Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 17.07.2023 16:25
Günün yazısı
[30/5 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: “Dünyada bir garib gibi hatta bir yolcu gibi yaşa.” İbni Ömer şöyle derdi: Akşama ulaştığında sabahı bekleme, sabaha çıktığında da akşamı bekleme. Sağlıklı günlerinde hastalanacağın vakit için hayatın boyunca da öleceğin zaman için tedbir al.'
(Buhari, Rikak 3)
[30/5 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Biz onlardan kimini kimi ile, 'Allah aramızdan bunlara mı lutfunu layık gördü' desinler diye, işte böyle imtihan ettik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?
EN'ÂM Sûresi 53.Ayet
[30/5 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Yatsı Namazı
Yatsı namazında, önce tıpkı ikindinin sünneti gibi
dört rek’at sünnet, ondan sonra kâmet getirerek öğlenin
farzı gibi dört rek’at farz, daha sonra sabah namazının
sünneti gibi iki rek’at son sünnet kılınır. Bunların
farkı yalnız niyetlerdedir. Başka fark yoktur....Daha az
[31/5 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: 98- Allah (Celle Celalühü) Âdem'e: «Cehenneme Gönderilenlerin Her Bin Tanesinden Dokuz Yüz Doksan Dokuzunu Çıkar Buyuracak» Hadis-i Bâbı
554- Bize Osman b. Ebi Şeybe El-Absi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Cerir, A'meş'ten, o da Ebû Salih' ten, o da Ebû Sa'id'den naklen rivâyet etti. Ebû Sa'id Şöyle dedi: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki:
«Allah (azze ve celle): Ya Âdem!» diyecek. O da:
«Lebbeyk ve Sa'deyk. Bütün hayır senin yed-i kudretin dedir.» diye cevap verecek. Teâlâ hazretleri:
'Cehennem hey'etini çıkar.' buyuracak Âdem Aleyhisselâm: «Cehennem hey'eti ne kadardır?» diye soracak Allahü Zülcelâl: 'Her bin kişinin dokuzyüz doksan dokuzudur.' buyuracak, işte küçüğün ihtiyarladığı, her hamilenin çocuğunu düşürdüğü zaman o zamandır. İnsanları sarhoş göreceksin, halbuki sarhoş değildirler. Amma Allah'ın azabı şiddetlidir Sûre-i Hac, âyet: 2.. Bu (beyanat) ashaba pek şiddetli geldi.
Ya Resulâllâh! Acaba bu (binde bir zat) hangimiz olacak?» dediler. Bunun üzerine Resulâllâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Müjde size! Ye'cüc ile Me'cüc'den bin, sizden bir kişi.» buyurdu.
Sonra sözüne devamla:
«Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki; ben cennetliklerin dörtte biri siz olmanızı pek arzu ederim.» buyurdu. Biz de Allah'a hamdettik; Tekbir aldık. Sonra şöyle buyurdular:
«Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki; ben cennetliklerin üçte biri siz olmanızı pek arzu ederim.» Biz (tekrar) Allah'a hamd ettik ve tekbir aldık. Sonra (yine):
«Nefsim yed-î kudretinde olan Allah'a yemin ederim; ki ben cennetliklerin şatrı siz olmanızı pek arzu ederim. Çünkü ümmetler içinde sizin misaliniz kara öküzün cildindeki beyaz kıl gibidir. Yahut merkebin ön ayağındaki bere gibidir.» buyurdular.
555- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Vekî rivâyet etti. H.
Bize Ebû Küreyb'de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Muâviye rivâyet etti. Vekî' ile Ebû Muâviye'nin ikisi de A'meş'ten bu isnadla rivâyet etmişler. Şu kadar var ki; onlar:
«O gün insanlar arasında siz ancak kara öküzün cildindeki beyaz kıl yahut beyaz öküzün cildindeki kara kıl gibi olacaksınız.» demişler:
«Merkebin ön ayağındaki bere gibi...» cümlesini zikretmemişlerdir.
[31/5 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: Semure İbnu Cündüb (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Sâm, Arapların babasıdır.Yâfes, Rumların babasıdır. Hâm Habeşîlerin babasıdır.'
Tirmizî, Tefsîr, Sâffât, (3229), Menâkıb, (3927).
Kütüb-i Sitte
[31/5 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: 62. Alimler,'Evlada hizmet,babasına hizmet demektir' buyurmuşlardır.Evlada hizmet babayı sevindirdiği gibi,evlada düşmanlık da babayı üzer.(Feyzul Kadir 1/156)
[31/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Alâeddin Keykubad’ın Vefatı 1237
• Dünya Ruh Sağlığı Günü
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[31/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir.”
En’am 48
[31/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Hayâ imanın bir şubesidir.”
Nesâî, Îmân, 16
[31/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: I. ALÂEDDİN KEYKUBAD
Alâeddin Keykubad âdil, ciddi ve otoriter bir hükümdardı. Âlimlere çok değer verir, onları himaye ederdi. Devlet işlerini bizzat yakından takip eder, görevini ihmal edenlere müsamaha göstermezdi. Onun zamanı Selçukluların en güçlü dönemidir.
Keykubad, doğuda Fırat’a kadar bile gitmeyen ülkesinin sınırlarını Aras boylarına ve Van gölüne kadar ulaştırdı. Yine onun devrinde Akdeniz ve Karadeniz’de donanma meydana getirildi. Vefatı esnasında Selçuklular Ortadoğu’nun en kuvvetli ve en büyük devleti idi.
Selçuklu hükümdarları, kervanların güven içinde ve rahatça seyahat etmeleri için kırsal yerlerde kervansaraylar kurmuşlardır. Keykubad da biri Konya-Aksaray, diğeri Kayseri-Sivas arasında Sultan Hanı adıyla meşhur olan iki muhteşem kervansaray inşa ettirmiştir. Şerefşah, Alara Hanı, Konya’da Dârüşşifâ-i Alâiyye adlı bir hastahane yine onun tarafından yaptırılmıştır. Anadolu’nun bazı şehirlerinde kendi adıyla anılan camiler bulunmaktadır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[31/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: حُجُّوا فَإِنَّ الْحَجَّ يَغْسِلُ الذُّنُوبَ كَمَا يَغْسِلُ الْمَاءُ الدَّرَنَ. (طس)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Haccediniz. Muhakkak hac, suyun, kiri yıkayıp temizlediği gibi günahları temizler.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat)
31 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[31/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: HACCIN HİKMETİ
Allâhü Teâlâ, Âdem aleyhisselâm’a, “Ey Âdem! Benim için yeryüzünde, gökteki beytimin hizâsında bir beyt yap ki melekler, Beyt-i Ma‘mûr’un etrafında tavaf ettikleri gibi, sen ve evlatların da onun etrafında tavaf ederek bana ibadet ediniz.” buyurdu. Âdem aleyhisselâm, Mekke-i Mükerreme’ye gidip meleklerin refakatinde Beytullâh’ı inşa etti. Sonra Cenâb-ı Hakk’a şöyle yalvardı: “Yâ Rabbi! Şüphesiz her çalışanın bir ücreti vardır, benim de bir ücretim var mıdır?” Allâhü Teâlâ da “Evet, vardır. Ne dilersen yerine getirilecektir.” buyurdu.
