Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 18.07.2023 10:33

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[5/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: “İslam dini kolaylık dinidir. Hiçbir kimse yoktur ki (bu) din hususunda (amellerim eksiksiz olsun diye) kendini zorlasın da din, ona yenik düşmesin (ve ezilip büsbütün amelden kesilmesin).hal büyle olunca orta yolu seçiniz. En iyisini yapamasanız bile ona yaklaşmaya çalışınız. Eğer böyle yaparsanız müjdeler size... Günün evvelinde ve sonunda bir de gecenin sonuna değin gönlünüzün huzur dolu anlarında Allah’a ibadet ederek bu vakitlerden faydalanınız.”
(Buhari, İman 29)
[5/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: İnkâr edenler ateşe arzolunacakları gün (onlara şöyle denir): Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı alçaltıcı bir azap göreceksiniz!
el-AHKAF Sûresi 20.Ayet
[5/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: ÎMÂN
Îmân, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Allâhü Teâlâ
tarafından getirip tebliğ buyurduğu; bildirdiği şeylerin
tamamını kabul ve kalbi ile tasdik etmektir. Îmân, kalbin
bu tasdikinden ibarettir. Fakat kişinin, hayatında
ve ölümünde kendisine müslüman muamelesi yapılması
için kelime-i şehâdeti1
 kalbi ile tasdik edip dili ile
söylemesi şarttır....Daha az
[6/6 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: 6 - Abdesti Müteakip (Okunması) Müstahab Olan Dualar Bâbı
 
575 - Bana Muhammed b. Hatim b. Meymun rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muâviye b. Salih , Rabia' dan yani İbn Yezid'den, o da Ebû İdris el-Havlâni' den, o da Ukbetü'bnü Âmir' den naklen rivâyet etti. H.
 
576 - Bana Ebû Osman dahi Cübeyr b. Nüfeyr' den, o da Ukbetü'bnü Â'mir'den naklen rivâyet etti. Ükbe şöyle dedi. Üzerimizde deve gütme vazifesi vardı. Nevbetim gelince akşamlayın develeri ağıllarına götürdüm.
 
Sonra Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'e ayakta cemaata bir şeyler söylerken yetiştim. Yetiştiğim sözü şudur:
 
«Eğer bir Müslüman tertemiz abdest alır, sonra kalkarak iki rekât namaz kılar, kalbi ve yüzüyle o iki rekâta yönelirse o kimseye cennet vacip olur.» buyurdular. Ben:
 
— Bu ne güzel şey dedim. Birde baktım Önümde biri: Bundan önceki daha güzeldi diyor!...
 
Baktım ki Ömer'miş (bana):
 
— Ben seni demin gelirken gördüm Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) sen gelmezden Önce şöyle buyurdular, dedi.
 
«Eğer sizden biriniz abdest alır, onu yerli yerince yapar, yahut tastamam icra eder de sonra: 'Ben Allah'tan başka ilâh olmadığına; Muhammed'in Allah'ın kulu ve resulü olduğuna şahadet ederim.' derse o kimseye cennetin sekiz kapısı (birden) açılır. Onların hangisinden dilerse ondan girer.»
 
577 - Bize bu hadisi Ebû Bekr b. Ebi Şeybe'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Zeyd b. Hubab, rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muâviyetü'bnü Salih, Rabiatü'bnü Yezid'den, o da Ebû İdris el-Havlânî ile Ebû Osman'dan, onlarda Cübeyr b. Nüfeyr b. Malik el-Hadremi'den. o da Ukbetü'bnü Âmir el-Cühenîden naklen rivâyet etti. Ukbe Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu diyerek bu hadisin mislini rivâyet etmiş. Şu kadar var ki o:
 
«Her kim abdest alır da bir Allah'tan başka ilâh yoktur, onun şeriki yoktur; ben Muhammed'in onun kulu ve resulü olduğuna şahadet ederim.» buyurdu demiş.
 
 
 
 
[6/6 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü'mindir.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[6/6 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: 67. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem 'kıyamet gününde her vefasızın başına bir bayrak dikilir,bu vefasızlık etmiştir diye âlem halkına ilan edilir' buyurur.(Müslim,Cihad,15)
[6/6 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Fatih Sultan Mehmet’in Kırım’ı Fethi 1475
•  Kurtuluş Savaşı Komutanlarından Kâzım Özalp’ın Vefatı 1968
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[6/6 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Sonra insanlar gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülürler. Bilesiniz ki hüküm yalnız O’nundur ve O, hesap görenlerin en çabuğudur.” 
 
En’am 62)
[6/6 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Ey insanlar! Selamlaşınız. Yemek yediriniz. İnsanlar uyurken geceleyin namaz kılınız.  Selametle cennete girersiniz.” 
 
Tirmizî, Kıyâmet 42
[6/6 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: KOBİ’LER İÇİN ADIM ADIM KATILIM BANKACILIĞI
 
Müslüman ülkelerde faize hassas kesimlerin paralarını bankalara getirmeyip yastık altında tutmaları, ayrıca 1970’li yıllarda petrol fiyatlarındaki hızlı artışın özellikle halkının çoğunluğu Müslüman olan körfez ülkelerinde önemli bir sermaye birikimi oluşturması sonucunda bu ülkelerdeki dini liderler ve yöneticiler faizsiz bir bankacılık modelinin kurulması yolundaki arayışa girmişlerdir. 
Bu arayış ve çalışmalar sonucunda, faizin yer almadığı, buna karşılık dinimizce serbest olan, ticareti esas alan bir bankacılık modelinin oluşturulabileceği sonucuna varmışlardır. 
Müslüman toplum önce İslam Kalkınma Bankasını kurarak ise başlamıştır. Bilahare konvansiyonel bankaların sunduğu hizmetlerin tamamına yakınını sunabilen (nakdi kredi benzeri hizmetler hariç) faizsiz ticari bankalar kurulmuş, bu bankacılık modeli bilahare başta Müslüman ülkeler olmak üzere bütün dünyaya yayılmıştır. Bu bankalar sayesinde faiz hassasiyeti nedeniyle banka dışı kalan % 40’ lık kesimin önemli bir bölümü finansal erişim imkânına sahip olmuşlardır. Böylece hem âtıl vaziyette duran tasarruflar sektöre ve ekonomiye kazandırılmış, hem de tasarruf sahipleri bu tasarruflardan gelir elde etme ve diger birçok bankacılık ürününden yararlanma imkânına kavuşmuşlardır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[6/6 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: وَاسْتَوْصُوا بِالنِّسَاءِ خَيْرًا فَإِنَّمَا هُنَّ عَوَانٌ عِنْدَكُمْ. (ت)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “(Ey müminler!) Hanımlar hakkında hayırla davranmanıza dair vasiyetimi tutunuz. Çünkü onlar (Allâhü Teâlâ’dan) size emanettir.” (Sünen-i Tirmizî)
 
06 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[6/6 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: HAZRET-İ CÜVEYRİYE (R. ANHÂ) VALİDEMİZ -1
 
Hazret-i Cüveyriye binti Hâris (r. anhâ), Peygamber Efendimizin (s.a.v.) pâk zevcelerindendir.
 
Hazret-i Cüveyriye (r. anhâ), Huzâa kabilesinin Benî Mustalik kolunun reîsi Hâris bin Ebû Dırâr’ın (r.a.) kızıdır.
 
