Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 15.07.2023 03:26

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[24/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: 72 – Peygamberimiz Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Bütün İnsanlara Gönderildiğine ve Bütün Dinlerin Onun Dinile Neshedildiğine İmanın Vücubu Bâbı
 
402- Bize Kuteybetü'bnü Sa'd rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Leys Said b. Ebû Said'den, o da Babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivâyet etti ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Peygamberlerden hiç biri yoktur ki, ona beşerin emsaline iman ettiği mu'cizelerin misli verilmiş olmasın. Bana verilen (mu'cize) ise ancak Allah'ın bana vahyeftiği (Kur'ân-ı Kerîm) dir. Binaenaleyh kıyâmet gününde ben peygamberlerin en çok tabiî bulunanı olmayı ümid ederim.» buyurmuşlar.
 
Bu hadisi Müslim buradan başka «Kitâbu Fedâili'l-Kur'ân» ile «Kitâbu't-Tefsir» de; Buhârî «Kitâbu Fedâil'il-Kur'ân» ile «Kitâbu'l-i'tisâm» da tahrie etmişlerdir.
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in:
 
«Peygamberlerden hîç biri yoktur ki, ona beşerin emsaline iman ettiği mu'cizelerin misli verilmiş olmasın...»buyurmuş olması gösteriyor ki, her peygamberin mutlaka bir mucizesi olur. Bu mucize doğru olduğu için görenlerin onun doğruluğuna inanmasını iktizâ eder.
 
İnadlarında İsrar edenlerin inanmaması ona zarar etmez. Cümlenin metninde «âmene» fi'li «alâ» harfi cerri ile müteaddi yapılmıştır. Aslında bu kelime «bâ» yahut «lâm» ile müteaddî olur. Binaenaleyh «aleyhi» yerine «bihî» demek lâzım gelirse de burada «amene» fi'line tazmin yolu ile «galebe çalmak» mânası ifâde ettirildiğinden «âla» ile müteaddi olması caizdir. Mâna şudur: «Beşerin, mislini çürütmeye kaadir olamayıp mağlûp bir halde inandığı mucize, her peygambere verilmiştir.»
 
Buhârî ve Müslim sarihlerinden Şihabuddin Kastalânî bu cümleyi şöyle izah ediyor: «Her peygambere, dâvasını isbat için zamanına göre bir takım hârikalar verilmiştir. Asâ'nın yılan olması bu kabildendir. Çünkü Mûsâ Aleyhisselâm zamanında sihirbazlık ileri gitmişti. Hazret-i Mûsa'da sihre muvafık olan bu mucizeyi göstererek kavmini imâna muztarr bıraktı İsâ (aleyhisselâm) zamanında tababet ileride idi; ona da tababet nev'inden olan fakat ondan daha yüksek mertebede bulunan bir mucize yani ölüleri diriltme mucizesi verildi. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında ise; belagat ileride idi. Araplar kendi aralarında onunla öğünürlerdi. Hatta belagatta başkalarına meydan okuyarak meşhur yedi kasideyi Kâ'be duvarına asınışlardı. İşte Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) de arapların, o devirde, en kâmil hatipleri bile âciz bırakan ve belâgatleri cinsinden olan Kur'ân-ı Kerim'i getirdi. Ve:
 
«Bana verilen mu'cize ise ancak Allah'ın bana vahyettiği (Kur'ân-ı Kerim) dir.» buyurdu.
 
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yegâne mucizesi Kur'ân-ı Kerîm, olmamakla beraber cümlede hasır edatı kullanarak: «Ancak Kur'ân'dır.» buyurması, onun en büyük mucizesi olduğuna işaret içindir. Yoksa Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Kur'ân'dan başka: «Ayın yarılması, güneşin iadesi, mübarek parmaklarının arasından su kaynaya-rak binlerce insan ve devenin içmesi, kelerin konuşması, kütüğün iniltisi, azı- çoğaltması, gaibden haber vererek dediği gibi çıkması ve saire gibi avam ve havâss arasında tevatür derecesini bulmuş pek çok bahir mucizeleri, ve zahir acibeleri vardır. Kur'ân'i Kerim bunların en büyüğü ve en faydahsıdır. Çünkü o dine daveti, hücceti ve gelmiş geçmiş bütün insanların ilimlerini ihtiva etmektedir. Ondan tâ kıyâmete kadar istifâde edilecektir. Onun içindir ki, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu cümleden sonra: kıyâmet gününde peygamberlerin içinde en ziyâde tabî' ve ümmetin kendisine nasib olmasını temenni etmiştir. Çünkü Kur'ân mucizesi devam edeceği için imânlar dâima tazelenecek ve İslâmı kabul edenler daima bulunacaktır. Diğer peygamberlerin mucizeleri Öyle değildir. Onlar o peygamberler
[24/4 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ)'den, 'Onun Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in kıraatını açık bir şekilde harf harf tavsif ettiği rivâyet edilmiştir.'
 
Tirmizî, Sevâbu'I-Kur'ân 23, (2924); Ebu Dâvud, Salât 335, (1456); NesâÎ, Salât 83, (2,181).
 
 
Kütüb-i Sitte
[24/4 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: 27. Abdest azalarını yıkarken ovalamak.(Ebu Dâvud-20)
[24/4 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  31 Mart Ayaklanması Bastırıldı 1909
•  M. Kemal Atatürk’ün TBMM Reisliğine Seçilmesi 1920
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[24/4 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır, sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!...” 
 
Nisa 78
[24/4 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!” 
 
Buhârî, Nikâh 80
[24/4 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: FAİZ YASAĞININ BİREYLERE VE TOPLUMA SAĞLADIĞI YARARLAR
 
Faiz yasağı tembelliği ve ataleti ortadan kaldırır: Faiz işleminde borç veren, üretim ve ticaretle ilgili herhangi bir faaliyet yapmamakta ve emek sarf etmeksizin gelir elde etmektedir. Bu şekilde emeksiz bir gelir elde edilmesi kişiyi tembelliğe alıştırır. Ayrıca faizli borç veren kişinin parasını üretimden ve yatırımdan çekmesi de topyekûn bir toplumsal ataleti beslemektedir.
Faiz yasağı kardeşlik ve dayanışma duygularını geliştirir: İslam dini Müslümanları kardeş olarak görmekte ve aralarında dayanışma olmasını tavsiye etmektedir. Faiz, İslam’ın tavsiye ettiği karz-ı hasen olarak tabir edilen karşılıksız borç verme ve insanların sıkıntısını bu yolla hafifletme gibi güzel davranışlarla çelişen ve bu kardeşlik ruhunu zedeleyen bir uygulamadır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[24/4 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ ‏خَالَفَهُمْ. (م)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Ümmetimden dâima din düşmanlarına karşı gâlib gelecek, hak üzerine sabit olacak ve muhalifleri kendilerine zarar veremeyecek bir topluluk, (kıyamete kadar) hiç eksik olmayacaktır.” (Sahîh-i Müslim)
 
24 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[24/4 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: DÖRT HAK MEZHEP, RAHMETTİR
 
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat’ın amelde dört hak mezhebi (Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri), Müslümanlar hakkında İlâhî bir rahmettir. Bu mezhepler; edille-i erbaa (Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyâs-ı Fukahâ) ile sabit olan dînî hükümleri beyan etmiş, Müslümanlara, takip edecekleri yolu açıkça göstermişlerdir. Bu mezheplerden birine uyan bir Müslüman, Peygamber Efendimizin yolunda bulunmuş olur.
 
