Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 18.07.2023 10:39

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[7/6 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: “Sizden biriniz din kardeşine rastlarsa ona selam versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar, taş girer de tekrar karşılaşırsa yine selam versin.”
(Ebu Davud, Edeb 135)
[7/6 22:30] Ömer Tarık Yılmaz:  Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. Biz, ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve nice insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirdik.
el-FURKÂN Sûresi 48.Ayet
[7/6 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: NAMAZIN VÂCİPLERİ
 
1- Namaza “Allâhü ekber” diyerek başlamak,
2- Farz namazların ilk iki rek’atinde, nafilelerin her
rek’atinde Fâtiha okumak,
3- Fâtiha’dan sonra bir sûre veya kısa bir sûreye
denk âyet okumak,
4- Kırâatı; Fâtihayı ve sûreyi ilk iki rek’atta okumak,
5- İki secdeyi birbiri ardınca yapmak,
6- Tâdil-i erkâna riâyet etmek. Yani kıyâm, rükû ve
secde gibi namazın her rüknünü sükûnetle yerine getirmek.
Mesela rükûdan kalkarken vücut dimdik olmalı,
en az bir kere sübhânallâhi’l-azîm diyecek kadar durduktan
sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında
da böyle bir tesbih okunacak kadar durmalıdır.
7- Ka’delerde Ettehıyyâtü okumak,
8- Namazın sonunda selâm vermek,
9- Öğle ve ikindi namazlarının farzlarında Fâtiha ve
sûreleri gizli (kendi işiteceği kadar) okumak,
10- Sabah, akşam ve yatsının farzlarıyla cuma ve
bayram namazlarında imamın Fâtiha ve sûreleri açıktan
okuması,
11- Üç veya dört rek’atli namazlarda ikinci rek’atten
sonra oturmak,
12- Fâtiha’yı, sûre veya âyetten evvel okumak,
13- Namazda sehven terk edilen vâciplerden dolayı
sehiv secdesi etmek,
14- Vitir namazında kunut okumak,
15- Secdede alın ile birlikte burnunu da yere koymak...Daha az
[8/6 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: 6 - Abdesti Müteakip (Okunması) Müstahab Olan Dualar Bâbı
 
575 - Bana Muhammed b. Hatim b. Meymun rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muâviye b. Salih , Rabia' dan yani İbn Yezid'den, o da Ebû İdris el-Havlâni' den, o da Ukbetü'bnü Âmir' den naklen rivâyet etti. H.
 
576 - Bana Ebû Osman dahi Cübeyr b. Nüfeyr' den, o da Ukbetü'bnü Â'mir'den naklen rivâyet etti. Ükbe şöyle dedi. Üzerimizde deve gütme vazifesi vardı. Nevbetim gelince akşamlayın develeri ağıllarına götürdüm.
 
Sonra Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'e ayakta cemaata bir şeyler söylerken yetiştim. Yetiştiğim sözü şudur:
 
«Eğer bir Müslüman tertemiz abdest alır, sonra kalkarak iki rekât namaz kılar, kalbi ve yüzüyle o iki rekâta yönelirse o kimseye cennet vacip olur.» buyurdular. Ben:
 
— Bu ne güzel şey dedim. Birde baktım Önümde biri: Bundan önceki daha güzeldi diyor!...
 
Baktım ki Ömer'miş (bana):
 
— Ben seni demin gelirken gördüm Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) sen gelmezden Önce şöyle buyurdular, dedi.
 
«Eğer sizden biriniz abdest alır, onu yerli yerince yapar, yahut tastamam icra eder de sonra: 'Ben Allah'tan başka ilâh olmadığına; Muhammed'in Allah'ın kulu ve resulü olduğuna şahadet ederim.' derse o kimseye cennetin sekiz kapısı (birden) açılır. Onların hangisinden dilerse ondan girer.»
 
577 - Bize bu hadisi Ebû Bekr b. Ebi Şeybe'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Zeyd b. Hubab, rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muâviyetü'bnü Salih, Rabiatü'bnü Yezid'den, o da Ebû İdris el-Havlânî ile Ebû Osman'dan, onlarda Cübeyr b. Nüfeyr b. Malik el-Hadremi'den. o da Ukbetü'bnü Âmir el-Cühenîden naklen rivâyet etti. Ukbe Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu diyerek bu hadisin mislini rivâyet etmiş. Şu kadar var ki o:
 
«Her kim abdest alır da bir Allah'tan başka ilâh yoktur, onun şeriki yoktur; ben Muhammed'in onun kulu ve resulü olduğuna şahadet ederim.» buyurdu demiş.
 
 
 
 
[8/6 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hureyre radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'İnsanların en çok yalan söyleyenleri boyacılar ve kuyumculardır.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[8/6 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: 69. Bir defa Habeş Hükümdarı Necaşi tarafından Hazret-i Peygamberin huzuruna elçiler gelmişti.Bunlara doğrudan doğruya kendisi hizmet etti.Ashaptan bazıları:'Ya Rasûlullah! Biz hizmete yetişiriz' dediler.Şu cevabı verdi:'Bunlar,Habeşistan'a hicret etmiş olan ashabıma yer göstermişler ve ikram etmişlerdi.Şimdi ben de bunlara hizmet etmek isterim'.(Et-Terğib ve't-Terhib)
[8/6 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Vefatı 632
•  Emekli Sandığı’nın Kuruluşu 1949
•  Türkiye’de İlk Kalp Ameliyatı Yapıldı 1951
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[8/6 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Her haberin yakında gerçekleşeceği bir zaman vardır.Yakında siz de gerçeği bileceksiniz.” 
 
En’am 67
[8/6 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Ben, dünyada bir ağacın altında gölgelendikten sonra yola koyulup  orayı terk eden bir yolcu gibiyim.” 
 
Tirmizî, Zühd, 44
[8/6 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBERİMİZİN ASHABINA VASİYETİ
 
Hastalığı esnâsında Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hafiflediği zamanlar cemaate birkaç vakit namaz kıldırabildi. Bunların birinde, gönüllerini peygamberlerinin irtihâl edeceği hissiyle büyük bir hüzün burukluğu kaplayan ashâb-ı kirâma şöyle buyurdu:
“Ey insanlar!
Duydum ki sizler, peygamberinizin vefât edeceğinden korkuyormuşsunuz! Benden evvel gönderilip de ümmeti içinde dâimî olarak kalmış bir peygamber var mıdır ki ben de sizin içinizde sürekli kalayım? İyi biliniz ki ben Rabbime kavuşacağım! O’na siz de kavuşacaksınız! Muhakkak ki bütün işler, yüce Allâh’ın izni ile cereyân eder.” (Buhârî, Salât, 80; İbn-i Sa’d, II, 227)
Ashâbım!
Nihâyet ben de bir insanım. Aranızda bâzı kimselerin hakları geçmiş olabilir. Ben hangi kişinin tenine dokunmuş isem, işte tenim! Gelsin, o da dokunsun, hakkını alsın! Kimin sırtına vurmuşsam, işte sırtım! Gelsin, vursun! Kimin malından sehven almışsam, işte malım! O da gelsin alsın! Ey Allâh’ım! Ben, ancak bir beşerim. Müslümanlardan hangi kişiye ağır bir söz söylemiş veya vurmuş ya da lânet etmiş isem Sen bunu, onun hakkında bir temizlik, ecir ve rahmet vesîlesi kıl!” (Ahmed, III, 400)
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[8/6 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ...فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الْمَهْدِيِّينَ الرَّاشِدِينَ تَمَسَّكُوا بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ. (د)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “(Ehl-i bidatin çoğaldığı zamanda) …siz hepiniz, benim sünnetimi ve hidâyete erdirilmiş olan râşid halifelerimin yolunu takip ediniz, ona sımsıkı sarılınız, azı dişlerinizle (yani bütün gücünüzle) ona tutununuz.” (Sünen-i Ebû Dâvud)
 
