Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 16.07.2023 02:00

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[7/5 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: “Yanında fazla binek hayvanı olan hayvanı olmayana versin. Fazla azığı olan da olmayana versin” diyerek her çeşit malı saydı. İşte o zaman biz müslümanın ihtiyacından fazla bir şey bulundurmaya ve saklamaya hakkı olmadığını anladık.
(Müslim, Lukata 18)
[7/5 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Nûh şöyle dedi: 'Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.' 'Allah'a ibadet edin. Ona karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.'
Nûh Sûresi 2,3,4.Ayet
[7/5 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: ÂHİRET GÜNÜNE ÎMÂN
 
Îmânın beşinci şartı âhiret gününe inanmaktır. Sûr’un üflenmesi, bütün ölülerin dirilip kabirlerinden kalkması, amel defterlerinin verilmesi ve mahşer meydanında toplanıp suâl ve hesaba çekilmesi ile mîzân, şefâat, sırat, kevser, cennet ve cehennem gibi âhiret hayâtına âit hususlara inanmaktır. Âhiret, bu dünyâdan sonraki sonsuz hayâttır. Allâhü Teâlâ, bu dünyayı ve bütün varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır. İsrâfîl Aleyhisselâmın birinci sûru üfürmesiyle kıyamet kopup bütün canlılar ölecek, dünya ve dünya dışındaki her şey yok olacaktır. İkinci sûrun üflenmesi ile de mahlukât yeniden dirilerek hesap vermek için mahşer yerine toplanacaklardır....Daha az
[8/5 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: 82 - Mü'minlerin Âhirette Rabları Sübhanehu ve Teâlâ'yı Göreceklerini İspat Bâbı
 
466- Bize Nasr b. Ali El-Cehdamî ile Ebû Gassan el-Mismâi ve İshak b. İbrahim toptan Abdulaziz b. Abdissamed'ten rivâyet ettiler. Lâfız Ebû Gassan'indır. Dedi ki bize Ebû Abdissamet rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû İmran el-Cevnî, Ebû Bekr b. Abdillah b. Kays dan, o da babasından, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti. Şöyle buyurmuşlar:
 
«İki cennet vardır ki; bunlar, kapları ve içindeki şeyler gümüştendir. İki cennet de vardır ki, onlar, kapları ve içindeki şeyler gümüştendir. İki cennet de vardır ki, onlar kapları ve içindeki şeyler altındandır. Adn cennetinde cennetliklerle Rablerinİ görmeleri arasında Allah'ın vechindeki kibriya ridasından başka hiç bir şey bulunmayacaktır.»
 
467- Bize Ubeydullah b. Ömer b. Meysere rivâyet etti. Dedi ki; Bana Abdurrahman b. Mehdi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hammad b. Seleme, Sabit el-Bunanî'den, o da Abdurrahman b. Ebi Leylâ'da» o da Suheyb'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen rivâyet etti. Şöyle buyurmuşlar:
 
«Cennetlikler cennete girdiği zaman Allah Tebareke ve Teâlâ hazretleri: Size daha ziyade bir şey vermemi ister misiniz? diyecek, onlar da; sen bizim yüzlerimizi ağırtmadın mı? Bizi cennete koyarak cehennemden kurtarmadın mı? (Bize o yeter) diyecekler. Bunun üzerine Teâlâ hazretleri hicabı kaldıracak, artık onlara Rableri (GG) hazretlerine bakmaktan daha makbul bir şey verilmiş olmayacaktır.»
 
468- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize yezid b. Harun, Hammad b. Selemeden bu isnadla rivâyet etti, o şunu da ziyade eyledi: Sonra şu âyeti okudu:
 
'Güzel amelde bulunanlara husnâ, bir de ziyade vardır.' Sûre-i Yunus, âyet: 26.
 
Müslim'in, Nasr b. Ali'den rivâyet ettiği 296 numaralı hadisi Buhari «Kitabu't fefsir» de tahriç etmiştir.
 
Hadis-i Şerif bütün tarikleriyle mü'minlerin cennette Teâlâ Hazretlerini göreceklerine delâlet etmektedir. Geçen bâblardada izah ettiğimiz gibi Allahü teâlâ'yi görmek bütün ehl-i sünnet İmâmlarına göre aklen caizdir. Mü'minlerin cennette onu göreceklerine dair icma-i ümmet vardır. Vakıa ehl-i bid'attan Mu'tezile ile Hariciler ve Mürcie taifesinin bazıları Allahü teâlâ'yi mahlûkâtından hiç biri göremez onu görmek aklen imkânsızdır, demişlerse de bu kavil hem sarih bir hata, hemde kabih bir cehildir. Zaten İcma-i ümmetten sonra ortaya atılmış bir bid'attır. Âhirette mü'minlerin Allah'ı göreceği, kitap, sünnet ve icma-ı ümmetle sabittir. Eshab-ı kirâm ile onlardan sonra gelen selef-i sa-lihin bu hususta icma' etmişlerdir. Ehl-i bid'atın esassız iddialarına ehl-i sünnet ulemâsının verdiği cevaplar meşhurdur, bunlar kelâm kitaplarında görülebilir. Yine geçen bâblarda görmüştük ki; dünya gözü ile Teâlâ Hazretlerini görmenin mümkün olup olmadığı ehl-i sünnet ulemâsı arasında ihtilaflıdır. Mümkündür diyenler olduğu gibi; değildir diyenlerde olmuştur. Hatta Selef ve halefin kelâm ulemâsına göre; Teâlâ Hazretleri dünya gözü ile görülemez. İmâm-ı Kuşeyri meşhur Risalesinde İmâm Ebû'l-Hasen el-Eşarî'den iki kavil rivâyet eder. Onların birine göre Teâlâ Hazretlerini dünyada görmek caiz diğerine göre caiz değildir. Nasr b. Alî hadisi müteşabihattandır. Yani, mânasını bu dünyada anlamak imkânsızdır. Çünkü Hadis-i Şerifte geçen ridâ ve kibriya lâfızları bizim, bildiğimiz örtü, âbâ, azamet ve büyüklenme mânalarına değildir.
 
Kurtubî: «A'zamet ve kibriya elbise cinsinden değildir. Bunlar mecazdır. Münasebet şudur ki; abâ ile gömlek nasıl insana mahsus ve bu bâbta ona müşarik yoksa azamet, kibriya da Teâlâ Hazretlerine mahsustur. Bu hususta ona ortak olan yoktur.» diyor.
 
Müteşabih âyet ve hadisler hakkında söz etmekten çekinen selef-i sa-Hhin:
 
«Bunların te'vilini ancak Allah' bilir» deyip geçerler te'vil ed
[8/5 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah Amr İbnu'l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim: 
'Beni İsrail'in durumu, aralarında müvelledün denen farklı milletlere mensup esir kadınlardan doğan çocuklar türeyinceye kadar itidal üzere devam etti. Bu yeni türediler şahsı re'yleri ile fetva verip kendilerini de, başkalarını da dalâlete attılar.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[8/5 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: 41. Hz.Seleme bin Ekva(r.anh) abdestten sonra eline ve sakalına koku sürerdi.(Mecma'üz zevaid-1/245)
[8/5 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Anneler Günü
•  Almanya Federal Cumhuriyeti’nin İlanı 1949
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[8/5 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah her şeyi işitici ve bilicidir.” 
 
Nisa 148
[8/5 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Rabbin hoşnutluğu, anne-babanın hoşnutluğundadır.  Rabbin öfkesi de anne-babanın öfkesindedir.” 
 
