Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 16.07.2023 02:48
Günün yazısı
[12/5 14:45] Ömer Tarık Yılmaz: “Yediğin gibi onu da yedirmek, giydiğin gibi onu da giydirmek, yüzüne vurma, kötüleyip ayıplama, darılıp ayrı yatmaya mecbur kalırsan bu işi sadece odanın sınırlarını aşmayacak şekilde evde yapmaktır.”
(Ebu Davut, Rada 41)
[12/5 14:45] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve (vahye dayanan) aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın, Allah hakkında tartışır.
el-HACC Sûresi 8.Ayet
[12/5 14:45] Ömer Tarık Yılmaz: Tevekkül
Sözlükte 'güvenmek, dayanmak, işi başkasına havale etmek' anlamlarına
gelen tevekkül terim olarak, hedefe ulaşmak için gerekli olan maddî ve mânevî
sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra
Allah'a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah'a bırakmak demektir. Meselâ
bir çiftçi önce zamanında tarlasını sürüp ekime hazırlayacak, tohumu
atacak, sulayacak, zararlı bitkilerden arındırıp ilâçlayacak, gerekirse gübresini
de verecek, ondan sonra iyi ürün vermesi için Allah'a güvenip dayanacak ve
sonucu O'ndan bekleyecektir. Bunların hiçbirisini yapmadan 'Kader ne ise o
olur' tarzında bir anlayış tembellikten başka bir şey değildir ve İslâm'ın tevekkül
anlayışıyla bağdaşmaz.
Tevekkül, müslümanların kadere olan inançlarının tabii bir sonucudur. Tevekkül
eden kimse Allah'a kayıtsız şartsız teslim olmuş, kaderine razı bir kimsedir.
Fakat kadere inanmak da tevekkül etmek de tembellik, gerilik ve miskinlik
demek olmadığı gibi, çalışma ve ilerlemeye mâni de değildir. Çünkü her
müslüman olayların, ilâhî düzenin ve kanunların çerçevesinde, sebep-sonuç
ilişkisi içerisinde olup bittiğinin bilincindedir. Yani tohum ekilmeden ürün elde
edilmez. İlâç kullanılmadan tedavi olunmaz. Sâlih ameller işlenmedikçe Allah'ın
rızâsı kazanılmaz ve dolayısıyla cennete girilmez. Öyleyse tevekkül, çalışıp çabalamak, çalışıp çabalarken Allah'ın bizimle olduğunu hatırdan çıkarmamak ve
sonucu Allah'a bırakmaktır.
Yüce Allah bir âyette '...Kararını verdiğin zaman artık Allah'a dayanıp
güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever' (Âl-i İmrân
3/159) buyurmuş, müminlerin bir başka varlığa değil, yalnızca kendisine
güvenmelerini emretmiş, çünkü tevekkül edene kendisinin yeteceğini bildirmiştir
(bk. Âl-i İmrân 3/122, 160; el-Mâide 5/11; et-Tevbe 9/51; İbrâhim
14/11; et-Tegabün 64/13; et-Talâk 65/3). Hz. Peygamber de devesini salarak
tevekkül ettiğini söyleyen bedevîye 'Önce deveni bağla, Allah'a öyle tevekkül
et' (Tirmizî, “Kıyamet”, 60) buyurarak tevekkülden önce tedbirin alınması
için uyarıda bulunmuştur. ...Daha az
[13/5 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: 87 - Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in: «Ben Cennet İçin Şefaat Edecek İlk İnsanım ve Peygamberlerin En Çok Tabi-i Bulunanı Benim», Hadisleri Hakkında Bir Bab
504- Bize Kuteybe b. Sa'id ile İshâk b. İbrahim rivâyet ettiler Kuteybe dedi ki: Bize Cerir Muhtar b. Fulful'den, o da Enes b. Malik'ten naklen rivâyet etti. Enes şöyle dedi Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Cennet İçin insanlara ilk şefaat edecek benim. Peygamberlerin en çok tabîi bulunanı da benim buyurdular.»
Bu şefâ'at yukarıda görülen beş nevi şefâ'attan hariç değildir. Zira eğer ehl-i cehennem cehennemden çıkarıldığı zaman yapılacaksa o husustaki şefâ'ata râci'dir. Daha Önce yapılacaksa cennete girme hususundaki şefâ'at kabilindendir. Mamafih cennette yapılması da mümkündür. Nitekim Hemmam'in rivâyet ettiği şefâ'at hadisinde
«Rabbimden onun darında izin İsteyeceğim!» buyrulmuştur. Onun (darı) nidan murad; çenettir; denilmiştir. Burada Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in korku ve dehşet yeri olan mahşerden selâmet diyarı olan cennete nakledilmesinin hikmeti şefaatçi için ikram manâsının daha münasip olmasıdır. Bundan dolayı d-ıalarm şerefli makamlarda yapılması müstehaptır. Böyle yerlerde kabul daha ziyâde me'muldur.
505- Bize Ebû Küreyb Muhammed b. El-Alâ'da rivâyet etti. (Dedi kr): Bize Muâviye b. Hişâm, Süfyan'dan, o da Muhtar b. Fulfül'den, o da Enes b. Malik'ten naklen rivâyet etti. Enes şöyle dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)
«Kıyâmet gününde peygamberlerin en çok tabiî bulunanı ben olacağım; Cennetin kapısını ilk çalan da ben olacağım» buyurdular.
Bundan önceki rivâyetlerden Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in,ümmeti son nefsine kadar sırattan geçmedikçe oradan ayrılmayacağı anlaşılmıştı. Burada ise; cennetin kapısını ilk defa onun çalacağı bildiriliyor. İlk nazarda bu rivâyetler arasında muaraza olduğu göze çarpıyor-sada hakikatta hiç bir muaraza ve münâfât yoktur. Çünkü peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in mahşer yerinden herkesten sonra ayrılarak cennet kapısına herkesten Önce varması imkansız değildir. Zaten o gelinceye kadar cennetliklerin cennete girmesine müsade edilmiyecektir. Nitekim bir rivâyette cennetin kapıcısının Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e hitaben:
«Senden önce hiç bir kimseye cennet kapılarını açmamaya me'mur oldum diyecek» buyurulmasıda buna delâlet etmektedir.
Cennetliklerin yarısını Ümmet-i Muhammedi yenin teşkil edeceği az aşağıda gelecek hadis-i şeriflerden anlaşılmaktadır. Ümmetin çokluğu ise; Peygamberinin efdal olduğuna delildir. Onun içindirki; Aliyyûl Kaarî; «Bu hususda Ebû Hanîfe'nin nasibi pek büyüktür ; çünkü ehl-i islamın çoğu ameli hükümlerde ona tabidir. “ dedi
506- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe’de rivâyet etti.
(Dedi ki) Bize Hüseyin b. Ali ,Zaide’den , o da Muhtar b. Fulful’den naklen rivâyet etti.
Dedi ki: Enes b. Malik şunları söyledi: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)
«Cennet hakkında ilk şefa’atçı ben olacağım. Peygamberler içinde benim kadar çok tasdik edilen hiç bir peygamber yoktur. Peygamberler içinde Öylesi vardır ki, ümmetinden onu yalnız bir kişi tastik etmiştir» buyurdular.
507- Bana Amru'n-Nâkid ile Züheyr b. Harp da rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Haşini b. Kasım rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Süleyman b. Muğîre, Sabitten, o da Enes b. Malik'ten naklen rivâyet etti. Enes şöyle dedi: Resullullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Ben kıyâmet gününde cennetin kapısına gelerek açılmasını isteyeceğim. Cennetin bekçisi (bana):
— Sen kimsin? diyecek. Ben de:
— Muhammed'im diyeceğim. Bunun üzerine:
— Ben ancak sana açmaya memur oldum. Senden önce hiç bir kimseye ' (cennetin kapılarını) açmayacaktım. Diyecek.» buyurdular.