Hazret-i Cüveyriye’nin (r. anhâ), Müslüman olmadan önceki ismi Berra idi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), bir kimseye bu ismin konulmasını hoş görmedikleri için, onun ismini Cüveyriye olarak değiştirdiler.
 
Hazret-i Âişe (r. anhâ) Vâlidemiz, onun, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) ile evliliğini şöyle anlatmıştır:
 
“Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Hicret’in 5. senesinde, Hendek Harbi’nden evvel Müslümanlara karşı savaş hazırlığında bulunan Benî Mustalik kabilesi üzerine bir baskın yaptı. Bu baskında kabile halkından birçok kişi esir alınmıştı. Bunların arasında Cüveyriye (r. anhâ) da vardı. Hz. Cüveyriye, o sırada amcasının oğlu Safvan ile evli idi. Safvan bu savaşta öldürülmüştü.
 
Esirler dağıtılırken Cüveyriye (r. anhâ), Sâbit bin Kays’ın (r.a.) hissesine düştü. Hazret-i Sâbit, ona mükâtebe (esaretten kurtulmak için bedel ödeme) anlaşması yapmayı teklif etti.
 
Ben, Resûlullâh’ın (s.a.v) yanında olduğum bir sırada Cüveyriye, mükâtebe bedelini ödemede yardım talep etmek üzere yanımıza geldi. Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) huzurlarına girdi. ‘Yâ Resûlallah! Ben, kavmimin reîsi olan Hâris’in kızıyım. Hâlimi biliyorsunuz. Ben, Sâbit bin Kays’ın hissesine düştüm. Hürriyetime kavuşmak için de benimle mükâtebe anlaşması yaptı. Bu husûsta yardım istemek üzere size geldim.’ dedi.
 
Cüveyriye radıyallâhü anhâ’nın bu talebi üzerine Resûlullah (s.a.v.) de ‘Sana ondan daha hayırlısını söylesem ne dersin?’ buyurdular. Cüveyriye (r. anhâ), ‘O nedir?’ dedi. ‘Senin yerine mükâtebe bedelini ödeyeyim ve seni zevce olarak alayım?’ buyurdular. Hz. Cüveyriye (r. anhâ) da ‘Kabul ediyorum!’ dedi.” (Devamı yarın)
 
 
 
06 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[6/6 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Gizli olarak işlediğim günahlarımı, açıktan işlediğim günahlarımı, hataen işlediğim ve bilerek yaptığım günahlarımı, bildiğim ve bilmediğim bütün günahlarımı bağışla.” (Hakim, Deavat, I, 510, No: 1880)
[6/6 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: KUTSAL KİTAPLAR
Hz. Âdem’den başlayarak, Peygamber Efendimize kadar bir- çok Peygamber gönderilmiş ve insanları hidayete ve aydınlığa çıkarmak için vahiy almışlardır. Peygamberlerin suhûf veya kitap olarak aldıkları vahiylerin tümüne Kutsal Kitaplar denil- mektedir.
Suhûf, küçük topluluklara, ihtiyaçlarına cevap verebilecek şe- kilde indirilen birkaç sayfadan oluşmuş küçük risaleler olup günümüze kadar ulaşmamışlardır. Daha hacimli, kitap şeklin- de, evrensel mesajlar içerenler ise kitaptır.
Kutsal kitaplardan Tevrat, Zebur ve İncil zamanla insanların müdahaleleri sonucu değişikliğe uğramıştır. Allah’ın vahyetti- ği şekilde hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gel- miş ve kıyamete kadar da bu özelliğini sürdürecek olan yegâne kitap ise Kur’an-ı Kerîm’dir.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
MUCİZE
Mucize, Allah’ın, peygamber- lik iddiasında bulunan zâtı doğrulamak ve desteklemek için yarattığı, insanların ben- zerini meydana getirmekten aciz kaldıkları ve adeta mey- dan okuma şeklinde ortaya çı- kan olağanüstü olaylara denir.
Hz. İbrahim’in, ateşe atıldığı hal- de yanmayarak kurtulması, Hz. Musa’nın asasının ejderha hali- ni alması, Hz. İsa’nın ölüleri di- riltmesi, peygamberlerin göster- dikleri mucizelere birer örnektir. Hz. Peygamber’in en büyük mu- cizesi ise Kur’an-ı Kerim’dir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Düşmanın en büyük hilesi dostluğudur. (Sadi Şirazî)
[6/6 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: İbadetlerde rükün, o ibadetin meydana gelmiş sayılabilmesi için bulunması zorunlu olan ana unsurlar demektir. Orucun rüknü, oruç süresince yeme içme ve cinsî ilişkiden uzak durma anlamına gelen 'imsak'tir. Niyet de, aşağıda açıklanacağı üzere bazı mezheplerce rükün sayılmaktadır. Hangi durumlarda rüknün ihlâl edilmiş olacağı konusu, ileride orucun şartları ve orucu bozan davranışlar bahsinde ayrıntılı şekilde incelenecektir.
İbadetin vücûb sebebi, o ibadetin mükellef tarafından bizzat yerine getirilmesi yükümlülüğünün başladığını gösteren maddî göstergelerdir (alâmet). Meselâ vaktin girmesi namaz yükümlülüğünün, zenginlik zekât yükümlülüğünün sebebi sayılmıştır. Orucun vücûb sebebi ise vakittir, yani ramazan ayının girmesidir. Buna göre, yükümlülük şartlarını taşıyan kimsenin ramazan ayına ulaşması oruç emrinin fiilen ona yönelmesi anlamına gelir. Vücûb sebebi tabiriyle kastedilen budur. Nitekim '... ramazan ayına yetişen onu oruçlu geçirsin' (el-Bakara 2/185) âyeti de bu yükümlülük-sebep ilişkisini göstermektedir.
Namaz ibadetinde vakit, namazın hem vücûb sebebi hem de sıhhat şartı olduğundan onun sebep yönü üzerinde ayrıca durulmamıştır. Ramazan ayı ise, orucun sadece vücûb sebebi olduğundan ayrıca üzerinde durulmasına ihtiyaç vardır. Konuyu önemli hale getiren bir diğer sebep de ramazan ayının başlangıç ve bitişinin tesbitinin nasıl yapılacağı konusunun öteden beri tartışmalı oluşudur. Literatürde bu konu 'rü'yet-i hilâl' yani hilâlin görülmesi meselesi olarak adlandırılır.
A) HİLÂLİN GÖRÜLMESİ
Kamerî aylar, adından anlaşıldığı gibi başlangıcı ve bitişi ayın hareketlerine göre belirlenen aylardır. Ramazan orucu, ramazan ayında tutulduğundan ve ramazan ayı da ay takvimine göre her sene değiştiğinden, oruca başlayabilmek için öncelikle, ramazan ayının başladığını tesbit etmek gerekmektedir. Peygamberimiz 'Hilâli (ramazan hilâli) görünce oruca başlayınız ve hilâli (şevval hilâli) görünce bayram ediniz. Hava bulutlu olursa içinde bulunduğunuz ayı otuza tamamlayınız' buyurmuştur (Buhârî, 'Savm', 5, 11; Müslim, 'Sıyâm', 3-4, 7-10). Bir başka hadiste de 'Hilâli görmedikçe başlamayınız, hilâli görmedikçe bayram etmeyiniz. Hava bulutlu olur da hilâli göremeyecek olursanız, ayı otuza tamamlayın' (Buhârî, 'Savm', 11) buyurulmuştur. Bunun için şâban ayının 29. gününden itibaren hilâli görme araştırmaları yapmak gerekmiştir. Aynı şekilde, ramazan ayının çıkıp şevval ayının girdiğini anlamak, dolayısıyla bayram günü oruç tutmuş olmamak için bu defa ramazanın 29. gününden itibaren hilâl gözetlenir ve görülmeye çalışılır. Şâban ayının yirmi dokuzunda hava bulutlu olur da ay görülemezse, kamerî aylar bazan 29 bazan 30 çektiğinden, Peygamberimiz'in direktifi doğrultusunda şâban ayının otuz çektiği farzedilerek ona göre davranmak gerekir.
Bir hadislerinde Peygamberimiz 'Biz ümmî bir toplumuz; hesap ve okuma yazma bilmeyiz. Şunu biliriz ki ay, ya 29 ya 30'dur' (Buhârî, 'Savm', 11,13; Müslim, 'Sıyâm', 15; Ebû Dâvûd, 'Savm', 4) buyurmuştur.
Rivayet edildiğine göre Peygamberimiz hilâli gördüğü vakit ramazanın bereketli ve huzurlu geçmesi için dua ederdi.
a) Hilâlin Görülme Vakti
Hem güneş battıktan sonra daha kolay görüleceği, hem de hesabın netleşeceği düşüncesinden dolayı âlimlerin büyük çoğunluğu hilâlin gündüz değil, güneş battıktan sonra görülmesine itibar edileceğini söylemişlerdir. Ebû Hanîfe, İmam Muhammed, bir sonraki geceye ait olma ihtimalinden dolayı, zeval vaktinden önce veya sonra olmasına bakmaksızın, gündüzün görülen hilâl ile ramazan orucuna başlanamayacağı gibi ramazan orucunun bittiğine de hükmedilemeyeceği görüşündedir. Diğer mezheplerin görüşü de bu yöndedir. Ebû Yûsuf ise zevalden sonra görülecek hilâli sonraki geceye; zevalden önc
[6/6 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: (Bedir'de) karsi karsiya gelen su iki gurubun halinde sizin için büyük bir ibret vardir Biri Allah yolunda çarpisan bir gurup, digeri ise bunlari apaçik kendilerinin iki misli gören kâfir bir gurup Allah diledigini yardimi ile destekler Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardir (AL-İ İMRAN/13)
 