08 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[8/6 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: ALLÂHÜ TEÂLÂ’YI SEVEN, RESÛLÜ’NE TÂBİ OLUR
 
Allâhü Teâlâ Hazretleri, Resûlullâh (s.a.v.) Efendimize uymamızı, onun izinden gitmemizi emredip bidatlerden; Habîbi’nin sünnetine uymayan her şeyden sakındırarak -meâlen-: “(Habîbim Ahmed) de ki: Eğer siz, Allâh’ı seviyorsanız, hemen bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Âl-i İmrân Sûresi, âyet 31) buyurmuştur. Allâhü Teâlâ’yı sevmek ve rızasına kavuşmak ancak Resûlullah Efendimize tâbi olup emirlerine itaat etmekle, sünnet-i seniyyesine sarılmakla olur.
 
Allâhü Teâlâ, Nûr Sûresi’nin 63. âyet-i kerîmesinde ise -meâlen-: “…Artık onun (Resûlullâh’ın) emrine muhâlefet edenler, kendilerine bir fitne ermesinden veya kendilerine elîm bir azâbın çarpmasından sakınsınlar.” buyurmaktadır. Bu âyet-i kerîme, Peygamber Efendimize (s.a.v.) yapılan muhâlefetin pek büyük bir günah olduğuna delâlet eder. Allah ve Resûlü bir meselede hüküm verdiği zaman müminler için tercih hakkı yoktur. Çünkü Hazret-i Allâh’ın emir buyurduğuna tâbi olmak lâzım geldiği gibi, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) istediği şeylere de tâbi olmalıdır. Zira her kim, Allâh’a ve Resûlü’ne herhangi bir şeyde muhâlefet ederse apaçık bir sapıklığa düşmüş ve hak yoldan çıkmış olur. Kişi, bu husûsta itikâd ve amele dair bilgileri Ehl-i Sünnet âlimlerinin yazdığı kitaplardan, ilmihâllerden öğrenmeli, bunda kusur etmemelidir.
 
Nisâ Sûresi’nin 115. âyet-i celîlesinde -meâlen-: “Her kim de kendisine, doğru yol belli olduktan sonra Peygambere muhalefette bulunur ve müminlerin yolunun gayrısına giderse biz, onu gittiğine bırakırız ve kendisine Cehennem’i boylatırız ki o, ne fena gidiştir.” buyurulmuştur.
 
Nisâ Sûresi’nin 69. âyet-i celîlesinde ise -meâlen-: “Ve her kim, Allâhü Teâlâ’ya ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allâhü Teâlâ’nın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlih zâtlar ile beraberdirler. Onlar ise ne güzel arkadaşlardır.” buyurulmuştur.
 
 
 
08 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[8/6 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kitaptan edinilen bilgi vardır, bir de hayattan edinilen bilgi. Olgun insan diye ikisine de sahip olana denir.[Cenap Şahabettin]
[8/6 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. PEYGAMBER’İN VEFATI
“Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, size olan nimetimi ta- mamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim.” (Mâide, 5/3) aye- tiyle Peygamber efendimizin görevi artık sona ermişti. Veda Hacc’ından üç ay sonra da ateşli bir hummaya yakalanarak hastalandı.
Rasûlullah’ın (s.a.s.) hastalandığını duyunca sahabe Mescitte toplanmışlardı. O yüce insan; “Rabbimin huzuruna üzerim- de kul hakkı olmadan varmak istiyorum.” diyerek ashabıyla helâlleşti. “Bilesiniz ki, elbette ben Rabbime kavuşacağım, siz de bana ulaşacaksınız” buyurdu.
Rasûlullah, Hicretin 11. yılında 13 Rebiülevvel (8 Haziran 632) pazartesi günü, kendisine verilen emaneti en mükemmel bir şekilde yerine getirmiş olarak Rabbimizin rahmetine kavuştu. Hz. Ebûbekir, Peygamberimizin “Hiçbir peygamber, vefat ettiği yerin dışında bir yerde defnedilmemiştir.” buyurduğunu işitti- ğini söylemesi (İbn Sa’d, II, 292-293) üzerine, Peygamberimiz vefat ettiği Hz. Aişe’nin odasına defnedildi.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
RAVZA-İ MUTAHHARÂ
Ravza-i Mutahhara; te- miz bahçe demektir. Bu tâbir; Medine’de Mescid-i Nebevî’de Peygamberimiz (s.a.s.)’in kabri ile minberi arasındaki bölüme denir. 10x20 = 200 metrekarelik bir alandır. Peygamberimiz (s.a.s.), “Evimle minberim arası, cennet bahçelerin- den bir bahçedir.” demiştir (Buhârî, Fadlü’s-Salat,6)
 
