Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 17.07.2023 15:14

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[21/5 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: “Üstteki(veren) el alttaki(alan) elden daha hayırlıdır. Harcamada önce geçimini üstlendiğin kimselerden başla. Sadakanın iyisi ihtiyaç fazlası maldan verilendir veya fakiri bolluğa kavuşturacak olandır. Halktan bir şey istemekten sakınan kimseyi Allah iffetli kılar, kimseye muhtaç etmez. Kim de kendini halka karşı tok gözlü davranarak başkasına muhtaç görmezse Allah da onu muhtaç olmaktan korur.”
(Buhari zekat 18 Müslim zekat 95)
[21/5 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Müşrikler, kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka iman edeceklerine dair en ağır yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: 'Mucizeler ancak Allah katındadır'. Onlara mucizeler geldiğinde de iman etmeyeceklerini siz nerden bileceksiniz?
EN'ÂM Sûresi 109.Ayet
[21/5 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: ZEKÂT
Zekât senelik mâlî bir ibâdettir. Cenâb-ı Hakk’ın rızası
için, zengin Müslümanların her sene mallarından
kırkta birini; Kur’ân-ı Kerîm’de bildirilen sekiz sınıftan
birine tamamen vermelerinden ibârettir.
Zekâtın farz olmasının şartı:
 Bâliğ (ergen), akıllı,
hür olan ve borcu bulunmayan müslümanın, aslî ihtiyâcından
fazla olarak üzerinden bir yıl geçen nisab miktarı
mala sahip olmasıdır. Nisab miktarı malda, ayrıca
nemâ (üreme, çoğalma) da şarttır. Altın ve gümüş, çoğalmasa
da, nisab miktarı olunca zekâtları verilir.
Nisab: Zekâtın vâcip olması için dinin koyduğu bir
ölçüdür. Kişinin aslî ihtiyacından ve borcundan başka
20 miskâl (80.18 gram) altın veya bunun değerinde
para ve ticaret malına sahip olmasıdır.
Aslî ihtiyaç, ev ve ev için lüzumlu eşya, elbiseler,
âletler, kitaplar, binek (at veya araba) ve erzaktır.
Paranın her 40 liradan bir lirası zekât olarak verilecektir.
Canlı hayvanların zekâtı: Koyunda; kırkta bir, devede; beş
devede bir koyun, sığırda; otuzda bir danadır.
Madenler de zekâta tâbîdir. 
ÖŞÜR
Öşür, arâzî mahsûllerinin zekâtıdır ve çıkan mahsûlden
onda birini vermektir. Şâyet arazi para ile sulanıyorsa
yirmide biri verilir. Arazi mahsulleri, buğday,
arpa, pirinç, darı, karpuz, salatalık, patlıcan, yonca,
zeytin, susam, bal, kudret helvası, şeker kamışı ve
meyveler gibi mahsûllerdir. Türkiye’de araziler tapulu
ve sahipli olduğu için Türkiye arazisi öşür arazisidir.
Zirâatle uğraşan Müslümanların yediklerinin helâl olabilmesi
için bu öşürlerini mutlaka vermeleri lazımdır.
ZEKÂTIN VERİLECEĞİ YERLER
Tevbe sûresinin 60. âyetinde açıklanmıştır.
1- (Nisâba sâhip olmayan) Fakirler,
2- (Hiç birşeyi bulunmayan) Miskinler,
3- Zekât toplama me’mûrları,
4- Müellefe-i kulûb,
5- Kölelikten kurtulacak kimseler,
6- (Borcunun karşılığı malı olmayan) Borçlular,
7- (Fi sebîlillâh) Allâh yolundakiler,
8- (Harçlıksız) Yolda kalmışlar.
Zekât bu sekiz yerden herhangi birine verilebilir. Ancak
verilmesi en fazîletli yer, hiçbir şeyi olmayan miskinler
ve Allâh yolundakilerdir....Daha az
[22/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: 94- Kafir Olarak Ölen Kimseye Hiç Bir Amelin Fayda Vermiyeceğine Delil Bâbı
 
540- Bana Ebû B«kr b. Ebû Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hafs b. Gıyas Dâvûd'dan, o da Şa'bi'den, o da Mesruk'tan, o da Âişe'den naklen haber verdi.
 
Dedi ki:
 
— «Ya Resulullâh! İbn Cüd'ân cahiliyet devrinde akrabasına yardım eder, fakirleri doyururdu. Acaba bu ona bir fayda verir mi?» dedim.
 
— « (Hayır!) Fayda vermez, çünkü o hiç bir gün: Ya Rabbi! Kiya-met gününde benim günahlarımı mağfiret eyle, dememiştir.»-buyurdular.
 
İbn Cüd'ân misafir perver bir adammış misafirleri için yüksek bir küp yaptırdığı ve içinden yiyecek almak için ona merdivenle çıktığı rivâyet olunur. Kureyş'in reislerinden imiş. Bidayette ahlâksız ve kopuk bir cani imiş durmadan cinayet işler; işlediği cinayetlerin bedelini kabilesi ödermiş. Bu sebeple kavm-i kabilesi onu kovmuşlar. Bir gün intihar etmeyi düşünerek dağ yollarında dolaşırken dağda bir mağra görmüş. Orada bir yılan olurda beni Öldürür korkusu ile mağrayı tetkik etmiş fakat bir şey göremeyince içeriye girmiş birde ne görsün karşısında büyük bir yılan!... Gözleri kandil gibi pırıl pırıl yanıyor!... Yılan derhal onun üzerine hücum etmiş. İbn Cüd'ân can havliyle yılandan sıyrılıp kurtulmuş fakat o anda bu yılanın hakiki değil yapma olacağı hatırına gelerek yılanı eli ile tutmuş. Birde bakmış ki; yılan altından yapma gözleride yakuttur!... Derhal yılanın başını kırarak yakutları çıkarmış ve sonra mağaranın içindeki bir odaya girmiş. Orada bir sedir üzerine uzanmış öyle uzun ve büyük bir takım cesetler yatıyormuş ki bunları görünce hayrette kalmış. Zira ömründe görmediği cesamette in-sanlarmış başlarının ucunda gümüşten mamul bir levha bulunuyormuş. Levhayı okuyunca; anlamış ki bu cesetler Cürhüm kabilesinin eski kralları imiş. Zamanla üzerlerindeki elbiseler o kadar eskimiş ki dokunur dokunmaz dağılırlarmış, gümüş levhada:
 
«Ben Nüfeyl b. Abrîiddar'ım Hûd Aleyhisselâm'ın torunlarındanım. Beş yüz sene yaşadım servet ve şan şeref uğrunda dünyanın her tarafını dolaştım. Ama bunlar beni ölümden kurtaramadı,..» ibaresi ile bazı beyitler yazılı imiş. Odanın ortasında altın, yakut, İnci ve zebercetten müteşekkil bir yığın görmüş. O yığından alabildiği kadar almış mağarayı güzelce belleyerek taşlarla kapadıktan sonra oradan gitmiş. Aldığı kıymetli mallardan babasına göndermiş. Babası kendisini affetmiş aşiretine de yardımlar da bulunmuş, nihayet günün birinde kavmine kıral olmuş. Bulduğu defineden fakir fıkarayı doyurur muhtelif ihsanlarda bulunurmuş. Bir rivâyette öyle büyük yiyecek kaplan yaptırmış ki oradan geçen bir misafir devesinin üzerinden inmeden o kaplardan karnını doyu ra bili yormuş» Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ)'nın Resul-u Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem)'e İbn Cüd'ân'ı sorması kendisi onun kabilesine mensub olduğundandır.
 