Bu mezheplerin imâmı olan pek muhterem müctehidlerin hepsi de dînî meselelerin esasında müttefiktirler. Aralarında bir ayrılık yoktur. Ancak ikinci derecede bulunan bir kısım meselelerde ihtilâf etmişlerdir. Fakat güzelce incelenirse görülür ki; bunların birçoğu da zâhirî bir ihtilaftan başka bir şey değildir. Çünkü bu meselelerin birçoğunda, bu mübarek zâtlardan biri, bir azîmet ve takvâ yolunu, diğeri de bir ruhsat ve müsaade yolunu tercih etmiş, bu sûretle Ümmet-i Muhammed’in önünde geniş bir rahmet sahası açık bulunmuştur. İşte, “Ümmetimin (müctehidlerinin) ihtilâfı, bir rahmettir” hadîs-i şerîfi ile buna işaret buyurulmuştur.
 
Müslümanlıkta ibadetlere, muamelelere vesâireye ait çok mesele vardır. Bunların hükümlerini, âyet-i kerîmelerden, hadîs-i şerîflerden ve ümmetin icmâından bulup meydana çıkarmak öyle her Müslüman için kolay bir şey değildir. Bu pek büyük bir ihtisas işidir. İşte bu müctehidler, bu vazifeyi sırf Allâhü Teâlâ’nın rızâsı için yapmış, Müslümanlara lâzım olan bütün meseleleri açıkça bildirmiş, her asırda milyonlarca Müslümana rehber olmuşlardır. Artık bu muhterem zâtların, Müslümanlar için büyük hizmetler ettiklerinden, bunların her türlü şükrana lâyık olduğundan şüphe edilemez. Bu kıymetli âlimler, büyük bir metânet ve seciye ile ve pek güzel bir niyet ile ictihâd sahasında çalıştıkları içindir ki; isabet edemedikleri meselelerde de sevaba nâil olurlar. İsabet ettikleri meselelerde ise iki kat sevaba nâil olurlar.
 
Bu dört büyük müctehide ait dört hak mezhepten her birinin mensupları, kendi mezheplerinin daha doğru, daha isabetli, maslahata daha muvâfık olduğuna inanırlar. Fakat bundan dolayı diğer mezheplerin kadrini azaltmak akıllarından geçmez, bu dört mezhebin dördüne de hürmet ederler. Bu hürmet, Ehl-i Sünnet’in şiârıdır, alâmetidir.
 
 
 
24 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[24/4 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
[İsra Sûresi.36]
[24/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: SA’D B. MUAZ (R.A.)
Ashabı kiramın önde gelenlerinden olan Sa’d b. Muaz, Müs- lüman olmadan önce Medine'deki Evs ve Abdül-Eşheloğul- ları kabilelerinin reisiydi. Yaklaşık olarak 590 senesinde Medine'de doğdu.
Mus'ab bin Umeyr, Sa’d b. Muazın İslamı kabul etmesine ön- derlik etti, önce İslamiyeti anlatıp, sonra da Kur'an’dan bir miktar ayet okudu. Bunun üzerine Sa’d b. Muaz müslüman oldu. Bu durum sevgili Peygamberimize bildirildiğinde çok memnun oldu. Diğer bazı olaylar ve bu olay sebebiyle o se- neye “sevinç yılı” denildi.
Bedir ve Uhud savaşına katılan Sa’d b. Muaz, Uhud savaşın- dan sonra müşriklerle yapılan Hendek Savaşına da katılmış, bu savaşta aldığı yara sebebiyle şehit olmuştur. (M. 627)
 
PEYGAMBERİMİZİN DADISI
ÜMMÜ EYMEN
Habeşli bir cariye olan Ümmü Eymen, hayattayken cennetle müjdelenen ilk müslüman hanım sahabiler arasında yer almaktadır. Peygamber Efendimizin dadısı olan Ümmü Eymen ona bir anne gibi şefkat gösterir onun üzerine tit- rerdi. Hz. Peygamber Ümmü Eymen’i Hz. Hatice ile evlendikten sonra azat edip Zeyd b. Hârise ile evlendirdi. Bu evlilikten Allah Resûlü’nün kendi to- runlarından ayrı tutmadığı Üsâme b. Zeyd doğdu. Allah Resûlü “Annemden sonraki annemdir” diyerek taltif ettiği bu güzide hanım sahabiyi sık sık ziya- ret eder ve onu ailesinin bir ferdi ola- rak kabul ederdi. Ümmü Eymen, Hz. Osman’ın halifeliği döneminde vefat etti.
 
ÖZLÜ SÖZ
Hakkı gel sırrını eyleme zahir, Olmak ister isen bu yolda mahir, Harabat ehlini hor görme şakir, Defineye malik viraneler var.” (Erzurumlu İbrahim Hakkı)
[24/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Doğru yolu gösteren
 
Ar-Rashid : The Righteous teacher who moves all things in accordance with its eternal plan, bringing them without error and with order and wisdom to their ultimate destiny. 
 
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'Rabbimiz! Bize tarafından bir rahmet ver ve işimizde bize doğruyu göster durumumuzdan bir kurtuluş yolu  hazırla!' (1)
 
'Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya  yöneltecek bir dost bulamazsın.' (2)
 
'Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle doğru yola iletir.' (3)
 
Bu İsmi Bilmenin Faydaları  
 
Her müslüman, bütün varlıkların mutlak yol göstericisinin ve doğruluk sahibinin Allah olduğunu bilmesi gerekir. İnsanları doğru yola ileten, varlıklarının ve hayatlarının düzene girmesini sağlayan yararları gösteren O'dur. Bu sadece insanlara has bir durum değildir. Bütün varlık ve canlıları kapsamaktadır.
 
Gökte ve yerde varolan her şey, O'nun çizdiği doğru plan ve programa göre işlemektedir. Düzen, doğruluk ve rehberlik O'ndandır.
 
İçinde eğrilik olmayan dosdoğru din işte budur. Böyle bir dine inanan her müslüman, Mevlâsının kendisine emrettiklerini yapmalı, yasakladıklarından kaçınmalıdır.
 
Her müslüman, Allah'ın kullarına doğru yolu göstermeli ve onları, İslam'la bağdaşmayan, kendilerini Allah'a itaat ve ibadet etmekten alıkoyan, Allah'a ve Resulü'ne isyan etmelerine, emir ve yasaklarını çiğnemelerine neden olan bütün adet ve davranışları terk etmeye çağırmalıdır. Eğer müslüman bu özelliklerle kendisini donatır ve bunlara sahip olursa, Allah katında reşid olarak adlandırılır ve büyük sevaplar  kazanır. (4)
 
Bir kimsenin önemli ve mühim bir işi olursa onun hallini bilemezse akşam ve yatsı namazı arasında 'Yâ Reşîd' ismini  1000 kere okursa o işinin görülmesi kendisne kolay ve onun içi aydınlık olur. 
 