Âdem aleyhisselam, “Yâ Rabbi! Beni tekrar Cennet’e gönder.” dedi. Allâhü Teâlâ, “Bu, senin için (âhirette) gerçekleşecektir.” buyurdu. Hz. Âdem, “Yâ Rabbi! Hatalarımı itiraf ettiğim gibi, zürriyetimden, günahlarını itiraf edip sana yalvararak bu Beyt’i (Kâbe-i Muazzama’yı) tavaf edenleri de affetmeni istiyorum.” dedi. Allâhü Teâlâ, “Ey Âdem! Ben, seni affettim. Senin zürriyetinden, bu Beyt’i ziyaret edip günahlarından tevbe edenleri de affettim.” buyurdu.
Nûh Tufanı’ndan İbrâhim aleyhisselam zamanına kadar, Kâbe-i Muazzama’nın yeri belirsiz kaldı. Allâhü Teâlâ, Hz. İbrâhim’e, Kâbe-i Muazzama’yı tekrar inşa edip insanları hacca davet eylemesini emir buyurdu. İbrâhim (a.s.), “Yâ Rabbi! Buna sesim yetmez.” dedi. Allâhü Teâlâ, “Sen davet et, duyurmak bize aittir.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. İbrâhim, Makâm-ı İbrâhim’in üzerine çıkıp baktı ve bütün yeryüzünü, dağları, taşları, ovaları, kara ve denizleri, insan ve cinleri, hepsini önünde toplanmış gördü. İki elinin işaret parmaklarını kulaklarına koyarak doğuya, batıya, kuzeye ve güneye doğru dönerek şöyle seslendi: “Ey insanlar! Beytü’l-Atîk’i (Kâbe-i Muazzama’yı) ziyaret etmek, sizlere farz kılındı, Rabb’inizin davetine icâbet edin, gelin.”
İbrâhim (a.s.) zamanından günümüze kadar haccetmeye muvaffak olanlar, onun bu davetine “Lebbeyk, Lebbeyk!” diyenlerdir. Bir kimse, o vakit bu davete kaç kere “Lebbeyk” diyerek cevap vermişse ona, o kadar haccetmek nasip olur. (Lebbeyk: ‘Emrine âmâdeyim’ demektir.)
31 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[31/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Kılıçla yaptırılmayan birçok iş güler yüz ve tatlı dille kolayca yaptırılır.[İmam Şafii]
[31/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBER EFENDİMİZİN KANAATİ
Peygamberimiz, bütün hayatı boyunca oldukça mütevazı bir şekilde yaşamayı tercih etmiştir. Medine’de toplumun lideri olmasına ve birçok imkanı bulunmasına rağmen bu kanaatkâr tutumunu asla değiştirmemiştir.
Rasûlullah (s.a.s.), ne yeme-içmesinde, ne giyim-kuşamında, ne de evinde kullandığı yatak ve diğer eşyalarda asla lükse yeltenmemiş, elindekilere kanaat etmiştir. Onun hiçbir zaman zengin olma, zenginler gibi yaşama arzusu olmamıştır. Zira ona göre “Zenginlik; mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.” (Buhârî, “Rikâk”, 15) O şöyle dua ederdi: “Allahım, Muhammed ailesinin rızkını azıcık bir azık eyle.” (İbn Mâce, “Zühd”, 9)
DİNÎ KAVRAMLAR
FÂCİR
Fâcir; inkâr, şirk, yalan, zina, hırsızlık gibi, Allah ve Peygamber’in haram kıldığı fiilleri işleyen, kâfir, münâfık, müşrik, doğru yoldan sapan ve ahlak dışı davranışlarda bulunan kimselerdir. Çoğulu, füccâr ve fecere’dir.
Kur’an’da füccârın; din günü- nü yalanlayan, haddi aşan, çok günah işleyen, Allah’ın ayetle- rine eskilerin masalları diyen kimseler olduğu (Abese, 80/11- 14), bunların yakıcı ateş içinde (cahim) (İnfitâr, 82/14) olacakları bildirilmiştir.
ÖZLÜ SÖZ
Zamana kusur buluruz oysa zaman konuşacak olsa utanırız. (İmam Şafii)
[31/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: Hac sözlükte 'kastetmek, yönelmek' anlamına gelen bir kelimedir. Fıkıh terimi olarak ise hac, 'Mekke şehrindeki Kâbe'yi ve civarındaki kutsal sayılan özel yerleri, özel vakit içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etmek ve yapılması gereken diğer menâsiki yerine getirmek' demektir. Bunların hepsine birden hac törenleri anlamında 'menâsikü'l-hac' denir.
İslâmiyet'in beş esasından biri olan hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet'te bildirilmiş ve bu hüküm konusunda müslümanların görüş birliği (icmâ) gerçekleşmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de: 'Yoluna gücü yetenlerin evi (Kâbe) hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır' (Âl-i İmrân 3/97) buyrulmuştur. Peygamberimiz de haccı Müslümanlığın beş esasından birisi olarak saymış, haccın önemini ve yararlarını belirtmiş ve bu törenlerin nasıl yapılacağını fiilen göstermiştir.
Gücü yeten, yani sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip olan müslümanların, ömründe bir defa haccetmeleri farz olup imkân elde edilince, geciktirmeden yerine getirilmesi gerekir. Hayatında bir defa hac yapmış olan müslüman bu farzı yerine getirmiş olur. Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel gerekli şartları taşıyan hac yükümlüsünün bu ibadeti önündeki ilk hac mevsiminde eda etmesi gerektiği, sonraki yıllara tehir etmesinin günah olduğu, hatta bu ibadeti uzun süre geciktiren kişinin şahitliğinin kabul edilmeyeceği görüşündedirler. Şâfiî ve İmam Muhammed ise ileride yerine getirmeye azmedilmesi ve eda imkânının normal şartlarda elden çıkması gibi bir endişenin bulunmaması şartıyla haccın tehir edilebileceğini söylemişlerdir. Bununla birlikte, bunlar da hac ibadetinin bir an önce ve ilk fırsatta yerine getirilmesinin sünnete uygun ve daha ihtiyatlı bir tutum olduğunu belirtmişlerdir.
Kâbe'yi ziyaretle ilgili ibadetlerden biri de 'umre'dir. Ziyaret belirli zamanda ve Arafat vakfesiyle birlikte olursa 'hac'; belirli bir zamana bağlı olmayarak vakfesiz yapılırsa 'umre' adını alır. Hac ve umreyi birbirinden ayırmak için hacca, 'hacc-ı ekber' (büyük hac), umreye 'hacc-ı asgar' da (küçük hac) denir. Halk arasında ise arefesi cumaya rastlayan haccın hacc-ı ekber olduğuna dair yaygın bir kanaat bulunmaktadır.
Umrenin faziletiyle ilgili olarak Resûl-i Ekrem 'Umre, daha sonraki umreye kadar, ikisi arasında işlenen günahlar için kefârettir. Allah katında makbul haccın karşılığı ise ancak cennettir' (Buhârî, 'Umre', 1; Müslim, 'Hac', 437) ve 'Hac ve umreyi birbirine ekleyin (peş peşe birlikte yapınız); çünkü bunlar körüğün demir, altın ve gümüşteki kiri, pası gidermesi gibi, yoksulluğu ve günahları giderir. Makbul bir haccın karşılığı ancak cennettir' (Tirmizî, 'Hac', 2: Nesâî, 'Hac', 6) buyurmuştur.
