Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 17.07.2023 15:41
Günün yazısı
[26/5 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: 'Gizli şirktir. O da, namaz kılan adamın, başkası görüyor diye namazını gösteriş için süslemesi (daha ağır kılması) buyurdu.'
(ibn Mâce, Zühd, 21, II, 1406)
[26/5 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.
en-NAHL Sûresi 14.Ayet
[26/5 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)
Peygamberimizin Mübârek Ecdâdı:
Peygamberimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) Hz.
İsmâil’in sülâlesinden olan Adnân’a kadar babası Abdullah
tarafından dedeleri şöyledir:
Hz. Muhammed (s.a.v.), Abdullah, Abdülmuttalib,
Hâşim, Abdimenâf, Kusay, Kilâb, Mürre, Ka’b,
Lüey, Gâlib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme,
Müdrike, İlyas, Mudar, Nizâr, Me’ad ve Adnân hazretleridir.
Peygamberimizin annesi Amine tarafından dedeleri:
Hz. Muhammed (s.a.v.), Âmine, Vehb, Abdimenâf,
Zühre, Kilâb hazretleridir.
Peygamberlerin her hususta en üstün, en büyük
olanı, şüphesiz bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed
Mustafâ (sallallâhü aleyhi ve sellem)’dir. Peygamberimizden
evvel gönderilen peygamberlerden çoğu,
belli bir topluluğa, bir şehir veya köy halkına gönderilmiştir.
Peygamber Efendimiz ise bütün insanlığa,
bütün mahlukâta yani, onsekiz bin âlemin tamamına
rahmet olarak gönderilmiştir. Onun insanlığa nasıl
ve ne büyük bir rahmet olduğunu anlamak için, dünyaya
gelmezden evvelki insanlığın haline bir bakmak
lazımdır:...Daha az
[27/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: 96- Müslümanlardan Bir Çok Taifelerin Hesapsız ve Azapsız Olarak Cennete Gireceklerine Delil Bâbı
542- Bize Abdurrahman b. Sellam b. Ubeydülâh el-Cümehî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Rabî yani İbn Müslim, Muhammed b. Ziyâd'dan, o da Ebû Hüreyre'deh naklen rivâyet etti ki Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Ümmetimden cennete yetmiş bin kişi hesapsız olarak gireceklerdir.» buyurmuşlar. Bunun üzerine bir zat:
— «Ya Resulullâh! Allah'a dua etde beni de onlardan eylesin» demiş. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Ya Rabbi! Bunu da onlardan eyle.» diye dua buyurmuş. Sonra bir başkası kalkarak:
— «Ya Resulullâh! Allah'a dua etde beni de onlardan eylesin» demiş. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Bu hususta Ukkaşe seni geçti.» buyurmuşlar.
543- Bize Muhammed b. Bessar da rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Şu'be rivâyet etti.
Dedi ki: Muhammed b. Ziyâdı dinledim dedi ki: Ebû Hüreyreyi şöyle derken işittim: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’i: Şöyle buyururken işittim. Diyerek Rabî'in hadisi gibi rivâyette bulundu.
544- Bana Harmeletü'bnü Yahya rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Vehb haber verdi.
Dedi ki: Bana Yunus, İbn Şihâp'tan naklen haber verdi.
Dedi ki: Bana Sa'id b. El' Müseyyeb rivâyet etti, ona da Ebû Hüre yre rivâyet ederek Şöyle dedi: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'i
— «Ümmetimden yetmiş bin kişilik bir zümre yüzleri ayın on dördündeki gecesi gibi pırıl pırıl parlayarak, cennete gireceklerdir.» buyururken işittim.
Ebû Hüreyre
Dedi ki:
«Bunun üzerine Ukkâşetü'bnü Mihsan el-Esedî sırtındaki kaplan postu gibi yollu elbisesini kaldırarak ayağa kalktı ve:
— «Ya Resulâllâh! Allah'a dua et de beni de onlardan eylesin» dedi. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Ya Rabbi! Bunu da onlardan eyle.» diye dua etti. Sonra Ensar-dan bir zat kalkarak:
— »Ya Resulâllâh! Allah'a dua et de beni de onlardan eylesin» dedi, (Bu sefer) Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem);
— «Bu hususta Ukkâşe seni geçti.» buyurdular.
545- Bana yine Harmeletü'bnü Yahya rivâyet etti.
(Dedi ki):
Bize Abdullah b. Vehb rivâyet etti.
(Dedi ki): Bana Hayve haber verdi .
Dedi ki: Bana Ebû Yunus, Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti ki Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Ümmetimden yetmişbin kişi cennete girecek; onlardan bir zümre ay suretinde olacaklar.» buyurmuşlar.
546- Bize Yahya b. Halef El-Bâhili rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Mu'temir, Hişâm b. Hassân'dan, o da Muhammed'den yani İbn Si-rîn'den naklen rivâyet etti:
Dedi ki: Bana îmrân rivâyet etti.
Dedi ki: Nebiyyullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Ümmetimden yetmişbin kişi hesaba çekilmeksizîn cennete girecektir.» buyurdu. Ashab:
— «Kim onlar! Ya Resulâllâh?» dediler. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Onlar vücutlerini (kızgın demirle) dağlamayanlar; efsun yapmayanlar ve ancak Rablerine tevekkül edenlerdir.» buyurdu.
Bunun üzerine Ukkâşe ayağa kalkarak: Allah'a duâ et de beni de onlardan eylesin dedi,
Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Sen onlardansın.» buyurdular. Arkasından bir zat kalkarak:
— «Ya Nebiyyallah! Allah'a dua et de beni de onlardan eylesin» dedi.
Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Bu hususta Ukkâşe seni geçti.» buyurdular.
547- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Abdüs-samet b. Abdilvaris rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hâcib b. Ömer Ebû Huşeynete's Sekâfi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hakem b. A'raç, Imran b. Husayn'dan naklen rivâyet etti ki Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Ümmetimden yetmişbin kişi hesapsız olarak cennete gireceklerdir.» buyurmuşlar. Ashab:
— «Kim onlar! Ya Resulâllâh?» demişler Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Onlar efsun yapmayanlar; teşe'um etmeyenler; vücutlarını (kızgın demirle) da
[27/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki.: 'Güneş ve Ay kıyamet günü sarılırlar.'
Buhârî, Bed'ül-Halk 4.
Kütüb-i Sitte
[27/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: 59. Ölen bir kimseye az bir vefa göstermek,hayatta yapılan çok iyiliklerden daha makbuldür.(Ebu Dâvud Edep 18/4)
[27/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın Vefatı 1942
• Latin Harfleri ile İlk Cumhuriyet Altını Basıldı 1944
• 27 Mayıs Darbesi 1960
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[27/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“De ki: ‘Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği halde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı dost edineceğim...’”
En’am 14
[27/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Geceleyin öyle bir zaman vardır ki, Müslüman bir kimse o zamana rastlayıp Allah’tan dünya ve âhirete dair hayırlı bir şey dilerse Allah ona dilediğini verir. Bu her gece böyledir.”