Tirmizî, Birr, 3
[8/5 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: KATILIM BANKACILIĞINDA MÜŞAREKE YÖNTEMİ
 
Müşareke, bütün tarafların sermayeye katıldığı ortaklıktır. Bu ortaklıkta kâr anlaşmaya göre paylaştırılır ancak zarar sermayedeki bütün ortakların hissesine göre dağıtılır. 
Mudarebe akdinde bir tarafın sermaye, diğer taraftan emek ortaya konularak ortaklık oluşturulurken; müşarekede taraflar oluşturulacak ortaklığa sermayeleriyle veya hem sermaye hem de emekleriyle beraber katılırlar. Konulacak sermaye miktarı ve proje sonunda elde edilecek kârın paylaşılma oranı ortaklar tarafından sözleşme ile belirlenir. Ortak girişime konulan sermaye eşit olduğu halde kâr payları farklı olabilir ya da sermayeler farklı olduğu halde kâr payları eşit olabilir. Bu farklılık ortaklığa katılanlardan bazılarının iş hakkında daha fazla bilgi sahibi olması veya daha kabiliyetli olabilmelerinden dolayıdır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[8/5 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ الرَّجُلَ إِذَا نَزَعَ ثَمَرَةً مِنَ الْجَنَّةِ عَادَتْ مَكَانَهَا أُخْرَى. (كنز)
 
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak bir kul, Cennet’te bir meyve kopardığı zaman hemen onun yerinde yenisi çıkar.” (Kenzü’l-Ummâl)
 
08 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[8/5 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: CENNET MEYVELERİNDEN: KİRAZ
 
Vâkıa Sûresi’nde, Cennet ehlinin kavuşacağı nimetlerden bahsolunurken 28. ve 29. âyet-i kerîmelerde buyurulmuştur ki -meâlen-: “O (amel defterleri sağ taraflarından verilenler, Cennetlerde) dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri kat kat olmuş muz ağaçları altındadırlar…”
 
Bu âyet-i celîledeki sidirden murat, bazı âlimlere göre kiraz ağacıdır. Yani Cennet ehli, bu ağaçların da meyvelerinden ve gölgelerinden istifade edecekler. Bu ağaçlar ve meyveler, lezzetleri itibarıyla dünyadaki benzerlerinin çok üstündedirler.
 
Arabistan kirazı, dikenli bir ağaç olduğu için âyet-i celîlede Cennet kirazının dikensiz olduğu beyan buyurulmuştur.
 
İmâm Beyhakî (rah.) rivâyet etmiştir ki: Bir gün bir a‘râbî geldi, ‘Yâ Resûlallah! Allâhü Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de ezâ verici (dikenli) bir ağacı zikrediyor. Hâlbuki ben, Cennet’te sahibine ezâ verecek bir ağaç bulunacağını zannetmiyorum.’ dedi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), ‘Nedir o?’ diye suâl buyurdular. A‘râbî de ‘Kiraz. Çünkü onun dikeni vardır.’ dedi. Resûlullah (s.a.v.), ‘Allâhü Teâlâ, dikensiz kiraz ağaçları, buyurmuyor mu? Allah, onun dikenini gidermiştir de her dikenin yerine bir meyve çıkarmıştır. Onun meyvelerinden her biri yetmiş iki ayrı lezzette ve renkte olur, bir rengi diğerine benzemez.’ buyurdular.”
 
Kirazın birçok faydası vardır; kanı inceltir ve temizler. Hazmı kolaydır. Midedeki yara ve iltihapları temizler. Kanı incelttiğinden tıkalı damarları, karaciğeri ve tıkalı safrayı açar. Romatizmaya sebep olan sarı suyu giderir.
 
Kiraz sapları kaynatılıp suyu içilmeye devam edilirse böbrek ve mesane yollarını kumlardan ve iltihaplardan temizler.
 
Kiraz ağacının kabuğu kabız yapıcı ve ateş düşürücü, çiçekleri göğsü yumuşatıcı, yaprakları ise müshil olarak halk arasında kullanılmaktadır.
 
Meyvesi taze olarak yenildiği gibi hoşafı, reçel ve konservesi yapılır. Taze meyvesi çok yenilirse ishal yapar.
 
 
 
08 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[8/5 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Genişlik, sabırdan doğar.[Mevlana]
[8/5 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: MEVEDDET ve RAHMET TEMELLİ AİLE
Toplumun temeli ve çekirdeği ailedir. Huzurlu ve sağlıklı bir toplum için huzurlu ve sağlıklı ailelere ihtiyaç vardır. Ailede sevgi ve saygı hâkim ise kişi o yuvada huzur bulur. Sevgi ve saygı yoksunu aile bireylerinin hem ruhi hem bedeni sağlık- ları bozulur.
Ailenin küçükleri büyüklere saygı, büyükler de küçüklere sev- gi göstermelidir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örnektir. O hem eşlerine karşı çok anla- yışlı ve hoşgörülü, hem de çocuklarına karşı sevgi doluydu. Bir hadis-i şeriflerinde, “Ben ailesine karşı en iyi olanınızım, sizin de en iyileriniz ailesine karşı iyi olandır” buyurmuşlardır (Tirmizî, “Radâ”, 11).
 
DİNÎ KAVRAMLAR
KİRAMEN-KÂTİBÎN
Kirâmen-kâtibîn, insanların, iyi ve kötü bütün yaptıklarını amel defterlerine kaydedip ya- zan meleklerdir. Bunlara hafaza da denir. “Halbuki üzerinizde muhakkak bekçiler, değerli yazıcılar vardır. Onlar yap- makta olduklarınızı bilirler.” (İnfitâr, 82/10-12) “Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek, (onun yaptıklarını) kay- detmektedir. İnsan hiçbir söz söy- lemez ki, onun yanında (yaptık- larını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.” (Kâf, 50/17-18)
 