ÖZLÜ SÖZ
Ölürken hak aşıklarının gönül gözleri açılır da öteleri, bilinmeyen âlemi görürler. Başkaları ise ölüm korkusu ile kör ve sağır olarak ölürler. (Mevlâna)
[8/6 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun yasakları, doğrudan söylenirse yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktır; tersinden söylenirse orucun yasakları, orucun bozulmasına sebep olan şeylerdir. Bölüm başında da belirttiğimiz gibi oruç, yeme, içme ve cinsel ilişkiden kaçınmaktır. Dolayısıyla bu üç hususa dikkat edildiği takdirde oruç tutulmuş olur. Bununla birlikte bazı davranışların, sayılan bu üç şeyin kapsamına girip girmediği konusunda gerekli veya gereksiz tereddütler oluşabilmektedir. Yine orucun bozulmasına yol açmamakla birlikte, orucun genel havasına, anlam ve gayesine yakışmayan şeyler konusunda da dikkatli olmak gerektiği için burada günlük hayatta karşılaşılabilecek bazı durumlara kısaca işaret etmek istiyoruz.
A) ORUCUN MEKRUHLARI
Öteden beri fıkıh ve ilmihal kitaplarında mekruh olarak nitelendirilen şeylerin bir kısmı, orucun anlam ve gayesine yakışmayan şeyler, bir kısmı da biraz ileri gidildiği takdirde orucun bozulmasına sebep olabilecek şeylerdir. Meselâ bir şeyi tatmak ve çiğnemek mekruhtur; çünkü ağza alınan bir şeyin yutulma tehlikesi bulunmaktadır. Fakihler yine aynı gerekçeyle, bir insanın eşiyle öpüşmesini, ona sarılmasını mekruh saymışlardır. Çünkü bu davranış, orucu bozacak bir fiili işlemeye götürebilir. Esasen bir insanın eşiyle öpüşmesi oruca zarar vermez. Nitekim Âişe vâlidemiz, Peygamberimiz'in oruçlu iken hanımlarıyla elleşip şakalaştığını ve öpüştüğünü anlatmıştır (İbn Mâce, 'Sıyâm', 19; Muvatta, 'Sıyâm', 13).
Aşırı titizlikleri gereği misvak kullanmayı dahi mekruh sayanlar bulunmakla birlikte, âlimlerin çoğunluğu bunu mekruh görmemişlerdir. Günümüz-de yaygın olduğu şekliyle ağız ve diş temizliğinin diş fırçası ve diş macunu kullanılarak yapılması da oruca zarar vermez; üstelik aksatılmaması gereken yerinde bir davranış da olur. Ağız ve diş temizliğini gündüz yapmamayı tercih edenler, bunu mutlaka sahurdan sonra yapmış olmalıdır. Oruçlunun normal temizlik için veya cünüplükten temizlenmek için yıkanması mekruh olmamakla birlikte, serinlemek maksadıyla yıkanması oruç esprisine aykırı-lık gerekçesiyle mekruh sayılmıştır. Oruçlunun güzel koku sürünmesi veya güzel kokan bir şeyi özel olarak koklaması da mekruh sayılmaz.
Ayrıca, esasen orucu bozmamakla birlikte, oruçlunun direncinin kırılmasına ve güçsüz düşmesine yol açan, kan aldırmak vb. şeyler mekruhtur. Konunun başında sahurun geciktirilmesi ve iftarın vakit girer girmez yapılmasının anlamına ilişkin olarak söylediğimiz hususlar burada da geçerlidir.
B) ORUCU BOZAN ŞEYLER
Yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmak orucu bozan şeylerdir. Bunların hangi durumda sadece kazâ, hangi durumda kazâ ile birlikte kefâreti gerektirdiğini görelim.
a) Kazâ ve Kefâreti Gerektiren Durumlar
Orucu bozup hem kazâ hem de kefâreti gerektiren durumların başında rama-zan günü oruçlu iken yapılan cinsel ilişki gelmektedir. Zaten Peygamberimiz oruç kefâreti hükmünü, o zaman vuku bulan böyle bir cinsel ilişki olayı üzerine ver-miştir. Oruç kefâreti konusunda eldeki tek örnek ve delil de budur. Bu bakımdan bütün fıkıh mezhepleri, ramazan günü oruçlu iken bilerek ve isteyerek normal cinsel ilişkide bulunmanın, hem kazâ ve hem de kefâreti gerektireceği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bir şey yiyip içmenin kefâreti gerektirip gerektirmediği konusu ise mezhepler arasında tartışmalıdır. Hanefîler, bilerek ve isteyerek bir gıda veya gıda özelliği taşıyan her türlü maddeyi almayı da bu hükme kıyas ederek, bu durumda da hem kazâ hem de kefâret gerekeceğini söylemişlerdir.
Peygamberimiz zamanında cereyan eden ve oruç kefâretinin gerekçesi olan olay şudur:
Bir adam 'Mahvoldum' diyerek Peygamberimiz'e gelmiş ve ramazanın gündüzünde eşiyle cinsel ilişkide bulunduğunu söylemiş, bunun üzerine Peygamberimiz;
- Köle âzat etme imkânın var mı?
- Hayır, yok.
- Peş peşe iki ay or
[8/6 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: O küfredenler, bölük halinde cehenneme sürülür Nihayet oraya geldikleri zaman kapilari açilir, bekçileri onlara: Size, içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bugüne kavusacaginizi ihtar eden peygamberler gelmedi mi? derler 'Evet geldi' derler ama, azap sözü kâfirlerin üzerine hak olmustur  (ZÜMER/71)
 
Rablerine karsi gelmekten sakinanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varip da kapilari açildiginda bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz Artik ebedî kalmak üzere girin buraya, derler  (ZÜMER/73)
 
Ateste bulunanlar cehennem bekçilerine: Rabbinize dua edin, bizden, bir gün olsun azabi hafifletsin! diyecekler  (MÜ'MİN/49)
 
Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atilsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemis miydi? diye sorarlar  (MÜLK/8)
[8/6 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: GADR (VEFASIZLIK)
 
4303 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kıyamet günü, Allah, öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: 'Bu falan (oğlu falanın) vefasızlığıdır' denilir.'
 
Buhari, Edeb, 99, Cizye 22, Hiyel 9, Fiten 21; Müslim, Cihad 10, (1735); Ebu Davud; Cihad 162, (2756); Tirmizi, Siyer 28, (1581).
 
4304 - Müslim'in el-Hudri'den nakline göre, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle demiştir:
 
'Her zalimin arkasında bir bayrağı vardır, zulmü ölçüsünde bu bayrak yükseltilir. Haberiniz olsun, amme hizmetlerini üzerine alandan daha büyük vefasız yoktur.'
 
Müslim, Cihad 15, (1738).
[8/6 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Muâz İbnu Cebel el-Ensârî (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kimin (hayatta söylediği) en son sözü Lâ ilâhe illallah olursa cennete gider' 
Ebu Dâvud, Cenâiz 20, (3116).
[8/6 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
[Bakara Sûresi.42]
[8/6 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[8/6 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Adalet nedir? Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir? Dikene su vermek. Adalet, nimeti yerine koymaktır; su çeken her köke değil. Zulüm nedir? Yersiz yere koymaktır. Bu sadece belaya kaynak olur.[Mevlâna]
[8/6 22:52] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ÜMM-İ ÜMARE NESİBE HATUN
 
Ümm-i Ümare, Uhud gazasına, kocası Zeyd bin Asım, oğulları Habib ve Abdullah ile birlikte katılarak, secaat ve kahramanlıklar gösterdi. Gazilere su dağıtmak ve yaralarını sarmak vazifesiyle katıldığı savaşın en şiddetli bir anında, Resulullah efendimize saldıran bir müşriki atından aşağı düşürüp öldürdü. 
 
Ok, kılıç ve kalkan kullanarak düşmana saldırırken kendisi de birkaç yerinden yaralandı. Yaralı hâliyle kocasını ve oğullarını savaşa teşvik etti. Düşman, Resulullah efendimize hangi istikametten saldırırsa, hemen kocası ve oğullarıyla oradan müdafaa ederlerdi.
 
Çarpışmaya koyuldum 
 
Ümm-i Ümare der ki: “Gündüzün başlangıcında Uhud’a vardım. Halk ne yapıyor bir bakayım dedim. Yanımda bir kirba ve içinde su vardı. Resulullahın yanına kadar gittim. Kendisi, o sırada Eshabı arasında bulunuyordu. Bu zamanda müslümanlar savaş üstünlüğünü devam ettiriyorlardı.
 