Müslim, Müsâfirîn 166, 167
[27/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ فَأَكْثِرُوا الدُّعَاءَ. (م)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kulun, Rabbin(in rahmet ve tecellilerin)e en yakın olduğu an, secdede olduğu andır. Öyleyse (secdede) çok dua ediniz.” (Sahîh-i Müslim)
27 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[27/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: KIBLE SAATİ VE DÜNYA KIBLE GÜNÜ NEDİR?
Kıble saati; kıblenin, Güneş ile tespit edildiği saattir. Yani, Güneş’in, bulunduğumuz yerin kıble zâviyesine (açısına) veya belli bir zâviye farkına denk geldiği vakittir. Türkiye, Avrupa ülkeleri, Afrika ülkeleri ve Türk cumhuriyetleri ile Avustralya’nın Perth şehrinde; şehrin o günkü kıble saati vaktinde, Güneş’e doğru dönen kimse, kıbleye dönmüş olur.
Kıble saati, namaz vakitleri gibi günlük olarak değişir.
Kıble saatleri sadece adı geçen şehir için muteberdir.
Herhangi bir yerin kıblesi, pratik olarak şöyle tespit edilir: Bir kimse, o günün takviminde, bulunduğu şehrin namaz vakitleri cetvelinin son sütunundaki “Kıble Saati” (Kıble S.) vaktinde, Güneş’in bulunduğu yöne dönerse, kıbleye dönmüş olur.
Kapalı bir mekânda ise mesela, güneş gören pencerenin dik kenarlarının yere düşen gölgesi, “Kıble Saati” (Kıble S.) vaktinde, kıble istikametini gösterir. Bu istikamet işaretlenir ve böylece en pratik ve en doğru bir şekilde kıble yönü tespit edilmiş olur.
Dünya kıble günleri: Dünya, Güneş etrafındaki seyrine devam ederken 28 Mayıs ve 16 Temmuz günlerinde Güneş’in meyli (21 derece, 26 dakika) ile Kâbe’nin arzına (21 derece, 26 dakika) denk gelir ve Güneş, Kâbe-i Muazzâma’nın tam üzerinde bulunur. Türkiye saatine göre 28 Mayıs günü saat 12.18’de ve 16 Temmuz günü saat 12.27’de Edirne’den Kars’a kadar kıble saatleri aynı olmaktadır.
Dünyanın değişik ülkelerinde, kendi mahallî saatlerine denk gelecek şekilde kıble saatleri değişmekle birlikte, günleri değişmediğinden bu günlere yani 28 Mayıs ve 16 Temmuz günlerine “Dünya Kıble Günü” denilmektedir.
BEYİT:
Yarına salma fakîrin kârın,
Ne bilirsin nice olur yârın. (Nâbî)
(Fakirin işini yarına bırakma, çünkü yarın ne olacağını bilemezsin.)
27 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[27/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
[Nahl Sûresi.61]
[27/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: SÖZÜNÜN ERİ OLMAK
Sözünde durmak, İslam’ın en önemli ahlak ilkelerinden biri- dir. Zira söz vermek, sorumluluk gerektiren bir davranıştır. Ve- rilen sözü yerine getirmek dürüstlüğün, özü sözü bir olmanın göstergesidir. Allah Teâlâ, verilen sözlerin yerine getirilmesini emretmiştir (Mâide, 5/1). Hz. Peygamber de yerine getirilemeye- cek sözün verilmemesini tavsiye etmiş (Tirmizi, “Birr ve Sıla”, 58), sözünde durmamayı münafıklık alameti olarak zikretmiştir (Buhârî, “İman”, 24). Çünkü dinimizde vefasızlığa, aldatmaya yer yoktur. Peygamberimiz en zor durumlarda bile verdiği söze sa- dık kalmıştır. Onun ümmetine yakışan da sorumluluk gerekti- ren bu erdemin bilinciyle hareket eden sözünün eri insanlar olmaktır.
DİNÎ KAVRAMLAR
TEBLİĞ
Taşımak, götürmek, ulaştır- mak, bildirmek ve eriştir- mek anlamına gelen tebliğ, Peygamberlerin vacib sıfat- lardan biri olarak peygam- berlerin, Allah’tan aldıkları hüküm ve haberleri hiçbir eksikliğe uğratmadan, ilave yapmadan ve gizlemeden in- sanlara bildirmesidir.
Tebliğ, dini esasları başkala- rına bildirmek ve anlatmak demektir. Dinî hükümlerin insanlara usulünce anlatıl- ması ilahî bir görevdir.
ÖZLÜ SÖZ
Edep haddini bilmektir. En büyük edep de ilahi hududu aşmamaktır. (Elmalılı Hamdi Yazır)
[27/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Zekât çok yönlü bir kurum, bir farz olduğu gibi, şehâdet ve namazdan sonra İslâm binasının üzerine kurulduğu beş temel esasın da üçüncüsüdür. Bu itibarla müslüman mükellefler bu önemli ibadeti usul ve âdâbına uyarak en iyi ve en güzel bir şekilde yapmalıdırlar. Zekât verirken uyulması arzu edilen kaideler şu şekilde özetlenebilir:
1. Müslüman zekâtını sadece Allah'ın rızâsına kavuşmak için vermeli, bu farîzayı 'başa kakmadan' ve 'ezâ vermeden' yerine getirmelidir. Yüce Allah sırf kendi rızâsı için yapılan harcamaları kat kat mükâfatlandıracağını, malını gösteriş için sarfedenlerin bu ödemelerinin boşa gideceğini bildirmekte ve şöyle buyurmaktadır:
'Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lutfu geniştir. O her şeyi bilendir.
Mallarını Allah yolunda sarfedip, sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve ezâ etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Güzel bir söz ve iyilik, peşinden ezâ gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, halîmdir.
Ey inananlar! Allah'a ve âhiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını veren kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve ezâ etmekle boşa çıkarmayın. Böyle kimsenin durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir. Sağanak yağan bir yağmur isabet ettiğinde onu sert kaya haline getiriverir. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkâr eden kimseleri doğru yola eriştirmez.
Allah'ın rızâsını kazanmak ve kalplerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur almasa bile çisentisi olan bir bahçenin durumu gibidir. Allah yaptıklarınızı görür' (el-Bakara 2/261-265).
2. Müslüman mükellef temiz ve helâl kazancından zekât vermeli, eğer zekâtını aynî, yani mal olarak veriyorsa, bu malın iyi cinsten olmasına özen göstermeli, kendisine verilmesini istemediği malları başkalarına zekât olarak vermemelidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
'Ey inananlar! Kazandıklarınızın iyilerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin. Gözünüzü yummadan ve severek alamayacağınız derecede kötü ve değersiz şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye lâyık olduğunu bilin' (el-Bakara 2/267).
