Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 15.07.2023 03:18
Günün yazısı
[21/4 14:46] Ömer Tarık Yılmaz: Hayırlı sabahlar
Bir ramazan ayının daha sonuna geldik Allah cümlemizi sağlıklı sıhhatli huzurlu mutlu sevdiklerimiz ve sevenlerimizle nice ramazan aylarına ermeyi nasip etsin mübarek ramazan bayramınızı güzel günlere vesile olması dileğiyle bayramınızı en içten dileklerimle kutlar sağlık ve huzur içinde bir bayram geçirmenizi diliyorum.
SAĞLICAKLA KALIN...
[21/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: 69 - Korkan Kimsenin Îmanını Gizlemesinin Cevazı Bâbı
394- Bize Ebû Bekr b. Ebû Şeybe ile Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr ve Ebû Küreyb rivâyet ettiler. Lâfız Ebû Kureyb'indir. Dediler ki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Şakîk'den, o da Huzeyfe'den naklen rivâyet etti. Şöyle dedi:
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’le beraber bulunuyorduk. (Bize hitaben):
«İslâm kelimesini söyleyenlerin adedi kaçtır. Sayın bana!» dedi. Bizde: «Ya Resûlüllah, adedimiz altı yüzle yedi yüz arasında olduğu halde bize bir kötülük ederler diye mi korkuyorsun?» dedik.
«Siz bilmezsiniz; belki ibtilâ olunursunuz.» buyurdular. Huzeyfe
«Hakikaten az sonra ibtilâ olunduk. O derecede ki bizden birimiz namazını bile ancak gizli kılmağa başladı.» demiş.
Bu hadisi Buhârî ile Nesâî «Kitâbü's-Siyer» de, İbn Mâce-de «Kitâbü'l-Fiten» de tahriç etmişlerdir. Buhârî'de hadisin metni şöyledir:
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Müslümamm diyenleri bana yazın!» buyurdular.
Bunun üzerine biz de kendilerine 1500 kişi yazdık. Ve: Biz 1500 kişi olduğumuz halde daha korkuyor muyuz? dedik.
Râvî diyor ki:
Vallahi (zaman oldu) öyle bir ibtilâ olunduğumuzu gördüm ki, insan (evinde) yalnız başına namaz kılarken bile korkuyordu.»
Hadis-i şerifin mevzuu harbe iştirak için asker yazmaktır. Bu konuşmanın nerede geçtiği ihtilaflıdır. İbn Tîn Hendek vakasında hendeğin kazıldığı sırada yapıldığına cezmen kail olmuştur. Bazıları Uhud gazasına çıkarken, bir takımları da Hudeybiye'de cereyan ettiğini söylerler. Ashâb-ı kirâm bu kadar kalabalık olduğumuz halde neden korkuyoruz, diye şaşmışlar; fakat Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in irtihâlin-den sonra şaştıkları korku başlarına gelmiş. O derecede ki, korkudan cemaata devam edemez olmuşlar. Namazlarını evlerinde kılarken bile kor-kuyorlarmış.
Kâdî Iyaz diyor ki: «İhtimâl Huzeyfe'nin bu sözü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in vefatından sonra müslümanlarm Mekke'de bulundukları devirde müşriklerin namaza mânı oldukları hengâma âiddir. Ama hadisin siyak ve lâfzına nisbetle bu ihtimâl uzaktır. Çünkü «ibtilâ» cümlesi, üst tarafına «fa» ile atfolunmuştur. «Fa» tertip ve takibe delâlet eder. Binaenaleyh ibtilânın mezkûr konuşmadan az sonra vâki olması icabeder. İbtilânın Hazret-i Osman fitnesinde olması da muhtemeldir. Ancak bu sözden kelimenin eam mânası, yanî din düşmanlarile ibtilâ kasdedilirse o başka.»
Muhyiddin Nevevî de şunları söylemiştir: «İhtimâl Huzeyfe (radıyallahü anh) bu sözü ile Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den sonra cereyan eden bazı fitneleri kasdetmiş olacaktır, o fitnelerde ashabın bazıları gizleniyor; namazım gizlice kılıyor, meydana çıkarak fitne ve harbe iştirak etmekten korkuyordu.
Rivâyetlerin birinde: «Altı yüzle yedi yüz arasındayız» diğerinde: «1500 kişi yazdık» denilmesine bakarak Dâvudi: «Olabilir bu asker yazma işi muhtelif yerlerde bir kaç defa vukuu bulmuştur.» demiştir. Bazıları iki rivâyetin arasını bulmak için: «1500 den murâd: erkek, kadın, köle ve çocuk, bütün müslümanlardır. Altı yüzle yedi yüz arasından ise hassaten erkekler kasdedilmiştir.» diyorlar. Hatta hadisin bir rivâyetinde 1500 yerine sadece «500 kişi» denilmiştir. Bu da harbe iştirak edenler diye te'vil olunuyor.
Nevevî bu te'villeri sıraladıktan sonra şöyle diyor: «Bu te'vîller bâtıldır. Çünkü hadisin diğer rivâyetinde, 1500 adam yazdık diyerek bunların hepsinin erkek olduğu tasrih edilmiştir. Sahih te'vil şudur: Sayıları altı yüzle yedi yüz arasında olanlar, hasseten Medine'dendir.. 1500 adedi bunlarla birlikte etraftan gelen müslümanlarm mecmu'udur.»
Mühelleb: «Müslümanları müdafaa icabettiği zaman hükümdarın asker yazması sünnettir. Vatan tehlikeye düşünce eli silâh tutan herkese cihâd farzolur.» diyor.
«Hadîs-i Şerif bir şeyi vu
[21/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) Resûlullah'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
'Kur'ân-ı Kerim'i ezberlemiş olan kimse, bağlı devesi olan kimse gibidir, bu adam devesine itina gösterirse onu elinde tutar, salıverirse deve çeker gider.'
Buharî, Fedâilu'l-Kur'ân 23; Müslim, Salâtu'l-Müsâfirin 226, (789); Muvatta, Kur'ân, 4, (1,202); Nesâî,Salât 37, (2,154).
Kütüb-i Sitte
[21/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: 24. Boynu mesh etmek.(Sünen'i Kübra-1/60)
[21/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun
• Muhammed İkbal’ın Vefatı 1938
• Cevher Dudayev’in Şehit Edilmesi 1996
• Sitte-i Sevr (Öküz Soğukları)
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[21/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Allah düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.”
Nisa 45
[21/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Mü’minlerin en faziletlisi ahlâkı en iyi olandır.”
İbni Mâce, Zühd 31
[21/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: BAYRAM
Ve bayram. Bugün, dünya yüzündeki bütün Müslümanlar, şehirler içinde bizzat, şehirler ve ülkeler arasında da bütün ulaştırma vasıtalarıyla birbirlerine uğrayarak, geçirilen bir aylık orucun üstün insana mahsus nimetlerini kutlayacaklar.
Bir Müslümanın eli öbür Müslümanın eline, onun eli de bir başka Müslümanın eline, böylece bütün Müslüman eller birbirine kenetlenecek, horasanla kaynaşmışçasına kaynaşacaklar ve bütün Müslüman dünya, kopmaz, yıkılmaz bir bina kuracak.