ÖZLÜ SÖZ
Allah, hastalığı, gamı, kederi, gönül hoşluğu meydana çıksın ve anlaşılsın diye yaratmıştır. (Mevlâna)
[8/5 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Hanefîler'e göre diğer ibadetler gibi oruç da farz, vâcip ve nâfile çeşitlerine ayrılır. Bu üçlü ayırım Hanefîler'in, dinen yapılması gerekli olan şeyleri farz ve vâcip şeklinde iki kademeli bir ayırıma tâbi tutmuş olması sebebiyledir. Diğer mezheplerde 'vâcib' terimi ise her iki kategoriyi de içine alır. Nâfile ise farz ve vâcip dışında kalan dinî ödevlerin genel adıdır.
A) FARZ ORUÇ
Farz olan oruç denince, ramazan orucu kastedilir ve zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş (muayyen) olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulamadığı zaman, başka bir zaman kazâ edilmesi de aynı şekilde farzdır.
Bunun dışında bir de kefâret olmak üzere tutulan oruç vardır. Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken kefâret orucu yanında ayrıca, zıhâr, yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürme, hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olma (halk) ve yemin için tutulacak olan kefâret oruçları da farz oruç kapsamında değerlendirilmiştir. Kefâret orucu, yapılan bir hatanın cezası veya telâfisi anlamını taşıdığından kişi için baştan belirlenmiş bir yükümlülük olmayıp, buna sebebiyet vermesi halinde gündeme gelebilen ârızî bir yükümlülük niteliğindedir. Bu bakımdan ramazan orucu 'muayyen farz', diğerleri ise 'gayr-i muayyen farz' olarak nitelendirilir. Ramazan orucu sadece belirli bir vakitte, yani ramazan ayında tutulabilirken, diğerleri oruç tutmanın mubah olduğu her zaman tutulabilir.
Ramazan orucunun kazası da istenilen mubah günlerde tutabilir. Fakat İmam Şâfiî'nin kazâya kalan orucun aynı yıl içerisinde kazâ edilmesi gerektiğine ilişkin görüşü de dikkate alınarak, herhangi bir sebeple kazâya kalan orucu mümkün olan en kısa zamanda tutmaya çalışmak uygun olur.
B) VÂCİP ORUÇ
Nezir (adak), kişinin dinen yükümlü olmadığı bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi, oruç tutmayı adamışsa, bu adak orucunu tutması vâciptir. Adak adanırken, orucun tutulacağı gün belirlenmişse, meselâ falan ayın falan günü gibi, bu muayyen bir vâcip olur ve orucun belirlenen günde tutulması gerekir. Nezredilen itikâf orucu da belirli günde tutulacağı için muayyen vâcip sayılır. Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayr-i muayyen vâcip olur ve dilediği mubah bir günde tutabilir.
Başlanmış nâfile bir orucun bozulması durumunda bunun kazâ edilmesi Hanefîler'e göre vâciptir. Mâlikîler ise kazânın farz olduğunu söylemişlerdir. Şâfiî'ye ve Mâlik'ten başka bir rivayete göre ise, nâfile orucun kazâsı gerekmez.
C) NÂFİLE ORUÇ
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nâfile oruç olarak isimlendirilir. Daha önce namaz çeşitlerini ele alırken belirttiğimiz gibi, nâfile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nâfile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nâfile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur.
Nâfile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz'in sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günleri görelim.
Oruç Tutmanın Mendup Olduğu Günler
1. Şevval Orucu. Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kazâ veya adak oruçlarının bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir. Peygamberimiz'in, ramazanı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kişinin bütün yılı oruçlu geçirmiş
[8/5 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: O davranislarinizdan sonra (akillanip) sükredersiniz diye sizi affettik (BAKARA/52)
 
(Israilogullarina:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediginiz sekilde bol bol yeyin, kapisindan egilerek girin, (girerken) 'Hitta!' (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarinizi bagislayalim; zira biz, iyi davrananlara (karsiligini) fazlasiyla verecegiz, demistik (BAKARA/58)
 
Iste Rablerinden bagislamalar ve rahmet hep onlaradir Ve dogru yolu bulanlar da onlardir (BAKARA/157)
 
Ilâhiniz bir tek Allah'tir O'ndan baska ilâh yoktur O, rahmândir, rahîmdir (BAKARA/163)
 
Allah size ancak ölüyü (lesi), kani, domuz etini ve Allah'tan baskasi adina kesileni haram kildi Her kim bunlardan yemeye mecbur kalirsa, baskasinin hakkina saldirmadan ve haddi asmadan bir miktar yemesinde günah yoktur Süphe yok ki Allah çokça bagislayan çokça esirgeyendir (BAKARA/173)
 
Onlar dogru yol karsiliginda sapikligi, magfirete bedel olarak da azabi satin almis kimselerdir Onlar atese karsi ne kadar dayaniklidirlar! (BAKARA/175)
 
Ey iman edenler! Öldürülenler hakkinda size kisas farz kilindi Hüre hür, köleye köle, kadina kadin (öldürülür) Ancak her kimin cezasi, kardesi (öldürülenin velisi) tarafindan bir miktar bagislanirsa artik (taraflar) hakkaniyete uymali ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir Her kim bundan sonra haddi asarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardir (BAKARA/178)
 
Her kim, vasiyet edenin haksizliga yahut günaha meyletmesinden endise eder de (alâkalilarin) aralarini bulursa kendisine günah yoktur Süphesiz Allah çok bagislayan hem de esirgeyendir (BAKARA/182)
 
Oruç gecesinde kadinlariniza yaklasmak size helâl kilindi Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz Allah sizin kendinize kötülük ettiginizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bagisladi Artik (ramazan gecelerinde) onlara yaklasin ve Allah'in sizin için takdir ettiklerini isteyin Sabahin beyaz ipligi (aydinligi), siyah ipliginden (karanligindan) ayirt edilinceye kadar yeyin, için, sonra aksama kadar orucu tamamlayin Mescitlerde ibadete çekilmis oldugunuz zamanlarda kadinlarla birlesmeyin Bunlar Allah'in koydugu sinirlardir Sakin bu sinirlara yaklasmayin Iste böylece Allah âyetlerini insanlara açiklar Umulur ki korunurlar (BAKARA/187)
 
Eger onlar (savastan) vazgeçerlerse, (sunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir (BAKARA/192)
 
Sonra insanlarin (sel gibi) aktigi yerden siz de akin Allah'tan magfiret isteyin Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir (BAKARA/199)
 
Iman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, iste bunlar, Allah'in rahmetini umabilirler Allah, gafûr ve rahîmdir (BAKARA/218)
 
Allah sizi kasitsiz yeminlerinizden sorumlu tutmaz Lâkin kasitli yaptiginiz yeminlerinizden dolayi sizi sorumlu tutar Allah gafûrdur, halîmdir (BAKARA/225)
 
Kadinlarina yaklasmamaya yemin edenler dört ay beklerler Eger (bu müddet içinde) kadinlarina dönerlerse, süphesiz Allah çokça bagislayan ve esirgeyendir (BAKARA/226)
 
(Iddet beklemekte olan) kadinlarla evlenme hususundaki düsüncelerinizi üstü kapali biçimde anlatmanizda veya onu içinizde gizli tutmanizda size günah yoktur Allah bilir ki siz onlari anacaksiniz Lâkin, mesru sözler söylemeniz müstesna, sakin onlara gizlice bulusma sözü vermeyin Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikâh kiymaya kalkismayin Bilin ki Allah, gönlünüzdekileri bilir Bu sebeple Allah'tan sakinin Sunu iyi bilin ki Allah gafûrdur, halîmdir (BAKARA/235)
 
Güzel söz ve bagislama, arkasindan incitme gelen sadakadan daha iyidir Allah zengindir, acelesi de yoktur (BAKARA/263)
 
Seytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriligi telkin eder Allah ise size katindan bir magfiret ve bir lütuf vâdeder Allah herseyi ihata eden ve herseyi bilendir (BAKARA/268)
 
Eger sadakalari (zekât ve benzeri hayirlari) açiktan verirseniz ne âlâ! Eger onu fakirlere gizlice verirseniz, iste bu sizin için daha hayirlidir Allah da bu sebeple sizin günahlarinizi örter Allah, yapmakta oldu
[8/5 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: RÜYA VE RÜYA ÂDÂBINA DÂİR HADİSLER
 
934 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Zaman yaklaşınca, mü'minin rüyası, neredeyse yalan söylemeyecek. Esasen mü'minin rüyası, peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzdür.' Buharî'nin rivayetinde şu ziyade var: 'Peygamberlikten cüz olan şey yalan olamaz.'
 
Buharî, Ta'bir 26; Müslim, Rüya 8, (2263); Tirmizî, Rüya 1, (2271); Ebu Dâvud, Edeb 96, (5019).
 
935 - Ebu Katâde (radıyallahu anh)'nin anlattığına göre: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işitmiştir: 'Rüya Allah'tandır. Hulm (sıkıntılı rüya) şeytandandır. Öyle ise, sizden biri, hoşuna gitmeyen kötü bir rüya (hulm) görecek olursa sol tarafına tükürsün ve ondan Allaha istiâze etsin (sığınsın). (Böyle yaparsa şeytan) kendisine asla zarar edemiyecektir.'
 