[13/5 23:26] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bana dediler ki: 'Ey Ebu Zerr! Senin evden çıkıp Allah'ın kitabından bir ayet öğrenmen, senin için yüz rek'at namaz kılmandan daha hayırlıdır. Keza gidip ilimden bir bab (mevzu) öğrenmen -ki bu babla amel edilsin veya edilmesin- senin için bin rek'at namaz kılmandan daha hayırlıdır.'
Kütüb-i Sitte
[13/5 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: 46. Dua etmek için,yatmadan önce,üzerine gusül vacip olan kişinin,yemek,içmek ve uyumak için abdest alması,abdestli olan kişinin namaz kılmak için yeni abdest alması,ezbere Kur'an okumak için,hadisi şerif derslerine oturmak için,nikâh hutbesi için,Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kabrini ziyaret için,Mescid-i Nebevi'ye girmek için,Safa ve Merve'yi say etmek için,sinirlenince sakinleşmek için,gıybetten ve diğer günahlardan sonra abdest almak sünnettir.(Şemail'i Kübra-5/176)
[13/5 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî Hz.lerinin Vefatı 1893
• Manisa Soma’da Kömür Faciası 301 Maden İşçimiz Şehit Oldu 2014
• Türk Dil Bayramı
• Bedensel Engelliler Günü
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[13/5 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“...Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah’a aittir. Sonunda dönüş de ancak O’nadır.”
Maide 18
[13/5 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhâcir ise Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.”
Buhârî, Îmân 4, 5
[13/5 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: GÜMÜŞHANEVİ TEKKESİ’NE AİT PARA VAKFI
Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî, Bâbıâli’nin tam karşısında yer alan ve metruk bir halde olan Fatma Sultan Camii’ni tamir ettirerek tekrar canlandırmıştır. Burada irşada başlamasından sonra camiden tekkeye dönüşen merkez 1859’dan itibaren kendi adıyla anılmaya başlanmıştır.
Bu tekke birçok önemli fonksiyonu haizdir, saray hanedanı ve ulema üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Osmanlı son döneminde yaygınlaşan bankaların faiz uygulamalarından kurtarmak için bu tekke “avarız sandıkları”na benzer, dergâh içinde bir yardımlaşma ve ödünç alma-verme kurumu kurar.
Gümüşhânevî, sevenlerine ev ve işyerlerinde yastık altında saklanan menkûl servetlerini, dergâhta toplamalarını emretmiş, muhtaç mürîdlerin, burada biriken paradan, ihtiyaçları nispetinde ve mâlî güçlerine göre bilâhere ödemeleri şartı ile “karz-ı hasen” usulü üzere borç almalarını temin etmişti.
Böylece, hem küçük sermayeler tekkede birikmiş, hem de yastık altı birikimlerin ekonomiye katılma imkânı sağlanmıştır. Müslümanlar arasında yardımlaşma duygusu güçlenmiştir.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[13/5 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَخْشَى مَا خَشِيْتُ عَلَى أُمَّتِي كِبَرُ الْبَطْنِ وَمُدَاوَمَةُ النَّوْمِ وَالْكَسَلُ وَضَعْفُ الْيَقِينِ. (فيض)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en kötüsü; karnı büyük olmak (çok yemeye düşkün olmak), çok uyumak, tembellik ve yakîn zayıflığı (yani gaflet)tir.” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)
13 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[13/5 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: DOYDUKTAN SONRA YEMEK, İSRAFIN BİR ÇEŞİDİDİR
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, dedikodudan, çok suâl sormaktan ve malı zâyi (israf) etmekten nehyetmişlerdir. Kişinin helâl yollardan kazandığı malı fesatlıkta kullanması, israf etmesi, onunla kibirlenmesi, övünmesi, çokluğuna aldanması câiz olmaz.
İsraf, dinimizde haramdır. Doyduktan sonra yemek de israfın bir çeşididir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki:
“Âdemoğlu, karnından/midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. Muhakkak yemek icap ederse midenin üçte biri yemek, üçte biri içmek, üçte biri de nefes için ayrılmalıdır.”
“Kişi, sadece kâfî miktarda yemiş olsa, kötüleneceği bir hâle düşmez.”
Yemek, bedene faydası olduğundan yenilir. Doyduktan sonra yemek ise faydalı değil, çok kere sıhhate zararlıdır. Onun için tabağa fazla yemek almamalıdır. Hem ihtiyacından fazla olarak yediği yemekte başkasının da hakkı vardır. Onu, ihtiyacı olana ulaştırsa, onun da açlığını giderecektir. Bu husûsta asıl olan şu hadîs-i şerîftir:
Bir zât, Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in meclisinde geğirdi. Peygamber Efendimiz gazaplandılar ve buyurdular ki: “Geğirtini bizden uzaklaştır. Sen bilmez misin ki kıyamet günü insanların azâbı en uzun olanı, dünyada karnı en çok tok olanıdır.”
Hazret-i Ömer’e, “Sizin için cüvâriş tedarik edelim mi?” dediler, “O nedir?” diye sordu. “Yemeği sindirmeye yardımcı olan bir hazmettiricidir.” dediler. “Sübhânallâh! Müslüman, hiç doyacağı miktardan fazla yer mi?” buyurdu.
Âlimlerden bazıları bundan bazı hâlleri istisnâ etmiştir. Bir kimsenin yanına bir müsafir geldiğinde, ihtiyacı kadar yemiş iken onu mahcup etmemek için fazla yemesi câizdir. Yine sonraki günün orucuna kuvvet kazanmak için geceden doyum miktarından fazla yenmesinde de beis yoktur.
13 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[13/5 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım, Cimrilikten sana sığınırım, korkaklıktan sana sığınırım, ömrün en rezil zamanına kalmaktan sana sığınırım.” (Buhari, Deavat, 37)
[13/5 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: DİLİN ÂFETLERİ
Konuşmak, Allah’ın insanoğluna verdiği en büyük nimetler- dendir. Kur’an’da; “Bir güzel söz, bir bağışlama, arkasından incitmenin geldiği sadakadan daha hayırlıdır” (Bakara, 2/263) buyrularak, söz ve ifadelerimizde dikkatli olmamız gerektiği vurgulanmıştır.
Ahlak kitaplarımızda “dilin afetleri” olarak nitelendirilen; gıy- bet, koğuculuk, yalan yere şahitlik, iftira, alay etme, sövüp sayma gibi pek çok olumsuz davranış, dinimizde kesinlikle yasaklanmıştır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de Müslümanı “elinden ve dilinden başkasının emin olduğu kimsedir” (Buhârî, “İman”, 4) şeklinde tanımlamıştır. Dil, hayrın da, şerrin de kapı- sını açabilir. Bu nedenle ağızdan çıkacak sözler, aklın, imanın ve vicdanın terazisinde tartıldıktan sonra söylenmelidir.
