Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 15.07.2023 03:53
Günün yazısı
[1/5 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kazancı temiz olan, içi dışı pâk olan, ve şerrini insanlardan uzaklaştıran kimseye müjdeler olsun, ilmi ile amel eden, malının fazlasını infak edip sözünün fazlasını tutan kimseye de ne mutlu.”
(Taberânî, Kebîr, 4615, V, 71)
[1/5 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler, Allah'a sımsıkı sarılıp dinlerini (ibadetlerini) yalnız onun için yapanlar başkadır. İşte bunlar (gerçekte) müminlerle beraberdirler ve Allah müminlere yakında büyük mükâfat verecektir.
NİSÂ Sûresi 146.Ayet
[1/5 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: Hürriyet
Hür olmayan kimseler yani köle ve esirler, fakihlerin büyük çoğunluğuna
göre, cuma namazı ile yükümlü değildir. Esasen bu şartın konulmasının
altında, kölelik uygulamasının devam ettiği dönemlerde, kölenin efendisine
karşı sorumluluklarını tam ve eksiksiz olarak yerine getirmesi düşüncesi
yatar. Cuma namazının kölelere farz olmadığını söyleyen fakihler bu
hükmü, kölenin görev ve sorumluluğu konusundaki anlayış üzerine kurmuşlardır.
Buna göre köle, tüm zamanını efendisine tahsis etmek durumundadır.
Cuma namazı kılmakla yükümlü tutulacak olursa, efendisine karşı
görevini aksatmış olacak ve bu sebeple efendisinden azar işitecek ve belki
de ceza görecektir. Hz. Peygamber, kölenin cuma namazı kılması gerekmediğini
söylerken, toplumda kölelerin statüsü konusundaki hâkim anlayışı
dikkate almıştır. Zâhirîler, toplumsal olguyu dikkate almadıkları için, cuma
namazı kılmak için hür olma şartını aramamışlardır.
Bu yönüyle düşünüldüğü zaman, hürriyet şartının hangi anlam üzerine
getirildiği ve bu şartın hapis yattıkları için hürriyetleri kısıtlama altına alınmış
olan kimselerle alâkası olmadığı anlaşılır. Bu bakımdan hapiste olan kişilerin,
cuma namazı kılmalarına, fizikî şartlar ve bazı imkânların eksikliği dışında bir
engel bulunmamaktadır. Mahpusların cuma namazı kılabilmeleri için fizikî
şartların hazırlanması ve gerekli düzenlemenin yapılması istenebilir. Cuma
namazının kılınacağı yerin herkese açık olması (izn-i âm) şartı, özel durumundan
dolayı hapishaneyi içine almaz. ...Daha az
[2/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: 78 - Sidretü'l-Münteha Hakkında Bir Bap
449- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Üsârae rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Malik b. Migvel rivâyet etti. H.
Bize İbırî Nümeyr ile Züheyr b. Harb da hep birden Abdullah b. NÜ-meyr'den rivâyet ettiler lâfızları birbirine yakındır. İbn Nümeyr dedi ki: Bize babam rivâyet etti
(Dedi ki): Bize Malik b. Miğvel, Zübeyr b. Adiy’den, o da Talha'dan, o da Mürra'dan, o da Abdullah'tan naklen rivâyet etti.
Abdullah Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) göklere çıkarıldığı gece Sidretü’l-Müntehaya götürüldü. Sidre altıncı semâdadır. Yer yüzüaden semâya çıkarılan onda nihayet bulur ve sonra ondan alınır. Onun yukarısından inen şeyler de onda karar kılar sonra ondan alınır. (Abdullah burada) o dem ki:
«Sidreyi Allah'ın azamet ve celâli (toplayabildiğine kaplıyordu.» Âyetini okumuş ve onu altından pervaneler diye tefsir etmiştir. Sonra (rivâyetine devamla): Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e (orada) üç şey verilmiştir.
1) Beş vakit namaz verilmiştir.
2) Bakara sûresinin son âyetleri verilmiştir.
3) Ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların büyük günahları mağfiret olunmuştur.» demiş.
450- Bana Ebur-Râbî' Ez-Zehranî de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abbad — ki İbn'l-Avvam, dır — rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Şeybanî rivâyet etti dedi ki: Zirr b. Hubeyş'e Allah Azze ve Cel-le'nin:
«İki yay arası kadar veya daha yakın oldu.» Âyet-i kerimesinin mânasını sordum (cevaben) «Bana İbn Mes'ut Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Cibrîl'i gördüğünü onun altı yüz kanadı bulunduğunu haber verdi» dedi.
451- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hafs b.. Gıyâs, Şeybani'den, o da Zirr'dan, o da Abdullah'tan naklen rivâyet etti. Abdullah
Dedi ki:
«Onun gördüğünü kalp yalanlamadı.» âyetinin mânâsı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Cibrîl (aleyhisselâm)'ı görmüştür. Cibrîl'in altıyüz kanadı vardır, demektir.
452- Bize Ubeydullah b. Mu'az el Amberi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti dedi ki: Bize Şube, Süleyman eş-Şeybani'den rivâyet etti, o da Zirr b. Hubeyş'den, o da Abdullah'tan dinlemiş. Abdullah:
«Yemin olsun ki, o Rabbinin en büyük âyetlerinden bazılarını görmüştür.» âyet-i kerimesi hakkında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Cibrîli altı yüz kanadı olduğu halde kendi suretinde görmüştür demiş.
Bu hadisin bütün asıl nüshalarında Sidre-i Münteha'nın altıncı semâda olduğu rivâyet edilmektedir. Halbuki İsrâ hadisinin Enes rivâyetlerinde onun yedinci katta olduğunu görmüştük. Kâdî îyâz o rivâyetin esah olduğunu söyledikten sonra: «Ekseri ulemânın kavli de budur. Münteha ismi verilmeside bunu iktiza eder» diyor.
Nevevî: Bu rivâyetlerin arasını cem etmeye çalışmış ve: «Sidreniri kökü altıncı katta büyük bir kısmı da yedinci katta olabilir. Çünkü onun son derece büyük olduğu malûmdur. Hali (rahimehüllah) «Bu ağaç yedinci kattadır. Bütün semâvatı ve cenneti gölgelendirir, demiştir.» şeklinde müteâlââ yürütmüştür.
Sidre-i Münteha hakkında Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır «Hak dini Kur'ân dili» tefsirinde aşağıdaki malûmatı vermektedir.
Münteha: İsmi mekân ve masdar-ı mimi olabileceğine göre nihayet sidresi veya son haddin sidresi mefumunu ifâde eder bir isim olmuştur. Sidre, yukarılarda da geçtiği üzre bir ağaçtır. Kamus tercümesinde: «Sidr» sinin kesri ve daim sükûnu ile şecere-i nebk ismi dir ki Arabistan kirazı tabir olunur. Trabzon hurması o nevidendir. Müfredi Şiiredir. Cem'i siderât ve sidirât ve sider ve südür gelir ve şecere-i mezbur iki gûnâ olur. Biri Büstânî'dir ki yemişi hoş olup yaprağı ile de gaslolunur. Birisi berridir, ki yemişi kekre olur. Ve ikisininde gölgesi begayet koyu ve. lâtif ve hafif olur,» denilmiştir.