Buharî Tıbb 39, Bed'ü'l-Halk 11, Tà'bir 3, 4, 10,14, 46; Müslim, Rüya 5, (2262); Muvatta 1, (2, 957); Tirmizî, Rüya 4, (2288); Ebu Dâvud, Edeb 96, (5021).
 
936 - Buhârî'nin bir rivayetinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurur: 'Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür, çünkü şeytan benim suretime giremez.'
 
Buharî, Tabir 2, 10; Müslim, Rüya 10; (2266); Muvatta, Rüya 1, (2, 956).
 
937 - Ebu Rezîn el-Ukeylî Lakît İbnu Amir İbni Sabire (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk cüzünden bir cüzdür. Bu rüya, anlatılmadığı müddetçe bir kuşun ayağında (takılı vaziyette) durur. Anlatılacak olursa hemen düşer.'
 
Tirmizî, Rü'ya 6, (2279, 2280); Ebu Dâvud, Edeb 96, (5020).
 
938 - Ebu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür.'
 
Buharî, Ta'bir 4, Muvaatta 1, (2, 956).
 
939 - Tirmizî'de Ebu Saîd'den şu rivayet kaydedilmiştir: 'En sâdık rüya seher vakitlerinde görülen rüyadır.'
 
Tirmizî, Rü'ya 3, (2275).
 
940 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle demişti: 'Benden sonra, peygamberlikten sâdece mübeşşirat (müjdeciler) kalacaktır!' Yanındakiler sordu:
 
'- Mübeşşirât da nedir`?'
 
' Sâlih rüyadırl' diye cevap verdi.'
 
Muvatta'nın rivayetinde şu ziyade var: 'Sâlih rüyayı sâlih kişi görür veya ona gösterilir.'
 
Buharî, Tabir, 5; Muvatta, Rüya 3, (2, 957); Ebu Davud, Edeb 96,(5017).
 
TA'BİR EDİLMİŞ RÜYALAR
 
941 - Semüre İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sık sık: 'Sizden bir rüya gören yok mu?' diye sorardı. Görenler de, O'na Allah'ın dilediği kadar anlatırlardı. Bir sabah bize yine sordu:
 
' Sizden bir rüya gören yok mu ?'
 
Kendisine:
 
'- Bizden kimse bir Şey görmedi!' dediler. Bunun üzerine:
 
' Ama ben gördüm' dedi ve anlattı: 'Bu gece bana iki kişi geldi.
 
Beni alıp haydi yürü! dediler. Yürüdüm. Yatan bir adamın yanına geldik. Yanıda biri, elinde bir kaya olduğu halde başucunda duruyordu. Bazan bu kayayı başına indirip onunla başını yarıyordu, taş da sağa sola yuvarlanıp gidiyordu. Adam taşı takip ediyor ve tekrar alıyordu. Ama, başı eskisi gibi iyileşinceye kadar vurmuyordu. İyileştikten sonra tekrar indiriyor, önceki yaptıklarını aynen yeniliyordu. Beni getirenlere:
 
- Sübhânallah ! nedir bu ? dedim. Dinlemeyip:
 
- Yürü! Yürü!
 
dediler. Yürüdük, sırtüstü uzanmış birinin yanına geldik. Bunun da yanında, elinde demir kancalar bulunan biri duruyordu. Adamın bir yüzüne gelip, çengeli takıp yüzünün yarısını ensesine kadar soyuyordu. Burnu, gözü enseye kadar soyuluyordu. Sonra öbür tarafına geçip, aynı şekilde diğer yüzünün derisini de ensesine kadar soyuyordu. Bu da, yüz derileri iyileşip eskisi gibi sıhhate kavuşuncaya kadar bekliyor, sonra tekrar önce yaptıklarını yapmaya başlıyordu. Ben burada da:
 
- Sübhanallah, nedir bu? dedim. Cevap vermeyip:
 
- Yürü ! Yürü !
[8/5 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.' 
Buharî, İman 31; Müslim, İman 205, (129).
[8/5 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
[Bakara Sûresi.41]
[8/5 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Şüphesiz ki sen gizlediğimizi de açıkladığımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiç bir şey Allah’a gizli kalmaz.” (İbrâhim, 14/38)
[8/5 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllıların âdeti sûkût, cahilin âdeti unutkanlıktır.[Feriduddin Attar]
[8/5 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SALİM MEVLA EBU HUZEYFE
 
Kur'ân-ı kerîmi en iyi okuyanlardan. 
 
Hazret-i Ebû Bekir zamanında Müseylemet'ül Kezzâb'a karşı yapılan Yemâme gazâsında Muhâcirlerin sancaktarı Hazret-i Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe idi. Sâlim'in sancağı taşıması dolayısıyla tehlikeye hedef olacağını gören Eshâb dediler ki: 
- Senin başına bir zarar gelmesinden korkarız. 
 
Fakat o buyurdu ki: 
- Eğer ben sancağı taşımayacak olursam Kur'ân-ı kerîm ehlinin en bedbahtı olurum. 
 
Meydan Allah nidâsıyla inledi 
Harp sırasında Beni Hanîfe kabîlesi, sancağı düşürebilmek için sancağın bulunduğu yere ve sancaktar Sâlim'e çok şiddetli bir hücum yaptılar. Sâlim'in sancak tutan kolunu azılı kâfirlerden birisi çok şiddetli bir kılıç darbesiyle kesti. Sâlim, 'Allah...' diye öyle bir haykırdı ki, harp meydanı inledi. 
 
Fakat sancak yere düşmeden diğer eliyle tuttu. Bir kılıç darbesiyle diğer kolu da kesildi. Fakat İslâm sancağı yine yere düşmedi. Çünkü Sâlim vücudu ve kesik kolları ile sancağa sarılmıştı. Kâfirlerin bütün şiddetli darbelerine rağmen sancağı aslâ yere bırakmadı. Sanki Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe'ye vurulan her kılıç darbesi onun sancağa biraz daha sıkı yapışmasını ve durduğu yerde daha kuvvetle dik durmasını sağlıyordu. 
 
Ne zaman ki İslâm askeri yetişti ve sancağı aldılar, o zaman yere düştü. Sâlim kâfilerin en şiddetli kılıç darbeleri altında: 
- Ve mâ Muhammedün illâ resûl... [Âl-i imrân 144] âyeti kerîmesini okuyordu. 
 
Eshâb-ı kirâm ona yetiştikleri zaman bu âyeti okuduğunu işittiler. Yere düşünce Ebû Huzeyfe'yi sordu. Şehîd olduğunu öğrenince buyurdu ki: 
- Beni de onun gibilerin yanına götürün! 
 
Vasiyetini yaptı ve 633 senesinde şehâdet mertebesine erişti. Ebû Huzeyfe ile beraber birini başı diğerinin ayağının yanında olduğu hâlde defnettiler. 
 
Malının bir kısmını kölelerin azâd edilmesi için, üçte birini beytülmâle, üçte birin de ehline bırakmıştı. Hanımı ve çocukları kendileri için vasiyet edilen malı almamışlar, onlar da beytülmâle bırakmışlardır. Onun ilim ve irfânı Eshâb-ı kirâm tarafından kabûl ve tasdik edilmekle beraber Hazret-i Ömer'in, husûsî bir muhabbeti ve hürmeti vardı. Hattâ yerine halîfe ta'yin etmek istemişti. 
 
Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe, Mekke'den diğer Muhacirlerle çıkıp Medîne'ye gelinceye kadar Muhacirlere imâm oldu. 
 