Hadis-i şerif kâfir olarak Ölen bir kimsenin sila-ı rahim yapmak fakirleri doyurmak gibi hayır hasenatının âhirette kendisine hiç bir fayda vermiyeceğini bildirmektedir. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’in:
 
«Çünkü o hiç bir gün: Yarabbi! Kıyâmet gününde benim günahlarımı mağfiret buyur, dememiştir.» sözünün mânasıdâ budur. Yani bu adam kıyâmete inanmamıştır. Kıyâmete imanı olmayan bir adama ise; dünyada yaptığı hayır hasenatın hiç bir faydası yoktur.
 
Kâdî îyâz diyor ki:
 
«Kâfirlere amellerinin fayda vermiyecegine, bunlardan dolayı sevap gormiyeceklerine azaplanda hafifletilmiyoceğine icma-ı ümmet mün'akıt olmuştur. Lâkin suçlarına göre küffarm azapları birbirinden şiddetli olacaktır.»
 
Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şefâ'ati sayesinde Ebû Tal'ib'in azabının hafifletilme sine gelince yine Kâdî İyâz:
 
«Bu tahfif onun Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’i koruduğu ve
[22/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Târık İbnu Şihâb (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Ömer İbnu'l-Hattâb dedi ki: '(Birgün) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) aramızdan doğrularak mahlükatın ilk yaratılışından başlayarak (geçmiş olan gelecek olan bütün safaları) cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar anlattı. Bunu bir kısmı öğrendi, bir kısmı unuttu.'
 
Buharî, Bed'ul-Halk 1.
 
 
Kütüb-i Sitte
[22/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: 55. Vefa,sevgide devamlılık demektir.Vefakâr olmanın,yani sırf Allah rızası için sevmenin mükâfatı büyüktür.(Müstedrek 4/171)
[22/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Büyük İstanbul Depremi 1766
•  Nene Hatun’un Vefatı 1955
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[22/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Biliniz ki Allah’ın cezalandırması çetindir ve yine Allah’ın bağışlaması ve esirgemesi sınırsızdır.” 
 
Maide 98
[22/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Bir kimse hakkıyla abdest alırsa tırnağının altına kadar her taraftan (küçük) günahları dökülür.” 
 
Müslim, Müsâfirîn 294
[22/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: ZORLUKLARIN DEĞERİ
 
Dünyada kullanılan Sisal bitkisinin (büyük yapraklı, bol elyaflı, dokumada kullanılan bir bitki) büyük kısmı Meksika’nın Yukatan eyaletinde üretilirmiş. Bu bitki taşlı, sert ve faydalı organik maddesi az olan toprakta yetişirmiş.
Bir Amerikan şirketi, Florida’da Sisal üretmeye karar vermiş. İyi bakılmış, mükemmel açılmış araziye tohum atılmış. Vakti gelmiş, bitki büyümüş. Amerikalılar sevinmişler: “Yaşasın! Sisal ticaretini Yukatanlıların elinden aldık!” 
Mahsulü biçmişler ve yaprakların içinde bu­lunması gereken elyafı aramaya başlamışlar. Fakat o büyük yapraklarda bir gram bile elyaf bulunmadığını büyük bir hayretle görmüşler. İşte o zaman mesele anlaşılmış:
Hayatının kolaylaştırılması bu bitkiyi mahvediyor. Sisal’ı, değerli kılan nasıl elyafı ise insanı değerli kılan da karakteridir. Hayat yolunda karşımıza çıkan zorluklar bizi güçlendiren, olgunlaştıran ve yetiştiren fırsatlardır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[22/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ خَرَجَ حَاجًّا أَوْ مُعْتَمِرًا أَوْ غَازِيًا ثُمَّ مَاتَ فِي طَرِيقِهِ كَتَبَ اللهُ لَهُ أَجْرَ الْغَازِي وَالْحَاجِّ وَالْمُعْتَمِرِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ. (هب)‏
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bir kimse, hac, umre veya gazâ (cihâd) yapmak niyetiyle (evinden) çıkar da bu yolda ölürse, Allâhü Teâlâ, o kimseye kıyamet gününe kadar gazâ, hac ve umre yapanın sevabını yazar.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)
 
22 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[22/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: MAL VE BEDEN İLE YAPILAN İBADET: HAC
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: “İslâm, beş esas üzerine kurulmuştur. Bunlar; Kelime-i Şehâdet getirmek (Allâhü Teâlâ’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed Mustafâ’nın (s.a.v.), Allâh’ın kulu ve resûlü olduğuna şehâdet etmek), namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Kâbe-i Muazzama’yı haccetmektir.”
 
Hac ibadeti, İslâm’ın beş esasından biridir. Hem mâlî, hem de bedenî bir ibadettir. Hicret’in dokuzuncu senesinde farz kılınmış ve Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, o sene Hazret-i Ebûbekir’i (r.a.) hac emîri tayin etmişlerdir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de hac farîzasını ertesi sene îfâ buyurmuşlardır.
 
Şartları kendinde bulunan kişiye, ömründe bir kere haccetmek, farz-ı ayındır. Bu kişi mâlî imkânı müsait olduğu hâlde, ömrünün sonuna kadar sıhhati müsait olmazsa vekil gönderir. Haccın bazı hikmet ve faydaları:
 
• Allâhü Teâlâ’ya karşı kendini hakîr göstermek, insanlara karşı mütevazı olmak.
 
• Mal nimetinin ve beden sağlığının şükrünü edâ etmek.
 
• Kâbe-i Muazzama’nın, insanların ruhlarına inşirâh (genişlik) vermesi.
 
• Nefsi tezkiye ve terbiye etmek.
 
• Dinleri bir, renkleri ve dilleri ayrı olan Müslümanların kaynaşmaları.
 
• Hacer-i Es‘ad’ı selamladıkça ahid ve mîsâkı hatırlamak ve imanı tazelemek.
 
• İslâm’ın doğup yayıldığı yerleri görüp, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ve Ashâb’ının İslâm için bin bir güçlük ve meşakkat içinde verdiği mücadeleyi hatırlamak.
 
• Bembeyaz ihrâma bürünerek, beyaz kefene sarılıp âhiret yolculuğuna çıkmanın, kabirden kalkıp mahşere gitmenin bir temsilini yaşamak.
 
• Hac, Müslümanlarda ömür boyu yâd edilecek güzel hatıralar bırakır. (Hac ve Umre Rehberi, Fazilet Neşriyat)
 
 
 