Hani sen, sabah erkenden müminleri savas mevzilerine yerlestirmek için ailenden ayrilmistin  -Allah, hakkiyle isiten ve bilendir-O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmustu Halbuki Allah onlarin yardimcisi idi Müminler, yalniz Allah'a dayanip güvensinlerAndolsun, sizler güçsüz oldugunuz halde Allah, Bedir'de de size yardim etmisti Öyle ise, Allah'tan sakinin ki O'na sükretmis olasinizO zaman sen, müminlere söyle diyordun: Indirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli degil midir?Evet, siz sabir gösterir ve Allah'tan sakinirsaniz, onlar (düsmanlariniz) hemen su anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nisanli bes bin melekle sizi takviye ederAllah, bunu size sirf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasin diye yapti Zafer, yalnizca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katindandirAllah, kâfirlerden bir kisminin kökünü kessin veya onlari perisan etsin, böylece bozulmus bir halde dönüp gitsinler diye, size yardim eder) (AL-İ İMRAN/121-127)
 
Bir kisim insanlar, müminlere: 'Düsmanlariniz olan insanlar, size karsi asker topladilar; aman sakinin onlardan!' dediklerinde bu, onlarin imanlarini bir kat daha arttirdi ve 'Allah bize yeter O ne güzel vekîldir!' dediler (AL-İ İMRAN/173)
 
Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalik dokunmadan, Allah'in nimet ve keremiyle geri geldiler Böylece Allah'in rizasina uymus oldular Allah büyük kerem sahibidir (AL-İ İMRAN/174)
 
Hatirlayin ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureys ordusundan) birinin sizin oldugunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanin (kervanin) sizin olmasini istiyordunuz Oysa Allah, sözleriyle hakki gerçeklestirmek ve (Kureys ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardini kesmek istiyordu (Bunlar,) günahkârlar istemese de hakki gerçeklestirmek ve bâtili ortadan kaldirmak içindi Hatirlayin ki, siz Rabbinizden yardim istiyordunuz O da, ben pespese gelen bin melek ile size yardim edecegim, diyerek duanizi kabul buyurdu Allah bunu (meleklerle yardimi) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatissin diye yapmisti Zaten yardim yalniz Allah tarafindandir Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir O zaman katindan bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldiriyordu; sizi temizlemek, seytanin pisligini (verdigi vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine baglamak ve savasta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yagmur) indiriyordu Hani Rabbin meleklere: 'Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüregine korku salacagim; vurun boyunlarina! Vurun onlarin bütün parmaklarina! diye vahyediyordu  (ENFAL/7-12)
 
(Ey kâfirler!) Eger siz fetih istiyorsaniz, iste size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz) Ve eger (inkardan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir Yine (Peygamber'e düsmanliga) dönerseniz, biz de (ona) yardima döneriz Toplulugunuz çok bile olsa, sizden hiçbir seyi savamaz Çünkü Allah müminlerle beraberdir  (ENFAL/19)
 
Hatirlayin ki, (Bedir savasinda) siz vâdinin yakin kenarinda (Medine tarafinda) idiniz, onlar da uzak kenarinda (Mekke tarafinda) idiler Kervan da sizden daha asagida (deniz sahilinde) idi Eger (savas için) sözlesmis olsaydiniz, sözlestiginiz vakit hususunda ihtilâfa düserdiniz Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanin açik bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olmasi, yasayanin da açik bir delille yasamasi için (böyle yapti) Çünkü Allah hakkiyla isitendir, bilendir Hatirla ki, Allah, uykunda sana onlari az gösterdi Eger onlari sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu is hakkinda münakasaya girisecektiniz Fakat Allah (sizi bundan) kurtardi Süphesiz O, kalplerin özünü bilir Allah, olacak bir isi yerin
[6/6 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: VASİYETE TEŞVİK
 
5758 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Hakkında vasiyet edebileceği bir malı bulunan müslüman kimsenin, vasiyeti yanında yazılı olmaksızın iki gece geçirmeye hakkı yoktur.'
 
Buhârî, Vesâya 1; Müslim, Vasiyyet 4, ( 1627); Muvatta, Vasiyyet 1, (2, 761 ); Ebu Dâvud, Vesâya 1, (2863); Tirmizi, Cenâiz 5, (974); Nesâi, Vesâya 1, (6, 238, 239).
 
5759 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma: 'Ölen mal bırakmışsa ebeveyn ve akrabalarına vasiyette bulunsun..' (Bakara 180) âyeti hakkında demiştir ki : 'Miras âyeti neshedinceye kadar vasiyet bu şekilde vacib idi.'
 
Ebu Dâvud, Vesâyâ 5, (2869).
 