[31/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: (Gelseler de) size karsi pek hasistirler Hele korku gelip çatti mi, üzerine ölüm bayginligi çökmüs gibi gözleri dönerek sana baktiklarini görürsün Korku gidince ise, mala düskünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler Onlar iman etmis degillerdir; bunun için Allah onlarin yaptiklarini bosa çikarmistir Bu, Allah'a göre kolaydir (AHZAB/19)
Iman etmis olanlar: Keske cihad hakkinda bir sûre indirilmis olsaydi! derler Ama hükmü açik bir sûre indirilip de onda savastan söz edilince, kalplerinde hastalik olanlarin, ölüm bayginligi geçiren kimsenin bakisi gibi sana baktiklarini görürsün Onlara yakisan da budur! (MUHAMMED/20)
[31/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: ÜMMÜ ZER' HADİSİ
3279 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Onbir kadın oturup, kocalarının ahvalini haber vermede ve hiçbir şeyi gizlemiyecekleri hususunda birbirlerine kesin söz verip anlaştılar:
Birincisi (zemmederek): 'Benim kocam (yalçın) blr dağın başındaki zayıf bir devenin eti gibidir. Kolay değil ki çıkılsın, semiz değil ki götürülsün '' dedi. (Yani kocasının sert mizaçlı, huysuz, gururlu oluşuna, ailenin kendisinden istifade etmediğine işaret etti.)
İkincisi (de zemmederek): 'Ben kocamın haberini fâş etmek istemem, çünkü korkarım. Eğer zikretmeye başlarsam büyük-küçük herşeyini söyleyip bırakmamam gerekir, (bu ise kolay değil) '' dedi.. (Bu sözüyle kocasının çok kötü olduğuna işaret etti).
Üçüncüsü (zemmederek): 'Benim kocam uzun boyludur, konuşursam, boşanırım, konuşmazsam muallakta bırakılırım '' dedi. (Bu da kocasının akılca kıt olduğunu belirtmek istedi).
Dördüncüsü (överek): 'Kocam Tihâme gecesi gibidir. Ne sıcaktır, ne soğuktur. Ne korkulur, ne usanılır '' dedi.
Beşincisi: 'Kocam içeri girince pars, dışarı çıkınca arslan gididir. Bana bıraktığı (ev işlerinden hesap) sormaz'' dedi.
Altıncısı: 'Kocam, yedi mi (üst üste katlayıp) çokyer, içti mi sömürür, yattı mı sarınır. Benim kederimi anlamak için (elbiseme) elini sokmaz.'' (Bu da kocasının kendisiyle ilgilenmediğini, yiyip içmekten başka birşey düşünmediğini söylemek ister.)
Yedincisi: 'Kocam tohumsuzdur (erlik yapmaktan acizdir). Her dert onundur (vücudunda çeşitli hastalıklar var). Başımı yarar, vücudumu yaralar, (bunları yapmak için) herşeyi toplar, (her eline geçeni kullanır, vurur) '' dedi.
Sekizincisi: 'Onun (vücuduna) dokunmak tavşana dokunmak gibi (yumuşak)tır. Güzel kokulu bitki gibi hoş kokar' dedi.
Dokuzuncusu: 'Kocamın direği yüksektir (evi rahattır), kılıcının kını uzundur (boylu posludur), ocağının külü çoktur, evi meclise yakın (misafırperver) bir adamdır'' dedi.
Onuncusu: 'Kocam maliktir, hem de ne mâlik! Artık akıl ve hayalinizden geçen her hayra mâliktir. Onun çok devesi vardır. Develerin çökecek yerleri çok, yaylakları azdır. Çalgı sesini duydular mı helâk olacaklarını anlarlar. (Yani develer yayılmaya salınmaz, kesilmek üzere bekletilir, çalgı ve eğlence sesi duyunca kesileceklerini anlarlar demektir.)
Onbirincisi: 'Kocam Ebu Zerr'dir. Amma ne Ebu Zerr'dir! Anlatayım: Kulaklarımı zinetlerle doldurdu, bazularımı yağla tombullaştırdı. Beni hoşnut kıldı, kendimi bahtiyar ve yüce bildim. O beni Şıkk denen bir dağ kenarında bir miktar davarla geçinen bir âilenin kızı olarak buldu. Beni atları kişneyen, develeri böğüren, ekinleri sürülüp daneleri harmanlanan müreffeh ve mesud bir cemiyete getirdi. Ben onun yanında söz sahibiyim, hiç azarlanmam. (Akşam) yatar sabaha kadar uyurum. Doya doya süt içerim. Ebü Zerr'in annesi de var: Ümmü Ebü Zerr. Ama o ne annedir! Onun zahire anbarları büyük, hararları iri, evi geniştir.
Ebü Zerr 'in oğlu da var. Ama ne nezaketli gençtir o. Onun yattığı yer, kılıcı çekilmiş kın gibidir. Onu dört aylık bir kuzunun tek budu doyurur, (az yer). Ebu Zerr'in bir de kızı var. Ama o ne terbiyelidir. Babasına itaatkârdır. Anasına da itaatkârdır. Vücudu elbisesini doldurur. Endamıyla (kuma ve akranlarını) çatlatır.
Ebu Zerr'in bir de câriyesi var. O ne sadakatli, ne iyi câriyedir. Aile sırrımızı kimseye söylemez, evimizin azığını asla ifsad ve israf etmez, evimizde çer çöp bırakmaz, temiz tutar. Nâmusludur, eve kir getirmez.
Bir gün Ebu Zerr evden çıktı. Her tarafta süt tulumları yağ çıkarılmak için çalkalanmakta idi. Yolda, bir kadına rastladı. Kadının, beraberinde, pars gibi çevik iki çocuğu vardı, koltuğunun altından kadının memeleriyle oynuyorlardı. (Kocam bu kadını sevmiş olacak ki) beni bıraktı, onunla evlendi. Ondan sonra ben de şeref sâhibi bir adamla evlendim. O da güzel ata bin
[31/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Sa'îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.'
Ebu Sa'îd der ki: 'Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: 'Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz...' (Nisa, 40).
Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601).
Tirmizî hadis için 'sahihtir' demiştir.
[31/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.'
[Bakara Sûresi.25]
[31/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine garkeyle! Sen merhametlilerin en merhametlisisin” (A’râf, 7/151)
[31/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Acele tohumu eken, pişmanlık başağı biçer.[Süleyman Tevfik]
[31/5 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.FÂTIMA
Fatıma'nın Doğumu
Hz. Fatıma'nın (a.s) doğum tarihi hakkında İslam âlimleri ihtilaf etmişlerdir. Ehl-i Sünnet âlimleri çoğunlukla Hazret'in Hz. Resulullah'ın bi'setinden beş yıl önce doğduğunu rivayet ederken, Ehl-i Beyt İmamları'ndan gelen hadislerde daha çok Hz. Fatıma'nın (a.s) bi’setin beşinci yılının cemaziyülâhır ayının yirmisinde cuma günü doğduğu belirtilmiştir.