Evlerden evlere barış taşınacak, muştu götürülecek, yüzleri Kur’an neşesi saracak. Her Müslüman, Kur’an’dan bir ayet gibi kalbini öbür Müslümanlara götürecek. İşte bu eşsiz bayram yalnız bizimdir.
Bayram ki, taştan değil, rüzgâr çizgilerinden değil, yaprak hışırtısından değil, bir medeniyet esintisinden, bir tarih ilhamından, Müslümanların aydınlık gönüllerinden gelen bir şuur hafifliğidir, geliyor ve bizi ak çeşmelerin ışığıyla dolduruyor.
Bakıyorsunuz, sabahleyin ufkun doğu kesimi kızarırken bütün Müslümanlar camileri doldurmuş, güneşin doğuşunu bekliyorlar. Sonra güneş bir mızrak gibi çıkıyor ve zamanın kalbine bayram nişanını, işaretliyor. Toplar atılıyor ve namaz sarıyor vücutları ve ruhları.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[21/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: زَيِّنُوا الْعِيدَيْنِ بِالتَّهْلِيلِ وَالتَّكْبِيرِ وَالتَّحْمِيدِ وَالتَّقْدِيسِ. (فيض)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bayramlarınızı, çokça tehlîl (Lâ ilâhe illallâh), tekbîr (Allâhü Ekber), tahmîd (Elhamdülillâh) ve takdîs (Sübhânallâh) ile süsleyiniz.” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)
21 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[21/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: RAMAZAN BAYRAMI SEVİNÇ GÜNÜDÜR
Hicretin ikinci senesi Şâbân-ı şerîf ayında, Ramazân-ı şerîf orucu farz kılınmış, Ramazân-ı şerîf ayı girince oruç tutulmuş ve ardından Şevvâl ayının 1. günü de bayram olarak idrâk edilmiştir.
Ramazan bayramına, Arapça’da “îdü’l-fıtr” denilir. “Îd” bayram demektir. Sonuna “fıtr” kelimesinin ilave olunması ise o gün iftar edilmesi yani bir aydır tutulan orucun o gün son bulması sebebiyledir.
Bayram günü oruç tutulmaz. Müslümanlar, güzel güzel giyinirler, birbirlerine karşı sürûr (sevinç) ve mutluluklarını gösterirler, birbirlerini ziyaret ederek tebrik ederler.
Zira İslâm binası, kelime-i şehâdet, namaz, oruç, hac ve zekâttan müteşekkildir. Kelime-i şehâdet, diğer dört ibadetin kendisine dayandığı yüksek bir çatı gibidir. Binâenaleyh bu ibadetlerin, hakkıyla yerine getirilmesi, iman ve tevhîd binasının sağlamlaştırılması demektir.
Orucunu tutan; dinin esası, çatısı olan kelime-i tevhîdi, kuvvetli bir destek ile sağlamlaştıran bir Müslüman’ın elbette bu günde sevinmesi hakkıdır.
İşte Ramazân-ı şerîfte, Allâhü Teâlâ’nın emrine itaatle orucunu tutmuş olan Müslümanlar, nâil oldukları bu hayırlı muvaffakiyet sebebiyle kalplerinde bir sürûr hissederler. O manevî sürûru göstermek için de bayram günü güzel elbiseler giyinir, diğer mümin kardeşlerini, “Cenâb-ı Hak, daha nice hayırlı bayramlarla müşerref olmayı nasip eylesin.” gibi dualarla tebrik ederler, birçok seneler yine böyle oruç tutabilmeye muvaffak kılınmalarını temennî ederler.
BİLMECELER:
Hasret çekenleri kavuşturur, dargın olanları barıştırır. (Bayram)
Yapan satar, alan kullanmaz, kullanan görmez. (Mezar taşı)
Canlıdan cansız doğar, cansızdan canlı çıkar. (Yumurta)
21 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[21/4 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bana öğrettiğin ilim ile beni faydalandır, bana fayda verecek ilmi bana öğret ve benim ilmimi arttır. Her hal üzere Allah’a hamd olsun. Cehennem ehlinin halinden Allah’a sığınırım.” (Tirmizi, Deavat, 130)
[21/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: CEMAATLE NAMAZIN FAZİLETİ
Namaz tek başına kılınabilirse de cemaatle kılınması daha fa- ziletlidir. Hz. Peygamber, cemaatle kılınan namazın sevabının tek başına kılınan namazdan 27 kat fazla olduğunu bildir- mektedir. (Buhari, “Cemaa”, 1) Namazlar cami dışında da cema- atle kılınabilirse de camide kılınması asıldır. Cemaatle namaz kılmak için camiye gelirken atılan her adımda kişinin dere- cesi yükseltilir, bir günahı silinir. (Buhari, a.y.) Cemaatin farz-ı ayın, farz-ı kifaye olduğunu söyleyenler varsa da çoğunluğa göre sünnettir. Cemaatin dini faziletlerinin yanı sıra sosyolo- jik önemi de büyüktür.
Cemaatle Müslümanlar bir araya gelir, sıkıntılar ve sevinçler paylaşılır. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyacı giderilir. İnsanlar ara- sında sevgi ve muhabbet artar.
İHLÂS SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir.
4 âyettir.
İhlâs, samimi olmak, dine iç- tenlikle bağlanmak, esaslarını sırf Allah rızası için uygulamak anlamına gelmektedir.
Sûrede Allah’ın birliği, doğur- madığı ve doğmadığı ile hiçbir şeye muhtaç olmadığı, herşeyin kendisine muhtaç olduğu anla- tılır.
Allah’a bu sûrede anlatıldığı şe- kilde inanan, tevhit inancını tam anlamıyla benimsemiş de- mektir.
ÖZLÜ SÖZ
Tevazu ilmin meyvesidir. Tevazu şeref süsüdür. Tevazuun meyvesi yükselmek- tir. Kanaatin meyvesi azizliktir.
(Erzurumlu İbrahim Hakkı)
[21/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Örneksiz yaratan
Al-Badi : The Originator who is without model or match, and who brings into being worlds of amazing wonder.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır.' (Enam, 101)
'Göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece 'Ol!' der, o da hemen oluverir.' (Bakara 117)
O, bütün göklerin ve yerin, benzersiz yaratıcısıdır. Bütün ulvî ve sûflî âlemden hiçbiri yokken, örnek olacak, aynîlik ifade edecek kanun, asıl, madde, şekil, nümune, örnek denecek hiçbir şey mevcut değilken, ilk önce bunları benzersiz meydana getiren ve yaratan, her türün ilk ferdini, ilk örneğini yaratıp yoktan vücuda getiren ve böyle icat etme âdeti ve zatına mahsus fiilî sıfatı olan ve bundan dolayı misali, eşi ve benzeri bulunmak ve tasavvur edilmek ihtimali olmayan ve onun varlığı ve icadı olmadan bir yokun vücuda gelmesi ve herhangi bir şeyin var olarak ayakta durması mümkün olmayan yüce yaratıcıdır.