3. Hanefîler'e göre zekâtın, alanın onuru zedelenmemesi ve gösteriş şaibesinden uzak olması için gizlice verilmesi daha iyidir.
Şâfiî ve Hanbelîler'e göre ise insanları bu ibadeti yapmaya teşvik etmek için zekâtın açıkça verilmesi daha uygun olur.
Bütün fakihlere göre zekât dışındaki gönüllü ödemeleri gizlice vermek efdaldir. Yüce Allah şöyle buyurur:
'Sadakaları açıkça verirseniz iyi olur. Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Böyle yaptığınız için Allah sizin günahlarınızı bağışlar. Allah yapmakta olduklarınızı noksansız bilir' (el-Bakara 2/271).
4. İbadetlerin en faziletlisi vaktinde eda edilenidir. Zekât mükellefleri de zekât ibadetlerini eda etmede acele davranmalı, onu meşrû bir mazeret olmaksızın geciktirmemelidirler.
5. Mükellef, Allah'tan korkan, müttaki, hayâsından dolayı ihtiyacını insanlara söyleyemeyen kimseleri araştırıp bulmalı ve zekâtını onlara vermelidir. Çünkü verilen zekât onların iffetlerini korumalarına, Allah'a daha çok ibadet etmelerine yardımcı olur. Yüce Allah şöyle buyurur:
'(Yapacağınız hayırlar) kendilerini Allah yoluna adamış, Allah'a taattan başka düşüncesi olmayan, o sebeple yeryüzünde dolaşıp kazanmaya imkân bulamayan, durumunu bilmeyen kimselere karşı gösterdikleri iffetten dolayı onlarca zengin sanılan fakirlere verilmelidir. (Habibim) sen onları görünce yüzlerinden tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek insanlardan isteme
[27/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Bilerek hakki bâtil ile karistirmayin, hakki gizlemeyin (BAKARA/42)
Ramazan ayi, insanlara yol gösterici, dogrunun ve dogruyu egriden ayirmanin açik delilleri olarak Kur'an'in indirildigi aydir Öyle ise sizden ramazan ayini idrak edenler onda oruç tutsun Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadigi günler sayisinca) baska günlerde kaza etsin Allah sizin için kolaylik ister, zorluk istemez Bütün bunlar, sayiyi tamamlamaniz ve size dogru yolu göstermesine karsilik, Allah'i tazim etmeniz, sükretmeniz içindir (BAKARA/185)
Ey ehl-i kitap! Neden dogruyu egriye karistiriyor ve bile bile gerçegi gizliyorsunuz? (AL-İ İMRAN/71)
Yahut 'Daha önce babalarimiz Allah'a ortak kostu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onlarin izinden gittik) Bâtil isleyenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?' dememeniz için (böyle yaptik) (A'RAF/173)
(Bunlar,) günahkârlar istemese de hakki gerçeklestirmek ve bâtili ortadan kaldirmak içindi (ENFAL/8)
Eger Allah'a ve hak ile bâtilin ayrildigi gün, iki ordunun birbiri ile karsilastigi gün (Bedir savasinda) kulumuza indirdigimize inanmissaniz, bilin ki, ganimet olarak aldiginiz herhangi bir seyin beste biri Allah'a, Resulüne, onun akrabalarina yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir Allah her seye hakkiyla kadirdir (ENFAL/41)
O, gökten su indirdi de vâdiler kendi hacimlerince sel olup akti Bu sel, üste çikan bir köpügü yüklenip götürdü Süs veya (diger) esya yapmak isteyerek ateste erittikleri seylerden de buna benzer köpük olur Iste Allah hak ile bâtila böyle misal verir Köpük atilip gider Insanlara fayda veren seye gelince, o yeryüzünde kalir Iste Allah böyle misaller getirir (RA'D/17)
Allah size kendi nefislerinizden esler yaratti, eslerinizden de sizin için ogullar ve torunlar yaratti ve sizi temiz gidalarla riziklandirdi Onlar hâla bâtila inanip Allah'in nimetine nankörlük mü ediyorlar? (NAHL/72)
Yine de ki: Hak geldi; bâtil yikilip gitti Zaten bâtil yikilmaya mahkumdur (İSRA/81)
Biz resulleri, sadece müjdeleyiciler ve uyaricilar olarak göndeririz Kâfir olanlar ise, hakki bâtila dayanarak ortadan kaldirmak için bâtil yolla mücadele verirler Onlar âyetlerimizi ve uyarildiklari seyleri alaya almislardir (KEHF/56)
Bilakis biz, hakki bâtilin tepesine bindiririz de o, bâtilin isini bitirir Bir de bakarsiniz ki, bâtil yok olup gitmistir (Allah'a) yakistirdiginiz sifatlardan dolayi yaziklar olsun size! (ENBİYA/18)
Böyledir Çünkü Allah, hakkin ta kendisidir O'nun disindaki taptiklari ise bâtilin ta kendisidir Gerçek su ki Allah, evet O, uludur, büyüktür (HAC/62)
Sen bundan önce ne bir yazi okur, ne de elinle onu yazardin Öyle olsaydi, bâtila uyanlar kusku duyarlardi (ANKEBUT/48)
De ki: Benimle sizin aranizda sahit olarak Allah yeter O, göklerde ve yerde ne varsa bilir Bâtila inanip Allah'i inkâr edenler (var ya), iste ziyana ugrayacaklar onlardir (ANKEBUT/52)
Çevrelerinde insanlar kapilip götürülürken, bizim (Mekke'yi) güven içinde kudsî bir yer yaptigimizi görmediler mi? Hâla bâtila inanip Allah'in nimetine nankörlük mü ediyorlar? (ANKEBUT/67)
Çünkü Allah, hakkin ta kendisidir; O'ndan baska taptiklari ise hiç süphesiz bâtildir Gerçekten Allah çok yüce, çok uludur (LOKMAN/30)
De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramizda hak ile hükmedecektir O, en âdil hüküm veren, (her seyi) hakkiyla bilendir (SEBE'/26)
De ki: Hak geldi; artik bâtil ne bir seyi ortaya çikarabilir ne de geri getirebilir (SEBE'/49)
Gögü, yeri ve ikisi arasindakileri biz bos yere yaratmadik Bu, inkâr edenlerin zannidir Vay o inkâr edenlerin atesteki haline! (SAD/27)
Onlardan önce Nuh kavmi ve bunlardan sonraki topluluklar da (peygamberlerini) engellemeye, her ümmet kendi peygamberini yakalamaya azmetmisti Bâtili hakkin yerine koymak için mücadele etmislerdi Bunun üzerine ben onlari kiskivrak yakaladim Iste, cezalandirmamin nasil oldugunu gör! (MÜ'MİN/5)
Ona önünden de ardindan da bâtil gelemez O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmistir (
[27/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: TEYEMMÜM
3687 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'la bir seferde beraber idik. Beydâ nam mevkiye veya Zâtu'l-Ceyş denen yere gelmiştik ki benim bir kolyem kop(up kaybol)du. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu aramak için kaldı, O'nunla birlikte herkes orada kaldı. Bir su başında da değillerdi. Üstelik beraberlerinde su da yoktu.
