Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 16.07.2023 02:15

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[9/5 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: “Biriniz yemeğini yiyip bitirdiğinde parmağını yalamadıkça veya emmedikçe silip yıkamasın.”
(Buhari, Et’ıme 52, Müslim, Eşribe 129)
[9/5 21:48] Ömer Tarık Yılmaz:  (İçlerinden biri şöyle demişti:) 'Madem ki siz onlardan ve onların Allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın.'
el-KEHF Sûresi 16.Ayet
[9/5 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: HAC
Hac, zilhicce ayında ihrâma girerek arefe günü Arafat’ta vakfe yapmak, sonra da Kâbe’yi tavâf etmekten ibârettir. Gücü yeten her Müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır.
 HACCIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI 
1- Müslüman olmak, 
2- Ergenlik çağına ulaşmış olmak, 
3- Akıllı olmak,
 4- Hür olmak,
 5- Aslî ihtiyaçlarına ve evine dönünceye kadar âile fertlerine yetecek, yol ve vasıta masraflarını karşılayacak
kadar paraya sahip bulunmak,
6- İslam memleketi olmayan yerde Müslüman olan
kişi, haccın farz olduğunu bilmek.
HACCIN EDÂSININ FARZ OLMA ŞARTLARI
1- Vücudun sıhhatte olması,
2- Yol emniyetinin bulunması,
3- Kadının, kocası veya mahreminin (oğlu, kardeşi,
babası gibi, nikâhlanması câiz olmayan bir yakınının)
yanında bulunması.
4- Kocası ölen veya boşanmış olan kadının iddetinin
bitmiş olması,
5- Hapislik gibi bir engelin bulunmaması
HACCIN SIHHATİNİN ŞARTLARI
1- İhrâm (Hac niyeti ile ihrâma girmek)
2- Zaman (Zilhicce ayı)
3- Mekân (Kâbe ve Arafat)
4- İslâm (Müslüman olmak)
Hac hakkında daha geniş bilgi için “HAC ve UMRE
REHBERİ” kitabımıza mürâcaat edilebilir....Daha az
[10/5 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: 84 - Şefaatin İspatı ve Mü’minlerin Cehennemden Çıkarılması Bâbı
 
475- Bana Harun b. Sait el-Eylî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Vehb rivâyet etti dedi ki; bana Mâlik b. Enes, Amr b. Yahya b. Umâ' radan haver verdi dedi ki: Bana babam, Ebû Said-i Hudrî'den naklen rivâyet etti ki; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlar:
 
«Allah cennetlikleri cennete koyacak. O dilediğini rahmetiyie cennete koyar. Cehennemlikleri de cehenneme koyacak. Sonra: Bakın, kalbinde hardal danesi kadar iman olan kimi bulursanız, onu cehennemden çıkarın,» diyecek bunun üzerine böyleler! cehennemden kömür gibi yanmış, kavrulmuş olarak çıkarılacaklar ve hayat yahut hâyâ nehrine atılacaklar. Orada sel kenarında otun bittiği gibi bitecekler. Siz onu görmediniz mi nasıl sapsarı kıvrılmış olarak çıkar.»
 
476- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Affan rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Vüheyb rivâyet etti. H.
 
Bize Haccac b. Eş-Şair da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Amr b. Avn rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Halid haber verdi. Vüheyb'le Halid'in her ikisi Amr b. Yahya'dan bu isnadla rivâyet etmişler onlar:
 
«Bunun üzerine hayat namı verilen bir nehire atılacaklar.» demişler ve (rivâyette) şekketmemişler. Halid'in hadisinde:
 
«Sel kenarında selin geçirdiği tohumların bittiği gibi.» Vuheyb Hadisinde İse:
 
«Dere kenarındaki siyah çamur içinde yahut selin getirdiği milli toprak içinde otun bittiği gibi.», ibareleri vardır.
 
477- Bana Nasr b. Ali El-Cehdamî'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Bişr yani (İbn'l-Mufaddal) Ebû Mesleme'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Sa'id'den naklen rivâyet etti. Ebû Sa'id Şöyle dedi; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Hakkıyle ehl-i nâr olan cehennemliklere gelince: Şüphesiz ki onlar cehennemde ne ölürler, ne de dirilirler. Lâkin bir takım insanlar vardır ki, günahları sebebiyle (yahut) hataları sebebiyle (buyurmuştur.) Kendilerine ateş isabet etmiş ve onları adamakıllı öldürmüştür. Nihayet (yanıp) kömür oldukları zaman (onlar hakkında) şefaata izin verilecek. Ve takım takım getirilerek cennet nehirlerine dağıtılacaklar. Sonra: (Cennetliklere hitaben) «Ey cennetlikler! Şunların üzerine su serpin,» denilecek, bu suretle sel kalıntısında ot biter gibi bitecekler.» buyurdular.
 
Cemaattan biri: «Galiffa Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) çölde bulunmuş» demiş.
 
478- Bize bu hadisi Muhammed b. el-Müsenna ile İbn Beşşâr da rivâyet ettiler dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be Ebû Mesleme'den rivâyet etti.
 
Dedi ki: Ebû Nadra'yi Ebû Saîd-i Hudri'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen «sel kalıntıları» na kadar bu hadisin mislini rivâyet ederken dinledim. Sonunu zikretmedi.
 
Bu hadisi Buhârî «Kitabu’l-iman» ve «Kitabu'r-Rukak» da rivâyet etmiştir. Hadisi Nesâî dahi tahriç etmiştir.
 
Hadis-i şerif bütün rivâyetleri ile cehennemdeki mü'minlere şefaat edileceğine delâlet etmektedir. Bu hususta Kâdî İyâz şunları söyler: «Ehl-i sünnetin mezhebine göre şefaat aklen ve naklen caizdir. Teâlâ Hazretlerinin.
 
«O gün rahman olan Allah'ın izin verdiklerinden başka hiç bir kimseye şefaat fayda vermez.» âyet-i kerimesi- ile emsali âyetler ve mecmu'u tevatüre varan sahih hadisler buna delildir. Ehl-i sünnetin selef ve halef ülemâsıda şefaatin caiz olduğuna ittifak etmişlerdir. Buna yalniz Haricilerle bazı Mutezileler itiraz etmişlerdir. Onların mezhebine göre âsi mü'minler cehennemde ebedi kalacaklardır. Delilleri:
 
«Cehennemliklere şefaatçilerin şefaati fayda vermiyecekîir.» ve
 
«Zalimler için (o gün) ne bir dost vardır, ne de sözü dinlenir bir şefaatçi.» âyet-i kerimeleridir. Fakat bu âyetler kafirler hakkındadır. Şefaat hadisi dahi; «Derecelerin arttırılması» hakkındadır diye te'vil ederlerse de bu tevil dahi bâtıldır. Bizzat sadedinde bulunduğumuz hadislerin lâfı
[10/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 
'Dünyada bir şeye çağıran kimse, Kıyamet günü, bu çağrısına devam ettirilir, hatta bir kişi bir kişiyi çağırmış bile olsa.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[10/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: 43. Hz.Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem, Abdest aldıklarında, iki rek'at namaz kılar sonra namaza çıkarlardı.(Hz.Âişe(r.anha)Ramuzül ehadis 529/4,Müslim-1/122,Ebu Dâvud Taharet 65-169
[10/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Danıştay Kuruldu 1868
•  Danıştay ve İdari Yargı Haftası 10-16 Mayıs
•  Dünya
•  Engelliler Haftası 10-16 Mayıs
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf (deryası) içine daldıracak ve onları kendine doğru (giden) bir yola götürecektir.” 
 