Hiç benzeri ve modeli ortada olmadan çeşitli şeyleri yaratan Allah'tır. Mesela, insanın daha önce bir benzeri yok iken, yoktan var etmiş ve en güzel bir biçimde meydana getirmiştir.. İşte bu Hakk'ın ezeli bir kudretidir. Bu kudret karşısında eğilmemiz ve Hakk'a daha fazla bağlanmamız lazımdır. Binlerce ibret önümüze seriliyor. Onlara o gözle bakmalı ve ona göre değerlendirmeliyiz.
Zor bir işle karşılaşan birisi 'Yâ Bedi' ismini 'Yâ bedîü's-semâvati ve'l-arz' şeklinde okusa Allahü teala hazretleri onun o zor işini halleder.
Kaynaklar:
1)
2)
3) Elmalı Tefsiri, Enam, 101
4) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı) Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
5) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
[21/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtın kelime anlamı 'artma, çoğalma, arıtma ve berekettir'. 'Doğru söylemek, sözünü tutmak' anlamına gelen sıdk kökünden alınmış olan ve Kur'an ve Sünnet'te zekât anlamında da kullanılmış olan sadaka kelimesi, daha sonraki devirlerde gönüllü malî ödemeler için kullanılmaya başlanmıştır. Fıkıh terminolojisinde ise zekât, Allah'ın, belirli yerlere sarfedilmek üzere dince zengin sayılan kişilerin mallarından belli bir payın alınması işlemini ifade eder.
Kur'ân-ı Kerîm'de zekât kelimesi iki yerde (el-Kehf 18/81; Meryem 19/13) sözlük anlamında; sekizi Mekke döneminde nâzil olan sûrelerde olmak üzere otuz âyette ise terimsel anlamda kullanılmıştır. Bu âyetlerin yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilmiştir. Bundan anlaşıldığına göre, İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren müslümanlar zekât fikrine alıştırılmış, daha sonra da, zengin olanların bu imkânını belli oranda fakirlerin ve toplumun ihtiyacı için harcaması gerektiği, bunun namaz ibadeti kadar önemli olduğu hususu vurgulanmıştır.
Zekâtın Medine döneminde farz kılındığı bilinmekle birlikte bunun hangi yılda gerçekleştiği tartışmalıdır. Bir tesbite göre zekât hicretin 2. yılında ramazan orucundan önce, diğer bir tesbite göre ise aynı yıl ramazan orucundan sonra farz kılınmıştır. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber'in zekât farz olmadan önce fıtır sadakasını vermeyi emrettiği, zekât farz kılındıktan sonra ise fıtır sadakası konusuna değinmediği, ancak müslümanların her ramazan ayında bayram namazından önce fıtır sadakası vermeye devam ettikleri belirtilmektedir (Buhârî, 'Zekât', 76). Bu hadis, fıtır sadakasının zekâtın farz olmasından önce emredildiğini gösterdiğine göre ve orucun farz kılındığını bildiren âyet hicretin 2. yılında indiğine göre, zekâtın ramazan orucundan sonra farz olması gerekmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Peygamber'in sünnetinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Bu husus namazla zekât arasındaki kuvvetli bağlılığa, kişinin Müslümanlığının ancak bu ikisini eda etmekle olgunluk derecesine ereceğine bir delildir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve onun rızâsını kazanmaktır.
Kur'an zekât vermeyi, müminlerin, muhsinlerin, iyi ve müttaki kulların vasıflarından saymıştır. O halde müminler, muhsinler, müttakiler zümresinde yerini almak isteyen bir zengin, zekâtını verecek namazını da kılacaktır. Zira Cenâb-ı Allah kurtuluşa erecek müminlerin bir özelliğinin de zekâtlarını vermeleri veya zengin olup da zekât verebilmek için çalışmaları olduğunu haber vermektedir (el-Mü'minûn 23/1-4). Yine bir hadiste, her insanın sadaka vermesi bir ödev olarak telakki edilmiş ve bu uğurda çalışması teşvik edilmiştir (Buhârî, 'Zekât', 30).
Kur'ân-ı Kerîm'de zekâtın mâna ve öneminden bahseden birçok âyet vardır:
'Hidâyet ve müjde namaz kılan, zekât veren müminler içindir' (Lokmân 31/3-4).
'Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyi olmak demek değildir. A-sıl iyi olan, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere sevdiği maldan harcayan, namaz kılan ve zekât verenler... dir' (el-Bakara 2/177).
Kur'ân-ı Kerîm müşrikleri kötülerken onların vasıflarından birinin zekât vermemek olduğunu zikreder:
'Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekât vermezler ve âhireti de inkâr ederler' (Fussilet 41/6-7). Burada hem onların toplumdaki ihtiyaç sahibi kimseler için harcama yapmadığı, bencil davrandığı ifade edilmiş hem de zekâtın ve âhirete imanın müminlerin iki temel özelliği olduğu vurgulanmıştır.
Zekât vermeyen bir zengin Allah'ın geniş rahmetine, Allah ve Resulü'nün dostluğuna da hak kazanamaz. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurur:
'Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ben onu,
[21/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrilinca: Biliniz ki Allah sizi bir irmakla imtihan edecek Kim ondan içerse benden degildir Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi Içlerinden pek azi müstesna hepsi irmaktan içtiler Tâlût ve iman edenler beraberce irmagi geçince: Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karsi koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler Allah'in huzuruna varacaklarina inananlar: Nice az sayida bir birlik Allah'in izniyle çok sayidaki birligi yenmistir Allah sabredenlerle beraberdir, dediler (BAKARA/249)
El açip yalvarmaya lâyik olan ancak O'dur O'nun disinda el açip dua ettikleri onlarin isteklerini hiçbir seyle karsilamazlar Onlar ancak agzina gelsin diye suya dogru iki avucunu açan kimse gibidir Halbuki (suyu agzina götürmedikçe) su onun agzina girecek degildir Kâfirlerin duasi kuskusuz hedefini sasirmistir (RA'D/14)
Derken onun serveti kusatilip yok edildi Böylece, bagi ugruna yaptigi masraflardan ötürü ellerini ogusturup kaldi Bagin çardaklari yere çökmüstü 'Ah, diyordu, keske ben Rabbimehiçbir ortak kosmamis olsaydim! (KEHF/42)
O da: Ben, onlarin görmediklerini gördüm Zira, o elçinin izinden bir avuç (toprak) alip onu (erimis mücevheratin içine) attim Bunu böyle nefsim bana hos gösterdi, dedi (TAHA/96)
Onlar Allah'i hakkiyla taniyip bilemediler Kiyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadir Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüs olacaktir O, müsriklerin ortak kosmalarindan yüce ve münezzehtir (ZÜMER/67)
[21/4 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: NAMAZIN FAZİLETİ
2293 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim:
'Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?'
'Bu hal, dediler, onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!' Aleyhissalâtu vesselâm:
'İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler' buyurdu.'
Buhâri, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 282, (666); Tirmizî, Emsâl 5, (2872); Nesâî, Salât 7, (1, 231); Muvatta, Sefer 91, (1,174).