Halk Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh)'e uğrayıp:
'Aişe'nin yaptığını gördüm mü! Hem Resulullah'ı, hem de herkesi burada oyaladı. Bir su başında değiller, beraberlerinde su da yok!' demişler. Resulullah başını dizlerimin üzerine koymuş uyurken Ebu Bekr (radıyallahu anh) çıkageldi.
'Sen Resulullah aleyhissalatu vesselam'ı da halkı da, burada hapsettin. Bir su başında değiller, beraberlerinde su da yok!' diyerek, babam beni azarladı ve Allah'ın dilediğince başka şeyler de söyledi. (Öfkesini daha da yenemeyip) eliyle böğrüme böğrüme dürterek (canımı yaktı). Resulullah'ın başı dizimin üzerinde olduğu için kımıldamamaya çalıştım.
Resulullah aleyhissalatu vesselam sabaha kadar, susuz olarak uyudu. Sabah olunca Allah Teâla Hazretleri, teyemmüm ayeti'ni inzal buyurdu: '...Su bulamazsanız temiz toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size sorluk yapmak murad etmez, bilakis sizi temizlemek, ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister, ola ki şükredersiniz' (Maide 6).
Üseyd İbnu Hüdayr -ki (Akabe biatına katılan) nakiblerden biridir- dedi ki: 'Ey Ebu Bekr ailesi! Bu, sizin ilk bereketiniz değildir.'
(Hz. Aişe) sözüne devam ederek) dedi ki: 'Bindiğim deveyi dürtüp kaldırdım. (Kaybolan) kolye altında çıktı.'
3688 - Ebu Dâvud'un rivayetinde Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) der ki: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Üseyd İbnu Hudavr (radıyallahu anh)'la Hz. Enes'i, Hz. Aişe (radıyallahu anha)'nin kaybettiği kolyeyi aramaya gönderdi. Bu esnada namaz vakti girdi. Abdestsiz namaz kıldılar. Gelip durumu Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a haber verdiler. Bunun üzerine teyemmüm âyeti indirildi.''
Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: 'Üseyd, Hz. Aişe'ye: 'Allah sana rahmetini bol kılsın, senin başına hoşlanmadığın her ne gelmiş ise onda Allah senin için de müslümanlar için de bir ferec (sıkıntıdan kurtulma) kılmıştır '' dedi.''
Buhari, Teyemmüm 2, FedailûI-Ashab 5, 30, Tefsir, Nisâ 10, Mâide 3, Nikâh 65, 125, Libas 52, Hudud 39; Müslim, Hayz 108, (367); Muvatta, Tahâret 89, (1, 53, 54); Ebu Dâvud, Tahâret 123, (317); Nesâi, Tahâret 194, (1, 163, 164).
3689 - Ammâr İbnu Yasir radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam, beraberinde Hz. Aişe'nin de bulunduğu bir seferde Ulat'ul-Ceyş nam mevkide geceleyin istirahat molası vermişti. Bu esnada Hz. Aişe (radıyallahu anha)'nın Yemen boncuğundan mamul kolyesi koptu. Bunun aranması, askerleri yolundan alıkoydu ve sabah aydınlığı girdi. insanların yanında su yoktu. Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh) Aişe'ye kızdı ve hatta:
'Herkesi yolundan alıkoydun, yanlarında su da yok!' diye çıkıştı. Derken Allah Teala Hazretleri, Resulullah aleyhissalatu vesselam'a, temiz toprakla temizlenme ruhsatını indirdi,
Bunun üzerine müslümanlar, Resulullah aleyhissalatu vesselam'la kalkıp ellerini kaldırdılar. Topraktan hiçbir şey almadılar, yüzlerini ve omuzlarına kadar ellerini meshettiler. Ellerinin içlerinden de koltuk altlarına kadar meshettiler.'
Ebu Davud şu ziyadede bulunmuştur: 'Bir hadiste İbnu Şihab der ki: 'Alimler bu hadise itibar etmediler.' Ebu Davud der ki: 'Hadisi, İbnu İshak da böyle rivayet etti ve rivayette İbnu Abbas radıyallahu anhüma'dan onun 'iki vuruş zikrettiğini' kaydetti.'
Nesai'nin bir rivayetinde, 'Topraktan hiçbir şey çırpmadılar' denmiştir.
3690 - Ebu Dâvud'un bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: 'Ashab, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) 'la birlikte sabah namazı için, toprakla meshlendiler. Bu maksadla avuçlarını toprağa vuru
[27/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Ömer İbni'l-Hattâb (radıyallahu anh)'ın anlattığına göre, bir adam kendisine: Gazveye çıkmıyor musun?' diye sorar. Abdullah şu cevabı verir: 'Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, şöyle buyurmuştu: 'İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kâbe'ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak'.
Buhârî, İman 1; Müslim, İman 22 (....); Nesâî, İman 13, (9, 107-108); Tirmizî, İman 3, (2612).
[27/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.82]
[27/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: “(Rabbim) İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahçup etme!” (Şu’arâ, 26/87-89)
[27/5 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Ahmak kimsenin ahmaklığı, zeki ve akıllı kimselere çabuk geçer.[Zernuci]
[27/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.VELÎD BIN VELÎD
Kardesleri tarafindan iskence gören sahâbî:
Velîd bin Velîd, meshûr Hâlid bin Velîd'in kardesiydi. Bedir gazâsinda müsriklerin safinda harbe katildi. Müsrikler bu harpte yenilince, onu Abdullah bin Cahs esir aldi. Medîne-i Münevvereye getirdi.
Kardeslerinden henüz müsrik olan Hâlid bin Velîd ile Hisâm bin Velîd, onu esâretten kurtarmak üzere Medîne'ye geldiler. Abdullah bin Cahs kurtulus akçesi verilmedikçe birakmak istemedi. Kardeslerinden Hâlid râzi olduysa da, baba bir annesi ayri kardesi Hisâm kabûl etmedi.
Zirh karsiligi anlastilar
Resûlullah efendimiz babalarinin silâh ve techizatinin verilmesini teklif etti. Bunu kabûl ederek babalarinin yüz dinar kiymetindeki kilici, zirhi ve migferi karsiliginda anlastilar. Velîd'i esâretten kurtarip, Mekke'ye yola çiktilar.
Fakat Velîd, Mekke yolu üzerinde Medîne'ye dört mil mesafedeki Zü'l-Huleyfe'de onlardan ayrilip, Resûlullahin yanina geldi. Îmân edip, Eshâb-i kirâmdan oldu.
Müslüman olduktan bir müddet sonra Mekke'ye kardeslerinin yanina gelmisti. O zaman Hâlid bin Velîd sordu:
- Madem ki Müslüman olacaktin, kurtulus fidyesi ödemeden olsaydin ya. Babamizdan kalan hâtirayi elimizden çikardin. Niçin böyle yaptin?