VASİYETİN ZAMANI
 
5760 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a: 'Hangi sadaka efdaldir?' diye sorulmuştu:
 
'Sağlıklı ve fakirlikten korkup, zenginliğe ümit bağladığın, mala karşı cimri olduğun halde tasadduk etmen! Bu şekilde tasadduku, can boğazına gelip de falana şu kadar, feşmekana bu kadar diyeceğin zamana kadar devam ettir. O sırada (yaptığın tasaddukun sana bir faydası yoktur, çünkü malın, artık) zâten birilerinin olmuştur.'
 
Buhâri, Vesâya 7, Zekât 11; Müslim, Zekât 92, (1032); Ebu Dâvud, Vesâya 3, (2865); Nesai, Vesaya 1, (6, 237).
 
SADAKANIN MİKTARI
 
5761 - Sa'd İbnu Ebi Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselam Veda haccı senesinde, bende şiddet peyda eden bir ağrı sebebiyle yatmakta olduğum hastalıgım için bana geçmiş olsun ziyaretine geldi.
 
'Ey Allah'ın Resûlü dedim. Gördüğünüz gibi ağrım çok şiddetlendi. Ben mal mülk sahibi bir kimseyim. Bana vâris olacak tek kızımdan başka kimsem yok. Malımın üçte ikisini tasadduk etmek istiyorum!' dedim. Hemen 'Hayır, olmaz!' buyurdular.
 
'Yarısı?' dedim. Yine 'olmaz!' buyurdular.
 
'Üçte biri? dedim.
 
'Üçte birini mi? Üçte bir de çok. Senin vârislerini zenginler olarak bırakman, halka ihtiyaçlarını açan fakirler olarak bırakmandan daha hayırlıdır. Sen azîz ve celîl olan Allah'ın rızasını arayarak her ne harcarsan, -hatta bu, hanımının ağzına koyduğun bir lokma bile olsa- mutlaka onun sebebiyle mükâfaatlanacaksın' buyurdular. Ben:
 
'Ey Allah'ın Resülü dedim. Ben arkadaşlarımdan sonra burada kalacak mıyım?' dedim.
 
'Eğer geri kalır, kendisiyle Allah'ın rızasını düşündüğün bir amel yapacak olursan bu ameller sebebiyle mutlaka derecen artacak, merteben yükselecektir. şunu da söyleyeyim. Sen daha yaşayacaksın. Öyle ki Allah seninle birkısım kavimlere hayır ulaştıracak, diğer birkısımlarına da şer' buyurdular. Resulullah aleyhissalâtu vesselâm sonra, şöyle dua ettiler:
 
'Allahım! Ashabının hicretini tamama erdir. Onları gerisin geri (başarısızlıkla) çevirme!' Ve sözlerini (Hicret evi olan) Mekke'de ölmüş olan Sa'd İbnu Havle hakkında sarfettikleri 'Lakin zavallı, Sa'd İbnu Havle'dir!' mersiyesiyle tamamladılar.'
 
Buhâri, Cenâiz 37, Vesâya 2, 3, Fezâilu'l-Ashâb 49, Megâzi 77, Nafakât 1, Marza 13,16, 43, Ferâiz 6; Müslim, Vesâya 5, (1628); Muvatta 4, (2, 763); Tirmizi 6, (975); Ebu Dâvud, Vesâya 2, (2864); Nesâî, Vesâya 3, (6, 241, 243).
 
VARİSE VASİYET
 
5762 - Amr İbnu Hârice radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselm devesinin üzerinde hitabede bulundu. Ben devenin boynunun altında idim. Deve durmadan geviş getiriyor, hayvanın salyası omuzlarımın arasına akıyordu. İşte bu esnada Aleyhissalâtu vesselâm'ın şu sözünü işittim;
 
'Allah Teâla Hazretleri her hak sahibine hakkını verdi. Bu sebeple varislerden biri Iehine vasiyet yoktur.'
 
Tirmizi Vesâya 5, (2122); Nesâî Vesaya 5, (6, 247).
 
5763 - Talha İbnu Musarrıf anlatıyor: 'İbnu Ebî Evfâ radıyallahu anh: 'Resûlullah vasiyette bulundu mu?' diye sordum.
 
'Hayır dedi. Ben tekrar:
 
'Öyleyse, kendi vasiyette bulunmaksızın halka nasıl vasiyeti farz kılar veya emreder' dedim.
 
'Kitabullah'ı vasiyet etti ' diye cevap verdi.'
[6/6 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Muâz İbnu Cebel el-Ensârî (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kimin (hayatta söylediği) en son sözü Lâ ilâhe illallah olursa cennete gider' 
Ebu Dâvud, Cenâiz 20, (3116).
[6/6 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
[Bakara Sûresi.42]
[6/6 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[6/6 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Adalet nedir? Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir? Dikene su vermek. Adalet, nimeti yerine koymaktır; su çeken her köke değil. Zulüm nedir? Yersiz yere koymaktır. Bu sadece belaya kaynak olur.[Mevlâna]
[6/6 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ÜMM-İ HİRAM
 
Ümm-i Hiram, Enes bin Malik’in teyzesidir. Resulullahın da teyzeleri tarafından akrabasıdır. Cahiliyye devrinde Amr bin Kays ile evlendi. İman ile şereflenip, müslüman oldu. Kocası iman etmeyince, ayrıldılar. Ondan Kays ve Abdullah adında iki oğlu oldu. Müslüman olduktan sonra, ensarın büyüklerinden Ubade bin Samit ile evlendi. Bundan da Muhammed adında bir oğlu oldu.
 
Gazaya giderler 
 
Ümm-i Hiram’in Medine-i Münevveredeki evini, Resulullah efendimiz sık sık ziyaret ederdi. Ümm-i Hiram da bundan çok memnun olur ve çok ikramda bulunup, hizmet etmekle şereflenirdi.
 
Yine Resulullah efendimiz evine teşrif etmiş ve istirahat için evinde uyumuştu. Bir müddet sonra Peygamber efendimiz gülümseyerek uyandılar. Bunun üzerine Ümm-i Hiram sordu: 
 
- Ya Resulallah! Niçin güldünüz?
 
- Ey Ümm-i Hiram! Ümmetimden bir kısmını gemilere binmiş hâlde, kâfirlerle gazaya giderlerken gördüm.
 
- Ya Resulallah! Duâ et, ben de onlardan olayım!
 
Peygamberimiz de onun bu arzusunu geri çevirmeyip, kabul etti ve şöyle duâ buyurdular: 
 
- Ya Rabbi! Bunu da onlardan eyle!
 
Resulullah efendimiz tekrar uyuyup, yine gülümseyerek uyandılar. Tekrar gülme sebebini sorunca, buyurdular ki: 
 
- Bu defa da, ümmetimden bir kısmının, padişahların tahtlarına kuruldukları gibi debdebeli bir kalabalık hâlinde gazaya gittiklerini gördüm.
 
Ümm-i Hiram bu sefer de dedi ki: 
 
- Ya Resulallah! Duâ et, ben de bir gazi olarak onların arasında bulunayım.
 
Bu sefer Peygamberimiz buyurdu ki: 
 
- Hayır, sen öncekilerdensin.
 
Böylece onun deniz seferinde bulunacağını önceden haber vermiş oldu.
 
Ümm-i Hiram, Resulullah efendimizin vefatından sonra, kocası Ubade bin Samit Şam’a gönderilen ilmî heyet içinde olduğundan, Humus’a yerleştiler.
 