22 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[22/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Eğri büğrü yürüyen ayak gibi olma, bırak şu eğri yürüyüşü de elif gibi dümdüz ol, dosdoğru ol.[Mevlâna]
[22/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: GÖREV AHLAKI
Toplum hâlinde yaşamak, insanlara birtakım haklar sağladığı gibi bazı sorumluluklar da yükler. Toplumun huzur ve mutlu- luğunun sağlanmasında, haklara saygı duyulmasının ve so- rumlulukların yerine getirilmesinin önemi büyüktür.
Görev ahlakına sahip olan kişi, kendisine verilen görevi ideal manada gerçekleştirmenin çabası içerisindedir. Böyle bir kim- se hile ve desiseden uzak durur; tarafgirlik yapmaz, dürüstlü- ğü şiar edinir, meslekî ehliyete sahiptir, sır saklamasını bilir. Amirleriyle ve iş arkadaşlarıyla uyum içerisindedir. Kişisel çı- karlarını toplumsal yararların üzerinde görmez. Kendisine ve- rilen emaneti korur. Muhatap olduğu kişilere güler yüz göste- rir, iyi davranır; onları kırmamaya, incitmemeye özen gösterir.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
NEFS –İ MUTMAİNNE
İlahi emirlere uyup ya- saklardan uzak durarak her türlü manevi hastalık- lardan temizlenmiş nefis mertebesidir. Bu noktada kişinin bütün ahlaki gü- zellikleri en üst düzeyde olur. “Ey huzur içinde olan nefis! Sen O’ndan razı O da senden razı olarak Rabbine dön! (İyi) kullarımın arası- na gir. Cennetime gir.” (Fecir, 89/27-28) hitabına muhatap olmuş nefistir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Acı söz tatlı bir dille güzel ve hoş gelir.
Diken gül bahçesinden dolayı gönül çekici olur. (Mevlâna)
[22/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber'in hadislerinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve O'nun rızâsını kazanmaktır.
Zekât, sadece farz diye bilinen hükümlerden biri olmayıp aynı zamanda üzerine İslâm binasının inşa edildiği beş büyük sütundan biridir.
Zekât her şeyden önce bir ibadettir. Müslüman bu ibadeti Allah'ın emrine uyarak, O'nın rızâsına kavuşmayı dileyerek gönül hoşnutluğu ve halis bir niyetle yerine getirmelidir. Çünkü, ancak bu şekilde eda edilen zekât Allah katında kabul görebilir.
Müslüman zekâtını öncelikle yüce Allah'ın emri olduğu için öder, bu ve diğer ibadetleri O'na yakın olma, O'na şükretme amacıyla yerine getirir, böylece âhiret hayatının nimetlerine ve cennette Allah'a yakın olmaya ehil olur.
Zekâtın bu dinî ve mânevî hikmetleri yanı sıra toplumda sosyal adaleti sağlama, zenginlerle fakirler arasındaki maddî ve hissî uçurumları kapatıp karşılıklı sevgi ve saygı tesis etme, sosyal amaçlı gider ve yatırım alanlarından bir kısmını karşılama gibi önemli yararlar taşıdığı da açıktır. Öte yandan Hz. Peygamber ve sahâbe döneminden itibaren belli malların zekâtının devlet tarafından toplandığı ve bu sosyal ve kamusal alanlara harcandığı da bilinmektedir.
Zekâtın bu ikinci grupta yer alan sosyal amaçları ve kamu hukukunu ilgilendiren yönleri, öteden beri İslâm âlimleri arasında zekâtın, aynı mal veya gelirden devlete verilen vergiden farklı olup olmadığı, vergi ile zekâtın aynı şeyin iki farklı isimlendirmesi mi, yoksa tamamıyla farklı şeyler mi olduğu tartışmasının da ana sebebini teşkil etmiştir.
Bilindiği üzere vergi, kamu giderlerini karşılamak üzere devletin tek taraflı olarak ve vergileme yetkisine dayanarak, kişilerin gelir ve mallarından aldığı ekonomik değerlerdir. Başka bir tarifte vergi, devletin kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla fert ve işletmelerden, karşılıksız olarak ve kamu hukukunun kuralları çerçevesinde aldığı paralardır.
Bu son tarifte yer alan unsurları kısaca özetlemek gerekirse denebilir ki, vergi alma yetkisi sadece devlete aittir, ancak kamu idare üniteleri de devletin devrettiği yetkiye dayanarak vergi koyabilirler.
Vergiyi fertler ve işletmeler hukukî zor altında öderler ve bu ödeme karşılığında devletten, vatandaşlık konumlarından doğan genel ve kamusal haklar hariç, herhangi bir hak iddia edemezler. O halde vergiden doğan hukukî ilişki bir alacak borç ilişkisidir. Bir alacak veya borcun meydana gelmesi için esas itibariyle iki tarafın bulunması gerekir. Vergi ilişkisinde taraflardan biri vergi alacaklısı, diğer vergi borçlusudur; her iki tarafın da yetki ve ödevleri kanundan doğar.
Devletin kendinden beklenen hizmet, yatırım ve görevleri yapabilmesi için gelire ihtiyacı vardır. Günümüzde devletler için en önemli gelir kaynağı vergilerdir.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında zekât ve verginin benzer ve farklı yönleri şu şekilde sıralanabilir:
a) Zekâtın Vergiye Benzemeyen Tarafları
1. Zekât ile vergi arasında mevcut farklar söylenirken, öncelikle zekâtın Allah tarafından konulmuş, Kur'an'da yazılı kalıcı ve değişmez bir hüküm verginin ise kanunla konulup kaldırılan, açıkçası beşerî bir otoriteye dayanan bir karar olduğu gündeme getirilir ve vergi kanunlarının yürürlüğe girmesi veya yürürlükten kaldırılması şeklinin diğer kanunlardan farkı bulunmadığı söylenir.
2. Vergi kanunla konup kanunla kaldırıldığı gibi, onun miktar ve nisbetleri de kanunla düzenlenir, gerektiğinde aynı usulle arttırılır eksiltilir.
Zekâtın nisab ve nisbetleri Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. Bu nisab ve nisbetler Hulefâ-yi Râşidîn döneminde ve müteakip dönemlerde aynen korunmuş, tarih içinde hiç değiştirilmemiştir. Zekâtın bu unsurlarının değiştirilmesi, onun malî bir ibadet
[22/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Kral dedi ki: Ben (rüyada) yedi arik inegin yedigi yedi semiz inek gördüm Ayrica, yedi yesil basak ve digerlerini de kuru gördüm Ey ileri gelenler! Eger rüya yorumluyorsaniz, benim rüyami da bana yorumlayiniz(Yorumcular) dediler ki: Bunlar karmakarisik düslerdir Biz böyle düslerin yorumunu bilenlerden degiliz(Zindandaki) iki kisiden kurtulmus olan, uzun bir zaman sonra (Yusufu) hatirlayarak dedi ki: Ben size onun yorumunu haber veririm, beni hemen (zindana) gönderin(Yusufun yanina gelerek dedi ki:) Ey Yusuf, ey dogru sözlü kisi! (Rüyada görülen) yedi arik inegin yedigi yedi semiz inek ile yedi yesil basak ve digerleri de kuru olan (basaklar) hakkinda bize yorum yap Ümit ederim ki, insanlara (isabetli yorumunla) dönerim de belki onlar da dogruyu ögrenirlerYusuf dedi ki: Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz Sonra da yiyeceklerinizden az bir miktar hariç, biçtiklerinizi basaginda (stok edip) birakinizSonra bunun ardindan, saklayacaklarinizdan az bir miktar (tohumluk) hariç, o yillar için biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek yedi kitlik yili gelecektirSonra bunun ardindan da bir yil gelecek ki, o yilda insanlara (Allah tarafindan) yardim olunacak ve o yilda (meyvesuyu ve yag) sikacaklar (YUSUF/43-49)
[22/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: TALAKTA KULLANILAN ELFÂZ
 
4015 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma demiştir ki: 'Bir erkek hanımına bir defada 'Sen üç talakla boşsun!' dese, bu bir talâk sayılır.'
 
Ebu Davud, Talak 10, (2197).
 
4016 - Rezin'in zikrettiği bir rivayette (İbnu Abbas şöyle demiştir): 'Erkek hanımına (aynı anda üstüste): 'Sen boşsun, sen boşsun, sen boşsun' diye üç kere söylerse, bu bir boşama sayılır, yeter ki bunlarla birinci defaki söylediği 'Sen boşsun!' sözünü te'kid etmeyi kastetmiş olsun veya, hanımıyla henüz gerdek yapmamış olsun.'
 
4017 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma'nın anlattığına göre, bir adam kendisine gelip: 'Ben hanımımı yüz talakla boşadım, bu hususta fikriniz nedir (bana bir şey gerekir mi)?' diye sordu. Benden şu cevabı aldı: 'Kadın senden üç talakla boşanmıştır. Geri kalan doksan yedisi ile Allah'ın ayetleriyle alay etmiş oluyorsun.'
 
Muvatta, Talak (2, 552).
 
4018 - Mahmud İbnu Lebid radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir adamın hanımını üç talakla birden boşadığını haber verdiler. Öfke ile kalkıp: 'Daha ben aranızda iken Allah'ın kitabıyla mı oynanıyor?' buyurdu. Derken birisi kalkıp: 'Ey Allah'ın Resulü, onu öldürmeyeyim mi?' dedi.'
 