Velîd de su cevabi verdi:
- Kureyslilerin, esârete dayanamadi da Muhammed'e tâbi oldu demelerinden korktum.
Kardesleri onu Mahzûmogullarindan ba'zi Müslümanlarla, Ayâs bin Ebî Rebîa ve Ebû Seleme bin Hisâm'in yanina hapsettiler. Îmân ettigi için senelerce hapis yatti. Islâmiyetin azili düsmanlarindan amcasi Hisâm ile müsrik akrabalarindan çok zulüm ve iskence gördü.
Resûlullah efendimiz müsriklerin zulmüne ugrayan Ayâs bin Ebî Rebîa ile Ebû Seleme bin Hisâm ve kendisi için söyle duâ ettiler:
- Ilâhî! Velîd bin Velîd'i, Seleme bin Hisâm'i, Ayâs bin Ebî Rebîa'yi ve küffâr elinde bunalip zayif ve âciz görülen diger mü'minleri kurtar.
Velîd Resûlullahin duâsi bereketiyle bir firsatini bulup, bagli bulundugu yerden kaçti. Medîne-i Münevvereye gelip, Resûlullah efendimiz ile bulustu. Resûlullah, Ayâs bin Ebî Rebîa ile Ebû Seleme bin Hisâm'in hâlini sorunca, onlarin birbirlerine ayaklari ile bagli, siddetli azap ve iskenceler altinda kivrandiklarini haber verdi.
Ben kurtaririm
Resûlullah efendimiz onlarin hâline çok üzülüp, kurtarilma çârelerini aradi. Kimin kurtarabilecegini sorunca, senelerce iskence altinda kalmasina ragmen, Velîd, büyük bir cesâret ve askla dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Onlari ben kurtarir, Size getiririm.
Tekrar Mekke'ye gelip, iskence gören Müslümanlarin yerini onlara yiyecek götüren bir kadini takip ederek ögrendi. Mazlûmlar, tavansiz bir binada hapisti.
Geceleyin, ölümü de göze alarak büyük bir cesâretle duvardan siyrilip, mazlûmlarin yanina vardi. Îmân etmekten gayri bir suçlari olmayan, müsriklerce bir tasa baglanip; Arabistan'in çöl havasindaki yakici sicakliginda her türlü zulme ugratilan mazlûmlari kurtarip, devesine bindirdi.
Medîne'ye aç, susuz, yalin ayak üç günde geldiler. Parmaklari taslarin tahribatindan parça parça olmustu. Velîd bin Velîd kan revân içinde Resûlullaha kavusmanin verdigi sevinç ve huzûrla bütün sikintilarini bir bir unutuverdi.
Velîd'in kardesi Hâlid bin Velîd, söyle anlatir:
'Allahü teâlâ, benim hayrimi diledigi zaman, kalbime Islâmiyet sevgisini düsürdü. Beni, hayir ve serri anlayacak hâle getirdi. Kendi kendime dedim ki:
- Ben, Muhammed'e karsi her savas yerinde bulundum. Bulundugum savas yerlerinden hiçbiri yoktur ki, dönerken, aykiri ve yanlis bir is üzerinde bulundugumu ve Muhammed'in, muhakkak galip gelecegini içimde sezmis olmayayim!
Allah tarafindan korunuyor
Resûlullah efendimiz, Hudeybiye'ye çikip geldigi zaman, ben de, müsrik süvarilerinin basinda yola çiktim. Usfan'da, Resûlullah efendimizle Eshâbina yaklasip gözüktüm. Resûlullah efendimiz, bizden emîn bir sûrette Eshâbina ögle namazini kildiriyordu. Üzerlerine, birden baskin yapmayi düsündükse d
[27/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Oruçlu kimsenin dişlerini tedavi ettirmesi orucu bozar mı?
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.
[27/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: AHRÂRİYYE
Evliyânın büyüklerinden Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin tasavvuftaki yolu. Ahrâriyye yolunun büyüğü Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri bir sohbetlerinde şöyle buyurdu Bizim yolumuzda el helâl kârda (işte), gönül ise hakîkî yârda yâni Allahü teâlâdadır. Biz bu yolu, tasavvuf kitablarından değil, Allahü teâlânın kullarına hizmetten elde ettik. İnsanın yaratılmasından maksat, kulluk yapmasıdır. Kulluğun özü de, hiçbir zaman Allahü teâlâyı unutmamaktır. Söz, değerli bir şeydir. Fakat zamânında ve yerinde olmalıdır.
[27/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Abdi
A. İtaat eden
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[27/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Banka kredisiyle kurban kesilebilir mi?
Kurban kesmek, akil, baliğ (akıllı, ergen), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan bir Müslüman’ın yerine getireceği mali bir ibadettir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 70). İster nami (artıcı) olsun isterse nami olmasın temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80. 18 gr. altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir. Dolayısıyla bu kişi Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedakarlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir (Mevsıli, İhtiyar, İstanbul, I, 99-100, 123; V, 723; (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, VI, 312).
İster vacip olduğu için, isterse nafile olarak kurban kesen birisinin kurbanını peşin alabileceği gibi, borçlanarak satın alabilir. Bu, kurbanın sıhhatine engel teşkil etmez. Fakat kredi alması durumunda faiz ödeyecekse, faiz verme yasağını (Bakara, 2/275-279; Müslim, Müsakat, 105-106; Ebu Davud, Büyu’, 4) işlediği için günaha girmiş olur. Maddi durumu iyi olmayan kişinin böyle yöntemlere başvurması yerine kurban kesmemesi daha uygundur.
[27/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: TEHLÎL
(Lâ ilâhe illa'llâhü vahdehû lâ şerike leh, lehü'l mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr)
'Allah'tan başka kulluk edilecek hiçbir ilâh yoktur. Tektir, eşi ve ortağı yoktur. Mülk O'nun, hamd de O'nundur. O herşeye kadirdir.' demektir.
[27/5 23:07] Ömer Tarık Yılmaz: 'Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.'
(Hûd, 11/112)
http://www.duavesureler.com
[27/5 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kardeşini güler yüzle karşılamaktan ibaret bile olsa, hiçbir iyiliği küçük görme.'
(Müslim, 'Birr',144)
http://www.duavesureler.com
[27/5 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Hayatımı devam ettirdiğin sürece rahmetini, bana günahları terk ettirerek göster. Beni ilgilendirmeyen şeylere dalarak bunların yükünü çekmekten kurtar beni. Senin rızanı kazandıracak şeyleri güzel görmeyi nasip et.'
null
http://www.duavesureler.com
[27/5 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: • Elmalılı Hamdi Yazır’ın (rah.) Vefatı (1942)
'Takdir edilen şeyler geldiğinde, tedbirler geçersiz kalır.' Hz. Ali [radıyallahu anh]
Semerkand Takvimi
[27/5 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: Seçilmişlik Vehmi
Bir hizmetle görevlendirilmiş olmak, kişi için seçilmişlik değil, sadece bir lutuftur. Başka her durum gibi bir imtihandır aynı zamanda. Eğer vazifeli olma hali böyle görülmez de ayrıcalıklı olma şeklinde değerlendirilirse, yapılan işlerden ne yapan ne de muhatapları hakiki bir fayda sağlayabilir. Zira hizmet iktidar a dönüşmüş demektir.