Müslümanlar dağılmaya başlayınca, Resulullahın yanına vardım. Çarpışmaya koyuldum. Kılıçla, okla müşrikleri Resulullahtan uzaklaştırmaya çalıştım. Bu arada da yaralandım. Resulullahın yanında on kişi kalmamıştı. Ben, oğullarım ve kocam, Resulullahın önünde çarpışıyor, müşrikleri ondan uzaklaştırıyorduk.
 
Bir ara Resulullah efendimiz, benim yanımda kalkan bulunmadığını gördü. Yanında kalkan bulunanlardan birisine buyurdu ki:
 
- Ey kalkan sahibi, kalkanını çarpışana bırak!
 
O kimse kalkanını Resulullaha verdi. Ben de Resulullah efendimizden alıp, onunla korundum.
 
Bize ne yaptılarsa, müşrik süvarileri yaptılar. Atlı bir adam gelip, bana vurdu. Kalkanımla korundum. Ben de onun atının ayaklarına kılıç çaldım. At arkaüstü yıkılınca, Peygamber efendimiz oğlum Abdullah’a şöyle buyurdu: 
 
- Ey Ümm-i Ümare’nin oğlu! Annene, annene yardım et!” 
 
Ümm-i Ümare’nin oğlu Abdullah ibni Zeyd anlatır: 
 
“Uhud günü sol kolumdan yaralanmıştım. Beni, hurma ağacı gibi upuzun bir adam vurmuştu. Resulullah efendimiz; “Yaranı sar” buyurdu. Anam yanıma geldi. Yaraları sarmak için yanında bulunan hazır bezlerle yaramı sardı.
 
Herkes katlanabilir mi?
 
Bu sırada Resulullah efendimiz bana bakıyordu. Annem, yaramı sardıktan sonra, bana dedi ki: 
 
- Kalk yavrucuğum! Müşriklerle çarpış!
 
Resulullah efendimiz de buyurdular ki: 
 
- Ey Ümm-i Ümare! Senin katlandığın, dayanabildiğin şeye, herkes katlanabilir, dayanabilir mi?
 
Beni yaralayan müşrik o sırada oradan geçiyordu. Resulullah efendimiz tekrar buyurdular ki: 
 
- İşte, oğluna vuran adam!
 
Annem, hemen onun önüne geçip, bacağına vurup çökertti. Bunun üzerine, Resulullahın, mübarek dişleri görünecek kadar gülümsediğini gördüm. Sonra buyurdu ki: 
 
- Allaha hamd olsun ki, seni düşmanına muzaffer kılıp, gözünü aydın etti. Öcünü almayı sana gözünle gösterdi.” 
 
Peygamber efendimiz, Uhud savaşında Ümm-i Ümare’nin oğlu Abdullah’a buyurdu ki: 
 
- Ey Ümm-i Ümare’nin oğlu!
 
Hz. Abdullah, “Buyur ya Resulallah” deyince, ona, taş atmasını buyurdu. 
 
Hz. Abdullah, önünde gitmekte olan atlı müşrike bir taş attı. Taş, atın gözüne değince, at ürktü ve at da, atlı da yere yıkıldı. Hz. Abdullah taşa tutup, o müşriki yaraladı.
 
Su dağıtıyordu 
 
Ümm-i Ümare, Uhud’da oğlu yaralanınca, oğlunun yarasını ve diğer sahabilerin yaralarını sarıyor, susuz olanlara su dağıtıyordu. Daha sonra, eline bir kılıç alarak çarpışmaya başladı.
 
İbni Kamia kâfiri, Resulullahı öldürmeye yemin etmişti. Resulullahı gördü. Resulullaha hücum edince, Ümm-i Ümare atının önüne geçti. Atını durdurup İbni Kamia’ya saldırdı. O müşrikin üzerinde zırh olduğu için darbeleri pek tesir etmedi. Zırh olmasaydı, o da öldürülen diğer müşriklerin yanına gidecekti.
 
Sonunda o müşrikin şiddetli bir hücumu ile boynundan ağır yaralandı. Resulullah efendimiz onun için buyurmuştur ki: 
 
- Uhu
[8/6 22:52] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun karşılığı
 
Oruç tutmak suretiyle Allah'ın emrini seve seve yerine getiren mü'minlerin bağışlanacağını, günahlarının affedileceğini müjdeleyen peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'Bir kimse inanarak ve mükâfatını umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.'
Lütuf ve rahmeti sonsuz olan Yüce Allah, ibadetlerimize ve yaptığımız iyiliklere en az bire on kat mükafat vereceğini bildirmiştir. Bu mükâfatın bazı ibadetlerde bire yediyüz katına kadar artırılacağını peygamberimiz haber vermiştir. Ancak oruç bununla da sınırlı değildir, onun mükâfatı çok daha fazla olacaktır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'Âdemoğlunun her amelinin karşılığı kat kat verilir. Bir iyilik on katından yediyüz katına kadar mükâfatlandırılır.'
Allah Tealâ buyuruyor ki:
-'Ancak oruç müstesna, zira oruç, doğrudan doğruya bana edilen (riya karışmayan) bir ibadettir. Onun mükâfatını ben veririm. Oruçlu yemesini, içmesini ve cinsel arzularını benim için bırakmıştır.'
Görülüyor ki, Yüce Allah, oruca ayrı bir değer vermiş, mükâfatının çok fazla olacağına işaret etmiştir. Çünkü oruç, büyük bir sabır ve fedakârlıkla yerine getirilen bir ibadettir. İnsanın yılda bir ay süre ile imsak vaktinden güneş batıncaya kadar en tabiî hakkı ve zorunlu ihtiyacı olan yemesini, içmesini bırakması, cinsel arzularından uzak durması sağlam bir inancın ve Allah'ın emirlerine tam bir teslimiyetin göstergesidir.
Bu sabır ve fedakârlık; Ancak Allah için yapılır. İnsanların görmediği ve vicdanı ile başbaşa kaldığı yerlerde de orucunu tutan bir mü'min, inancında samimî olduğunu ispat etmiş, büyük bir sınav kazanmıştır. Mükâfatı da ona göre büyük olacak, kat kat verilecektir.
Dünya işlerinde de görevinde üstün başarı gösteren kimseye ödülünü bizzat devlet başkanının verdiğini görürüz. Devlet başkanının verdiği bu ödül, maddî ve manevî büyük bir değer taşır. Oruç ibadetinin mükâfatı da böyledir.
Oruç ibadetini yerine getirenler, Cennete kendileri için özel olarak ayrılan bir kapıdan gireceklerdir.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'Cennette 'Reyyan' denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde Cennete yalnız oruçlular girerler; o kapıdan onlardan başka hiç bir kimse giremez.'
Oruç ibadetini yerine getiren ve gerçek anlamda büyük bir sınav kazanan mü'min; ahirette Allah'a kavuşup mutluluğun zirvesine çıktığı gün en büyük sevinci tadacaktır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'... oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar vaktindeki sevinci, diğeri de (orucunun mükâfatını almak üzere) Ahirette Rabbine kavuştuğu andaki sevincidir.'
[8/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Ahd-i Cedîd
 
Hıristiyanların kutsal kitabı olan Kitâb-ı mukaddes'in ikinci bölümü. İncîl'in Ahd-i Cedîd kısmında doğrudan doğruya bir insanın anlattıkları hikâyeler, herhangi bir işin nasıl yapıldığını gören kimselerin görgü şâhidliği vardır. Sırf insan sözü olan bu kısımlar, kilise tarafından insanlara Allah sözüymüş gibi nakledil mektedir. (Kenneth Gragg)
[8/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Adil
 
 A. Adaletli, dürüst davranan
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[8/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Kurbanın dini dayanağı nedir?
 