Kaynaklar:
1) Kehf, 10 
2) Kehf, 17 
3) Hac, 54
4) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
5) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı Bölümü), Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
[24/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanın var olup yaşayabilmesi için toplumsal hayatın gerekliliği öteden beri 'İnsan, tabiatı itibariyle medenîdir' sözüyle ifade edilir. Bu bakımdan tek tek kişiler, bireysel varlıklarını devam ettirebilmek için bir topluma, toplumsal organizasyona katılmak durumundadırlar. Bu katılım, kendi varlığını sadece içinde sürdürebildiği topluma karşı fertlere birtakım görevler yükler. Başka bir ifadeyle, tek tek her birinin sosyolojik atmosferi olan 'toplum'un sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürebilmesi için fertlerin, kendilerinden oluşan bu topluma karşı sorumlulukları vardır.
Toplum varlığının sağlıklı bir şekilde sürebilmesi için, toplumsal denge ve barışın bir şekilde sağlanması ve fertler arasında duygusal gerilime yol açabilecek etkenlerin giderilmesi şarttır. Bir toplumda zenginlerin ve fakirlerin bulunması doğaldır. Fakat doğal olmayan, bunların birbirlerinin haklarını gözetmemesi ve sosyoekonomik açıdan bir bakıma sünnetullah denilebilecek bu durumun toplumda gerilim ve gerginlik sebebi olmasıdır. Bunun için de hem zengin ve fakir arasındaki ekonomik düzey farkının uçuruma dönüşmemesi, yani zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olmasının engellenmesi hem de bu yüzden gerçekleşmesi muhtemel olan bu duygusal gerilimin önlenmesi veya gerilimin alınması gerekir.
Kur'ân-ı Kerîm'de bu yönde yapılan düzenlemeler âdeta böyle bir gerilimin potansiyel varlığını ima edip, bunun engellenme ve giderilme yolları teşhis edilmektedir. Kur'an'da cennet ehli müttakiler tanıtılırken onların dünyada güzel davranan kimseler olduğundan söz edilip '...ve mallarında muhtaç ve mahrumların hakkı vardı' (ez-Zâriyât 51/19) buyurulur. Kur'an'ın başka bir yerinde, namaz kılan ve namazlarında daim olanların eline mal geçip, zengin olunca pintileşen kimseler gibi olmadıkları belirtilerek 'Bunlar sahip oldukları mallarda muhtaç ve mahrumun belli bir hakkı bulunduğunu unutmazlar' (el-Meâric 70/22-25) buyurulmuştur. Bu teşhis ve belirlemenin Medine'de İslâm toplumunun oluşmasından önce daha Mekke döneminde yapılmış olması problemin sadece İslâm toplumu için değil, bütün toplumlar için geçerli olduğunu da ima eder.
Aynı anlamda olmak üzere Kur'an'da 'Güzel bir söz ve bağışlama, eziyete dönüşen bir sadakadan daha iyidir; Allah zengindir ve halîmdir. Ey inananlar! Zekât dahil her türlü sadakanızı başa kakmak ve eziyete dönüştürmek sûretiyle boşa çıkarmayınız. Bu, inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kişinin tutumudur...' (el-Bakara 2/263-264) denilmiştir.
Bu düzenleme toplumdaki ekonomik dengesizliğin yol açabileceği muhtemel olumsuz sonuçların azaltılabilmesi için zekâtı önemli bir araç olarak sunmakla kalmıyor, aynı zamanda bunun işleyişinde son derece önemli insanî meziyetlere, psikolojik faktörlere de işaret ediyor. Âyetten anlaşıldığına göre; zengin, verirken gönülsüz davranmayacak, başa kakmayacak, aynı şekilde fakir de alırken ezilmeyecek, mahcubiyet duyması gerekmeyecek. Çünkü; biri borcunu ödüyor, diğeri hakkını alıyor, alacağını tahsil ediyor; başa kakma ve mahcubiyet için hiçbir neden kalmıyor. Bu düzenleme bir anlamda toplumsal gerilim sigortası görevi görüyor.
Allah elçisinin benzetmesinde, müslümanlar bir vücut, bir bünye gibidir. Vücudun bir âzası sızlayınca bu sızıyı öbür organların duymaması, bu sızıyı hafifletmeye çalışmaması mümkün mü, böyle bir şey düşünülebilir mi? Hayır! Çünkü, böyle bir bîgânelik, vücudun doğal yapısına terstir.
Nasıl ki bir bünyede, gerek içeride oluşan gerekse dışarıdan gelen mikroplara karşı kendisini korumak için bir savunma mekanizması varsa ve gerekli hallerde bu mekanizma harekete geçiyorsa, yine dışarıdan gelecek fizikî müdahale ve saldırılara karşı organlar imkân ve kabiliyetleri ölçüsünde birbirlerinin yardımına koşuyorsa, toplum da aynen böyledir ve toplumsal b
[24/4 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Size (Kur'an ve Sünnet gibi) apaçik deliller geldikten sonra, eger baristan saparsaniz, sunu iyi bilin ki Allah azîzdir, hakîmdir (BAKARA/209)
 
Yeminlerinizi aranizda fesada araç edinmeyin, aksi halde (Islâm'da) sebat etmisken ayaginiz kayar da (insanlari) Allah yolundan alikoymaniz sebebiyle (dünyada) kötülügü tadarsiniz Sizin için (ahirette de) büyük bir azap vardir  (NAHL/94)
[24/4 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: NEZİRDEN NEHY
 
5691 - Saîd İbnu'I-Hâris anlatıyor: 'İbnu Ömer radıyallahu anhümâ'yı şöyle söyler işittim: 'Siz nezretmekten yasaklanmadınız mı? Resülullah aleyhissalâtu vesselâm demişti ki: 'Nezir; olacak bir şeyi ne öne alır ne de geriye bıraktırır. Ancak onunla cimriden mal çıkarılmış olur.'
 
Buhârî, Kader 6, Eyman 26; Müslim, Nezr 3, (1639); Ebu Dâvud, Eymân 26, (3287); Nesâî, Eymân 24, (7, 15,16).
 
5692 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Nezir, ademoğluna, Allah'ın kendisine takdir etmediği hiçbir şeyi yakınlaştırmaz. Ancak nezir, kadere muvafık olur. Nezir sayesinde, cimrinin kendi arzusu ile çıkarmak istemediği, cimriden çıkarılır.'
 
Buhârî, Kader 6, Eymân 26; Müslim, Eymân 7, (1640); Ebu Dâvud; Eymân 26, (3288); Tirmizi, Nüzûr 10, (1538); Nesâî, Eymân 25, (7,16).
 
TAATE YÖNELİK NEZİR
 
5693 - Hz. Aişe radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söydediğini işittim:
 
'Kim Allah'a itaat etmeye nezrederse hemen itaat etsin. Kim de Allah'a isyan etmeye nezrederse, sakın isyan etmesin.'
 
Buhârî, Eyman 28; Muvatta, Nüzür 8, (2, 476); Ebu Davud, Eymân 22, (3289); Tirmizi, Nüzûr 2; (1526); Nesâî, Eymân 28, (7,17); İbnu Mâce, Kefârat 16, (2126).
 
NAMAZLA İLGİLİ NEZİR
 
5694 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Bir kadın hastalanmıştı, şöyle bir nezirde bulundu: 'Allah Teâla hazretleri bana şifa verirse, buradan gidip Mescid-i Aksâ'da namaz kılacağım.' Sonra kadın iyileşmişti. Hemen yol hazırlığı yaptı. Hz. Meymune radıyallahu anhâ'ya geldi, selam verip kararını anlattı. Meymune, kadına:
 
'Hele otur, hazırladığını (burada) ye. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın mescidinde namaz kıl. Zira ben O'nun şöyle söylediğini işittim:
 
'Şu mescidimde kılınan bir namaz, Kâ'be Mescidi hâriç bütün mescidlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır.'
 
Müslim, Hacc 510, (1396).
 
5695 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: 'Fetih günü bir adam kalkıp: 'Ey Allah'ın Resûlü dedi. Ben aziz ve celil olan Allah'a nezirde bulundum ve dedim ki: 'Eğer Mekke'nin fethini sana müyesser ederse, Beytu'I Makdis'te iki rek'at namaz kılacağım.' Resülullah aleyhissalatu vesselâm adama:
 
'Sen şurada kıl!' cevabında bulundu. Adam talebini tekrar etti:
 
'Sen şurada kıl!' buyurdu. Adam bir kere daha tekrar edince:
 
'Öyleyse sen bilirsin' buyurdular.'
 