2294 - Sa'd İbnu Ebî Vakkas (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'İki erkek kardeş vardı. Bunlardan biri öbür kardeşinden kırk gün kadar önce vefat etti. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)ın yanında bunlardan birincinin faziletleri zikredildi. Bunun üzerine Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm):
'Diğeri müslüman değil miydi?' diye sordu.
'Evet, müslümandı ve fena da değildi!' dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:
'Öldükten sonra, namazının ona ne kazandırdığını biliyor musunuz? Namazın misali, sizden birinin kapısının önünde akan ve her gün içine beş kere girip yıkandığı suyu bol ve tatlı bir nehir gibidir. Bu (nehrin) onun üzerinde kir bıraktığını göremezsiniz. Öyleyse, siz ona namazının neler ulaştırdığını bilemezsiniz.'
Muvatta, Kasru's-Salât 91, (1,174).
2295 - Ebü Ümâme (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraber mescidde idik. O esnada bir adam geldi ve:
'Ey Allah'ın Resülü, ben bir hadd işledim, bana cezasını ver!' dedi, Resülullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. Aleyhissalâtu vesselâm yine sükut buyurdu. Derken (namaz vakti girdi ve) namaz kılındı. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü, ben de adamı takip ettim. Ona ne cevap vereceğini işitmek istiyordum. Efendimiz adama:
'Evinden çıkınca abdest almış, abdestini de güzel yapmış mıydın?' buyurdu. O:
'Evet ey Allah'ın Resülü!' dedi. Efendimiz:
'Sonra da bizimle namaz kıldın mı?' diye sordu. Adam:
'Evet ey Allah'ın Resülü!' deyince, Efendimiz:
'Öyleyse Allah Teâlâ hazretleri haddini -veya günahını demişti- affetti' buyurdu.'
Buhârî, Hudüd 27, Müslim, Tevbe 44, 45, (2764, 2765); Ebü Davud, Hudüd 9, (4381).
2296 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Ben Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında idim. Bir adam huzuruna gelerek:
'Ey Allah'ın Resülü, dedi, ben bir hadd (suçu) işledim, cezasını tatbik et!'
Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) adama (birşey) sormadı. Derken namaz vakti girdi. Resülullah'la birlikte o da namaz kıldı. Aleyhissalâtu vesselâm namazını tamamlayınca, adam yanına geldi ve:
'Ey Allah'ın Resülü! dedi, ben hadd (çeşidine giren bir suç) işledim. Bana Allah'ın Kitabını tatbik et!'
Efendimiz:
'Sen bizimle birlikte namazını eda etmedin mi?' diye sordu. Adam:
'Evet!' dedi. Efendimiz:
'Öyleyse git. Zîra Allah, senin günahını affetti' veya -hadd'ini affetti' dedi.'
Buhârî, Hudud 17; Müslim, Tevbe 44, 45, (2764, 2765), Hudüd 24, (1696).
2297 - Âsım İbnu Süfyan es-Sakafi (radıyallâhu anh)'nin anlattığına göre, bunlar Selâsil gazvesine gitmişler. Fakat fiilen gazveye iştirak edememişlerdi. Bunun üzerine kendilerini Allah yoluna verdiler. Sonra Hz. Muâviye (radıyallâhu anh)'nin yanına döndüler. Hz. Muâviye'nin yanında Ebü Eyyüb el-Ensârî ve Ukbe İbnu Âmir vardı. Âsım:
'Ey Ebü Eyyüb! dedi. Bu sene gazveyi kaçırdık. Bize, (bunun telafisi için bir çare) haber verildi. Buna göre, kim dört mescitte namaz kılarsa, günahları affedilirmiş.'
Ebü Eyyüb:
'Ey kardeşimin oğlu! dedi. Ben sana bundan daha kolayını haber vereyim. Ben Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu sözünü işittim: 'kim emredildiği şekilde (mükemmel olarak) abdestini alır, emredildiği şekilde namazını kılarsa, önceden yapmı
[21/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Kim bizim namazımızı kılar, bizim kıblemize yönelir, bizim kestiğimizi yerse işte o, Müslümandır'.
Nesâî, İman 9, (8, 105). Buhârî, Salat 28.
Hadisi Nesâî tahric etmiştir. Ancak, Buhârî, Ebu Dâvud ve Tirmizî tarafından da rivayet edilmiş olan uzunca bir hadisin bir parçasıdır. Bak:
Tirmizî, İman 2, (2611); Ebu Dâvud, Cihad 104, (2641).
[21/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
[Bakara Sûresi.107]
[21/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Beni bağışla, bana hidayet nasib eyle, bana rızık ver, beni afiyette daim eyle ve bana merhamet et.” (Muslim, Zikir ve Duâ, 35)
[21/4 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ın nimetlerine şükretmek, o nimetin devamına ve artmasına sebep olur.[İmam Gazzâli]
[21/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.KA'B BİN ZÜHEYR
Peygamberimizin hırkasını verdigi şair Sahabî
Ka’b bin Züheyr, Müzeyne kabîlesinden olup, onbir şair yetiştiren bir aileye mensuptu. Babası Züheyr bin Ebî Sülemî ve kardeşi Büceyr de şair idi. Ka’b bin Züheyr’in babası Hırıstiyan ve Yahûdi alimlerinin yanlarına gider, onları dinlerdi. Onlardan ahir zamanda bir Peygamber gönderileceğini işitmişti.
İşareti anlamıştı
Züheyr, bir gece rüyasında, gökten bir ip uzatıldığını, o ipten tutmak için elini uzattığı halde yetişemediğini görmüştü. Bu rüyasının, ahir zamanda gelecek olan Peygambere yetişemeyeceğine ve ömrünün o gönderilmeden biteceğine işaret olduğunu anlamıştı.
Fakat oğulları Ka’b ve Büceyr’e, ahir zaman Peygamberi gönderilince, Ona îman etmelerini vasiyet etmişti.
Ka’b bin Züheyr ve kardeşi Büceyr, İslamiyet gelince, Peygamberimizle görüşmek üzere Medîne-i Münevvereye doğru yola çıkmışlardı. Ebrak-ul Azzaf denilen yere geldiklerinde, kardeşi Büceyr dedi ki:
- Sen burada bekle, ben Medîne’ye gidip, O Peygamberi bir göreyim. Söylediklerini dinleyeyim.
Büceyr Medîne’ye gidince, Peygamberimiz ona, İslamiyeti anlattı ve Müslüman olmasını söyledi. O da hemen kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.
Ka’b bin Züheyr, kardeşi Büceyr’in Müslüman olduğunu öğrenince, ona çok kızdı. Bunu dile getiren bir şiir yazdı. Şiirinde, Peygamberimize ve İslamiyete karşı hoş olmayan sözler söylemişti. Kardeşi Büceyr, buna tahammül edemeyip, durumu Peygamberimize arz etti. Bunun üzerine Peygamberimiz buyurdu ki:
- Ka’b’a kim rastlarsa, onu öldürsün!