Kurbanın meşru oluşu Kur’an-ı Kerim, Sünnet, İslam alimleri ve İslam ümmetinin görüş birliği (icma) ile sabit bir ibadettir. Kurbanın meşru bir ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de deliller mevcuttur. Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in yerine bir kurbanın, Allah tarafından kendilerine fidye (kurban) olarak verildiği açıkça bildirilmektedir (Saffat, 37/107).
 
 Kurban’ın meşruiyetine işaret eden başka ayetler de vardır: “Kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hacc, 22/28) “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık.” (Hacc, 22/34) “Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken kurban edeceğinizde üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.”, “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc, 22/36-37)
 
 Bu ayetlerde zikredilen hayvan kesiminin, et ihtiyacı temini için kesilen hayvanlar olmadığı, bunların ibadet amaçlı birer uygulama oldukları gayet açıktır. Et ve kanların Allah’a ulaşamayacağının, asıl olanın ihlas ve takva olduğunun bizzat ayetin metninde yer alması bunu açıkça ortaya koymaktadır.
 
 Hz. Peygamber (s.a.s.) de, kurbanı bir ibadet olarak kabul etmiş ve bizzat kendisi de kurban kesmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, meşru kılınmasından itibaren vefat edinceye kadar her yıl kurban kestiği bilinmektedir (Tirmizi, Edahi 11; bkz. Buhari, Hac, 117, 119; Müslim, Edahi 17).
 
 Sahih hadis kaynaklarında yer alan rivayetlerde, Hz. Peygamber (s.a.s.), kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın boynuzu, tırnağı da dahil olmak üzere her şeyinin kişinin hayır hanesine yazılacağını ifade edip; bu ibadetin Allah rızası için yapılmasını tavsiye etmiştir (Tirmizi, Edahi 1; İbn Mace, Edahi 3).
 
 Hicretin ikinci yılından itibaren bugüne kadar bütün Müslümanların kurban kesmeleri, bu konuda bir icma-ı ümmet olduğunu göstermektedir (İbn Kudame, Muğni, Beyrut, XI, 95).
[8/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: 3.
 
 
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
 
“Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.”[3] (Bakara,2/189)
 
 [3] . Hz.Peygamber’e, “Hilâl niçin önce iplik gibi incecik görünüyor, sonra kalınlaşıp nihayet daire şeklini alıyor?” diye soru yöneltilmişti. Âyetin bu kısmında söz konusu soruya, ayın hareketlerinin zaman tayininde, özellikle hac, oruç ve zekât gibi ibadetlerin vakitlerinin belirlenmesinde kıstas olduğu ifade edilerek cevap verilmektedir.
[8/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: 'Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah onları ancak, gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.'
(İbrahim, 14/42)
 http://www.duavesureler.com
[8/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim bir iyilik yaptığında seviniyor, bir kötülük yaptığında üzülüyorsa, o mümindir.'
( Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 399)
 http://www.duavesureler.com
[8/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım! Kötü bir ömür sürmekten Sana sığınırım,  kalp fitnesinden Sana sığınırım ve kabir azabından Sana sığınırım.'
(Nesâî, İstiâze, 16)
 http://www.duavesureler.com
[8/6 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: • Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) Ahirete İrtihali (632)
'Ölümden başka her hastalığın bir devası vardır.' (Hadis-i Şerif)
 
Semerkand Takvimi
[8/6 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: Yolcu Yolunda Gerek
 
Tasavvuf, bir yolculuktur. Kötü halden iyi bir hale, günahtan sevaba, güzel işlerden daha güzel işlere yolculuktur. Bu yolculuğun mekânı kalp, aracı zikir ve tefekkürdür.
 
Allah’ı zikretmenin ve tefekkürün faydaları anlatılmakla bitmez. Zikreden şahıs takva kapısını açar, şeytanın vesvesesinden kurtulur. Takva, Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına itibar etmek, yaşayışı ile O’nun hükümlerine bağlanmaktır.
 
Yaşayışı Allah’ın hükümlerine bağlı olup rızkının temini, ihtiyaçlarının karşılaması için gayret gösterenin hayatı güzel olur. Aile hayatı da, diğer insanlarla irtibatı da huzur içinde yaşanır. Bunun aksi durum ise şerre, huzursuzluğa yol açar.
 
Âlimlerin açıklamasına göre her insana cennete girebilecek kabiliyet verilmiştir. Şerden kurtulmak insanın elindedir. Bu da takva ile, tövbe ile olur. Kimse,  Bahtım kötüymüş, kötü bir sûrette yaratılmışım, kaderim beni iyiliklerden uzak kılmış  diyemez.
 
Bir insan kâfir olsa, münafık olsa, günahları dağlar kadar olsa, halis ve samimi bir tövbe ile doğru yolu bulabilir. Hatta veli, kâmil bir insan olabilir.
 
Semerkand Takvimi
[8/6 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah onları ancak, gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.'
(İbrahim, 14/42)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=CvgKA4N1AmE=
[8/6 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Korkaklıktan sana sığınırım. Ömrün en düşük çağının zorluklarından, dünya fitnelerinden ve kabir azabından da sana sığınırım.”
(Buhârî, “Cihad”, 25; Tirmizî, “De'avât”, 113; Nesâî, “İstiâze”, 27)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=CvgKA4N1AmE=
[8/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'(Allahım!) Senin mağfiretini dilerim. Benden eza veren şeyleri gideren ve bana afiyet veren Allah'a hamdolsun. '
(İbn-i Mâce, 'Taharet', 10)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=CvgKA4N1AmE=
[8/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: Yemeğin bereketi, hem yemekten önce, hem de yemekten sonra el ve ağzı yıkamaktadır. Hadis-i Şerif
[8/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
 
(Nisa, 4/86)
[8/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: Utanmazsan dilediğini yap! sözüdür.
 
(Al-Bukhari, Abu Dawud)
[8/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Ey yerleri ve gökleri yaratan, Rabbim ve her şeyin Rabbi olan, çekirdeği ve taneyi yaran, Tevrat’ı, İncil’i ve Fürkân’ı indiren Allah’ım! Perçeminden tuttuğun her şeyin şerrinden Sana sığınırım...
 