DİNÎ KAVRAMLAR
AHİRET
Ahiret; kabir hayatını da içine alan dünya hayatından sonraki bir hayattır. Ahiret dünya hayatı- nın sonunda ikinci sura üflenme ile başlayan ve Allah’ın dileme- sine bağlı olarak sonsuza kadar sürecek olan bir hayattır. Mahi- yetini tam olarak Allah’ın bildiği bu hayat, ilahi adaletin bir tecel- lisi olarak yaşanacaktır. Bu ha- yatın merhaleleri Kur’an’da; ka- bir (berzah), kıyamet, yeniden diriliş, mahşer, hesap-mizan, şefaat, cennet-cehennem gibi kavramlarla izah edilmektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Mademki dün gitti, yarın da henüz elde değil, hesabını şu var olan nefes için yapmaya çalış. (Sadi Şirazî)
[13/5 23:30] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtın kelime anlamı 'artma, çoğalma, arıtma ve berekettir'. 'Doğru söylemek, sözünü tutmak' anlamına gelen sıdk kökünden alınmış olan ve Kur'an ve Sünnet'te zekât anlamında da kullanılmış olan sadaka kelimesi, daha sonraki devirlerde gönüllü malî ödemeler için kullanılmaya başlanmıştır. Fıkıh terminolojisinde ise zekât, Allah'ın, belirli yerlere sarfedilmek üzere dince zengin sayılan kişilerin mallarından belli bir payın alınması işlemini ifade eder.
Kur'ân-ı Kerîm'de zekât kelimesi iki yerde (el-Kehf 18/81; Meryem 19/13) sözlük anlamında; sekizi Mekke döneminde nâzil olan sûrelerde olmak üzere otuz âyette ise terimsel anlamda kullanılmıştır. Bu âyetlerin yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilmiştir. Bundan anlaşıldığına göre, İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren müslümanlar zekât fikrine alıştırılmış, daha sonra da, zengin olanların bu imkânını belli oranda fakirlerin ve toplumun ihtiyacı için harcaması gerektiği, bunun namaz ibadeti kadar önemli olduğu hususu vurgulanmıştır.
Zekâtın Medine döneminde farz kılındığı bilinmekle birlikte bunun hangi yılda gerçekleştiği tartışmalıdır. Bir tesbite göre zekât hicretin 2. yılında ramazan orucundan önce, diğer bir tesbite göre ise aynı yıl ramazan orucundan sonra farz kılınmıştır. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber'in zekât farz olmadan önce fıtır sadakasını vermeyi emrettiği, zekât farz kılındıktan sonra ise fıtır sadakası konusuna değinmediği, ancak müslümanların her ramazan ayında bayram namazından önce fıtır sadakası vermeye devam ettikleri belirtilmektedir (Buhârî, 'Zekât', 76). Bu hadis, fıtır sadakasının zekâtın farz olmasından önce emredildiğini gösterdiğine göre ve orucun farz kılındığını bildiren âyet hicretin 2. yılında indiğine göre, zekâtın ramazan orucundan sonra farz olması gerekmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Peygamber'in sünnetinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Bu husus namazla zekât arasındaki kuvvetli bağlılığa, kişinin Müslümanlığının ancak bu ikisini eda etmekle olgunluk derecesine ereceğine bir delildir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve onun rızâsını kazanmaktır.
Kur'an zekât vermeyi, müminlerin, muhsinlerin, iyi ve müttaki kulların vasıflarından saymıştır. O halde müminler, muhsinler, müttakiler zümresinde yerini almak isteyen bir zengin, zekâtını verecek namazını da kılacaktır. Zira Cenâb-ı Allah kurtuluşa erecek müminlerin bir özelliğinin de zekâtlarını vermeleri veya zengin olup da zekât verebilmek için çalışmaları olduğunu haber vermektedir (el-Mü'minûn 23/1-4). Yine bir hadiste, her insanın sadaka vermesi bir ödev olarak telakki edilmiş ve bu uğurda çalışması teşvik edilmiştir (Buhârî, 'Zekât', 30).
Kur'ân-ı Kerîm'de zekâtın mâna ve öneminden bahseden birçok âyet vardır:
'Hidâyet ve müjde namaz kılan, zekât veren müminler içindir' (Lokmân 31/3-4).
'Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyi olmak demek değildir. A-sıl iyi olan, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere sevdiği maldan harcayan, namaz kılan ve zekât verenler... dir' (el-Bakara 2/177).
Kur'ân-ı Kerîm müşrikleri kötülerken onların vasıflarından birinin zekât vermemek olduğunu zikreder:
'Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekât vermezler ve âhireti de inkâr ederler' (Fussilet 41/6-7). Burada hem onların toplumdaki ihtiyaç sahibi kimseler için harcama yapmadığı, bencil davrandığı ifade edilmiş hem de zekâtın ve âhirete imanın müminlerin iki temel özelliği olduğu vurgulanmıştır.
Zekât vermeyen bir zengin Allah'ın geniş rahmetine, Allah ve Resulü'nün dostluğuna da hak kazanamaz. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurur:
'Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ben onu,
[13/5 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: Onlari, bâkireler kildik (VAKIA/36)
Eger o sizi bosarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadef eden, oruç tutan, dul ve bâkire esler verebilir (TAHRİM/5)
[13/5 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: ÜVEYS EL-KARANİ
4518 - Üseyr İbnu Câbir radıyallahu anh anlatıyor: 'Hz. Ömer radıyallahu anh'a Yemenlilerin takviye kuvveti geldikçe her defasında onlara:
'Aranızda Üveys İbnu Âmir var mı?' diye sorardı. Nihayet Üveys İbnu Âmir'e rastladı. Aralarında şu konuşma geçti:
'Sen Üveys İbnu Amir misin?'
'Evet!'
'Murad'dan, sonra da Karan'dan?'
'Evet!'
'Sende alaca hastalığı vardı, bir dirhem karad bir yer hariç tamamını atlattın, değil mi?'
'Evet!'
'Senin bir annen olacak?'
'Evet!'
'Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan işittim. Şöyle diyordu: 'Size, önce Muradi sonra da Karani olan Üveys İbnu Amir, Yemen imdat kuvvetiyle gelecek. Onun alaca hastalığı vardı, dirhem kadar yer hariç atlattı. Onun bir annesi var. O annesine karşı saygılıdır. O, (bir şey için) yemin edecek olsa Allah (dilediğini yerine getirmek suretiyle) onun yemininden halâs eder. Eğer ondan kendin için istiğfar talep edebilirsen et.'
Benim için istiğfar ediver' dedi. O da istiğfar ediverdi. Bunun üzerine Hz. Ömer ona:
'Nereye gidiyorsun?' diye sordu.
'Küfe'ye!'
'Senin için valisine mektup yazayım mı?'
'Ben (hususi muamele istemem, herkesle bir olmayı), avamdan biri olmayı tercih ederim.'
'Ravi der ki: 'Müteakip sene Küfe'nin eşrafından biri hacc yaptı ve Ömer'le karşılaştı. Ona Üveys rahimehullah'ı sordu.
'Ben onu, dedi, evi perişan, eşyası az bir halde bıraktım!'
Hz. Ömer, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan işittiğini ona da söyledi. Adam hacc'dan dönünce Üveys'e geldi ve:
'Benim için istiğfar ediver!' dedi.
'Sen hayırlı bir seferden yeni döndün, sen benim için istiğfar et' dedi ve:
'Ömer'e mi rastladın?' diye sordu.
'Evet!' dedi. Bunun üzerine Üveys ona da istiğfarda bulundu. Böylece halk onun ne olduğunu anladı. Bir müddet sonra o da (Küfe'yi terkedip) geri gitti, rahimehullah.'
Müslim, Fezailu's-Sahabe 225, (2542).
NECAŞİ RAHİMEHULLAH
4519 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: 'Necaşi rahimehullah öldüğü zaman biz onun kabrinin üzerinde uzun müddet bir nur görüldüğünü konuşurduk.'
Ebu Davud, Cihad 29, (2523).