Seksenaltı yaşında idi 
 
Halife Hz. Osman’in izniyle, 647 yılında Hz. Muaviye, Kıbrıs adasındaki insanların da saadete kavuşmaları, cehennemden kurtulmaları için bir deniz seferi düzenledi. Bu sefer, müslümanların ilk denız savaşıydı. Bu sefere gönüllü seçilen kimseler arasında eshab-ı kiramın ileri gelenleri de vardı. Bunlar arasında Hz. Ebu Zer, Hz. Ebüdderda, Hz. Ubade bin Samit ve hanımı Ümm-i Hiram da vardı.
 
Hz. Muaviye, bu orduya Hz. Abdullah İbni Kays’ı kumandan tayin etti. Deniz yoluyla yolculuk başladı. Hz. Ümm-i Hiram, seksenaltı yaşında olmasına rağmen, bu zahmetli yolculuğa katlanıyor, oradaki insanlara İslâmiyeti bildireceklerini, onların da kurtuluşa, saadete kavuşacaklarını düşünerek, teselli buluyordu.
[6/6 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun farz oluşu
 
Oruç, hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır.
Orucun müslümanlara farz olduğu Bakara sûresindeki:
'Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizlere de farz kılındı. Ta ki, korunasınız' âyetiyle bildirilmiş, ayrıca aynı sûrenin 185. âyetinde de 'sizden kim bu aya (Ramazan'a) erişirse oruç tutsun' buyurularak oruç ibadetinin yerine getirilmesi emredilmiştir. Peygamber Efendimiz de, İslâm'ın beş temelinden birinin Ramazan ayında oruç tutmak olduğunu bildirmiştir.
Birinci ayetten açıkça anlaşılıyor ki oruç, ilk peygamber Âdem (a.s.)'den itibaren bütün peygamberlere ve onlara inananlara farz kılınmıştır. Oruç, insanlığın ilk zamanlarından beri yerine getirilmesi emredilen bir ibadettir. Çünkü, ruhen arınıp ahlâken olgunlaşmak bakımından insanın oruca ihtiyacı olduğu gibi maddî ve manevî pek çok faydaları da vardır.
Anlamlarını sunduğumuz ayetlerde orucun, müslümanlara farz olduğu bildirilmiş; hasta, yolcu ve oruç tutmaya gücü yetmeyenler için getirilen kolaylıklar hakkında da şöyle buyurulmuştur:
'(Oruç) sayılı günlerdir. Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler kadar diğer günlerde oruç tutar. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir yoksulu doyuracak fidye gerekir.'
Bu ayette, geçerli mazereti olanların, orucu Ramazan'dan sonraya erteleyebilecekleri bildirildikten sonra sürekli mazereti olup da ömürboyu oruç tutmaya gücü yetmeyenlere bunun karşılığında fidye vermeleri emredilerek gerekli kolaylık sağlanmıştır. Ciddî ve geçerli bir mazeret olmadıkça belirli şartları taşıyan müslümanların ise bizzat oruç tutarak Allah'ın emrini yerine getirmesi gerekir.
[6/6 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Ahde Vefâ
 
Sözünde durma, sözünü yerine getirme. Verdiği sözde durmayıp cayan gaddâr (zâlim), hâin kimse için kıyâmet günü bir sancak dikilir ve; 'Dikkat olunsun bu sancak falan oğlu falanın ahde vefâsızlık alâmetidir' denilerek teşhîr edilir (gösterilir) . (Hadîs-i şerîf-Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Sünen-i Tirmizî) Ahde vefâsızlığın yaygın hâl aldığı bir millette cinâyet çok olur... (Hadîs-i şerîf-Müsned-i Ebû Ya'lâ, Beyhekî, El-Müstedrek)
[6/6 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Adal
 
 T. Nam kazan, ün al
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[6/6 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Dişi ya da erkek hayvandan hangisinin kurban edilmesi daha faziletlidir?
 
Deve, sığır gibi büyükbaş hayvanlarla, koyun, keçi gibi küçükbaş hayvanların belirli şartları taşımaları durumunda, erkek olsun dişi olsun kurban olarak kesilebilecekleri hususu Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadis ve uygulamaları ile sabittir. Kurban edilecek hayvanın cinsiyeti, kurban ibadetinin fazileti açısından bir ölçü değildir. Ancak sığırın dişisinin kurban edilmesinin faziletli olduğu görüşünü ileri süren fakihler olmuştur (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, VI, 322). Bu görüşü o fakihlerin yaşadıkları toplum ve dönemin şartlarına göre değerlendirmek daha isabetli olur. Tarıma dayalı bir toplumda erkek sığırın gücünden daha fazla yararlanılma imkanının bulunması göz önünde bulundurularak böyle bir görüş ortaya atılmış olabilir. Ancak bu görüşler, dinin değişmez esasındanmış gibi kabul edilmemelidir. Bunlar, toplum menfaati göz önünde bulundurularak ortaya konulmuş görüşlerdir. Günümüzde de aynı esastan hareketle dişi sığırların kurban edilmesinin üretime zarar vermesi halinde, erkek sığırların tercih edilmesi uygun olur. Ayrıca kurbanlık hayvanın erkek veya dişi olması, kurbanın geçerlilik şartları arasında yer almamaktadır.
[6/6 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: 1.
 
 
قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاءِۚ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ وَمَا
 
(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.” (Bakara, 2/144) [1]
 
 [1] . Hz.Peygamber, Hicrî ikinci yılın ortalarına kadar namazlarda Kudüs cihetine yöneliyor, fakat hep Kâbe’ye yönelme emrinin gelmesini bekliyordu. Bir ikindi namazı sırasında Allah Teâlâ, Kâbe’ye doğru yönelmesini emretti. Kudüs’e doğru yönelerek başlanan bu namaz Kâbe’ye yönelerek tamamlandı. Bu olayın geçtiği yerde yapılan mescit, bugün “Mescid-i Kıbleteyn”, yani iki kıbleli mescit diye anılmaktadır.
[6/6 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: 'Görmedin mi Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.'
(İbrahim, 14/24)
 http://www.duavesureler.com
[6/6 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.'
(Buhâri, 'İman', 28, Savm 6; Müslim, 'Sıyâm', 203 )
 http://www.duavesureler.com
[6/6 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: 'Bizleri, verdiğin nimetlere şükreden şakir kullarından eyle Allah'ım.'
null
 http://www.duavesureler.com
[6/6 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: 'Herhangi bir müslüman kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde vefat ederse, (ilk cennete girenler ile beraber) cennete girer.' (Hadis-i Şerif)
 
Semerkand Takvimi
[6/6 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Çocuklara İsim Verirken
 
İslâm’da çocuğa genellikle doğduğu gün veya gece isim verildiği gibi, doğumunun üçüncü veya yedinci gününde ad konulmaktadır. Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] oğlu İbrahim dünyaya gelince,  Bu gece bir oğlum doğdu; ona ceddim İbrahim’in adını verdim  (İbn Sa‘d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ) buyurmuşlardır. Dinimizde yeni doğan bir çocuğa aşağıda vereceğimiz hususların uygulanması müstehap olarak görülmüştür:
 
• Çocuğa doğunca veya doğumu müteakip yedinci günü adı konur.
 