Kardeşi Büceyr, Ka’b’a bir mektup yazıp gönderdi. Mektupta, “Başının çaresine bak!” diye yazarak durumu bildirdi. Ka’b’in yazdığı kötüleyici şiire karşılık bir de şiir yazdı. Bu şiirinde özetle şöyle dedi:
- Ey Ka’b! Kabûl etmeyip, yerdiğin bu İslam dîninden daha gerçek ve daha sağlam bir din olamaz, var sende? Kurtulmak istiyorsan putları bırak, bir olan Allaha îman et, Müslüman ol ki, kurtulabilesin! Kıyamet gününde kaçılamayacak olan Cehennem ateşinden, Müslüman olup, îman edenlerden başkası kurtulamayacaktır.
Resûlullahın yanına gel!
Büceyr, kardeşi Ka’b’a yazdığı mektubun bir kısmında da şöyle yazmıştı:
- Resûlullahı şiir yazarak hicvedip üzen Mekkelilerden bazıları öldürüldü. Kureyş şairlerinden sağ kalan İbni Zibara ve Hubeyre bin Ebî Vehb ise başlarını alıp kaçtılar. Eğer sağ kalmak istiyorsan, acele Resûlullahın yanına gel!
O, yaptığına pişman olup, tevbe ederek yanına gelen kimseyi öldürmez. Böyle tevbe ederek, gelip Müslüman olanların hepsini kabûl etti. Bu mektubumu alır almaz Müslüman ol ve hemen buraya gel! Eğer bu dediğimi yapmayacak olursan, yeryüzünde başını al, nereye gideceksen git!
Kab bin Züheyr, kardeşi Büceyrin mektubunu alınca, sanki yeryüzü ona dar gelmişti. Zaten kabîlesi arasında bulunan düşmanları, onun için, 'O, artık öldürülmüş demektir!' diyerek dedikodu yayıyorlardı.
Kab bin Züheyr, bu durum karşısında derin derin düşünmeye başladı. Yavaş yavaş gönlü aydınlanıyordu. Nihayet Müslüman olmaya karar verdi. Medîne yollarına düştü. Peygamber efendimizi metheden ve kendisinin de tevbe edip, Müslüman olduğunu bildiren uzun bir şiir yazdı.
Sohbetini dinliyorlardı
Medîneye varınca, gizlice Cüheyni kabîlesinden olan bir arkadaşının evine gidip, misafir oldu. Ertesi gün sabah, evine misafir olduğu kişi, onu, Peygamberimizin yanına götürdü. Peygamberimiz o sırada, Eshab-ı kiram arasında idi. Eshab-i kiram etrafini sarmış, sohbetini dinliyorlardı.
Kab bin Züheyr, devesini mescidin önüne çöktürüp, içeri girdi. Peygamberimizin yanına yaklaşıp, kendini tanıtmadan dedi ki:
- Ya Resûlallah! Kab bin Züheyr yaptıklarına pişman ve Müslüman olarak aman dilemeye gelmiş bulunuyor. Ben onu sana getirsem, aman v
[21/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Bozulan nafile orucun kaza edilmesi gerekir mi?
Nafile oruç, Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup, kefaret gerekmez.
[21/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: ABES
Boş, faydasız şey. Namazda abes hareketler mekruhtur. Elbise ile oynamak gibi. Namazda faydalı hareketin meselâ eli ile alnındaki teri silmenin zararı olmaz. Pantolonun tozunu silkmek, mekruhtur. Kaşınmak abes değilse de, bir rüknde, eli üç kere kaldırmak, namazı bozar . (İbn-i Âbidîn) Abesle meşgul olmak insanı lehv ve la'ba (oyun ve eğlenceye) sürükler. Bâzı lüzumsuz şeyler insanın abes işlere dalmasına sebeb olur. (Murâd-ı Münzâvî)
[21/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Kimler kurban kesmekle yükümlüdür?
Kurban kesmek, akil, baliğ (akıllı, ergen), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan bir Müslümanın yerine getireceği mali bir ibadettir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 70). İster nami (artıcı) olsun isterse nami olmasın temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80. 18 gr. altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir. Dolayısıyla bu kişi Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedakarlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir (Mevsıli, el-İhtiyar, İstanbul, I, 99-100, 123; V, 723; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, VI, 312).
[21/4 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: MAKAM-I İBRAHİM
Hz. İbrahim'in Kâbe'yi inşa ederken iskele olarak kullandığı veya halkı hacca dâvet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Mümkün olursa tavaf namazının burada (Makam-ı İbrahim'in arkasında) kılınması efdaldir.
[21/4 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: 'O gün zalim kişi, (çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: 'Keşke ben de Peygamber'le beraber bir yol tutsaydım!'
(Furkan, 25/27)
http://www.duavesureler.com
[21/4 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: 'Herhangi bir müslümanın diktiği ağaçtan yenen, çalınan ve alınan şey, o ağacı diken için sadakadır.'
(Müslim, 'Müsakat', 7)
http://www.duavesureler.com
[21/4 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım işlerin şerrinden sana sığınırım.'
(Müslim, 'Zikir',65, 66)
http://www.duavesureler.com
[21/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: • Ramazan Bayramı 1. Gün
'Sizden biriniz kendi nefsi için sevip istediği bir şeyi kardeşi (veya komşusu) için de sevip istemedikçe, gerçek mümin olamaz.' (Hadis-i Şerif)
Semerkand Takvimi
[21/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Bayram Vaktidir
Bayram, insanlarla birlikte aynı heyecanı yaşamak, hüznün içine bir tebessüm yerleştirmek ve yorgun yüreklere zarif bir cümle sunmaktır. Hayatın karmaşası içinde güzel günlerde ilâhî bir nefes almaktır bayram.
Dünyayı örten bembeyaz kar gibidir bayram. Olup biten her şey bir anda unutulur ve dünyamız bayramla güzelleşir. Dünyamızın var oluş serüveni içerisinde belki de en çok bugün bayramlara ihtiyacımız vardır. Çünkü bayram bizlere güler yüzlü olmamızı ve herkesi kucaklamamızı hatırlatır; gülümsemenin yüzün değil, kalbin bir davranışı olduğunu öğretir.
Bayram insan ruhunun dinginliğe ulaşabilmesidir. Bayram, vuslata erebilen insanın sürekli olarak hissedeceği ve yaşayacağı derinlerden gelen bir huzurdur. Bayramı bayram yapabilenler, Allah katında yüce makamlara ermiş kişilerdir. Hakikatin tecelli ettiği bir bayrama ulaşmadan insanın bu dünyada ve ahirette huzura erebilmesi mümkün müdür?
Bayramı ancak samimi ve gayretli insanlar hak edebilirler. Bayram, ibadet, zikir ve iyiliklerimizden sonra gelirse, ruhumuzdaki sevinci çok daha kalıcı olacaktır. Bayram inanan insana Allah’ın bir lutfudur.
Semerkand Takvimi
[21/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'O gün zalim kişi, (çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: 'Keşke ben de Peygamber'le beraber bir yol tutsaydım!'