Ebu Basir'in naklettiği bir hadiste Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: 'Fatıma (a.s) Hz. Resulullah (s.a.a) kırk beş yaşında iken cemaziyülâhır ayının yirmisinde dünyaya geldi. Ömrünün ilk sekiz senesini babasıyla birlikte Mekke'de geçirdi. On sene de Medine'de babasıyla beraber kaldı. Babasının vefatından sonra ise, sadece yetmiş beş gün hayatta kaldı ve hicretin on birinci yılında cemaziyülâhırın üçünde dünyadan göçtü.' [1]
Hayr-ı Kesir Olması
Allah Teala, Hz. Peygamberini (s.a.a): “Sana bol hayır vereceğiz” buyurarak müjdelemişti. Dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.a), Allah’ın va'dinin kesin olduğunu ve bütün hayırların kaynağı olacak pak ve bereketli neslin kendisinden vücuda geleceğine emindi. Ancak kalp gözleri körleşen düşmanlar Resulullah'ın erkek evladının vefat ettiğini görünce, “Artık Muhammed’in soyunu devam ettirecek erkek evladı kalmamıştır; kendisinden sonra yolu da sönüp gider” şeklindeki söylentiler yaparak Hazret'i incitiyorlardı. Bunun üzerine Cenab-ı Hak onlara cevap olarak Kevser Suresini indirerek şöyle buyurdu: “Şüphesiz biz sana bol hayır (bereketli nesil) vermişiz. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır.”[2]
Evet, Allah’ın bu vaadi, Hz. Fatıma’nın dünyaya gelmesiyle gerçekleşmiş, dünya ufukları onun veladet nuruyla aydınlanmış ve kadının ne kadar yüce bir makama ulaşabileceğini bütün âleme göstermek isteyen Allah Teala, Peygamberinin temiz soyunun, Hz. Fatıma’dan vücuda gelmesini takdir eylemişti.[3]
Küçük Yaşta Babasının Yardımına Koşması
Hz. Fatıma çocukluk günlerinden itibaren Allah Resulünün hamisi olmaya çalışmış, o küçücük elleriyle düşmanların saldırıları karşısında babasına siper olmuş, babasının bütün hüzün ve kederlerinde onun en fedakâr ortağı olmuştur. Tarih o Hazret'in bu fedakârlıklarını iftiharla kaydetmiştir.
Bir gün müşriklerden biri, Resulullah'ı (s.a.a) sokakta görünce, Hazret'i incitmek için başına bir miktar çer-çöp ve pislik döktü. Âlemlere rahmet olan Resulullah (s.a.a) ona karşılık vermedi ve bir şey söylemeden bu hâliyle eve döndü. Hz. Fatıma (a.s) babasının bu vaziyetini görünce koşup derhal su getirdi, ağlar gözle babasının başını ve yüzünü yıkamaya başladı. Kızının bu üzgün vaziyetini gören Hz. Resulullah (s.a.a), ona teskinlik vermek amacıyla şöyle buyurdu: “Kızım ağlama! Mutmain ol ki, Allah (c.c) babanı düşmanların şerrinden koruyacak ve onlara galip kılacaktır.” [4]
Yine bir gün Hz. Fatıma (a.s), Mescid-i Haram’da oturan bir grup kâfirin, babasının katli için komplo hazırladıklarını fark edince, ağlar bir gözle eve dönüp kâfirlerin aldığı kararı ve uygulamak istedikleri komployu babasına haber vermiş ve böylece babasını muhtemel tehlikeye karşı korumuştur. [5]
Bir gün de Peygamber-i Ekrem'in Mescid-i Haram’da namaz kıldığı sırada müşriklerden bir grup, Hazret'le dalga geçip alay etmeğe başladılar. Bu esnada onlardan biri o çevrede yeni kesilmiş bir devenin rahmini alıp kan ve pisliği ile birlikte, secde hâlinde olan o Hazret'in sırtına attı. Orada hazır bulunan ve bu manzaraya şahit olan Fatıma (a.s) bu duruma çok üzüldü; ağlayarak Resulullah’ın yanına koştu ve devenin rahmini Hazret'in sırtından alıp uzak bir yere atarak Hazret'i onların bu saygısızlığına karşı korumaya başladı. Bu arada bu büyük saygısızlığa maruz kalan Hz. R
[31/5 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Oruçlu iken hayız / âdet gören kadın ne yapar?
Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam etmesi uygun olur.
[31/5 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: AHZÂB SÛRESİ
Kur'ân-ı kerîmin otuz üçüncü sûresi. Ahzâb sûresi Medîne-i münevverede inmiştir. Yetmiş üç âyet-i kerîmedir. Sûre, ismini, birleşik düşman ordusu anlamına gelen ahzâb kelimesinden almıştır. Sûrede İslâm düşmanlarının, İslâmiyet aleyhindeki çalışmaları ve sonunda hüsrana uğradıkları, Pey gamber efendimize ve mü'minlere eziyet ve sıkıntı verenlerin şiddetli azâba uğrayacakları,Resûlullah efendimizin mübârek zevcelerinin ve diğer müslüman âilelerin tesettüre (örtünmeye) nasıl riâyet edecekleri, kâfirlerin âhirette şiddetli azab görecek leri ve çok pişman olacakları, üzerlerine düşen vazîfeleri yerine getirdiklerinde, takvâya sarılıp günahlardan sakındıklarında mü'minlerin, cenâb-ı Hakk'ın pekçok ihsânlarına kavuşacakları anlatılmaktadır. (İbn-i Abbâs, Begâvî, Râzî) Ahzâb sûresinde meâlen buyruldu ki Ey îmân edenler! Allahü teâlâyı çok zikr ediniz, her zaman hatırlayınız, hiç unutmayınız... (Âyet 41) Ey peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına (ihtiyaçları için dışarı çıkacakları zaman) dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle... ( Ayet 59) Kim Ahzâb sûresini okur ve âilesine ve câriyesine öğretirse, kabir azâbından kurtulur. (Hadîs-i şerîf-Envâr-üt-tenzîl ve Esrâr-üt-te'vîl)
[31/5 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Abuzer
A. Altın suyu, altın suyu gibi parlak
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[31/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: Teşrik tekbirlerinin dini hükmü nedir, bu tekbirleri kimler ne zaman getirir?
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, kurban bayramının Arefe günü sabah namazından başlayarak bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar, ikindi namazı da dahil olmak üzere farzlardan sonra teşrik tekbirleri getirdiğine dair rivayetler vardır (Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, Haydarabad, 1344, III, 315; Darekutni, Sünen, Beyrut, 1966, II, 49).
Buna göre Hanefilerde tercih edilen görüşe göre arefe günü sabah namazından bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar 23 vakit, her farzın ardından teşrik tekbiri getirmek, kadın erkek her Müslümana vaciptir. Teşrik günlerinde kazaya kalan namaz kaza edilirken teşrik tekbirleri de kaza edilir. Teşrik günleri çıktıktan sonra kaza edilmeleri halinde ise tekbir getirilmez. Namaz kaza edilmedikçe tekbirler kaza edilmez (Serahsi, el-Mebsut, II, 43; İbnü’l-Hümam, Fethu’l-Kadir, II, 81). Şafii mezhebine göre ise teşrik tekbirleri sünnettir (Maverdi, el-Havi, 1994, II, 501).
[31/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: UDHİYYE
Kurban Bayramın'da belirli şartları hâiz kimselerin kesmeleri vâcip olan kurbana 'uhdiyye' denir.
[31/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman edip, salih ameller işleyen ve Rablerine gönülden bağlananlara gelince, işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.'
(Hûd, 11/23)
http://www.duavesureler.com
[31/5 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kıyamet günü insan beş şeyden hesaba çekilmedikçe bırakılmayacaktır. Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede geçirdiğinden, malını nereden kazanıp, nerede harcadığından, ilmi ile ne kadar amel edip etmediğinden sorulacaktır.'