ZEYD İBNU AMR İBNU NÜFEYL
4520 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan anlatarak der ki: 'Aleyhissalatu vesselam, Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl'e, Beldah'ın aşağı kısmında rastladı. Bu karşılaşma, Aleyhissalatu vesselam'a henüz vahiy gelmeye başlamazdan önce idi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir sofra ikram edildi, sofrada et de vardı. Aleyhissalatu vesselam sofradan yemekten kaçındı ve onu Zeyd'e sundu. O da yemekten kaçındı. Sonra Zeyd şunları söyledi:
'Ben sizin putlarınıza kestiğiniz etten yemem. Ben sadece Allah'ın ismi zikredilerek kesilenden yerim.'
Zeyd, Kureyş'i kestikleri sebebiyle ayıplar ve şöyle derdi:
'Koyunu Allah yarattı. Onun için gökten yağmur indirdi, yerden de bitki çıkardı. Ama siz onu Allah'ın ismini zikretmeden kesiyorsunuz.'
Böylece, Zeyd onların bu davranışlarının münker olduğunu ortaya koyuyordu.'
4521 - Bir başka rivayette ise şöyle gelmiştir: 'Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl hakiki dini sorup, ona tabi olmak üzere (Varaka İbnu Nevfel ile birlikte) Şam'a gitti. Orada bir yahudi alimine rastladı. Ona dinleri hakkında sordu ve:
'Belki de dininize gireceğim, (bana onu tanıtın)!' dedi. Yahudi:
'Sen, Allah'ın gadabından nasibini almadıkça bizim dine giremezsin!' diye cevap verdi. Zeyd:
'Ben Allah'ın gadabından kaçarak buralara geldim, (gadab değil, rıza ve rahmet arıyorum), elimden geldiğince, Allah'ın gadabından herhangi bir pay almaya asla niyetim yok. Sen bana bir başkasını göster (de ona gideyim)!' der. Yahudi alim:
'Ben hağflikten başka bir şeyi tanımıyorum!' cevabını verir. Zeyd:
'Haniflik nedir?' der. Yahudi alim açıklar:
'Hz. İbrahim aleyhisselam'ın dinidir. O, ne yahudi ne de hıristiyandı, Allah'tan başka bir şeye de tapmıyordu.'
Zeyd onun yanından çıkınca hıristiyan alimlerinden biriyle karşıla
[13/5 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Zerr (Cündeb İbnu Cünâde el-Gıfârî) (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bana Cebrâil aleyhisselam gelerek 'Ümmetinden kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer' müjdesini verdi' dedi. Ben (hayretle) 'zina ve hırsızlık yapsa da mı?' diye sordum. 'Hırsızlık da etse, zina da yapsa' cevabını verdi. Ben tekrar: 'Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!' dedim. 'Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) dördüncü keresinde ilâve etti: 'Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir'.
Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646).
[13/5 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.
[Bakara Sûresi.43]
[13/5 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla!” (İbrâhim, 14/41)
[13/5 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: Akılsız güç yıkılabilir ama yapamaz.[Cenap Şahabettin]
[13/5 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SELEME BİN HİŞÂM
Mekke ufuklarını aydınlatan hidâyet nûru, kalb ve gönüllere yansıyınca, İslâmiyetin şifâ bahşeden berrak menbaına her geçen gün birkaç kişi daha yanaşıyor, o âb-ı hayâta dalarak yudumluyor, rûhlarını paslandıran cehâlet ve zulüm kirlerinden kurtularak huzûra kavuşuyorlardı.
İnsanlık, o sıralar o kadar zavallılaşmış ve gülünç bir hâle düşmüştü ki, her türlü aşağılıkları işliyorlardı. İşte onları, şirkin, küfrün ürkütücü pençesinden alıp, İslâmiyetin munis ve şefkatli sînesine, merhametli kucağına da’vet eden yüce Resûl, insanlığın hakîkî kurtarıcısı olduğunu ispat ediyordu.
Kardeşlerin nasîblisi
İslâmiyet sayesinde insanlar arasında o kadar kuvvetli, sağlam bir yakınlık ve kardeşlik kurulmuştu ki, küfür cephesinde kalanlarla, îmân safında bulunanlar arasında daha önce mevcut olan kan bağı akrabalık münâsebetlerinden hiçbir eser kalmamıştı. Müşrik baba, mü’min oğlunu en büyük düşman biliyor, îmânsız kardeş, İslâmiyeti seçen kardeşini en azılı hasım olarak görüyordu.
Bu ibretli tablo Hişâm’ın beş oğlu arasında çok açık bir şekilde müşâhede ediliyordu. Seleme ile Hâris Peygamber efendimizin yanında yer alırken, aynı babadan gelen Ebû Cehil, Âs ve Hâlid nasîbsiz gürûhunun elebaşısıydılar.
Büyük kardeşi Seleme’nin îmân ettiğini duyunca, Ebû Cehil’in hısımlığı hasımlığa çevrilmiş, kendi âilesinden bir ferdin, Peygamber efendimizin safına geçmesini hiç hazmedememişti. Onu vazgeçirmek için her türlü yola başvurdu. Fakat bütün çabaları boşa çıktı. Îmânın ulvî hazzını tadan kimsenin, tekrar dönüp küfrün zehirini ağzına alması mümkün müydü?
Hz. Seleme, zâlim kardeşinin hareketlerine daha fazla tahammül edemedi. Habeşistan’a hicret etti. Böylece her ne kadar yer ve yurtlarından ayrı düşmüşler ise de can ve dinleri emniyette idi.
Bu Müslümanlar hicret edeli üç ay olmuştu. Receb, Şa’bân ve Ramazan aylarını orada geçirmişlerdi. Kulaklarına şöyle bir haber geldi:
“Mekkeliler îmân etti, Velîd bin Mugîre Müslüman oldu.”
Bunun üzerine kendi aralarında, “Bunlar Müslüman olduktan sonra Mekke’de Müslüman olmayacak kim kaldı? Bize kendi kavim ve kabîlemiz arasında yaşamak daha iyidir” diyerek bir kısmı geri dönmeye karar verdi. Fakat Mekke’ye yaklaşıp da duydukları haberin asılsız olduğunu öğrenince hayâl kırıklığına uğradılar.
Himâyeye girmediler
Mekke’ye, gelişigüzel girmek mümkün değildi. Mekke’ye girmek demek, müşriklerin revâ görecekleri ezâ ve cefâları peşinen kabûl etmek demekti. Böyle bir tehlikeyi savuşturmak için ekserîsi Mekke’de bulunan akraba ve yakınlarının himâyesine girmeyi düşündüler. Böyle olunca bir çeşit mülteci gibi kabûl edileceklerdi. Nitekim bir kısmı öyle yaptı.
Ba’zıları da himâyeye girmediler ve Mekke’ye gizliden girerek uzun müddet geldiklerini sezdirmediler. Fakat bunların bir kısmı, bir süre gizlendilerse de müşrikler tarafından yakalandılar. İşte, Seleme bin Hişâm, Velîd bin Velîd, Hişâm bin Âs, Abdullah bin Süheyl ve daha birkaç sahâbî bu tutulup hapsedilen Müslümanlardandı.
Uzun müddet en yakınları tarafından işkenceye tâbi tutulan ve zulmün her türlüsüne mâruz kalan Hz. Seleme, Iyaş ve Hişâm Medîne'ye hicret emri çıkınca bile esâret zincirinden kurtulamadı. Hattâ bu yüzden Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına da katılamadı.