• Çocuğun ismini ilmiyle âmil, ehl-i salih bir zata koydurmak iyidir. Ashâb-ı kirâm çocuklarına isimlerini Peygamber Efendimiz’e [sallallahu aleyhi vesellem] verdirmeyi tercih etmişlerdir.
 
• Çocuk isim koyacak kişinin kucağına verilir. Kişi abdestli bir şekilde kıbleye döner, önce sağ kulağına ezan, sol kulağına ise kamet okur ve üç kere çocuğun sağ ve sol kulaklarına ismini tekrar eder.
 
• Çocuğa isim koyduktan sonra hayır duada bulunulmalıdır. Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem],  Yâ Rabbi, bu çocuğu hayırlı ve salihlerden eyle ve onun güzel bir şekilde yetişmesini sağla  diye dua etmiştir.
 
Semerkand Takvimi
[6/6 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Görmedin mi Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.'
(İbrahim, 14/24)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=cW2Jn8LUiQE=
[6/6 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Hidayet ettiğin kimselerle birlikte bana da hidayet et, âfiyet verdiğin kimselerle birlikte bana da âfiyet ver, yüz çevirdiğin kimselerden benim de yüz çevirmemi nasip et, bana verdiğin nimetleri bereketli kıl.”
(İbn Hıbban, 'Ed’ıye', No: 945)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=cW2Jn8LUiQE=
[6/6 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah'ın adıyla, Allah Resulune salât ve selam olsun. Allah'ım , Senden fazl-u (ihsanını) diliyorum. Allahım, beni rahmetinden uzaklaştırılmış şeytanın şerrinden koru.'
(Buhârî, 'Teheccüd ', 25)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=cW2Jn8LUiQE=
[6/6 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun. Öfkesi geçerse ne âlâ geçmezse yatsın. Hadis-i Şerif
[6/6 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, o size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.
 
(Cuma, 62/8)
[6/6 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Nefislerinizin aleyhine dua etmeyin, çocuklarınızın aleyhine de dua etmeyin, hizmetçilerinizin aleyhine de dua etmeyin. Mallarınızın aleyhine de dua etmeyin. Ola ki, Allah’ın duaları kabul ettiği saate rast gelir de, istediğiniz kabul ediliverir.
 
(Abu Dawud)
[6/6 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
...İşlediğim günahların şerrinden sana sığınırım. Bana lutfettiğin, ni'metlerini i'tirâf ederim, günahımı da i'tirâf ederim. Beni affet çünkü günahları ancak Sen affedersin.
 
(Buhârî)
[6/6 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Hakem
 
Hüküm veren, son kararı veren
[6/6 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Zorba ile Avcı
 
   Vakti zamanında zayıf nahif bir avcı deniz kenarına balık avlamaya gider. Epey bir zaman oltasını suların karanlığında dolaştırdıktan sonra en nihayet kısmetine bir tek balık yakalar. 
 
 Balık avcısı kısmetine razı olan bir eda ile gülüş cümbüş, sıcak aile yuvasına, çocukların yanına dönerken yolda rastladığı gözü pek bir zorbanın hücumuna uğrar. Zorba bütün yalvarış ve yakarışlarına bakmaksızın, onun çocuklarını sevindireceği bir tek balığını yakaladığı gibi elinden alıp yollanır. Zavallı avcı da arkasından bakakalır.  
 
 Bütün bir gün boyu avlanmasının karşılığında tutabildiği bir tek balığını, bir zorba sadece kendisinden güçlü kuvvetli olduğu için zorla elinden almıştır. O emek vermiştir, fakat eli boş dönmekte, zorba ise hiçbir zahmete katlanmaksızın, sadece bilek kuvvetiyle hazıra konmakta. Bir yanda çalışan, fakat eli boş dönen; öbür yanında çalışmadan elini dolduran! 
 
 İşte balık avcısı kafasında böylesine düşüncelere at oynattırırken kılı kırk yaran yüce Allah'ın adaletine sığınarak basar bedduayı. 'Ey Rabbim!' der. 'Beni zayıf nahif yarattın, o zorbayı ise güçlü kuvvetli. Hatta o kadar ki kendi öz emeğimle yakaladığım bir tek balığımı zorla elimden aldı. Ne olur, yaratıklarından birini ona musallat et de ondan benim hakkımı alsın! ve ona öyle bir ders ver ki, tüm müslümanlara ibret teşkil etsin.'  
 
 Zavallı balıkçı beddua ede dursun. Zorba, balıkla evine döner ve balığı iyice bir pişirtir. Sofraya konduğunda iştahlı iştahlı yemeğe başlar. Doha henüz bir parça koparmak üzere iken, Allah'ın hikmeti, parmağına bir kılçık batıverir. Zorba, yemeği memeği bırakmış derin bir acı saran parmağının derdine düşmüştür. Mikrop kapan parmağın yarası öylesine hızla gelişir ki, kısa süre içinde bütün kolunu kaplar. Artık kol kangren olmak üzeredir. Nereye başvursa bir derman bulamaz. 
 
 İşte zorba, bir balık çalmanın neticesinde başına gelen belanın yakıcı ıstırabıyla yanıp tutuşurken bir gece rüyasında ilâhî bir ses duyar: 'Ses der ki: 'Ey zorba, git çaldığın balığın sahibini bul ve ona hakkını ver ki sen kangrenden kurtulasın.'  
 
 Sabah olup da uyanınca zorbanın ilk işi balığın sahibini bularak ona elinden zorla aldığı balık karşılığında hakkı olan parayı ödemek ve onunla helalleşmek oldu. Ondan sonra da kolu iyileşerek eski sıhhatine kavuştu.
[6/6 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım, hatamı ve cahilliğimi, işimde aşırılığımı ve benden iyi bildiğin şeylerimi bağışla. Allah'ım, ciddimi ve şakamı bağışla, hataen ve kasten yaptıklarımı bağışla. Bütün bunlar bende vardır. Allah'ım, yapıp ileriye gönderdiğim ve yapmayıp geriye bıraktığım; açıkladığım ve gizlediğim şeylerimi ve benden daha iyi bildiğin şeylerimi bağışla. İleriye süren ve geriye bırakan Sensin. Sen her şeye kadirsin.' (Buharî-Müslim)
[6/6 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kadınla dört şeyden dolayı evlenilir: Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanını seç. (Aksi hâlde) fakr u zarurete duçar olursun!
(Buhârî, Nikâh, 16)
[6/6 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: MAKALE.......... BUNLARI ANLAT

Geçtiğimiz ayda TV’de muhalif bir siyasetçi; (Son 20 yılda) “Türkiye’de tek bir tane fabrika yapılmadı yahu. Yatırım yok yatırım. Üretim olmazsa istihdam olur mu?” dedi. Bu akıllara ziyan sözlere ne moderatörün ne de programdaki iktidarı destekleyen yazarın iki çift lafı oldu. Apışıp kaldılar ve aval aval baktılar...