Bu maddede bir hayret mân
[2/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allah'a isyan etmiştir.'
Kütüb-i Sitte
[2/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: 35. Abdestten sonra kelime'i şahadet getirmek.(Ebu Dâvud,Nesai)
[2/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Anadolu’nun İlk Lisesi Olan Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi Temeli Atıldı 1885
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[2/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve esirgeyici bulacaktır.”
Nisa 110
[2/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Allah Teâlâ; ‘Benim rızâm uğrunda birbirlerini sevenler için peygamberlerin ve şehidlerin bile imreneceği nurdan minberler vardır’ buyurmuştur.”
Tirmizî, Zühd 53
[2/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: ORTA SANDIK
Ahi birlikleri tarafından Ahilik düşüncesine uygun şekilde iktisadî hayatın düzenlenmesi, ekonomik faaliyetlerin devam ettirilebilmesi, esnaf ve sanatkârlar arasında dayanışmanın sağlanabilmesi ve esnafın ihtiyacı olan desteğin karşılanabilmesi için bir araç olarak kullanılmak üzere kurulan ve işletilen birime “orta sandık” denilmekteydi.
Orta sandığın, esnafı tefecilerden korumak, hammadde temin etmek, esnafın yaşayabileceği olumsuzluklar karşısında zararının telafisi, hasta ve çalışamayacak durumdakilere yardım etmek gibi önemli işlevleri vardı.
Orta sandık sayesinde Ahi birliklerine mensup meslek erbabının çalışanı ve emeklisi ile çalışırken sakatlanıp iş göremez hale gelenlerin yaşamlarını onurlu bir şekilde sürdürebilmeleri için her türlü ekonomik ve sosyal güvenliği sağlanmıştır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[2/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَوَّلُ مَا يُحَاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ صَلَاتُهُ فَإِنْ كَانَ اَتَمَّهَا كُتِبَتْ لَهُ تَامَّةً وَإِنْ لَمْ يَكُنْ اَتَمَّهَا قَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ هَلْ تَجِدُونَ لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ. (مجمع)
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Kulun ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Şâyet kul, namazını tam kılmışsa, namazı(nın sevâbı) ona tam yazılır. Tam kılmamışsa Allâhü Teâlâ şöyle buyurur: Kulumun (defterinde, farzlarındaki noksanları tamamlayacak) nâfile namaz bulabiliyor musunuz?” (Farzlarındaki noksanları onunla tamamlanır). (Mecmau’z-Zevâid)
02 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[2/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: NAFİLE ORUÇLAR
Bir Müslüman, oruç tutulması mekruh olmayan günlerde, istediği zaman nafile oruç tutabilir. Ramazan Bayramı’nın birinci, Kurban Bayramı’nın 1, 2, 3 ve 4. günleri oruç tutmak tahrîmen mekruhtur. Yalnız cuma veya yalnız cumartesi günü oruç tutmak ise tenzîhen mekruhtur. Nafile oruçlar sünnet, müstehâb, mendûb gibi kısımlara ayrılır:
Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehâbdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kim Ramazân-ı şerîf orucunu tutar, sonra Şevval ayından da altı gün oruç tutarsa senenin tamamını oruçlu geçirmiş gibi olur.” buyurmuşlardır.
Muharrem ayının onuncu yani Âşûrâ gününü, bir önceki veya bir sonraki gün ile birlikte oruçlu geçirmek sünnettir. Sadece Âşûrâ gününde tutulan oruç mekruhtur.
Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da Peygamber Efendimizin teşvik ettiği nafile oruçlardandır.
Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak, müstehâbdır. “Eşhuru hurum” yani “haram aylar” denilen Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarının perşembe, cuma ve cumartesi günlerinde oruç tutmak müstehâbdır.
Şâbân-ı şerîf ayında oruç tutmak müstehâbdır.
Hicrî ayların “eyyâm-ı biyz” denilen, 13, 14 ve 15. günlerinde, üç gün oruç tutmak müstehâbdır.
Ramazan orucundan sonra yıl içerisinde nafile oruçlara da devam ederek oruçtan manen ve madden istifadeye devam etmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur.” buyurmuşlardır.
Oruç tutmak, sıhhat için de çok faydalıdır. Çünkü insanın yediği değil, yiyip hazmettiği şey, vücuda fayda verir. Bu sebeple sık sık ve mide yorgun iken yenilen yemeğin hazmı güç olur ve vücuda zararı çoktur. Oruç, mideyi dinlendirip yenilen ve içilen şeylerin hazmını kolaylaştırır. Yılda bir ay, Ramazan orucu tutulduğu gibi nafile oruçları da tutarak, mideyi zaman zaman dinlendirmek gerekir. Ancak iftar ve sahurda, mideyi bozacak, ağır ve hazmı zor şeyler yenilmemelidir.
02 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[2/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Sabır rahatlığın neşenin anahtarıdır.[Mevlâna]
[2/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: GEÇİMSİZ İNSANDA HAYIR YOKTUR
Müslüman kişi kendisi ile barışık olup, ailesi ve içinde yaşadı- ğı toplumun bireyleri ile de iyi geçinir. Davranışları ve sözleri ile insanları kırmaz, kendisine karşı yapılan yanlış davranışla- ra karşı da anlayışlı olur.
Eşi, çocukları ve komşuları ile içinde bulunduğu toplumun bireyleriyle karşılıklı anlayış içinde iyi geçinen kimseler çevre- lerinde sevilirler, saygı görürler.
Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Müslüman kendisi ile iyi geçinen kişidir. Başkaları ile iyi geçinmeyen ve kendisi ile geçinilmeyen kişide hayır yoktur.” (Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 400)
Müslüman kişi sevgili Peygamberimizin bu uyarısını dikkate almalı, evinde eşi ve çocukları, köyünde, mahallesinde komşu- ları ile iyi ilişkiler içinde olmalı, söz ve davranışları ile çevresine örnek olmalıdır.
DİNÎ KAVRAMLAR
İÇTİMA
Ay, Dünya etrafında belirli bir yörünge üzerinde dolanmakta ve bu dolanımını 29.5 günde tamamlamaktadır. Ay, yörünge üzerinde her dolanmasında bir kez güneş ve dünyanın ara- sına girerek aynı doğrultuya gelmektedir. Güneş, Ay ve Dün- ya üçlüsünün aynı doğrultuya geldiği ana içtima veya kavuşum denir ki bu, astronomik aybaşı- nın başlangıcıdır.
İçtima anında ayın karanlık yüzü dünyaya dönük olduğu için dün- yanın hiçbir yerinden hilal kesin- likle görülememektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Ey can, ölümden korkar kaçarsın ya! Doğrusunu istersen sen kendinden korkmaktasın. (Mevlâna)
[2/5 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: A) RAMAZAN ORUCUNUN KAZÂSI
Ramazandan bir gün veya daha fazla oruç tutmayan kimselerin, bunları kazâ etmeleri gerektiğinde görüş birliği vardır. Tutmama hastalık, yolculuk, hayız, nifas ve benzeri özürler sebebiyle, yahut kasten veya yanılarak niyeti terketmek suretiyle olabilir. Her ne sebeple olursa olsun gününde tutulamamış ramazan orucunun kazâ edilmesi gereklidir. Aynı şekilde kefâret, adak veya başlanıp bozulmuş nâfile oruçların kazâsı da gereklidir. Başlanıp tamamlanmamış nâfile oruç meselesinde, Şâfiîler hiçbir şekilde kazâyı gerekli görmezken, Mâlikîler sadece kasten bozma durumunda kazâyı gerekli görmüşlerdir.