Ebu Dâvud, Eymân 24, (3305).
 
ORUÇLA İLGİLİ NEZİR.
 
5696 - Hakîm İbnu Ebî Hürre el-Eslemi'nin anlattığına göre, 'İbnu Ömer radıyallahu anhümâ'nın -önceden belirttiği bir günde oruç tutmaya nezreden bir kimsenin, nezrettiği o günü, Kurban veya Ramazan bayramlarına rastladığı taktirde, nezrini yerine getirip getirmeyeceği hususunda- şöyle dediğini işitmiştir: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'da sizin için güzel örnek vardır. O, ne Kurban ne de Ramazan bayramlarında oruç tutmamıştır. Üstelik o günlerde oruç tutmayı uygun da görmemiştir:' Soru sahibi sorusunu tekrar edince İbnu Ömer: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm nezre uymayı emretmiştir, iki bayram gününde oruç tutmayı da nehyetmiştir' demiştir. Soru sahibi sorusunu yine tekrar edince eski cevabına ilavede bulunmamıştır.'
 
Buhârî, Eymân 32, Savm 67; Müslim, Siyâm 142, (1139).
 
5697 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüm  anlatıyor: 'Resülullah aleyhissaIâtu vesselâm hutbe verirken, güneşte ayakta duran bir adam gördü. Bunun niye orada durduğunu sordu.
 
'Bu Ebu İsraîl'dir, güneşte durarak oruç tutmaya, yiyip içmemeye, gölgede oturmamaya ve konuşmamaya nezretmiştir!' dediler. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Ona söyleyin; gölgelensin ve konuşsun, ancak orucunu tamamlasın' buyurdular.'
 
Buhârî, Eymân 31, Muvatta, Eymân 6, (2, 475); Ebu Dâvud, Eymân 23, (3300).
 
5698 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: '(Babam) Ömer radıyallahu anh (bir gün) dedi ki:
 
'Ey Allah'ın Resulü! Ben
[24/4 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'İman, yetmiş küsur -bir rivayette de altmış küsur- şubedir. Haya imandan bir şubedir.' 
Buhârî, İman 3; Müslim, İman 57-38, (35-36); Ebu Dâvud, Sünnet 15, (4676); Tirmizî, İman 6, (2617); Nesâî, İman 16, (8, 110); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (57). 
Bir rivayette şu ziyâde vardır: 'Bu şûbelerden en üstünü 'Lâilâhe illallah' sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara çıkarmaktır.'
[24/4 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.
[Bakara Sûresi.110]
[24/4 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bana verdiğin rızık konusunda beni kanaat sahibi yap ve o rızkımı bereketli kıl. Zayi olan her nimetin daha hayırlısını bana ihsan eyle.” (Hâkim, Deavâat, No:1878)
[24/4 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’tan sakınan kişi ilmi kadar söz söyler.[İmam Rabbani]
[24/4 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.MİKDÂD BİN ESVED
 
Hicretin ikinci yılında Bedir savaşı başlayacağı sırada, Peygamberimiz Eshâbın ileri gelenlerini toplayıp onlarla istişâre etti. Henüz Müslümanlar çok azdı.
 
Harp için hazırlıkları yok sayılırdı. Maddî imkânları azdı. Önce Hz. Ebû Bekir’in ve Hz. Ömer’in fikirlerini aldı. Onlardan herbiri:
 
- Hiçbir hizmet ve fedâkârlıktan geri durmayız, diyerek, Resûlullahın dilediği gibi hareket etmesini istediler.
 
Hz. Mikdâd şöyle konuştu:
 
-Ey Allahın Resûlü! Cenâb-ı Hakkın emirleri ne ise, bize bildir. Biz, size itâat ederiz. Yahûdîlerin, Hz. Mûsâ’ya söyledikleri gibi, “Sen, Rabbinle beraber git de, düşmanlarla savaş!.. Biz burada, seni bekleyicileriz” demiyoruz. Biz hepimiz, senin sağında, solunda, önünde, arkanda harp etmeye hazırız.
 
Bu sözleri işiten sevgili Peygamberimizin mübârek yüzleri aydınlandı. Çok memnun oldular. Çünkü kuvvetli bir müşrikler ordusu üzerlerine geliyordu.
 
Onun, bu ferâgat ve şecâat misâli sözlerinden son derece memnun olan Peygamberimiz, ona duâ etti.
 
Hz. Mikdâd’ın söyledikleri çok te’sîr etti. Diğer Eshâb da, onun gibi konuştular. Böylece, İslâmın ilk harbi ve ilk zaferi gerçekleşti.
 
Bedir savaşında büyük bir kahramanlık gösteren Mikdâd bin Esved, bu savaşta İslâm ordusunda süvâri idi. Bunun için kendisine, Resûlullahın süvârisi denilirdi.
 
Hz. Mikdâd, ok atmakta, binicilikte son derece mâhir bir yiğitti. Bedir’deki kahramanlıkları siyer ve hadîs kitaplarında anlatılmaktadır.
 
Hz. Mikdâd, Müslümanlığı kabûl eden ilklerdendir.
 
Bir gün Hz. Mikdâd ve iki arkadaşı, iyice yorgun ve aç idiler. Sonunda, Efendimize gittiler. Avluda, 3 keçi bulunuyordu. Sevgili Peygamberimiz onları, perişân hâlde görünce buyurdu ki:
 
- Şunları sağınız da, sütleri paylaşınız!
 
Sevinerek öyle yaptılar ve açlıktan kurtuldular. Sonraki günlerde de, aynı şekilde hareket etmeye başladılar.
 
Her akşam hâne-i saâdete, Peygamber Efendimizin huzûr verici evlerine gelirler, kendilerine ayrılan odaya girmeden önce, keçileri sağarlar, karınları doyuncaya kadar içerler, Peygamber efendimizin paylarını da ayırırlardı.
 
İki cihânın Sultânı, şâyet onlardan sonra gelirlerse, uyanık olanların duyacağı, fakat, uyuyanları uyandırmayacak bir sesle; selâm verirler, gece namazlarını kılarlar, süt kabındaki kendi paylarına ayrılan sütü içerlerdi.
 
Bir akşam Peygamber efendimiz, Ensâra da’vetli idiler. Hz. Mikdâd, “Nasıl olsa orada, izzet ve ikrâm edilecekler. Evdeki sütü içmeye, ihtiyaç duymayacaklar!..” diye düşündü.
 
İşte o duygularla, Peygamber efendimizin süt payını da içiverdi. Ama içtiği anda, pişman oldu ve, “Peki şimdi, ne olacak? Biraz sonra Peygamber efendimiz gelip, sütlerini içmek isterlerse. Sütü bulamayınca da üzülürlerse...” diye düşünmeye başladı.
 
Yattığı yerde, bir türlü uyuyamıyordu. Üzerinde, bir örtü vardı. Başını örtse, ayakları; ayaklarını örtse, başı açıkta kalıyordu.
 
Nihâyet Peygamber efendimiz teşrîf ettiler. Her zamanki gibi yavaşca selâm verip, gece namazlarını kıldılar. Süt kabına baktılar. Tabiî kap bomboştu!..
 
Hz. Mikdâd’ın yüreği, hızlı hızlı çarpıyordu. Peygamber efendimiz ellerini kaldırdılar ve;
 
- Yâ Rabbî! Bize yedirenlere, Sen de yedir. İçirenlere, Sen de içir! diye duâ ettiler.
 