(Furkan, 25/27)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=cRok3KXakS0=
[21/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (müslüman) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir... '
(Buhârî, 'Mezâlim', 3; Müslim, “Birr”,58)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=cRok3KXakS0=
[21/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Rabbim! Tövbemi kabul et, günahımı temizle, duamı kabul buyur, delilimi sabit kıl, dilimi doğru yap, kalbime hidayet ver, göğsümün kin ve hasedini çıkar.'
(Tirmizî, 'De’avât', 114; İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', No: 947; İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 42, No: 29381)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=cRok3KXakS0=
[21/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: İkindiden (İkindinin farzından) önce dört rekât kılan kimseye Allah rahmet etsin. Hadis-i Şerif
[21/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Muhakkak ki âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.
(Duha, 93/4)
[21/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allahım, kalbimi dinin üzere sabit kıl.
(Al-Tirmidhi)
[21/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
(İbrahim, 14/38)
[21/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Mecid
Çok şerefli, çok itibarlı
[21/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Kötürüm Çocuk
Abdullah Kassâr şöyle anlatmıştır:
Bir zamanlar hacca gitmek üzere yola çıkmıştım. Şirâz âlimleriyle görüştüm. Bana dediler ki:
'Abdullah-ı Tüsterî ile görüştüğün zaman onun fazîletini, üstünlüğünü kabul ettiğimizi ve selâmımızı söyle. Arefe gününde evinden çıkıp hacılarla vakfeye durduğunu işittik. Bu haber doğru ise bildirsin de bizim bu kerâmeti hususunda tereddüdümüz kalmasın.'
Abdullah-ı Tüsterî hazretlerinin yanına varınca selâm verdim. Üzerinde uzun bir elbise vardı. Kendinden geçmiş bir halde oturuyordu. Onu görünce üzerime bir heybet düştü. Konuşmağa cesaret edemedim. Yanında bir yere oturdum O sırada bir kadın geldi;
-Efendim benim kötürüm bir oğlum var. Şifâ bulması için duânızı almaya geldim. dedi.
Abdullah Tüsterî:
-Onu niçin Rabbine havâle etmedin? deyince, kadın:
-Siz Rabbimizin sevgili kulusunuz. dedi.
Abdullah-ı Tüsterî bana doğru baktı ve işâret etti. Hemen kalkıp elinden tuttum. Ayağa kalkıp, ayakkabılarını giydi ve Şat Nehri kenarına gitti. Kadın da peşinden geldi. Kötürüm çocuk nehirde bir sandal içinde oturuyordu. Çocuğa:
-Elini uzat! dedi.
Annesi:
-Elini uzatamaz. deyince,
-Sen çocuğu bırak, ondan ayrıl. buyurdu.
Bu sırada çocuk elini Abdullah-ı Tüsterî hazretlerine uzattı. 'Ayağa kalk!' deyince de kalktı. Sonra da sandal sâhibi onu kenara yaklaştırdı ve kötürüm çocuk artık yürümeye başladı. Abdullah-ı Tüsterî çocuğa abdest aldırdı ve iki rek'at namaz kılmasını söyledi.
Çocuk namazı kılınca, annesine:
-Oğlunun elinden tut! buyurdu.
Kadın da elinden tutup götürdü.
Onun bu kerâmetini görünce şaşırdım. Yanına yaklaşıp Şiraz âlimlerinin sözlerini söyledim. Bir müddet başını eğip durdu. Sonra:
-Ey dostum! Bu insanlar dilediğini yapan Allahü teâlâya inanırlar mı? dedi.
-Evet efendim, dedim. Sonra;
-Onlar, ondan ne istiyorlar? buyurdu.
[21/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
ٱهْدِنَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
(Fatiha 6-7)َ
İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
[21/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Ölümü en çok hatırlayanları ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlananları. İşte onlar en akıllı olanlardır.
(İbn Mâce, Zühd, 31)
[21/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: BUGÜN.......... BAYRAM GÜNLERİ
Hicrî Kamerî aylardan Şevval ayının birinci günü Ramazan Bayramı, Zilhicce ayının onuncu günü de Kurban Bayramıdır. Ramazan Bayramı, üç gün, Kurban Bayramı ise dört gündür. Müslümanlar bayram günlerine ayrı bir önem verirler. Zira bu günler, günahların affedildiği, birlik ve beraberlik duygularının pekiştirildiği, yoksulların sevindirildiği günler olması bakımından sevinç ve neşe kaynağıdır.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
“Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için câmilerde toplanınca, Allahü teâlâ, meleklere, (Ey meleklerim, işini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?) diye sorar. Melekler de, (Ücretini vermektir.) derler. Allahü teâlâ da, (Ey meleklerim! Şâhit olun ki, ben âlemlerin Rabbi Allahım, oruç tutanları affettim!) buyurur.”
Bayram günleri; ana, baba, hoca, akraba, arkadaş ve komşu ziyaretleri yapılır. Salih olan akrabayı ziyaret lâzımdır. Salih arkadaşları ziyaret de çok sevaptır. Bayram öncesi, yiyecek, giyecek ve temizlik gibi hazırlıklar yapılır. Bayram günlerinde herkes, temiz giyinir. Çocuklara yeni elbiseler alınır. Fakir, öksüz ve yetimler sevindirilir. Bayram namazından sonra, kabirler ziyaret edilir; geçmişlerin, akraba ve din büyüklerinin rûhu için Kur’ân-ı kerîm okunur, duâ edilir, sadakalar verilir ve kurban kesilir. Daha sonra da, aile büyükleri, dost, akraba, arkadaş ve tanıdıklar ziyaret edilir. Çocuklar babalarının ve aile büyüklerinin; gençler de yaşlıların ellerini öperler.
Ayrıca İslâm büyükleri, bir Müslümanın Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak, günah işlemeden, haram lokma yemeden geçirdiği günleri de bayram kabul etmişlerdir. Hazret-i Ali bir kalabalığı eğlence içinde görüp, böyle eğlenip neşelenmelerinin sebebini sorduğunda onlar; “Bugün bayramımızdır.” dediler. Bunun üzerine Hazret-i Ali de; “Günah işlemediğimiz günler de bizim bayramımızdır.” buyurdu.
Yine Müslümanın rûhunu teslim (vefât) edeceği zaman rahmet meleklerini, Cennetteki nîmetleri görüp, onları görmenin zevkiyle can verme vakti de, Müslümanın bayramı olduğu bildirilmiştir.
¥ Allahü teâlâ, necip milletimize ve bütün Müslümanlara sıhhat ve âfiyet içerisinde nice bayramlar nasip eylesin! Âmin!
21.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[21/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Abbas (ra)
İbnu Abbas (ra)'dan gündüz oruç tutan, gece de namaz kılan ve fakat cemaate ve cumaya gelmeyen bir kimse hakkında sorulmuştu: 'Bu, ateş ehlindendir!' diye cevap verdi.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Salat 162, (218)
Hadisin Açıklaması:
1- Hadis, cemaat için 'farz-ı ayn' diyenlerin delillerinden biridir. 'Çünkü, demişlerdir, eğer cemaate iştirak sünnet olmuş olsaydı, terkeden kimsenin ateşle tehdid edilmemesi lazımdı. Farz-ı kifâye olsaydı Resûlullah'ın ve beraberindekilerin cemaati, diğerlerinden farzı sâkıt kılardı, cemaate gelmeyenlerin ateşle tehdid edilmelerine hacet kalmazdı.'