Halbuki; Türkiye’nin 100 yıllık tarihinde bu kadar çok hizmet, yatırım, teknolojik atılım, yerli ve millî sanayi hamlesi yapılan bir dönem olmadı. Ağır sanayiden orta ölçekli fabrikalara, kara yolu ve hızlı tren gibi demir yolu yatırımlarından tünellere, devâsa barajlardan yüzlerce orta ölçekli baraj ve gölete, şehir hastanelerine, depremden zarar görmüş on binlerce insana en hızlı biçimde konut üretimine, teknolojik yatırımlarına, ilâç sanayiine, yenilenebilir enerjideki atılımlardan dünyanın gündemine oturan, akıl almaz boyuta varan yerli ve millî sanayi hamlesine... Say say bitmez...
=Türkiye’de her gün yüz akı yeni bir yatırım yeni bir şey oluyor. Bir muhabir gönder ve iki dakikalık haber yap değil mi?
=Tosyalı Holding’in İskenderun'da 2,5 milyar dolarlık yassı çelik   üretim fabrikası bitme aşamasına geldi.1300 işçi çalıştıracak.
=Lineer Metal Siirt'te Çinko İzabe Tesisi tamamlanıyor.
=İbişler Tekstil, Fatsa’da 1.200 kişi çalışacak fabrika kuruyor.
=Yerli güneş paneli üreticisi GTC Enerji ve HSB Marine, suda yüzen Güneş Enerjisi Santrali’ni (GES) kurup görücüye çıkardı.
=TUSAŞ, T-925 Genel Maksat Helikopteri'nin ilk uçuşu 2025.
=İlk silahlı insansız deniz aracı ULAQ tamamlanmak üzere.
=(Yalnız) 2021 yılında, 83 adet baraj ve gölet hizmete açılacak.
=TÜBİTAK, baş ve boyun kanseri tedavisi ilâcı üretimine başladı. 
=Çanakkale Köprüsü 18 Mart 2022 tarihinde, hizmete açılacak.
=Yerli ve millî helikopter motoru üretilip TUSAŞ’a teslim edildi.
=TUSAŞ’tan Aksungur ve ANKA 2 uçaklarından 5 adet yapıldı.
=Bu arada Millî Muharip Uçak ise 2025’te ilk uçuşunu yapacak.
=HÜRKUŞ C eğitim ve Taarruz Jeti'nin teslimatı 2025’te.
=ATAK taarruz helikopterlerinden tam 62 adet üretildi. 
=Katar ile doğalgaz ve petrokimya yatırımı başladı.
=Yenilenebilir enerji yatırımları hızla ilerliyor.
=Uçurulan yerli İHA çeşitlerinin sayısı gittikçe artıyor..
Yazdıklarım yapılanların ve yapılacakların inanın ki binde biri.
Fuat Uğur     TÜRKİYE GAZETESİ        30.4.2021

 
 
06.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[6/6 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ubade İbnu's-Samit (ra)
Resulullah (sav)'a bir vahiy geldiği zaman, vahiy sebebiyle onu bir gam ve keder alır, yüzünün rengi uçardı. Bir gün Cenab-ı Hakk yine vahiy indirmişti ki aynı hal onu sardı. Keder hali açılınca: '(Zina haddiyle ilgili hükmü) benden alın. Allah onlar hakkında yol kıldı (yani çok açık şekilde had beyan etti): Bekar bekarla zina yapmışsa cezası yüz sopa ve bir yıl sürgündür. Dul dulla zina yaparsa yüz sopa ve recm'dir.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Müslim, Hudud 13, 1690, Ebu Davud, Hudud 23, 4415, Tirmizi, Hudud 8,1434
 
Hadisin Açıklaması:
Hadis önce vahiy indiği sırada Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın mâruz kaldığı sıkıntılı ve meşakkatli  hali tasvir etmektedir. Zira âyet-i kerimenin de işaret ettiği üzere, Kur'ân vahyi 'ağır' bir durumdur: 'Doğrusu biz sana taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz' (Müzzemmil: 73/5). Bu 'ağır söz', Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) deve üzerinde iken gelse devenin bacakları yanlara doğru kavis yapar, devenin karnı yere değecek şekilde çökerdi. Dizi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın dizine dayalı olanlar, vahyin 'sıkleti' altında ezilme noktasına gelir, 'bir daha yürüyemeyeceğini zannederdi'. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da terler, rengi  uçar ve bir gam hâline girerdi. 
 
Hadisin ifade ettiği ahkama gelince: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Allah onlar hakkında yok kıldı' sözüyle şu âyete işaret buyurmuştur: 
 
'Kadınlarınızdan fuhşu irtikâb edenlere karşı içinizden dört şâhid getirin. Eğer şehâdet ederlerse -onları ölüm alıp götürünceye, yahud Allah onlara bir yol açıncaya kadar- kendilerini evlerde alıkoyun (insanlarla ihtilattan menedin) (Nisa: 4/15).
 
Şu halde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu hadiste getirdiği açıklama, ayette beklenmesi işaret buyurulan 'yol' yani 'Allah'ın zina yapanlara açacağı yol' -bir başka ifade ile- tesbit edeceği ceza şeklidir. Şu halde Resûlullah bu cezayı böylece açıklamış bulunmaktadır.
 
Ancak, İslâm âlimleri, âyetin delaleti hususunda ihtilaf etmiştir. Bazısı âyet için: 'Muhkem'dir, bu hadis onu tefsir etmektedir' derken bazısı da Nur suresinin başında yer alan: 'Zina eden kadın ve erkeğin herbirine yüzer değnek vurun...' âyetiyle 'mensuh'tur demiştir. Nur suresindeki bu âyetin bekar zânilerle, öbürü ise dul  zânilerle ilgili olduğunu söyleyenler de olmuştur.
 
Bütün alimlerimiz, bekar zâniye yüz sopa vurulması gereği ile muhsan (yani bekar olmayan) zâninin recm edilmesi gereğinde icma ederler. Ehl-i kıble olan bütün âlimler bu prensibte birleşirler. Bu icmaya, Havâric ve Mutezile'den Nazzâm  ve yakınları olmak üzere nadir kişiler katılmamıştır.
 
Hadiste gelen 'bekar'ın bekarla' 'dul'un dul'la zinası' sözü bu durumu şart kılmıyor. Yani bekar zâninin cezası 'celde ve sürgün'dür. Zina fazihasını bekarla da yapsa, bekar olmayanla da yapsa netice değişmez.
 
Bekâr'ın tarifine gelince: -Kadın veya erkek- sahih bir nikahla âkil bâliğ olduğu halde cima yapmamış kimse demektir. Dul'un (seyyib) tarifi: Hayatında bir kere de olsa nikah-ı sahihle, âkil, bâliğ, hür olduğu halde cimada bulunan kadın veya erkektir. Müslüman, kâfir sefihlik sebebiyle hacr konmuş kimselerin hepsi bu meselede birdir
[6/6 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse, artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır. (Kâri’a, 101/ 6-7)
[6/6 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Allah Teala hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç varetmiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın. Ravi: Ebu Davud, Tıbb 11
[6/6 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Cahiliye insanları, devenin etini, karnındakinin hamileliği vaktine satarlarda 'karnındakinin hamileliği' devenin karnındakini doğurması, doğanın da büyüyüp hamile kalmasıdır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu alış-verişi yasakladı.' Buharfnin bir rivayetinde '...sonra karnındaki de doğar' denir.
 
