta usulü ezogelin çorbası yapımında; derin bir tencere içine 1 adet soğanı büyük parçalar halinde kesin. Ardından 1 çay bardağı kırmızı mercimek, 2 yemek kaşığı pirinç ve 2 yemek kaşığı bulguru yıkayıp, tencere içine koyun. Üzerlerine 6 su bardağı su dökün. Hepsi yumuşayana kadar pişirin. Bütün bakliyatlar yumuşadıktan sonra iyice blenderdan geçirin.
 
Diğer yandan orta boy bir tava içine 1 yemek kaşığı tereyağı koyup, eritin. Üzerine 1 yemek kaşığı un ekleyip, 1 dakika kadar kavurun. Daha sonra 1 buçuk yemek kaşığı domates salçası koyun. Salçanın üzerine yaklaşık 1-1 buçuk su bardağı ılık su ekleyip, salçanın kıvamını pürüzsüz hale gelene kadar açın.
 
Hazırladığınız salçalı sos karışımını, çorbanın üzerine dökün. Tuz, karabiber, 1 tatlı kaşığı kuru nane ve yarım tatlı kaşığı kırmızı pul biber ekleyin. Çorbayı kepçe yardımı ile iyice karıştırın. Lokanta usulü ezogelin çorbasını 1-2 taşım kaynatıp, ocağın altını kapatın.
 
Adana Kebap Tarifi İçin Malzemeler
500 gr kıyma
1 adet soğan
100 gr kuyruk yağı ya da iki yemek kaşığı tereyağ
2 diş sarımsak
1 adet kapya biber
1 çay kaşığı biber salçası(benimki çok kıvamlı o yüzden az ekledim.)
Tuz, karabiber, isteğe bağlı pul biber de koyabilirsiniz
 
Lavaş için;
2 su bardağı ılık su
3 yemek kaşığı yoğurt
2 yemek kaşığı zeytinyağı ya da sıvı yağ
1 paket instant maya
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı şeker
Aldığı kadar un 4 bardak belki biraz daha fazlası kontrollü ekleyin
 
Adana Kebap Tarifi Nasıl Yapılır?
 
İlk olarak soğanı ve kapya biberi rondodan geçirin ya da ince ince doğrayın.
Suyunu iyice sıkın.Kıymanın içerisine ekleyin.
Tuz ve karabiberi de ekleyip güzelce yoğuralım ve dinlenmesi için dolaba kaldıralım.
Bu sıra da lavaş için un hariç bütün malzemeleri derin bir kap içerisine alalım.
Unu kontrollü ekleyip kıvamlı bir hamur yoğuralım yarım saat kadar mayalansın.
Mayalanan hamuru 10-12 eşit parçaya bölelim.
Her bir parçayı yuvarlak açıp tava da arkalı önlü pişirelim.
Pişen lavaşları bir bez ya da örtüyle güzelce saralım.
Dinlenen kıymayı yumruk büyüklüğünde parçalar alıp şişe geçirelim. Şiş yoksa tahta çubuklara geçirelim.
Kebap şeklini verip döküm tava da yada normal tava da pişirelim.
Lavaş ekmeği arasında domates, biber soğanla servis edelim. Deneyenlere afiyet olsun 
 
Gavurdağı Salatası İçin Malzemeler :
4 adet küçük boy domates
2 adet küçük boy salatalık
1 adet çerliston biber ya da 2 adet sivri biber
2 tutam maydanoz
1 adet küçük boy kuru soğan
4 yemek kaşığı zeytinyağı
5 yemek kaşığı nar ekşisi
İsteğe göre 1/4 limon suyu
1 çay bardağı kırık ceviz
Tuz
 
Gavurdağı Salatası Yapılışı :
 
Gavurdağı salatası yapımında; 2 adet küçük boy salatalık, 1 adet küçük boy kuru soğan ve 2 adet sivri biberi olabildiğince minik minik kesin. 2 tutam maydanozu ince ince doğrayın.
 
Daha sonra 4 adet küçük boy domatesi kabuğu ile birlikte minik küpler halinde kesin. Derin bir kaba doğranmış domatesi, salatalığı, maydanozu, biberi ve soğanı koyun. Üzerine 1 çay bardağı kırık ceviz ekleyin. Son olarak gavurdağı salatasının üzerine 5 yemek kaşığı nar ekşisi, 4 yemek kaşığı zeytinyağı ve damak tadınıza göre tuz koyup, iyice karıştırın.
 
Hazırladığınız gavurdağı salatasını çukur bir servis tabağına alıp, servis edebilirsiniz. Gavurdağı salatanın özelliği sala
[18/4 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: 'Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!' - Lokmân - 19. Ayet
[18/4 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: Bilin ki, sizin, kadınlarınız üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlarınız üzerindeki hakkınız, sevmediğiniz kimseleri evinize almamaları ve onlarla sohbet etmememleridir. Onların sizin üzerinizdeki hakkı ise, onların en güzel biçimde giyinmelerini ve geçimlerini sağlamanızdır. - Tirmizî, Radâ', 11
[18/4 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: “Şu insanlar, ileride kendilerini bekleyen zor günü bir yana bırakarak geçici dünyayı seviyorlar.” - İnsan, 76/27
[18/4 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamberin en büyük bilgi kaynağı Rabbinden kendisine indirilen vahiylerdi ve onlara ilk önce kendisi iman etti. İman ve esaslarını, ibadetin çeşitlerini ve rükünlerini, ahlakî erdemleri ve ahkâmın özünü, kendisine gönderilen ilahî vahiy sayesinde öğrendi. Resûlullah’ın davranışları sorulduğunda, “Onun ahlakı Kur’an idi.” (Müslim, Müsâfirîn, 139) derken Hz. Âişe bunu anlatmak istemişti. Kur’an vahyi, kırk yaşına kadar Hicaz âdetleriyle yetişen ama her türlü kötülükten sakınan Muhammedü’l-Emîn’i ayet ayet, sûre sûre âdeta yeniden inşa etti. Hem ona öğretti hem de toplumu eğitti. Mekke’de olsun, Medine’de olsun onu hep vahiy yönlendirdi. Mekke’de bunca baskı karşısında sabretmesini emreden de Medine’de müşriklere karşı savaşmasına izin veren de yine Kur’an idi. Neticede o, yaşayan bir Kur’an hâline geldi. Ümmetine de Kur’an’a sarılmayı emretti: “Size öyle bir şey bıraktım ki ona sıkı sarılırsanız sapıtmazsınız; Allah’ın Kitabı.” (Müslim, Hac, 147) - HZ. PEYGAMBER VE KUR’AN
[18/4 23:43] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnetleri
42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N