Nisa 175
[10/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Allah Teâlâ sizin yüzlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.” 
 
Müslim, Birr 34
[10/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: SAĞLIKLI BEYİN İÇİN ZİHİN AÇICI DİYET
 
Sabah kahvaltısından sonra, arada kepekli veya tam ekmek gibi besinler yiyebiliriz. Bunlar beyaz ekmek, kek veya bisküvi gibi rafine edilmiş ya da şekerli besinlerin sağladığı enerjinin aynını, uzun bir süre, üstelik enerji seviyesinde iniş ve çıkışlar olmaksızın verirler.
• Bu hafif öğünler hiçbir açlık sancısı çekmeksizin enerji seviyesini sabit bir değerde korumamıza yardım eder.
• Öğlen yemeğinin hafif ve canlandırıcı bir tesirinin olması için taze ve pişmemiş sebzeler içermesine dikkat edilmelidir.
• İkindi üzeri meyve yenirse enerji seviyesinde iniş çıkış gibi sorunlar yaşamayız.
• Akşam yemeği yine sağlıklı besinlerden oluşmalı ve günün en geniş kapsamlı öğünü olma-malıdır. Hafif bir şekilde geçiştirilmelidir.
• Akşam yemeğinden sonra atıştırmamalı ve rahat bir uyku için buna dikkat etmelidir. Çikolata, peynir, kafein gibi uyarıcılardan kaçınılmalıdır.
• Besinlerin mümkün olduğu kadar doğal olan­larını (işlenmişler yerine doğal olanları) tercih etmeliyiz ve yiyecekleri mümkün olduğu kadar az pişirmeliyiz.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْحَيَاءُ زِينَةٌ، وَالتُّقَى كَرَمٌ، وَخَيْرُ الْمَرْكَبِ الصَّبْرُ، وَانْتِظَارُ الْفَرَجِ مِنَ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ عِبَادَةٌ. (الجامع الصغير)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Hayâ (insana) en güzel ziynettir, takvâ keremdir (en büyük şereftir) ve en hayırlı binek sabırdır. (Sabrederek) belâ ve sıkıntılardan kurtulmayı Allah Azze ve Celle’den beklemek ise ibadettir.” (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)
 
10 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[10/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Ashâb-ı Bedir: SA‘D BİN UBEYD BİN NUMÂN (r.a.)
 
Ensâr’dan ve Evs kabilesinin Benî Ümeyye bin Zürayk kolundandır. Akabe Bey’at’inde, Bedir ve sonraki gazâların hepsinde Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in maiyetinde bulunmuştur. 64 yaşında iken hicretin 16. senesinde meydana gelen Kâdisiye Muhârebesi’nde şehit olmuştur. Oğlu Umeyr (r.a.), Hazret-i Ömer’in Şam’da bazı beldelere tayin ettiği valilerdendir.
 
Hazret-i Sa‘d radıyallâhü anh, Ensâr’dan Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını ezberleyen ilk dört zâttan biridir. Kendisine ilk olarak “Kârî” ismi verilmiş olup o zamana kadar zât-ı âlîlerinden başka hiçbir kimseye bu unvan verilmemiştir. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem hâl-i hayatlarında iken Kubâ Mescidi’nde imamlık ederdi.
 
Rivâyet olunduğuna göre Sa‘d radıyallâhü anh Hazretleri, Kâdisiye Muhârebesi’nde demişlerdi ki: “Biz, yarın şehit oluruz; üzerimizdeki kanlarımızı temizlemeyin, bizim için kefen aramayın, şehit olduğumuzda üzerimizde bulunan elbisemizle defnedin!”
 
NAMAZA DAİR BAZI FIKHÎ MESELELER
 
Farz ile sünnet arasında fazla oyalanmak, konuşmak, bir şey yemek, içmek uygun değildir. Zira bunlar, namazın sevabını azaltır.
 
İmamın, farz namazdan selam verdikten sonra sünnet kılmak için farzı kıldırdığı yerin biraz sol tarafına durması, cemaatin de son sünnetleri, farz kıldıkları yerden farklı bir yerde kılmaları müstehâbdır. Böylelikle mescide sonradan gelen kimseler, farzın kılınmış olduğunu anlamış olurlar.
 
Dua esnâsında, semaya bakmak mekruhtur. Zira bunda edebe muhalefet ve Cenâb-ı Hakk’a cihet isnat etme tevehhümü vardır. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem bundan ümmetini nehyetmiştir.
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Cafer, Kız: Câhide
 
 
 
