Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 17.07.2023 15:45

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[27/5 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: “Selam size ey mü’minler diyarı. Yarın için başınıza geleceği söylenen şey yani ölümle karşılaştınız. İnşaallah biz de yakında aranıza katılacağız. Allah’ım Baki ulGargad mezarlığında yatanları bağışla.”

(Müslim, Cenaiz 102)
[27/5 23:38] Ömer Tarık Yılmaz:  İnsanlardan gizler de Allah'tan gizlemezler. Halbuki geceleyin, O'nun razı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber idi. Allah yaptıklarını kuşatıcıdır (O'nun ilminden hiçbir şeyi gizleyemezler).
NİSÂ Sûresi 108.Ayet
[27/5 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Hisbe
 ise, İslâm toplumlarında genel ahlâkı ve kamu düzenini koruma
ve denetleme faaliyetini ve bununla görevli resmî kuruluşu ifade eder. Bu
işle görevli memura da genelde muhtesip adı verilir.
Hisbe görev ve teşkilâtı, İslâm’ın emir bi’l-ma‘rûf ve nehiy ani’l-münker
ilkesinin, yani toplumda iyiliği hâkim kılma, kötülüğü önleme prensibinin
kamu hukukuyla ilgili kısmını temsil eder. Daha önce de ifade edildiği gibi,
esasında toplumda her bireyin bu yönde faaliyet göstermesi, iyiliğin yayılmasında,
özellikle de kötü âdet ve davranışlarla mücadelede aktif rol üstlenmesi
beklenir ve gerekir. Toplumsal sağ duyu ve olumlu kamuoyu ancak
böyle kurulabilir. Fakat böyle bir görevin ifasının dinî konularda bilgiyi,
insanlarla sağlıklı ilişki kurma kabiliyetini ve maddî yaptırım gücünü gerektirdiği
açıktır. Bunun için de kamu düzeniyle alâkalı alanlarda bu faaliyetin
ifası fertlerin değil de devletin görevleri arasında sayılmış, bununla ilgili
olarak resmî yetkililer ve bir teşkilât ihdasına gidilmiş, böylece doğabilecek
kargaşa, keyfîlik, düzensizlik ve hak ihlâlleri önlenmiştir.
Hisbe faaliyetinin Hz. Peygamber ve Hulefâ-yi Râşidîn dönemlerine
uzanan uzun bir tarihî geçmişi vardır. Hisbe faaliyeti kişi, toplum ve devlet
haklarına karşı tecavüz ve ihlâlleri önlemeyi, toplumun ortak değerlerini
korumayı gaye edinir. Bu yapılırken de, kişilerin özel hayatlarının irdelenmemesi,
kişilik haklarının çiğnenmemesi, kötülüğün açık ve herkes tarafından
reddedilen bir nitelik taşıması gibi hususlara dikkat edilir. İşlenen kötülüğün
gayri meşrû olduğu anlatılır, nasihatte bulunulur, ortam ve imkânlar
ortadan kaldırılır, gerekiyorsa maddî yaptırım uygulanır....Daha az
[29/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: 97- Bu Ümmetin Cennetliklerin Yarısını Teşkil Etmesi Bâbı
 
551- Bize Hennad b. Seriy rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû'l-Ahvas, Ebû İshak' dan, o da Amr b. Meymun'den, o da Abdullah’dan naklen rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Siz cennetliklerin dörtte biri olmanıza razı değil misiniz?» dedi.
 
Bunun üzerine biz tekbir aldık. Sonra (yine):
 
«Siz cennetliklerin üçte biri olmanıza razı değil misiniz?» buyurdu biz yine tekbir aldık. Bundan sonra Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)
 
«Ben sizin cennetliklerin yarısı olmanızı gönülden dilerim. Size bunun sebebini söyleyeyim: Küffâr arasında müslümanlar ancak kara öküz (ün cildin) deki beyaz bir kıl yahut beyaz Öküz (ün cildin) deki siyah bir kıl gibidir.» buyurdular.
 
552- Bize Muhammed b. El-Müsenna ile Muhammed b. Beşşâr rivâyet ettiler. Lâfız İbn Müsenna'nındır. Dediler ki: Bize Muham-. med b. Ca'fer rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be, Ebû Ishâk'tan, o da Amr b. Meymun'dan, o da Abdullah'tan naklen rivâyet etti. Abdullah Şöyle dedi: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'le bir kubbenin altında kırk kadar nefer beraber bulunuyorduk (Bize):
 
«Siz cennetliklerin dörtte biri olmanıza razı mısınız?» diye sordu. Biz «Evet» cevabını verdik. Sonra (yine):
 
«Cennetliklerin üçte biri olmanıza razı mısınız?» dedi. Biz de «Evet» dedik. Bunun üzerine:
 
«Nefsim yedi kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki ben, sizin cennetliklerin yarısı olmanızı cidden isterim. Çünkü; Cennete Müslümandan başka hiç bir kimse giremiyecektir. Sizler ehl-i şirkin içinde ancak kara öküzün cildindeki beyaz kıl yahut kırmızı öküzün cildindeki siyah kıl gibisiniz.» buyurdular.
 
Ashâb-ı kirâmın tekbir almaları bu büyük müjdeye sevin di ki erindendir. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bir defa da:
 
«Cennetliklerin yarısı olmanıza razı mısınız?» demeyerek birincide ehl-i cennetin dörtte biri, ikincide üçte biri, üçüncüde yarısı olmaya razımısmız diye sorması pek güzel bir faydayı temin içindir. Bu fayda ashabın nefislerine sözün daha tesir etmesi ve kendilerine yapılan ikramın son dereceye baliğ olduğunu anlatmak içindir. Çünkü insana bir şeyi tekrar tekrar vermek ona verilen ehemmiyete delildir. Bunun ikinci bir faydasıda müjdenin tekrar tekrar verilmesi ashabı Allah'a karşı tekrar tekrar şükretmeye nimetlerine karşı hamdüsenada bulunmaya teşvik etmesidir.
 
Bu hadisin bir rivâyetinde:
 
«Siz cennetliklerin şatrı.» diğer rivâyetinde:
 
«Yansı olmaya razı mısınız?» buyurulmuştur. Başka bir rivâyette cennetliklerin yüzyirmi saf teşkil edeceği bunların sekseni bu ümmetten olacağı bildirilmiştir. Bundan da anlaşılıyor ki ümmet-i Muhammediyye cennetliklerin üçte biridir. Binaenaleyh Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) evvelâ büyük bir kısmı mânasına gelen şatr kelimesi ile müjdede bulunmuş sonra Teâlâ hazretleri lütf-u ihsanda bulunarak onların sayısını yarıya çıkarmıştır. Bunun bir çok hadislerde nazirleri vardır. Nitekim bir hadis-i şerifte: Cemaat ile kılman namazın yalnız kılınan namazdan yirmi beş derece; başka- bir rivâyette yirmi yedi derece faziletli olduğu beyan buyurulmuştur. Bu hadisleri inşallah yerinde görülecektir.
 
Ravi Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kara Öküzün cildinde bir ak tüymü yoksa beyaz Öküzün cildinde bir siyah tüymü buyurduğunda şekk etmiştir.
 
Kubbeden murad deriden yapılan çadırdır. Kelbî arap ikametgâhlarının altı şeyden yapıldığını bunların bir kısmının deriden bir kısmının taştan bazısının ağaçtan bazısının kıldan ve yünden yapıldığını beyan eder. Kubbe deriden yapılan çadırın ismidir.
 