Kulaklarına inanamıyan Hz. Mikdâd, sevinçle üzerindeki örtüyü attı. Yavaşca doğrulup, keçilerin bulunduğu yere vardı.
 
Az önce onları sağmıştı, fakat, “Hangisinde süt bulursam, biraz alayım da, Peygamber efendimize takdîm edeyim” diye karar verdi.
 
Hayretle gördü ki, keçilerin hepsi de sütlüydü... Hemen sağdı. Kap tamamen dolmuş, üzeri süt köpükleriyle süslenmişti.
 
Dökmeden getirdi. Kâinâtın Efendisine dedi ki:
 
- İçiniz yâ Resûlallah!
 
Peygamber efendimiz hayretle sordular:
 
- Yâ Mikdâd! Sizler bu gece, süt içmediniz mi?
 
O tekrar ricâda bu
[24/4 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Ramazanı karşılamak ve uğurlamak için oruç tutmanın hükmü nedir?
 
Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği hâlde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet hâline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi hâlinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun” buyurmuştur (Buharî, “Savm”: 14; Müslim, “Sıyam”: 21).
[24/4 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: ADÂVET
 
Düşmanlık, sebebsiz olarak bir kimseye düşmanlık etmek, husûmet. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki  Sen kötülüğü, en güzel haslet ne ise onunla önle (Öfkeye sabr ile, cehâlete ilim ile, kötülüğe afv ile karşılık ver) . O zaman (görürsün ki) seninle arasında adâvet bulunan kimse bile sanki yakın dostun olmuştur. (Fussilet sûresi  34) Kıymetli ömrünü dâimâ adâvet ve husûmet sebebiyle keder ve huzursuzlukla geçiren kimselere yazık. (Ahmed Rıfat) Üç şey adâvete sebeb olur  Mal hırsı, insanların ikramlarına düşkünlük göstermek, insanların göstereceği îtibâra önem vermek (Ebû Osman Hîrî)
[24/4 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Kurban keserken nelere dikkat edilmelidir?
 
Kurban keserken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:
 
 a. Usulüne göre bir kesim yapmış olmak için hayvanın yemek ve nefes borularıyla, iki atardamarından en az birinin kesilmesi gerekir. Bu şekilde yapılan bir kesim sırasında, hayvanın omuriliğinin kesilmesi mekruhtur. Bu konuda etlik kesim ile kurbanlık kesim arasında bir fark yoktur.
 
 b. Hayvanın canı çıkmadan başının gövdesinden ayrılmamasına özen gösterilmelidir. c. Kurban edilecek hayvana acı çektirilmemeli ve eziyet edilmemelidir. Bu nedenle hayvanlar ehil kişiler tarafından kesilmeli ve kesim işlemi süratli bir şekilde yerine getirilmelidir.
 
 d. Çevre temizliği için gerekli tedbirler alınmalıdır.
 
 f. Aynı şekilde, hayvanların bir diğerinin kesimini görecek şekilde yan yana bulundurulmamalarına azami özen gösterilmelidir.
[24/4 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: MES'Â
 
 
 
Safâ ile Merve arasında sa'y yapılan yere 'Mes'â' denir.
[24/4 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rahman'ın has kulları, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.'
(Furkan, 25/67)
 http://www.duavesureler.com
[24/4 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hiç bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.'
(Tirmizî, 'Birr',33)
 http://www.duavesureler.com
[24/4 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Tembellikten, düşkünlük derecesinde yaşlılıktan, günahtan ve borç yükünden, kabir fitnesinden ve kabir azabından, cehennem fitnesinden ve cehennem azabından, zenginlik ve fakirlik şerrinden sana sığınırım. Fakirlik fitnesinden Sana sığınırım. Deccal Mesih’in fitnesinden sana sığınırım.'
(Buhârî, 'De’avât', 38; Nesâî, 'İstiâze', 26–27)
 http://www.duavesureler.com
[24/4 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kerametlerin en büyüğü, kötü bir ahlâkı terkedip yerine güzel ahlâkı elde etmektir.' Sehl b. Abdullah et-Tüsterî [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[24/4 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Şevval Orucu
 
Şevval ayının birinci günü ramazan bayramıdır. Bayram gününden sonra şevval ayı bitinceye kadar altı gün oruç tutmak, Resûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] tarafından tavsiye edilmiş sünnet bir ibadettir. Şöyle buyurmuştur:
 
 Kim ramazan orucunu tutar, sonra şevval ayından altı gün ona eklerse, bütün yıl oruç tutmuş gibi (sevap kazanmış) olur  (Müslim, Sıyâm, 39).
 
Şevval ayında nâfile altı gün oruç tutmak isteyenler, altı gün peş peşe tutabilecekleri gibi aralıklarla da tutabilirler. Ramazan ayında herhangi bir nedenle orucu kazâya kalmış olanlar, bu dönemde kazâ oruçlarını tutabilirler. Ara verilerek tutulmak istendiği takdirde pazartesi ve perşembe günü tercih edilirse, Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bu günlerde oruç tuttuğu için bir sünnet daha yerine getirilmiş olur.
 
Hayır Nerede?
 
Hz. Ebû Bekir [radıyallahu anh] şöyle diyor:
 
Allah Teâlâ’nın rızası hedeflenmeyen sözde, Allah yolunda harcanmayan malda hayır yoktur. Cahilliği yumuşak huylu olmasını engelleyen, Allah için yapacağı işlerde de insanların kınamasından korkan kimselerde hayır yoktur.
 
Semerkand Takvimi
[24/4 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Rahman'ın has kulları, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.'
(Furkan, 25/67)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=FmSj37oQ6GM=
[24/4 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Kişinin gereksiz şeyleri terk etmesi, müslümanlığının güzelliğindendir.'
(Tirmizî, 'Zühd', 11; Muvatta, 'Hüsnü'l-Huluk', 1)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=FmSj37oQ6GM=
[24/4 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'…(Allah'ım!) Bildiğin her zararlı şeyin şerrinden sana sığınıyorum. Bildiğin her hayırlı şeyi istiyorum.Bildiğin her günah için bağışlamanı diliyorum.Sen gizli olan şeyleri çok iyi bilensin.'
(Tirmizî, 'De’avât', 23; İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 35, No: 35, 29349)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=FmSj37oQ6GM=
[24/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin. Hadis-i Şerif
[24/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.
 
(A’râf, 7/156)
[24/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, bana hidayet nasip eyle, bana âfiyet ve (hayırlı) rızık ver.
 
(Muslim)
[24/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlamlaştır. inkârcı toplumlara karşı bize yardım et!
 
(Âl-i İmrân, 3/147)
[24/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Baki
 
Sonlu ve ölümlü olmayan, varlığı sürekli olan, ebedî
[24/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Benim Peygamberim Beni Kurtarır
 
   Oruç Reis esir edilmişti. Bir süre zindanda kaldıktan sonra çıkartılarak bir gemide küreğe çakıldı. Papazlar ve Şövalyeler, İtalyanca, Rumca ve İspanyolca bilen ve sözü sohbeti yerinde plan Oruç Reis ile konuşmaktan zevk alırlardı. Şövalyeler ona karşı hürmet duyuyorlardı. Sohbet sırasında ona: 
 
 -Ey Osmanlı! Sen güzel sözlü bir kişisin. Bizim lisanımızı da fevkalade konuşuyorsun. Müslümanlıkta ne buldun? Gel bizim dinimize geç! Adı sanı belli bir adam olursun. Büyük bir şövalye kaptan yaparız seni,dediler.  
 