10 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[10/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır.
[İsra Sûresi.82]
[10/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: HASTALARI ZİYARET
İnsan, hasta olmadıkça sağlığının kıymetini bilemez ve hasta- ların hâlini de anlayamaz. Hasta ziyareti, insanî duygulardan biridir. Çünkü hasta, kendini yalnız hissetmez, kendini çaresiz görerek ümitsizliğe düşmez, acıları da hafifler. Ziyaretçi de hastayı yalnız olmadığına inandırmalı, ona moral ve yaşama sevinci vermelidir.
Sevgili Peygamberimizin hastayı ziyaret edip onun gönlünü almayı, ihtiyacı varsa ona yardımcı olmayı teşvik eden birçok hadisi bulunmaktadır.
Peygamberimiz, hastaları ziyaret ettiğinde elini hastanın alnı- na koyar, hastanın elini kendi eli içine alır, şefkatle hatırını so- rar; “Geçmiş olsun, inşallah hastalığın günahlarını temizler.” (Buhârî, “Tevhid”, 31) buyurur ve hasta için dua ederdi.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
MELA İKE-İ MUKARRABÛN
Yaklaştırılmış, yakınlaştırılmış melekler demektir. Mukarreb melekler, şerefi, değeri ve fazi- leti itibariyle Allah’a yakın olan meleklerdir. Kur’an’da, “Ne Mesih ne de mukarreb melekler Allah’ınkuluolmaktanaslayük- sünmezler.” (Nisâ, 4/172) deni- lerek bu melekler övülmüştür. Allah’ın arşını taşıyan ve arşın etrafında bulunan melekler, Cebrail, Mikail ve İsrafil mukar- reb meleklerdir. Bunlara mele-i a’la (en yüce topluluk) refîk-ı a’lâ (yüce dostlar) da denir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Ölüm sevgiliyi sevgiliye ulaştıran bir köprüdür. (İmam Rabbani)
[10/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: İbadetlerde rükün, o ibadetin meydana gelmiş sayılabilmesi için bulunması zorunlu olan ana unsurlar demektir. Orucun rüknü, oruç süresince yeme içme ve cinsî ilişkiden uzak durma anlamına gelen 'imsak'tir. Niyet de, aşağıda açıklanacağı üzere bazı mezheplerce rükün sayılmaktadır. Hangi durumlarda rüknün ihlâl edilmiş olacağı konusu, ileride orucun şartları ve orucu bozan davranışlar bahsinde ayrıntılı şekilde incelenecektir.
İbadetin vücûb sebebi, o ibadetin mükellef tarafından bizzat yerine getirilmesi yükümlülüğünün başladığını gösteren maddî göstergelerdir (alâmet). Meselâ vaktin girmesi namaz yükümlülüğünün, zenginlik zekât yükümlülüğünün sebebi sayılmıştır. Orucun vücûb sebebi ise vakittir, yani ramazan ayının girmesidir. Buna göre, yükümlülük şartlarını taşıyan kimsenin ramazan ayına ulaşması oruç emrinin fiilen ona yönelmesi anlamına gelir. Vücûb sebebi tabiriyle kastedilen budur. Nitekim '... ramazan ayına yetişen onu oruçlu geçirsin' (el-Bakara 2/185) âyeti de bu yükümlülük-sebep ilişkisini göstermektedir.
Namaz ibadetinde vakit, namazın hem vücûb sebebi hem de sıhhat şartı olduğundan onun sebep yönü üzerinde ayrıca durulmamıştır. Ramazan ayı ise, orucun sadece vücûb sebebi olduğundan ayrıca üzerinde durulmasına ihtiyaç vardır. Konuyu önemli hale getiren bir diğer sebep de ramazan ayının başlangıç ve bitişinin tesbitinin nasıl yapılacağı konusunun öteden beri tartışmalı oluşudur. Literatürde bu konu 'rü'yet-i hilâl' yani hilâlin görülmesi meselesi olarak adlandırılır.
A) HİLÂLİN GÖRÜLMESİ
Kamerî aylar, adından anlaşıldığı gibi başlangıcı ve bitişi ayın hareketlerine göre belirlenen aylardır. Ramazan orucu, ramazan ayında tutulduğundan ve ramazan ayı da ay takvimine göre her sene değiştiğinden, oruca başlayabilmek için öncelikle, ramazan ayının başladığını tesbit etmek gerekmektedir. Peygamberimiz 'Hilâli (ramazan hilâli) görünce oruca başlayınız ve hilâli (şevval hilâli) görünce bayram ediniz. Hava bulutlu olursa içinde bulunduğunuz ayı otuza tamamlayınız' buyurmuştur (Buhârî, 'Savm', 5, 11; Müslim, 'Sıyâm', 3-4, 7-10). Bir başka hadiste de 'Hilâli görmedikçe başlamayınız, hilâli görmedikçe bayram etmeyiniz. Hava bulutlu olur da hilâli göremeyecek olursanız, ayı otuza tamamlayın' (Buhârî, 'Savm', 11) buyurulmuştur. Bunun için şâban ayının 29. gününden itibaren hilâli görme araştırmaları yapmak gerekmiştir. Aynı şekilde, ramazan ayının çıkıp şevval ayının girdiğini anlamak, dolayısıyla bayram günü oruç tutmuş olmamak için bu defa ramazanın 29. gününden itibaren hilâl gözetlenir ve görülmeye çalışılır. Şâban ayının yirmi dokuzunda hava bulutlu olur da ay görülemezse, kamerî aylar bazan 29 bazan 30 çektiğinden, Peygamberimiz'in direktifi doğrultusunda şâban ayının otuz çektiği farzedilerek ona göre davranmak gerekir.
Bir hadislerinde Peygamberimiz 'Biz ümmî bir toplumuz; hesap ve okuma yazma bilmeyiz. Şunu biliriz ki ay, ya 29 ya 30'dur' (Buhârî, 'Savm', 11,13; Müslim, 'Sıyâm', 15; Ebû Dâvûd, 'Savm', 4) buyurmuştur.
Rivayet edildiğine göre Peygamberimiz hilâli gördüğü vakit ramazanın bereketli ve huzurlu geçmesi için dua ederdi.
a) Hilâlin Görülme Vakti
Hem güneş battıktan sonra daha kolay görüleceği, hem de hesabın netleşeceği düşüncesinden dolayı âlimlerin büyük çoğunluğu hilâlin gündüz değil, güneş battıktan sonra görülmesine itibar edileceğini söylemişlerdir. Ebû Hanîfe, İmam Muhammed, bir sonraki geceye ait olma ihtimalinden dolayı, zeval vaktinden önce veya sonra olmasına bakmaksızın, gündüzün görülen hilâl ile ramazan orucuna başlanamayacağı gibi ramazan orucunun bittiğine de hükmedilemeyeceği görüşündedir. Diğer mezheplerin görüşü de bu yöndedir. Ebû Yûsuf ise zevalden sonra görülecek hilâli sonraki geceye; zevalden önc
[10/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'in rizasini kazanmak ve ruhlarindaki cömertligi kuvvetlendirmek için mallarini hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmus güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yagmur yagmis da iki kat ürün vermistir Bol yagmur yagmasa bile bir çisinti düser (de yine ürün verir) Allah, yaptiklarinizi görmektedir (BAKARA/265)
 
Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve üzüm agaçlariyla dolu, arasindan sular akan ve kendisi için orada her çesit meyveden (bir miktar) bulunan bir bahçesi olsun da, bakima muhtaç çoluk çocugu varken kendisine ihtiyarlik gelip çatsin, bahçeye de içinde ates bulunan bir kasirga isabet ederek yakip kül etsin! (Elbette bunu kimse arzu etmez) Iste düsünüp anlayasiniz diye Allah size âyetleri açiklar (BAKARA/266)
 
O, gökten su indirendir Iste biz her çesit bitkiyi onunla bitirdik O bitkiden de kendisinde üstüste binmis taneler bitirecegimiz bir yesillik; hurmanin tomurcugundan sarkan salkimlar; üzüm baglari; bir kismi birbirine benzeyen, bir kismi da benzemeyen zeytin ve nar bahçeleri meydana getirdik Meyve verirken ve olgunlastigi zaman her birinin meyvesine bakin! Kuskusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardir  (EN'AM/99)
 
Çardakli ve çardaksiz (üzüm) bahçeleri, ürünleri çesit çesit hurmalari, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narlari yaratan O'dur Herbiri meyve verdigi zaman meyvesinden yeyin Devsirilip toplandigi gün de hakkini (zekât ve sadakasini) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez  (EN'AM/141)
 
'Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bagin olmali; öyle ki, içlerinden gürül gürül irmaklar akitmalisin'  (İSRA/91)
 
Böylece onun (yagmurun) sayesinde sizin yarariniza hurma bahçeleri ve üzüm baglari meydana getirdik Bunlarda sizin için birçok meyveler vardir ve siz onlardan yersiniz  (MÜ'MİNUN/19)
 
Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yeyip (mesakkatsizce geçimini saglayacagi) bir bahçesi olmaliydi (Ayrica) o zalimler (müminlere): Siz, ancak büyüye tutulmus bir adama uymaktasiniz! dediler  (FURKAN/8)
 
Ama (sonunda) biz onlari (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pinarlardan, çikardik  (ŞUARA/57)
 
'Bahçeler çesmeler' (Allah'a karsi gelmek) den sakinin  (ŞUARA/134)
 
'Böyle bahçelerde, çesme baslarinda ?'  (ŞUARA/147)
 
(Onlar mi hayirli) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? O suyla, bir agacini bile bitirmeye gücünüzün yetmedigi güzel güzel bahçeler bitirdik Allah'tan baska bir tanri mi var! Dogrusu onlar sapiklikta devam eden bir güruhtur  (NEML/60)
 
Iman edip iyi isler yapanlara gelince, onlar, cennette nimetlere ve sevince mazhar olacaklardir  (RUM/15)
 
Andolsun, Sebe' kavmi için oturdugu yerlerde büyük bir ibret vardir Biri sagda, digeri solda iki bahçeleri vardi (Onlara:) Rabbinizin rizkindan yeyin ve O'na sükredin Iste güzel bir memleket ve çok bagislayan bir Rab!  (SEBE'/15)
 
Ama onlar yüz çevirdiler Bu yüzden üzerlerine Arim selini gönderdik Onlarin iki bahçesini, buruk yemisli, aci ilginli ve içinde biraz da sedir agaci bulunan iki (harap) bahçeye çevirdik  (SEBE'/16)
 
Biz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm baglari yarattik ve oralarda birçok pinarlar fiskirttik  (YASİN/34)
 
Yaptiklari seyler baslarina gelirken zalimlerin, korkudan titrediklerini göreceksin Iman edip iyi isler yapanlar da cennet bahçelerindedirler Rablerinin yaninda onlara diledikleri her sey vardir Iste büyük lütuf budur  (ŞURA/22)
 