Öz kardeşi Ebû Cehil, Hz. Seleme bin Hişâm'ı işkenceden işkenceye sokuyordu. Yoruluncaya kadar dövüyor, türlü hakâretler ediyor, aç susuz bırakarak günlerce acı ve ızdırap içine atıyordu.
Bütün bu zulümleri yapmasındaki maksadı, 'Belki tahammülsüz kalır da, dîninden vazgeçer' düşüncesinden ortaya çıkıyordu. Halbuki Hz. Seleme'de kâinâta meydan okuyacak kadar kuvvetli bir îmân; bitip tükenmez bir Resûlullah sevgisi v
[13/5 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: Kalp hastalarının dilaltı hapı kullanması orucu bozar mı?
Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç, ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dilaltı hapı kullanmak orucu bozmaz.
[13/5 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Ahde Vefâ
Sözünde durma, sözünü yerine getirme. Verdiği sözde durmayıp cayan gaddâr (zâlim), hâin kimse için kıyâmet günü bir sancak dikilir ve; 'Dikkat olunsun bu sancak falan oğlu falanın ahde vefâsızlık alâmetidir' denilerek teşhîr edilir (gösterilir) . (Hadîs-i şerîf-Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Sünen-i Tirmizî) Ahde vefâsızlığın yaygın hâl aldığı bir millette cinâyet çok olur... (Hadîs-i şerîf-Müsned-i Ebû Ya'lâ, Beyhekî, El-Müstedrek)
[13/5 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Adetli, lohusa kadın, abdestsiz veya cünüp erkek kurban kesebilir mi?
Kurban ibadetini yerine getirmek, gerekli şartları taşıyan bir hayvanı, kurban niyetiyle kesmekle gerçekleşir. Hayvanın kesim ameliyesi ibadet değildir. Bu yüzden kurban kesen kasabın ücret alması caizdir. Şayet kurban kesme eylemi ibadet olsa idi kasabın ücret alamaması gerekirdi. Çünkü ibadet karşılığında ücret almak caiz değildir (Mevsıli, İhtiyar, İstanbul, II, 235-236). Öte yandan mekruh olmakla birlikte ehl-i kitaptan olan kasabın kestiği kurban geçerlidir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 76). Dolayısıyla kurban kesen kişinin abdestli olması şart olmamakla birlikte kurban bir kurbet (Allah’a yakınlaşma aracı) olduğu için kesenin abdestli olması daha faziletlidir.
[13/5 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: MÜZDELİFE
Arafat ile Mina arasında Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Müzdelife'de vakfe yapmak vaciptir. 'Muhassir vâdisi' dışında, Müzdelife'nin her yerinde vakfe yapılabilir. 'Meş'ar-i Harâm' yakınında yapılması sünnettir.
[13/5 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: RAVZA-İ MÜTAHHARE
Mescid-i Nebî'nin Rasûlüllah (s.a) Efendimizin kabr-i seâdetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısımdır. 10 m. genişlik 20 m. uzunlukta 200 metrekarelik pek mübârek bir mahaldir. Bir hadis-i şerifte:
'Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.' Buyrulmuştur.
Halk arasında Rasûlüllah (s.a)'in kabr-i seâdetelerine de 'Ravza-i Mütahhare' denilmektedir.
[13/5 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: 'Eğer Biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik elbette sen Allah korkusundan o dağı boynunu eğerek paramparça olmuş görürdün. İşte Biz insanlara bu misalleri düşünsünler diye veriyoruz.'
(Haşr, 59/21)
http://www.duavesureler.com
[13/5 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanlardan kimileri iyiliğin anahtarı, kötülüğün kilidirler. Kimileri ise kötülüğün anahtarı, iyiliğin kilidirler. Ne mutlu Allah'ın iyiliğin anahtarlarını ellerine verdiği kimselere! Ne kötü Allah'ın kötülüğün anahtarlarını ellerine verdiği kimselere!'
(İbn Mâce, 'Mukaddime',19)
http://www.duavesureler.com
[13/5 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Beni iyilik işledikleri zaman sevinen ve kötülük yaptıkları zaman bağışlanma dileyen kullarından eyle.'
(İbn Mâce, 'Edeb',57)
http://www.duavesureler.com
[13/5 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: • Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî Hazretlerinin Vefatı (1893)
• Mevsimsiz Soğuklar
Semerkand Takvimi
[13/5 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günahı Önemsiz Görünce
Günahı küçümsemek, onların artmasına ve sonuçta kalbin kararmasına sebep olmaktadır. Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem], çok sık tekrarlanan bir hadis-i şerifinde, İnsan bir günah işlediğinde kalbinde küçük bir siyah leke olur. Günahlarına devam ettikçe lekeler büyür ve zamanla bütün kalbi kaplar buyurmaktadır.
Küçük günahlarda ısrar, onların büyümesiyle; büyük günahların tekrarı ise nefsimizin iyice azması ve bedenimizde egemen olmasıyla sonuçlanır. Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem], Üzerinde ısrar edildikçe, küçük günah yoktur buyurmuştur (Irâkî). Bir başka hadis-i şerifte de, Ey Âişe! Göze önemsiz görünen günahlardan sakın! Çünkü bu günahlar için, Allah tarafından görevlendirilmiş bir görevli vardır. Küçük günahlar insanda bir araya gelince onu helâk eder buyurur ( İbn Mâce).
Kısaca, küçük veya büyük günahların insandaki temel etkisi, onun ruhunda deprem meydana getirmesidir. Ruh ve kalp altüst olmuştur ve ilâhî özü taşıyan ruh ve kalp o kişide fonksiyonlarını yerine getirememektedir. Tövbe etmedikçe insan yalnız ve dayanaksızdır.
Semerkand Takvimi
[13/5 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Eğer Biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik elbette sen Allah korkusundan o dağı boynunu eğerek paramparça olmuş görürdün. İşte Biz insanlara bu misalleri düşünsünler diye veriyoruz.'
(Haşr, 59/21)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=Rr0NUmcWAtw=
[13/5 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım sen affedicisin, cömertsin, affetmeyi seversin, beni de affet.”
(Tirmizî, “De'avât”, 89)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=Rr0NUmcWAtw=
[13/5 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Bildiğim ve bilmediğim, hemen verdiğin veya daha sonra verdiğin (dünya ve ahiretin) her türlü hayrını Senden istiyorum.Bildiğim ve bilmediğim, hemen verdiğin veya daha sonra verdiğin (dünya ve ahiretin) her türlü şerrinden Sana sığınıyorum…'
(Hâkim, 'De’avât', No: 1914; bk. İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', No: 869; İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 32, No: 29336)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=Rr0NUmcWAtw=
[13/5 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: İki haslet vardır ki bir mü'minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlak. Hadis-i Şerif
[13/5 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.
(Zâriyât, 51/56.)
[13/5 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Muhakkak ki Allah her işi en güzel şekilde yapmayı emretmiştir.
(Muslim)
[13/5 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Ey Rabbimiz! Bizi, inkar edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.
(Mümtehine, 60/5)
[13/5 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Mü'min
Yarattıklarına güven veren
[13/5 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Kuşun Öğüdü
Tamahkârın yakaladığı küçük kuş der ki:
- Beni ne yapacaksın?
- Kesip yiyeceğim.
- Benim bir lokmacık etim, ne karın doyurur, ne de bir derde deva olur. Beni bırakırsan sana üç mühim nasihatte bulunurum.
- Nasihatleri söylersen seni bırakırım.
- Birini elinde iken, ikincisini şu ağaca konunca, üçüncüsünü de karşı tepeye varınca söylerim.
- Peki birincisini söyle!
- Elinden çıkan şeyin hasretini çekme!