Allahü teâlâyı çok sever 
Bir gün Resûlullahın yanında Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe'nin ismi zikredildi. Peygamber efendimiz buyurdu ki: 
- Muhakkak ki Sâlim, Allahü teâlâyı çok sever. Eğer Allahü teâlâdan korkusu olmasaydı yine sevgisinden dolayı Allahü teâlâya isyân etmez, günâh işlemezdi. 
 
Peygamberimiz yine bir gün buyurdu ki: 
- Kıyâmet günü birçok kimseler Tehâme dağı gibi sevâblarla gelirler. Allahü teâlâ onların amellerini boşa çıkarır ve onları şiddetli bir şekilde Cehenneme atar. 
 
Bu dehşetli durumdan ürperen Sâlim dedi ki: 
- Anam babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah; biz o kavmi nasıl tanıyacağız? Seni hak Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan çok korkuyorum. 
- Ey Sâlim onlar namaz kılarlar, oruç tutarlar, fakat kendilerine harâmdan bir şey teklif edildiği zaman Allahü teâlâdan hiç korkmadan o harâmı işlerler. Allahü teâlâ da onların amellerini, ibâdetlerini kabûl etmez
[8/5 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Kusmakla oruç bozulur mu?
 
Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, “ağız dolusu” olması hâlinde, orucu bozar.
[8/5 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: AFÜVV (El-Afüvv)
 
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Afvı çok olan, günâhlardan, hatâ ve kusurlardan dolayı cezâlandırmayan, günahları affedip amel defterinden silen. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki  Siz bir hayrı, iyiliği açıklar veya gizlerseniz, yâhut (size yapılan) bir kötülüğü affederseniz biliniz ki, Allahü teâlâ Afüvv'dür ve her şeye kâdirdir. (Âyet-i kerîmede mazlûmun zâlimi affetmesi teşvik edilmektedir.) (Nisâ sûresi  149) Allah'ım! Beni affet. Çünkü sen Afüvv'sün, Kerîm (lütûf ve ihsân sâhibi) sin. (Hadîs-i şerîf-Taberânî)
[8/5 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kurbanın yenilmeyecek yerleri nerelerdir? Bu organların ne yapılması gerekir?
 
Etlerinin yenmesi helal olan hayvanların, -ister kurban olarak ister başka bir amaçla kesilmiş olsun- kanları, ödleri, bezeleri, idrar torbaları, cinsel organları, husyelerini (yumurtalarını) yemek tahrimen mekruhtur (İbn Nüceym, el-Bahru’r-Raık, VIII, 553; Fetavay-ı Hindiyye, VI, 445).
 
 Bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, eti yenen hayvanların cinsel organlarını, husyelerini (yumurtalarını), dübürlerini, bezelerini, öd keselerini, mesanelerini çirkin gördüğü bildirilmektedir (Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, Haydarabad, 1344, X, 7).
 
 Kurbanın veya başka bir amaçla kesilen bir hayvanın yenilmeyen kısımlarını toprağa gömmek, sağlık ve çevreyi temiz tutuma açısından öncelikli olmakla beraber çevreyi kirletmemek kaydıyla, kedi ve köpek gibi hayvanlara da verilebilir.
[8/5 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: MİZÂB-I KÂBE (ALTINOLUK)
 
 
 
Kâbe'nin üzerine yağan yağmur sularının dışarıya akmasını sağlayan altından yapılmış oluktur. Hatîm'in karşısında olan duvar'ın üst orta kısmındadır.
[8/5 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: 'Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider)...'
(Hadîd, 57/20)
 http://www.duavesureler.com
[8/5 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.'
(Buhârî, 'Îmân', 39; Müslim, 'Müsâkât', 107)
 http://www.duavesureler.com
[8/5 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım! Bedenime sağlık ver, gözüme sağlık ver, sağlığı benim varisim kıl (son nefesime kadar beni sağlıklı eyle)…'
(Tirmizî, 'De’avât', 66; İbn Ebî Şeybe, Dua, 23, No: 29305)
 http://www.duavesureler.com
[8/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: • 2. Dünya Savaşı’nın Sona Ermesi (1945)
'Dünyada aziz olmak, ahirette selâmette kalmak isteyen, diline sahip olsun.' Bişr-i Hâfî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[8/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Faydasız İlim
 
Kişide Allah Teâlâ’nın rızasını elde etme ve azabından sakınma gayreti oluşturmayan ilim, bizâtihi faydalı olsa bile sahibine fayda vermediği için helâke götürücüdür. Bu sebeple ulema, amele yansımayan, ahlâkı güzelleştirmeyen ve bâtını mamur kılmayan ilmin sahibi için ancak vebal olduğunu söylemiştir. Birçok hadis imamının naklettiği ve en muteber hadis kitaplarında yer alan rivayete göre Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle dua ederdi:  Allahım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırım. 
 
Sahabeden Zeyd b. Erkam [radıyallahu anh],  Bize ilim öğret  diyenlere,  Size ancak Resûl-i Ekrem’in [sallallahu aleyhi vesellem] bize öğrettiği şeyi öğretirim  diyerek naklettiği bu hadis, insanın selâmetinin de felaketinin de dört noktadan neşet ettiğini son derece veciz bir şekilde anlatmaktadır. İnsanın var oluş amacına uygun yaşaması ve istikamet üzere bulunması, bu dört temel hususiyete sahip olmasıyla mümkündür.
 
Semerkand Takvimi
[8/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider)...'
(Hadîd, 57/20)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=VbQdwuEBbYg=
[8/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.'
(Tirmizî, 'Birr', 3)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=VbQdwuEBbYg=
[8/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...(Allah’ım!) Senden cennette yüksek dereceler istiyorum. Allah’ım! Senden benim için hayırları açmanı, işlerimin hayırla sonuçlanmasını, önceki, açığı ve gizlisi ile her türlü hayırı, cennette yüksek dereceler istiyorum…'
(Hâkim, 'De’avât', No:1911)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=VbQdwuEBbYg=
[8/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın rızası babanın rızasından geçer. Allah'ın memnuniyetsizliği de babanın memnuniyetsizliğinden geçer. Hadis-i Şerif
[9/5 20:58] Ömer Tarık Yılmaz: 83 - (Kıyâmet Gününde Rabbi) Görmenin Yolunu Bilme Bâbı
 
469- Bana Zuheyr b. Harp rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yakup b. İbrahim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize babam İbn Şihap'tan, o da Ata' b. Yezid el-Leysi’den naklen rivâyet etti, önada Ebû Hüreyre haber vermiş ki; bir takım insanlar Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e:
 
«Ya Resûlüllah: Biz kıyâmet gününde Rabbimizi görecek miyiz? demişler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlar;
 
«Bedr-i Tâm halindeki gecede siz ayı görme hususunda itişip kakışarak birbirinize zahmet verir misiniz?» Ashap:
 
— «Hayır ya Resûlüllah!» demişler.
 
— «Yo siz güneşin uğrunda hiç bir bulut yokken onu görme hususunda birbirinize zahmet verir misiniz?»
 
— «Hayır Ya Resûlüllah!»
 