Nesai, Talak 6, 142).
 
4019 - Abdullah İbnu Yezid İbni Rükâne an ebihi an ceddihi anlatıyor: 'Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resûlü, (vallahi) ben hanımımı kesinlikle boşadım.'
 
'Peki bununla ne kasdettin?' diye sordu. 'Bir (talak) kastettim' dedim. Bunun üzerine:
 
'Bununla bir kastettiğine dair Allah'a yemin eder misin?' dedi. Ben de: 'Vallahi bununla sadece bir talak kastettim' dedim. Bunun üzerine: 'O halde bu senin kastettiğin şekildedir!' buyurdu ve kadını ona geri verdi. O ise, hanımı ikinci kere Hz. Ömer radıyallahu anh zamanında, üçüncü kere de Hz. Osman radıyallahu anh zamanında boşadı.'
 
Tirmizi, Talak 2, (1177); Ebu Davud, Talak 10, (2196), 14, (2206, 2207, 2208).
 
4020 - İmam Malik'e ulaştığına göre, Ömer İbnu'l-Hattab radıyallahu anh'a, Irak'tan yazılarak sorulmuştur: 'Bir erkek hanımına: 'Senin ipin (benim elimde değil), boynundadır (dilediğin yere gidebilirsin)' dedi. (Bunun hükmü nedir, hanımı boş mu değil mi?)' Hz. Ömer bunun üzerine oradaki me'muruna: 'Hacc mevsiminde beni Mekke'de bulmasını emret!' diye yazdı. Hz. Ömer radıyallahu anh tavaf yaparken, adam yanına gelip selam verdi. Hz. Ömer ona: 'Sen kimsin' diye sordu. Adam kendini tanıtarak: 'Ben seni bulmamı emrettiğin (Iraklı) kimseyim!' dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: 'Ben sana şu Beyt-i Muazzama'nın Rabbi adına soruyorum: 'İpin boynundadır!' derken ne kastettin?' dedi. Adam: 'Sen bu mukaddes mekandan başka bir yerde yemin verseydin sana doğruyu söylemezdim. Ben bununla ayrılık kastetmiştim' dedi. Hz. Ömer radıyallahu anh: 'Bunun hükmü senin kastettiğin şeydir' buyurdu.'
 
Muvatta, Talak 5, (1, 551).
 
4021 - Nafi anlatıyor: 'İbn Ömer radıyallahu anhüma haliyye ve beriyye hakkında derdi ki: 'Bunlardan her biri üç kere boşanmış sayılır.'
 
Muvatta, Talak 7, (1, 552).
 
4022 - İmam Malik'e ulaştığına göre: 'Hz. Ali radıyallahu anha karısına: 'Sen bana haramsın' diyen erkek hakkında: 'Bu adam hanımını üç talakla boşadı' diyordu.'
 
Muvatta, Talak 6, (1, 552).
 
4023 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Kim hannımını (kendine) haram kılarsa, bu, (boşanma ifade eden) bir şey değildir, bu söz bir yemindir, yemin kefaretinde bulunur. Nitekim ayet-i kerime'de Cenab-ı Hak; 'Allah'ın Resulünde sizin için güzel örnek vardır.' (Ahzab 21) buyurmuştur.'
 
Buhari, Talak 8, Tefsir, Tahrim 1; Müslim, Talak 19, (1473); Nesai, Talak 16, (6, 151).
 
4024 - Yine Nesai'de şu rivayet mevcuttur: 'Bir adam İbnu Abbas radıyallahu anhüma'ya gelerek: 'Ben hanımımı kendime haram kıldım! (Ne yapayım, hükmü nedir?)' diye sordu. İbnu Abbas: 'Yalan söyledin, o haram değildir' dedi ve şu ayeti okudu. (Mealen): 'Ey Peygamber, Allah'ın sana helal kıldığını sen niye kendine haram
[22/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Muhammed'in nefsini kudret eliyle tutan zâta yemîn ederim ki, bu ümmetten her kim -Yahudî olsun, Hristiyan olsun- beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa mutlaka cehennem ehlinden olacaktır'. 
Müslim, İman 240, (153).
[22/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!
[Bakara Sûresi.79]
[22/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.” (Şu’arâ, 26/83)
[22/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Âlim ile sohbet etmek lâl ü mercân incidir, / Câhil ile sohbet etmek günde bin can incitir.[Lâedrî]
[22/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.UKBE İBNİ ÂMİR EL-CUHENÎ
 
Ukbe İbni Âmir el-Cuhenî radıyallahu anh Kur'an-ı Kerim'i güzel okuyan bir Kur'an hâfızı... Gecenin seher vakitlerinde kalkıp Mevlâ ile konuşurcasına huşû ile Kur'an tilâvet eden bir âşık... Kendi el yazması Kur'an'ı bulunan bir ilim eri... 
 
O, Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Medine-i Münevvere'ye hicretinden sonra islâm'la şereflendi. Müslüman oluşunu kendisi şöyle anlatıyor:
 
'İnsanlardan uzak, çöllerde küçük sürülerimin peşinde hayatımı geçiriyordum. Mekke'de yeni dinin ve son Peygamberin geldiğini daha sonra Medine'ye hicret edeceğini duydum. Kısa bir zaman sonra da Medine'ye teşrif ettiği müjdesini aldım. Bütün Medine'li müslümanların sevinç haberleri geliyordu. Ben de sürülerimi bırakıp Medine'ye koştum. Huzuruna vardım ve: 'Ya Rasûlallah! Ben size bey'at edeceğim' dedim. Sevgili Peygamberimiz: 'Sen kimsin?' dedi. Ben de: 'Ukbe İbni Âmir el-Cuhenî'yim' dedim. Bana: 'Sence hangisi daha iyi. Bedevi bey'ati mi, yoksa hicret bey'ati mi?' dedi. Ben de: 'Hicret bey'ati yapmak istiyorum.' Yani, Medine'de kalmak üzere bey'at ediyorum dedim. Muhacirlerle beraber yanında bir gece kaldım. Ertesi gün küçük sürümün yanına döndüm.' 
 
Ukbe (r.a)'ın gönlüne islâm ışığı girmişti, fakat o sevgiliden ayrı kalışı yeni gelen vahiyleri duyamaması ona çok zor geliyordu. Kendi ifadesiyle şöyle bir çare bulmuştu: 'Biz oniki arkadaştık. Sürülerimizi otlatmak için Medine'den uzakta kalıyorduk. Arkadaşlarla aramızda : 'Biz de hiç iş yok. Yeni gelen vahyi öğrenmek ve Rasûlullah (s.a)'ın sohbetinde bulunmak için hergün birimiz Medine'ye gitse, sürüsüne burada kalanlar baksa diye anlaştık. Ben sürüleri bırakmaktan korkuyordum. Siz gidin ben sürünüze bakayım. Geldiğinizde, dinlediklerinizi ve öğrendiklerinizi sizden alırım' dedim. Bir müddet böyle nöbetleşe devam ettik. Sonra o sevgilinin yüzünü görememek, huzurunda bulunamamak canıma tak etti ve kendi kendime:
'Yazıklar olsun sana! Sen bu sürüler yüzünden mi Rasûlullah (s.a)'ın sohbetinde bulunmayı terk ediyorsun. Gelen vahyi direk onun ağzından duymak, aracısız, ondan almaktan bu sürüler mi seni alıkoyuyor?' dedim. Gafletten uyanarak kendime geldim ve koyunlarımı bırakıp Rasûlullah (s.a)'ın yakınında bulunmak için Medine'ye hicret ettim. Mescid'de yatıp kalktım.'
 