Herkes için gerekli bir muhasebedir ama özellikle hizmet içinde bulunanlar, kendi zaaf ve zayıflıklarını görmeli, attığı adımların, aldığı kararların üzerine bunların gölgesinin düşüp düşmediğinin muhasebesini yapmalıdır. Aksi halde insanların nice umutlar bağladığı makam ve yetkilerin kişisel zaafların tatmin aracı haline dönüşmesi kaçınılmaz olur. Tıpkı kanaması bir türlü durmayan yaraya eline ne geçerse pansuman yapmak gibi...
Beşer şaşar sözü son derece doğrudur. Ne var ki hizmet organizasyonları içinde kişinin kendine sürekli şaşma, yanılma avansı vermesi, hata yapmayı isabet etmenin eş değeri görmesi son derece yanlıştır.
Semerkand Takvimi
[27/5 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.'
(Hûd, 11/112)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=AzM2APH0ZlI=
[27/5 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Beni iyilik işledikleri zaman sevinen ve kötülük yaptıkları zaman bağışlanma dileyen kullarından eyle.”
(İbn Mâce, “Edeb”, 57)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=AzM2APH0ZlI=
[27/5 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Kuyuya düşmekten Sana sığınırım. Yüksekten düşmekten Sana sığınırım. Boğulmaktan ve yangından Sana sığınırım. Ölüm esnasında şeytana çarpılmaktan Sana sığınırım. Senin yolundan yüz çevirmiş bir hâlde ölmekten Sana sığınırım. Zehirli hayvan sokması ile ölmekten Sana sığınırım.'
(Nesâî, 'İstiâze', 61; Ebû Dâvûd, 'Salât', 367)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=AzM2APH0ZlI=
[27/5 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: Malının zekâtını verdiğinde gelecek kötülükleri gidermiş olursun. Hadis-i Şerif
[27/5 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
Rahmân - 45. Ayet
[27/5 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Sizden biriniz mal ve yaradılış yönünden kendisinden üstün birini görürse hemen ardından kendinden aşağı durumda bulunan kimselere baksın.
(Al-Bukhari)
[27/5 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allahım! Hz.İbrahim ve ailesine salât ve selam eylediğin gibi, Hz. Muhammed ve ailesine de salât ve selam eyle! Sen övgüye layıksın,şanı yüce olansın.
[27/5 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
Ed-Darr
Zarar veren şeyleri yaratan, âsileri zarar vererek cezalandıran
[27/5 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Hapishanede Kılınan Namaz
Horasan vâlisi Abdullah bin Tâhir, çok âdil biriydi. Jandarmaları birkaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızlardan birisi kaçtı. O sırada Hiratlı bir demirci, Nişapur'a gitmişti. Demirciyi, gece eve giderken, jandarmalar yakaladılar ve diğer zanlılarla beraber vâliye çıkardılar.
Vâli dedi ki:
- Hepsini hapsedin!
Bir suçu olmayan demirci, hapishanede hemen abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp:
''Yâ Rabbi! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!'' diye duâ etti. Vâli uyurken rüyâsında dört kuvvetli kimse gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uykudan uyandı. Hemen kalkıp, abdest aldı, iki rek'at namaz kıldı. Tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı.
Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:
- Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı?
Müdür dedi ki:
- Bunu bilemem efendim. Yanlız biri namaz kılıyor, çok duâ ediyor göz yaşları döküyor.
- Hemen adamı buraya getiriniz. Demirciyi vâlinin yanına getirdiler.
Vâli hâlini sorup, durumu anladı, ve dedi ki:
- Sizden özür.diliyorum. Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabul et. Herhangi bir arzun olunca bana gel!
Demirci de cevabında dedi ki:
-Ben hakkımı helâl ettim. Verdiğiniz hediyeyi kabul ettim. Fakat işimi, dileğimi senden istemeye gelemem.
- Neden gelemezsiniz?
- Çünkü benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çevirten sâhibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Pek çok murâdıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım? Rabbim, nihayeti olmayan rahmet hazinesinin kapısını, ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de, boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzûruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın!
Akıl isen nemâzı, çün saâdet tâcıdır.
Sen namazı şöyle bil ki, mü'minin mi'râcıdır.
[27/5 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey Hay ve Kayyum olan! Sadece Senden yardım isterim; Hayatımı düzelt, gözümü açıp kapayıncaya kadar bile beni nefsimle baş başa bırakma.' (Hakim)
[27/5 23:11] Ömer Tarık Yılmaz: Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetime uygun davranmazsa benden değildir. Evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü diğer) ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim…
(İbn Mâce, Nikâh, 1)
[27/5 23:11] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH.............. 27 MAYIS İHTİLÂLİ VE İDAMLAR (2)
“NATO Modernizasyonu” adı altında ABD eliyle TSK’da yapılmak istenen büyük çaptaki tasfiyeye karşı çıkmasıyla kendini göstermişti. ABD ile imzaladıkları “İsrail ile 50 Yıllık Gizli Anlaşma”nın 1958’den itibaren” geçerli sayılması da bu infaz kararının çok önceden alındığının bir başka ispatı.
Milli Birlik Komitesi çok yoğun geçen toplantının ardından 15 idam cezasından 11’ini müebbete çevirdi. İdamı kesinleşenler Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile birlikte anılan Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın cezası ileri yaş sebebiyle müebbete çevrildi.
Yassıada’da önce Hasan Polatkan idam edildi.
Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ailesine mektup yazmak için izin istedi.
Mektubuna, şöyle başladı:
“Sevgili Anneciğim, Emelciğim, Sevimciğim ve Ağabeyciğim! Şimdi Cenâbı Hakk’ın huzuruna çıkıyorum. Sakinim, hu
zur içindeyim...”
Zorlu’nun cansız bedeni, Polatkan’ınki gibi bir süre darağacında bekletildi.
Menderes, İmralı’da idam edilmeden önce Yassıada’da çok büyük bir işkenceye maruz kaldı. İdamdan sadece 4.5 saat önce sırf aşağılamak, eziyet etmek için Prostat Kontrolü yapıldı, dövüldü, vücudunda sigara söndürüldü. Menderes idam edilmeden önce cuntacılara hitaben yazdığı mektupta şu ifadelere yer verdi:
“Şunu da söyleyeyim ki; milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950'de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes'in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir...”
Elleri kelepçeliydi. Menderes burada yanındaki hoca ile birlikte Kelime-i Şehâdet getirdi.