- İkincisi ne?
Kuş, ağaca konunca der ki:
- Olmayacak şeye inanma!
- Üçüncü nasihati söyle! Kuş karşı tepeye varınca der ki:
- Sen ne ahmaksın, benim kursağımda ellişer gramlık iki tane inci vardı. Beni kesseydin, bu incilere malik olacaktın.
İnci sözünü duyar duymaz, tamahkâr, hemen oraya yıkılıp kalır. Eyvah diyerek dövünmeye başlar. Sonra der ki:
- Haydi üçüncüsünü söyle!
- Sen iki nasihati hemen unuttun. Üçüncüsünü söylesem ne faydası olacak?
- Söyle belki bunu unutmam.
- (Elden çıkan şeye üzülme) dedim, beni bıraktığına üzüldün, (Olmayacak şeye inanma) dedim. Etimle, kemiğimle, 100 gram gelmezken, kursağımda elli gramlık iki tane inci olduğuna inandın.
- Üçüncü nasihati söylemeyecek misin?
- Ahmağa nasihat kâr etmez. Tamah insanı kör ve sağır eder. Hakikati görmeye mani olur.
[13/5 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Allahım! Günahlarımı, bilgisizlik yüzünden yaptıklarımı, haddimi aşarak işlediğim kusurlarımı, benden daha iyi bildiğin bütün suçlarımı bağışla! Allahım! Ciddî ve şaka yollu yaptıklarımı, yanlışlıkla ve bilerek işlediğim günahlarımı affeyle! Bütün bu kusurların bende bulunduğunu itiraf ederim. Allahım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle! Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Senin gücün her şeye yeter.
Allâhümmağfirlî hatîetî ve cehlî ve isrâfî fî emrî ve mâ ente a’lemü bihî minnî. Allâhümmağfirlî ciddî ve hezlî, ve hataî ve amdî ve küllü zâlike indî. Allâhümmağfirlî mâ kaddemtü vemâ ahhartü, vemâ esrartü vemâ a’lentü, vemâ ente a’lemü bihî minnî, ente’l-mukaddimü ve ente’l-muahhir, ve ente alâ külli şey’in kadîr.
[13/5 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Hiçbir baba, evlâdına güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermemiştir.
(Tirmizî, Birr, 33)
[13/5 23:40] Ömer Tarık Yılmaz: MAKALE........... “NE YAPTINIZ Kİ”
(2002’de) Türkiye’nin toz duman içerisindeki perişan ekonomisinin iflas etmiş manza-rasını o günlerin gazete manşetlerine bakanlar kolaylıkla anlayabilir! Yeni hükümet, ülkeyi düzlüğe çıkarmayı bildi. İnanılmaz başarılara imza attı.
Boğaz üzerinde Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Marmaray, Avrasya, İstanbul Havalimanı, Çanakkale Köprüsü, Artvin Barajı, gibi saymakla bitmeyen dev projelere imza attı.
Silah sanayiinde Avrupa’yı şaşkına çevirdi.
Otoyollar, köprüler, tüneller ulaşımda yetmiş yılda yapılanları fersah fersah geçti.
Ancak hayat her zaman her istediğiniz ve arzuladığınız gibi gitmez. Rüzgâr ekseriya kaptanın istemediği yerden eser!
Türkiye’yi zayıflatmak ve bölmek için fırsat kollayanlar 2016’da harekete geçtiler. Hükûmeti yıkmak, ülkemizi büyük bir kaosa sürüklemek için akıl almaz girişimlerde bulundular. Bu durum ekonomimizi önemli ölçüde etkiledi.
Bu arada dünya da pandemi sürecine girdi. Ekonomilere bir darbe de oradan geldi.
Türkiye 2016 yılından itibaren içten ve dıştan maruz kaldığı müdahalelere rağmen güçlü idaresi ve ekonomisi ile devlet gemisini yürütmeyi başardı.
Hayat aynı düzende gitmiyor. Bolluk zamanlarını kıtlık takip ediyor. Sevinç günlerini elem keder, düz yolu yokuşlar ve inişler, sıhhati hastalık günleri kovalıyor. Onun için bollukta hamd ettiğimiz gibi, kıtlıkta da sabır göstermeliyiz. Sabrın sonu yine ferahlıktır inşallah.
Diğerleri ekonomideki bu zaafa mal bulmuş mağribi gibi yapışmaktadır. Hükûmetin yirmi yıldır yaptığı hiç iyi bir şey olmamıştır. Hatta muhalif bir vekil, “İstanbul Sözleşmesinden başka tek iyi işiniz yoktur.” diye bağırmıştı. Hiçbir iyiliği ve baş döndüren yatırımları görmüyor ve; “Ne yaptınız ki”, diyebiliyorlardı... İstanbul Sözleşmesini neden destekliyorlar derseniz? Onların istemediği dindar neslin önünü kesiyordu. Türk aile yapısını sinsi sinsi parçalıyordu...
Kalbi ve gönlü körelenler bunları görememektedir. Baştaki iki göz çok defa yetmemektedir!..
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil TÜRKİYE GAZETESİ
13.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[13/5 23:40] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Ömer (ra)
Bir ihtiyacım için, (bir gün kız kardeşim Hz.) Hafsa (ra)'nın evinin damına çıkmıştım. Resulullah (sav)'ı yüzünü Şam'a, arkasını da kıbleye çevirmiş olarak kaza-yı hacet yapıyor gördüm.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Vudu 12, 14, Humus 4, Müslim, Taharet 62, (266), Muvatta, Kıble 3, (1, 193, 194), Ebu Davud, Taharet 5, (12), Tirmizi, Taharet 7, (11), Nesai, Taharet 22, (1, 23)
Hadisin Açıklaması:
null
[13/5 23:40] Ömer Tarık Yılmaz: Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin... (Âl-i İmran, 3/103)
[13/5 23:40] Ömer Tarık Yılmaz: Müslüman bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği halde, müşteriye haber vermeden satması haramdır. Ravi: Buhari, Büyu 1
[13/5 23:41] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Ebu'l-Hamid Radıyallahu Anh anlatıyor. 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı, yanında bir kap içinde bir miktar zahire satan bir adamın yakınlarından geçtiğini gördüm. Mübarek elini kabın içine sokup (kontrol ettikten sonra) adama: 'Sen hile yapmışa benziyorsun. Bize hile yapan bizden değildir' buyurdu.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (2225) - Hds :(6679)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[13/5 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: 361: Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in vefatından sonra Ebu Bekir, Ömer (Allah Ondan razı olsun)’ya : Ümmü Eymen (Allah Ondan razı olsun)’ya gidelim, Rasulullah’ın ziyaret ettiği gibi bizde onu ziyaret edelim, dedi. İkisi beraber oraya geldiklerinde Ümmü Eymen ağladı. Onlar da:
-Niçin ağlıyorsun, Allah katındaki nimetin Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Ümmü Eymen’de:
-Ben Rasulullah vefat etti diye ağlamıyorum. Allah katındaki nimetlerin Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) hakkında daha hayırlı olduğunu biliyorum. Fakat ben vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, deyince Ebu Bekir ve Ömer (Allah Ondan razı olsun)’de duygulandılar ve hep birlikte ağlamaya başladılar. (Müslim, Fezailüs Sahabe 3)
362- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
عَنِ النَّبِيِّ
أن رَجُلاً زَارَ أخا لَهُ فِي قَرْيَةٍ أخرى, فَأَرْصَدَ اللَّهُ لَهُ عَلَى مَدْرَجَتِهِ مَلَكًا, فَلَمَّا أَتَى عَلَيْهِ قال : أَيْنَ تُرِيدُ؟ قال : أُرِيدُ أخا لِي فِي هَذِهِ الْقَرْيَةِ قال : هَلْ لَكَ عَلَيْهِ مِنْ نِعْمَةٍ تَرُبُّهَا عَلَيْهِ؟ قال : لاَ غَيْرَ إني أحببْتُهُ فِي اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ. قال : فَإني رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكَ بِأن اللَّهَ قَدْ أحبكَ كَمَا أحببْتَهُ فِيهِ.