Ukbe (r.a) gölge gibi Rasûlullah (s.a) efendimizi takip etmeğe başladı. Yolculukda hayvanının yularını tuttu. Ona hizmeti zevk haline getirdi. Efendimiz de Ukbe'yi çoğu kere terkisine alırdı. Bu sebebten ona Rasulullah'ın redifi diye isim verildi. Kendisi şöyle anlatıyor. 
 
Birgün Rasulullah (s.a) efendimiz bana : 'Ukbe! Sana, şimdiye kadar benzeri görülmeyen iki sûreyi öğreteyim mi?' dedi. Ben de: 'Evet Ya Rasûlallah! ' dedim. Bunun üzerine iki Cihan Güneşi efendimiz bana 'felâk ve Nas' sûrelerini okudu. Namaz vakti girince imam oldu ve o iki sûreyle namazı kıldırdı. Daha sonra: 'Ey Ukbe! Yatarken bu sûreleri daima oku!' buyurdu. 
 
Ukbe (r.a) Allah'ın sevgilisine yakın olmanın ve ona hizmet etmenin bereketini, hayatında gördü. Kur'an, hadis, fıkıh ve ferâiz ilminde güzide şahsiyet oldu. Ashab arasında ilim ve cihad eri olarak anıldı.
O, Kur'an okumak ve öğretmekten büyük zevk alırdı. Birgün Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizden: 'Ya Rasûlallah! Hûd ve Yusuf sûrelerini bana okur musunuz?' diye ricada bulundu. Efendimiz okudu Ukbe dinledi. Daha sonra öğrendiği şekilde etrafına okudu ve öğretti. 
 
O, Kur'an-ı Kerim'i çok güzel okurdu. Sahabe onun tane tane okuyuşunu dinler, kalpleri ürperirdi. Bilhassa geceleri ortalık sakinleşince yüksek sesle, Mevlasıyla konuşurcasına âyetleri tefekkür ederek hûşû ile okur gözleri yaşlarla dolardı. 
 
Hz. Ömer (r.a) onu birgün çağırıp şöyle dedi 'Ey Ukbe! Bana biraz Kur'an oku!' O da: 'Hay, hay, Ey emîru'l-mü'minin' dedi ve bir miktar Kur'an okudu. Ukbe (r.a)'ın tatlı tatlı okuyuşunu hû
[22/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Anjiyo yaptırmak orucu bozar mı?
 
Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi, vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine, damarların görünür hâle gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi, anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.
[22/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: AHFÂ
 
Çok gizli, âlem-i emrin (madde ve ölçü olmayan ve arşın üstündeki âlemin) beşinci ve son latîfesi (makamı, mertebesi). İnsana Âlem-i sagîr yâni küçük âlem denir. Âlem-i sagîr on kısımdan meydana gelir. Bunların beşi Âlem-i emrdendir. Bu beş mertebe; kalb, rûh, sır, hafî ve ahfâdır. Bunların asılları, kökleri Âlem-i kebîrde (İnsanın dışındaki âlemde)dir. Ahfâ latîfes i, mertebelerin en sonu ve en yukarıdaki mertebedir. (İmâm-ı Rabbânî)
[22/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Kurban kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?
 
İbadetlerin; şekil, şart ve rükünleri olduğu gibi hikmetleri, amaçları ve teşri gerekçeleri de vardır. İbadetlerdeki bu özelliklerin birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Hayvanın kesilmesi kurbanın rüknüdür (Kasani, Bedaiü’s-sanai, V, 66). Her ibadetin bir yapılış şekli vardır. Kurban ibadeti de ancak kurban olacak hayvanın usulüne uygun olarak kesilmesiyle yerine getirilebilir (Fetavay-ı Hindiyye, V, 291). Bedelini infak etmek suretiyle, kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz.
 
 Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) de, kurban meşru kılındıktan sonra her yıl bizzat kurban kesmek sureti ile bu ibadeti yerine getirmiştir (Buhari, Hac, 117, 119; Müslim, Edahi, 17).
 
 Hz. Peygamber (s.a.s.); kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın her bir parçasının kişinin hayır hanesine kaydedileceğini ifade etmiştir (Tirmizi, Edahi, 1; İbnMace, Edahi, 3).
 
 Allah Teala’nın rızasını kazanmak niyetiyle, karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak da Müslüman’ın önemli vazifelerinden biridir. Zaruret derecesinde ihtiyaç içerisinde bulunan kimseye yardım etmek dinimizde farz kabul edilmiştir. Ancak, bu iki ibadetin birbirinin alternatifi olarak sunulması doğru değildir. Bu sebeple kesme olmadan hayvanı, sadaka olarak bir kişiye vermek kurban yerine geçmez (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, VI, 313). Aynı şekilde kurban bedelini de yoksullara ya da yardım kuruluşlarına vermek suretiyle, kurban ibadeti ifa edilmiş olmaz (Serahsi, Mebsud, Beyrut, 2000, XII, 23).
[22/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: TAVAF
 
 
 
Hâcer-i esved köşesinden başlayarak Kâbe'nin etrafını usulüne göre yedi defa dolaşmaktır. Devirlerden her birine 'şavt' denir.
[22/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.'
(Hucurât, 49/12)
 http://www.duavesureler.com
[22/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: 'İslam dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak.' 
(Buharî, 'İman', 2; Müslim, 'İmân', 21)
 http://www.duavesureler.com
[22/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Geçmişte işlediğim tüm günahlarımı bağışla. Ömrümün geriye kalan kısmında da beni günah işlemekten muhafaza buyur. Bana razı olacağın tertemiz işler yapmayı nasip eyle.'
null
 http://www.duavesureler.com
[22/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: • Semerkand Vakıf Haftası
'Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa (ahirette) onu görür.' (Zilzâl 90/7-8)
 
Semerkand Takvimi
[22/5 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Ölçüleri Kim Belirler?
 
İnsanlığın son peygamberi ve bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem], Cenâb-ı Hakk’ın razı olduğu örtünmenin en güzel şeklini detaylarıyla öğretmiş, ölçüleri belirlemiş ve bu konuda hayatî uyarılar yapmıştır. Artık ona iman eden, onu rehber kabul eden bu uyarıları dikkate almakla yükümlüdür.
 
Giyinme konusunda meşru sınırların ne olduğu, dinimizin bizden ne istediği genel olarak hepimizce bilinir. Ne var ki çeşitli etkenlerle bu ölçülerin göz ardı edildiği, müslümanların bir savrulma yaşadığı bir gerçek. Burada Resûl-i Ekrem’in [sallallahu aleyhi vesellem] bir uyarısını hatırlatmak gerekir. Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurdu:  Cehennem halkından iki sınıf insan var ki ben onları görmedim: Birinci grup, ellerinde sığır kuyrukları gibi kamçılar olan, onlarla insanları dövenlerdir. İkinci grup ise giyinmiş fakat çıplak olan, erkeklerin kalplerini kendilerine meylettiren, vücutlarını sağa sola eğip çalımlı yürüyen kadınlardır. Onların başları Horasan develerinin hörgüçleri gibidir. Bunlar cennete giremezler, onun kokusunu bile alamazlar. Oysa o koku çok ama çok uzun mesafelerden duyulmaktadır  (Müslim).
 
Semerkand Takvimi
[22/5 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.'
(Hucurât, 49/12)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=FotlPbNKLKs=
[22/5 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
' Allahım Recep ve Şaban ayını hakkımızda mübarek eyle! Bizi Ramazan ayına ulaştır!
(Taberanî, el-Mu'cemü'l-evsât, IV, 189)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=FotlPbNKLKs=
[22/5 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Tembellikten, düşkünlük derecesinde yaşlılıktan, günahtan ve borç yükünden, kabir fitnesinden ve kabir azabından, cehennem fitnesinden ve cehennem azabından, zenginlik ve fakirlik şerrinden sana sığınırım. Fakirlik fitnesinden Sana sığınırım. Deccal Mesih’in fitnesinden sana sığınırım.'
(Buhârî, 'De’avât', 38; Nesâî, 'İstiâze', 26–27)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=FotlPbNKLKs=
[22/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın en çok gazap ettiği kimse, düşmanlıkta aşırı gidendir. Hadis-i Şerif
[22/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.
 