«Cennete ancak Müslüman olan kimseler girer.» ifadesi kâfirlerin asla cennete giremiyeceklerine delâlet eden sarih bir nastir. Bunun üzerine İcmâ’ da münakid olmuştur.
 
553- Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr
[29/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: 96- Müslümanlardan Bir Çok Taifelerin Hesapsız ve Azapsız Olarak Cennete Gireceklerine Delil Bâbı
 
542- Bize Abdurrahman b. Sellam b. Ubeydülâh el-Cümehî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Rabî yani İbn Müslim, Muhammed b. Ziyâd'dan, o da Ebû Hüreyre'deh naklen rivâyet etti ki Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Ümmetimden cennete yetmiş bin kişi hesapsız olarak gireceklerdir.» buyurmuşlar. Bunun üzerine bir zat:
 
— «Ya Resulullâh! Allah'a dua etde beni de onlardan eylesin» demiş. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Ya Rabbi! Bunu da onlardan eyle.» diye dua buyurmuş. Sonra bir başkası kalkarak:
 
— «Ya Resulullâh! Allah'a dua etde beni de onlardan eylesin» demiş. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Bu hususta Ukkaşe seni geçti.» buyurmuşlar.
 
543- Bize Muhammed b. Bessar da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be rivâyet etti.
 
Dedi ki: Muhammed b. Ziyâdı dinledim dedi ki: Ebû Hüreyreyi şöyle derken işittim: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’i: Şöyle buyururken işittim. Diyerek Rabî'in hadisi gibi rivâyette bulundu.
 
544- Bana Harmeletü'bnü Yahya rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Vehb haber verdi.
 
Dedi ki: Bana Yunus, İbn Şihâp'tan naklen haber verdi.
 
Dedi ki: Bana Sa'id b. El' Müseyyeb rivâyet etti, ona da Ebû Hüre yre rivâyet ederek Şöyle dedi: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'i
 
— «Ümmetimden yetmiş bin kişilik bir zümre yüzleri ayın on dördündeki gecesi gibi pırıl pırıl parlayarak, cennete gireceklerdir.» buyururken işittim.
 
Ebû Hüreyre
 
Dedi ki:
 
«Bunun üzerine Ukkâşetü'bnü Mihsan el-Esedî sırtındaki kaplan postu gibi yollu elbisesini kaldırarak ayağa kalktı ve:
 
— «Ya Resulâllâh! Allah'a dua et de beni de onlardan eylesin» dedi. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Ya Rabbi! Bunu da onlardan eyle.» diye dua etti. Sonra Ensar-dan bir zat kalkarak:
 
— »Ya Resulâllâh! Allah'a dua et de beni de onlardan eylesin» dedi, (Bu sefer) Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem);
 
— «Bu hususta Ukkâşe seni geçti.» buyurdular.
 
545- Bana yine Harmeletü'bnü Yahya rivâyet etti.
 
(Dedi ki):
 
Bize Abdullah b. Vehb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bana Hayve haber verdi .
 
Dedi ki: Bana Ebû Yunus, Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti ki Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Ümmetimden yetmişbin kişi cennete girecek; onlardan bir zümre ay suretinde olacaklar.» buyurmuşlar.
 
546- Bize Yahya b. Halef El-Bâhili rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Mu'temir, Hişâm b. Hassân'dan, o da Muhammed'den yani İbn Si-rîn'den naklen rivâyet etti:
 
Dedi ki: Bana îmrân rivâyet etti.
 
Dedi ki: Nebiyyullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Ümmetimden yetmişbin kişi hesaba çekilmeksizîn cennete girecektir.» buyurdu. Ashab:
 
— «Kim onlar! Ya Resulâllâh?» dediler. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Onlar vücutlerini (kızgın demirle) dağlamayanlar; efsun yapmayanlar ve ancak Rablerine tevekkül edenlerdir.» buyurdu.
 
Bunun üzerine Ukkâşe ayağa kalkarak: Allah'a duâ et de beni de onlardan eylesin dedi,
 
Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Sen onlardansın.» buyurdular. Arkasından bir zat kalkarak:
 
— «Ya Nebiyyallah! Allah'a dua et de beni de onlardan eylesin» dedi.
 
Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Bu hususta Ukkâşe seni geçti.» buyurdular.
 
547- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize Abdüs-samet b. Abdilvaris rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâcib b. Ömer Ebû Huşeynete's Sekâfi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hakem b. A'raç, Imran b. Husayn'dan naklen rivâyet etti ki Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Ümmetimden yetmişbin kişi hesapsız olarak cennete gireceklerdir.» buyurmuşlar. Ashab:
 
— «Kim onlar! Ya Resulâllâh?» demişler Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Onlar efsun yapmayanlar; teşe'um etmeyenler; vücutlarını (kızgın demirle) da
[29/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Katâde (rahimehullah) anlatıyor: 'Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı: 
Allah onları semaya zinet (ve süs) kıldı. 
Şeytanlara atılacak taş kıldı. 
 
 
Kütüb-i Sitte
[29/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: 60. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ihtiyar bir kadına ikramda bulundu.Sebebini soranlara,'Bu kadın,Hatice hayatta iken bize gelir giderdi,ahde vefa, dindendir' buyurdu.(Müstedrek 4/171)
[29/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
• İstanbul’un Fethi’nin 570. Yıl Dönümü 1453
• Türk Bayrağı Kanunu’nun Kabulü 1936
• Türk Musıkî Ustası Kâni Karaca’nın Vefatı 2004
• İstanbul’un Fethi Şenlikleri (1453
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[29/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...Allah’ın kelimelerini (kanunlarını) değiştirebilecek hiç kimse yoktur...” 
 
En’am 34
[29/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Konstantiniyye mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır! Ve o asker, ne güzel askerdir!” 
 
Ahmet b. Hanbel, Müsned IV, 325
[29/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: FETİH MÜJDESİ
 
Buyruk geldi Mehmet Han’dan erlere:
Zafer kapısını açmalı bugün.
Yağ dökülsün, gül dökülsün yerlere,
Gemiler karadan geçmeli bugün.
Beyaz at üstünde ışıktan dehâ,
Boyun büküp dua etti Allah’a.
İmanla, azimle kalkarak şaha
Güneş gibi ışık saçmalı bugün.
Gönülleri süsler bir kutlu haber:
“İstanbul’u alan ne güzel asker.”
Meleklerle, şehitlerle beraber
Cennet-i âlâya uçmalı bugün.
Yalın kılıç ser düşmanı yere hey!
Ölüm ne ki bize korku vere hey!
Haydi Ulubatlı, haydi bre hey!
Şehadet şerbeti içmeli bugün.
Fatih’in başında güneş bir taçtı,
Semâya müjdeli ışıklar saçtı,
Kutlu bir seherde çağ çiçek açtı.
Tarihe böylece geçmeli bugün.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[29/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
• Sayıştay’ın Kuruluşu 1862
• Tarihi Türk Evlerini Koruma Haftası
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[29/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmiyorlar mı?” 
 
En’am 32
[29/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Yatsı namazını cemaatle kılan, gecenin yarısını ihya etmiş olur. Sabah namazını da cemaatle kılan bütün geceyi ibadetle geçirmiş gibi olur.” 
 