Onlar geride nice seyler biraktilar; bahçeler,çeimeler,  (DUHAN/25)
 
Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek daneler bitirdik  (KAF/9)
 
Biz, vaktiyle 'bahçe sahipleri' ne belâ verdigimiz gibi, onlara da belâ verdik Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devsireceklerine yemin etmislerdi  (KALEM/17)
 
Ve agaçlari(birbirine) sarmas dolas bahçeler  (NEBE'/16)
 
Bahçeler,baglar,  (NEBE'/32)
 
Iri ve sik agaçli bahçeler,  (ABESE/30)
[10/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: SABIR
 
3207 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı:
 
'Allah'tan kork ve sabret!' buyurdu: Kadın (ızdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan):
 
'Benim başıma gelenden sana ne?'' dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) uzaklaşınca, kadına:
 
'Bu Resulullah idi!'' dendi. Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü. (Özür dilemek için) doğru aleyhissalâtu vesselâmın kapısına koştu: Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve:
 
'Ey Allah'ın Resulü, (o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarfettim (bağışlayın!)' dedi. Aleyhissalâtu vesselam:
 
'Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir' buyurdu.'
 
Buhari; Cenâiz 43; 7, 32, Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz 14, (626); Ebu Dâvud, Cenâiz 27, (3124); Tirmizi, Cenâiz 13, (987); Nesâi; Cenâiz 22, (4, 22).
 
3208 - Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı şunları söylerken işittim:
 
'Kendisine bir musibet gelen müslüman Allah'ın emrettiği: 'İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ün, allahümme ecirni fi musibeti vahluf li hayran minhâ. 'Biz Allah'ınız ve ancak O'na döneceğiz. Bana bu musibetim için ücret ver. Ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver'' derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir.'
 
Ümm-ü Seleme der ki: 'Ebu Seleme (radıyallahu anh) vefat ettiği zaman ben: 'Ebu Seleme'den daha hayırlı olan hangi müslüman var? Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ilk hicret eden hâne, onun hânesiydi'' dedim. Ben bunu söyledikten sonra Allah, onun yerine bana Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı verdi. Şöyle ki: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bana Hâtib İbnu Ebi Belte'a'yı göndererek kendisi için beni istetti. Ben: 'Benim (küçük) bir kız çocuğum var, ayrıca ben kıskanç bir kadınım. (Resulullah'ın ise birçok hanımı var, imtizacsızlıktan korkarım)'' diye cevap verdim. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'Kız çocuğuna gelince, Allah'a dua ederiz, onu kendisinden müstağni kılar, kıskançlığı için de Allah'a gidermesini dua ederim'' buyurdular.''
 
MüsIim, Cenâiz 3, (918); Muvatta; Cenâiz 42, (1, 236); Ebu Dâvud, Cenâiz 22, (3119); Tirmizi, Da'avât 88; (3506).
 
3209 - Ebu Sinân anlatıyor: 'Oğlum Sinan'ı defnettiğimde kabrin kenarında Ebu Talha el-Havlani oturuyordu. Defin işinden çıkınca bana:
 
'Sana müjde vermeyeyim mi?'' dedi. Ben:
 
'Tabii, söyle!'' dedim.
 
'Ebu Musa el-Eş'ari (radıyallahu anh) bana anlattı'' diye söze başlayıp Resulullah'ın şu sözlerini nakletti:
 
'Bir kulun çocuğu ölürse, Allah meleklere şöyle söyler:
 
'Kulumun çocuğunu kabzettiniz mi?'
 
'Evet' derler.
 
'Yani kalbinin meyvesini elinden mi aldınız?'' Melekler yine:
 
'Evet' derler. Allah tekrar sorar:
 
'Kulum (bu esnâda) ne dedi?''
 
'Sana hamdetti ve istircâda bulundu'' derler. Bunun üzerine Allah Teâla hazretleri şöyle emreder:
 
'Öyleyse, kulum için cennette bir köşk inşa edin ve bunu Beytu'l-hamd (hamd evi) diye isimlendirin.''
 
Tirmizi; Cenâiz, 36; (1021).
 
3210 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Teâla hazretleri şöyle demiştir: 'Ben kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükafaat vermeye razı olmam.''
 
Tirmizi, Zühd 58, (2403).
 
 Derim ki: 'Bu hadisi Buhari de tahric etti. Ondaki ibare şöyle: 'Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: 'Allah Teâla hazretleri buyurdu ki: 'Ben kulumu iki sevdiğiyle imtihan edersem o da sabır gösterir (ve sevap umarsa) onlara bedel cenneti veririm.'' (Buradaki 'iki sevdiği'' ile gözlerini kastediyor.'' Doğruyu Allah bilir.')
 
Buhari, Marzâ 7.
 
3211 - Abdullah İbnu Amr İbni'I-Âs (radıyallahu anhümâ) anla
[10/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Muâz İbnu Cebel el-Ensârî (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kimin (hayatta söylediği) en son sözü Lâ ilâhe illallah olursa cennete gider' 
Ebu Dâvud, Cenâiz 20, (3116).
[10/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
[Bakara Sûresi.42]
[10/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[10/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllıya danışıp onu dinleyen, doğruyu bulur, dinlemeyen pişman olur.[Maverdi]
[10/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SEHL BİN HANİF
 
Uhud gazâsında bir ara Müslümanlar geri çekilir, dağılır gibi oldular. Bu sırada hiçbir şey düşünmeyen, sadece Peygamberimizi düşünen Sehl bin Hanîf, parçalanıp ölünceye kadar, O'nu korumaya canla başla çalıştı. Bu aşk ve heyecanla vücudunda birçok ok yarası bulunmasına rağmen, savaşa devam ediyordu. 
 
Savaşın en şiddetli ânında Peygamberimizi bularak etrafındaki müşriklere karşı ok atmaya başladı. Hattâ müşriklerin dikkatlerini dağıtmak ve kendi üzerine çekmek için gür sesi ile ortaya çıkarak müşriklere: 
 
- Sehl'i nişan alınız. Oklarınızı ona atınız. Belki onu bu yüzden daha kolay vurursunuz, diyerek elinde bulunan oklar bitinceye kadar onlarla savaştı. 
 
İyi ok atar
 
Bu haliyle onu gören Peygamberimiz de buyurdu ki: 
 
- Sehl'e ok yetiştiriniz. Çünkü o, Sehl'dir, rahat, iyi ok atar.
 
Ve o gün Sehl müşriklerden birçoğunu öldürdü.
 
Sehl bin Hanîf, Hendek gazâsı hazırlıklarında ve hendek kazmada hiç durmadan akıllara durgunluk veren gayretle çalıştı. Bu gazâda müşriklere çok ok atmış, Peygamberimizin sevgisini daha çok kazanmıştı. Hendek savaşından hemen sonra Beni Kureyza gazâsına katılarak onların üzerlerine yürüdü. Burada da büyük kahramanlıklar gösterdi. Daha sonra hicretin altıncı yılında yapılan Hayber gazâsına katıldı.
 
Hicretin sekizinci yılında yapılan Mekke fethine katılarak, hemen bunun ardından Huneyn gazâsına işitirak etmiştir.
 