 Oruç Reis: 
 
 -Kâfirlerin iyiliği bu mudur? Dinimden dönüp hükümdar olmaktansa müslüman esir kalmayı tercih ederim. Şu duvarlardaki resimleri elinizle dizersiniz ve onlara taparsınız. Şimdi onları ateşe atsalar veya çölde bir kuyuya bıraksalar, veyahut balta ile pare pare eyleseler, kendilerini kurtarıp halas etmeye kadir değildirler, dedi.  
 
 Şövalyeler: 
 
 -Görelim senin Peygamberin neyler, işte halin  malum, dediler.  
 
 -Benim Peygamberim iki cihan fahridir. Bütün evliya  ve enbiya ondan şefaat umar. Hepsine şefaati o eder. Hak teâlâ’nın avni ve inayeti ile gelip beni buradan kurtaracaktır, dedi.  
 
 Şövalyeler gülerek: 
 
 -Hele sen küreği çekmeğe devam et. Bu hava ile gönlünü hoş tut. Peygamberin seni kürek mahkumiyetinden kurtarsın, dediler. 
 
 Aradan zaman geçti. Bir gün kürek çektiği gemi şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Dalgaların arasında ceviz kabuğu gibi sürükleniyordu. Bu hengamede Oruç Reis’in zincirleri de koptu ve kendisini denize bıraktı. Dalgalarla bir müddet boğuştuktan sonra sahile ulaştı. Daha sonra arkadaşları ile buluştu ve yeniden denizlere açıldı. Bir muharebe sırasında, kendisini esir etmiş olan Şövalyelerden birkaçı, şans eseri Oruç Reis’e esir düştüler. Onları görünce yanına getirtti ve şunları söyledi: 
 
 -Ben sizlere demedim mi, benim Peygamberim gelir beni kurtarır diye! Varın reisinize söyleyin, ben gene ona varayım, ne kadar demiri varsa vursun, Peygamberimiz bize, Allah’ın izniyle yine yardım eder.
[24/4 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.
 وَأُفَوِّضُ أَمْرِىٓ إِلَى ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ
(Mu`min 44)َ
Ve ufevvidu emrî ilâllâh(ilâllâhi), innallâhe basîrun bil ibâd(ibâdi).
[24/4 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz.
(İbn Mâce, Talâk, 16)
[24/4 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: EKONOMİ......... 2030’DA TÜRKİYE 5. ZENGİN ÜLKE

Diriliş Postası yazarı Metin Mutanoğlu, bir İspanyol dergisinin ekonomik alanda yaptığı haberi köşesine özetle şöyle taşıdı:

“El Cezire'nin internet sayfasında gezinirken şu habere rastladım; Haber Ağustos 2021 ayında İspanyol ekonomi dergisi Mundo y Economía'da yayınlanmış. Derginin ekonomistleri, mevcut veriler ışığında bir gelecek perspektifi ortaya koyarak 2030'da dünyada en zengin olacak 5 ülkeyi tespit etmiş. Dikkatimi çeken ayrıntı; Türkiye'nin de bu ülkeler arasında yer almış olmasıydı.
Haberin başlığı şöyle: “2030'da Dünyanın En Zengin Ükeleri Bunlar Olacak” Dergi ekonomistleri bu kanaata nasıl varmış. Öncelikle belirtmeliyim ki tek tek incelenen ülkelerle ilgili sunulan parametreler aslında yeni değil.
OECD'nin hazırladığı ve AB Dış İlişkiler Konseyi raporlarında da uygulanan ekonomi politikasının devamı hâlinde 2030 yılına gelindiğinde Türkiye'nin milli gelirde birçok ülkeyi geride bırakarak dünyanın 5. büyük ekonomisine sâhip olacağı ortaya konuluyor. Ekonomik öngörüyle ve tamamen rakamların diline bakılarak hazırlanan çok sayıda raporda bu gerçeği görebiliyoruz. Batıyı korkutan Çin'in ekonomik yükselişi hem OECD hem de İngiltere merkezli Centre for Economics and Business Research'ün raporlarında yer alıyor.
Bir başka raporda Kasım 2019'da Oxford Economics grubu tarafından yayınlanmış ve gelecek 10 yılda küresel pazarlara hâkim olacak, yükselen 10 ülke tespit edilmiş ve Türkiye 6. sırada gösterilmişti.
Mundo y Economía dergisinin hazırladığı haber ve bütün bu raporlarda yer alan öngörü parametreleri neredeyse hep aynı. Genç ve dinamik bir nüfus, sürekli istikrarla büyüyen ekonomi, sanayi ve yatırımlar.  (28.12.2021)

 

GÜNÜN TARİHİ...............  YAVUZ SULTAN SELİM HÂN

 

Osmanlı sultanlarının 9’uncusu ve İslâm hâlîfelerinin 74’üncü- südür. Şehzâdeliğinde, mükemmel tahsil ve terbiye gördü. Arap, Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öğrendi. Askerî sevk ve idâre ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için Trabzon Vâliliği’ne gönderildi. Babası Sultan 2. Bâyezid Hânın tahttan ferâgat etmesi üzerine 24 Nisan 1512’de tahta geçti. Tarihe geçmiş birçok zaferin 8 yıla nasıl sığdığını, tarihçiler hâlen çözememişlerdir. 

 
 
24.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[24/4 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Mikdam İbnu Ma'dikerib (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Ademoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Ademoğluna belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak [nefsinin galebesiyle] illa da (mideyi doldurma işini) yapacaksa bari onu üçe ayırsın: Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine (tahsis etsin, üçte birden fazlasma yemek koymasin).' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Zühd 47, (2381), İbnu Mace, Et'ime 50, (3349)
 
Hadisin Açıklaması:
Burada mide, öncelikle bir kaba ve içerisine bir şeyler konan zarfa benzetilmekte, böylece değer itibariyle düşünülmektedir. Zira kab ve zarf, gaye değil vasıtadırlar. Kendi zatları sebebiyle değil, içerlerine konan şeyler sebebiyle kıymet taşırlar. Öyle ise onlar değil, içlerine konan şeyler asıldır. Hadis, mide'yi ayrıca 'şerli' sıfatıyla tavsif ederek ikinci bir tevhîn'e (değerden düşürmeye) tabi tutmaktadır. Yani sıradan bir kap değil, zarar veren, şer getiren bir kap. Mideyi çok doldurmanın dinî, tıbbî zararları var,  zamansız doldurmanın zararları var, haram doldurmanın zararları var, muvazenesiz, kalitesiz... doldurmanın zararları var. Münâvî der ki: 'Midenin dolması din ve dünyanın fesadına sebep olur... Çünkü kapların dolması, dünyaya gösterilen tamah ve hırstan  hali olmaz. Her ikisi de faili için zararlıdır. Ayrıca tokluk, insanı kötü yerlere düşürür ve sahibini haktan uzaklaştırır. Tenbellik galebe çalar, ibadetten  alıkoyar. İçerisinde fuzulî maddeler artar, gadabı, şehveti artar, hırsı çoğalır, ihtiyacından fazlasını taleb etmeye sevkeder.' Bazı büyükler şöyle demiştir: 'Tokluk nefiste şeytanı celbeden bir nehirdir, açlık ise ruhta,  melekleri celbeden bir nehirdir.' Münâvî, Gazalî'den naklen hadiste geçen ve 'birkaç  lokmacık' diye tercüme ettiğimiz Lukeymât ifadesinin 'on'dan azı ifade eden bir sîga olduğunu belirtir. 
 