(Tirmizî, 'Kıyâmet', 1)
http://www.duavesureler.com
[31/5 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Hiçbir gölgenin olmadığı ve Yüce zatından başka hiçbir şeyin baki kalmadığı günde beni Arşının gölgesine al.'
null
http://www.duavesureler.com
[31/5 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: • Cezzâr Ahmed Paşa’nın Akkâ Zaferi (1799)
• Bevârihin (Sıcak Rüzgârlar) Başlangıcı
Semerkand Takvimi
[31/5 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Haramdan Korunmak Büyük İştir
Haramı işlememeye sabretmek büyük bir iştir. Binlerce nâfile ibadetten evladır. Mesela gıybet etmemek, nâfile oruç tumaktan efdaldir. Bunun için, harama yönelmemek, gıybete girmemek, harama bakarak göz zinası etmemek, namuslu müminin iffetine, namusuna ilişmemek gibi insanın karşısına çıkabilecek bütün günahlara karşı uyanık olmak icap eder.
Mâide sûresindeki âyet-i celîlede, Allah Teâlâ’nın beyan ettiği mübarek kelâma göre yasaklanmış olanları terk, yapılması emredilmiş olanları işlemekle aynı sırada olduğundan, önce günahları terketmedikçe emirleri yapmak fayda vermez. Kemalat artmaz, yerinde sayar. İnsanın o kadar emek harcadığı şeyi bir anda kaybetmesi ne kadar üzücüdür! Böyle bir durumdan Allah’a sığınırız.
Üç Tür Cihad
Hâtim-i Esam [kuddise sırruhû] şöyle buyuruyor:
Cihad üç türlüdür:
• Galip gelinceye kadar iç âleminde şeytanla yapılan cihad,
• Allah Teâlâ’nın emrettiği farzları yerine getirmede kişinin açıkça kendisiyle yaptığı cihad,
• İslâm’ı yüceltmek için Allah’ın düşmanlarıyla yapılan cihad...
Semerkand Takvimi
[31/5 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'İman edip, salih ameller işleyen ve Rablerine gönülden bağlananlara gelince, işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.'
(Hûd, 11/23)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=3D47C1+kPrQ=
[31/5 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Birbirinize hiddetlenmeyin, düşmanca davranmayın, birbirinize hased etmeyin, kiskanmaym, birbirinize arka çevirmeyin: Ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durmasi helâl olmaz.”
(Buhârî, 'Edeb',57)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=3D47C1+kPrQ=
[31/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Ey yerleri ve gökleri yaratan, Rabbim ve her şeyin Rabbi olan, çekirdeği ve taneyi yaran, Tevrat’ı, İncil’i ve Fürkân’ı indiren Allah’ım! Perçeminden tuttuğun her şeyin şerrinden Sana sığınırım...'
(İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 23,No: 29304; İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', No: 966)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=3D47C1+kPrQ=
[31/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Biriniz dua ederken, Allah'u Teala'ya hamd'u sena ederek başlasın, sonra (bana) salat okusun, sonrada dileğini istesin Hadis-i Şerif
[31/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükafat olarak Me’vâ cennetleri vardır.
(Secde, 32/19)
[31/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
...İki kişi arasında adâletle hükmetmen sadakadır…
(Al-Bukhari, Muslim)
[31/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allahım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni yaratan sensin, ben senin kulunum. Gücüm yettiğince sana verdiğim söz ve ahdime bağlı kalacağım. İşlediğim günahların şerrinden sana sığınıyorum.
[31/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Vahid / El-Ehad
Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan, tek olan
[31/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Örtüyü Kaldırmasaydın
Bir gün Ebû Saîd, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinin yanına büyük bir kalabalıkla ziyâret için gelmişti. Hizmetçi kadın, arpadan yapılmış birkaç adet ekmeği, bir sepet içinde Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'nin yanına getirdi.
Ebü'l-Hasan hazretleri o kadına;
- Şu ekmeklerin üzerine bir örtü ört ve oradan istediğin kadar ekmek çıkar,diye tenbih etti.
Kadın denileni yaptı ve kalabalık bir halk topluluğuna, durmadan örtünün altından ekmek çıkardı. Fakat ekmekler bitmiyordu. Bir süre sonra kadın örtüyü kaldırınca, sepetin içinde hiçbir şey kalmadığı görüldü.
Bunun üzerine Ebü'l-Hasan hazretleri;
- Şâyet örtüyü kaldırmasaydın, kıyâmete kadar bunun altından ekmek çıkarıp duracaklardı, buyurdu.
[31/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım, Senden rahmetini icap ettiren şeyleri, mağfiretini gerektiren şeyleri, bütün günahlardan esen kalmayı, bütün iyilikleri ganimet olarak kazanmayı, cennete nail olmayı ve cehennemden kurtulmayı isterim.' (Müslim)
[31/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Ölülerinizin iyiliklerini anın, onların kötülüklerini zikretmekten kaçının.
(Ebû Dâvûd, Edeb, 42; Tirmizî, Cenâiz, 34)
[31/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH................... OSMANLIYI YIKMA PLÂNI
Bundan 200 sene önce Siyonizm Teşkilâtı'nın hazırladığı 22 maddelik bir broşürde, Osmanlı Devleti'ni yıkma plânlarından bâzı maddeler:
• Genç nesilleri ahlâk dışı yollara teşvik etmeli,
• Aile hayatını yıkmalı,
• Sanatı ve edebiyatı müstehcen hâle sokmalı,
• Mânevî değerlere saygıyı yıkmalı,
• Saygıyla anılanlara, rezil ve alçakca hikâye uydurmalı,
• Sınırsız bir lüks, çılgınca harcamayı teşvik etmeli,
• Oyun ve eğlence teşvik edilmeli, düşünmekten alıkonmalı,
• Servet sâhipleri ile işçilerin arasını bozmalı,
• Terbiyeden mahrum kimseleri başa geçirmeli,
• Devlete âit sırları ifşa etmeli,
• Siyasi ve ekonomik bunalım çıkarmalı...
Prof. Dr. İsmet Miroğlu t (2.2.1992)
YEMEK....... YOĞURTLU ŞİŞ KEBABI
MALZEME: 1 büyük soğan, 1 çay kaşığı tuz, 750 gr kuzu budu, 2 çay kaşığı zeytinyağı, 4 dilim ekmek yahut pide, 5 çay kaşığı tereyağı, 5 domates, 3 kâse yoğurt, 1 bıçak ucu tuz.
YAPILIŞI: Soğan soyulup, ince ince doğranır. Tuzla ovup bir kâseye konur. Et kuşbaşı doğranıp, soğanın olduğu kâseye atılır. Üzerine zeytinyağı dökerek bir kapakla örtüp, bir saat bekletilir. Fırın 75 dereceye getirilir. Ekmeklerin kabukları çıkarılıp, hafifçe kızartılır. Kare kare doğrayıp, bir kâseye konur. Tereyağı köpürünceye kadar karıştırılır. Ekmeklerin üzerine döküp ekmek kâsesini fırına koyup, sıcak olarak bekletilir. Izgara yakılır, etler yağlanmış şişlere dizilir ve ızgarada 15 dakika pişirilir. Domatesler soyulup, incecik doğrandıktan sonra, bir tavada kavrulur. Yoğurt karıştırılıp, tuz serpilir. Ekmekler geniş bir tabağa alınıp, kızarmış etler üzerine dağıtılır. Daha önce kavrulmuş domates, sonra da yoğurt dökülür.