Âl-i imrân - 113. Ayet
[22/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Bizi aldatan bizden değildir.
 
(Muslim)
[22/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiç bir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakırız.
[22/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Muktedir
 
Güçlü, kuvvetli, istediğini istediği gibi yapan
[22/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Dinini Dünyalığa Alet Edenin sonu
 
   Musa Aleyhisselam zamanında bir adam insanlara; 'Benimle Kelimullah Musa konuşur. Ben, Safiyullah Musa'nın yakınlarındanım ' diyerek böbürlenir, Musa aleyhisselam'ın ismini alet ederek  kendine menfaat temin ederdi. Bu sözlerin üzerinden uzun bir zaman geçti. Musa Aleyhisselam'ın yanına, adamın biri, siyah bir iple yularlanmış bir domuz getirdi ve Musa Aleyhisselam'a dedi ki:  
 
 - 'Ey Allah'ın Peygamberi! Filan adamı biliyor musun?' Musa Aleyhisselam:  
 
 - 'Onu işitirim' diye cevap verdi. Adam:  
 
 - 'O adam, işte bu domuzdur' dedi.  
 
 Musa Aleyhisselam, adama niçin böyle olduğunu sormak için, Allahü Teâlâ'dan, onu eski haline döndürmesi için niyaz etti. Bunun üzerine Allahü Teala Musa Aleyhisselam'a şöyle buyurdu:  
 
 - 'Ya Musa! Adem Aleyhisselam'ın ve ondan sonra gelen peygamberlerin dualarıyla dua etsen yine de bu adam hakkındaki duanı kabul etmem. Fakat ben sana onu niçin o hale soktuğumu bildireyim. O, senin adını kullanarak, sana olan yakınlığını alet ederek menfaat elde ettiği için, dinini dünya için satıp, din ile dünyayı yediği için ben onu o hale soktum'.
[22/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.' (Buharî-Müslim)
[22/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.
(Ebû Dâvûd, Zekât, 45)
[22/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH....... HATIRLI MİSAFİR

18 Mart 1915 günü Fransız zırhlısı Bouvent batarken, 600 mürettebatından 50 kadarı sâhile varmayı başarır. Bunlardan teğmen Jean Marie Grammont yaşadığı mâcerayı şöyle anlatır:

Bir top mermisi cephaneliğimize isabet ederken, bir de mayına çarptık. Bauvent hızla batarken kendimizi soğuk sulara attık. 45 dakika sonra yüzerek sâhile vardık. Hava soğuk ve biz de ıslaktık, hepsinden öte çok korkuyorduk. Karşıdan düşman Türk askerleri göründü. İçimden; “İşimiz tamam!” diye düşündüm.
 Geldiler hâlimize baktılar, soyunmamızı istediler, kaputlarını çıkarıp giyinmemiz için bize verdiler. Sonra beraber yürümeye başladık. Bitkinliğimizi görüp kollarımıza girdiler. Hayret! Sanki ailelerimizden birileri imişcesine davranıyorlardı. Bir barakaya soktular, içeride soba yanıyordu. Bize giyecek değittılar. Az sonra sıcak çorba ve ekmek getirdiler. Şaşkınlığımız devam ediyordu. “Bunların öldürme şekli başka türlü imiş.” diye düşündüm. Biraz sonra Fransızca bilen bir subay geldi. İsmini hemen not ettim. Hasan Galip. “Geçmiş olsun! Sizin için savaş bititi. Savaşın sonuna kadar misâfirimizsiniz. Burada kaldığınız sürece kıt imkânlarımızı sizinle paylaşacağız. Üzülmemenizi rica ediyorum. Bir isteğiniz olursa, nöbetçi onbaşıya söylersiniz.” deyip gitti. Esir değil sanki hatırlı bir misâfir gibiydik. Türklerin bu civanmertliğini hiç unutmadım...  
İlhan Bardakçı (Fransız Pierre Loti’nin “Le Question Armenienne” kitabından)

 

GÜNÜN TARİHİ..............NENE HATUN

 

Türk kadınının kahramanlık sembolü olan Nene Hatun, 1857’de Erzurum’da doğdu. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar, Erzurum’a kadar gelmişlerdi. Şehrin savunması sırasında Erzurumluların kadınlı erkekli yaptığı mücadele, tarihin şanlı sayfaları arasındadır. Aziziye Tabyasını geri almak için taş, sopa, kazma, kürekle gırtlak gırtlağa yapılan mücadeleye Nene Hatun da çocuklarını evde bırakarak katılmıştı. Nene Hatunun oğlu da Çanakkale’de şehîd olmuştur. 1955’deki Anneler Günü’nde, “Anneler Annesi” seçilen Nene Hatun, aynı sene 98 yaşında vefât etti.

 

 

 
 
22.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[22/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Said (ra)
Resulullah (sav) mescidde i'tikaf'a girmişti. Cemaatin Kur'an'ı cehri olarak okuduklarını işitti. Perdeyi aralayıp şöyle seslendi: 'Bilin ki, herkes Rabbine hususi şekilde münacaatta bulunuyor, birbirinizi (seslerinizle) rahatsız etmeyin. Biriniz okurken (veya namazda iken) diğerinin kıraatini bastırmasın.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Salat 315, (1332)
 
Hadisin Açıklaması:
null
[22/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse şüphesiz, Allah onu bilir, karşılığını verir. (Bakara, 2/158)
[22/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Öyle bir zaman gelir ki, kisi sabah mü'min olarak kalkar, akşama kafir olarak ulasır. Ancak Allah'ın iman ve tevhid ilmiyle kendilerini ihya ettiği kimseler, bu durumun dışındadır. Ravi: Darimi 1.97
[22/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Biz Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Hazreti Ebu Bekir (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında ümmü veled'i satardık. Hazreti Ömer bu alış-verişten bizi yasaklayınca terk ettik.' İbnu'l-Esir: 'Bu rivayeti ana kaynaklarda (Usul) göremedim' der.
 
Kaynak : Ebu Davud, Itk 8, (3953), İbnu Mace, Itk 2, (2517)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[22/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: 382: Muaz (Allah Ondan razı olsun), Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken dinledim demiştir: “Allah, benim rızam için birbirlerini sevenlere peygamberlerin ve şehidlerin bile imreneceği nurdan minberler vardır”, buyurmuştur. (Tirmizi , Zühd 53)
 
383- عَنْ اَبِى اِدْرِيسَ الخولاني رَحِمَهُ اللهُ قال : دَخَلْتُ مَسْجِدَ دِمَشْقَ، فَإذا فَتًى بَرَّاقُ الثَّنَايَا, وَإذا النَّاسُ مَعَهُ، فَإذا خْتَلَفُوا فِى شَىْءٍ اَسْنَدُوهُ اِلَيْهِ, وَصَدَرُوا عَنْ رَأْيِهِ، فَسَأَلَت عَنْهُ, فَقِيلَ: هذَا مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ
 
، فَلَمَّا كان مِنَ الْغَد,ِ هَجَّرْتُ, فَوَجَدْتُهُ قَدْ سَبَقَنِى بِالتَّهْجِيرِ، وَوَجَدْتُهُ يُصَلِّى، فَأنتظَرْتُهُ حَتَّى قَضَى صَلاَتَهُ, ثُمَّ جِئْتُهُ مِنْ قِبَلِ وَجْهِهِ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، ثُمَّ قُلْتُ: وَاللهِ إنى لأحبكَ لله. فَقال : آللهِ؟ فَقُلْتُ: اللهِ. فَقال : آللهِ؟ فَقُلْتُ: اَللهِ، فَأخذنِى بِحَبْوَةِ رِدَائِى, فَجَبَذَنِى اِلَيْهِ، فَقال : اَبْشِرْ، فَإنى سَمِعْتُ رَسُولَ الله
يَقُولُ : قال الله تعالى: وَجَبَتْ مَحَبَّتِي للمتحابي فِى , والْمُتَجَالِسِينَ فِىَّ، وَالْمُتَزَاوِرِينَ فِىَّ، وَالْمُتَبَاذِلِينَ فِىَّ.
383: Ebu İdris el Havlani (Allah Ona rahmet etsin)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: Bir gün Dımışk mescidine girmiştim. Güleç yüzlü bir gençle karşılaştım. İnsanlar etrafına toplanmışlar görüş ayrılığına düştükleri meseleleri ona soruyorlar ve söylediklerini kabul ediyorlardı. Kim olduğunu sordum, Muaz ibni Cebel dediler. Ertesi gün erkenden mescide koşmuştum baktım ki o genç benden önce gelmiş namaz kılıyor. Namazını bitirinceye kadar bekledim, sonra önüne geçerek selam verdim.
 