(İbn Ebî Şeybe, İbn Hıbbân)
[8/6 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Aliyy
 
Şanı, şerefi, izzeti ve kudreti yüce olan
[8/6 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Melek ile Balık
 
   Vaktiyle bir müminle kafir beraberce balık avına çıkarlar. Deniz kenarında avlanmaya dalarak akşama kadar olta sallarlar.  
 
 Kafir oltasını her denize saldığnda tapındığı putun adını anar. Müminde her olta atışında Allahın adını dilinden düşürmez. Fakat akşama kadar süren avcılık sonunda kafir torbasını balıkla doldurmasına karşılık mümin hiçbir şey tutamamıştır. Güneş battığı sıralarda bir balık tutu ise de onuda neşe içinde elinden kaçırıverdi.  
 
 Böylece de kafir eli dolu olarak müminin de eli boş olarak üzüntü içinde evlerine dönerler. Bunun üzerine koruyucu melek mümin avcı hesabına üzüntüye düşer. Göğe çıktığında Allah (c. c. ) kendisine müminin Cennetteki yerine kafirinde Cehennemdeki yerini gösterir.  
 
 Bu durumu gören melek şöyle der. Allaha and olsunki Cennetle kazandıktan sonra müminin dünyada uğradığı zararların hiçbir değeri yok. Cehennemlik olan kafirinde dünyadaeriştiği zenginliklerin bir değeri yok. O Yüzden müminin öbür dünyada çektiği çile ve sıkıntılar hiç kalır. Buna karşılık kafirin de bu dünyada eriştiği nimet ve zenginlikler öbür dünyada uğrayacağı çetin azabı bir nebzecik olsun hafifletmez.  
 
 Yüce Allah (c. c. ) Cümlemizi Cennetlik olan kullarından eylesin Amin.
[8/6 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ım, bütün hamdler Sanadır. Sen, yerin, göğün ve onlarda olanların nurusun. Hamd yine Sanadır. Çünkü Sen yerin göğün ve bunlarda olanın yegane idare edenisin. Ve gene bütün övgüler Sana aittir. Ki Sen, Hak'sın, va'din, sözün, Seninle karşılaşmak, cennet ve cehennem, peygamberlerin, Muhammed (sav)'in kıyamet saati, bütün bunlar haktır. Allah'ım, Sana teslim oldum, Sana inandım, Sana tevekkül ettim, Sana yöneldim, tevbe ettim, senin uğruna mücadele ettim, seni hakem edindim. Gelmiş gelecek, gizli ve açık bütün günahlarımı bağışla. Sen, benim ilahımsın. Senden başka ilah yoktur. Şanı yüce olan Allah'ın güç ve kuvvetinin dışında güç ve kuvvet yoktur.' (Buharî-Müslim)
[8/6 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: Duaların en hayırlısı arefe günü yapılan duadır.
(Tirmizî, Deavât, 122)
[8/6 22:57] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET....... HAZRET-İ EBÛ BEKİR’İN ÜSTÜNLÜĞÜ

Ebû Bekr-i Sıddık; “Radıyallahü anh” Peygamberlerden sonra, insanların en üstünüdür. Aşere-i Mübeşşere’nin yâni Cennetle müjdelenen 10 sahabenin birincisidir. Peygamber efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” kayınpederi, Hazret-i Âişe'nin babasıdır. Resulullah efendimize fevkalade sadâkât ve sevgisi vardı. 

Peygamber efendimizin vefat ettiği gün halîfe seçilen Ebû Bekr-i Sıddık hazretleri 2 sene 3 ay 10 gün Halîfelik yaptı. 63 yaşında iken vefât etti. Cenâze namazını Hazret-i Ömer kıldırdı. Peygamber efendimizin kabrinin bulunduğu Hücre-i Seadet'e defnedildi. Onun herkesten üstünlüğü şu 3 madde ile anlaşılabılir:
1- Allah yolunda malının hepsini verdi. Kendi çok zengindi, sonunda üstünde sadece gömlek kaldı, hepsini verdi. Peygamber efendimiz; (Hiç kimsenin malı, Ebû Bekir'inki gibi faydalı olmadı.) buyurdu.
2- Canını fedâ etti. Bir gün müşrikler Peygamber efendimize saldırdılar. O da kurtarmak için araya girdi. Öyle bir dövdüler ki, kemikleri kırıldı, öldü diye bıraktılar. Sonra da cesedini bir çuvala koyup evine götürdüler. Üç gün kendine gelemedi. Üçüncü günün sonunda gözlerini açtı, annesi hemen yavrum diye koştu. Ağzına bir yudum su vermek istedi. O zaman dedi ki: “Muhammed aleyhisselam nerede? Onun durumu nasıl? Ben onun iyilik haberini almadıkça ağzıma hiçbir şey sürmem.”
3- Trilyonda, katrilyonda bir, kalbinde küçücük bir tereddüt yoktu. Tam îmân, tam tasdik! Meselâ; Mirac olayı… Müşrikler bu iş bitti diye sevinerek geldiklerinde; “Senin efendin bir anda Kudüs’e, oradan göklere gitmiş.” dediler. “O söylüyorsa doğrudur, inandım.” diyerek müşrikleri şaşkına çevirdi ve Müslümanların îmânlarında sebat etmelerine vesîle oldu. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olmak şerefine kavuştu...
Ahmet Demirbaş TÜRKİYE GAZETESİ    05.02.2022

 
 
08.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[8/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Şakik (ra)
Ben, Abdullah İbnu Mes'ud ile Ebu Musa (ra) arasında idim. Ebu Musa, İbnu Mes'ud'a: 'Ey Ebu Abdirrahman! Bir adam cünüb olsa ve bir ay boyu su bulamasa ne yapar, namazı nasıl kılar, ne dersin?' diye sordu. 'Suyu bir ay bulamasa da teyemmüm etmez!' dedi. Ebu Musa: 'Pekala Maide süresindeki şu ayete ne dersin? '...Su bulamazsanız temiz bir toprakta teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin' (Maide, 6). Abdullah şu cevabı verdi: 'Bu ayette Ashaba ruhsat verilmiş olsaydı çok geçmeden su soğuyunca da toprakla teyemmüm etmeye yeltenirlerdi.' Ebu Musa da ona: 'Siz teyemmümü bu sebeple mi hoş bulmuyorsunuz?' dedi. İbnu Mes'ud 'Evet!' deyince, Ebu Musa, Abdullah'a: 'Sen Ammar'ın Hz. Ömer (ra)'e ne dediğini duymadın mı?' Dedi ki: 'Resulullah (sav) beni bir vazifeyle yola çıkarmıştı. Sefer esnasında cünüb oldum. Su da bulamadım. Bunun üzerine hayvanların bulanması gibi ben de toprağa bulandım. Sonra Resulullah (sav)'a gelip durumu kendisine arzettim. Bana: 'Sana şöyle yapman kafi idi!' dedi (ve gösterdi), iki avucuyla yere bir vurdu, sonra avuçlarını çırptı, sonra soluyla (sağ) avucunun sırtını veya sol avucunun sırtını (sağ) avucuyla meshetti. Sonrada onunla yüzünü de meshetti.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Teyemmüm 7, 4, 5, 8, Müslim, Hayz 110 (368), Ebu Davud, Taharet 123 (321), Nesai, Taharet 202, (1, 170)
 