362: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Adamın biri başka bir beldedeki bir din kardeşini ziyarete giderken Allah bu kimseyi gözetlemek için bir meleği görevlendirmişti. O kimse meleğin yanına varınca melek nereye gidiyorsun, diye sorar. Adam da: Şu köyde bir din kardeşim var, onu ziyarete gidiyorum, cevabını verir. Melek: O kimseden bir menfaatin var da onu devam ettirmeye mi gidiyorsun? der. Adam da: Yok hayır, ben onu sadece Allah rızası için severim, onun için de ziyarete gidiyorum, deyince Melek:
-Sen onu nasıl seviyorsan Allah ta seni öylece seviyor. Ben bu müjdeyi vermek için Allah’ın sana gönderdiği elçisiyim, dedi. (Müslim, Birr 64)
363- عَنْهُ قال : قال رسولُ الله
: مَنْ عَادَ مَرِيضًا, اَوْ زَارَ أخا لَهُ فِى اللهِ نَادَاهُ مُنَادٍ : بِأن طِبْتَ, وَطَابَ مَمْشَاكَ، وَتَبَوَّأْتَ مِنَ الْجَنَّةِ مَنْزِلاً.
363: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse bir hastayı veya Allah rızası için din kardeşini ziyaret edip halini hatırını sorarsa ona bir melek şöyle seslenir. Ne mutlu sana ne güzel yolculuk cennette kendine bir yer hazırladın.” (Tirmizi , Birr 64)
364- عَنْ أبي مُوسَى
عَنِ النَّبِيِّ
قال : إنما مَثَلُ الْجَلِيسِ الصَّالِحِ وَجَلِيسِ السَّوْءِ, كَحَامِلِ الْمِسْكِ, وَنَافِخِ الْكِيرِ, فَحَامِلُ الْمِسْكِ, إِمَّا أن يُحْذِيَكَ, وَإِمَّا أن تَبْتَاعَ
[13/5 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar, böylece Allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
-Al-i İmran Suresi, 11
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[13/5 23:43] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3578]
Ebu Dâvud'un bir diğer rivâyetinde Resülullah'ın ashabından biri şöyle anlatır: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ayağının sırtında dirhem büyüklüğünde bir kısma su değmemiş olduğu halde namaz kılmakta olduğunu görmüştü, derhal abdesti ve namazı iade etmesini emretti.'
Ebu Dâvud, Tahret 173.
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[13/5 23:43] Ömer Tarık Yılmaz: Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip, iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. - Tevbe - 67. Ayet
[13/5 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yaygınlaştırınız! - Müslim, İman,93
[13/5 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin; çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” - Bakara, 2/208
[13/5 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Külliyeler, İslam dininin toplumsal dayanışma ve infak kültürünün en önemli yapılarından birini oluşturmaktadır. Başta dönemlerinin üst düzey yöneticileri ve devlet ricali olmak üzere halktan hayır sahibi kimseler tarafından yaptırılan bu sosyal tesisler halka hizmet amacıyla inşa edilmiştir. Genellikle bir cami etrafında gelişen külliyeler inşa edildikleri yerlere uygun olarak bulundukları bölgenin pek çok ihtiyacını karşılamaktaydı. Cami, medrese, türbe, mektep, tabhane, imaret (yemekhane, kiler, fırın), darüşşifa, han, çarşı, dükkânlar, hamam, sebil, çeşme, muvakkithane vb. yapıların çoğunu veya bir kısmını bünyesinde barındıran külliyelerle şehirlerin gelişimine katkı sağlamış, menziller üzerinde inşa edilenlerin etrafında ise yeni yerleşimlerin oluşmasına zemin hazırlamıştır. İslam’ın tebliğ yıllarında Medine’deki Mescid-i Nebevî’nin bu anlamda bir külliye gibi birçok fonksiyona sahip ilk yapı olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Selçuklularda görülen ribatların yanı sıra Anadolu’da yüzlerce örneği bulunan bu eserlerden başlıcaları; Kayseri Çifte Medrese (1206), Hunad Hatun (1238), Sivas Şifahiye Medresesi, Fatih Camii ve Külliyesi İslam medeniyetinin bugüne kadar varlığını korumuş önde gelen yapıları olmuştur. - ZAMANIn eskitemediği YAPILAR: KÜLLİYELER
[13/5 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Görevler
13- Aile hayatı, toplumsal varlığın başlangıcıdır. İslamda aile teşkilatı pek önemlidir. Aile ferdleri, başta zevc ile zevceden ve bunların çocuklarından ibarettir. Bunların karşılıklı görevleri vardır.
1) Kocasının başlıca görevleri: Zevcesi ile güzel geçinmek, onu korumak, onun nafakasını (geçim ihtiyaçlarını) karşılamak, kendisine doğruluktan ayrılmamaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sizin hayırlılarınız, kadınları için hayırlı olanlarınızdır.'
Diğer bir hadîs-i şerîf de, şöyle:
'Kadınlara ancak kerim olanlar ikram eder, kötü olanlar da ihanet eder.'
2) Kadınların başlıca görevleri: Kocasının dine uygun olan emirlerini tutmak, onun namus ve şerefini korumak, bulunduğu hale kanaat etmek, israftan kaçınmak, ev hanımı olacak bir şekilde bulunmaktır. Mutlu bir şekilde yaşamanın yolu budur.
3) Çocukların ana-babalarına karşı başlıca görevleri: Onlara saygı gösterip itaat etmektir. Kendilerinin hayatına sebeb olan, kendilerini yıllarca sevgi ve şefkatla kucaklarında beslemiş bulunan ana-babalarına karşı 'öf' bile demeleri caiz değildir. Ana-babasına bakmayan, onların dine uygun emirlerini dinlemeyen, onların ihtiyaç zamanlarında yardımlarına koşmayan bir çocuk, hayırlı evlad olma şerefinden yoksun kalır, toplum içinde yararlı olmaktan çıkar, hem de Yüce Allah'ın azabını hak etmiş olur.
Babalar saygı bakımından, analar da yardım bakımından önde gelirler. Bununla beraber ananın hakkı babadan iki kat fazladır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Cennet anaların ayakları altındadır.'
Hayırlı çocuklar, yalnız babalarına ve analarına değil, onların ölümünden sonra onların dostlarına da saygı gösterir ve mezarlarını ziyaret ederler
[13/5 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Rahmân oluşundan kaynaklanan izafî oluşlardır. Bu itibarla içinde rahmet izi bulunmayan hiçbir varlık düşünülemez. Fakat varlıkların ilk yaratılışları yalnız Allah vergisi ve cebrîdir. Yani hiç kimsenin çalışması ve seçimi ile değil, yalnız Rahmân'a dayanmakla meydana gelir. Taşın taş, ağacın ağaç, insanın insan olması böyle zorlayıcı bir rahmetin eseridir. Bu görüş açısından kâinattaki her şey Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur. Bundan dolayı Allah'ın Rahmân oluşu bütün varlık için güven kaynağı ve hepsinin ümididir. Göğünden yeryüzüne, gökcisimlerinden moleküllere, ruhlardan cisimlere, canlısından cansızına, taşından ağacına, bitkilerinden hayvanlarına, hayvanlarından insanlarına, çalışanlarından çalışmayanına, itaat edeninden isyan edenine, mümininden kâfirine, Allah'ın birliğine inananından Allah'a şirk koşanına, meleklerinden şeytanına varıncaya kadar âlemlerin hepsi Rahmân'ın rahmetine gark
[13/5 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: 'Git abdest al!' emretti. Adam gitti, abdest aldı, geri geldi. Bir adam:
'Ey Allah'ın Resulü, ona niye abdest almasını emir buyurdunuz?'' diye sordu.