-Allah’a yemin ederim ki ben seni Allah için seviyorum, dedim.
 
-Allah için mi seviyorsun? dedi.
 
-Evet, Allah için, dedim. O yine:
 
-Gerçekten Allah için mi seviyorsun? dedi. Ben de:
 
-Evet gerçekten Allah için seviyorum, dedim.
 
Bunun üzerine elbisemden tutarak beni kendisine doğru çekti ve şöyle dedi:
 
-Müjdeler sana zira ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken dinledim: “Allah buyuruyor ki: Sadece benim için birbirlerini seven, benim rızam için toplanan, benim uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızamı kazanmak için sadaka verip infak edenler benim sevgime hak kazanmışlardır.” (Muvatta, Şa’r 16)
 
384- عَنْ اَبِى كَرِيمَةَ الْمِقْدَادِ بْنِ مَعْدِيكَرِبَ
 
عَنِ النَّبِىِّ
قال : إذا أحب الرَّجُلُ أخاهُ, فَلْيُخْبِرْهُ إنهُ يُحِبُّهُ.
384: Ebu Kerime Mikdad ibni Ma’dikerib (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse din
[22/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: 'Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve Senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin.'
-Hud Suresi, 45
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[22/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3587]
 
Hz. Osman radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu  
 
vesselam, uzuvlarını üçer üçer yıkayarak abdest aldı ve şöyle buyurdu:  
 
'Bu benim ve benden önceki diğer peygamberlerin ve İbrahim aleyhissalam'ın abdestidir.' 
 
Rezin tahric etmiştir.
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[22/5 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Şüphesiz, Allah'ı ve peygamberlerini inkar edenler, Allah'a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, '(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkar ederiz' diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya;işte onlar gerçekten kafirlerdir. Biz de kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır (150-151) - Nisâ - 151. Ayet
[22/5 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Kim, (din) kardeşinin ırz ve namusunu onu gıybet edene karşı savunursa, Allah da kıyamet günü o kimseyi cehennemden korur. - Tirmizî, Birr, 20
[22/5 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: “Mü’minlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridirler; iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar.” - Tevbe, 9/71
[22/5 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Aşırıya kaçmak, haddi aşmak veya nimetleri gerektiği yerde gerektiği ölçüde kullanmamak anlamına gelen israf dinimizce yasaklanan ahlakî davranışlardan biridir. Harcamalarımız, zorunlu bir ihtiyacımızı veya yaşamımızı kolaylaştıran bir gereksinimimizi karşılamıyorsa israf ediyoruz demektir. Nitekim bir hadisinde “Kibre düşmeden ve israfa kaçmadan yiyin, sadaka verin ve giyinin!” (Nesâî, Zekât, 66) buyuran Efendimiz (s.a.s.) gururlanma ve gösterişe yol açacak tüketimin israf olacağını belirtmiştir. Bilinçsiz tüketim sadece bireysel ahlakı yozlaştırmakla kalmaz, toplumsal refahı ve huzuru da olumsuz etkiler. Özellikle millî kaynakların fütursuzca tüketimi, hem millî serveti hem de bunun için harcanan enerjiyi ve zamanı zayi etmektedir.  - İSRAF
[22/5 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Muaşeret (Güzel Geçinme) Âdâbı
15- İslam dini, insanların muaşeretine (birbiriyle görüşüp konuşmalarına, toplum halinde medeniyet üzere yaşamalarına) büyük bir önem vermiştir.
Müslümanların birbirleriyle geçinmelerinde samimiyet, tevazu, sadelik, zorlanmama, karşılıklı yardım, nezaket, saygı, sevgi ve hayırseverlik bir esastır.
16- İslamda halk ile geçinmenin çeşitli yönleri ve dereceleri vardır. Bunların bir kısmı şunlardır:
1) Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalbli olmak. Bir müslüman daima güleryüzlü bulunur. Hiç bir kimseyi asık bir yüzle karşılamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yumuşak huylu, açık yüzlü kimseyi sever.'
2) Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınmak.
Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Müslüman odur ki, dilinden ve elinden müslümanlar selamette bulunur.
3) İnsanların eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilik yapmak.
Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sıddîkların (özü-sözü dosdoğru olanların) derecelerine geçmek istersen, senden ilgiyi kesene bağlan, senden esirgeyene sen ver, sana zulmedeni de bağışla.'
4) Dargınlığa hemen son vermek. Müslümanlar arasında bir dargınlık olursa hemen barışırlar, birbirlerinden üç günden ziyade ayrı kalmazlar. Müslümanların gönüllerinde düşmanlık ve kin duyguları yaşamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Üç günden ziyade kardeşine dargın kalmak bir müslümana helal olmaz.'
5) Dargınların arasını düzeltmeye çalışmak. Bir müslüman, iki din kardeşi arasında her nasılsa bir dargınlık olduğunu görünce aralarını bulmaya ve küskünlüğü gidermeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sadakanın en faziletlisi, dargınların aralarını bulup düzeltmektir.'
6) İnsanların kusurlarım araştırmamak ve yaymamak, aksine örtmeye çalışmak. Müslümanlar kimsenin kusurlarını araştırmazlar. Kimsenin ayıbını ve kusurunu araştırıp ortaya çıkarmaya ve göstermeye çalışmazlar. Buna aykırı hareket dinde yasaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul bir kulun kusurunu örterse, Allahü Teala Hazretleri de onu kıyamette örter. (günahlarını açığa vurmaz).'
7) Dostları arkalarından savunma. Bir müslüman gerektiğinde dostlarını, din kardeşlerini arkalarından savunur. Onlar hakkındaki yanlış fikirleri düzeltmeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul kardeşine yardımda bulundukça, kendisine de Allah daima yardım eder.'
8) İnsanların kalblerini kötü zandan korumak için sakıncalı yerlerden uzak durmak. Buna aykırı davranmak birçok kimselerin günaha girmesine sebeb olur, insanlar arasında dedi-koduya ve nefrete yol açar. Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:
'Töhmet yerlerinden kaçınız...'
9) Değişik halk sınıfları ile makamlarına göre sohbet edip ilişki kurmak. Herkese kabiliyet ve durumuna göre hitab etmeli. Bir alimden, bir zahidden, bir zenginden beklenen vasıfları, bir cahilden, bir fasıkdan, bir fakirden beklememelidir.
10) Yaşlılara hürmet, çocuklara, düşkünlere merhamet ve şefkat göstermek. İslamda büyüklere karşı saygı, küçüklere karşı sevgi bir esastır. Bu esas, aileler arasında bir kat daha önemlidir. Anaya-babaya pek ziyade hürmet etmek bunun bir örneğidir. Bunları adları ile çağırmak terbiyeye aykırıdır. Bir kadının kocasını adı ile çağırması da edebe aykırı olduğundan mekruhtur. Bir hadis-i şerifin anlamı şöyledir: 'Bir genç bir yaşlıya sadece yaşından dolayı hürmet etti mi, Allah da ona bir mükafat olmak üzere, ihtiyarlığı zamanında hürmet edecek bir kimseyi muhakkak yaratır.'
Bu mübarek hadis, yaşlılara saygı gösteren gençlerin sevab kazanacaklarını ve çok yaşayacaklarını müjdelemektedir. Artık ihtiyarları bir yük kabul eden gençler, bunu biraz düşünmelidirler.
11) Hayırsever olmak, yardım etmek ve arka çıkmak. Şöyle ki: Müslüman
[22/5 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Rahmân, yüce Allah'ın bir özel ismi olduğundan dolayı ezeli ve ölümsüzlüğü içine alır. Bundan dolayı, bu cins rahmet, merhamet ve nimet vermenin kullardan ortaya çıkması düşünülemez. Rahim ise yalnız Allah'a ait olmadığından sonsuzluğu gerektirmez. Ve bundan dolayı
 