Hicretin dokuzuncu yılında, Peygamberimiz Tebük savaşı hazırlığına başlayınca, bütün Eshâbı yardıma çağırdı. Peygamberimizin teşviklerinin sonunda bilhassa zengin olanlar çok miktarda yardım ettiler. Bu hâli gören Sehl bin Hanîf çok duygulandı. Fakir olduğu ve Peygamberimizin bu yardım da'vetine katılamadığı için çok üzüldü. Hemen eve gidip çocuklarının ihtiyaçları için ayırmış olduğu iki ölçek hurmayı getirerek Peygamberimize teslim etti ve dedi ki:
 
- Ey Allahü teâlânın Resûlü! Bundan başka evde yiyecek hiçbir şeyimiz yoktur. Bu benim ve kızımın yardımlarıdır. Kabûl buyurunuz ve bize bereketle duâ ediniz. 
 
Peygamberimiz Sehl bin Hanîf'in getirdiği hurmaları bizzat kendi mübârek elleriyle diğer hurmaların üzerine koyup bereketle duâ etti.
 
Bu hâli gören, İslâmiyeti kalben kabûl etmeyen münâfıklar, 'Allahü teâlânın Sehl bin Hanîf'in iki ölçek hurmasına ihtiyacı yoktur' diyerek onun bu istek ve arzûsunu ayıplayarak kınamışlardı. Hattâ Sehl bin Hanîf'in Allahü teâlâya ve Peygamberimize karşı olan samimî duygu içerisindeki davranışını hafife alarak, Medîne şehrinin sokaklarında alay konusu ettiler. Sokakta onu gördükleri zaman ona bakarak güldüler. 
 
Maskaraya çevirmiştir
 
Münâfıkların bu davranışları üzerine; Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmin Tevbe sûresinin yetmiş dokuzuncu âyet-i kerîmesini indirdi. Burada meâlen buyuruldu ki:
 
(Sadaka husûsunda bağışlarda bulunan mü'minlerle, bir türlü gücünün yettiğinden başkasını bulamayan fakirlerle başka türlü eğlenenler yok mu? Allahü teâlâ onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için pek acıklı bir azâb vardır.)
[10/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Astım hastalarının oksijen spreyi kullanmaları orucu bozar mı?
 
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Hâlbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması hâlinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, “Savm”, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, “Savm”, 27). Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.
Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç, orucu bozmaz.
[10/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: AHBÂR
 
Haberler. Haberin çokluk şekli. (Bkz. Haber) 1. Bir kavim, kabîle, şahıs, ülke, bölge, şehir veya bir hâdise hakkında nakledilen bilgiler. 2. Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde, geçmişte olanlara, gelecekte ve âhirette olacaklara dâir bildirdiği şeyler. Ahbâr, şâriin (dînin sâhibinin, Allahü teâlânın) bildirmesi ile anlaşılır. Akıl ve tecrübe (deney) ile anlaşılmaz. Ahbârda değişiklik olmaz. (Taşköprüzâde)
[10/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Kesilen kurbanın kanından alına sürülmesi dinimizde var mıdır?
 
Kesilen kurbanın kanının alına sürülmesinin dinle hiçbir ilgisi yoktur. Güvenilir kaynakların hiç birinde böyle bir bilgi mevcut değildir. Halkımız arasındaki uygulamalara başka kültürlerden girdiği anlaşılmaktadır.
[10/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: MÜZDELİFE
 
 
 
Arafat ile Mina arasında Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Müzdelife'de vakfe yapmak vaciptir. 'Muhassir vâdisi' dışında, Müzdelife'nin her yerinde vakfe yapılabilir. 'Meş'ar-i Harâm' yakınında yapılması sünnettir.
[10/5 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: ' Şüphesiz Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.'
(Hakkâ, 69/48)
 http://www.duavesureler.com
[10/5 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: ''İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, kötülük yaparlarsa biz de kötülük yaparız.' diyen zayıf karakterli kimseler olmayınız; bilakis, iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara kötülük yapmamayı içinize (bir ilke olarak) yerleştiriniz.'
(Tirmizî, 'Birr', 63)
 http://www.duavesureler.com
[10/5 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Beni affet. Bana iffet ver. Dini-dünyevî hayatım ile ailem ve malım için senden bereket ve sağlık niyaz ediyorum.'
null
 http://www.duavesureler.com
[10/5 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ben ve benden önceki peygamberlerin söylediği sözlerin en faziletlisi, ‘Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh’ sözüdür' (Hadis-i Şerif)
 
Semerkand Takvimi
[10/5 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Hatalıyı Değil, Hatayı Kabul Etme!
 
Tasavvuf büyüklerinden Şeyh Abdülkadir-i Geylânî [kuddise sırruhû] sallanarak yürüyen bir sarhoş gördü. O anda kalbine kendisinin daha iyi bir insan olduğu hissi doğdu. Bu durumun farkına varan sarhoş, Abdülkadir-i Geylânî hazretlerine [kuddise sırruhû] şöyle seslendi:
 
– Ey Abdülkadir! Yüce Rabbim beni senin gibi, seni de benim gibi yapmaya kadirdir.
 
Sarhoşun bu sözü üzerine Abdülkadir-i Geylânî [kuddise sırruhû] hemen başını önüne eğdi ve Allah Teâlâ’dan bağışlanma diledi. Bu menkıbeyi anlatan İmam Şa‘rânî [kuddise sırruhû] bizlere şu uyarıda bulunur:  Ey kardeşim! İslâm’ın uygun görmediği şeyleri kabul etme. Ama bu kabul etmeme şahıslara karşı değil, işlenen günahlara karşı olsun. 
 
Hakiki Rehber
 
Ali b. Vefa [rahmetullahi aleyh] şöyle der:  Eğer hakiki bir mürşid bulursan, insanlığının hakikatini bulmuş olursun. İnsanlığının hakikatini bulunca Allah’ı bulursun. Allah’ı bulunca da her şeyi bulmuş olursun. Bütün mesele böyle bir mürşidi bulmaktır. Bunu anla, ganimet bil, istifade et! 
 
Semerkand Takvimi
[10/5 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
' Şüphesiz Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.'
(Hakkâ, 69/48)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=ZtTPMUCCjE8=
[10/5 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Müslüman olan, kendisine yeteri kadar rızık verilen, Allah’ın kendisine verdiği nimete kanâat eden kimse şüphesiz kurtuluşa ermiştir.”
(Müslim, 'Zekât', 125; Tirmizî,' Zühd',35; İbni Mâce, 'Zühd', 9).
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=ZtTPMUCCjE8=
[10/5 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Allah’ım! Senden nefsim, kulağım, gözüm, ruhum, yaratılışım ve ahlâkım, ailem, hayatım ve ölümüm ve işlerim hakkında benden razı ol, hayır ve hasenatımı kabul eyle ve cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah’ım!) Duamı kabul eyle.'
(Hâkim, 'De’avât', No:1911)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=ZtTPMUCCjE8=
[10/5 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Kimin son sözü, “Allah’tan başka ilah yoktur” (Lâ ilâhe illallah) cümlesi olursa, o kişi cennete girer. Hadis-i Şerif
[10/5 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.
 
(Kaf, 50/18)
[10/5 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Dünyaya fazla bağlanma ki Allah seni sevsin, insanların elindekilere göz dikme ki insanlar seni sevsin.
 
(Ibn Majah)
[10/5 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Merhameti sonsuz biricik Rabb'imiz! Sıkıntılarımızı izale buyur ve bizi içinde bulunduğumuz gamdan, kederden kurtar.. en yakın bir zamanda biz aciz kullarına nezdinden bir ferec ve mahrec (çıkış yolu ve ferahlık) nasip eyle..
[10/5 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Mümit
 
Varlıkların hayatlarına son veren, canlarını alan
[10/5 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Sen Namaz Kılmış Olmadın
 
   Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, bir gün mescitte ashabıyla birlikte otururken, ismi Hallad olan, yeni öğrenmiş bir bedevi zat girdi. Rüku ve secdesini tam yapmadığı bir namaz kıldı. 
 