Ramazan orucunun kazâsı yasak günler dışında her zaman yapılabilir. Şâfiîler'e göre ise bir ramazanda kazâya kalmış orucun, gelecek ramazana kadar kazâ edilmesi gerekir. Bir ramazanın kazâ borcu yerine getirilmeden, öteki ramazan gelecek olursa, kazâ borcuna ilâveten bir de fidye ödeme yükümlülüğü ortaya çıkar.
B) KEFÂRET ORUCU
Ramazanda özürsüz olarak oruç tutmamak büyük günahtır. Müslüman kişinin mazeretsiz olarak oruç yemesi son derece uzak ihtimaldir. Bununla birlikte ramazanda mazeretsiz olarak kasten oruç yemek, ramazanın saygınlığını ihlâl etmek anlamına geleceği için kefâret ödemek gerekir. Kefâret için genel olarak önerilen üç seçenekten sadece ikisinin günümüzde tatbik imkânı vardır ki bunlardan birisi iki ay peş peşe oruç tutmak, ikincisi 60 fakiri doyurmaktır. Toplumsal şartlar gereği ve bir anlamda köleliğin kaldırılması hedefine yönelik olarak önerilen köle âzat etme seçeneği köleliğin ortadan kalkmasıyla uygulama dışı kalmıştır.
Hanefîler, kefâret seçeneklerinde sıra gözetmenin gerekli olduğunu savundukları için öncelikle iki ay peş peşe oruç tutmayı, bu mümkün olmazsa diğer seçenek olan altmış fakiri doyurma seçeneğinin uygulanabileceğini ileri sürmüşlerdir. Mâlikîler ise, sıra gözetmeksizin herhangi bir seçeneğin yerine getirilmesini yeterli görmüşlerdir.
Araya hayız ve nifas gibi doğal mazeretlerin girmesi durumu kefâret orucunun peş peşe oluş özelliğine zarar vermez. Bu haller geçtikten sonra yeniden niyet edilerek kalınan yerden devam edilir.
Ramazanda oruç bozmanın kefâretle cezalandırılmasının altında, ramazanın saygınlığına karşı işlenmiş bir suç bulunması yatar. Ramazanda oruç bozmak, ramazan ayına ve ramazan orucuna yapılmış bir hürmetsizlik olduğu için böyle yapan kimseler için kefâret öngörülmüştür. Bu espriyi dikkate alan bazı fakihler, kefâreti oruç tutmamanın değil, orucu bozmanın cezası olarak değerlendirip, ramazan ayında ramazan orucuna niyet edilmediği takdirde oruç yemenin kefâreti gerektirmediğini söylemişlerdir. Fakat bu görüş, pek anlamlı ve isabetli görünmemektedir. Çünkü, niyet etsin veya etmesin, ramazanda mazeretsiz olarak oruç yiyen/tutmayan kişi, ramazan orucuna olmasa bile ramazan ayına saygısızlık etmiş olmaktadır. Öte yandan bir ramazanda birden fazla oruç yemek durumunda sadece bir kefâretin öngörülmesi, kefâret konusunda tek başına orucun değil, bir bütün olarak ramazanın göz önünde tutulduğunu göstermektedir. Şayet kefâretin sebebi ramazan orucu olacak olsaydı, bozulan her bir ramazan orucu için kefârete hükmedilmesi gerekirdi.
Esasen ramazan ile ramazan orucunu birbirinden ayırmak da gerçekte mümkün değildir. O halde Hanefîler'in ortaya attığı bu görüşün anlamı nedir? Öyle sanıyoruz ki, ramazan ayı ile ramazan orucunun birbirinden ayrılması zihnen mümkün olsa bile gerçekte böyle bir şeyin mümkün olmadığını elbette onlar da bilmekteydiler. Fakat hukuk tekniği bakımından kendi görüşleri arasındaki tutarlılığı kaybetmemek ve bu yönden tenkide mâruz kalmamak için bu ayırımı yapmak durumunda kalmışlardır. Bu bakımdan teknik bir ayrıntının sonucu olan bu görüşü, aslî bir görüş gibi değerlendirip, 'canım, niyet etmediğimi
[2/5 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Hac, bilinen aylardadir Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramini giyerse), hac esnasinda kadina yaklasmak, günah sayilan davranislara yönelmek, kavga etmek yoktur Ne hayir islerseniz Allah onu bilir (Ey müminler! Ahiret için) azik edinin Bilin ki azigin en hayirlisi takvâdir Ey akil sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakinin (BAKARA/197)
[2/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: MERHAMETLİ OLMAYA TEŞVİK
1953 - Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahmân'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır.'
Tirmizi, Birr 16, (1925); Ebü Dâvud, Edeb 66, (4941).
1954 - Hz. Cerir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: 'Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz.
Buhâri, Tevhid 2, Edeb 27; Müslim, Fedail 66, (2319); Tirmizi, Birr 16, (1923).
1955 - Ebü Dâvud ve Tirmizi'de Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh)'den gelen bir diğer rivâyette Resülullah (aleyhissalatü vesselâm) şöyle buyurmuştur: 'Merhamet; ancak şaki'nin (ebedi hüsrâna uğrayanın) kalbinden çıkarılabilir.'
Tirmizi, Birr 16, (1924); Ebü Dâvud, Edeb 66, (4942).
1956 - Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aIeyhissalâtü vesselâm) (bir gün), Hasan İbnu Ali (radıyallâhu anhümâ)'yı öpmüş idi. Bu sırada yanında bulunan Akra' İbnu Hâbis, (sanki bunu tuhaf karşıladı ve:) 'Benim on tane çocuğum var. Fakat onlardan hiçbirini öpmedim' dedi. Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) ona bakıp:
'Merhamet etmeyene merhamet edilmez' buyurdu.'
Buhâri, Edeb 18, Müslim, Fedâil 65, (2318); Tirmizi, Birr 12, (1912); Ebü Dâvud, Edeb 156, (5218).
Rezin ilâve etti: '(Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) şunu da söyledi:'Allah siz(in kalbiniz)den merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim?'
ALLAH'IN RAHMETİ
1957 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: 'Allah celle şânühü mahlukâtın olmasına hükmettiği zaman -Müslim'in rivâyetinde: 'Allah mahlükâtı yarattığı zaman'- yanında bulunan, Arş'ın gerisindeki bir kitaba şunu yazdı: 'Muhakkak ki rahmetim gazabıma galebe çalmıştır.'
Buhâri, Tevhid 15, 22, 28, 55, Bedi'ül'-Halk 1; Müslim, Tevbe 14, (2751); Tirmizi, Daavat 109, (3537).)
Buhâri nin bir diğer rivâyetinde: 'Rahmetim gazabıma galebe çaldı' denmiştir.
Buhâri ve Müslim'in bir rivâyetlerinde: '(Rahmetim) gazabımı geçti' denmiştir.