Hadisin Açıklaması:
1- 3718-3723 numaralar arasında kaydedilen altı rivâyetin hepsi de Ammâr (radıyallahu anh)ın teyemmüm yapması ile ilgilidir. Bu hâdise, kitaplarımızda az çok farklarla değişik vecihlerden rivayet edilmiştir. Teysîr, bunlardan bir kısmını yukarıda gördüğümüz üzere nakletmektedir. Bu rivâyetlerden, özetle şu husûsları tespit etmekteyiz:
 
1) Hz. Ammâr (radıyallahu anh), henüz vahiy gelmeden, susuz kaldığı bir sefer sırasında şahsî insiyatifi ile teyemmüme benzer bir tatbikatta bulanarak, bütün vucudunu toprağa bulamıştır. Bu tatbikat da, hayvanlardan mülhem olduğu anlaşılmaktadır. Zirâ 'Hayvanların toprağa bulanmaları gibi. bulandım' demektedir. Durumu Resulullah'a anlatınca Aleyhissalâtu vesselâm te'yid etmiş, ancak bütün vücudu bulamadan nasıl teyemmüm edeceğini tarif etmiştir.
 
2) Teyemmüm hususunda Ashab arasında bazı farklı anlamalar mevzubahis olmuştur. Mesela Ebû Musa ile İbnu Mes'ud, Hz. Ömer'le Ammâr arasında farklı anlamalar olduğu anlaşılmaktadır.
 
* Hz. Ömer (radıyallahu anh)'in Ammâr'a: 'Allah'tan kork!' demesini, şârihler Hz. Ömer'in anlatılan hâdiseyi unutmasına yorarlar. Ammâr İbnu Yâsir'in: 'Dilersen bu hadisi kimseye söylemiyeyim' sözüyle şunu demek istediğini belirtirler: 'Eğer sen, bu hâdiseyi anlatmamamdaki maslahatın anlatmamdaki maslahattan fazla olacağı kanaatinde isen, ben anlatmaktan vazgeçerim. Zîrâ, mâsiyet olmayan emirlerinde halifemize itaat vâcibtir. Bu sünneti tebliğ işi ise hâsıl olmuştur.'
 
Hz. Ömer'in böyle bir yasak koymak istemediği, hatırlayamamasına rağmen, Ammâr'a güvenerek, sorumluluğu kendinde olmak kaydıyla, rivâyet etmeye izin verdiği anlaşılmaktadır. Zîrâ Hz. Ömer, rivayetin Ebû Dâvud'daki vechinde geldiği üzere te'kidli bir şekilde yemin vererek Ammâr'ı rivayette serbest bırakır: 'Asla (onu rivayetten yasaklamak istemem). Allah'a yemin olsun, sen sorumluluğu üzerine aldıkça biz de seni bu işte yetkili kılacağız.'
 
Kaydedilen bu ibare kapalı olduğu için, bu ma'nâya biraz yorum katarak ulaşılmıştır. Hadis üzerine Sindî'nin yorumu özde aynı ise de biraz daha açıktır: 'Yani 'Seni, girişmiş bulunduğun, bildiğin hususlarda tebliğ ve fetva vazifesi ile yetkili (vâli) kıldık.' Sanki, Hz. Ömer, ilk başta hatırlayamadığını ve dolayısıyla onunla fetva vermesini uygun bulmadığını söylemek istedi; ancak sonradan 'Ey Ammâr bununla fetva vermekte serbestsin (sana itimadım var, iyice bilmediğin, hatırlamadığın hususlarda cür'etkâr olmazsın)' demiştir.' (Sin
[8/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Kendilerinde ihtiyaç bile olsa (mü’min kardeşlerini) îsâr ile kendilerine tercih ederler. Her kim de nefsinin hırsından korunursa, işte onlardır o felâh bulanlar. (Haşr Sûresi, âyet 9)
[8/6 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Cenab-ı Hakk'ın, yönetici yaptığı bir kimse, yönettiği insanları aldatarak ölürse, Allah-u Teala ona cennet yüzü göstermez. Ravi: Buhari
[8/6 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) erkek deveye (parayla) çekmeyi yasakladı.'
 
Kaynak : Müslim, Müsakat 35, (1565), Nesai, Büyu 94, (7, 310)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[8/6 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: 407- عَنْ أبي ذَرٍّ
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: إني أَرَى مَا لاَ تَرَوْنَ, أَطَّتِ السَّمَاءُ وَحُقَّ لَهَاأن تَئِطَّ, مَا فِيهَا مَوْضِعُ أَرْبَعِ أصابعَ إلا وَمَلَكٌ وَاضِعٌ جَبْهَتَهُ سَاجِدًا لِلَّهِ, وَاللَّهِ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ, لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا,وَمَا تَلَذَّذْتُمْ بِالنِّسَاءِ عَلَى الْفُرُشِ, وَلَخَرَجْتُمْ إِلَى الصُّعُدَاتِ, تَجْأَرُونَ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى.
407: Ebu Zer (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ben sizin görmediklerinizi görüyor ve bilmediklerinizi biliyorum. Gökyüzü meleklerin çokluğundan dolayı çatırdayıp gıcırdadı bu gıcırdamasında da haklı idi. Çünkü orada meleklerin secde etmediği dört parmaklık bir yer bile yoktu. Vallahi eğer bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız. Döşekler üzerinde kadınlarınızdan zevk alamazdınız. Yüksek sesle Allah’a yalvararak yollara ve kırlara çıkardınız.” (Tirmizi , Zühd 9)
 
408- عَنْ أبي بَرْزَةَ ألاسلميِّ
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: لاَ تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ, حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ عُمُرِهِ فِيمَا أَفْنَاه,ُ وَعَنْ عَلمهِ فِيمَ فَعَلَ ,وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ, وَفِيمَ أنفقهُ, وَعَنْ جِسْمِهِ فِيمَ أَبْلاَهُ
408: Ebu Berze Nadle İbni Ubeyd el Eslemî (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Hiçbir kul kıyamet gününde şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılmaz.
 