 Sonra huzura gelerek selam verdi. Resulullah Efendimiz selamını aldı ve.  
 
 - Dön namazını tekrar kıl, buyurdu.  
 
 O zat dönerek, önceki kıldığı gibi namazını tekrar kıldı. Resul-i Zişan (s.a.v.),  
 
 - Dön tekrar kıl; çünkü sen, namaz kılmış olmadın!, buyurdu.  
 
 Bu hal üç defa tekerrür edince Hallad (r.a.) :  
 
 - Ya Resulullah! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, ancak bu kadar biliyorum, doğrusunu bana öğretirmisin? dedi.  
 
 Bunun üzerine Efendimi z (s.a.v.):  
 
 - Namaz kılmak isteyince güzelce abdest al, kıbleye dön, iftitah tekbirini al, kolayına geldiği kadar Kur'an oku, sonra rükua varıp sukunet buluncaya kadar dur. Sonra başın büsbütün doğruluncaya kadar ayakta kal, sonra secdeye varıpmutmain oluncaya kadar dur, başını kaldırıp hareketsiz kalıncaya kadar otur. Bunları bütün namazlarda böylece yaparsan namazın tam olur, bundan neyi eksiltirsen namazı eksiltmiş olursun, buyurdu.
[10/5 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ım! Üzüntüden, gamdan, âcizlikten ve tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan ve borç altında ezilmekten, insanların tasallutundan Sana sığınırım.
 
Allâhümme innî e’ûzü bike mine’l-hemmi ve’l-hazenî ve e’ûzü bike mine’l-aczi ve’l keseli ve e’ûzü bike mine’l-cübni ve’l-buhlî ve e’ûzü bike min galabeti’d-deyni ve kahri’r-ricâl.
[10/5 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Kim kalbiyle tasdik ederek Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şehâdet ederse Allah ona cehennemi haram kılar…
(Buhârî, İlim, 49)
[10/5 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: BATILI GÖZÜYLE........ TÜRK AİLE YAPISI

Müslüman Türklerin ev hayatları, kelimenin tam anlamı ile bir başka dünyadır. Dünyanın başka hiçbir evinde, bir erkek hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz. Bu gerçeğin sırrı; Türk evinin, kadını tarafından hazırlanışındadır. İddia ederek söylü-yorum: Bir Müslüman-Türk evinde odalar bile, özel ve maksatlı bir renk âhengi ve döşeme üslûbu ile hazırlanmıştır.

Evin sâhibesi olan kadının giyinişi, başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar âhenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temizliğine o kadar meraklı ve kocasının ev hasretini giderecek öylesine bir zekâ ve eğitime sâhiptir ki, evin erkeği akşam üzeri, büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddî plânda bir çiçek kadar saftır. Bu madde temizliği kadının rûh temizliğinden gelir. O kadın; içki, kumar ve dış dünyayı bilmez.           Piyer Loti (Fransız Yazar)

 

TARİH.............FRANSA’DA BİR ANKET

 

1986 yılında, Fransa’da yayınlanan Sciences et Avenir dergisinin Fransızlar üzerinde yaptığı anket çalışmasından şaşırtıcı sonuçlar: 

% 25’i güneş dünya etrafında döner.
% 22’si fallara inanıyor.
% 20’si Kopernik’in kim olduğunu bilmiyor.
% 21’i “Başka gezegenlerden canlı geldi.” diyor.
%9’u ilim insanları ölümsüzleştirecek.
Fransa’da falcılık ve müneccimlerin sayısı 50.000 den fazladır. Boşanmalar evlenenlerden fazla olup, çocukların % 20’si evlilik dışı doğumlardandır.              (İnsan ve Kâinat: Mayıs-1986)

 

YEMEK.......  ÇİLEK ŞURUBU

 

MALZEME: 500 gr çilek, 4 bardak şeker, 1 limon.

YAPILIŞI: Şeker bir tencereye konup, üzerini örtecek kadar su ilâve edilip, orta ateşe koyularak kaynatılır. Şerbet kıvamına gelince, yıkanıp temizlenen çilekler limon suyu içine ilâve edilir. 5-6 taşım daha kaynatarak ateşten alınır. Yarım saat kadar beklettikten sonra süzerek şişelere konur. Ağızları kapatılıp ters olarak serin-güneşsiz bir yerde saklanır.

 

 

 

 

 
 
10.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[10/5 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Gatafan el-Mürri (ra)
Ebu Gatafan el-Mürri'nin anlattığına göre, babası Tarif, ihramlı iken bir kadınla evlenmiş ise de Hz. Ömer (ra) bu nikahı reddetmiştir. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Muvatta, Hacc 71, (1, 349)
 
Hadisin Açıklaması:
null
[10/5 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hayır, hayır, (Ey Habibim Ahmed) Rabbine yemin ederim ki onlar aralarında çıkan nizâlı, çapraşık işlerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükme gönüllerinde hiçbir darlık duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça (hakîki) îman etmiş olmazlar. (Nisa Sûresi, âyet 65)
[10/5 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Resulullah (sav)'a bir adam kebairden sormuştu, şöyle cevap verdiler: Onlar dokuzdur! buyurdular ve saydılar: Sirk, sihir, insan öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savastan kaçmak, namuslu kadınlara iftirada bulunmak, anne ve babaya haksızlık, kıbleniz olan Beytu'l-Haram (da masiyet islemey)i sağlığınız ve ölümünüzde helal addetmek.
Ravi: Ebu Davud, Vesaya 10
[10/5 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Hazreti Ebu Hureyre Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm göçeğen kuşu (surad), kurbağa, karınca ve hüdhüd kuşunu öldürmeyi yasakladı.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (3223) - Hds :(6948)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[10/5 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: 354- عَنْ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ رضي اللهُ عَنْهُمَا
 
أن رَسُولَ اللَّهِ
قال : أَرَاني فِي الْمَنَامِ أَتَسَوَّكُ بِسِوَاكٍ , فَجَائَنِى رَجُلان أَحَدُهُمَا أَكْبَرُ مِنَ الآخَرِ فَنَاوَلْتُ السِّوَاكَ الأصْغَرَ مِنْهُمَا, فَقِيلَ لِي: كَبِّرْ , فَدَفَعْتُهُ إِلَى الأكْبَرِ مِنْهُمَا
354: İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Rüyada dişlerimi misvaklar vaziyette gördüm. Yanıma biri diğerinden yaşlı iki kişi geldi. Ben misvaki ikram olsun diye küçüğüne vermek istedim. Cibril tarafından bana büyüğe ver denildi. Ben de büyüğe verdim.” (Müslim, Rüya 19)
 
355- عَنْ أبي مُوسَى الأشعري
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
إن مِنْ إِجْلاَلِ اللَّهِ, إِكْرَامَ ذِي الشَّيْبَةِ الْمُسْلِمِ, وَحَامِلِ القرآن غَيْرِ الْغَالِي فِيهِ, وَالْجَافِي عَنْهُ, وَإِكْرَامَ ذِي السُلْطان الْمُقْسِطِ .
355: “Ebu Musa (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Saç ve sakalını müslümanlıkta ağartan kimselere, değişik havalara girmeyip hükümleriyle amel etmekten kaçınmayan Kur’an hafızına ve adil idarecilere saygı göstermek Allah’a saygıdan dolayıdır.” (Ebu Davud, Edeb 20)
 
356- عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ عَنْ أبيهِ عَنْ جَدِّهِ
 