Şu halde bu hadis, mideyi doldurma meselesinin ehemmiyetine dikkat çekiyor, rastgele, ilimsiz, şuursuz, dikkatsiz, ölçüsüz doldurmalara karşı uyarıyor. En başta uyarısı da çok yemeye karşı. Aynı hadiste, azlığı tavsiye etmekle birlikte, çok yeme durumunda kalanlara en az zararla kurtulabileceğimiz en fazla yeme hududunu gösteriyor.
 
Mide'yi üçe bölüp, bunun üçte birini 'yemek'le doldurup geri kalan ikisini 'su' ve 'teneffüse (havaya)' ayırmak.
 
Yine Münâvî der ki: 'Bu ölçüye uyulunca ruhî berraklık ve kalbî incelik hâsıl olur. Bu, yemede tercih edilecek ölçüdür. Beden ve kalb için en faydalı olan da budur. Zira karın yemekle dolarsa su içmede sıkışıklığa uğrar. Su içilince teneffüs yapmada sıkışıklığa uğrar sıkıntı ve ağırlık basar. İnsanda, 'arzî', 'mâyî' ve 'havâî' üç kısım bulunması hasebiyle,[14] Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), yiyecek içecek ve nefes için de üçlü taksime yer vermiştir. Bu taksimde nârî (ateşe ait) unsura yer verilmemiştir. Çünkü, İbnu'l-Kayyîm'in söylediğine göre tabiblerden bir grubun kavlince, bedende nârî kısım yoktur. Kurtubî der ki: 'Eğer Bokrat (Hipokrat)[15] Resûlullah'ın beslenme ile ilgili bu taksimatını duysaydı bundaki hikmet karşısında hayran kalırdı.' Gazalî der ki: 'Bu hadis felsefecilerden birine zikredilmişti. Ben, az yeme hususunda bundan daha hikmetli bir söz işitmedim' dedi. Resulullah o üç şeyi bilhassa zikretti, çünkü hayvanî hayatın temeli onlardır.'
 
Münâvî bu açıklamalardan sonra Tenbih başlığı altında şunu ilave eder: 'İbnu Arabî der ki: 'Açlık iki kısımdır: Biri ihtiyârî olan açlıktır, bu sâliklerin (tasavvuf yoluna girenlerin) açlığıdır. Diğeri ise ızdırarî açlıktır. Bu muhakkik ülemânın açlığıdır. Zira, muhakkik kişi, nefsini açlığa mahkum etmez, bilakis yiyeceğini, ünsiyet makamında ise azaltır, heybet makamında ise artırır. Muhakkikler için yemenin çok  olması, azamet halinde meşhudlarından kalblerine tecelli e
[24/4 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz. (Âl-i İmrân, 3/139)
[24/4 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Size oruç, namaz ve sadakanın derecesinden daha üstün olan seyi haber vermeyeyim mi? Evet (Ey Allah'ın resulü, söyleyin!) dediler. İnsanların arasını düzeltmektir. Çünkü insanların arasındaki bozukluk (dini) kazır. Ravi: Ebu Davud, Edeb 58, (4919); Tirmizi, Kıyamet 57
[24/4 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: 'Okunu attıktan sonra kaybetmiş olsan ve (üç gece) sonra (okun isabet ettiği ava) erişsen, bu av kokmadıkça onu yiyebilirsin.'
 
Kaynak : Müslim, Sayd 9, (1931), Ebu Davud, Sayd 4, (2861), Nesai, Sayd 20, (7,193, 194), Buhari, Sayd 8
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[24/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: تَجْعَلَهَا فِي ألاقْرَبِينَ, فَقال أَبُو طَلْحَةَ : أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ , فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ, وَبَنِي عَمِّهِ
 
322: Yine Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ebu talha Medine’de Ensarın hurma bahçesi yönünden en varlıklısı idi. Ebu Talha’nın en sevdiği malı da mescidin karşısındaki Beyruha adlı hurma bahçesiydi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bu bahçeye girer oradan tatlı su içerdi. Ebu Talha, “En sevdiğiniz maldan infak etmedikçe en iyi olan hayra ve cennete ulaşamazsınız.” (3 Al-i İmran 92) ayeti nazil olunca Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanına gelerek: -Ya Rasulallah “Allah sana sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça en iyi olan hayra ve cennete erişemezsiniz”, ayetini gönderdi. Benim en sevdiğim malım ise Beyruha adlı bahçedir. O Allah için sadakadır. Allah’tan onun sevabını ve ahiret azığı olmasını isterim. Burayı Allah’ın sana gösterdiği şekilde kullan, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu.
 
-Aferin sana bu ne karlı ve ne iyi bir maldır. Dediğini işittim fakat ben bu malı akrabalarına vermeni uygun görüyorum, dedi. Ebu Talha öyle yapayım Ya Rasulallah dedi ve bahçeyi akrabaları ve amca çocukları arasında taksim etti. (Buhari, Zekat 44, Müslim, Zekat 42)
 
323- عَنْ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال : أَقْبَلَ رَجُلٌ إِلَى نَبِيِّ اللَّهِ
 
فَقال : أُبَايِعُكَ عَلَى الْهِجْرَةِ وَالْجِهَادِ أَبْتَغِي الأجر مِنَ اللَّهِ. قال : فَهَلْ مِنْ وَالِدَيْكَ أَحَدٌ حَيٌّ ؟ قال : نَعَمْ, بَلْ كِلاَهُمَا. قال : فَتَبْتَغِي الأجر مِنَ اللَّهِ؟ قال : نَعَمْ . قال : فَارْجِعْ إِلَى وَالِدَيْكَ فَأَحْسِنْ صُحْبَتَهُمَا
323: Abdullah ibn-i Amr ibni As (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e gelerek: Allah’tan sevabını umarak hicret ve cihad etmek üzere sana biat ediyorum, yani siyasi otoriteni kabul edip elini tutuyorum, dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’de: “Ana ve babandan hayatta kalan var mı ? diye sordu. Adam: Her ikisi de sağdır, dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’da: “Allah’dan ecir ve sevap kazanmak mı istiyorsun?” Diye sordu. Adam evet deyince Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Anne ve babana dön onlara iyi bak” buyurdu. (Buhari, Cihad 138, Müslim, Birr 6)
 
* Buhari ve Müslim’in başka bir rivayeti şöyledir:
 
Bir adam Rasulullah’a gelip cihad için izin istedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): Anan baban sağ mı? Diye sordu. Adam evet deyince: Öyleyse git onlara hizmet et, buyurdu. (Buhari, Cihad 138, Müslim, Birr 5)
 
324- وَعَنْهُ عَنِ النَّبِىِّ
 
قال : لَيْسَ الْوَاصِلُ بِالْمُكَافِىءِ , وَلَكِنَّ الْوَاصِلَ الَّذِى إذا قَطَعَتْ رَحِمُهُ وَصَلَهَا.
324: Yine Abdullah ibn-i Amr ibni As (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayete göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdular: “Akrabasının yaptığı
[24/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. 'Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.' Kullarımdan şükredenler azdır.
-Sebe Suresi, 13
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[24/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3560]
 
Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim abdest alıp: 'Sübhâneke Allahümme ve bihamdike estağfiruke ve etübu ileyke. (Rabbim seni tenzih ederim, Allah'ım hamdim sanadır, senden bağışlanmak isterim, tevbem de sanadır)' derse, bu bir kâğıda yazılır, sonra bir mühür üzerine nakşedilir, sonra da Arş'ın altına kaldırılır ve Kıyamete kadar (mühür) kırılmaz.'' 
 