1958 - Yine Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhisselâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah rahmeti yüz parçaya böldü. Bundan doksandokuz parçayı kendine ayırdı. Yer yüzüne geri kalan bir cüzü indirdi. (Bunu da -cin, insan ve hayvan mahlükatı arasında taksim etti.) Bu tek cüz(den nasibine düşen pay sebebiyledir ki mahlükat birbirlerine karşı merhametli davranır. At, (hayvan) yavrusuna basmamak endişesiyle ayağını bu sayede kaldırır.'
Buhâri, Edeb 19, Rikâk 19, Müslim 17, (2752); Tirmizi, Daavât 107-108, (3535-3536).
1959 - Selmânu'l-Fârisi (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: 'AIlah'ın yüz rahmeti var. Bunlardan biriyle mahlükat kendi aralarında birbirlerine merhamet gösterirler. Doksandokuz rahmet de Kıyamet günü içindir.'
Müslim, Tevbe 20, (2753).
1960 - Yine Müslim'de gelen bir diğer rivâyette Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm)]: 'Allah, arz ve semayı yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak kadardır. Ondan yeryüzüne tek bir rahmet indirmiştir. İşte anne, yavrusuna bununla şefkat eder. Vahşi hayvanlar ve kuşlar birbirlerine bununla merhamet ederler. Kıyamet günü geldiği vakit Allah, rahmetine bunu da ilâve ederek (tekrar yüze) tamamlayacaktır.'
Müslim, Tevbe 21, (2753).
1961 - Ömer İbnu'l-Hattâb (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtü vesselam)'a bir grup esir getirilmişti. İçlerinde bir kadın vardı, göğüsleri sütle dolu idi. Bu kadın (sağa sola) koşuyor, esirler arasında bir çocuk bulduğ
[2/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Hz. Enes (radıyallahu anh)'in rivayetine göre Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: 'Sizden biri, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek imana eremez.'
Nesâî'nin rivayetinde '...hayır şeylerden' ziyâdesi mevcuttur.
Buhârî, İman 6; Müslim, İman 71, (45); Nesâî, İman 19, (3, 115); Tirmizî, Sıfatu'l-Kıyamet 60, (3517); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (66).
[2/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.
[Bakara Sûresi.117]
[2/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Yaratılışımı güzelleştirdiğin gibi, ahlakımı da güzelleştir.” (Ibn Hanbel, Müsnet, I/403)
[2/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Anladım ki işi, sanat Allah’ı aramakmış. / Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.[Necip Fazıl Kısakürek]
[2/5 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.OSMAN İBNİ MAZ'UN
Medine'de Vefat Eden İlk Muhacir
Osman İbni Maz'un radıyallahu anh Medine'de vefat eden ilk sahâbî... Bakî kabristanlığına defnedilen ilk muhacir... Mâbedi hayat olan bir âbid zâttır.
O, ilk müslümanlardandır. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz Dâru'l-Erkam'a yerleşmeden once islâmla şereflendi. Cahiliye döneminde de temiz yaratılışlı, ağırbaşlı bir insandı. O dönemde de hiç içki içmedi. 'Aklı gideren, benden aşağıdakileri bana güldüren bir şeyi içmem' derdi. Onun islâm'a girişi Ahmed İbni Hanbel'in Müsned'inde şöyle anlatılır:
'Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir gün Mekke'de evinin yanında oturuyordu. Osman İbni Maz'un da oradan geçiyordu. Rasûlullah (s.a.)'e bakıp tebessüm etti. İki cihan Güneşi Efendimiz de ona: 'Biraz oturmaz mısın?' buyurdu. O da karşısına oturdu. Konuşurlarken Rasûlu Ekrem (s.a.) Efendimize bir hal oldu. Sanki karşısında birisi ona bir şeyler anlatıyor, Efendimiz de anladım dercesine başını sallıyordu. Bu hal bir müddet sonra geçti. Osman bu hali merak etti ve Efendimize sordu. Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz kendisine Allah'ın elçisi cebrâil'in geldiğini ve Nahl Sûresi 90. âyet-i celileyi indirdiğini söyledi. Meâlen: 'Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsânı ve akrabaya vermeyi emrediyor. Zinâdan, fenalıklardan ve insanlara zulum yapmaktan da nehyediyor. Size böylece ögüt veriyor ki, benimseyip tutasınız.'
Bu hadise Osman İbni Maz'un'un gönlünde iman nurunun parlamasına vesile oldu. Oracıkta islâm'a giriverdi. İslâm'ın ilk günlerinde Osman'ın bu hareketi Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimizi pek memnun etti. Ailesine de islâm'ı anlattı ve onlar da müslüman oldu. Diğer müslümanlar gibi o da müşriklerin ezâ ve cefâlarına mâruz kaldı. Ama imanından hiç taviz vermedi. Sonunda Habeşistan'a hicret etti.
O, hicret eden ilk gurubun başkanıydı. Habeşistanda inançlarını daha rahat bir şekilde yaşama imkânı bulan ilk muhacirler her an Mekke'den haber bekliyorlardı. İki cihan Güneşi Efendimizden ayrı kalmalarına çok üzülüyorlardı. Bir ara Kureyş'in islâm'a girdiği haberini aldılar. Bunun üzerine müslümanlar Mekke'ye geri dönmeye başladılar. Ancak Mekke'ye yaklaşınca bu haberin yalan olduğunu öğrendiler. Aralarında istişare ettiler ve herkes bir dostunun himayesine girmek sûretiyle Mekke'de kalmağa karar verdiler. Kimi himaye edecek birini buldu, kimi de gizlice Mekke'ye girdiler. Osman İbni Maz'un (r.a.) Velid bin Mugiyre'nin himayesine girmişti. Fakat inanan bir insan için müşrik birinin himayesinde olmak hazmedilir şey değildi. Bu yüzden hepsinin gönlü huzursuzdu.
Osman İbni Maz'un (r.a.) bu durumun acısını kalbinde hissetti ve bunu imandan taviz vermek olarak kabul etti. Birgün kendisini: 'Vallahi benim arkadaşlarım Allah yolunda eziyet ve sıkıntı çekerken, bir müşriğin himayesinde rahat ve emniyet içinde yaşamam benim için büyük bir eksikliktir.' diyerek iç muhasebeye tâbi tuttu. Sonra kalktı Velid bin Mugire'ye geldi ve ona: 'Ey Ebû Abdişşems! Artık senin himayeni kabul etmiyorum.' dedi. Velid: 'Niçin ey Kardeşimin oğlu!' dedi. O da: 'Ben artık Allah'ın himâyesini kabul ediyorum. Ondan başkasının himâyesine girmek istemiyorum.' diye cevap verdi. Velid: 'Öyleyse bunu Kâbe'ye git ve orada açıkla.' dedi. Birlikte Kâ'be'ye gittiler. Osman İbni Maz'un (r.a.) orada: 'Ben Allah'dan başkasının himâyesinde bulunmayı sevmiyorum. Onun için Velid'in himâyesini artık kabul etmiyorum.' diye ilân etti ve Velid'in himayesinden çıktı.