2- Hadisi açıklama sadedinde Tirmizî der ki, 'Hadisin ma'nâsı şudur: 'Cemaate ve cumaya onlardan nefret sebebiyle katılmayan, onların hakkını vermeyi hafif alıp, onları değersiz addeden ateşle tehdid edilmektedir.'
[21/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Ey şanlı Resul! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et. Etmezsen onun risaletini edâ etmiş olmazsın. Allah seni insanlardan koruyacak. Emin ol, Allah kâfirleri muratlarına erdirmeyecek. (Mâide Sûresi, âyet 67)
[21/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Ben kıyamet söyle yakın olduğu halde gönderildim! buyurdular ve sehadet parmağıyla orta parmağını yanyana gösterdiler.
Ravi: Buhari, Rikak 39
[21/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Ebu Sa'idi'l-Hudrî Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Resûlullah hayvanlara müsle (işkence) yapmayı yasakladı.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (3fi5) - Hds :(6941)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[21/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: قال الله تعالى : وَوَصَّيْنَا الإنسان بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِى عَامين أن اشْكُرْ لِى وَلِوَالِدَيْك.َ
“Allah diyor ki: Biz insana anne babasına karşı iyi davranmasını emrettik. Annesi onu nice acılara ve zayıflığa katlanarak karnında taşıdı. O’nun sütten kesilmesi de iki yıl sürdü. Öyleyse ey insanoğlu bana ve sonra da ana ve babana şükret...” (31 lokman 14)
314- عَنْ عَبْدِاللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ
قال : سَأَلْتُ النَّبِيَّ
أَيُّ الْعَمَلِ أحب إِلَى اللَّهِ؟ قال : الصَّلاَةُ عَلَى وَقْتِهَا. قُلْتُ : ثُمَّ أَيٌّ؟ قال : بِرُّ الْوَالِدَيْنِ . قُلْتُ: ثُمَّ أَيّ؟ٌ قال : الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
314: Ebu Abdurrahman Abdullah ibni Mes’ud (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir ? diye sordum.
-Vaktinde kılınan namazdır, buyurdular. Sonra hangisi gelir dedim.
-Ana babaya iyilik ve itaat etmek buyurdu. Daha sonra deyince:
-Allah yolunda cihad etmektir, buyurdular. (Buhari, Mevakıt 5, Müslim, İman 137)
315- عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ
قال : قال رسولُ الله
: لاَ يَجْزِى وَلَدٌ واَلِدًا إلا أن يَجِدَهُ مَمْلُوكًا, فَيَشْتَرِيَهُ فَيُعْتِقَهُ.
315: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Hiçbir çocuk babasının hakkını gerektiği gibi ödeyemez. Eğer onu köle olarak bulup hürriyetine kavuşturursa babalık hakkını belki ödemiş olur.” (Müslim, Itk 25)
316- وَعَنْهُ اَيْضًا
أن النَّبِىَّ
قال : مَنْ كان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ، وَمَنْ كان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ.
316: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin, Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin, Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse mutlaka hayır söylesin veya sussun.” (Buhari, Edeb 85, Müslim İman 74)
317- وَعَنْهُ قال : قال رسولُ اللهِ
: إن اللَّهَ خَلَقَ الْخَلْقَ حَتَّى إذا فَرَغَ مِنْهُمْ , قَامَتِ الرَّحِمُ , فَقالت : هَذَا مَقَامُ الْعَائِذِ بِكَ مِنَ الْقَطِيعَةِ , قال : نَعَمْ أَمَا تَرْضَيْنَ أن أَصِلَ مَنْ وَصَلَكِ , وَأَقْطَعَ مَنْ قَطَعَكِ ؟ قالت : بَلَى .قال : فَذلِكَ لَكِ . ثم قال
[21/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mü'min bir adam dedi ki: 'Siz, benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer doğru sözlü ise, (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez.'
-Mü'min Suresi, 28
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[21/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3557]
Abdullah es-Sunâbihi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Mü'min kul abdest aldıkça mazmaza yaptı mı (ağzını yıkadı mı) günahlar ağzından çıkar. (Burnunu sümkürdü mü) günahlar burnundan çıkar, yüzünü yıkadı mı günahlar göz kapaklarının altına varıncaya kadar yüzünden çıkar. Ellerini yıkadı mı günahlar tırnak diplerine varıncaya kadar ellerinden çıkar. Başını meshetti mi, günahlar kulaklarına varıncaya kadar başından çıkar. Ayaklarını yıkadı mı, günahlar ayak tırnaklarının altına varıncaya kadar ayaklarından çıkar. Sonra mescide kadar yürümesi ve kılacağı namaz nafile (bir ibâdet) olur.''
Muvatta, Tahâret 3 0, (1, 31); Nesâi, Tahâret 3 5, (1, 74); İbnu Mâşe, Tahâret 6, (283).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[21/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, 'Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helak ederdin. Şimdi içimizden bir takım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helak mı edeceksin? Bu sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen bağışlayanların en hayırlısısın' dedi. - A'râf - 155. Ayet
[21/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Komşusu açlıktan kıvranırken tok yatan kimse, iman etmiş olmaz. - İbn Şeybe, Musannef, İman ve Rüya,6
[21/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, ondan başkasını dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan büsbütün sapıtmıştır.” - Nisâ, 4/116
[21/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Her konuda dürüst, tutarlı ve samimi bir tutum içinde olmak mü’min olmanın ayrılmaz vasfıdır. Riyakârlık ve ikiyüzlülük ise imanla bağdaşmayan hâllerdir. Kur’an-ı Kerim’in inanç ve amelde ikiyüzlü davranan münafıklara cehennemin en alt tabakasını müstahak görmesi (Nisâ, 4/145) bu açıdan anlamlıdır. İkiyüzlü davranarak, gösteriş yaparak insanları aldatmak mümkün olsa bile her şeyin iç yüzünü bilen Yüce Yaratıcı’yı kandırmak mümkün değildir. Velhasıl ihlas, Yaratıcısına gizli açık hiçbir şeyi ortak etmeyen samimi bir imandır. İhlas, dünyevi bir karşılık beklemeden sırf Allah rızası için yapılan bir kulluktur. İhlas, Allah’a karşı olduğu gibi insanlara, canlı cansız bütün varlıklara karşı da gösterilen samimiyettir. İhlas, nifak ve ikiyüzlülükten uzak bir kalp safiyetidir. İhlas, Allah rızasına göre programlanan akıl ve kalbin ivazsız garazsız amelidir. İhlas, olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi de olmaktır. Ve Allah’ın azabından sadece ihlaslı kulları kurtulacaktır (Sâffât, 37/39-40, 127-128). - MÜ’MİNİN AYRILMAZ VASFI: İHLAS
[21/4 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnetleri
42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında 'Kâfırûn' sûresinin ve ikinci rekâtında 'İhlâs' sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah'a yalvarmak ve özellikle şu duayı (*) okumak.