Rezin tahric etmiştir.
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[24/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Şu'ayb şöyle dedi: 'Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!... Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece ona tevekkül ettim ve sadece ona yöneliyorum.' - Hûd - 88. Ayet
[24/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Sizden biriniz (gece) uyuyunca şeytan, onun ensesine üç düğüm atar ve her düğümde de, 'Uzun bir gece var, dinlen!' der. O kimse uyanıp da Allah'ı zikrettiğinde bir düğüm, abdest aldığında bir düğüm, namaz kıldığında bir düğüm çözülür ve artık sevinçle ve gönlü hoş olarak sabaha çıkar. Aksi takdirde huzursuz ve uyuşuk olarak sabahlar. - Buhârî, Teheccüd, 12
[24/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış…” - Nahl, 16/125
[24/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Hac ibadetinin rükünlerinden biri tavaftır; yani Kâbe-i Muazzama’nın etrafında yedi kez dönmektir. Tavaf bir nevi namazdır ve tavafta, hacı Allah’ın huzurunda olduğunun bilinciyle, O’na yaraşan bir tazim ve muhabbet içerisinde olmalıdır. Resûlullah (s.a.s.)’ın beyanına göre, “Kâbe’yi tavaf etmek, namaz kılmak gibidir. Ancak tavafta konuşabilirsiniz. Kim tavaf esnasında konuşursa sadece hayır(lı şeyler) konuşsun.” (Tirmizî, Hac, 112). Tavaf ederken, Hz. İbrahim oğlu İsmail (a.s.) ile Allah’ın Evi’ni nasıl dönerek inşa ettilerse, hacı da aynı şekilde tavafla iman evini, gönül evini yeniden inşa etmelidir. Kâbe Allah’ın Evi, kalpler de O’nun nazargâhıdır. Hacı orada sürekli Kâbe’ye bakar, onun yüceliğini temaşa eder; Allah ise kulun kalbini gözetir, onu dikkate alır. Hz. Peygamberin veciz bir şekilde ifade ettikleri gibi; “Allah, sizin şeklinize şemailinize ve mallarınıza bakmaz, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34) - TAVAFIN ANLAMI
[24/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: 42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında 'Kâfırûn' sûresinin ve ikinci rekâtında 'İhlâs' sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah'a yalvarmak ve özellikle şu duayı (*) okumak.
İmam Muhammed'e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kabe'yi görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke'ye girmeden Arafat'a çıkanlardan bu Kudüm tavafı düşer.
10) Mekke'de bulundukça zaman zaman nafile olarak tavaf etmek.
11) Ziyaret tavafının ilk üç şavtında erkeklerin 'Remel' yapmaları (adımlarını kısaltarak ve omuzlarını silkerek çalımlı bir şekilde yürümeleri). Bu hareket hacıların güç ve sağlamlığına bir işarettir.
Resûllüllah Efendimiz kaza olarak yerine getirdikleri Umre haccı esnasında ashab-ı kiramla beraber bu şekilde tavaf ederek, karşıdan seyreden ve ashab-ı kiramın zayıf düştüklerini sanan Mekke'lilere müslümanların kuvvet ve yiğitliğini göstermek istemişti. Peygamberimizin bu sünneti hâlâ uygulanmaktadır.
Bu Remel, Kudüm Tavafında yapılabilirse de, Ziyaret Tavafında yapılması daha faziletlidir. Sader Tavafında ise yapılmaz.
13) Safa ile Merve arasında Sa'y ederken oradaki iki yeşil direk (ışık) arasını erkeklerin koşarak geçmeleri ve sonra yavaşlamaları.
Bu hızlı yürüyüşe 'Hervele' denilir.
14) Zilhicce ayının yedinci günü öğle namazından sonra Mekke'de tek bir hutbe okunup insanlara hac işlerini (menasiki) öğretmek.
15) Zilhicce'nin sekizinci günü, güneşin doğmasından sonra Mekke'den Mina'ya çıkmak ve o gece Mina'da kalmak. Mina Harem Bölgesindedir.
16) Zilhicce'nin dokuzuncu günü, güneşin doğuşundan sonra Mina'dan Arafat'a çıkmak.
Arafat'da en büyük İslâm idarecisi veya onun görevlendireceği kimse, öğle namazı ile ikindi namazını birlikte olarak öğle vaktinde kıldırır. Zevalden sonra ve namazdan önce iki hutbe okur. İnsanlara Arafat ile Müzdelife'de bir müddet durup beklemelerini (vakfe yapmalarını) söyler ve hac ile ilgili bazı bilgiler verir.
17) Kurban Bayramının ilk gününde bir hutbe okumak ve haccın geri kalan
[24/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Arap dilinin aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur.
 
Bu açıdan bakılınca ' ' (Allah) yüce isminin, o dilde benzeri olmayan bir kullanılış şeklinin bulunduğunu görürüz. Bir görüşe göre, başındaki 'el' en-Necm, el-ayyuk v.s. gibi kelimeden ayrılması caiz olmayacak şekilde kelimeden ayrılmayan bir belirleme
 
edatı gibidir. Hemzesi, sözün başında bulunduğu durumda üstündü, sözün ortasında başka bir kelime ile birleştiği zaman 'Vallah, Billah, İsmüllah, Kâlellah' v.s. gibi yerlerde söylenişte veya hem telaffuzda hem yazıda hazf olunur (düşürülür). Diğer bir görüşe göre de 'el' belirleme edatı değildir. Çünkü birine çağırma halinde '' diye hemze sabit kalabiliyor ve bir de 'Yâ eyyühe'l-kerim' gibi çağırma edatı ile çağırılan isim arasında gibi ayıran bir kelime eklemeye gerek kalmıyor. Halbuki 'el' belirleme edatı olsaydı böyle olmayacaktı.
 
Eğer 'el' belirleme edatı ise kelime herhalde başka birşeyden nakledilmiştir ve yüce Allah'a isim olarak verilmesi ikinci bir kök sayesinde mümkündür. Fakat bunun başlangıçta Arap dilinde diğer bir isimden veya sıfattan alınmış olması mümkündür ve aslolan budur. Belirleme edatı 'el' kalkınca da 'lâh' kalır. Gerçekten Arapça'da 'lâh' ismi vardır. Ve Basralı alimlerin büyük bir kısmı bundan nakledildiğini söylemişler. 'Lâh' gizlenme ve yükselme mânâsına fiilinin masdarı olduğu gibi bundan 'ilâh' anlamına da bir isimdir ve bundan 'lâhüm', 'lâhümme' denilir. Bir Arap şairi: 'Ebu Rebâh'ın bir yemini gibi, Allah'ım onu büyükler işitir.' demiş. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz'in dedesi Abdülmuttalib Fil vak'asında Kâbe kapısının halkasına yapışarak; 'Ey Allah'ım! Kul kendi evini korur, Sen de
[24/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Ümmü Ammâre radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı. Bu maksadla kendisine içerisinde üçte iki müdd miktarında su bulunan bir kab getirilmişti.''
 
Ebu Dâvud, Tahâret 44, (94); Nesâi, Tahâret 59, (1, 58).
 
Nesâi şunu ilâve etmiştir: 'Şu'be der ki: 'Ben, Aleyhissalâtu vesselâm'ın kollarını yıkadığını ve onları ovduğunu, kulaklarının iç kısmını meshettiğini öğrendim. Ancak kulakların dışını da meshettiğini bilmiyorum.'
 
3617 - Abdullah İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Bize Resülullah aleyhissalâtu vesselâm gelmişti. Kendisine bakır kapta su getirdik, onunla abdest aldı.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 47, (100).
 
3618 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'ResüIullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Abdest (sırasın)da vesvese veren bir şeytan vardır. Adı da el-Velehân'dır. Öyleyse suyun vesvesesinden kaçının.'

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N