Bir gün o, Kureyşlilerin toplandığı yere gitmişti. Lebid şiir okurken: 'Şüphesiz Allah'tan başka her şey bâtıldır.' dedi. Osman İbni Maz'un da: 'Doğru söyledin.' dedi. Lebid: 'Her nimet mutlaka yok olacaktır.' mısrasını okurken Osman (r.a.): 'Yalan söyledin, cennet nimetleri yok olmaz.' dedi. Lebid Kureyşlilere sitemle: 'Sizin meclisinizde böyle kimseler olmazdı. Ne oldu size?' dedi. Bu sırada Abd
[2/5 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Oruç kefareti ne demektir? Hangi durumlarda gerekir?
Oruç kefareti, Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması sebebi ile bir ceza olarak, Ramazan dışında peş peşe iki kamerî ay veya altmış gün oruç tutmak demektir.
Meşru bir mazeret bulunmaksızın yemek, içmek, cinsel ilişkide bulunmak ya da bu anlama gelecek fiillerden birini yapmakla oruç bozulur ve bozulan orucun kaza edilmesi gerekir. Eğer bu şekilde bozulan oruç Ramazan orucu ise, ayrıca kefaret orucu tutmak gerekir. Oruç kefaretini oruç tutma yolu ile ödemeye sağlığı elvermeyen kimse, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.
Âdet hâlinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.
Şafii mezhebine göre mazeretsiz olarak Ramazan orucunun yemeiçme ile bozulması durumunda kefaret değil, sadece kaza gerekir.
[2/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: AFÎF
Temiz, iffetli, nâmuslu, haramdan (günahtan) sakınan. (Bkz. İffet)
[2/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Kurbanın satıldıktan sonra satıcının elinde emaneten dururken ölmesi veya başka bir sebeple kesilememesi durumunda ne yapılmalıdır?
Satın alınıp da, korunmak veya beslenmek üzere kurban bayramına kadar satıcının yanında bırakılan kurbanlık hayvan onun yanında emanet hükmündedir. Emanet malın telef olması halinde, emaneti elinde tutanda kasıt, kusur veya ihmal bulunmadığı sürece sorumlu olmaz. Dolayısıyla, satıcı emanet malı, korunması gerektiği şekilde korur da buna rağmen mal telef olursa onu tazmin etmesi gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, III, 215-219). Bu durumda, kurbanlık hayvanın daha önce ücreti ödenmemişse, alıcının ödemesi gerekir. Ölen hayvanı satın alan kişi zenginse, yenisini alıp kesmek zorundadır. Yoksulsa yeniden hayvan alıp kesmesi gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75; Mehmet Zihni, Nimet-i İslam, 602).
Fakat hayvan elinde emanet olan kişi, ister satıcı olsun ister başkası, onu gerektiği şekilde korumaz veya ihmalkar davranır ve bu yüzden hayvan telef olursa hayvanın değerini tazmin etmesi gerekir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75). Bu durumda da hayvan sahibi zenginse yenisini alıp keser. Yoksulsa kesmesine gerek yoktur. Çünkü ona kurban kesmek vacip değildi, satın almakla, satın aldığı hayvanı kesmeyi kendisine vacip kılmıştı. Aldığı hayvan ölünce, vucubiyet düşer ve yenisini almak gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74; Kasani, Bedaiu’s-sanai, Beyrut 1982, V, 68).
[2/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: METAF
Kâbe'nin etrafında tavaf edilen yere 'Metaf' denir.
[2/5 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'a yönelen, ona ortak koşmayan kimseler (olun). Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.'
(Hac, 22/31)
http://www.duavesureler.com
[2/5 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: 'İki nimet vardır ki, insanların çoğu onların kıymetini bilmez ve aldanırlar: Sağlık ve boş vakit'
(Buharî, 'Rikak', 1)
http://www.duavesureler.com
[2/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Ayıplarımı, kusurlarımı ve açıklarımı örtüver. Onları deşifre etme. Korkularımı gider.'
null
http://www.duavesureler.com
[2/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: • Çiçek Fırtınası
'İnsanlar edebe, ilimden çok daha fazla muhtaçtır.' Abdullah b. Muhammed b. Münâzil [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[2/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Zamanın Önemi
Allah Teâlâ’nın kullarına sayılamayacak kadar çok nimeti vardır. İnsanoğlunun bunları sayabilmesi, hakikatini idrak edebilmesi mümkün değildir. Yüce Rabbimiz bu nimetleri sürekli olarak ikram etmeye devam etmekte, her nimetin ardından bir başkası gelmektedir. Nitekim Cenâb-ı Allah bir âyet-i kerimesinde şöyle buyurur: O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız… (İbrahim 14/34).
Allah Teâlâ’nın insanoğluna verdiği nimetlerin en büyüğü, O’na iman etmek ve O’nun katından gelenlere inanmak, Allah Teâlâ’nın farz kıldığı ve emrettiği şekilde bunların gereğini yerine getirmektir. En kıymetli nimetlerden biri de zaman nimetidir. Nitekim pek çok âyet-i kerime zamanın önemine ve ne kadar büyük bir nimet olduğuna işaret etmektedir: Biz, geceyi ve gündüzü birer âyet (delil) olarak yarattık. Nitekim Rabb’inizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine, eşyayı) aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz, her şeyi açık açık anlattık (İsrâ 17/12).
Semerkand Takvimi
[2/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Allah'a yönelen, ona ortak koşmayan kimseler (olun). Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.'
(Hac, 22/31)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=tJvoQWcORL4=
[2/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Sattığı zaman kolaylık gösteren, satın aldığı zaman kolaylık gösteren ve hakkını isterken kolaylık gösteren kula Allah merhamet eylesin.'
(İbn Mâce,' Ticaret', 28)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=tJvoQWcORL4=
[2/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'…Allah’ım! Bize imanı sevdir, kalplerimizi imanla süsle. Bize küfrü, itaatsizliği ve isyanı sevdirme, kerih göster, bizi doğru yolu bulanlardan eyle…'
(Hâkim, 'De’avât', No:1898)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=tJvoQWcORL4=
[2/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Siz babalarınıza iyilik ediniz ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler!.. Hadis-i Şerif
[2/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) vadedilmekte olan cennetle sevinin!
(Fussilet, 41/30)
[2/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Allah’ın adıyla… O’nun adıyla (hareket edildiğinde) yerde ve gökte hiçbir şeyin zararı dokunmaz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
(Al-Tirmidhi)
[2/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allahım! Hayatımı devam ettirdiğin sürece rahmetini, bana günahları terk ettirerek göster. Beni ilgilendirmeyen şeylere dalarak bunların yükünü çekmekten kurtar beni. Senin rızanı kazandıracak şeyleri güzel görmeyi nasip et.
[2/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Mu'izz
İzzet ve şeref, güç ve kuvvet, itibar ve şeref veren, aziz yapan
[2/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır.
İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:
– Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!.. Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı:
– Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?
Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:
– Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:
– Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun! Diye teşekkürden kendimi alamıyorum.
Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam:
– Ver şu elini öyle ise! diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper.
Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:
– Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin? der.
İsa Peygamber:
– Belli olmuyor mu? deyince:
– Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil, der.
Tebessüm eden Hz. İsa:
– Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar.
Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:
– Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:
– Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?
Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allahın Nebisi işaret eder:
– Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!..
Derler ki:
– Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.
– Öyle ise, der, tefekkür edin, siz de düşünün.