— «O halde siz onu, işte böyle'göreceksiniz. Kıyâmet gününde Allah insanları toplayarak: Her kim (dünyada) neye İbadet ediyordu ise; onun ardına düşsün diyecek, bunun üzerine (dünyada iken) güneşe tapan güneşin, aya tapan ayın ardına takılacak, putlara tapanlar da onların peşine takılacaklar, (ortada) İçlerinde münafıkları da olduğu halde (yalnız) bu ümmet kalacak, derken Allah Tebareke ve Teâlâ onlara evvelce tanıdıklarından başka bir suretle tecelli edecek ve:
 
— Ben sizin Rabbinizim, diyecek. Onlar (Allah'ı tanıyamadıkları için): «Biz senden Allah'a sığınırız! Rabbimiz bize gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır. Rabbimiz geldiği zaman biz onu tanırız» diyecekler. Bunun üzerine Allah teâlâ hazretleri (karşılarında) onların tanıdıkları sureti ile tecelli edecek ve: «Ben sizin Rabbinizim» buyuracak. Onlar da:
 
«Evet, bizim Rabbimiz sensin» diyerek ona tabi olacaklar. Cehennemin üzerine sırat (köprüsü) kurulacak; ondan ilk geçen ben ve ümmetim olacak. O gün peygamberlerden başka konuşan bulunmayacak. O gün pey gamberlerin duası da «Allah'ım, selâmet ver!., selâmet» demek olacak. Cehennemde sa'dan dikeni gibi mahmuzlar olacak, siz sa'dan dikenini hiç gördünüz mü?» buyurmuş. Ashab;
 
— «Evet ya Resûlüllah!» demişler.
 
— «İşte o mahmuzlar sa'dan dikenleri gibi olacak. Şu kadar var ki; onların büyüklüğünün miktarını Allah'tan başka bilen olmayacak. Bu mahmuzlar (kötü) amellerinden dolayı insanları kapacaklar. İnsanların kimi mü'min olduğu için amelî sayesinde (kurtulup) kalacak, kimi de kurtarı-lıncaya kadar ceza görecek, ia ki Allah kulları arasında (vereceği) hükmü bitirip rahmetinden dolayı cehennemliklerden dilediğini oradan çıkarmak murad edince; meleklere (dünyada) Allah'a şirk koşmayan cehennemlikleri, Allah'ın kendilerine rahmet buyurmak dilediklerini Allah'tan başka Allah yoktur diyenleri çıkarmalarını emredecek; Melekler, bunları cehennemde tanıyacaklar, onları secde eserinden bilecekler (çünkü) ateş âdem-oğlunu yiyip bitirecek, (yenmedik) yalnız secde yeri kalacak, secde yerini yemeyi Allah cehenneme haram kılmıştır. Bu suretle (mezkûr kimseler cayır cayır yanmış bir vaziyette cehennemden çıkarılarak üzerlerine hayat suyu dökülecek ve selin getirdiği milli toprakta yabani ot tohumu nasıl bİ-terse, onlar da öyle bitecekler. Sonra Teâlâ hazretleri kulları arasında vereceği hükmü bitirecek, ortada yüzünü cehenneme doğru dönmüş (yalnız) bir kişi kalacak, bu zat ehli cennetin cennete en son gireceği olacak ve:
 
— «Yarab! Benim yüzümü cehennemden çevir, çünkü onu,n kokusu beni zehirleyip berbat ediyor, alevi de beni yakıp kavuruyor, diye Allah'ın dilediği kadar dua edecek, sonra Allah Tebareke ve Teâlâ (ona):
 
— Bunu yaparsam acaba başkasını da ister misin?» diyecek, o da:
 
— «Hayır, senden bundan başka bir şey istemem» cevabını verecek ve Rabbine Allah'ın dilediği kadar ahd-u peymanlar verecek bunun üzerine Allah onun yüzünü cehennemden çevirecek. Bu zat cennete doğru dönüp de onu görünce, Allah'ın dilediği kadar susacak. Sonra:
 
— «Ey Rabbını! Beni cennetin kapısına bari g�
[9/5 20:58] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 
'Kim bir dalâlete çağırır ve buna uyulursa, bu kimseye kendine uyanların günahının bir misli aynen gelir, onların günahından da bir şey eksilmez. Kim de bir hayra çağırır ve kendisine uyulursa, buna da kendine uyanların sevaplarının bir misli verilir, bu ona uyanların sevabından bir şey eksiltmez.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[9/5 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: 42. Güneşten ısınmış su ile abdest almamak.(Beyhaki-1/6)
[9/5 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Marmaray Projesi-Demiryolu Boğaz Tüp Geçişi İnşaatının Temeli Atıldı 2004
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/5 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Bir iyiliği açıklar yahut gizlerseniz veya bir kötülüğü (açıklamayıp) affederseniz, şüphesiz Allah da ziyadesiyle affedici ve kadirdir.” 
 
Nisa 149
[9/5 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Yiğit dediğin, güreşte rakibini yenen kimse değildir; asıl yiğit (kızdığı zaman)  öfkesini yenen adamdır.” 
 
Buhârî, Edeb 76
[9/5 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: GÜVENLİ E-POSTA KULLANIMI
 
Günümüzün en yaygın iletişim araçlarından biri olan e-posta hesapları; çevrim içi bankacılık hizmetlerinden faydalanmak, sosyal medya hesaplarına giriş sağlamak, çeşitli forum ve platformlar için üyelik işlemlerini gerçekleştirmek gibi birçok farklı amaç için kullanılmaktadır. Dolayısıyla fatura bilgisi, kargo bilgisi, kredi kartı hesap özeti bilgileri, e-nabız bilgileri, iş başvuruları gibi birçok farklı özellikteki bilgi ve belgelerin dağıtımı e-postalar üzerinden gerçekleşmektedir. Bu sebeple elektronik posta hesaplarını güvenli kullanmak için:
• Tanımadık kişilerden gönderilen e-postaların kötü niyetli ve sahte içerik barındırma ihtimaline karşın kaynağı doğrulanmayan e-posta içerisinde yer alan adres uzantılarına tıklanmamalıdır.
• İnternet ortamında gerçekleştirilen online form doldurma, çeşitli forum ve sitelere üyelik gibi işlemler kapsamında e-posta adresinizi paylaşma konusunda dikkatli olunmalıdır.
• Kurum tarafından tahsis edilen resmi e-posta adresinin sadece iş amaçlı kullanmasına özen gösterilmelidir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/5 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ جَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ. (طب)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Allah yolunda mücâhede eden (nefsinin arzusuna uymayıp Allâh’ın emirlerine uyarak dînî vazifelerini yapmaya çalışan) kimseye Cennet vacip olur.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)
 
09 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[9/5 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: OSMAN GAZİ’NİN DEVLET KURMA MÜCADELESİ
 
Osman Gazi, babası Ertuğrul Gazi’nin 1281’de vefat etmesi üzerine Kayı boyunun idaresini eline aldı. Gösterdiği devamlı muvaffakiyetler üzerine; önce Selçukluların uç beyi, sonra topraklarını büyütmesi suretiyle de kendi adıyla anılan devletin kurucusu olmuştur.
 
Osman Gazi, 1285 senesinde Kulacahisar’ı fethetmiş, 1286/87 senesinde de Domaniç yakınında bulunan Ekizce’de (Erice), kendisine karşı ittifak eden Karacahisar ve İnegöl tekfurlarını mağlup etmişti.
 
Osman Gazi, Ekizce zaferi sonrası, Selçuklu Sultanı Üçüncü Alâüddîn Keykubad tarafından mükâfatlandırılmış, bu muvaffakiyet komşu Bizans tekfurlarını ise iyice tedirgin etmişti. Bilhâssa Bursa ve İznik gibi şehirlerin tekfurları, Osman Gazi’nin bu ilerleyişini durdurmak için harekete geçtiler. Kuvveti ve cesareti artan Osman Gazi de civardaki kasabaları fethetmeye başladı.
 