'O, dedi, izârını sarkıtmış olarak namaz kılıyordu. Allah, izarını sarkıtan erkeğin namazını kabul buyurmaz!''
Ebu Dâvud, Libas 28, (4086).
MEST ÜZERİNE MESHETMEK
3665 - Muğire İbnu Şu'be (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'la beraberdim. Bana:
'Ey Muğire, su kabını al!'' emretti. Ben de onu aldım. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (la tenhaya gittik. O) benim gözümden kayboldu, kaza-yı hâcet yaptı, (geri döndü). Üzerinde Şâmi bir cübbe vardı. (Abdest almak için hazırlık yaptı. Cübbesinin yenlerini çemreyip) kollarını çıkarmaya çalıştı. Ancak (yenler) dardı. Ellerini (yenlerin uç kısmından geri çıkarıp cübbeyi sırtına koyup kollarını) alttan çıkardı. Ben su döktüm, namaz için abdest aldı. Mestleri üzerine meshetti, sonra namaz kıldı.'
3666 - Bir diğer rivâyette: 'Mestlerini çıkarmada yardımcı olmak için eğildim. Bana
[13/5 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Buğdaydan arpa, arpadan buğday çıkmaz elbet!
Onun hastalığı, iliğine, kemiğine işlemişdir. İlâc fâide vermez. Temelinden bozukdur, ta’mîr ile düzelmez. Bir şeyin özünde, yapısında bulunanlar, ondan ayrılmaz. Fârisî mısra’ tercemesi:
Habeşden siyâhlık ayrılmaz, çünki kendi rengidir.
Ne yapılabilir, Bekara, A’râf, Tevbe, Nahl sûrelerinde ve Rûm sûresinin dokuzuncu âyetinde, (Allahü teâlâ onlara zulm etmedi. Fekat onlar kendilerine zulm ediyorlar) buyuruldu.
Evet, tam iyiliğe karşı tam kötülük lâzımdır. Böylece iyilik tam olarak meydâna çıkar. Herşey, zıddı ile, tersi ile anlaşılır. Hayr ve kemâl hâzır olunca, bunlara şer ve naks lâzım olur. Çünki, iyiliğe ve güzelliğe elbette ayna lâzımdır. Birşeyin aynası onun
[13/5 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Hacda Vekalet
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Hacda Vekalet
A) İbadetlerde Vekalet
İbadetler yalnız bedenle, yalnız mal ile veya hem beden hem de mal ile yapılanlar olmak üzere üçe ayrılır. Hangi şekilde yapılırsa yapılsın, yapılan bir ibadetin sevabı başkasına bağışlanabilir. Kendisine sevap bağışlanan kişi de bundan yararlanır.
Başkası adına, onun yerine ibadet yapılıp yapılamayacağı, şayet yapılabilirse, bununla o kişinin yükümlü olduğu farz ve vacip ibadetlerin sorumluluğunun düşüp düşmeyeceği hususuna gelince:
a) Namaz, oruç, itikaf gibi sadece bedenle yapılan ibadetlerde vekalet mutlak olarak caiz değildir. Hiç kimse başkası adına, onun yerine oruç tutamaz, namaz kılamaz. Bu tür ibadetlerin vekaleten yapılması ile yükümlünün sorumluluğu kalkmaz.
b) Zekat, kurban, sadaka gibi yalnız mal ile yapılan ibadetlerde vekalet, mutlak olarak caizdir. Bir kimse zekatını bizzat verebilecegi gibi, kendi adına vermek üzere başkasını vekil de edebilir.
c) Hac gibi hem bedeni hem de mali ibadetlerde ise, yükümlünün bizzat edadan aczi halinde vekalet caizdir; aksi halde caiz değildir. Ölüm, yaşlılık, devamlı hastalık, kadınların birlikte yolculuk yapacak mahremlerinin bulunmayışı gibi sebeplerle bizzat haccedemeyecek kimselere vekaleten yapılan hac, onlar adına yapılmış olur. Bu durumdaki kimselerden, üzerlerine hac farz olmuş olanların, bedel göndererek vekaleten hac yaptırmaları gerekir. Vekaleten yapılan hac ile bunların hac borçları eda edilmiş sayılır.
Üzerlerine hac farz olduğu halde, kendileri haccetmedikleri gibi, bedel de göndermeden vefat eden kimselerin ise, kendi yerlerine haccetmek üzere bedel gönderilmesini vasiyet etmeleri gerekir. Bıraktıkları mirasın üçte biri, bedel gönderilecek kişinin masrafını karşıladığı halde, mirasçılar bedel göndermezlerse, Allah katında sorumlu olurlar. Mirasın üçte biri bedelin masrafını karşılamazsa veya ölenin bu konuda vasiyeti yoksa, mirasçılar bedel göndermekle sorumlu olmazlar. Ancak, vasiyet olmasa veya mirasın üçte biri bedel göndermeye yetmese bile, mirasçılar masrafını kendileri karşılayarak onun adına hacceder veya ettirirlerse, yükümlünün hac borcu ödenmiş olur. Rivayet edildiğine göre Has‘am kabilesinden bir kadın Peygamberimiz’e gelerek, babasının binek üzerinde duramayacak kadar yaşlı olduğunu söylemiş ve kendisinin onun adına haccedip edemeyeceğini sormuş, Peygamberimiz de buna izin vermiştir (Buhari, “Hac”, 1; Müslim, “Hac”, 407).
Şafiiler’e göre ise, üzerine hac farz olduğu halde, haccetmeden vefat eden kişinin, bu konuda vasiyeti olmasa ve mirasının üçte biri hac masrafını karşılamasa bile, mirasçılar mirasın tamamı ile, onun adına haccetmek veya ettirmekle yükümlüdür. Çünkü Hz. Peygamber haccı diğer kul borçlarına benzetmiş ve Allah hakkının ödenmeye daha layık olduğunu ifade etmiştir (Buhari, “Cezaü’ssayd”, 22). Kendisine hac farz olduğu yıl, hac için yola çıkan fakat haccedemeden vefat eden kişinin bedel gönderilmesini vasiyet etmesi gerekmez ise de üzerine hac farz olduğu yıl haccetmeyip, daha sonra hac yolculuğuna çıkan kişi haccetmeden vefat ederse, yerine bedel gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir. Bu durumda bedel, Ebu Hanife’ye göre bu kişinin memleketinden, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre ise, vefat ettiği yerden gönderilir.
B) Farz Olan Hac İçin Vekalet Şartları
Farz olan haccın bedel tarafından yapılan hacla eda edilmiş sayılabilmesi için:
1. Adına haccedilecek kişi vefat etmiş veya yaşlılık, iyileşme ümidi olmayan hastalık, kadının birlikte yolculuk yapacağı mahreminin bulunmaması gibi sebeplerle, bizzat haccetmekten devamlı olarak aciz olmalıdır. Bizzat haccetmekten devamlı olarak aciz olduğu konusunda galip zan
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N