Ömrünü nerede ve nasıl harcadığından,
 
İlmi ve bilgisiyle ne gibi işler yaptığından,
 
Malını nereden kazanıp nereye harcadığından,
 
Vücudunu nerede yıprattığından,
 
409- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
 
قال : قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ
: يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أخبارهَا. قال: أَتَدْرُونَ مَا أخبارهَا؟ قالوا : اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قال : فَإن أخبارهَا, أن تَشْهَدَ عَلَى كُلِّ عَبْدٍ أَوْ أَمَةٍ بِمَا عَمِلَ عَلَى ظَهْرِهَا, أن تَقُولَ : عَمِلَت كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا, فَهَذِهِ أخبارهَا.
409: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) “O gün (yer), bütün haberlerini anlatır.” (99 Zilzal 4) ayetini okudu ve “Yerin haberlerinin ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Sahabe: Allah ve Rasulü daha iyi bilir dediler. Bunun üzerine peygamberimiz:
 
“Onun haberleri her erkek ve dişinin yeryüzünde neler yaptığına şahitlik edecek. Sen filan gün şöyle şöyle yapmıştın demesidir. İşte yeryüzünün haberleri budur”, buyurdu. (Tirmizi , Kıyamet 7)
[8/6 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: Böylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde,
-Hicr Suresi, 61
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[8/6 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3598]
 
Hz. Ebü Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: 'Uykudan uyanınca, sizden hiç kimse, üç sefer yıkamadıkça ellerini kaba banmasın. Çünkü o, ellerinin geceyi (vücudunun neresinde geçirdiğini bilemez.' 
 
Buhari, Vudü 26; Müslim, Tahâret 87, (278); Muvatta, Tahâret 9, (1, 21); Ebu Dâvud, Thâret 49, (103, 104, 105); Tirmizi, Tahâret 19, (24); Nesâi, Tahâret 1, (1, 6, 7).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[8/6 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik. - Tîn - 5. Ayet
[8/6 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlak bakımından en güzel olanıdır. - Tirmizî, Rada, 11
[8/6 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ın adıyla, Allah Resulune salât ve selam olsun. Allah'ım , Senden fazl-u (ihsanını) diliyorum. Allahım, beni rahmetinden uzaklaştırılmış şeytanın şerrinden koru.' - (Buhârî, 'Teheccüd ', 25)
[8/6 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: Adaletin uygulanması ve toplumda yaygınlaşması için yöneticilere büyük görevler düşmektedir. Kur’an’ın ilk muhatabı ve insanlığın rehberi, “(Herhangi bir konuda) hakemlik yaptığınız zaman adil olun.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, VI, 40-41) hadisiyle her hükmün dayanması gereken temel kaidenin adalet ilkesi olduğunu belirtmiştir. Çünkü devletin adil olması bütün toplumu etkilemekte ve yönetenlerle yönetilenler arasında güvene dayalı bir bağ kurmaktadır. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) verdiği müjdeye göre, adil yönetici duaları reddedilmeyen üç grup insandan biridir (İbn Hanbel, II, 305). Adil bir yönetici haktan, hukuktan yana ortaya koyduğu adaletli yönetimin olumlu sonuçlarını dünyada fazlasıyla görür. Adaletin egemen olduğu bu idarede huzur, esenlik, dirlik olur. Fakat o, asıl mükâfatını kıyamette elde eder. Peygamber Efendimiz Allah Teâlâ’nın onu, kendi özel himayesinde tutacağı yedi sınıf insandan ilki olarak zikretmiştir (Buhârî, Ezân, 36). Zira o, Allah katında en çok sevilen kişidir ve bu sevgi nedeniyle O’nun en yakınında bulunur. Bu büyük günde Allah’ın en çok kızdığı kişiler ise en şiddetli azaba uğrayacak olan zalim idareciler olacaktır (İbn Hanbel, III, 23). - TOPLUMSAL HUZURUN TEMELİ: ADALET
[8/6 23:02] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'
İşte bu ayet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter.
22- İtaat: Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir. Yüce Allah'ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır. İnsanın mutluluğu da bu taata bağlıdır. Bunun karşıtı isyandır. Yüce Allah'ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkar ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur. Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:
Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
'Allah'a itaat ediniz; Allah'ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz.'
23- İtimad: Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak
[8/6 23:02] Ömer Tarık Yılmaz: da besmelenin dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercemesi şu şekillerden biri olması gerekir:
 
1- Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)
 
2- Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)
 
3- Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması )
 
4- Rahmân Rahim olan Allah adına.
 
Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki 'olan' sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü 'olmak' fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. Olan yerine bulunan kelimesini de bağlaç olarak kullanmak iyi olmuyor. Bundan dolayı bu bağlacın düşürülmesi ile;
 
5- 'Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;
 
6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile' demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;
 
7- Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;
 
8- Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir. Bunu 'Allah, rahmân, rahim ismi ile' şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile denilmemesi bu şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat 'i'si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.
 
O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak terceme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her müslümanın ve her Türk'ün çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan besmeleyi bir 'ile' veya 'adıyla' ifade tarzı hatırı için terceme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve bu gibi açıklamalar ve tefsirlerle de mânâsını düşünmeye çalışmak kaçınılmaz bir iştir. Bundan dolayı her şeyin anahtarı ve bir tevhid (Allah'ın birliğinin) âyeti olan ' ' kıymetli ve ahenkli sözünü, Allah'ın birliğine inanan kimseyi müşrik durumuna düşürecek olan mânâsını
 
andıran 'esirgeyici bağışlayıcı tanrı adıyla' gibi beğenilmeyen tercemelerle bozmaya özenmekten sakınmaya mecburuz.
 
BESMELE'NİN YÜCE TEFSİRİ: Anladık ki besmeledeki kelimelerin sıralanışında en fazla etkili olan nokta baştaki ' = bâ' harfidir. 'Ba' harfi sayesinde biz Allah'ın ismine ulaşırız. Bütün varlıkların ve varlıkların gelişmesinin ilk başlangıç noktası ve tek isteği olan 'Allah-i rahmân-ı rahîm'in ismini; kalbimizde niyet ettiğimiz ve henüz meydana gelmesini görmediğimiz, yapmayı kasdettiğimiz işimize bağlayarak kelimeleri kısa, mânâsı dünyayı kaplayan bir özlü söz söyleyebilmemize vesile olan ancak bu ' = bâ'dır. İşimizde istediğimizi yapmakta ne kadar serbest olursak olalım, yaptığımız şeylerin tam sebebi olmadığımız bir gerçektir. Çünkü bizim isteklerimiz, varlık zincirinin kesin bir ilk sınırı değildir, onun akışı içinde bir değişme anıdır. Ve bunun için biz bütün iradelerimizin istek ve dileklerimizin aksamadan ve sıkıntısız meydana geldiğini görmüyoruz. Demek ki başarılarımız, herşe
[8/6 23:03] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ya şu işitilen ses, o nedir?'
 
'Bu, bulutların istenen yere gitmeleri için onlara yapılan bir sevkdir' dedi. Yahudiler:
 
'Doğru söyledin. Şimdi de İsrail'in Yakub (aleyhisselam)kendisine haram kıldığı şey nedir onu söyle?' dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
 
'Hz. Yakub (ırku'n-nesâ denen) uyluk mafsalından başlayıp dize, topuğa kadar inen. bir ağrıdan muzdarib idi. Deve eti ve sütü dışında kendine uygun gelen (ne yiyecek, ne içecek) münâsip bir şey yoktu. Bu sebeple o da bunları haram etti' dedi. Yahudiler: 'Doğru söyledin' dediler.'
 
Ti
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N