Müslim, Mesâcid 260
[29/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: MÜSLÜMANLIK İLERLEMEYE ENGEL DEĞİLDİR
 
Dinleri ilerlemeye engel görmek isteyenler, ilerleme amacını şehvetli lezzetleri elde etmede arayan azgın nefis sahipleri arasında görülür. Bunlar hayatın mutluluğunu pek özel ve ferdî bir bakış açısından düşünenlerdir. Hâlbuki insanın şehvetleri bile daha yüce bir takım insanî ve manevî gayelere sevk eden mutluluk bahşişi olmak üzere yaratılmıştır. Çok özel ve ferdî mutlulukların, lezzetlerin hemen hemen hiç kıymeti yoktur. Çünkü toplumsal mutluluğu olmayan bir yerde refah vasıtalarına sahip görünen fertler bile kötü talihli ve üzgündürler. İnsana en büyük mutluluk teneffüs ettiği hava gibi, bulunduğu yerden teneffüs ettiği toplumsal ruhtan gelir. 
Toplumsal mutluluk faziletler ile ayakta durur. Fazilet ise kamunun yararı uğruna fe­da­kâr­lık demektir. Faziletin yegâne garantörü de vazife yani mesuliyet ve mükâfat hissidir. Bu hissi temin eden etken ise ancak din olabilmiştir. Bundan dolayı din insanların faziletlerde ilerlemeleri için yegâne etkendir. Bu itibarla İslâm dini ilerlemeye engel değil, insanlığın en büyük terakkî ve mutluluk garantisidir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[29/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ حَجَّ عَنْ أَبَوَيْهِ أَوْ قَضَى عَنْهُمَا مَغْرَمًا بُعِثَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَعَ الْأَبْرَارِ. (قط)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim, anne-babası niyetine hacceder veya onların adına ödenmesi gereken bir borcu öderse kıyamet günü ebrâr (hayır sahibi iyi insanlar) ile beraber ba‘s olunur.” (Sünen-i Dârekutnî)
 
28 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[29/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: ŞÜKÜR ÜÇ KISIMDIR
 
Allâhü Teâlâ’nın ihsan ettiği nimetlere şükür üç kısımdır:
 
Lisanın şükrü, nimeti vereni methetmek, ona hamd ve şükretmektir.
 
Âzâların şükrü, nimeti veren Allâhü Teâlâ’ya itaat etmektir.
 
Kalbin şükrü de nimetleri verenin kim olduğunu bilmektir. İşte bu son kısım, şükürde diğerlerinin aslıdır, o olmadan diğerleri muteber olmaz.
 
Kâmil insan, şükrün her nevini kendinde toplar. Evliyâdan bir zât demiştir ki: Allâhü Teâlâ, sana lisan nimeti verdi, onu ancak Allâh’ı zikirle meşgul et. Göz verdi, onunla her şeye ibretle bak. Kulak verdi, ancak hakkı işit. Kalp verdi, onu, ancak marifet ve dâimî râbıta ile meşgul et. Zira kalp, nazargâh-ı ilâhîdir.
 
NÜKTE: Tembelin Kabul Ettiği Teklif!
 
Tembel bir adam, bir arkadaşına misafirliğe gitmiş. Ev sahibi evde tek başına olduğundan yemek vakti gelince biraz et ve pirinç çıkarıp tembele demiş ki:
 
Şu eti sen doğra, ben de gidip ocağı yakayım. Seninle, bir etli pilav pişirelim, olmaz mı?
 
Ben et doğramasını bilmem.
 
Öyleyse şu pirinci ayıkla.
 
O da elimden gelmez!
 
   Ev sahibi, hepsini kendi yapmış. Yemek piştikten sonra, demiş ki:
 
Kalk, bari sofrayı kuruver.
 
Birader, sofrayı nasıl kurarlar, onu da bilmem!
 
   Ev sahibi, sofrayı da kendisi kurup tabakları koyduktan sonra:
 
Gel, yemek yiyelim, deyince tembel, o anda yerinden fırlayıp sofraya oturmuş:
 
Her teklifini reddettim. Bunu da reddedersem olmaz, gücenirsin, demiş.
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Lokman, Kız: Leylâ
 
 
 
28 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[29/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ النَّبِىُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذٰلِكَ الْجَيْشُ. (حم)
 
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kostantîniyye (İstanbul) elbette fethedilecektir. Onu fetheden emîr (kumandan), ne güzel emîrdir ve o ordu, ne güzel ordudur!” (Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
 
29 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[29/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: FÂTİH SULTAN MEHMED HAN’IN İLME VERDİĞİ EHEMMİYET
 
Kahramanlıkla fazileti, ilimle tekniği birleştirip cihângirliğini atalarından, hükümdârlık terbiyesi ve kumandanlık vasıflarını da babası Sultan İkinci Murad’dan öğrenen Fâtih Sultan Mehmed Han’ın, ilim sahasında da tartışılamayacak kadar büyük bir yeri vardır. Onun ilme olan arzusu ve âlimlere karşı hürmeti çok büyüktü.
 
İlim ve irfan ordusunun da serdarı olan Fâtih Sultan Mehmed Han, bilhâssa Manisa’da geçirdiği ikinci şehzâdelik devresinde, devrin en liyakatli âlimlerinden ders almış, matematik, coğrafya okumuş, Arapça ve Farsça, Latince, Yunanca, Sırpça öğrenmiş, tarih ve askerlik bilgilerini mükemmel hâle getirmiş, diğer taraftan tarihte yaşamış büyük insanların devlet idaresindeki husûsiyetlerini incelemiştir.
 
Fâtih Sultan Mehmed Han, şahsında tekâmül ettirdiği ilim anlayışını memleketinin her köşesine yaymaktan geri kalmamıştı. Zeyrek ve Ayasofya medreseleri başta olmak üzere fetihten sonra 8 medrese açtı. 1462’de inşasına başlanan ve 1470’te tamamlanan Fâtih Câmii etrafında meşhur Semâniye Medreselerini (Sahn-ı Semân/Medâris-i Semâniye) yaptırdı. Bu sekiz medresenin yanında, 8 tane tetimme medresesi, tabhâne, imâret, aşhâne, müsafirhane, hamam, kütüphane, ilk mektep, muvakkithâne, hastane ve kervansaray yaptırdı.
 
Devlet adamı yetiştirmede ehemmiyeti büyük olan Enderûn Mektebi’ni de teşkilâtlandırarak, devlet işlerinde ehil insanların yetişmesini sağladı. Fâtih Sultan Mehmed Han, geceleri medreseleri dolaşır, talebeleri ilme teşvik ederdi.
 