قال : قال رسولُ الله
: لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيَعْرِفْ شَرَفَ كَبِيرِنَا.
356: Amr ibni Şuayb’in babası aracılığıyla dedesinden aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Küçüklerimize acımayan, büyüklerimizin büyüklüğünü haklarını bilip tanımayan bizden değildir.” (Ebu Davud, Edeb 58, Tirmizi, Birr 15)
 
عَنْ مَيْمُونِ بْنِ أبي شَبِيبٍ رحمه الله أن عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهََا مَرَّ بِهَا سَائِلٌ فَأَعْطَتْهُ كِسْرَةً, وَمَرَّ بِهَا رَجُلٌ عَلَيْهِ ثِيَابٌ وَهَيْئَةٌ, فَأَقْعَدَتْهُ, فَأَكَلَ, فَقِيلَ لَهَا فِي ذَلِكَ؟ فَقالت : قال رسولُ اللَّهِ
 
: أنزلوا النَّاسَ مَنَازِلَهُمْ .
وفي رواية : قالت عائشة رضي اللهُ عَنْهََا:أمرنا رسول الله
 
أن ننزل الناس منازلهم.
357: Meymun ibni Ebu Şebib (Allah Ona rahmet etsin)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir gün Hz. Aişe’ye bir dilenci geldi. Aişe (Allah Ondan razı olsun) ona bir parça ekmek verip savuşturdu. Daha sonra kılık ve kıyafeti düzgün başka bir adam geldi, onu da sofraya oturtarak yemek ikram etti. Bu farklı davranışın sebebini soranlara Aişe şöyle cevap verdi: “Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) insanların derece ve durumlarına göre muamele ediniz” buyurmuştur.
[10/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Hani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
-Saffat Suresi, 134
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[10/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3575]
 
Bir diğer rivâyette şöyle gelmiştir: '...Başını meshetti, başın öne gelen kısmını da, arkaya gelen kısmını da, şakaklarını da, kulaklarını da birer birer meshetti.'' 
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (129). 
 
Bir diğer rivâyette: 'Elinde arta kalan su ile başını meshetti '' denmiştir. 
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (130).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[10/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail'i ve İshak'ı veren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.' - İbrâhîm - 39. Ayet
[10/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremezler. - Müslim, Îmân, 168, Tirmizî, Birr, 79
[10/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma' - (A'râf, 7/47)
[10/5 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: Doğu Roma İmparatorluğu döneminde İstanbul’un en büyük kilisesi iken fetihten sonra şehrin baş camii hâline getirilen ve etrafında zamanla bir külliye teşekkül eden ulu bir mabeddir Ayasofya. Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli eserleri arasında yer alan yapı; mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden sanat dünyası açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Bizans’ın en büyük katedrali olarak yapımı M.S. 537 yılında tamamlanan mabed, Fatih Sultan Mehmet tarafından fethin sembolü olmuş ve ilk cuma namazı da burada kılınmıştır. Sonrasında yapı güçlendirilerek en iyi şekilde korunmuş ve muhtelif zamanlarda eklenen ilaveleri ile birlikte Cumhuriyet dönemine kadar cami olarak varlığını sürdürmüştür. Mimar Sinan tarafından yapılan minareler ise aynı zamanda yapıda destekleyici payanda işlevi görmüştür. İslam sanatının en seçkin süslemeleriyle bezenen Ayasofya’nın bir külliye mahiyeti kazanması kütüphane başta olmak üzere medrese, muvakkithane, hamam ve sebillerin eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. Günümüzde müze olarak ziyaret edilen yapı, tarih boyunca birçok medeniyetin izlerini taşımaya ve tarihe tanıklık etmeye devam etmektedir. - TARİHE TANIKLIK EDEN MABED: AYASOFYA
[10/5 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: Görevler
12- İnsanların kendi nefislerine karşı da birtakım görevleri vardır. Bu görevlerin bir kısmı bedenlerine, bir kısmı da ruhlarına aittir. Başlıcaları şunlardır:
1) Beden terbiyesi: Öyle ki, her insan için temiz ve pak olmak, güçlü bir bedene sahib olmak gereklidir.
Bir hadîs-i şerirde buyurulmuştur: 'Kuvvetli olan mü'min, zayıf olan bir mü'minden hayırlıdır.'
2) Sağlığı koruma: Sağlık büyük bir nimettir. Onun için sağlığa zararlı şeylerden kaçınmak ve gereğinde tedaviye önem vermek gerekir. Bir hadîs-i şerife göre: ''Ölümden başka her hastalığın bir devası vardır.' Yeter ki, ilaç bulunsun...
3) Zararlı riyazetlerden kaçınmak: İslamda Ruhbaniyet (toplumdan ayrılıp yalnız başına ibadetle uğraşmak) yoktur. Geceli gündüzlü aç durmak, helal şeylerden büsbütün nefsini kesmek caiz değildir.
Dinimizin emrettiği ibadet ve riyazetler orta bir halde olup hayatın mutluluğuna pek ziyade elverişlidir. Bunlara aykırı olarak yapılan riyazetler hayatı ters yönden etkileyip gevşeklik getireceği için caiz olmaz. Bir hadis-i şerifte buyrulmuştur: 'Nefsin, senin bineğindir, artık ona yumuşak davran.'
4) Vücudu yıpratacak şeylerden sakınmak: İslamda içki haramdır. Herhangi bir organı kesin bir gerek bulunmaksızın kesmek haramdır. İntihar denilen cinayet haramdır. Çünkü bunları yapmak, Yüce Allah'ın insanlara ikram ettiği hayata suikast demektir. Onun için bu gibi haram şeylerden kaçınmak şahısla igili bir görevdir. Aksi halde insan birçok pişmanlıklardan ve azablardan kurtulamaz.
5) İradeyi kuvvetlendirmek: İnsan, sağlam bir irade sahibi olmalıdır. Yararlı şeyleri öğrenip yapmalı, yararsız şeyleri de, sırf şunu bunu taklid hevesi ile yapmamalıdır. İnsan bir inanca ve bir huya sahib olmalıdır. Hakkı kabul etmeli, haksız ve zararlı olan bir şeyi de, herhangi bir düşünce ile öne sürüp kıymetlendirmeğe çalışmamalıdır. Böyle bir hafiflik insana yakışmaz.
6) Aklı ve zihni ilim, irfan nurları ile aydınlatmak, kalbde yararlı ve yüksek duyguları uyandırmak, İslamda ilim ve marifet kazanmak pek önemli bir görevdir. İnsan akıllıca yaşamalı ve daima gerçek arkasından koşmalıdır. Yanlış fikirlerden, aldatıcı sözlerden, yaldızlı muhakemelerden, zararlı törelerden, batıl inançlardan, hasis duygulardan kaçınmalıdır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'İnsanın dayanacağı şey aklıdır. Aklı olmayanın dini de yoktur.
[10/5 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: bu iki incelemeye göre Allah'ın ismi büyük türeme ile türeyen bir Arapça isimden nakledilmiş ve onun asıl mânâsını ihtiva etmiştir. Hem de aslı ve kendisi Arapça'dır. Bu arada bazılarının zannına göre aslı Arapça değil, fakat Arapça'ya nakledildikten sonra sırf Arapça'dır.
 