böyle bir merhametin ve nimet vermenin kullar tarafından da yapılması düşünülebilir. Demek Rahmân'ın rahmeti bir şarta bağlı değil iken, Rahîm'in rahmeti şarta bağlıdır, şarta bağlı olarak gerçekleşir.
 
Rahmân olmanın Allah'a mahsus olması ve ondan başkasına ait bir özelliği ilgilendirmemesi ve ancak izafet ile amel etmesi, bütün âlemlerde bir şeyi şart koşmadan genel bir mânâ ifade eder. Yüce Allah Rahmân olduğu için ezelî rahmeti umumîdir. Her şeyin ilk yaratılışı ve icadında almış olduğu bütün fıtrî kabiliyet ve ihsanlar Allah'ın Rahmân oluşundan kaynaklanan izafî oluşlardır. Bu itibarla içinde rahmet izi bulunmayan hiçbir varlık düşünülemez. Fakat varlıkların ilk yaratılışları yalnız Allah vergisi ve cebrîdir. Yani hiç kimsenin çalışması ve seçimi ile değil, yalnız Rahmân'a dayanmakla meydana gelir. Taşın taş, ağacın ağaç, insanın insan olması böyle zorlayıcı bir rahmetin eseridir. Bu görüş açısından kâinattaki her şey Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur. Bundan dolayı Allah'ın Rahmân oluşu bütün varlık için güven kaynağı ve hepsinin ümididir. Göğünden yeryüzüne, gökcisimlerinden moleküllere, ruhlardan cisimlere, canlısından cansızına, taşından ağacına, bitkilerinden hayvanlarına, hayvanlarından insanlarına, çalışanlarından çalışmayanına, itaat edeninden isyan edenine, mümininden kâfirine, Allah'ın birliğine inananından Allah'a şirk koşanına, meleklerinden şeytanına varıncaya kadar âlemlerin hepsi Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur ve bu itibarla korkudan kurtulmuştur. Fakat bu kadarla kalsa idi, ilim ile bilgisizliğin, hayat ile ölümün, çalışma ile boş durmanın, itaat etme ile isyan etmenin, iman ile küfrün, nankörlük ile şükrün, doğru ile eğrinin, adalet ile zulmün hiç farkı kalmamış olurdu. Ve böyle olsaydı kâinatta iradeyi gerektiren iş ve hareketlerden hiçbir iz bulunmazdı. İlim ve irade ile, çalışma ve çabalama ile ilerleme ve yükselme imkanı ortadan kalkardı ve o zaman hep tabiî olurduk, tabiatçılardan (Natüralistlerden), cebriyecilerden olurduk. Hem kendimizi, hem de Allah Teâlâ'yı yaptığı şeylerde mecbur görürdük. Tabiatı, rahmetin gereğine mahkum tanırdık. Çünkü ne onun, ne bizim irade ve seçme hürriyetimizden bir iz bulamazdık, duyduğumuza gidemez, bildiğimizi işleyemez, arzularımızın yanına varamazdık, bütün hareketlerimizde bir taş veya bir topaç gibi yuvarlanır durur veya bir ot gibi biter, yiter giderdik. Ahlata armut, idris ağacına kiraz, limona portakal, Amerikan çubuğuna çavuş üzümü aşılayamazdık; tarlamıza ekin ekemez, ekmeğimizi pişiremez, rızıklarımızı, elbisemizi ve diğer ihtiyaçlarımızı sanatlar ve ustalıklar (meslekler) vasıtası ile elde edemezdik; göklere çıkmaya özenemez, cennetlere girmeye çare bulamazdık; hayvan gelir, hayvan giderdik. Bu şartlar altında ise Allah'ın Rahmân
 
oluşu mutlak bir kemâl olmazdı. Bundan dolayı yüce Allah'ın kendi irade ve istediği şekilde davranmasını göstermesi ve onun bir eseri olarak irade sahibi varlıkları yaratması ve onları güzel irade ve isteklerine göre terakki ettirerek rahmetinden nimet içinde büyümeleri ve ondan faydalanmaları ve aksi takdirde ise kötü irade ve çalışmalarına göre nimetlerden mahrum etmekle, onları elem ve ceza ile cezalandırması, o iradelerin toplamının kendi iradesi ile uyum ve ahengini sağlaması ve onlara da rahmetinden bir pay vermesi hikmet gereği olurdu. İşte tabiata ait bir hikmetin değil, ilâhî bir hikmetin eseri olan bu mükemmellik gerçeğinden dolayı yüce Allah, Rahmân olmasından başka bir de Rahim olmakla vasıflanmış
[22/5 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: uzatılmasını taleb etseydik, bize mutlaka uzatırdı.''
 
Ebu Dâvud, Tahâret 60, (157); Tirmizi, Tahâret 71, (95); İbnu Mâce, Tahâret 86, (553).
 
 
 
 
 
ABDEST VE GUSÜLDE KULLANILACAK SU MİKTARI
 
6037 - Abdullah İbnu Muhammed, babası tarikiyle dedesi Akil'den naklediyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Abdeste bir müdd, gusle de bir sa' su yeterlidir' buyurmuştu' dedi. Bunun üzerine orada bulunan bir zât Akil'e: 'Bu kadar su bize yetmez' diye itiraz etti. Akil de: 'Bu kadar su, senden daha hayırlı, saçı da senden daha çok olan zata yetti' diye cevap verdi. Burada kastettiği kimse Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm idi.'
 
ABDESTSİZ NAMAZ MAKBUL DEĞİL
 
6038 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselâm'ı şöyle derken işittim: 'Allah, temizlik olmadan namazı, çalınan maldan da sadakayı kabul etmez.'
 
ABDESTİ MUHAFAZA
 
6039 - Hz. Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Her hususta dosdoğru istikamet üzere olun; meyletmeyin. Ama buna güç yetiremezsiniz. Öyleyse bilin ki, en hayırlı ameliniz namazdır. Kâmil mü'minden başkası abdesti (hakkı ile) muhafaza edemez.'
 
6040 - Ebu Ümame radıyallahu anh, Resûlullah'tan naklen anlatmıştır: 'İstikamet üzere olun! İstikamet üzere olsanız, bu ne iyidir! Amellerinizin en hayırlısı namazdır. Abdesti ancak kâmil mü'minler (hakkıyla) muhafaza ederler.'
 
TEMİZLİĞİN SEVABI
 
6041 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resulü denildi. Ümmetinden, görmediğin kimseleri (Kıyamet günü) nasıl tanıyacaksın?' Şu cevabı verdi: 'Ümmetim, abdest sebebiyle alınlarında nur, kollarında nur, ayaklarında nur taşıyacaklar (bu nurla onları tanıyacağım).'
 
6042 -
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N