Sözünü şöyle bağlar Allahın Nebi’si:
– Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!
[2/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ım! Ben gerçekten nefsime çok zulmettim, günahlarıancak Sen bağışlarsın, beni katından bir mağfiret ile bağışla, bana merhamet et, şüphesiz Sen çok bağışlayansın, çok merhametli olansın.
اَللّٰهُمَّإِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْمًا كَثِيرًا وَلاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ فَاغْفِرْ لِيمَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ وَارْحَمْنِي إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيم
Allâhümme innîzalemtünefsîzulmen kesîrâ. Ve lâyeğfiruz-zünûbe illâente feğfirlîmeğfiratemmin ‘ındike verhamnîinneke entel-ğafûrur-rahîm.
[2/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım...
(Tirmizî, Menâkıb, 63)
[2/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET........ NE DEĞİŞTİ
• Öğrenim seviyemiz arttı fakat anlayışımız azaldı.
• Daha fazla bilgiliyiz ama, daha zor karar veriyoruz.
• Çok biliyoruz ama, nedense az gelişiyoruz.
• Daha fazla uzmanız fakat, daha fazla problemliyiz.
• Daha çok tedaviye rağmen, daha az sağlıklıyız.
• Etiketler büyük, fakat karakterler küçük.
• Kârlar yüksek ama, yine doymuyoruz.
• Varlığımızı artırdık ama, değerlerimizi yitirdik.
• Para çoğaldı ama, bereket azaldı.
• Akıl veren çoğaldı ama, danışan azaldı.
• Diplomalar çoğaldı ama, ilim, irfan ve sağduyu azaldı.
• Refahımız arttı ama, şükrümüz azaldı.
• Konforumuz arttı ama, zamanımız daraldı.
• Obezite arttı ama, ruhlar cılızlaştı.
• Deterjanlar temizlikte çığır açtı bütün lekeler temizlendi, ama, ruhlar kirlendi…
• Bütün dünyayla anında bağlantı kurabiliyoruz ama, dibimizdekiyle iletişimde zorlanıyoruz.
• Yıldızlar yakın oldu ama, akrabalar uzak.
• Câmi cemaatleri küçüldü ama, huzurevleri büyüdü.
• Evlerin oda sayısı çoğaldı ama, içinde yaşayanların sayısı azaldı.
• Evlenme yaşı yükseldi ama, evlenenler azaldı.
• Kardeş sayısı azaldı, fakat kardeş kavgası arttı.
• Eve çift maaş girdi ama, çiftlerin boşanmaları arttı.
• Su gibi para harcıyoruz ama, ihtiyaçlarmızı bitiremiyoruz.
• Daha güzel evlerde oturuyoruz ama, huzuru bulamıyoruz.
• Sosyal medyaydı derken tanıdıklar çoğaldı ama, dostlar azaldı.
• Sosyal medyada bol bol yazıyoruz ama, az okuyoruz.
• Daha çok plân yapıyoruz ama, daha az sonuç alıyoruz.
• Daha plânlı yaşıyor ama, yine de vakit yetiştiremiyoruz.
• Dünya barışı diyoruz ama, en yakınımızla dargınız.
• Einstein’ın dediği gibi; atomu parçaladık ama, ön yargılarımızı yıkamadık. Halime Gürbüz TÜRKİYE GAZETESİ 01.05.2022
02.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[2/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Abbas (ra)
İnsanlardan bazısı vardır, Allah'a (dininin) yalnız bir taraf(ın)dan (tutup, şekk ve tereddüd içinde) ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa ona yapışır. Eğer bir fitne isabet ederse yüzü üstü döner. Dünyada da, ahirette de hüsrana uğramıştır o. Bu ise, apaçık ziyanın ta kendisidir. (Hac, 11) ayetinin iniş sebebini açıklamak maksadıyla şöyle buyurdu: 'Bazıları vardı, Medine'ye gelir, bakardı, bu gelişiyle hanımı oğlan doğurur, atı da yavrularsa, 'Bu din, derdi, salih iyi bir dindir.' Şayet hanımı oğlan doğurmaz, atı da yavrulamazsa: 'Bu din kötüdür' derdi.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Tefsir, Hacc 2, 3
Hadisin Açıklaması:
Bu âyet-i kerime maddî menfaat mülâhazasıyla İslâm'a girenlerden bahsetmektedir. Şarihler, hadiste haber verilen durumun daha ziyade bedevîler tarafından ortaya konduğunu belirtirler. Zâten bedevîlerin çoğunluk itibariyle İslâm'ın vermek istediği asıl mesajı anlamaktan uzak kalacağını, inandık deseler bile kalbine gerçek imanın girmeyeceğini, küfre yakın olacağını muhtelif âyetler beyan etmiştir. [Tevbe 98; Feth 11; Hucurat 14].
Bu hadisin, başka vecihlerinde Medine'ye gelen bedevîlerin neler arayıp da bulamadıkları daha da sarahate kavuşturulur:'Kişi Medine'ye hicret eder, bakardı; bu gelişiyle vücudca sıhhate kavuşursa..',
'Kişi Medine'ye gelir bolluk, yağmur ve evlâda rastlarsa memnun kalır, itminân bulur ve 'Bu dinde hayır buldum', veya 'Bu ne iyi din', yahut 'Şu dinimiz sâlih bir dindir' derler ve temessük ederlerdi.'
'... Kurak, kıtlık, doğumu kesad bir yıla rastlarlarsa, 'Bu dinimizde hayır yok' derlerdi.'
'...Medine'de başı ağırır veya kadını kız çocuğu doğurur ve de kendisine sadaka gecikecek olursa şeytan ona gelir: 'Bu dinden sana vallahi şerden başka bir şey ulaşmadı, bu fitnedir' derdi.
'...Bedevî hastalanır, sadakadan mahrum kalır ve bir ihtiyaca düşecek olursa: 'Vallahi bu, aradığım din değil, ben hâlâ bedenen ve hâlen kötüye gitmekteyim' derdi.'
Şu halde âyetin iniş sebebiyle ilgili olarak kaydedilen bu farklı rivayetler bir noktada birleşir: 'Bir kısım bedevîler, İslâm dinini, ondan gördükleri menfaatlerle ölçmüşler, nimete mazhar olunca iyi olduğunu, nıkmete mâruz kalınca da kötü olduğunu söylemekten çekinmemişlerdir.' Halbuki gerçek iman 708 numaralı hadiste geçtiği üzere, Habbâb İbnu'l-Eret örneğinde olduğu gibi, ateş üzerinde bile yatırılsa sabır ve sebatı gerektirir
[2/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur. (İsrâ, 17/81)
[2/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Allah bir kuluna hayır murad ettimi onun cezasını tacil edip dünyada verir; bir kulu hakkında da kötülük murad ettimi onun günahlarını tutar, Kıyamet günü cezasını verir. Ravi: Tirmizi, Zühd 57
[2/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: 'Av ve çoban köpeği dışında köpek besleyenin ecrinden her gün iki kıratlık eksilme olur.' (Salim der ki: 'EbA Hüreyre (bu hadisi rivayet ederken): '...Veya ziraat köpeği' derdi.) Çünkü o ziraat sahibi idi.'