Karacahisar tekfuru da Osman Gazi aleyhine çalışıyor, Yarhisar tekfuru ile ittifak kuruyordu. Bunun üzerine Osman Gazi, Karacahisar’ın mutlaka alınması icap ettiğini düşünerek harekete geçti. Bütün kuvvetlerini toplayarak kale üzerine yürüdü. Kaleyi koruyanlar birkaç kere karşı saldırıya geçtilerse de Osman Gazi ve askerleri, uzun süren muhâsaradan sonra 1291 senesinde kaleyi zapt ettiler. Pek çok ganimet alındı, kale tekfuru da esir edildi.
 
Osman Gazi, tekfuru ve ganimetlerin bir kısmını heyetle Selçuklu sultanına gönderdi. Sultan da Osman Gazi’ye Bülyan Çavuş (Balaban Çavuş) ismindeki adamıyla ferman, tuğ, alem, tabl ve daha birçok hediye gönderdi.
 
Sultan, Osman Gazi’ye gönderdiği bu fermanda; “Osman Gazi’nin, Allah yolunda İlâhî emirleri reddedenlere karşı gazâyı şiar edinmesini” methetmiş; “Adaleti tesisi gaye edinip yeryüzündeki zalimleri ve onların zulümlerini def etmesi” için gayret etmesini tavsiye etmiştir.
 
Osmanlı Devleti’nin ilk hutbesi de Karacahisar’da bina edilen camide, Osman Gazi adına okunmuştur. Hutbeyi, Şeyh Edebâlî’nin talebelerinden olan Karamanlı Dursun Fakîh okumuştur. Bu zât, daha sonra, Karacahisar’a ilk Osmanlı kâdısı olarak tayin edilmiştir. (Osmanlı Tarihi, Çamlıca Basım Yayın)
 
 
 
09 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[9/5 21:00] Ömer Tarık Yılmaz: Derin sefalet gibi büyük zenginlik de güzel hislerin gelişmesine engel olur.[Cenap Şahabettin]
[9/5 21:00] Ömer Tarık Yılmaz: İSLAM MEDENİYETİ VAKIF MEDENİYETİDİR
Vakıf, mülkiyeti kamuya; menfaati ise belirlenen hak sahiple- rine ait olmak üzere bir malı bağışlamak demektir. Bağışlanan bu malın menfaatini hak sahiplerine ulaştıran müesseseye de vakıf denmektedir. Vakıflar tarih boyunca toplum hayatında önemli roller üstlenmiştir. İslam medeniyetinin birer simgesi olan vakıflar, ilk dönemlerden beri ordunun donatımına yar- dımcı olma, fakir ve kimsesizlere yiyecek ve barınak sağlama, hastaları tedavi ettirme, ilmin yayılmasını sağlayan imkanlar temin etme, öğrencileri destekleme, hayvanları koruma, iba- dethane ve diğer kamu tesisleri yaptırma ve bu müesseselerin bakım onarımı gibi kamu hizmetleri kapsamına giren alanlar- da faaliyet göstermişlerdir.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
HAMELE-İ ARŞ
Hamele-i arş, Allah’ın arşını ta- şıyan meleklerin adıdır.
“Sûr’a bir defa üfürüldüğü, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine çarptırıldığı zaman, işte o gün kıyamet kopmuş olur. Gökyüzü yarılmış ve o gün çökmeye yüz tutmuştur. Melek- ler, semanın kıyılarındadır ve Rabb’inin arşını taşırlar. Onla- rın üstünde sekiz taşıyıcı (me- lek daha) vardır. O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz.” (Hâkka, 69/13-19)
 
ÖZLÜ SÖZ
Sabır sonuca kolayca ulaştıran bir kılavuzdur. (Mevlâna)
[9/5 21:00] Ömer Tarık Yılmaz: Hanefîler'e göre diğer ibadetler gibi oruç da farz, vâcip ve nâfile çeşitlerine ayrılır. Bu üçlü ayırım Hanefîler'in, dinen yapılması gerekli olan şeyleri farz ve vâcip şeklinde iki kademeli bir ayırıma tâbi tutmuş olması sebebiyledir. Diğer mezheplerde 'vâcib' terimi ise her iki kategoriyi de içine alır. Nâfile ise farz ve vâcip dışında kalan dinî ödevlerin genel adıdır.
A) FARZ ORUÇ
Farz olan oruç denince, ramazan orucu kastedilir ve zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş (muayyen) olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulamadığı zaman, başka bir zaman kazâ edilmesi de aynı şekilde farzdır.
Bunun dışında bir de kefâret olmak üzere tutulan oruç vardır. Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken kefâret orucu yanında ayrıca, zıhâr, yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürme, hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olma (halk) ve yemin için tutulacak olan kefâret oruçları da farz oruç kapsamında değerlendirilmiştir. Kefâret orucu, yapılan bir hatanın cezası veya telâfisi anlamını taşıdığından kişi için baştan belirlenmiş bir yükümlülük olmayıp, buna sebebiyet vermesi halinde gündeme gelebilen ârızî bir yükümlülük niteliğindedir. Bu bakımdan ramazan orucu 'muayyen farz', diğerleri ise 'gayr-i muayyen farz' olarak nitelendirilir. Ramazan orucu sadece belirli bir vakitte, yani ramazan ayında tutulabilirken, diğerleri oruç tutmanın mubah olduğu her zaman tutulabilir.
Ramazan orucunun kazası da istenilen mubah günlerde tutabilir. Fakat İmam Şâfiî'nin kazâya kalan orucun aynı yıl içerisinde kazâ edilmesi gerektiğine ilişkin görüşü de dikkate alınarak, herhangi bir sebeple kazâya kalan orucu mümkün olan en kısa zamanda tutmaya çalışmak uygun olur.
B) VÂCİP ORUÇ
Nezir (adak), kişinin dinen yükümlü olmadığı bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi, oruç tutmayı adamışsa, bu adak orucunu tutması vâciptir. Adak adanırken, orucun tutulacağı gün belirlenmişse, meselâ falan ayın falan günü gibi, bu muayyen bir vâcip olur ve orucun belirlenen günde tutulması gerekir. Nezredilen itikâf orucu da belirli günde tutulacağı için muayyen vâcip sayılır. Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayr-i muayyen vâcip olur ve dilediği mubah bir günde tutabilir.
Başlanmış nâfile bir orucun bozulması durumunda bunun kazâ edilmesi Hanefîler'e göre vâciptir. Mâlikîler ise kazânın farz olduğunu söylemişlerdir. Şâfiî'ye ve Mâlik'ten başka bir rivayete göre ise, nâfile orucun kazâsı gerekmez.
C) NÂFİLE ORUÇ
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nâfile oruç olarak isimlendirilir. Daha önce namaz çeşitlerini ele alırken belirttiğimiz gibi, nâfile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nâfile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nâfile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur.
Nâfile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz'in sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günleri görelim.
Oruç Tutmanın Mendup Olduğu Günler
1. Şevval Orucu. Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kazâ veya adak oruçlarının bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir. Peygamberimiz'in, ramazanı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kişinin bütün yılı oruçlu geçirmiş
[9/5 21:01] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Israilogullari! Size verdigim nimetlerimi hatirlayin, bana verdiginiz sözü yerine getirin ki, ben de size vâdettiklerimi vereyim Yalnizca benden korkun (BAKARA/40)
 
Ey Israilogullari! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kildigimi hatirlayin (BAKARA/47)
 
Ey Israilogullari! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kilmis oldugumu hatirlayin (BAKARA/122)
 