Menderes'in son sözleri:
“Hayata vedâ etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedî saâdetler dilerim! Karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum...” oldu. 17.09.2021
100 piliç, 100 kg mısırı 100 günde yerse, 10 piliç 10 günde ne kadar mısır yer?(Cevabı yarın)
27.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[27/5 23:11] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Katade (ra)
Resulullah (sav) gazveye bizzat iştirak edince, onun sehm-i safiyy denen riyaset hissesi olurdu. Bu hisseyi, taksimden önce köle, cariye, at gibi ganimete dahil mallardan dilediğinden alırdı. Safiyye validemiz de işte bu hissedendi. Gazveye bizzat iştirak etmediği takdirde bu hisse gıyabında ayrılırdı, ancak bu durumda seçme hakkı yoktu (ne ayrılmışsa onu kabul ederdi.)
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Haraç 21, (2993)
Hadisin Açıklaması:
null
[27/5 23:11] Ömer Tarık Yılmaz: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?.. (Zümer, 39/9)
[27/5 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanoğlunun herbiri hatakardır. Ancak hatakarların en hayırlısı tevbekar olanlarıdır. Ravi: Tirmizi, Kıyamet 50; b. Mace, Zühd 30
[27/5 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) suyun fazlasını satmayı yasaklamıştır.
Kaynak : Müslim, Musakat, 34 (1565), Nesai, Büyu 89, (307), İbnu Maice, Ruhun 18, (2477)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[27/5 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: sonra gök halkı olan meleklere: Gerçekten Allah filanı seviyor onu siz de seviniz! diye hitap eder.
Göklerdekiler de o kimseyi severler sonra da yeryüzündekilerin gönlünde o kimseye karşı bir sevgi uyanır.” (Buhari, Bed’ül halk 6, Müslim, Birr 157)
*Müslim’in değişik bir rivayetinde: Allah bir kulu sevdiği zaman Cebrail’e “Ben filanı seviyorum sen de sev” diye emreder. Cebrail’de onu sever ve gök halkına: Allah filan kimseyi seviyor siz de seviniz, der. Gökte bulunanlar onu severler sonra da yeryüzündekilerin kalblerine o kimsenin sevgisi yerleşmeye başlar.
Allah bir kuluna buğzederse Cebrail’e: “Ben falanı sevmiyorum sen de sevme” diye emreder. Cebrail de onu sevmez. Sonra Cebrail gök halkına: Allah filan kişiyi sevmiyor, siz de sevmeyin der. Göktekiler de o kimseyi sevmezler. Sonra yeryüzündekiler de o kimseye karşı bir kin ve nefret uyanır.” (Müslim, Birr 159)
389- عَنْ عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا أن النبي
بَعَثَ رَجُلاً عَلَى سَرِيَّةٍ وَكان يَقْرَأُ لاَِصْحَابِهِ فِي صَلاَتِهِمْ, فَيَخْتِمُ ب(ِقُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ ) فَلَمَّا رَجَعُوا, ذَكَرُوا ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ
فَقال : سَلُوهُ لاَِيِّ شَيْءٍ يَصْنَعُ ذَلِكَ؟ فَسَأَلُوهُ, فَقال : لإنهَا صِفَةُ الرَّحْمَنِ فأنا أحب أن أَقْرَأَ بِهَا, فَقال النَّبِيُّ
: أَخْبِرُوهُ أن اللَّهَ يُحِبُّهُ.
389: Aişe (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) ashabtan bir kişiyi askeri bir bölüğe komutan tayin edip bir gazaya göndermişti. Bu zat her imam olduğunda namazını zammı surelerden ihlas suresini okuyarak rekatları tamamlardı. Dönüşte durumu Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e haber verdiler. O da: “Niçin böyle yaptığını sorunuz? Buyurdular. Onlar da sorunca:
-İhlas suresi Rahman’ın sıfatlarını içeriyor bu sebeple ben onu okumayı severim, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Allah’ın da onu sevdiğini kendisine müjdeleyiniz”, buyurdu. (Buhari, tevhid, 1, Müslim, Salatül Müsafirin 263)
BÖLÜM: 48
FAKİR VE GÜÇSÜZLERE EZİYET ETMEMEK
قال الله تعالى : وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانا وَاِثْمًا مُبِينًا.
(
“Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları yapmadıkları bir işten dolayı suçlayanlara gelince onlar iftira atma suçu işlemiş ve böylece günaha girmiş olurlar.” (33 Ahzab 58)
[27/5 23:13] Ömer Tarık Yılmaz: Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar, böylece Allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
-Al-i İmran Suresi, 11
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[27/5 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3590]
Tirmizi şu ziyâdede bulundu: 'Zeyd İbnu Hâlid, namaza geldiği zaman misvağı kulağının üstünde olurdu, tıpkı kâtibin, kulağı üstündeki kalemi gibi. Misvaklanmadan namaza durmazdı. Misvaklandıktan sonra yine yerine koyardı.'
Tirmizi, Tahâret 18, (23).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[27/5 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik. - Bakara - 56. Ayet
[27/5 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: Şüphesiz Yüce Allah, annelere hürmetsizlik etmeyi, kız çocuklarını diri diri gömmeyi ve üzerine düşeni yapmamayı, hak etmediğini istemeyi size haram kılmıştır. Sizin için üç şeyi de çirkin görmüştür: Dedikodu, malı zayi etmek ve anlamsız çok soru sormak!” - Müslim, Akdiye, 12
[27/5 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbinizin mağfiretine mazhar olmak ve takva sahipleri için hazırlanmış olup gökler ve yer kadar geniş olan cennete girmek için yarışın!” - Âl-i İmrân, 3/133
[27/5 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: “Mükemmel insan yoktur” deriz hep. Bu sözle insanın hatadan masun olamayacağını vurgularız. Hata yaptığımızda bu cümleye sığınırız kendimizi savunmak için ve affedilmeyi bekleriz. Hata yapan kişi, karşımızdaki olduğunda ise bu cümleyi duymak istemez, herkesin hata yapabileceğini düşünmekten kaçarız. Affetmeyi küçüklük sayar, haklılığımızı sonuna kadar ilan etmekten zevk duyarız. Hâlbuki affetmek zafiyeti değil, aksine ruhun yüceliğini gösterir. Bu yüzden zordur zaten, güçlü bir irade gerektirir. Affetmek insanı yüzeysellikten kurtarır, ruhunu esir eden kin, nefret ve intikam gibi kötü duygulardan arınarak hafiflemesini, hayata sevgiyle bakabilmesini sağlar. Kâmil bir mümin olabilmek için bu erdemi düstur edinmek gerekir. Zira Resûlü’ne “Sen af yolunu tut!” (A’râf, 7/199) buyuran Yüce Rabbimiz, bize affedici olmayı, kötülüklere iyilikle karşılık vermeyi emretmiş; takva sahibi kimselerin “öfkesini yutan ve insanları affeden kimseler” olduklarını bildirmiştir (Âl-i İmrân, 3/134). - MÜTTAKİLERE YARAŞIR BİR ERDEM: AFFETMEK
[27/5 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: İslâmda Muaşeret (Güzel Geçinme) Âdâbı
15- İslam dini, insanların muaşeretine (birbiriyle görüşüp konuşmalarına, toplum halinde medeniyet üzere yaşamalarına) büyük bir önem vermiştir.