Kaynak : Buhari, Büyu 61, Menakıbu'l-Ensar 26, Selem 8, Müslim, Büyu 6-6, (1514), Tirmizi, Büyu 16, (1229), Ebu Davud, Büyu 24, (3370), Nesai, Büyu 67, 68 (7, 293-294), İbnu Mace, Ticarat 24, (2197), Muvatta, Büyu 62, (2, 653-654)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[6/6 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: 401: İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
 
“İnsanlar kıyamet günü Rablerine karşı hesap vermek üzere kabirlerinden kalkarlar, (ve öyle çok bekleyecekler ki) Onlardan bir kısmı kulaklarının yarısına kadar ter içinde kalıp kaybolacaklar.” (Buhari, Rikak 47, Müslim, Cennet 60)
 
402- عَنْ أنس بْنِ مَالِكٍ
 
قال : خَطَبَنَا رَسُولُ اللهِ
خُطْبَةً مَا سَمِعْتُ مِثْلَهَا قَطُّ، فَقال : لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ, لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً, وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا. فَغَطَّى اَصْحَابُ رَسُولِ الله
وُجُوهَهُمْ وَلَهُمْ خَنِينٌ.
وَفِى رِوَايَةٍ: بَلَغَ رَسُولَ اللَّهِ
 
عَنْ أَصْحَابِهِ شَيْءٌ فَخَطَبَ, فَقال : عُرِضَتْ عَلَيَّ الْجَنَّةُ وَالنَّارُ, فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ, وَلَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ, لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا. قال : فَمَا أَتَى عَلَى أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ
, يَوْمٌ أَشَدُّ مِنْهُ. غَطَّوْا رُؤُوسَهُمْ وَلَهُمْ خَنِينٌ.
402: Enes (Allah Ondan razı olsun)’den rivayete göre şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) eşini benzerini o güne kadar hiç duymadığım bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu: “Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız.” Bunun üzerine sahabe yüzlerini kapatarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. (Buhari, tefsiru sure-i Maide 12, Müslim, Fezail 134) (448’de tekrar gelecektir.)
 
* Müslim’in değişik bir rivayeti şöyledir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e ashabından bir haber ulaşmıştı da bunun üzerine şöyle bir konuşma yapmıştı: “Cennet ve cehennem gözlerimin önüne serilip bana gösterildi. Hayır ve şer hakkında bugün gördüğümü hiç görmedim. Eğer ahiret ve azap hakkında benim bildiğimi bilseydiniz elbette az gülüp çok ağlardınız”, buyurdu. Rasulullah’ın ashabı bundan daha kederli bir gün geçirmediler ve başlarını öne eğerek hıçkıra hıçkıra ağladılar. (Müslim, Fezail 134)
 
403- عَنِ الْمِقْدَادُ
 
قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ: تُدْنَى الشَّمْسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنَ الْخَلْقِ, حَتَّى تَكُونَ مِنْهُمْ كَمِقْدَارِ مِيلٍ.قال سُلَيْمُ بْنُ عَامر: فَوَاللَّهِ, مَا أَدْرِي مَا يَعْنِي بِالْمِيلِ, أَمَسَافَةَ الأرض أَمِ الْمِيلَ الَّذِي تُكْتَحَلُ بِهِ الْعَيْنُ؟ فَيَكُونُ النَّاسُ عَلَى قَدْرِ أَعْمَالِهِمْ فِي الْعَرَقِ , فَمِنْهُمْ مَنْ يَكُونُ إِلَى كَعْبَيْهِ, وَمِنْهُمْ مَنْ يَكُونُ إِلَى رُكْبَتَيْه ِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَكُونُ إِلَى حَقْوَيْهِ, وَمِنْهُمْ مَنْ يُلْجِمُهُ الْعَرَقُ إِلْجَامًا. وَأَشَارَ رَسُولُ اللَّهِ
بِيَدِهِ إِلَى فِيهِ .
403: Mikdad (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü güneş insanlara bir mil mesafe kalıncaya kadar yaklaştırılır.” Hadisi Mikdad’dan rivayet eden Süleym ibni
[6/6 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;
-Kamer Suresi, 34
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[6/6 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 6043]
 
Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Dişlerinizi misvaklayın. Çünkü misvak ağız için temizlik sebebidir, Allah'ın rızasına vesiledir. Cibril her gelişinde bana misvakı tavsiye etti; öyle ki bana ve ümmetime farz kılacağından korktum. Ümmetime zorluk veririm diye endişe etmeseydim bunu onlara farz kılardım. Ben öyle (ciddi) misvak kullanırım ki, öndeki dişlerimin (veya diş etlerimin) diplerinden kazınacağı endişesine kapılırım.'
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[6/6 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: İşte, o peygamberler, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: 'Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.' - En'âm - 90. Ayet
[6/6 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Bu namazı (Yatsı) gece karanlığında kılın! Bu namaz nedeniyle diğer ümmetlere üstün kılındınız, çünkü sizden önce bunu hiçbir ümmet kılmadı. - İbn Hanbel, V, 237
[6/6 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: “Kim dine ve dünyaya yararlı bir iş yaparsa kendi iyiliği için yapmış olur; kim de kötülük işlerse kendi aleyhine işlemiş olur…” - Fussilet, 41/46
[6/6 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Namazgâh, Farsça kökenli “nemaz” kelimesi ile “yer” anlamındaki “gâh” edatının birleşiminden meydana gelmektedir. “Namaz kılınan yer” ya da kısaca “namazlık” demektir. “Namazgâh taşı” ise, hem kıbleyi gösteren hem de açık arazide “sütre” görevi gören ve görünüm itibariyle genellikle mezar taşına benzeyen ve üzerlerinde çoğunlukla: “Küllema dehale aleyha zekeriyye’l-mihrab” ayeti, bazen sadece: “elMihrab” kelimesi, bazen de: “Sâhibü’l-hayrât ruhu içün fatiha” benzeri ibareler bulunan, bu sebeplede halkın çoğunluğu tarafından mezar taşı sanılan kitabelerdir. Halk arasında “set”, “seki”, edebiyatta ise “suffe”, “musalla” ve “makam” kelimeleri ile de ifade edilen namazgâhlar, şehir dışında, kırda bir mihrap konulmak suretiyle müminlerin namazlarını eda etmeleri için vakfedilmiş hayrat yerleridir. Bazı namazgâhların üzerleri açık, bazılarının kapalı olurdu. Hutbe için minberi olan namazgâhlar da vardı. Bazıları yontma veya kesme taştan duvar örülerek kurulur, bazıları işlemeli, oymalı, kenarları ağaç parmaklıklı olurdu. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bu tür namazgâhlar vardır. (Diyanet Aylık Dergi Mart2007) - NAMAZGÂH
[6/6 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir.
[6/6 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: besmelenin dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercemesi şu şekillerden biri olması gerekir:
 
1- Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)
 
2- Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)
 
3- Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması )
 
4- Rahmân Rahim olan Allah adına.
 
Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki 'olan' sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü 'olmak' fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. Olan yerine bulunan kelimesini de bağlaç olarak kullanmak iyi olmuyor. Bundan dolayı bu bağlacın düşürülmesi ile;
 
5- 'Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;
 
6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile' demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;
 
7- Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;
 
8- Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir. Bunu 'Allah, rahmân, rahim ismi ile' şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile denilmemesi bu şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat 'i'si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.
 
O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak terceme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her müslümanın ve her Türk'ün çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan besmeleyi bir 'ile' veya 'adıyla' ifade tarzı hatırı için terceme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N