Kaynak : Buhari, Sayd 6, Müslim, Müsakat 50, (1574), Muvatta, İsti'zan 12, (2,969), Tirmizi, Ahkam 4, (1487), Nesai, Sayd 12-14 (7,187-188)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[2/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: 342- عَنْ اَبِى عِيسَى الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ
عَنْ رَسُولِ اللَّهِ
قال : أناللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ حَرَّمَ عَلَيْكُمْ عُقُوقَ ألامَّهَاتِ, وَوَأْدَ الْبَنَاتِ, وَمَنْع وَهَاتِ, وَكَرِهَ لَكُمْ قِيلَ وَقال, وَكَثْرَةَ السُّؤَالِ, وَإِضَاعَةَ الْمَالِ
342: Ebu İsa Muğire ibni Şu’be (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah size annelere itaatsızlık etmeyi, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi özerinde verilmesi gereken şeyleri vermemeyi, hakkınız olmayan şeyleri istemeyi, haram kıldı ve dedikodu yapmayı çok soru sormayı ve gereksiz yere mal sarfetmeyi de mekruh kılmıştır. (Buhari, İstikraz, 19, Müslim, Akdiye 10)
BÖLÜM: 42
ANA BABAYA DOSTLARINA VE
İKRAMA LAYIK KİMSELERE İKRAM ETMEK
343- عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رضي اللهُ عَنْهُمَا أن النبي
قال :إن أَبَرّ الْبِرِّ أن يَصِلَ الرَّجُلُ وُدَّ أبيهِ.
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رضي اللهُ عَنْهُمَا أن رَجُلاً مِنَ ألاعْرَابِ لَقِيَهُ بِطَرِيقِ مَكَّةَ فَسَلَّمَ عَلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ بن عمر , وَحَمَلَهُ عَلَى حِمَارٍ كان يَرْكَبُهُ, وَأَعْطَاهُ عِمَامَةً كانت عَلَى رَأْسِهِ, فَقال ابْنُ دِينَارٍ : فَقُلْنَا لَهُ : أَصْلَحَكَ اللَّهُ إنهُمُ الأعْرَابُ وَإنهُمْ يَرْضَوْنَ بِالْيَسِيرِ فَقال عَبْدُ اللَّه : ِإن أَبَا هَذَا كان وُدًّا لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ
وَإني سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ: إن أَبَرَّ الْبِرِّ صِلَةُ الْوَلَدِ أَهْلَ وُدِّ أبيهِ.
وَفِى رِوَايَةٍ عَنْ بْنِ دِينَارٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ أنهُ كان إذا خَرَجَ إِلَى مَكَّةَ كان لَهُ حِمَارٌ يَتَرَوَّحُ عَلَيْهِ, إذا مَلَّ رُكُوبَ الرَّاحِلَةِ, وَعِمَامَةٌ يَشُدُّ بِهَا رَأْسَه,ُ فَبَيْنَا هُوَ يَوْمًا عَلَى ذَلِكَ الْحِمَارِ إِذْ مَرَّ بِهِ أَعْرَابي, فَقال : أَلَسْتَ ابْنَ فُلان بْنِ فُلان؟ قال : بَلَى. فَأَعْطَاهُ الْحِمَارَ, فَقال : ارْكَبْ هَذَا وَأعطاه الْعِمَامَةَ وقال : اشْدُدْ بِهَا رَأْسَكَ, فَقال لَهُ بَعْضُ أَصْحَابِهِ : غَفَرَ اللَّهُ لَكَ أَعْطَيْتَ هَذَا الأعْرَابي حِمَارًا كُنْتَ تَرَوَّحُ عَلَيْهِ, وَعِمَامَةً كُنْتَ تَشُدُّ بِهَا رَأْسَكَ؟ فَقال : إني سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ : إن مِنْ أَبَرِّ الْبِرِّ أن يصل الرَّجُلِ أَهْلَ وُدِّ أبيهِ بَعْدَ أن يُوَلِّيَ. وَإن أَبَاهُ كان صَدِيقًا لِعُمَرَ رضي اللهُ عَنْهُ.
343: İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İyiliklerin en iyisi ve güzeli bir kimsenin baba dostunu sevip ,görüp gözetmesidir.”
[2/5 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Ramazan'ı yaşadığı hâlde günahlarını bağışlatamayan kimsenin burnu yerde sürünsün!
-Tirmizi, Deavât, 100
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[2/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3568]
Buhari rahimehullah'ın bir rivâyetinde şöyle denmiştir:
'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm (abdest uzuvlarını) ikişer kere yıkayarak abdest aldı.''
Buhâri, Vudü 23.
Ebu Dâvud'un bir rivâyetinde, Mikdâm İbnu Ma'dikerb'den şu kaydedilir:
'Sonra başını, içiyle ve dışıyla iki kulağını meshetti.'
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (121).
Yine Ebu Dâvud'un bir başka rivâyetinde şöyle denmiştir: 'Kulaklarını içleriyle dışlarıyla meshetti, parmaklarını kulaklarının deliklerine soktu.''
Ebü Dâvud, Tahâret 123.
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[2/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. (36-38) - Nebe' - 36. Ayet
[2/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Satarken, satın alırken, alacağını talep ederken hoşgörülü davranıp kolaylık gösteren kimseye Allah rahmetiyle muamele eylesin. - Buhârî, Büyû’, 16
[2/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rabbim senin isminle yanımı yatağa koydum. Ve yine senin isminle yanımı yataktan kaldıracağım. Eğer uykuda canımı alacaksan, bana merhamet edip bağışla! Şayet hayatta bırakacaksan, salih kullarını koruduğun şeylerle beni de fenalıklardan koru!' - (Buhârî, De’avât 13; Müslim, Zikir, 64, 98)
[2/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Sigara ve alkol bağımlılığının çeşitli nedenleri vardır. Merak, arkadaş ortamı, özenti, gruba dâhil olma gibi uzun vadede anlamını yitiren nedenler ortaya çıkmaktadır. Aslında çok basit sorularla dahi bağımlılık denilen şeyin ne denli sıkıntı verici olduğunu anlamak mümkündür. “İçinde 4000 çeşit zehir olan bir maddeyi bir insan neden tüketir?” sorusu sorulduğunda bağımlılar kendilerince açıklamalar yaparlar. Ama bunların birçoğu “yalnızlık duygusu, kendini büyük görme ya da kendini ispatlama” gibi mantık dışında yapılan açıklamalardır. Bu açıdan baktığımızda da söz konusu bağımlılıkla ilgili davranışlar da mantığın bittiği yerde başlar. Çünkü bağımlılık insanın irade gücünü yok etmektedir. Sigara, bağımlılık yapan maddelerin en başında gelmektedir. Sanıldığının aksine sigara ne bir dert ne de bir zevk ortağıdır. O, sadece ve sadece kendimizi kandırmamıza yardımcı olan, bağımlılık yapan bir araçtır. - İNSANLAR NEDEN BAĞIMLI OLUR?
[2/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Görevlerin Mahiyetleri (Esasları) ve Nevileri
5- Görev, yapılması dinen zorunlu olan veya tavsiye edilen herhangi bir hayır, bir kemal ve güzel bir şey demektir. Bu tarife göre, görevler iki nevidir. Biri, dince zorunlu olan görevlerdir ki, bunları yapmamak herhalde azabı ve sorumluluğu gerektirir. Namaz, oruç, zekat gibi...