Müslümanların birbirleriyle geçinmelerinde samimiyet, tevazu, sadelik, zorlanmama, karşılıklı yardım, nezaket, saygı, sevgi ve hayırseverlik bir esastır.
16- İslamda halk ile geçinmenin çeşitli yönleri ve dereceleri vardır. Bunların bir kısmı şunlardır:
1) Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalbli olmak. Bir müslüman daima güleryüzlü bulunur. Hiç bir kimseyi asık bir yüzle karşılamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yumuşak huylu, açık yüzlü kimseyi sever.'
2) Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınma
[27/5 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: layıcı unsurları cümlenin baş tarafına getirmek bir önem ve özellik ifade eder. Gerçekten 'deki emir aslında okumaya yönelik olduğu için, cümledeki en önemli unsur okumak iken 'de en önemli olan husus, Allah'ın ismini okumak v.s. gibi hususları, girişilecek işten önce zikretmektir. Ve işte bu öne alma, yardımın yalnızca Allah'tan dileneceğini belirtmek ve mânâyı yalnızca ona ait kılmak içindir. Çünkü bilindiği gibi her millet en önemli işine, büyüklüğüne inandığı bir isim ile başlar. Arap müşrikleri de sözlerine veya işlerine 'Lât'ın ismi ile', 'Uzzâ'nın ismi ile' gibi putlarından birinin ismi ile başlarlardı. İnsanlar arasındaki alış veriş ve diğer işlerde, özellikle açılış törenlerinde ve özel programlarda 'falancanın adına, falanın şerefine' gibi bunun değişik örneklerini görürüz. İşte besmelede fiilin cümlenin sonuna bırakılmasıyla Allah'ın isminin öne alınması bütün bunları red etmekle, başlamayı yalnız Allah'ın ismine
[27/5 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: 4111 - Ebu Eyyub radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâla hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı.'
Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizi, Da'avat 105, (3533).
4112 - Müslim'de Ebu Hüreyre'nin bir rivayeti şöyledir: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Nefsim kudret elinde olan Zât'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.'
Müslim, Tevbe 9, (2748).
Rezin şu ziyadede bulundu: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki: 'Nefsim elinde bulunan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb'e düşeceğinizden korkarım.'
Bu rivayet, Münziri'nin et-Terğib ve't-Terhib'inde kaydedilmiştir (4, 20).
4113 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir hadis-i kudsi'de) Rabbinden naklen buyururlar ki: 'Bir kul günah işledi ve: 'Ya Rabbi günahımı affet!' dedi.
Hak Teâla da: 'Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.'
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: 'Ey Rabbim günahımı affet!' der.
Alllah Teâla Hazretleri de:
'Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.'
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: 'Ey Rabbim beni affeyle!' der. Allah Teâla da:
'Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!' buyurdu.'
Buhari, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29, (2758).
4114 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Allah Teâla Hazretleri diyor ki: 'Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sâdır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey ademoğlu! Bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım.'
Tirmizi, Da'avat 106, (3534).
4115 - Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Bir adam: 'Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!' diye kesip attı. Allah Teâla Hazretleri de: 'Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!' buyurdu.'
Müslim, Birr 137, (2621).
4116 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Beni İsrail'de birbirine zıd maksad güden iki kişi vardı: Biri günahkardı, diğeri de ibadette gayret gösteriyordu. Abid olan diğerine günah işlerken rastlardı da: 'Vazgeç!' derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, 'vazgeç' dedi. Öbürü:
'Beni Allah'la başbaşa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?' dedi. Öbürü: 'Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: 'Allah seni cennetine koymaz!' dedi. Bunun üzerine Allah ikisinin de ruhlarını kabzetti. Bunlar Rabülâleminin huzurunda bir araya geldiler. Allah Teâla Hazretleri ibadette gayret edene
[27/5 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: Kölelerinizin en aşağısı olan Ahmed, yüksek katınıza sunar. Önceleri kendimi içinde gördüğüm makâmı, yüksek emrinize uyarak bir dahâ düşündüm. Üç halîfenin “rıdvânullahi teâlâ aleyhim” bu makâmdan geçdikleri görüldü. Fekat orası makâmım olmadığı ve çok kalmadığım için, birinci çıkışımda onları görmemişdim. Bunlar gibi, Ehl-i beytin oniki imâmından İmâm-ı Hasen ve Hüseyn ve Zeynel’âbidînden başkaları da “radıyallahü teâlâ anhüm” bu makâmda yerleşmemişdi. Fekat buradan geçmişlerdi. Çok inceleyerek anlaşıldı.
Önce kendimi bu makâma uygun görmemişdim. Uygun olmamak iki dürlüdür. Birincisi, yollardan hiçbir yol bulunamamasıdır. Bunun için, uygunsuzluk olur. Bir yol gösterilince, bu uygunsuzluk aradan kalkar. İkincisi, tam uygunsuzlukdur ki, aradan hiç kalkmaz. O makâma
[27/5 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Hac ve Umrenin Yapılışı
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Hac ve Umrenin Yapılışı
a) Hac ve umre menasiki ihrama girmekle başlar. İhrama girmeden önce tırnaklar kesilir, koltuk altı ve kasık kılları temizlenir, gerekiyorsa saç, sakal tıraşı olup bıyıklar düzeltilir. Mümkünse gusledilir veya abdest alınır. Gusül, abdestten efdaldir. Su yoksa veya kullanılamıyorsa, teyemmüm yapılmaz; çünkü bu abdest ve gusül, beden temizliği içindir. Bu sebeple abdestli olanlara ve özel hallerinde bulunan kadınlara da sünnettir. Bu hazırlıktan sonra erkekler, üzerlerindeki bütün giysilerden soyunup izar ve rida denilen iki parça ihram örtüsüne, usulüne göre sarınırlar.
Başları açık, ayakları çıplaktır. Ancak ayaklarına topukları ve mümkün olduğunca üzerleri açık ayakkabı veya terlik giyebilirler. Kadınlar normal elbise ve kıyafetlerini değiştirmezler. Onların her türlü giyim eşyası, kapalı ayakkabı, çorap ve eldiven giymelerinde bir sakınca yoktur. Yalnızca yüzlerini örtmemeleri gerekir. Kerahet vakti değilse, iki rek‘at ihram namazı kıldıktan sonra niyet ve telbiye yapılarak ihrama girilir.
İfrad haccı yapacak olanlar, “Allahım, senin rızanı kazanmak için haccetmek istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur!” diyerek sadece hacca niyet eder ve telbiye yaparlar.
Temettu‘ haccı yapacak olanlar, “Allahım, senin rızanı kazanmak için umre yapacağım, onu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle!” diyerek sadece umrey
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N