Kendilerine mehir tayin ederek evlendiginiz kadinlari, temas etmeden bosarsaniz, tayin ettiginiz mehrin yarisi onlarin hakkidir Ancak kadinlarin vazgeçmesi veya nikâh bagi elinde bulunanin (velinin) vazgeçmesi hali müstesna, affetmeniz (mehirden vazgeçmeniz), takvâya daha uygundur Aranizda iyilik ve ihsani unutmayin Süphesiz Allah yapmakta olduklarinizi hakkiyla görür (BAKARA/237)
 
Eger (borçlu) darlik içinde ise, eli genisleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir) Eger (gerçekleri) anlarsaniz bunu sadakaya (veya zekâta) saymak sizin için daha hayirlidir (BAKARA/280)
 
(Onlar söyle yakarirlar:) Rabbimiz! Bizi dogru yola ilettikten sonra kalplerimizi egriltme Bize tarafindan rahmet bagisla Lütfu en bol olan sensin (AL-İ İMRAN/8)
 
Kadinlara mehirlerini gönül rizasi ile (cömertçe) verin; eger gönül hoslugu ile o mehrin bir kismini size bagislarlarsa onu da afiyetle yeyin (NİSA/4)
 
Yanlislikla olmasi disinda bir müminin bir mümini öldürmeye hakki olamaz Yanlislikla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir Meger ki ölünün ailesi o diyeti bagislamis ola (Bu takdirde diyet vermez) Eger öldürülen mümin oldugu halde, size düsman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzimdir Eger kendileriyle aranizda antlasma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir Bunlari bulamayan kimsenin, Allah tarafindan tevbesinin kabulü için iki ay pespese oruç tutmasi lâzimdir Allah her seyi bilendir, hikmet sahibidir (NİSA/92)
 
Tevrat'ta onlara söyle yazdik: Cana can, göze göz, buruna burun, kulaga kulak, dise dis (karsilik ve cezadir) Yaralar da kisastir (Her yaralama misli ile cezalandirilir) Kim bunu (kisasi) bagislarsa kendisi için o keffâret olur Kim Allah'in indirdigi ile hükmetmezse iste onlar zalimlerdir (MAİDE/45)
 
Hatirla ki, Allah, uykunda sana onlari az gösterdi Eger onlari sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu is hakkinda münakasaya girisecektiniz Fakat Allah (sizi bundan) kurtardi Süphesiz O, kalplerin özünü bilir  (ENFAL/43)
 
Bu da, bir millet kendilerinde bulunani (güzel ahlâk ve meziyetleri) degistirinceye kadar Allah'in onlara verdigi nimeti degistirmeyeceginden dolayidir Gerçekten Allah isitendir, bilendir  (ENFAL/53)
 
Onlara rahmetimizden bagista bulunduk; kendilerine hakli ve yüksek bir söhret nasip ettik  (MERYEM/50)
 
Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat  (ŞUARA/83)
 
Yoksa azîz ve lütufkâr olan Rabbinin rahmet hazineleri onlarin yaninda midir!  (SAD/9)
 
Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarina katmak istemekle sana haksizlikta bulunmustur Dogrusu ortakçilarin çogu, birbirlerinin haklarina tecâvüz ederler Yalniz iman edip de iyi isler yapanlar müstesna Bunlar da ne kadar az! dedi Davud, kendisini denedigimizi sandi ve Rabbinden magfiret dileyerek egilip secdeye kapandi, tevbe edip Allah'a yöneldi  (SAD/24)
 
Sonra bu tutumundan dolayi onu bagisladik Kuskusuz yanimizda onun yüksek bir makami ve güzel bir gelecegi vardir  (SAD/25)
 
Süleyman: Rabbim! Beni bagisla; bana, benden sonra kimsenin ulasamayacagi bir hükümranlik ver Süphesiz sen, daima bagista bulunansin, dedi  (SAD/35)
 
Bizden bir rahmet ve olgun akil sahipleri için de bir ibret olmak üzere ona hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bagisladik  (SAD/43)
 
Bunlar Rabbinin yeterli bir bagisi, mükâfatidir  (NEBE'/36)
[9/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: RIFK
 
1970 - Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: 'Rıfk bir şeye girdimi onu mutlaka tezyin eder, bir şeyden de çıkarıldı mı onu mutlaka kusurlu kılar.'
 
Müslim, Birr 78, (2594); Ebü Dâvud, Cihâd 1, (2578), Edeb 11 (4808).
 
1971 - Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) bir başka rivâyette şunu söyler: 'Kendisinde dikbaşlılık olan bir deveye bindim. (Hırçınlık etmeye başlayınca ileri-geri sürmeye başladım. Bunun üzerine Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm): 'Rıfkla, tatlılıkla davran! diye müdâhale etti...'
 
Müslim, Birr 79, (2594).
 
1972 - Cerir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: 'Bir kimse yumuşak davranmaktan mahrum ise hayrın tamamından mahrumdur.'
 
Müslim, Birr 75, (2592).
 
1973 - Ebü Müsa (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) herhangi bir işi için bir adam gönderse şu tembihte bulunurdu: 'Sevindirin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın.'
 
Ebü Dâvud, Edep 20, (4835); Müslim, Cihâd 6, (1737).
[9/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.' 
Buharî, İman 31; Müslim, İman 205, (129).
[9/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
[Bakara Sûresi.41]
[9/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Şüphesiz ki sen gizlediğimizi de açıkladığımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiç bir şey Allah’a gizli kalmaz.” (İbrâhim, 14/38)
[9/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllıların âdeti sûkût, cahilin âdeti unutkanlıktır.[Feriduddin Attar]
[9/5 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SEDDAT İBNİ EVS
 
O, yumuşak huylu, açık sözlüydü Rğzından lüzum suz bir söz çıkmazdı Bir defasında ağzından bir söz kaçmıştı Zaman kaymetmeden şu açıklamayı yaptı: 'islâm'a girdiğim günden beri sözlerimi dikkat ederek söylemeğe çalıştım Fakat bu söz nasıl oldu ağzımdan kaçtı Onu aklınızda tutma yın ' dedi
Şeddad İbni Evs radıyallahu anh âbid, zâhid bir zât Allah korkusundan kalbi ürperen, devamlı vücudu titreyen ve derin tefekküre dalan bir yiğit Gece yattığı zaman ilâhî rahmetin enginliğini düşünen ve ilâhi azabın şiddetini de unutmayan bir zâhid
 
O, Medine'li müslümanlardandır Hazrec kabilesinin Neccar koluna mensuptur Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin şâiri Hassan'ın yakın akrabası Babası Evs İbni Sabit, Akabe'de İslâm'la şereflendi Bedir harbine iştirak etti Uhud'da şehid olduAnnesi Harime de müslümandı Şeddat böyle güzel bir muhitte, müslüman bir aile ocağında yetişti Geniş bir ilme sahipti
Ubâde İbni Sâmit radıyallahu anh onun, ilmî konularda herkesin kendisine başvurduğu zahir ve bâtın ilimlerine vâkıf bir ilim eri olduğunu söyler Şeddat radıyallahu anh'ın ilmi ve hilmini 'Mecmeu'l-bahreyn' olarak tavsif eder
O, yumuşak huylu, açık sözlüydü Ağzından lüzumsuz bir söz çıkmazdı Bir defasında ağzından bir söz kaçmıştı Zaman kaybetmeden şu açıklamayı yaptı: 'İslâm'a girdiğim günden beri sözlerimi dikkat ederek söylemeğe çalıştım Fakat bu söz nasıl oldu ağzımdan kaçtı Onu aklınızda tutmayın ' dedi Riyadan, gösterişten de çok sakınırdı Namazlarından sonra dua ve is
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N