Diğer nevi, dinen her halde zorunlu olmamakla beraber istenen ve tavsiye edilen ahlakî birtakım görevlerdir ki, bunlara riayet edilmesi bir kemaldir ve iyi haldir. İnsanın sevaba kavuşmasına ve övülmesine sebeb olur. Yapılmaması ise, bir noksan olmakla beraber her halde bir sorguyu ve azabı gerektirmez. Nafile kılınan namazlar, fakirlere verilen sadakalar, insanlara karşı yapılan güzel ve kibar davranışlar gibi...
6- İnsanlara ait bütün görevler, İslam dininin çerçevesi içinde
[2/5 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: göre Allah'ın ismi büyük türeme ile türeyen bir Arapça isimden nakledilmiş ve onun asıl mânâsını ihtiva etmiştir. Hem de aslı ve kendisi Arapça'dır. Bu arada bazılarının zannına göre aslı Arapça değil, fakat Arapça'ya nakledildikten sonra sırf Arapça'dır.
Nahiv âlimi tefsirci Endülüslü Ebu Hayyan diyor ki: Bilginlerin çoğuna göre; ' ' yüce ismi hemen söylenmiş bir sözdür ve türememiştir. Yani ilk kullanıldığında yüce Allah'ın özel ismidir . İmam Fahreddin Râzî de 'Bizim seçtiğimiz görüş şudur: Allah kelimesi yüce Allah'ın özel ismidir ve aslında başka bir kelimeden türememiştir. İmam Halil b. Ahmed ve Sibeveyh, usul alimleri ve İslam hukukçularının hepsi bu görüştedirler.' diyor. Gerçekten çağırma kipinde Allah kelimesinin başındaki hemzenin düşmeyişi ve araya bir şey girmeden çağırma edatı ile birleşmesi bu hemzenin, kelimenin aslından olduğunun bir delilidir. Bundan dolayı 'el' belirleme edatı değildir. Ancak kullanmayı kolaylaştırmak için çoğunlukla bu edat gibi kullanılmıştır ve Allah kelimesinin sonuna tenvin getirilmemiştir. Gerçi hemzenin hazf edilmesi, kelimede kalmasından daha çoktur ve daha fazladır. Fakat ' = yâ' ile ' = el' belirleme edatları bir araya gelmedikleri ve bundan dolayı 'yennecmü' v.s. denilemeyip
(Yâ eyyühennecmü), yâ hâze'l-Harisü, yâ eyyühennâsü gibi araya veya gibi kelimeler konduğu halde (yâ Allah) diye hemzenin yerinde kalması ile yetinilmesi ve sonra bu kelimenin Allah'tan başka hiç kimse için asla kullanılmamış bulunmasından dolayı 'en-Necmü, en-nâsü ve'l-ünâsü' cinsinden olmadığını gösterdiğinden kelime ve mânâ itibariyle bu özelliğin tercih edilmesi gerekmiştir.
Özetle ' ' ismi türemiş veya başka bir dilden Arapça'ya nakledilmiş değildir. Başlangıçtan itibaren özel bir isim olarak kullanılmıştır. Ve yüce Allah'ın zatı bütün isimler ve vasıflardan önce bulunduğu gibi ' ' ismi de öyledir. Allah ismi ulûhiyyet (ilâhlık) vasfından değil, ilâhlık ve mabudiyet (tapılmaya layık olma) vasfı ondan alınmıştır. Allah, ibadet edilen zat olduğu için Allah değil, Allah olduğu için kendisine ibadet edilir. Onun 'Allah'lığı tapılmaya ve kulluk edilmeye layık olması kendiliğindendir. İnsan puta tapar, ateşe tapar, güneşe tapar, kahramanlara, zorbalara veya bazı sevdiği şeylere tapar, taptığı zaman onlar ilâh, mabud (kendisine tapılan) olurlar, daha sonra bunlardan cayar, tanımaz olur, o zaman onlar da iğreti alınmış mabudiyet ve tanrılık özelliklerini kaybederler. Halbuki insanlar, ister Allah'ı mabud tanısın, ister mabud tanımasınlar, O bizzat mabuddur. O'na herşey ibadet ve kulluk borçludur. Hatta O'nu inkar edenler bile bilmeyerek olsa dahi ona kulluk etmek zorundadırlar. Araştırma mantığına göre iddia edilebilir ki, özel isimler kısmen olsun cins isimlerinden önce konulur. Daha sonra bir veya birkaç niteliğin ifade ettiği benzeme yönü ile cins isimleri oluşur. Bundan dolayı her özel ismin bir cins isminden veya nitelikten alınmış olduğu iddiası geçersiz sayılır.
Üçüncüsü: Denilebilir ki, yukarıda açıklanan kullanma tarzından, ' ' yüce isminin Arap dilindeki özelliği ve bundan dolayı bir özel isim olduğu anlaşılıyor. Fakat böyle olması diğer bir dilden alınmış olmasına neden engel sayılsın? Allah'ın isimlerinin birden çok olmasının caiz olduğu da önce geçmişti. Gerçekten deniliyor ki İbranice'de 'iyl' Allah demektir. Çünkü Kâdı Beydâvî ve diğer tefsircilerde bile 'İsrail' Allah'ın seçkin kulu veya Abdullah mânâsına tefsir edilmiştir ki, hemzenin hazf edilmesi ile 'isrâl' ve yâ'ya çevirilmesi ile 'İsrayil' şeklinde de okunur. Diğer taraftan Süryanice'de 'lâha', Arapça'da 'lâh' da varmış. Bundan dolayı Arapça'da bu iki ismin birleştirilmesi ile 'illah' terkibinden 'Allah' özel ismi vazedilmiş olduğu hatıra gelir ki; 'Allah' ilâh meâlini hatırlatır ve 'ilâhü'l-âlihe' (ilâh
[2/5 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: 'Öyle bir sure okuyordum ki, kesmek istemedim '' diye cevapladı.''
Ebu Dâvud, Tahâret 79, (198).
KADINA DEĞME
3641 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadınlarından birini öptü, sonra dönüp namaza gitti, abdest tazelemedi.
Urve rahimehullah der ki: 'Kendisine: 'Bu, sizden başka bir hanımı olmamalı!' dedim, Hz. Aişe gülmekle cevap verdi.''
Ebu Dâvud, Tahâret 69, ( 178, 179,180); Tirmizi, Tahâret 63, (86); Nesâi, Tahâret 121, (1,104); İbnu Mâce, Tahşet 69, (502).
3642 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: 'Erkeğin hanımını öpmesi ve ona eliyle dokunması hep mülamese (değme) sayılır. Öyleyse kim hanımını öperse veya eliyle dokunursa abdest alması gerekir.' Bu rivayetin bir benzeri İbnu Mes'ud'dan gelmiştir.
Muvatta, Tahâret 64, (1, 43).
3643 - Übeyy İbnu Ka'b (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resulü, dedim, bir kimse hanımıyla cima yapsa fakat inzal olmasa yıkanması gerekir mi
[2/5 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: kapınıza dördüncü olarak sunulur ki, Hâce hazretleri [ya’n
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N