Osmanlılar zamanında teşkilâtlı olarak ilk mahalle mektebi, Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından Fâtih Câmii yanında yaptırılmıştır. Bu mahalle mekteplerinden sonra memleketin muhtelif yerlerinde mahalle mektepleri açılmıştır. Mahalle mektepleri, beş-altı yaşlarındaki kız ve erkek çocuklarına okuma-yazma ve dînî bilgileri öğreten bir müessese olarak Osmanlı’nın sonuna kadar devam etmiştir. (Osmanlı Tarihi, Çamlıca Basım Yayın)
 
 
 
29 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[29/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler. [Ali İmran Sûresi.160]
[29/5 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: FATİH SULTAN MEHMED ve İSTANBUL’UN FETHİ
Fatih Sultan Mehmed, 29 Mart 1432’de Edirne’de doğdu. Ba- bası Sultan II. Murad, annesi Humâ Hatun’dur. Henüz çocuk yaşta iken ileri düzeyde eğitim alarak, farklı alanlarda kendi- sini geliştirdi. Aldığı eğitim kalitesi ve şahsi kabiliyetleriyle temayüz eden II. Mehmet, genç yaşta yönetime geçti ve büyük başarılara imza attı.
1453 yılında İstanbul’u fethedip 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğu’nu ortadan kaldırarak, “Fatih” unvanı aldı. Bu fetih ile Orta Çağ’ı kapatıp Yeni Çağ’ı açtı. Peygamberimizin; “İstanbul elbette feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, O’nun ordusu ne güzel ordudur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335) müjdesine mazhar oldu.
3 Mayıs 1481 günü vefat etti ve Fatih Camii’nin yanındaki ken- di adıyla anılan türbeye defnedildi.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
Fİ SEBİLİLLAH
- Allah yolunda cihad, hac, ilim taleb etmek ve Allah’ın emrettiği her türlü hayır, hidayet yolu, Allah’a yak- laştırıcı her şey ve taat (sa- lih amel)-
“Fi sebilillah”; Allah’a yak- laştırıcı ve O’nun rızasını kazanmaya vesile olacak pek çok hayır hizmetini içi- ne alır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Maddeye tapanlar deniz suyu içene benzerler. İçtikçe hararetleri biraz daha artar. (İbn Arabi)
[29/5 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Zekât çok yönlü bir kurum, bir farz olduğu gibi, şehâdet ve namazdan sonra İslâm binasının üzerine kurulduğu beş temel esasın da üçüncüsüdür. Bu itibarla müslüman mükellefler bu önemli ibadeti usul ve âdâbına uyarak en iyi ve en güzel bir şekilde yapmalıdırlar. Zekât verirken uyulması arzu edilen kaideler şu şekilde özetlenebilir:
1. Müslüman zekâtını sadece Allah'ın rızâsına kavuşmak için vermeli, bu farîzayı 'başa kakmadan' ve 'ezâ vermeden' yerine getirmelidir. Yüce Allah sırf kendi rızâsı için yapılan harcamaları kat kat mükâfatlandıracağını, malını gösteriş için sarfedenlerin bu ödemelerinin boşa gideceğini bildirmekte ve şöyle buyurmaktadır:
'Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lutfu geniştir. O her şeyi bilendir.
Mallarını Allah yolunda sarfedip, sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve ezâ etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Güzel bir söz ve iyilik, peşinden ezâ gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, halîmdir.
Ey inananlar! Allah'a ve âhiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını veren kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve ezâ etmekle boşa çıkarmayın. Böyle kimsenin durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir. Sağanak yağan bir yağmur isabet ettiğinde onu sert kaya haline getiriverir. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkâr eden kimseleri doğru yola eriştirmez.
Allah'ın rızâsını kazanmak ve kalplerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur almasa bile çisentisi olan bir bahçenin durumu gibidir. Allah yaptıklarınızı görür' (el-Bakara 2/261-265).
2. Müslüman mükellef temiz ve helâl kazancından zekât vermeli, eğer zekâtını aynî, yani mal olarak veriyorsa, bu malın iyi cinsten olmasına özen göstermeli, kendisine verilmesini istemediği malları başkalarına zekât olarak vermemelidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
'Ey inananlar! Kazandıklarınızın iyilerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin. Gözünüzü yummadan ve severek alamayacağınız derecede kötü ve değersiz şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye lâyık olduğunu bilin' (el-Bakara 2/267).
3. Hanefîler'e göre zekâtın, alanın onuru zedelenmemesi ve gösteriş şaibesinden uzak olması için gizlice verilmesi daha iyidir.
Şâfiî ve Hanbelîler'e göre ise insanları bu ibadeti yapmaya teşvik etmek için zekâtın açıkça verilmesi daha uygun olur.
Bütün fakihlere göre zekât dışındaki gönüllü ödemeleri gizlice vermek efdaldir. Yüce Allah şöyle buyurur:
'Sadakaları açıkça verirseniz iyi olur. Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Böyle yaptığınız için Allah sizin günahlarınızı bağışlar. Allah yapmakta olduklarınızı noksansız bilir' (el-Bakara 2/271).
4. İbadetlerin en faziletlisi vaktinde eda edilenidir. Zekât mükellefleri de zekât ibadetlerini eda etmede acele davranmalı, onu meşrû bir mazeret olmaksızın geciktirmemelidirler.
5. Mükellef, Allah'tan korkan, müttaki, hayâsından dolayı ihtiyacını insanlara söyleyemeyen kimseleri araştırıp bulmalı ve zekâtını onlara vermelidir. Çünkü verilen zekât onların iffetlerini korumalarına, Allah'a daha çok ibadet etmelerine yardımcı olur. Yüce Allah şöyle buyurur:
'(Yapacağınız hayırlar) kendilerini Allah yoluna adamış, Allah'a taattan başka düşüncesi olmayan, o sebeple yeryüzünde dolaşıp kazanmaya imkân bulamayan, durumunu bilmeyen kimselere karşı gösterdikleri iffetten dolayı onlarca zengin sanılan fakirlere verilmelidir. (Habibim) sen onları görünce yüzlerinden tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek insanlardan isteme
[29/5 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber'in hadislerinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve O'nun rızâsını kazanmaktır.
Zekât, sadece farz diye bilinen hükümlerden biri olmayıp aynı zamanda üzerine İslâm binasının inşa edildiği beş büyük sütundan biridir.
Zekât her şeyden önce bir ibadettir. Müslüman bu ibadeti Allah'ın emrine uyarak, O'nın rızâsına kavuşmayı dileyerek gönül hoşnutluğu ve halis bir niyetle yerine getirmelidir. Çünkü, ancak bu şekilde eda edilen zekât Allah katında kabul görebilir.
Müslüman zekâtını öncelikle yüce Allah'ın emri olduğu için öder, bu ve diğer ibadetleri O'na yakın olma, O'na şükretme amacıyla yerine getirir, böylece âhiret hayatının nimetlerine ve cennette Allah'a yakın olmaya ehil olur.
Zekâtın bu dinî ve mânevî hikmetleri yanı sıra toplumda sosyal adaleti sağlama, zenginlerle fakirler arasındaki maddî ve hissî uçurumları kapatıp karşılıklı sevgi ve saygı tesis etme, sosyal amaçlı gider ve yatırım alanlarından bir kısmını karşılama gibi önemli yararlar taşıdığı da açıktır. Öte yandan Hz. Peygamber ve sahâbe döneminden itibaren belli malların zekâtının devlet tarafından toplandığı ve bu sosyal ve kamusal alanlara harcandığı da bilinmektedir.
Zekâtın bu ikinci grupta yer alan sosyal amaçları ve kamu hukukunu ilgilendiren yönleri, öteden beri İslâm âlimleri arasında zekâtın, aynı mal veya gelirden devlete verilen vergiden farklı olup olmadığı, vergi ile zekâtın aynı şeyin iki farklı isimlendirmesi mi, yoksa tamamıyla farklı şeyler mi olduğu tartışmasının da ana sebebini teşkil etmiştir.
Bilindiği üzere vergi, kamu giderlerini karşılamak üzere devletin tek taraflı olarak ve vergileme yetkisine dayanarak, kişilerin gelir ve mallarından aldığı ekonomik değerlerdir. Başka bir tarifte vergi, devletin kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla fert ve işletmelerden, karşılıksız olarak ve kamu hukukunun kuralları çerçevesinde aldığı paralardır.
Bu son tarifte yer alan unsurları kısaca özetlemek gerekirse denebilir ki, vergi alma yetkisi sadece devlete aittir, ancak kamu idare üniteleri de devletin devrettiği yetkiye dayanarak vergi koyabilirler.
Vergiyi fertler ve işletmeler hukukî zor altında öderler ve bu ödeme karşılığında devletten, vatandaşlık konumlarından doğan genel ve kamusal haklar hariç, herhangi bir hak iddia edemezler. O halde vergiden doğan hukukî ilişki bir alacak borç ilişkisidir. Bir alacak veya borcun meydana gelmesi için esas itibariyle iki tarafın bulunması gerekir. Vergi ilişkisinde taraflardan biri vergi alacaklısı, diğer vergi borçlusudur; her iki tarafın da yetki ve ödevleri kanundan doğar.
Devletin kendinden beklenen hizmet, yatırım ve görevleri yapabilmesi için gelire ihtiyacı vardır. Günümüzde devletler için en önemli gelir kaynağı vergilerdir.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında zekât ve verginin benzer ve farklı yönleri şu şekilde sıralanabilir:
a) Zekâtın Vergiye Benzemeyen Tarafları
1. Zekât ile vergi arasında mevcut farklar söylenirken, öncelikle zekâtın Allah tarafından konulmuş, Kur'an'da yazılı kalıcı ve değişmez bir hüküm verginin ise kanunla konulup kaldırılan, açıkçası beşerî bir otoriteye dayanan bir karar olduğu gündeme getirilir ve vergi kanunlarının yürürlüğe girmesi veya yürürlükten kaldırılması şeklinin diğer kanunlardan farkı bulunmadığı söylenir.
2. Vergi kanunla konup kanunla kaldırıldığı gibi, onun miktar ve nisbetleri de kanunla düzenlenir, gerektiğinde aynı usulle arttırılır eksiltilir.
Zekâtın nisab ve nisbetleri Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. Bu nisab ve nisbetler Hulefâ-yi Râşidîn döneminde ve müteakip dönemlerde aynen korunmuş, tarih içinde hiç değiştirilmemiştir. Zekâtın bu unsurlarının değiştirilmesi, onun malî bir ibadet
[29/5 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Hep birden barisa girin Sakin seytanin pesinden gitmeyin Çünkü o, apaçik düsmaninizdir (BAKARA/208)
 
Bosanmis kadinlar, kendi baslarina (evlenmeden) üç ay hali (hayiz veya temizlik müddeti) beklerler Eger onlar Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanmislarsa, rahimlerinde Allah'in yarattigini gizlemeleri kendilerine helâl olmaz Eger kocalar barismak isterlerse, bu durumda bosadiklari kadinlari geri almaya daha fazla hak sahibidirler Erkeklerin kadinlar üzerindeki haklari gibi, kadinlarin da erkekler üzerinde belli haklari vardir Ancak erkekler, kadinlara göre bir derece üstünlüge sahiptirler Allah azîzdir, hakîmdir (BAKARA/228)
 
Ancak kendileriyle aranizda antlasma bulunan bir topluma siginanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlariyla savasmak (istemediklerin) den yürekleri sikilarak size gelenler müstesna Allah dileseydi onlari basiniza belâ ederdi de sizinle savasirlardi Artik onlar sizi birakip bir tarafa çekilir de sizinle savasmazlar ve size baris teklif ederlerse bu durumda Allah size, onlarin aleyhinde bir yola girme hakki vermemistir (NİSA/90)
 
Hem sizden hem de kendi toplumlarindan emin olmak isteyen baskalarini da bulacaksiniz Bunlar her ne zaman fitneye götürülseler ona bas asagi dalarlar (daldirilirlar) Eger sizden uzak durmaz, sulh teklif etmez ve ellerini çekmezlerse onlari yakalayin, rastladiginiz yerde öldürün Iste onlar üzerine sizin için apaçik yetki verdik (NİSA/91)
 
Eger bir kadin kocasinin geçimsizliginden yahut kendisinden yüz çevirmesinden endise ederse, aralarinda bir sulh yapmalarinda onlara günah yoktur Sulh (daima) hayirlidir Zaten nefisler kiskançliga hazirdir Eger iyi geçinir ve Allah'tan korkarsaniz süphesiz Allah yaptiklarinizdan haberdardir (NİSA/128)
 
Rableri katinda onlara esenlik yurdu (cennet) vardirVe yapmakta olduklari (güzel) isler sebebiyle Allah onlarin dostudur (EN'AM/127)
 
Eger onlar barisa yanasirlarsa sen de ona yanas ve Allah'a tevekkül et, çünkü O isitendir, bilendir (ENFAL/61)
 
Allah kullarini esenlik yurduna çagiriyor ve O, diledigini dogru yola iletir (YUNUS/25)
 
Üstün durumda iken gevseyip barisa çagirmayin Allah sizinle beraberdir O amellerinizi asla eksiltmeyecektir (MUHAMMED/35)
 
Oraya selâmetle girin Iste bu, ebedî yasamanin basladigi gündür (KAF/34)
[29/5 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: TEŞEKKÜR
 
958 - Üsâme İbnu Zeyd (radıyalahu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Kim, kendisine yapılan bir iyliğe karşı, bunu yapana: 'Cezâkellâhu hayran (Allah sana hayırlı mükâfaat versin!)' derse teşekkürü en mükemmel şekilde yapmış olur.'
 
Tirmizî, Birr 86, (2036).
 
959 - Hz.Câbir (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Kim bir ihsana mazhar olursa, bulduğu takdirde karşılığını hemen versin, bulamazsa, verene senâda bulunsun. Zira onu övmekle, teşekkürünü yerine getirmiş olur. Ketmeden (karşılık vermeyen) nankörlük etmiş olur' dedi.
 
Tirmizî'nin rivayetinde şu ziyâde var: '. . . Kim de kendisine verilmeyenle süslenirse iki yalan elbisesi giyen gibi olur.'
 
Tirmizî, Bir 86, (2035); Ebu Dâvud, Edeb 12, (4813, 4814).
 
960 - Ebu Saîd (radıyalahu anh)'den gelen bir rivayette, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: 'Halka teşekkürde bulunmayan Allah'a da şükretmez.'
 
Tirmizî, Bir 35, 1955); Ebu Dâvud, Edeb 12, (4811).
 
961 - Hz. Enes (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Muharcirler hicretle Medine'ye gelip (Ensar'ın yardımlarını gördükleri) vakit şöyle dediler:
 
' Ey Allah 'ın Rasûlü ! Biz, çok maldan böylesine cömertce veren, az maldan da yardımı böylesine güzel yapan aralarına inmiş bulunduğumuz şu Medinelilerden başka bir kavmi hiç görmedik! Bize bedel işlerimizi yaptılar, hayatımızı düzene koymada yardımcı oldular. Biz (hicret ve ibadetlerimizle kazandığımız) sevapların hepsini onlar alacak diye korkuyoruz !'
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onlara şu cevabı verdi: ' Hayır! Onlar sizin dua ve teşekkürlerinizden hâsıl olan sevabı alacaklar. '
 
Tirmizî, Kıyâmet 45, (2489); Ebu Davud, Edeb 12, (4812).
[29/5 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Yahya İbnu Ya'mur haber veriyor: 'Basra'da kader üzerine ilk söz eden kimse Ma'bed el-Cühenî idi. Ben ve Humeyd İbnu Abdirrahmân el-Himyerî, hac veya umra vesîlesiyle beraberce yola çıktık. Aramızda konuşarak, Ashab'tan biriyle karşılaşmayı temenni ettik. Maksadımız, ondan kader hakkında şu heriflerin ettikleri laflar hususunda soru sormaktı. Cenâb-ı Hakk, bizzat Mescid-i Nebevî'nin içinde Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anh)'la karşılaşmayı nasib etti. Birimiz sağ, öbürümüz sol tarafından olmak üzere ikimiz de Abdullah (radıyallahu anh)'a sokuldu. Arkadaşımın sözü bana bıraktığını tahmîn ederek, konuşmaya başladım: 'Ey Ebu Abdirrahmân, bizim taraflarda bazı kimseler zuhur etti. Bunlar Kur'ân-ı Kerîm'i okuyorlar. Ve çok ince meseleler bulup çıkarmaya çalışıyorlar.' Onların durumlarını beyan sadedinde şunu da ilâve ettim: 'Bunlar, 'kader yoktur, herşey hâdistir ve Allah önceden bunları bilmez' iddiasındalar.' Abdullah (radıyallahu anh): 'Onlarla tekrar karşılaşırsan, haber ver ki ben onlardan berîyim, onlar da benden berîdirler.' Abdullah İbnu Ömer sözünü yeminle de te'kîd ederek şöyle tamamladı: 'Allah'a kasem olsun, onlardan birinin Uhud dağı kadar altını olsa ve hepsini de hayır yolunda harcasa kadere inanmadıkça, Allah onun hayrını kabul etmez.' 
Sonra Abdullah dedi ki: Babam Ömer İbnu'l-Hattâb (radıyallahu anh) bana şunu anlattı: 
'Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam yanımıza çıkageldi. Üzerinde, yolculuğa delalet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu da. Gelip Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne hürmetle koyduktan sonra sormaya başladı: Ey Muhammed! Bana İslâm hakkında bilgi ver! Haz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı: 'İslâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah'a haccetmendir.' Yabancı: '-Doğru söyledin' diye tasdîk etti. Biz hem sorup hem de söyleneni tasdik etmesine hayret ettik. 
Sonra tekrar sordu: 'Bana iman hakkında bilgi ver?' 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı: 'Allah'a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna da inanmandır.' Yabancı yine: 'Doğru söyledin!' diye tasdik etti. Sonra tekrar sordu: 'Bana ihsan hakkında bilgi ver?' 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı: 'İhsan Allah'ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi Allah'a ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor.' 
Adam tekrar sordu: 'Bana kıyamet(in ne zaman kopacağı) hakkında bilgi ver?' 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bu sefer: 'Kıyamet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla birşey bilmiyor!' karşılığını verdi. 
Yabancı: 'Öyleyse kıyametin alâmetinden haber ver!' dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamayı yaptı: 
'Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, fakir -Müslim'in rivayetinde fakir kelimesi yoktur- davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir.' 
Bu söz üzerine yabancı çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. -Bu ifade Müslim'deki rivayete uygundur. Diğer kitaplarda 'Ben üç gece sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'la karşılaştım' şeklindedir- Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Ey Ömer, sual soran bu zatın kim olduğunu biliyor musun? dedi. Ben: 'Allah ve Resûlü daha iyi bilir' deyince şu açıklamayı yaptı: 'Bu Cebrail aleyhisselâmdı. Size dininizi öğretmeye geldi.' 
Müslim, İman 1, (8); Nesâî, İman 6, (8, 101); Ebu Dâvud, Sünnet 17, (4695); Tirmizî, İman 4, (2613). 
Ebu Dâvud, bir başka rivayette 'Ramazan orucu'ndan sonra 'cünüblükten yıkanmak' maddesini de ilâve eder. 
Yine Ebu Dâvud'un bir başka rivayetinde şu ziyâde vardır: 'Müzeyne veya Cüheyne kabilesinden bir adam sordu: 'Ey Allah'ın Resûlü, hangi işi yapıyoruz, olup bitmiş (levh-i mahfuza kaydı geçmiş) bir işi mi, yoksa (henüz levh-i mahfuza geçmemiş) şu anda yeni başlanacak olan bir işi mi?' Resûlüllah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Olup bitan bir işi' dedi. 
Adamcağız -veya cemaatten biri- yine sordu: Öyleyse niye çalışılsın ki? Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamada bulundu: 'Cennet ehli olanlara cennetliklerin ameli müyesser kılınır, ateş ehli olanlara da cehennemliklerin ameli müyesser kılınır.' 
Benzer bir hadisi, Buhârî (rahimehullah) Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'den kaydeder. 
Bu hadise Tirmizî hâriç diğerlerinde de rastlanır. Mevzubahis rivayette, 'şehâdette bulunman' yerine 'Allah'a ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmaman' ifadesi de yer alır. 
Bu hadiste ayrıca 'Yalın ayak, üstü çıplak kimseler halkın reisleri olduğu zaman' ziyadesi de mevcuttur. 
Şu ziyade de mevcuttur: (Kıyametin ne zaman kopacağı), Allah'tan başka hiçkimse tarafından bilinmeyen beş gayıptan (mugayyebât-ı hamse) biridir buyurdu ve şu ayeti okudu: 'Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir. Rahimlerde bulunanı o bilir. Kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Ve hiç kimse nerede öleceğini bilmez...' (Lokman, 34), 
Buhârî, İman 37. 
Bir başka rivayette 'üstü çıplaklar' tâbirinden sonra 'sağır ve dilsizler arzın melikleri (kralları) oldukları zaman' ziyadesi vardır. 
Nesâî'nin Sünen'inde şu ziyade mevcuttur: 'Dedi ki: Hayır, Muhammed'i hakikatle birlikte irşad ve hidayet edici olarak gönderen zât'a yemin olsun, ben o hususta (kıyametin ne zaman kopacağı hususunda) sizden birinden daha bilgili değilim. O gelen de Cibril aleyhisselamdı. Dıhyetu'l-Kelbî suretinde inmiştir.'
[29/5 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz. [Bakara Sûresi.83]
[29/5 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbim! Gerek bana gerekse anne babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya beni muvaffak kıl. Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat!” (Neml, 27/19)
[29/5 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Acizliğini bilmeyen adam gerçekten kuvvetli değildir.[Cenap Şahabettin]
[29/5 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ZEYD BİN DESİNNE
 
Uhud savaşında bazı yakınları ölen müşrikler, müslümanlardan bunların intikamını almak istediler. Alçakça bir plân hazırladılar. Hemen de plânı tatbike koydular. Bu maksatla bir heyet Medine'ye gidip, Resulullahın huzuruna çıkarak şu ricada bulundular: 
 
- Ya Resulallah! Bizim kabilelerimiz, İslâmiyeti kabul ettiler. 
 
Yalnız Kur'an-ı kerim öğretmenine ihtiyacımız var. Lütfen bize; İslâmiyeti, Kur'an-ı kerimi öğretecek kimseler yollar mısınız? 
 
Sevgili Peygamberimiz kendilerine, 10 kişilik bir öğretmenler heyeti yolladılar. Başlarında, Asım bin Sabit hazretlerinin bulunduğu bu heyette, Mersed bin Ebî Mersed, Halid bin Ebî Bükeyr, Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne, Abdullah bin Tarık, Muattib bin Ubeyd de bulunuyordu. 
 
Bu öğretmenler kafilesi, geceleri yürüyerek, gündüzleri gizlenerek Hüzeyl kabilesi topraklarında, Reci suyu başında, seher vakti konakladılar. 
 
Bu sırada yanlarında bulunan Adal ve Kare kabilesi heyetinden biri, bir bahane ile yanlarından ayrıldı. Hemen Lıhyanoğularına gidip, haber verdi. Çok geçmeden kafilenin etrafı sarıldı. 200'den fazla silahlı eşkıya oradaydı. 
 
“Bize öğretmen lazım!” diyenler, çekip gittiler. O güzide müslümanları, eşkıya ile karşı karşıya bıraktılar. 
 
Lıhyanoğulları mensupları, esir ticareti ile geçinirlerdi. Bu sebeple, “Teslim olun ve canınızı kurtarın!” teklifinde bulunuyorlardı. Asıl niyetleri, onları Mekke'de köle olarak satmaktı. Böylece çok para kazanacaklardı. Çünkü Mekke'li müşrikler, kendilerine, “Yakaladığınız her müslüman için, değerinden fazla para öderiz” demişlerdi. 
 
Bunu müslümanlar da duymuşlardı. Onun için, aralarında istişare ederek, çarpışmaya karar verdiler. Arkalarını dağa dönüp, kılıçlarını çekip, Allahın dini uğrunda vuruşmaya başladılar. 
 
İkiyüz kişilik düşmana karşı, görülmemiş bir kahramanlıkla çarpıştılar. Üzerlerine saldıran kuvvetten bir kısmını öldürdüler. Nihayet çarpışa çarpışa on sahabîden yedisi okla vurularak orada şehit düştü. 
 
Sadece Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne ve Abdullah bin Tarık kalmış, müşriklerle çarpışıyorlardı. Çok geçmeden müşrikler, onları sağ olarak yakaladılar. Üçünü de yayların kirişleri ile bağladılar. Mekke'ye götürmek üzere yola çıktılar. 
 
Abdullah bin Tarık Mekkeli müşriklere götürülmeye razı olmadı. Gitmemek için zorlandı. “Vallahi ben size arkadaş ve yoldaş olmam! Şehit olan arkadaşlarım bana örnek ve önderdir' deyip, bir zorlayışta ellerini kurtardı. Lıhyanoğulları onu taşa tuttular, sonunda onu da şehit ettiler. 
 
Lıhyanoğulları, Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne'yi Mekke'ye götürüp müşriklere yüksek bir fiyatla sattılar. Zeyd bin Desinne'yi de Safvan bin Ümeyye, Bedir savaşında öldürülen babası Ümeyye bin Halef'in intikamını almak üzere satın aldı. 
 
Mekkeli müşrikler, Hz. Hubeyb ve Zeyd'i satın aldıktan sonra, onlara ne ceza vereceklerini konuşuyorlardı. Bu hususta çeşitli fikirler ileri sürülüyordu: 
 
- Hemen öldürelim! 
 
- Hayır! Evvela işkence etmeliyiz! 
 
- Ama Haram aylar içinde bulunuyoruz! 
 
- Evet! Bu sebeple, hemen öldüremeyiz! Haram ayların geçmesini beklememiz gerek. 
 
- O hâlde, hapsedelim! 
 
- Ellerini, ayaklarını zincire vuralım! 
 
Nitekim öyle de yaptılar. Yani zincire vurup hapsettiler. Harp meydanındaki yenilginin intikamını, müdafaasız bu insanlardan alacaklardı. Hem de onları; harpte değil, parayla pazardan almışlardı! 
 
Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne'yi öldürmek için, müşriklerin kararlaştırdığı gün gelmişti. Fakat müşriklerin kin ve intikam hisleri geçmek bilmedi. 
 
Herkese haber verildi. Bu yüzden şehrin zengin-fakir, genç-ihtiyar, kadın-erkek ve bütün çocuklar oradaydılar... Bu iki yüce sahabenin başına gelecekleri merak ediyorlardı. 
 
Bir sabah erkenden iki sahabînin zincirlerini çözüp, zindandan çıkardılar. Me
[29/5 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Kadınlar hayız ve nifas hâllerinde oruç tutabilirler mi?
 
Kadınlar hayız ve nifas hâllerinde oruç tutmazlar (Buharî, “Hayz”, 1; Müslim, “Hayz”, 14, 15). Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.
[29/5 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Susuz olarak hap yutmak orucu bozar mı?
 
Oruçlu bir kimse meşru mazeret olmaksızın gıda veya ilaç cinsinden bir şeyi ister su ile, ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur ve kefaret gerekir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç alınmış ise oruç bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.
[29/5 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: AHVÂL
 
Hâller. Tasavvuf yolunda bulunan kimselerin, kalblerinde meydana gelen değişmeler. Hâl'in çokluk şeklidir. (Bkz. Hâl) Kalbe gelen bütün mânevî ahvâli, keşifleri (buluşları) bize verseler fakat kalbimizi Ehl-i sünnet îtikâdı ile süslemeseler kendimi mahv olmuş ve hâlimi harâb bilirim. Bütün harâblıkları, felâketleri üzerime yığsalar, lâkin kalbimi Ehl-i sünnet îtikâd ı ile şereflendirseler hiç üzülmem. (Ubeydullah-ı Ahrâr)
[29/5 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Abidin
 
 A. İbadet edenler, kulluk edenler
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[29/5 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Taksitle kurban alınabilir mi?
 
Kurban Allah’a yaklaşmak niyeti ile yerine getirilen bir ibadettir. Bu amaç ise ancak kişinin kendi mülkiyetindeki hayvanı kurban etmesi ile gerçekleşir (Kasani, Bedaiü’s-sanai, V, 76). Mülkiyet, hayvanın bizzat yetiştirme, hibe veya miras yolu ile olabileceği gibi satın alma yolu ile de gerçekleşebilir.
 
 Esasen vadeli satış caizdir (Mevsili, İhtiyar, II, 184-185). Taksit ise, borcun ödenmesinin belirli birkaç zamana vadeli olarak geciktirilmesidir (Mecelle md. 157). Buna göre taksitlendirme yolu ile satın alınan bir mala satın alan sahip olduğuna göre, bu yolla alınan bir hayvanın kurban edilmesinde bir sakınca yoktur.
[29/5 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: TEKBÎR
 
 
 
 
(Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve li'llâhi'l-hamd.)
'Allâh büyüktür, Allâh büyüktür. Allâh'tan başka kulluk edilecek hiç bir ilâh yoktur. Allâh büyüktür, Allâh büyüktür. Hamd O'na mahsustur.'
[29/5 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: 'Sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını zayi etmez. '
(Hûd, 11/115)
 http://www.duavesureler.com
[29/5 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyle o felâketten kurtarır da seni derde uğratır.'
(Tirmizî, 'Kıyâmet', 54)
 http://www.duavesureler.com
[29/5 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Her giriş ve çıkışımda senden hayır diliyorum. Allah'ın adıyla evimize girer, Allah'ın adıyla çıkarız ve Rabbimize dayanıp güveniriz.'
(Ebû Dâvûd, 'Edeb', 112)
 http://www.duavesureler.com
[29/5 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: • Koyun Kırkma Zamanı ve Sam Yelinin Esmesi
'Az konuş, az ye, az uyu, çok gülme, çünkü kahkaha ile gülmek kalbi öldürür.' Abdülhâlik-ı Gucdüvânî [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[29/5 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: İnanç Esasları - Ahirete İman
 
1. İnsanlar bir amaç için dünyaya gönderilmiştir. Bu amaç, Allah’a kulluktur.
 
2. Her beşer mutlaka ölümü tadacaktır.
 
3. Öldükten sonra kabre girdiğimizde bizleri Münker ve Nekir melekleri karşılayacaktır. Bu melekler belirli sorular soracaktır. Bu soruları doğru cevaplayanlar kıyamete kadar kabirlerinde huzur ve refah içinde olacaktır. Soruları yanlış cevaplayanlar ise kıyamete kadar azap çekeceklerdir.
 
4. Kıyametin ne zaman kopacağı kesin olarak bilinmese de kıyametin habercisi olarak bazı büyük alametlerin gerçekleşeceği Peygamber Efendimiz tarafından haber verilmiştir.
 
5. Dört büyük melekten biri olan İsrâfil aleyhisselâmın sûru üflemesiyle tüm canlılar yok olacak ve kıyamet başlayacaktır. İkinci kez üflemesiyle de tüm ölüler diriltilecektir.
 
6. İnsanlar mahşer yerinde toplandıktan sonra hayırlı ameli çok olan salih kullara hesap defterleri sağ taraflarından veya önlerinden; kötü ameli çok olan kullara ise hesap defterleri sol taraflarından veya arkalarından uzatılacaktır.
 
7. Hesap gününde zerre kadar da olsa iyilik ve kötülüğün karşılığı olacaktır.
 
Semerkand Takvimi
[29/5 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: • İstanbul’un Fethi (1453)
• Semerkand Radyo, Radyo 15 Adıyla Yayın Hayatına Başladı (2003)
• Semerkand TV Yayın Hayatına Başladı (2010)
 
Semerkand Takvimi
[29/5 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Harcamada Ölçü
 
Tüketim ve harcamalar konusunda İslâm’ın öngördüğü ideal ölçüye göre, dikkat edilmesi gereken iki temel husus vardır. Bunlar, malın kime ve nereye harcanması gerektiğini bilmek ve harcama miktarının ne olacağını doğru belirlemektir.
 
Bu ölçüleri aşan her türlü harcama israf, ölçülerin altında kalma durumu ise cimriliktir. Ölçülere uyan kimse ne sınırı aşarak israfta bulunur ne de biriktirme peşinde ömrünü zayi eder.
 
 Onlar ki, (Rahmân’ın o has kulları) harcadıkları zaman ne israf ederler ne de kısarlar. Bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar (Furkân 25/67).
 
O Sevdiği Zaman
 
İmam Şa‘rânî [kuddise sırruhû] şöyle der:
 
 Bir mürid, Allah katında seçkin biri olmadıkça kâmil bir üstat ile buluşmaz. Şayet o Allah Teâlâ katında seçkin biri olmasaydı, Cenâb-ı Hak onu huzuruna ulaştıracak o kâmil zatla buluşturmazdı.
 
Ey mürid! Mürşidine teslim ol ki selâmette olasın ve bolca manevi menfaat elde edesin. 
 
Semerkand Takvimi
[29/5 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını zayi etmez. '
(Hûd, 11/115)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=LoNKKB27kKE=
[29/5 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'İstanbul elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir.»
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV,335)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=LoNKKB27kKE=
[29/5 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Kabir azabından, nefsin vesvesesinden ve işlerin dağınıklığından Sana sığınırım. Allah’ım! Rüzgârın getirdiği âfetin şerrinden Sana sığınırım.'
(Tirmizî, 'De’avât', 88)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=LoNKKB27kKE=
[29/5 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'İstanbul elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir.»
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV,335)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=LoNKKB27kKE=
[29/5 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Allah bir kul hakkında hayır dilerse gönlünü zengin kılar ve kalbine Allah korkusu koyar. Hadis-i Şerif
[29/5 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Halbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.
 
(Beyyine, 98/5)
[29/5 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Allahım! Beni bağışla, bana merhamet et, beni cezalandırmaktan vazgeç ve beni affet, şüphesiz Sen çok bağışlayan, çok merhametli olansın.
 
(Ibn Abi Shaybah)
[29/5 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Ey Allahım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa) nefsimle başbaşa bırakma. Halimi tümüyle düzelt, Senden başka ilâh yoktur.
 
(Ebu Dâvûd)
[29/5 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Kaviyy
 
Kuvvetli, kudretli, her şeye gücü yeten
[29/5 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Geyik Boynuzu
 
   Hasan Sezâî Efendi zamânında, Edirne'de, kötü yola düşmüş bir kadın vardı. Bir zaman bu kadın hâlisâne olarak tövbe edip, eski hâlinden vazgeçti. Sâlih ameller işlemeye başladı. Fakat, uygunsuz kimseler tarafından tedirgin ediliyor, rahat bırakılmıyordu. Bu kadın Hasan Sezâî'ye gelerek yardım istedi. O da, kadına dergâhta kadınlara mahsus kısımda kalabileceğini bildirince, bir oda tahsis edilip, kadın orada kalmaya, ibâdet ve tâatla meşgûl olmaya başladı. 
 
 Bu arada boş durmayan fitneciler, Hasan Sezâî hakkında çirkin iftirâlar yaymaya başladılar. Daha da ileri giderek, bir gece dergâhın kapısına geyik boynuzu astılar. O ise bu hallere sabrediyor kimseye bir şey demiyordu. Geyik boynuzunu dergâhın içine aldırdı. Edirne vilâyeti günlerce bu dedikodularla çalkalandı. Hasan Sezâî Efendi yine sabrediyor, hiç ses çıkarmıyordu. 
 
 Bu şâyiânın yayılmasından az zaman sonra, Edirne'de müthiş bir uyuz hastalığı peydah oldu. Hasan Sezâî hakkında her kim iftirâ ve dedikodu etmiş ise ve her kim bu dedikoduları dinleyip kabûl etmiş ise, bu hastalığa yakalandı. Hastalık, bu sözlere adı karışmış olanlara yayılıyor, diğer insanlara bir şey olmuyordu. Hastalığa yakalananların bütün vücûtları yara bere içinde kaldı. Hiçbiri derdine çâre bulamadı. 
 
 Affı ve merhameti pekçok olan Hasan Sezâî hazretleri onların bu hastalık sebebiyle şiddetli acı ve sıkıntı çekmelerine dayanamadı. Mübârek kalbi tahammül edemeyip, bir gece kılık kıyâfetini değiştirerek çarşıya çıktı. Kahvelerden birine girdi. Hiç kimse onu tanıyamadı. Uyuz olanlara yaklaşarak;  
 
 'Sizin derdinizin ilâcı Hasan Sezâî'dedir.' deyip oradan ayrıldı. Ertesi gün dergâhın önü ana-baba gününe döndü. Hastalığa tutulan herkes çâre bulmak ümîdiyle dergâha koşuyordu. Hasan Sezâî Efendi, gelenlerden herbirine, onların dergâhın kapısına astıkları geyik boynuzundan kazıyıp, toz hâlinde veriyordu. O tozu yarasına süren herkes Allahü teâlânın izni ile şifâ buldu. Bu arada herkes hatâsını anlayıp, yaptıkları iftirâ ve dedikodulara pişmân oldular, tövbe ettiler. Böyle bir dertten kurtulmuş olmanın verdiği sevinçle, bir sergi açıp üzerine para attılar. Toplanan paralarla dergâhın kapısına bir çeşme yapıldı.
[29/5 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan ve cimrilikten Sana sığınırım. Kabir azabından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnesinden Sana s
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N