31.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[31/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Sa'd İbnu Ebi Vakkas (ra)
Resulullah (sav) Tebük seferine çıkınca Hz. Ali'yi geride (Medine'de) bırakmıştı. 'Ey Allah'ın Resulü, siz beni çocukların ve kadınların arasında mı bırakıyorsunuz?' dedi (kalmak istemedi). Bunun üzerine Resulullah (sav): 'Sen, Hz. Harun'un Hz. Musa yanında aldığı yeri, benim yanımda almaktan razı değil misin? Şu farkla ki benden sonra peygamber yok!' buyurdular.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Megazi 78, Fezailu'l-Ashab 9, Müslim, Fezailu'l-Ashab, 31, (2404), Tirmizi, Menakıb, (3731)
Hadisin Açıklaması:
null
[31/5 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: İnsan, 'Ben öldüğüm vakit diri olarak (kabirden) çıkarılacak mıyım?' diyor. O insan, düşünmüyor mu ki, evvelce hiçbir şey değilken, Biz kendisini yarattık (Meryem Suresi 66-67)
[31/5 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ım Aczden, tembellikden, korkaklıktan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten sana sığınırım. Keza kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesindende sana sığınırım. Ravi: Buhari, Da'avat 38
[31/5 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: 'Kuyu suyunun fazlası yasaklanamaz'
Kaynak : Muvatta, Akdiye 30, (2, 745), İbnu Mace, Ruhun 19, (2479)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[31/5 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: إلا اللَّه؟ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إنما كان مُتَعَوِّذًا , فَقال : أَقَتَلْتَهُ بَعْدَ مَا قال : لاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ؟! قال : فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا عَلَيَّ حَتَّى تَمَنَّيْتُ إني لَمْ أَكُنْ أسلمتُ قَبْلَ ذَلِكَ الْيَوْمِ.
وَفِى رِوَايَةٍ: فَقال رَسُولُ اللَّهِ
: أَقال : لاَ إِلَهَ إلا اللهُ وَقَتَلْتَهُ؟! قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إنما قالهَا خَوْفًا مِنَ السِّلاَحِ, قال : أَفَلاَ شَقَقْتَ عَنْ قَلْبِهِ حَتَّى تَعْلَمَ أَقالهَا أَمْ لاَ؟! فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا حَتَّى تَمَنَّيْتُ أني أسلمتُ يَوْمَئِذٍ .
394: Üsame ibni Zeyd (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah bizi Cüheyne kabilesine ait Huraka mevkiindeki halka göndermişti. Sabahleyin onları sularının başında bastırdık. Ben ve Ensardan bir kişi onlardan bir adama ulaştık. Biz üzerine yürüyünce adam Lâ ilâhe illallah = Allah’tan başka ilah yoktur, dedi. Bunun üzerine Ensardan olan arkadaşım onu bıraktı. Ben mızrağımı ona sapladım ve adamı öldürdüm. Medine’ye geldiğimizde Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) durumdan haberdar oldu ve:
-Ey Üsame Lâ ilâhe illallah dedikten sonra adamı öldürdün mü? buyurdu. Ben:
-Ya Rasulallah o adam bu sözü ancak canını kurtarmak üzere söyledi, dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) tekrar:
-Lâ ilâhe illallah dedikten sonra adamı öldürdün mü? diye yine sordu ve bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, o günden önce müslüman olmamış olmayı bile temenni ettim. (Buhari, Diyet 2, Müslim, İman 158)
* Müslim’in değişik bir rivayeti şöyledir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem):
-Adam Lâ ilâhe illallah dediği halde sen onu öldürdün öyle mi?
-Ya Rasulallah o bu sözü sadece silahtan korktuğu için söyledi, dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ise:
-Kalbini mi yardın korkudan söyleyip söylemediğini ne biliyorsun, buyurdu. Bu sözü o kadar çok tekrarladı ki ilk olarak o gün müslüman olmayı temenni ettim. (Müslim, İman 158)
395- عَنْ جُنْدُبِ بْنِ عَبْدِ اللهِ
أن رَسُولَ اللَّهِ
بَعَثَ بَعْثًا مِنَ الْمُسْلِمِينَ إِلَى قَوْمٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ , وَإنهُمُ الْتَقَوْا , فَكان رَجُلٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ إذا شَاءَ أن يَقْصِدَ إِلَى رَجُلٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ قَصَدَ لَهُ فَقَتَلَهُ, وَإن رَجُلاً مِنَ الْمُسْلِمِينَ قَصَدَ غَفْلَتَهُ, قال : وَكُنَّا نُتحَدَّثُ أنهُ أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ, فَلَمَّا رَفَعَ عَلَيْهِ السَّيْفَ, قال : لاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ فَقَتَلَهُ, فَجَاءَ الْبَشِيرُ إِلَى النَّبِيِّ
فَسَأَلَه,,فَأَخْبَرَهُ, حَتَّى أَخْبَرَهُ خَبَرَ الرَّجُلِ كَيْفَ صَنَعَ, فَدَعَاهُ فَسَأَلَه,ُ فَقال : لِمَ قَتَلْتَه؟ُ قال : يَا رَسُولَ اللَّهِ أَوْجَعَ فِي الْمُسْلِمِينَ وَقَتَلَ فُلانا وَفُلانا, وَسَمَّى لَهُ نَفَرًا -وَإني حَمَلْتُ عَلَيْهِ, فَلَمَّا رَأَى السَّيْفَ قال : لاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ, قال رسولُ اللَّهِ
:
[31/5 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) 'Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?' dedi.
-Kasas Suresi, 12
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[31/5 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3593]
Bir diğer rivâyette şöyle gelmiştir: '(Resülullah aleyhissalâtu vesselâm) gece veya gündüz yattığında ve kalktığında mutlaka abdest almazdan önce misvaklanırdı.'
Ebu Dâvud, Tahâret 27, 30, (51, 56, 57); Müslim; Tahâret 45, (253); Nesai, Tahâret 8, (1, 13), Metin Ebu Dâvud'a ait.
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[31/5 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür. - Hûd - 112. Ayet
[31/5 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Allahım! Açlıktan sana sığınırım. Çünkü açlık, ne kötü bir arkadaştır. Hainlikten de sana sığınırım. Çünkü hainlik, ne kötü bir sırdaştır. - Ebu Dâvûd, Vitr, 32, Nesai, İstiâze, 19,20, İbn Mâce, Et'ime, 53
[31/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat. Ölmek benim için hayırlı olduğunda da benim canımı al!” - Buhârî, Merdâ, 19
[31/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Hak dinin temelini oluşturan tevhid inancı; Allah’ın varlığını, birliğini, eşi ve benzeri bulunmadığını bilmek, O’na inanmak, ulûhiyetini tasdik etmek, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde hiçbir varlığı O’na ortak koşmamaktır. Yüce Allah’ın, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin…” (Enbiyâ, 21/25) emrinin gereğini yerine getirmektir. Tevhid inancı; başta namaz, oruç, zekât ve hac olmak üzere hayatın bütününe yönelik ibadetlerle pratiğe aktarılır. Böylece inancını ibadet ve kullukla salih amele ve güzel ahlaka dönüştüren mümin; şehvetin, şöhretin ve servetin esiri olmaktan kurtularak, yalnızca Allah’a kul olmanın huzur ve mutluluğuna erişir. - TEVHİD İNANCI
[31/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Muaşeret (Güzel Geçinme) Âdâbı
15- İslam dini, insanların muaşeretine (birbiriyle görüşüp konuşmalarına, toplum halinde medeniyet üzere yaşamalarına) büyük bir önem vermiştir.
Müslümanların birbirleriyle geçinmelerinde samimiyet, tevazu, sadelik, zorlanmama, karşılıklı yardım, nezaket, saygı, sevgi ve hayırseverlik bir esastır.
16- İslamda halk ile geçinmenin çeşitli yönleri ve dereceleri vardır. Bunların bir kısmı şunlardır:
1) Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalbli olmak. Bir müslüman daima güleryüzlü bulunur. Hiç bir kimseyi asık bir yüzle karşılamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yumuşak huylu, açık yüzlü kimseyi sever.'
2) Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınmak.
Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Müslüman odur ki, dilinden ve elinden müslümanlar selamette bulunur.
3) İnsanların eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilik yapmak.
Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sıddîkların (özü-sözü dosdoğru olanların) derecelerine geçmek istersen, senden ilgiyi kesene bağlan, senden esirgeyene sen ver, sana zulmedeni de bağışla.'
4) Dargınlığa hemen son vermek. Müslümanlar arasında bir dargınlık olursa hemen barışırlar, birbirlerinden üç günden ziyade ayrı kalmazlar. Müslümanların gönüllerinde düşmanlık ve kin duyguları yaşamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Üç günden ziyade kardeşine dargın kalmak bir müslümana helal olmaz.'
5) Dargınların arasını düzeltmeye çalışmak. Bir müslüman, iki din kardeşi arasında her nasılsa bir dargınlık olduğunu görünce aralarını bulmaya ve küskünlüğü gidermeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sadakanın en faziletlisi, dargınların aralarını bulup düzeltmektir.'
6) İnsanların kusurlarım araştırmamak ve yaymamak, aksine örtmeye çalışmak. Müslümanlar kimsenin kusurlarını araştırmazlar. Kimsenin ayıbını ve kusurunu araştırıp ortaya çıkarmaya ve göstermeye çalışmazlar. Buna aykırı hareket dinde yasaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul bir kulun kusurunu örterse, Allahü Teala Hazretleri de onu kıyamette örter. (günahlarını açığa vurmaz).'
7) Dostları arkalarından savunma. Bir müslüman gerektiğinde dostlarını, din kardeşlerini arkalarından savunur. Onlar hakkındaki yanlış fikirleri düzeltmeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul kardeşine yardımda bulundukça, kendisine de Allah daima yardım eder.'
8) İnsanların kalblerini kötü zandan korumak için sakıncalı yerlerden uzak durmak. Buna aykırı davranmak birçok kimselerin günaha girmesine sebeb olur, insanlar arasında dedi-koduya ve nefrete yol açar. Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:
'Töhmet yerlerinden kaçınız...'
9) Değişik halk sınıfları ile makamlarına göre sohbet edip ilişki kurmak. Herkese kabiliyet ve durumuna göre hitab etmeli. Bir alimden, bir zahidden, bir zenginden beklenen vasıfları, bir cahilden, bir fasıkdan, bir fakirden beklememelidir.
10) Yaşlılara hürmet, çocuklara, düşkünlere merhamet ve şefkat göstermek. İslamda büyüklere karşı saygı, küçüklere karşı sevgi bir esastır. Bu esas, aileler arasında bir kat daha önemlidir. Anaya-babaya pek ziyade hürmet etmek bunun bir örneğidir. Bunları adları ile çağırmak terbiyeye aykırıdır. Bir kadının kocasını adı ile çağırması da edebe aykırı olduğundan mekruhtur. Bir hadis-i şerifin anlamı şöyledir: 'Bir genç bir yaşlıya sadece yaşından dolayı hürmet etti mi, Allah da ona bir mükafat olmak üzere, ihtiyarlığı zamanında hürmet edecek bir kimseyi muhakkak yaratır.'
Bu mübarek hadis, yaşlılara saygı gösteren gençlerin sevab kazanacaklarını ve çok yaşayacaklarını müjdelemektedir. Artık ihtiyarları bir yük kabul eden gençler, bunu biraz düşünmelidirler.
11) Hayırsever olmak, yardım etmek ve arka çıkmak. Şöyle ki: Müslüman
[31/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Bu açıklamadan sonra da besmelenin dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercemesi şu şekillerden biri olması gerekir:
1- Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)
2- Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)
3- Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması )
4- Rahmân Rahim olan Allah adına.
Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki 'olan' sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü 'olmak' fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. Olan yerine bulunan kelimesini de bağlaç olarak kullanmak iyi olmuyor. Bundan dolayı bu bağlacın düşürülmesi ile;
5- 'Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;
6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile' demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;
7- Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;
8- Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir. Bunu 'Allah, rahmân, rahim ismi ile' şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile
[31/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: ÂLEMİN YARATILIŞI
1656 - İmran İbnu Husayn (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Mescidde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Benî Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara:
'Ey Benî Temim, size müjde olsun!' diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen:
'Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l-mâlden) iki kere bağış yap!' diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş'ârî) girmişti. Onlara:
'Ey Yemenliler! Benî Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!' dedi. Onlar:
'Kabul ettik ey Allah'ın Resûlü!' dediler ve arkadan ilâve ettiler:
'Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!' dediler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), mahlükatın ve Arş'ın başlangıcını anlatmaya başladı:
'Bidayette Allah vardı, O'ndan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş'ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader
[31/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: . Çok uzakda kalmağa yakınlık adını vermişler. Ayrılığın en çoğuna kavuşmak demişler. Sanki bu yakınlık ve kavuşmak kelimeleriyle uzaklığı ve ayrılığı bildirmek istemişler. Arabî beyt tercemesi:
Sevgiliye kavuşmak ele geçer mi acaba?
Yüksek dağlar ve korkunç tehlükeler var arada.
Bundan dolayı, sonsuz üzülmek ve durmadan düşünmek lâzımdır. İstenilenlerin de, sonunda isteyeni arayıcı, isteyici olması lâzımdır. Sevilenin de, seviciyi sevmekle sevici olması lâzımdır. O, dînin büyüğü “minessalevâti ekmelühâ ve minettehıyyâti efdalühâ” arananların ve sevilenlerin makâmında olduğu hâlde, sevicilerden oldu. Arayanlardan oldu. Bunun için,
o Serverin hâlini bildirenler: (Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hep üzüntülü, hep düşünceli idi) dediler. O Server “aleyhissalâtü vesselâm” (Benim çekdiğim sıkıntı gibi hiçbir Peygamber sıkıntı çekmemişdir) buyurdu. Sevenlerin, muhabbet yükünü taşımaları lâzımdır. Sevilmişlerin bu yükü kaldırmaları güçdür. Dahâ söylersek, sonu gelmez. Arabî mısra’ tercemesi:
Aşk hikâyesinin sonu gelmez.
Mektûbu getiren Şeyhullah Bahş, biraz cezbe ve muhabbete mâlikdir. Onun zorlamasıyla, yüksek kapınızın hizmetçilerine birkaç kelime yazıldı. Kendisi, yüksek hizmetinizde bulunmağı çok istiyor. Bunun için yola çıkdı. Önce burada birşeyler istedi. Fekat fakîrin çekindiğini anlayınca, yalnız görüşmeğe râzı oldu. Bu birkaç kelimeyi yazdırdı. Mektûbu dahâ uzatarak saygısızlık yapmak edebsizlik olur.
Niçin kılmazsın, farz-ı sünneti?
Değil misin Muhammedin ümmeti?(Aleyhisselâm)
Anmazmısın, Cehennemi, Cenneti?
Îmân sâhibi kul böyle mi olur?