İmam Muhammed'e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kabe'yi görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke'ye girmeden Arafat'a
[21/4 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Arap dilinin aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur.
Bu açıdan bakılınca ' ' (Allah) yüce isminin, o dilde benzeri olmayan bir kullanılış şeklinin bulunduğunu görürüz. Bir görüşe göre, başındaki 'el' en-Necm, el-ayyuk v.s. gibi kelimeden ayrılması caiz olmayacak şekilde kelimeden ayrılmayan bir belirleme
edatı gibidir. Hemzesi, sözün başında bulunduğu durumda üstündü, sözün ortasında başka bir kelime ile birleştiği zaman 'Vallah, Billah, İsmüllah, Kâlellah' v.s. gibi yerlerde söylenişte veya hem telaffuzda hem yazıda hazf olunur (düşürülür). Diğer bir görüşe göre de 'el' belirleme edatı değildir. Çünkü birine çağırma halinde '' diye hemze sabit kalabiliyor ve bir de 'Yâ eyyühe'l-kerim' gibi çağırma edatı ile çağırılan isim arasında gibi ayıran bir kelime eklemeye gerek kalmıyor. Halbuki 'el' belirleme edatı olsaydı böyle olmayacaktı.
Eğer 'el' belirleme edatı ise kelime herhalde başka birşeyden nakledilmiştir ve yüce Allah'a isim olarak verilmesi ikinci bir kök sayesinde mümkündür. Fakat bunun başlangıçta Arap dilinde diğer bir isimden veya sıfattan alınmış olması mümkündür ve aslolan budur. Belirleme edatı 'el' kalkınca da 'lâh' kalır. Gerçekten Arapça'da 'lâh' ismi vardır. Ve Basralı alimlerin büyük bir kısmı bundan nakledildiğini söylemişler. 'Lâh' gizlenme ve yükselme mânâsına fiilinin masdarı olduğu gibi bundan 'ilâh' anlamına da bir isimdir ve bundan 'lâhüm', 'lâhümme' denilir. Bir Arap şairi: 'Ebu Rebâh'ın bir yemini gibi, Allah'ım onu büyükler işitir.' demiş. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz'in dedesi Abdülmuttalib Fil vak'asında Kâbe kapısının halkasına yapışarak; 'Ey Allah'ım! Kul kendi evini korur, Sen de
[21/4 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: - Ümmü Ammâre radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı. Bu maksadla kendisine içerisinde üçte iki müdd miktarında su bulunan bir kab getirilmişti.''
Ebu Dâvud, Tahâret 44, (94); Nesâi, Tahâret 59, (1, 58).
Nesâi şunu ilâve etmiştir: 'Şu'be der ki: 'Ben, Aleyhissalâtu vesselâm'ın kollarını yıkadığını ve onları ovduğunu, kulaklarının iç kısmını meshettiğini öğrendim. Ancak kulakların dışını da meshettiğini bilmiyorum.'
3617 - Abdullah İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Bize Resülullah aleyhissalâtu vesselâm gelmişti. Kendisine bakır kapta su getirdik, onunla abdest aldı.'
Ebu Dâvud, Tahâret 47, (100).
3618 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'ResüIullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Abdest (sırasın)da vesvese veren bir şeytan vardır. Adı da el-Velehân'dır. Öyleyse suyun vesvesesinden kaçının.'
Tirmizi, Tahâret 43, (57).
MENDİL
3619 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdest aldıktan sonra kurulandığı bir bezi vardı.''
Tirmizi, Tahâret 40, (53).
3620 - Hz. Mu'âz radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı gördüm, abdest alınca elbisesinin bir kenarıyla yüzünü siliyordu.''
Tirmizi, Tahâret 40, (54).
DUA VE BESMELE
3621 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular: 'Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti de abdest değildir.'
Ebu Dâvud, Tahâret 48, (101).
3622 - Rabâh İbnu Abdirrahmân İbni Ebi Süfyân İbnu Huveytip an ceddihâ an ebihâ 'dan rivâyete göre demiştir ki:
'Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki: 'Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kişinin abdesti yoktur.'
Tirmizi, Tahâret 20, (25).
3623 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki: 'Kim abdestinin başında Allah'ı zikrederse bedeninin tamamı temizlenir. Eğer Allah'ın ismini
[21/4 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Bu büyük ni’meti acaba kime verirler?
Şaşılacak şeydir ki, önce, her belâ ve sıkıntı gelince sevinirdim, derd ve belâ arardım. Elimden dünyâlık çıkınca da tatlı gelirdi. Hep böyle olmasını isterdim. Şimdi ise, sebebler âlemine getirdiler. Kendi zevallılığımı, aşağılığımı görmeye başladım. Az bir sıkıntı gelince, hemen üzülüyorum. Her ne kadar üzüntü çabuk bitiyor, hiç kalmıyor ise de, önce üzüntü gelmeden olmuyor. Bunun gibi önce, belâların ve sıkıntıların gitmesi için düâ ederken, bunların gitmesini, yok olmasını düşünmüyordum. (Bana yalvarınız!) emrine uymak istiyordum. Şimdi ise, belâların, sıkıntıların gitmesi için düâ ediyorum. Eskiden korkular, üzüntüler yok olmuşdu, şimdi yine geldiler.
Eski hâllerin hep sekr, şü’ûrsuzlukdan ileri geldiğini anladım. Sahv, ya’nî şü’ûrlu olunca, câhiller için olan şeyler hâsıl olmakdadır. Böylece zevallılık, yalvarmak, korkmak, üzülmek, sıkılmak, sevinmek oluyor. Başlangıçda düâ etmek, belâdan kurtulmak için değildi. Bunu düşünmek gönlüme iyi gelmiyordu. Fekat, hâl kaplamışdı. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” düâlarının böyle olmadığını düşünüyordum. Onlar, bir şeye kavuşmak için düâ ediyorlardı. Şimdi, bu hâl ile şereflendirdiler. İşin iç yüzünü açıkladılar. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vettehıyyât” düâlarının zevallılıkla, düşkünlükle, korku ile olduğu, yalnız emre uymak için olmadığı anlaşıldı. Yalnız yüksek emrinize uymuş olmak için, hâsıl olan şeylerden bir çoğunu arasıra bildirmekle saygısızlık yapmakdayım.
7
YEDİNCİ MEKTÛB
Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Kendisinin şaşılacak
[21/4 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Ziyaret Tavafı
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Ziyaret Tavafı
Tavaf, “bir şeyin etrafında dolaşmak, dönmek” gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise tavaf, Hacerülesved’in bulunduğu köşeden veya hizasından başlayıp, Kabe’nin etrafında yedi defa dönmektir. Her bir devire “şavt” denir. Yedi şavt bir tavaf olur. Ziyaret tavafı farz olup haccın iki rüknünden biridir. “İfada tavafı” da denilen bu tavaf yapılmadıkça hac tamam olmaz. Ancak, Arafat vakfesini yaptıktan son
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N