Nahiv âlimi tefsirci Endülüslü Ebu Hayyan diyor ki: Bilginlerin çoğuna göre; ' ' yüce ismi hemen söylenmiş bir sözdür ve türememiştir. Yani ilk kullanıldığında yüce Allah'ın özel ismidir . İmam Fahreddin Râzî de 'Bizim seçtiğimiz görüş şudur: Allah kelimesi yüce Allah'ın özel ismidir ve aslında başka bir kelimeden türememiştir. İmam Halil b. Ahmed ve Sibeveyh, usul alimleri ve İslam hukukçularının hepsi bu görüştedirler.' diyor. Gerçekten çağırma kipinde Allah kelimesinin başındaki hemzenin düşmeyişi ve araya bir şey girmeden çağırma edatı ile birleşmesi bu hemzenin, kelimenin aslından olduğunun bir delilidir. Bundan dolayı 'el' belirleme edatı değildir. Ancak kullanmayı kolaylaştırmak için çoğunlukla bu edat gibi kullanılmıştır ve Allah kelimesinin sonuna tenvin getirilmemiştir. Gerçi hemzenin hazf edilmesi, kelimede kalmasından daha çoktur ve daha fazladır. Fakat ' = yâ' ile ' = el' belirleme edatları bir araya gelmedikleri ve bundan dolayı 'yennecmü' v.s. denilemeyip
 
(Yâ eyyühennecmü), yâ hâze'l-Harisü, yâ eyyühennâsü gibi araya veya gibi kelimeler konduğu halde (yâ Allah) diye hemzenin yerinde kalması ile yetinilmesi ve sonra bu kelimenin Allah'tan başka hiç kimse için asla kullanılmamış bulunmasından dolayı 'en-Necmü, en-nâsü ve'l-ünâsü' cinsinden olmadığını gösterdiğinden kelime ve mânâ itibariyle bu özelliğin tercih edilmesi gerekmiştir.
 
Özetle ' ' ismi türemiş veya başka bir dilden Arapça'ya nakledilmiş değildir. Başlangıçtan itibaren özel bir isim olarak kullanılmıştır. Ve yüce Allah'ın zatı bütün isimler ve vasıflardan önce bulunduğu gibi ' ' ismi de öyledir. Allah ismi ulûhiyyet (ilâhlık) vasfından değil, ilâhlık ve mabudiyet (tapılmaya layık olma) vasfı ondan alınmıştır. Allah, ibadet edilen zat olduğu için Allah değil, Allah olduğu için kendisine ibadet edilir. Onun 'Allah'lığı tapılmaya ve kulluk edilmeye layık olması kendiliğindendir. İnsan puta tapar, ateşe tapar, güneşe tapar, kahramanlara, zorbalara veya bazı sevdiği şeylere tapar, taptığı zaman onlar ilâh, mabud (kendisine tapılan) olurlar, daha sonra bunlardan cayar, tanımaz olur, o zaman onlar da iğreti alınmış mabudiyet ve tanrılık özelliklerini kaybederler. Halbuki insanlar, ister Allah'ı mabud tanısın, ister mabud tanımasınlar, O bizzat mabuddur. O'na herşey ibadet ve kulluk borçludur. Hatta O'nu inkar edenler bile bilmeyerek olsa dahi ona kulluk etmek zorundadırlar. Araştırma mantığına göre iddia edilebilir ki, özel isimler kısmen olsun cins isimlerinden önce konulur. Daha sonra bir veya birkaç niteliğin ifade ettiği benzeme yönü ile cins isimleri oluşur. Bundan dolayı her özel ismin bir cins isminden veya nitelikten alınmış olduğu iddiası geçersiz sayılır.
 
Üçüncüsü: Denilebilir ki, yukarıda açıklanan kullanma tarzından, ' ' yüce isminin Arap dilindeki özelliği ve bundan dolayı bir özel isim olduğu anlaşılıyor. Fakat böyle olması diğer bir dilden alınmış olmasına neden engel sayılsın? Allah'ın isimlerinin birden çok olmasının caiz olduğu da önce geçmişti. Gerçekten deniliyor ki İbranice'de 'iyl' Allah demektir. Çünkü Kâdı Beydâvî ve diğer tefsircilerde bile 'İsrail' Allah'ın seçkin kulu veya Abdullah mânâsına tefsir edilmiştir ki, hemzenin hazf edilmesi ile 'isrâl' ve yâ'ya çevirilmesi ile 'İsrayil' şeklinde de okunur. Diğer taraftan Süryanice'de 'lâha', Arapça'da 'lâh' da varmış. Bundan dolayı Arapça'da bu iki ismin birleştirilmesi ile 'illah' terkibinden 'Allah' özel ismi vazedilmiş olduğu hatıra gelir ki; 'Allah' ilâh meâlini hatırlatır ve 'ilâh�
[10/5 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: bir başka rivayetinde: 'Tencereden eliyle etli kemik aldı'' denmiştir. Müslim'in bir rivayetinde: 'Budu kemirdi, sonra namaz kıldı, abdest tazelemedi'' denmiştir.
 
3656 - Amr İbnu Ümeyye ed-Damri (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı gördüm, elindeki koyun budundan parça kesiyordu, ezan okundu. Hemen et dildiği bıçağı bırakıp namaza koştu, abdest almadı.'
 
Buhari, Vudü 50, Ezan 43, Cihad 92, Et'ime 20, 26; Müslim, Tahâret 92, (355); Tirmizi, Et'ime 33, (1837).
 
3657 - Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) çıktı, beraberinde ben de vardım. Ensârdan bir kadına uğradı. Kadın ona bir koyun kesti. Bir tabak tâze hurma getirdi, ondan yeyip sonra öğle için abdest aldı ve namaz kıldı. Sonra (namazdan) ayrıldı. Kadın ona koyundah arta kalan bir şeyler getirdi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) onu da yiyip ikindiyi kıldı, bu sırada abdest almadı.'
 
Muvatta, Tahâret 25, (1, 27); Tirmizi, Tahâret 59, (80); Ebu Dâvud, Tahâret 75, (191,192); Nesâi, Tahâret 23, (1,108). Bu Tirmizi'nin lafzıdır.
 
Ebu Dâvud ve Nesai'nin rivayetinde: 'Resulullah'ın son iki icraatından biri ateşin değiştirdiğinden abdest almayı terketmekti'' denmiştir.
 
3658 - Ubeyd İbnu Sümâme el-Murâdi anlatıyor: 'Abdullah İbnu'I-Hâris İbni Cez' (radıyallahu anh), Mısır'a yanımıza geldi. Kendisi Resulullah (aleyhissalatu vesselâm)'ın ashabından idi. Mısır Camii'nde şu hadisi anlatırken işittim: 'Ben, öyle hatırlıyorum ki, Resulullah (aleyhissalâtu vesselam)'la bir adamın evinde oturan yedi kişiden yedincisi veya altıdan altıncısıydım. Derken Bilâl (radıyallahu anh) geçti ve ezan okudu. Biz de çıktık. Giderken bir adama uğradık tenceresi ateş üstündeydi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona: 'Tenceren yeterince pişti mi?'' diye sordu. Adam:
 
'Evet, annem babam sana feda olsun!' dedi. Resulullah bunun üzerine bir parça aldı. Çiğnemesi devam ederken namaz için iftitah tekbiri aldı. Ben bu sırada ona bakıyordum.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 75, (193).
 
3659 - Süveyd İbnu'n-Nu'mân (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hayber Seferine Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte çıktık. Hayber yakınlarında olan Sahbâ'ya vardığımız zaman Resulullah aleyhissalâtu vesselâm ikindi namazını kıldı. Namaz bitince yiyecek getirilmesini ferman buyurdu. Sadece kavut getirilmişti. Bunun su ile ıslatılmasını emir buyurdu
[10/5 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: güçsüz yaratılmış bir kul biliyorum. Bütün âlemi de ve herşeyin yaratanı olan tam kudret sâhibini de biliyorum. Ve Onu yaratıcı ve herşeye gücü yetici olmakdan başka dürlü bilmiyorum. Mahlûklarına benzemesi ve herşeyde
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N