11
ONBİRİNCİ MEKTÛB
Bu mektûb yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Ba’zı keşfleri ve kusûrlarını görmek makâmının hâsıl olduğu ve Şeyh Ebû Sa’îd-i Ebül-Hayrın sözünün açıklanması bildirilmekdedir:
Kölelerinizin en aşağısı olan Ahmed, yüksek katınıza sunar. Önceleri kendimi içinde gördüğüm makâmı, yüksek emrinize uyarak bir dahâ düşündüm. Üç halîfenin “rıdvânullahi teâlâ aleyhim” bu makâmdan geçdikleri görüldü. Fekat orası makâmım olmadığı ve çok kalmadığım için, birinci çıkışımda onları görmemişdim. Bunlar gibi, Ehl-i beytin oniki imâmından İmâm-ı Hasen ve Hüseyn ve Zeynel’âbidînden başkaları da “radıyallahü teâlâ anhüm” bu makâmda yerleşmemişdi. Fekat buradan geçmişlerdi. Çok inceleyerek anlaşıldı.
Önce kendimi bu makâma uygun görmemişdim. Uygun olmamak iki dürlüdür. Birincisi, yollardan hiçbir yol bulunamamasıdır. Bunun için, uygunsuzluk olur. Bir yol gösterilince, bu uygunsuzluk aradan kalkar. İkincisi, tam uygunsuzlukdur ki, aradan hiç kalkmaz. O makâma kavuşduran yol iki dânedir, bir üçüncüsü yokdur. Ya’nî bir üçüncü yol görünmüyor. Birinci yol, kendini kusûrlu ve aşağı görmekdir ve iyi niyyetlerini de beğenmemekdir. Kuvvetle çekildiği hâlde kendini kabâhatli bilmekdir. İkinci yol, çekile çekile sülûkünü temâmlayan ve tâlibleri de çekip ulaşdırabilen bir mürşidin sohbetine kavuşmakdır. Allahü teâlâ, yüksek kapınızda saçılan imkânlarınızın yardımı ile yaradılışdaki isti’dâd kadar birinci yoldan ihsân eyledi. Yapdığım iyiliklerden hiçbirini beğenmiyorum. O işin ayblarını, kusûrlarını bulmadıkça, râhat edemiyorum. Sağ omuzumdaki meleklerin yazacağı iyi bir iş yapdığımı bilmiyorum. Bu meleklerin elindeki sahîfelerin bomboş olduğunu, meleklerin birşey yazmadığını anlıyorum. Böyle bir kimseyi Allahü teâlâ beğenir mi?
Dünyâda bulunan her insan, hattâ frenk kâfirlerini ve sapıklarını, zındıkları, her bakımdan kendimden dahâ iyi görüyorum. Bunların en kötüsü olarak kendimi görüyorum.
Her ne kadar cezbe ile (Seyr-i ilallah) temâm oldu ise de, birkaç parçası kalmışdı. Bunlar da, (Seyr-i fillâh) makâmının ortasında hâ
[31/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Saçları Tıraş Etmek veya Kısaltmak
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Saçları Tıraş Etmek veya Kısaltmak
D) SAÇLARI TIRAŞ ETMEK veya KISALTMAK
İlmihal dilinde saçların tıraş edilmesi “halk”, kısaltılması ise “taksir” olarak anılır. Halk, saçların dipten tıraş edilmesi, taksir ise uçlarından kesilip kısaltılması demektir. Saçların dipten tıraş edilmesi, kısaltmaktan evla görülmektedir.
a) Zamanı ve Yeri
Hacda saçları tıraş etme veya kısaltmanın zamanı, bayramın ilk günü fecr-i sadıktan, ömrün sonuna kadar devam eden süredir. Ancak Ebu Hanife ve İmam Malik’e göre, bayramın üçüncü günü güneş batıncaya kadarki süre içinde yapılması vaciptir. Daha sonraya geciktirilmesi durumunda ceza (dem) gerekir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ile Şafii ve Hanbeliler’e göre ise bu vecibenin bayramın ilk üç gününde yapılması vacip değil, sünnettir Geciktirilmesi mekruh ise de ceza gerekmez. Ancak tıraş olmadıkça ihramdan çıkılmış olmaz ve ihram yasakları devam eder. Umrede saçları tıraş etme veya kısaltmanın vakti, umre tavafının dört şavtını tamamladıktan sonra başlar. Fakat umre sa‘yini ihramlı olarak yapmak vacip olduğu için sa‘yi de yaptıktan sonra tıraş olmak gerekir. Hac için ihrama girenler, bayramın ilk günü fecr-i sadıktan önce, umre için ihrama girenler ise, umre tavafının en az dört şavtını tamamlamadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmazlar, ihram yasağı işlemiş olurlar.
Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre, ister hac, ister umre için olsun, saçları tıraş etmenin veya kısaltmanın yeri Harem bölgesidir. Harem bölgesi dışında yapılması sahih ise de vacip terkedildiği için ceza gerekir. Ebu Yusuf ve İmam Züfer’e göre, bu vecibenin Harem bölgesinde yapılması vacip değil, sünnettir.
b) Tıraş Edilecek veya Kısaltılacak Saçın Miktarı
Hanefiler’e göre saçların tıraş edilmesi veya kısaltılmasında vacip olan miktar, başın en az dörtte birindeki saçlardır. Başın sadece dörtte birinde veya daha az kısmında saç varsa, hepsinin tıraş edilmesi veya kısaltılması gerekir. Ne kadar kısmında olursa olsun, saçların tamamının tıraş edilmesi veya kısaltılması ise sünnettir. Şafiiler’de, vacibin ifası için üç tel saçın tıraş edilmesi veya kısaltılması yeterlidir. Maliki ve Hanbeliler’e göre ise saçların tamamının tıraş edilmesi veya kısaltılması vaciptir. Mezheplerin her birinde başın tıraş edilecek miktarı ile abdestte meshi gereken miktarı aynıdır.
Erkeklerin saçlarını dipten tıraş etmeleri, kısaltmaktan efdaldir. Kadınlar ise saçlarının en az dörtte birinin uçlarından bir miktar keserler. Onların saçlarını dipten tıraş etmeleri mekruhtur. Saçların kısaltılması halinde kesilen miktar, parmak ucu (parmağın uç boğumu) uzunluğundan daha az olmamalıdır.
c) Tıraş ile Diğer Menasik Arasında Tertip
Hz. Peygamber Veda haccında bayramın ilk günü Mina’da önce Akabe Cemresi’ne yedi taş attı, sonra kurbanlarını kesti, daha sonra tıraş oldu ve aynı gün Mekke’ye gidip ziyaret tavafını yaptı ve tekrar Mina’ya döndü. Bu dört menasik yerine getirilirken, Hz. Peygamber’in yaptığı sıralamaya uymanın vacip veya sünnet oluşu konusunda müctehidler arasında görüş ayrılığı vardır. Ebu Hanife’ye göre, bunların ilk üçünde Hz. Peygamber’in yaptığı sıralamaya uymak vaciptir. Aksi halde ceza (dem) gerekir. Ancak, ifrad haccında şükür kurbanı vacip olmadığından, nafile olarak kesenlerin kurban konusunda tertibe uymaları vacip değil, sünnettir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ile diğer üç mezhebe göre ise sıralamaya riayet sünnettir. Uyulmaması mekruh ise de ceza gerekmez. Ancak Maliki mezhebinde Akabe Cemresi’ne taş atmanın tıraş ve tavaftan önce olması gerekir. Ziyaret tavafında ise Ebu Hanife dahil, bütün müctehidlere göre tertip vacip değil, sünnettir. Tertibe uyulduğu takdirde ifrad haccı yapanlar Akabe Ce
[31/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Ayakkabı Çıkarmak
Ana Sayfa
A
Ayakkabı Çıkarmak
Rüyada Ayakkabı Giymek
Rüyada Ayakkabı Almak
Rüyada Ayakkabı Çıkarmış olmanın Psikolojik Tabiri
İlgili
<
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —