Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 18.07.2023 10:42

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[8/6 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: “Bir iki lokma ve bir iki hurmayla kapılardan savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul muhtaç olduğu halde iffetinden dolayı dilenmeyen kimsedir.”
“Bir iki lokma ve bir iki hurmayla kapılardan savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul muhtaç olduğu halde iffetinden dolayı dilenmeyen kimsedir.”
[8/6 23:31] Ömer Tarık Yılmaz:  Kendilerine Kitap'tan nasip verilenlere baksana! Sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar!
NİSÂ Sûresi 44.Ayet
[8/6 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: Helâl
'Haram'ın karşıtı olan 'helâl', sözlükte bir fiilin mubah, câiz ve serbest
olması ve yasağın kalkması gibi anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak da
helâl, şer‘an izin verilmiş, hakkında şer‘î bir yasaklama ve kısıtlama bulunmayan
davranışı ve onun dinî-hukukî hükmünü ifade eder. Câiz, mubah,
mutlak gibi terimler de aralarında cüz'î anlam farklılıkları bulunmakla birlikte
genelde aynı anlamda kullanılır ve mükellefin yapıp yapmamakta muhayyer
bırakıldığı davranışları belirtmek üzere kullanılır.
Helâl de esasında câiz ve mubahla eş anlamlı olmakla birlikte, dinî literatürde
daha çok haramın zıt anlamlısı olarak yani bir şeyin yasaklanmamış
ve kınanmamış olduğunu bildiren bir terim olarak kullanılır. Kur'an'da ve
hadislerde sıklıkla geçen helâl ve hill tabirleri de genelde bu son anlamda
kullanılmıştır (bk. Âl-i İmrân 3/93; el-Mâide 5/5, 88; Yûnus 10/59; en-Nahl
16/16). ...Daha az
[9/6 22:52] Ömer Tarık Yılmaz: 7- Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Abdesti Hakkında Bir Bab
 
578 - Bana Muhammed b. Sabbah rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Halid b. Abdillâh , Amr b. Yahya b. Uinarâ'dan, o da babasından, o da Abdullah b. Zeyd b. Âsim el-Ensarî' den — ki bu zat sahabedir. Naklen rivâyet etti. Abdullah'a:
 
«Bize Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'in abdesti gibi abdest al» demişler. Bunun üzerine Abdullah bir kap isteyerek ondan ellerine su dökmüş ve onları üç defa yıkamış sonra elini kaba daldırarak ondan su almış ve bir avucundan hem mazmaza hem istinşak yapmış. Bunu üç defa tekrarlamış. Sonra elinî kaba daldırarak su almış ve yüzünü üç defa yıkamış sonra elini kaba daldırarak su almış ve ellerini dirsekleriyle beraber ikişer ikişer yıkamış. Sonra yine elini kaba daldırarak su çıkarmış ve başına mesh etmiş. (Mesh ederken) iki elini öne ve arkaya götürmüş. Sonra ayaklarını topukları ile beraber yıkamış bundan sonra:
 
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in abdesti işte böyle idi.» demiş
 
579 - Bana Kasım b. Zekeriyya'da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâlid b. Mahled, Süleyman'dan —ki İbn Bilâl'dır—, o da Amr b. Yahya'dan bu isnadla bu hadisin mislini rivâyet etti. (Yalnız) o topukları zikretmedi.
 
580 - Bana İshâk b. Mûsa el-Ensârî de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ma'n rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Malik b. Enes, Amr b. Yahya'dan bu isnadla rivâyet etti. Ve:
 
«Üç defa mazmaza ve istinşak yaptı.» dedi. «Bir avuçtan» kaydını söylemedi, «Ellerini öne ve arkaya doğru» çekti» sözünden sonra: «Başının ön tarafından başladı sonra ellerini kafasına doğru çekti. Sonra onları başladığı yere döndürdü. Ayaklarınıda yıkadı» ibaresini ziyade eyledi.
 
581 - Bize Abdurrahman b. Bişr el-Abdiy rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Behz rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Vüheyb rivâyet etti ve: Bize Amr b. Yahya yukarıkilerin isnadları gibi bir isnadla rivâyet etti. diyerek hadisi söyledi. O bu hadiste:
 
«Üç avuçtan mazmaza ve istinşak yaparak burnunu attı» dedi şunu dahi söyledi: «Başınada öne ve arkaya giderek bir defa mesh etti.»
 
Behz: «Bana bu hadisi Vüheyb yazdırdı» demiş Vüheyb de: Bana bu hadisi Amr b. Yahya iki defa yazdırdı demiştir.
 
582 - Bize Hârûn b. Ma'ruf rivâyet etti. H.
 
Bana Hârûn b. Said el-Eylî ile Ebû't-Tâhir de rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize İbn Vehb rivâyet etti.
 
(Dedi ki) Bana Amr b. El-Hâris haber verdi. Ona da Habbân b. Vasî' rivâyet etmiş; ona da babası rivâyet etmiş. Babası Abdullah b. Zeyd b. Asım El Mâzinîyî şunları anlatırken dinlemiş Abdullah
 
Dedi ki: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) abdest alırken gördüm. Mazmaza ve istinşak yaptı. Sonra yüzünü üç defa, sağ elini üç defa, öteki elini de üç defa yıkadı. Elinin artığı olmayan bir su ile başına mesh etti. Ayaklarınıda temiz pak edinceye kadar yıkadı. Ebû't-Tahir: «Bize İbn Vehb, Amr b. Haris'den rivâyet etti.» dedi.
 
 
 
 
[9/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 
'Malını satışa arzeden rızka erer, muhtekir (pahalanması için satmayıp bekleten)de lanete uğrar.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[9/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: 70. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem vefası sadece insanlara karşı olmadı.O hayatında yeri ve hatırası olan taşa toprağa karşı bile vefa gösterirdi.Mekke'yi arzular ve sık sık ilk konakladığı yer olan Kuba'yı ziyaret ederdi.Uhud Dağı'nı da ziyaret ederdi.(Müsned A.İbni Hanbel,4/379-380)
[9/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Hz. Ebûbekir’in Halife Seçilmesi 632
•  Sultanahmet Camii’nin İbadete Açılması 1617
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri (bir tarafa) bırak...” 
 
En’am 70
[9/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Ümmetimin iyi-kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldum.” 
 
Müslim, Mesâcid 57
[9/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: SIDK U SADAKAT TOHUMU
 
Dürüstlük, özgüvenin dışa yansımasıdır. Belki şöyle söylemek daha doğru olabilir: Özgüven dürüstlüğü, dürüstlük özgüveni besler.
Güvenilir bir insan olmanın, saygıdeğer bir kişiliğin ve vakarlı olmanın zemininde dürüstlük vardır. Böyle bir temelden mahrum bir kişilik zeminine, sağlam bir şahsiyet inşası mümkün değildir.
Dürüstlüğün şahsiyete yerleşmesinde, işte ve ilişkilerde dürüst davranmak da son derece ehemmiyetlidir.
Sıdk u sadakat, kişisel ilişkilerden toplumsal ilişkilere, ticari ve mesleki faaliyetlerden kamu görevlerine kadar hayatın bütün alanlarını kapsayan ve mutlaka riayet edilmesi gereken bir erdemdir.
Unutulmamalıdır ki, işçi-işveren; âmir-memur; hizmet alan-hizmet veren; müşteri-satıcı; eş, dost, arkadaş ve komşular birbirlerine güvenmezlerse, böyle bir toplumda huzur ve mutluluktan söz edilemez.
Bu yönüyle sıdk, bütün müminlerin riayet etmesi gereken farz-ı daimîdir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: رَأَى رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَبَا الدَّرْدَاءِ يَمْشِي بَيْنَ يَدَيْ أَبِي بَكْرٍ اَلصِّدِّيقِ فَقَالَ: يَا أَبَا الدَّرْدَاءِ تَمْشِي قُدَّامَ رَجُلٍ لَمْ تَطْلُعِ الشَّمْسُ بَعْدَ النَّبِيِّينَ عَلَى رَجُلٍ أَفْضَلَ مِنْهُ. (طس)
 
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Ebu’d-Derdâ’nın (r.a.), Ebûbekir es-Sıddîk’ın (r.a.) önünden yürüdüğünü görünce “Ey Ebu’d-Derdâ! Sen, öyle bir zâtın önünden yürüyorsun ki; Güneş, nebîlerden sonra, ondan daha faziletli bir kimse üzerine doğmamıştır.” buyurdular. (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Evsat)
 
09 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[9/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: HAZRET-İ EBÛBEKİR’İN (R.A.) FAZİLETİ
 
Ahkâf Sûresi’nin, 15. âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki:
 
“…Nihâyet kemâline erdiği ve kırk yaşına girdiği zaman, ‘Yâ Rab! Beni muvaffak kıl, bana ve ana babama verdiğin nimetine şükredeyim ve razı olacağın sâlih bir amel işleyeyim. Zürriyetim hakkında da benim için ıslâh nasip et. Şüphe yok ki ben, sana -günahlarımdan- tevbe ettim ve muhakkak ki ben, gerçek Müslümanlardanım’ dedi.”
 
İbn-i Abbâs Hazretleri, bu âyet-i kerîmenin, Hazret-i Ebûbekir (r.a.) hakkında nâzil olduğunu rivâyet etmiştir. Bu âyet-i kerîme, Hz. Ebûbekir’in (r.a.) hâlini tasvir etmiş ve onun tercüme-i hâli olmuştur.
 
Hz. Ebûbekir, kırk yaşına yakın bir zamanda Resûlullâh’a (s.a.v.) iman etmekle erkeklerden müminler zümresine ilk dâhil olanlardandır. Kırk yaşına bâliğ olunca Cenâb-ı Hakk’ın, kendisine ve anne babasına vermiş olduğu nimetlere ve bilhâssa İslâm nimetinin şükrünü edâya muvaffak olmasına dua etti. Hz. Ebûbekir her ne hayır murat etti ise Allâhü Teâlâ, ona yardım edip o hayırda muvaffak kıldı.
 
Cenâb-ı Hak, rızasına uygun amele muvaffak olmasına dair duasını kabul buyurduğundan, ilk olarak Hz. Ebûbekir (r.a.), Allah rızası için dokuz köle âzât etti. Bilâl-i Habeşî ve Âmir bin Füheyre de o kölelerdendi. Mal ve mülkünü hayra sarf etme meziyeti, herkesten çok, Hazret-i Ebûbekir’e nasip olmuştur.
 
Allâhü Teâlâ, onun zürriyeti hakkında yaptığı duasını da kabul buyurdu, evlatlarının hepsi iman ettiler. Anası ve babası da Müslüman oldu. Babası Ebû Kuhâfe, annesi Ümmü’l-Hayr, oğlu Abdurrahman ve onun oğlu Ebû Atîk, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sohbetiyle şereflendiler.
 
Hazret-i Ebûbekr’in mazhar olduğu makamlar, Ashâb-ı Kirâm’dan hiçbirine nasip olmadı. Ancak Ashâb-ı Kirâm’ın hepsi böyle ihsan ve istikamet üzere idiler. Ahkâf Sûresi’nin, 16. âyet-i kerîmesinde buna işaret buyurulmaktadır ki meâli şöyledir: “İşte bunlar, o kimselerdir ki, Cennetlikler içinde, biz, onların amellerinden en güzelini kabul edeceğiz ve günahlarını bağışlayacağız...”
 
 
 
09 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[9/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet’in kopması, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
[Nahl Sûresi.77]
[9/6 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: VATAN SEVGİSİ
İnsanlar, dünyada bir yuvaya muhtaç oldukları gibi, millet ola- rak da bir vatana muhtaçtırlar. Evsiz barksız insanların dünya- da huzur içerisinde yaşayamadıkları gibi, vatansız insanların da huzur ve saadet içerisinde yaşamaları mümkün değildir. Onun için büyüklerimiz: “Allah kimseyi dünyada vatansız, ahi- rette imansız etmesin.” demişlerdir.
Peygamber Efendimiz de, hicret ederken devesini Hazvere mevkiinde durdurarak Mekke’ye mahzun mahzun bakmış ve: “Vallahi sen Allah’ın yarattığı yerlerin en hayırlı, Allah katında en sevgili olanısın. Senden çıkarılmamış olsaydım çıkmazdım. Bana senden daha güzel, daha sevgili yurt yoktur. Kavmim beni, senden çıkarmamış olsaydı çıkmaz, senden başka bir yerde yurt yuva tutmazdım.” demiştir.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
HUSÛF NAMAZI
Husûf namazı, ay tutuldu- ğu zaman kılınan iki veya dört rek’atlik bir namazdır.
Ay tutulduğunda namaz kıl- mak müstehaptır. Ancak bu genelde gece meydana gel- diğinden, güneş tutulma- sında olduğu gibi cemaatle değil, ferdî olarak kılınır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Suret aşıkı olma, gönül kazanmaya çalış. (Mevlâna)
[11/6 00:37] Ömer Tarık Yılmaz: 8 - İstinsar ve İsticmarı Tek Yapma Bâbı
 
583 - Bize Kuteybetü'bnü Said ile Amru'n-nâkid ve Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr toptan İbn Uyeyne'den rivâyet ettiler. Ku-teybe dedi ki: Bize Süfyan, Ebû'z-zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen rivâyet etti. Şöyle buyurmuşlar:
 
«Biriniz taşla taharetlenirse; tek taşla taharetlensin. Abdest aldığı zaman da burnuna su çeksin, sonra sümkürsün.»
 
584 - Bana Muhammed b. Rafi’ rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdurrazzak b. Hemmam rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den naklen haber verdi. Hemmam: «Bize Ebû Hüreyre'nin Muhammed Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’den rivâyet ettiği budur.» diyerek bir takım hadisler zikretmiş ez-cümle Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Biriniz abdest alırsa her iki burun deliğine su çeksin; sonra sümkürsün.» buyurdular, demiş.
 
585 - Bize Yahya bin Yahya rivâyet etti.
 
Dedi ki: İbn Şihâb'dan dinlediğim, onun da Ebi İdris Elhavlâni'den, onun da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet ettiği şu hadisi Malik'e okudum. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Her kim ab dest alırsa burnunu atsın; kim taşla taharetlenirse (taş adedini) tek yapsın.» buyurmuşlar.
 
586 - Bize Sa'id b. Mansur rivâyet etti,
 
(Dedi ki): Bize Haspan b. İbrahim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yunus b. Yezid rivâyet etti. H:
 
Bana Harmeletü'bnü Yahya dahi rivâyet etti,
 
(Dedi ki): Bize Ibnû Vehb haber verdi.
 
(Dedi ki): Bana Yunus, İbn Şihâb'dan naklen haber verdi. İbn Şihâb: Bana Ebü İdris El Havlâni haber verdi ki, Ebû Hüreyre ile Ebû. Sa'id-i Hudrîyi Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) Şöyle buyurmuş diyerek bu hadisin mislini rivâyet ederlerken dinlemiş dedi.
 
587 - Bana Bişr b. Hakem el-Abdi rivâyet etti.
 
(Dedi ki) ; Bize Abdülaziz yani ed-Deraverdi, İbn'l Hâddan, o da Muhammed b. İbrahim'den, o da İsâ b. Talha' dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti ki, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Biriniz uykusundan uyandığı vakit hemen üç defa burnunu atsın; çünkü şeytan onun genizlerinde geceler.» buyurmuşlar.
 
588 - Bize İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Rafi' rivâyet ettiler. İbn Rafî' dedi ki: Bize Abdurrezzak rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Cüreyc haber verdi.
 
(Dedi ki): Bana Ebû'z-Zubeyr haber verdi ki Cabir b. Abdillâhi şöyle derken işitmiş: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Biriniz taşla taharetlenirse tek adetle taharetlensin.» buyurdular.
 
 
 
 
[11/6 00:37] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Resullullah aleyhissalatu vesselam'ı işittim, buyurdular ki: 'Müslümanlara bir gıda maddesinde ihtikarda bulunanı Allah Teala hazretleri cüzzam ve iflasa mahkum eder.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[11/6 00:37] Ömer Tarık Yılmaz: 71. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem kendisine karşı yapılan iyiliklere de vefa ile mukabelede bulunuyor.Mesela Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe'nin bir süreliğine kendisini emzirmesini hiç unutmamış,içtiği sütün hatrına ona hep hürmet göstermiş.Hicretten sonra bile Süveybe'ye Medine'den hediyeler gönderip,ihtiyacı olup olmadığını sordurmuştur.(Müsned A.İbni Hanbel,4/379-380-381)
[11/6 00:38] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Kırgız Yazar Cengiz Aytmatov’un Vefatı 2008
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/6 00:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
 “...Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felakete düçar olmaması için Kur’an ile nasihat et...” 
 
En’am 70
[11/6 00:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Yarım hurma ile de olsa (hayır yaparak), cehennemden korunmaya bakın!” 
 
Buhârî, Edeb 34
[11/6 00:38] Ömer Tarık Yılmaz: BOZKIRIN GÜÇLÜ KALEMİ: CENGİZ AYTMATOV
 
Cengiz Aytmatov, dünya literatürüne, felsefesine “mankurt” kavramını kazandırdı. 
Mankurt, kendi kişiliğinden, millî kimliğinden, manevi değerlerinden koparılarak oluşturulmuş bir köledir. Gün Olur Asra Bedel eserinde bir gencin saçlarını tıraş ederek kafasına deve derisi geçirirler ve bu teknikle genç bilincini kaybeder, kendisini kurtarmaya gelen annesini tanımayacak hatta onu öldürebilecek kadar kendinden uzaklaşır ve sahiplerinin kölesi hâline gelir.
Günümüz dünyasında değişik yöntemlerle insanların başına geçirilen deve derileri var. Son derece dikkatli olmalı, gençler kendi millî ve manevi değerlerinden kopmamanın yollarını geliştirmeliler.
Aytmatov, edebiyat yoluyla insanı insana anlattı. Onu okurken insanı tanımaya, insanın hallerini anlamaya, böylelikle kendilerini bilmeye gayret etmelidirler.
Atabeyt’e defnedilmeyi vasiyet eden Cengiz Aytmatov’un kabrinin başına Kırgızlar onun şu sözünü yazmışlar: “İnsan olmanın en zor yanı her gün yeniden insan olmakta..” 
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/6 00:38] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Kızılay’ın (Hilâl-i Ahmer) Kuruluşu 1868
•  Merkez Bankası’nın Kuruluşu 1930
•  Dünya Çevre Koruma Günü ve Haftası
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/6 00:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...O nefis için Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de şefaatçı...” 
 
En’am 70
[11/6 00:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Eğer Allah bir kuluna fenalık dilerse cezasını dünyada vermez, kıyamet günü cezalandırır.” 
 
Tirmizî, Zühd 57
[11/6 00:39] Ömer Tarık Yılmaz: ÇEVRE DOSTU TEKNOLOJİLER NELERDİR?
 
Çevre dostu teknoloji, asgari düzeyde su, ham madde ve enerji tüketmeyi ve yine asgari düzeyde atık üretmeyi amaçlayan, ekonomik değer taşıyan ve uygulanabilir teknolojileri tanımlayan bir kavramdır. 
Çevre dostu teknolojiler kapsamında “temiz üretim” yapılması gerekiyor. Temiz üretim de önleyici ve bütünsel çevre stratejileri çerçevesinde ilerleyen ve çevresel risklerin azaltılmasını hedefleyen süreçleri kapsıyor. Günümüzde yaygın olarak kullanılan çevre dostu teknolojilerin dâhil olduğu alanlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:
• Yenilenebilir enerji kaynakları
• Enerji verimliliği ve tasarrufu
• Doğal hayatın korunması
• Geri dönüştürülebilir içerikler ve atıklar
• Sera gazı emisyonunun azaltılması
• Hava ve çevre kirliliğinin azaltılması
• Bitki bazlı ürün ve malzeme kullanımı
• Ham madde tüketiminin azaltılması
• Endüstriyel ekoloji
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/6 00:39] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ اللهَ تَعَالَى يُبْغِضُ كُلَّ عَالِمٍ بِالدُّنْيَا جَاهِلٍ بِالْآخِرَةِ. (فيض)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak Allâhü Teâlâ, dünyaya âit işleri öğrenip de âhiret hakkında câhil kalan kimselere buğzeder.” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)
 
10 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[11/6 00:39] Ömer Tarık Yılmaz: DİNİMİZDE, BİLMEMENİN MAZERET SAYILMADIĞI YERLER
 
Cehalet; bilinmesi gereken, öğrenilmesi mümkün olan bir şeyi bilmemek demektir. Cehalet esasen, öğrenmeye fırsatı olan kimsenin öğrenmemesidir. Binâenaleyh kişinin kendi tercihiyle ilim tahsilini terk etmesi (yani zarûrî dînî bilgilerini öğrenmemesi), kendi arzusuyla cehaleti tercih etmesi demektir. Böyle bir hâl, dînî mesuliyeti gerektirir.
 
Bir kimse, bir meseleyi bilmez ve o mesele hakkında bunun aksini (yani bildiğini) iddia ederse, o kimse, bilmediğini de bilmiyordur. Buna cehl-i mürekkep (katmerli cehalet) denir. Lâkin kişi, bilmez ve bildiğini de iddia etmezse bu; cehl-i basit (basit cehalet) olur.
 
Dinimizde cehaletin mazeret olarak kabul edilmediği yerler şunlardır:
 
Allâhü Teâlâ’yı, O’nun birliğini, kemâl sıfatlarını ve Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) peygamberliğini inkâr edenin cehaleti, mazeret olarak kabul edilmeyen cehalettir. Çünkü bu kadar katî ve apaçık delillere karşı bu cehalet, sırf kibir ve inattır. Bu cehalet hiçbir zaman mazeret değildir ve affolunmaz. Lâkin sadece bilmek, iman değildir. Eğer bilmek, iman olsaydı, Ehl-i Kitâb’ın âlimlerinin mümin olması gerekirdi. İman, dil ile ikrar edip kalp ile tasdik etmektir. Bir Müslümanın, dinin asıllarından olan husûsları bilmemesi imanına zarar verir.
 
Nefsinin hevâsına uyup Allâhü Teâlâ’nın sıfatlarını ve âhiret hâllerini inkâr eden kimselerin cehaleti de mazeret olarak kabul edilmez. Zira bu inanış, Kitâb ve Sünnet’teki delillere muhaliftir. Şefaati, kabir azâbını, Cennet’te Cemâl-i İlâhî ile müşerref olmayı inkâr etmek bu kabîldendir. Edille-i Şer‘iyye yani dînî ve şer‘î hükümlerin dayandığı kaynaklar olan Kitâb, Sünnet, İcmâ ve kıyâs-ı fukahâya muhalif olarak söz söyleyen, amelde bulunan kimsenin cehaleti de bu kabîldendir. (Yani mazeret olarak kabul edilmez.)
 
Her Müslüman, Ehl-i Sünnet esaslarını ve amel olarak da müntesibi bulunduğu dört hak mezhepten birine göre zarûrî dînî bilgilerini yani ilmihâlini öğrenmekle mükelleftir.
 
 
 
10 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[11/6 00:39] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَا تَضْرِبُوا وُجُوهَ الدَّوَابِّ فَإِنَّ كُلَّ شَيْءٍ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ. (طس)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Hayvanların yüzlerine vurmayınız. Zira her şey, (Allâhü Teâlâ’ya) hamdederek (onu) tesbih eder.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat)
 
11 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[11/6 00:39] Ömer Tarık Yılmaz: HANGİ HAYVANLAR KURBAN EDİLİR?
 
Kurban edilmeleri câiz olan hayvanlar; koyun, keçi, sığır, manda ve devedir.
 
Bir yaşını bitirip iki yaşına girmiş koyun ve keçi, iki yaşını bitirip üç yaşına girmiş sığır ve manda, beş yaşını tamamlayıp altı yaşına girmiş olan deve, kurban olur. Ancak kuzu büyük olup, bir senelik koyundan fark olunamazsa ve altı ayı tamamlamışsa kurban olur. Kurban, vahşî (yabânî) olmamalıdır.
 
Bir sığır, bir manda veya bir deve, en çok yedi kişi için kurban olur. Yani yedi kişi müşterek olarak bir sığırı veya deveyi kurban edebilirler. Ortaklar, yedi kişiden az, tek veya çift olabilir.
 
Bir koyun veya bir keçi, yalnız bir kişi için kurban olur. Bir kimse, arzu ederse iki koyun da kurban edebilir. Zira, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, her sene iki koç kurban ederdi. Vedâ Haccı’nda yüz deve kurban ettiler.
 
Ortakların inek, öküz, deve veya manda kurban ederken, kurbanı hep birlikte almaları veyahut içlerinden birine vekâlet vermeleri müstehâbdır.
 
Bütün ortakların Müslüman olmaları, kurbanda ibadete, sevap ve fedâ-yı nefse (kendilerinden bedel olmasına) niyet etmeleri, hisselerinin müsâvî (denk) olması şarttır. Bir ortağın hissesi, kurbanın bütün bedelinin 1/7’sinden az olmamalıdır.
 
Ortakların bazısı vacip kurbana, diğerleri sünnet, nâfile, nezir (adak) veya akîka kurbanına niyet etse yahut ortakların bazısı ölmüş olsa yahut sabî veya bunamış olsa da kurban câiz olur.
 
KURBAN KESMEDE BAZI MEKRUHLAR
 
Kurbanı yatırdıktan sonra bıçağı bilemek mekruhtur. Kesmeyen bıçağı, kurbanın boynundan kaldırıp biledikten sonra kesmek, hayvanı o hâlde bekletmek gibi hâller ona -eziyet olduğu için- haramdır. Lâkin böyle kesilen hayvanın etini yemek haram olmaz.
 
Hayvanı, kör bıçak ile kesmek, kör bıçağı birkaç defa sürmek, kesileceği yere bacağından sürüyerek çekmek, iliğine kadar bir hamlede kesmek, kurbanı incitmek, canı çıkmadan yüzmek, başını bir hamlede kesmek, kıbleye çevirmemek ve doğurması yakın olan hayvanı kesmek, mekruhtur.
 
 
 
11 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[11/6 00:40] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[11/6 00:40] Ömer Tarık Yılmaz: DİNÎ KAVRAMLAR
ÎSÂR
Îsâr, insanın bir başkasını her- hangi bir beklenti olmaksızın kendi nefsine tercih etmesi- dir. Bir başka ifadeyle kişinin kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanma- sı, başkalarının yararı için fedakârlıkta bulunması de- mektir. Türkçe’de Îsâr karşılığı olarak diğerkâmlık ve özgeci- lik terimi kullanılır.
Îsâr cömertliğin en yüksek de- recesidir.
Cahillere ilimden bahseden onu etmiştir ziyan. Gerekenlerden de onu esirgemek zulümdür aman. (Katip Çelebi)
İSLAM’IN ALTIN ÇAĞI: ASR-I SAÂDET
Asr-ı Saâdet, “mutluluk çağı” demektir. Kavram olarak, Pey- gamberimize vahyin gelişinden onun irtihaline kadar olan süreyi kapsayan zaman dilimi olarak tanımlanmaktadır. Bu süreyi “Hulefa-i Raşidin” dediğimiz dört halife dönemi sonuna kadar uzatan âlimler olduğu gibi, buna, Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz dönemini dâhil edenler de vardır.
Asr-ı Saâdet, Rasûlüllah’ın, İslam’ı insanlığa tebliğ ettiği ve bizzat yaşayarak öğrettiği kutlu dönemdir. Tartışmasız olarak İslam’ın altın çağıdır. İslam’ın eksiksiz ve en güzel yaşandığı, dinimizin güzelliklerinin en iyi sergilendiği bu dönem, daha sonra yaşayan Müslümanlara da en önemli kaynak olmuştur.
 
ÖZLÜ SÖZ
[11/6 00:41] Ömer Tarık Yılmaz: Zekât çok yönlü bir kurum, bir farz olduğu gibi, şehâdet ve namazdan sonra İslâm binasının üzerine kurulduğu beş temel esasın da üçüncüsüdür. Bu itibarla müslüman mükellefler bu önemli ibadeti usul ve âdâbına uyarak en iyi ve en güzel bir şekilde yapmalıdırlar. Zekât verirken uyulması arzu edilen kaideler şu şekilde özetlenebilir:
1. Müslüman zekâtını sadece Allah'ın rızâsına kavuşmak için vermeli, bu farîzayı 'başa kakmadan' ve 'ezâ vermeden' yerine getirmelidir. Yüce Allah sırf kendi rızâsı için yapılan harcamaları kat kat mükâfatlandıracağını, malını gösteriş için sarfedenlerin bu ödemelerinin boşa gideceğini bildirmekte ve şöyle buyurmaktadır:
'Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lutfu geniştir. O her şeyi bilendir.
Mallarını Allah yolunda sarfedip, sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve ezâ etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Güzel bir söz ve iyilik, peşinden ezâ gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, halîmdir.
Ey inananlar! Allah'a ve âhiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını veren kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve ezâ etmekle boşa çıkarmayın. Böyle kimsenin durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir. Sağanak yağan bir yağmur isabet ettiğinde onu sert kaya haline getiriverir. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkâr eden kimseleri doğru yola eriştirmez.
Allah'ın rızâsını kazanmak ve kalplerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur almasa bile çisentisi olan bir bahçenin durumu gibidir. Allah yaptıklarınızı görür' (el-Bakara 2/261-265).
2. Müslüman mükellef temiz ve helâl kazancından zekât vermeli, eğer zekâtını aynî, yani mal olarak veriyorsa, bu malın iyi cinsten olmasına özen göstermeli, kendisine verilmesini istemediği malları başkalarına zekât olarak vermemelidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
'Ey inananlar! Kazandıklarınızın iyilerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin. Gözünüzü yummadan ve severek alamayacağınız derecede kötü ve değersiz şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye lâyık olduğunu bilin' (el-Bakara 2/267).
3. Hanefîler'e göre zekâtın, alanın onuru zedelenmemesi ve gösteriş şaibesinden uzak olması için gizlice verilmesi daha iyidir.
Şâfiî ve Hanbelîler'e göre ise insanları bu ibadeti yapmaya teşvik etmek için zekâtın açıkça verilmesi daha uygun olur.
Bütün fakihlere göre zekât dışındaki gönüllü ödemeleri gizlice vermek efdaldir. Yüce Allah şöyle buyurur:
'Sadakaları açıkça verirseniz iyi olur. Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Böyle yaptığınız için Allah sizin günahlarınızı bağışlar. Allah yapmakta olduklarınızı noksansız bilir' (el-Bakara 2/271).
4. İbadetlerin en faziletlisi vaktinde eda edilenidir. Zekât mükellefleri de zekât ibadetlerini eda etmede acele davranmalı, onu meşrû bir mazeret olmaksızın geciktirmemelidirler.
5. Mükellef, Allah'tan korkan, müttaki, hayâsından dolayı ihtiyacını insanlara söyleyemeyen kimseleri araştırıp bulmalı ve zekâtını onlara vermelidir. Çünkü verilen zekât onların iffetlerini korumalarına, Allah'a daha çok ibadet etmelerine yardımcı olur. Yüce Allah şöyle buyurur:
'(Yapacağınız hayırlar) kendilerini Allah yoluna adamış, Allah'a taattan başka düşüncesi olmayan, o sebeple yeryüzünde dolaşıp kazanmaya imkân bulamayan, durumunu bilmeyen kimselere karşı gösterdikleri iffetten dolayı onlarca zengin sanılan fakirlere verilmelidir. (Habibim) sen onları görünce yüzlerinden tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek insanlardan isteme
[11/6 01:04] Ömer Tarık Yılmaz: O küfredenler, bölük halinde cehenneme sürülür Nihayet oraya geldikleri zaman kapilari açilir, bekçileri onlara: Size, içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bugüne kavusacaginizi ihtar eden peygamberler gelmedi mi? derler 'Evet geldi' derler ama, azap sözü kâfirlerin üzerine hak olmustur  (ZÜMER/71)
 
Rablerine karsi gelmekten sakinanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varip da kapilari açildiginda bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz Artik ebedî kalmak üzere girin buraya, derler  (ZÜMER/73)
 
Ateste bulunanlar cehennem bekçilerine: Rabbinize dua edin, bizden, bir gün olsun azabi hafifletsin! diyecekler  (MÜ'MİN/49)
 
Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atilsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemis miydi? diye sorarlar  (MÜLK/8)
[11/6 01:04] Ömer Tarık Yılmaz: VEKÂLET
 
5771 - Hakîm İbnu Hizâm radıyallahu anh'ın anlattığına göre, 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, kendisine bir dinar vererek kurbanlık bir koç almaya gönderdi. Çarşıdan bir dinara bir kurbanlık satın aldı. Ancak onu (beriye gelince) iki dinara sattı. Geri dönüp bir dinara bir koç satın aldı. Böylece Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir dinar ve bir koçla geldi. Resûlullah dinarı tasadduk etti. Hakîm'e de bu ticaretinde mübarek kılması için Allah'a dua etti.'
 
Ebu Dâvud, Büyü' 28, (3386); Tirmizi, Büyu' 34, (1257).
[11/6 01:05] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Zerr (Cündeb İbnu Cünâde el-Gıfârî) (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bana Cebrâil aleyhisselam gelerek 'Ümmetinden kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer' müjdesini verdi' dedi. Ben (hayretle) 'zina ve hırsızlık yapsa da mı?' diye sordum. 'Hırsızlık da etse, zina da yapsa' cevabını verdi. Ben tekrar: 'Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!' dedim. 'Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!' 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) dördüncü keresinde ilâve etti: 'Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir'. 
Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646).
[11/6 01:05] Ömer Tarık Yılmaz: Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.
[Bakara Sûresi.43]
[11/6 01:05] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla!” (İbrâhim, 14/41)
[11/6 01:05] Ömer Tarık Yılmaz: Âdem oğlu ölesi, yer altına giresi, / Kim iyidir kim kötü, orada malum olası. Burada özünü bilenler, Hakk’a kulluk kılanlar, / Hak yoluna girenler, aydınlık yüzlü olası.[Ahmed Yesevî]
[11/6 01:06] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ZEYNEP BİNTİ CAHŞ
 
Zeynep binti Cahş radıyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin diğer bir hanımı... islâmiyeti ilk kabul eden hanım sahâbîlerden... Efendimizin hala kızı... ibadete düşkün oluşu ve cömertliğiyle meşhur... Fakirlerin, gariblerin annesi diye anılan takvâ erlerinden... Kendi el emeği ile geçinen, dikiş, nakış ve el işi yaparak kazandığı paraları fakirlere infak eden sehâvet sahibi bir mücâhide... Nikâhını Allah Teâlâ’nın kıydığı bir bahtiyar... Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimizin ahirete göç eylemesinden sonra kendisine ilk kavuşan annemiz...
 
O, bi’setten yirmi sene önce Mekke’de doğdu. İlk iman edenlerden oldu. Asıl adı Berre idi. Resûl-i Ekrem (s.a) onu Zeynep olarak değiştirdi. Babası Beni Esad kabilesinden Burre olup annesi de Rasûlullah’in halası Ümeyye binti Abdülmuttalib’dir. Abdullah İbni Cahş (r.a)’ın kızkardeşidir.
 
O, ilk hicret edenler arasında yer alarak Mekke’den Medine’ye hicret etti. İlk muhacirlerden oldu. Bekârdı. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz onu evlâtlığı Zeyd İbni Hârise (r.a) ile evlendirmeyi düşündü. Cahiliye devrinin yanlış âdetlerinden birisini daha yıkmak istedi. Kölelerin aşağılanmasını ortadan kaldırmak ve islâmiyetin insanları eşit saydığını göstermek üzere Zeyneb’e dünürcü olarak gitti.
 
Zeynep ve kardeşleri bu işi uygun görmediler. Hür bir kadının, azâtlı biriyle evlenmesi o günki örfe göre imkân dahilinde değildi. Bunu içlerine sindiremediler. Hatta Zeynep tavrını şu ifadeleriyle ortaya koydu: 'Ya Rasûlallah! Ben senin halanın kızıyım. Ona varmaya râzı değilim. Ben Kureyşliyim.' dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ Ahzab sûresinden 36. âyet-i kerîmeyi nâzil buyurdu. Meâlen:
 
'Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.'
 
Zeynep binti Cahş (r.anhâ) tekrar Rasûlullah (s.a)’a sordu: 'Yâ Rasûlallah sen, Zeyd ile evlenmemi istiyor musun?' dedi. Efendimiz de: 'Evet!' buyurdu. Bunun üzerine o: 'Rasûlullah’a âsî olamam' dedi ve kabul etti.
 
Fakat Hz. Zeyd ile Hz. Zeynep arasında samimi bir sevgi ve sıcak bir anlayış hâkim olamadı. Evlilik onlara rahat getirmedi. Geçimsizlikleri arttı. Bu beraberliğin uzun ömürlü olamıyacağını sezen Zeyd İbni Hârise (r.a) durumu Fahr-i Kâinat (s.a)’e açma zarûretini duydu ve Efendimize gelerek: 'Ya Rasûlallah! Ben ailemden ayrılmak istiyorum.' dedi. İki Cihan Güneşi Efendimiz bu söze üzüldü. Kendisinin sebeb olduğu bir ailenin dağılmasına gönlü râzı olmadı. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz ona: 'Eşini tut, boşama. Allah’tan kork!..' buyurdu.
 
İki Cihan Güneşi Efendimiz bu âilenin devam etmesi için gayret ediyordu. Fakat gönüller bir defa soğumuştu. Ülfet edebilmek, tahammül gösterebilmek bir hayli zorlaşmıştı. Buna rağmen âile olarak beraberlikleri bir sene devam etti. Geçimsizlikleri son haddine vardı. Bu birlikteliğe tahammülü kalmayan Zeyd (r.a) nikah akdini bozmak zorunda kaldı. Zeynep (r.anhâ)’yı boşadı.
 
Resûl-i Ekrem (s.a) bu hadiseye çok üzüldü. Ancak cahiliye âdetleri toplumu kara bulutlar gibi sarmıştı. Bir kimse evlâtlığının hanımı ile evlenemezdi. Allah Teâlâ bu yanlış anlayışların, bâtıl âdetlerin kalkmasını murad etti. Çok geçmeden vahyini indirdi. Ahzab sûresinin; 4 ve 5. âyetleriyle bu konuyu açıklığa kavuşturdu. Şöyle ki: Meâlen:
 
'... Evlâtlıklarınızı öz oğullarınız gibi tanımadı. Bu, sizin ağızlarınızdaki lâfınızdır. Allah, hakkı söyler ve O, doğru, yolu gösterir. Onları babalarına nisbetle çağırın. Bu Allah katında daha doğrudur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yoktur. Fakat ka
[11/6 01:06] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun sosyal faydaları nelerdir?
 
Orucun fert bakımından pek çok faydaları yanında toplumun huzuruna da sağladığı çok önemli faydaları vardır.
Oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını geliştirerek bunun topluma sevgi ve yardım şeklinde yansımasını sağlar.
Hayatında açlık nedir bilmeyen bir insan yoksulların çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayabilir mi? 'Bir eli yağda, bir eli balda' olan varlıklı bir kimse yoksulların çektiği ızdırabı yüreğinde duyabilir mi?
Elbetteki, gereği gibi duyamaz.
Fakat oruç tutan kimse açlığın ne demek olduğunu bizzat tatmış olduğundan yokluk içinde kıvranan fakirlerin, kimsesizlerin çektikleri sıkıntıları içinde duyarak şefkat ve acıma duyguları gelişir. Bunun sonucu olarak da fakirlere yardım elini uzatarak sıkıntılarını giderir, toplumun huzur ve mutluluğuna katkıda bulunur.
Dinimiz, bütün müslümanları tek bir vücut gibi kabul etmiş, müslümanların birbirlerinin dertleri ile ilgilenmelerini istemiştir.
Peygamberimizin, 'Yanıbaşında komşusu aç olduğu halde tok yaşayan, olgun mü'min değildir' anlamındaki sözü, konunun önemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bizim için en güzel örnek olan sevgili Peygamberimiz insanların en cömerdi idi.
Ramazan ayında cömertliği doruk noktasına ulaşır, elinde ne varsa yoksullara dağıtırdı.
Peygamberimizin saygı değer eşi Hz. Aişe diyor ki: 'Allah'ın Rasûlü üç gün peşpeşe karnını doyurmamıştır. İsteseydi doyururdu. Lâkin o, yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercih ederdi.'
Onun ahlâk ve fazilet dolu yaşayışını örnek alan müslümanlarda da aynı davranışları görüyoruz.
Hz. Ömer'in halifeliği zamanında dokuz ay süren bir kıtlık olmuştu. Ömer, 'ihtiyaç sahipleri bize gelsin' diye halka duyuru yapmış; kendisi de, müslümanlar bolluğa kavuşuncaya kadar ekmekle beraber zeytin yağından başka katık yemeyeceğine yemin etmişti.
[11/6 01:06] Ömer Tarık Yılmaz: Ahd ü Mîsâk
 
Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmı yaratınca, kıyâmete kadar bütün zürriyetini (neslini) zerreler hâlinde onun belinden çıkarıp, 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' diye buyurduğunda onların; 'Evet, sen Rabbimizsin!' diye söz vermeleri. Ben, Rabbime verdiğim ahd ü mîsâkı hatırlıyorum. (Hazret-i Ali)
[11/6 01:07] Ömer Tarık Yılmaz: Affan
 
 A. Haramdan uzak olan
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[11/6 01:07] Ömer Tarık Yılmaz: Kurbanlık olarak alınan büyükbaş hayvana ortak olanlardan bir kısmının, sonradan bir başkasını kendi hisselerine dahil etmeleri caiz midir?
 
Kurbanlık olarak alınan bir büyükbaş hayvanın ortak sayısının yediden az olması durumunda, ortaklardan bir kısmı, sonradan ortak olmak isteyen bir kişiyi kendi hisselerine dahil etmek isteseler; her bir hisse, hayvana verilen bedelin yedide birinden az olursa, yapılan bu işlem caiz olmaz. Ancak bu hisselerden herbiri hayvana verilen bedelin en az yedide biri veya daha fazlası ise ve ortak sayısı yediyi aşmazsa, o zaman ortak kabul etmek caiz olur.
 
 Mesela; beş kişi bir büyükbaş hayvanı ortaklaşa satın alsa, sonra bir kişi bu hayvana ortak olmak istese, ortakların dördü bu kişiyi ortak olarak kabul etse de sadece biri kabul etmese; bu sonradan gelen kişinin, o dört kişinin hissesinde ortaklığı caiz olur. Zira bu durumda ortakların herbirinin hissesi en az yedide birden fazladır (Heyet, el-Fetava’l-Hindiyye, Daru’l-Fikr, 1991, V, 304).
[11/6 01:07] Ömer Tarık Yılmaz: 4.
 
 
وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟
 
“Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır) sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.” (Bakara, 2/196)
[11/6 01:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'De ki: 'O, Allah'tır, tektir. Allah sameddir. Doğurmamış ve doğmamıştır. O'nun hiçbir dengi yoktur.'
(İhlâs, 112/1-4)
 http://www.duavesureler.com
[11/6 01:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim faziletine inanarak ve sevabını umarak Kadir gecesini ibâdetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.'
(Buhârî, 'Teravih', 2; Müslim, 'Salât', 25)
 http://www.duavesureler.com
[11/6 01:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Mal, aile, çocuk olarak insanlara verdiklerinin hayırlısını dilerim, sapıtan ve saptıranları değil.'
(Tirmizî, 'De’avât', 124)
 http://www.duavesureler.com
[11/6 01:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'Küçük dertleri büyüten (şikâyet eden) kimseyi, yüce Allah büyükleri ile cezalandırır.' Hz. Ali [radıyallahu anh]
 
Semerkand Takvimi
[11/6 01:08] Ömer Tarık Yılmaz: İman, Emniyet, Emanet
 
Bu noktada mümin kişinin özelliklerini yeniden hatırlamamız gerekiyor. İman, mümin, emniyet (güven) ve emanet kelimeleri aynı kökten geliyor. Hepsinin ortak anlamı, karşılıklı güven. Yani yaratana güvenmek suretiyle güvende olmak, verilen emaneti korumak, başkalarına güven aşılamak, başkalarının güven içinde yaşamasına imkân sağlamak. Mü’minûn sûresinin ilk âyetlerinde bu güvenin muhtevası bakın nasıl tanımlanıyor:
 
 Müminler muhakkak kurtuluşa ermiştir. Onlar ki namazlarında huşû içindedirler. Onlar ki faydasız ve boş lafa bakmazlar. Onlar ki zekât vermek için çalışırlar. Ve onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve kendilerinin sahip olduğu câriyeler müstesna. Çünkü bunlarla (olan ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir. Kim de bundan ötesini ararsa işte onlar haddini aşanlardır. Ve onlar ki emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler. Ve onlar ki namazlarını muhafaza ederler. İşte asıl vârisler onlardır  (Mü’minûn 23/1-10).
 
Bir hadis-i şerifte mümin kişinin üç özelliği anlatılırken yine bu güven ilişkisine vurgu yapılır:  Mümin, insanların elinden, dilinden ve belinden emniyette olduğu kişidir. 
 
Semerkand Takvimi
[11/6 01:09] Ömer Tarık Yılmaz: 'Takva, akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakk’a âsi olmak ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir. Verilen emaneti yerine getirmek, en üstün doğruluk sayılır. Hıyanet olarak da en önde yalan gelir.' Ebû Bekir es-Sıddık [radıyallahu anh]
 
Semerkand Takvimi
[11/6 01:09] Ömer Tarık Yılmaz: İnanç Esasları - Kazâ ve Kader’e İman
 
1. Başımıza gelen musibetlerin ve güzelliklerin hepsi Allah’ın izniyle gerçekleşir. Güzelliklere şükredip zorluklara sabretmek gerekir.
 
2. Bir işin hayır mı şer mi olduğu bilinemez. Nitekim âyette,  Sizin hayır sandığınızda şer, şer sandığınız şeyde hayır vardır. Bunu yalnızca Allah bilir, siz bilemezsiniz!  buyrulmaktadır.
 
3. Öncenin ve sonranın yaratıcısı Allah’tır. Bu yüzden Allah, yaratılanların yaptıklarını ve yapacaklarını bilendir.
 
4. Gerçekleşen olaylar sebeplere ve vesilelere bağlıdır. Eğer Allah istemezse ateş yakmaz, bıçak kesmez olur. Hz. İbrahim [aleyhisselâm], Nemrud tarafından ateşe atıldığında Allah’ın izniyle ateşin onu yakmadığı gibi. Hz. İsmail’i [aleyhisselâm] bıçağın kesmediği gibi…
 
5. İyiyi de kötüyü de yaratan Allah’tır. Ancak O, hiçbir kuluna zulmetmez.
 
Allah’ın [celle celâluhû] dediği olur
 
Yaratılanların her türlü hareket ve işleri Allah Teâlâ tarafından görülür ve bilinir. Bu hareket ve işler, yaratılanlar var olmadan önce yazılmıştır. Varoluşun başlangıcından varlığın bitimine kadar yapılan ve yapılacak ne varsa hepsi O’nun takdir ettiği gibi olur. Zira yapılmış ve yapılacak olan her şeyin yaratıcısı O’dur.
 
Semerkand Takvimi
[11/6 01:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'De ki: 'O, Allah'tır, tektir. Allah sameddir. Doğurmamış ve doğmamıştır. O'nun hiçbir dengi yoktur.'
(İhlâs, 112/1-4)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=FV64hNZ0qhI=
[11/6 01:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Rahmetinin gereklerini, mağfiretinin sürekliliğini, her türlü günahtan uzak ve salim olmayı, her türlü iyilik ve nimetleri, cennete girerek felaha ermeyi, yardımınla cehennem ateşinden kurtulmayı istiyorum.”
(Hakim, 'De’avat', No: 1925)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=FV64hNZ0qhI=
[11/6 01:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Senin adını anarak ölür ve dirilirim (uyur ve uyanırım) Allahım!'
(Buhârî, 'De'avât', 7)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=FV64hNZ0qhI=
[11/6 01:10] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanların en kötüsü şunlara bir yüzle, bunlara da başka bir yüzle davranan iki yüzlü kimsedir. Hadis-i Şerif
[11/6 01:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
 
(A’râf, 7/36)
[11/6 01:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, bana hidayet nasip eyle, bana âfiyet ve (hayırlı) rızık ver.
 
(Muslim)
[11/6 01:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Kimi yüzlerin kara, kimi yüzlerin ak olacağı o günde, mahcup yüzlerimizi karartma Allah’ım!
[11/6 01:10] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Eş-Şekur
 
İbadet eden kullarının mükâfatlarını bolca veren, az çok her itaati ödüllendiren
[11/6 02:26] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
 
(A’râf, 7/36)
[11/6 02:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, bana hidayet nasip eyle, bana âfiyet ve (hayırlı) rızık ver.
 
(Muslim)
[11/6 02:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Kimi yüzlerin kara, kimi yüzlerin ak olacağı o günde, mahcup yüzlerimizi karartma Allah’ım!
[11/6 02:27] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Eş-Şekur
 
İbadet eden kullarının mükâfatlarını bolca veren, az çok her itaati ödüllendiren
[11/6 02:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Doktor
 
   Yataktaki adam, başucunda bekleyen genç doktora: 
 
 -Allah senden razı olsun evlâdım, dedi. Benim için yurtdışından zahmet edip buraya kadar gelmeni, yaşadığım sürece unutmayacağım. 
 
 Ameliyat edilen kişi, büyük bir hastahanenin başhekimiydi. Tedâvisi ancak yurtdışında mümkün görülen hastalığı aniden artınca, doktor arkadaşları onun böyle bir yolculuğa dayanamayacağını anlamış ve kurtarma umudunun azlığına rağmen ameliyatı üstlenmeye karar vermişlerdi. Amaliyatın zor ve yeni bir ihtisas sahası olmasından dolayı biraz tereddütleri de var idi. 
 
 Fakat o konuda sayılı bir uzman olan bu genç doktor nereden haber almışsa almış ve hızır gibi yetişip onu kurtarmıştı. Yaşlı doktor, kendisine yapılan bu iyiliğe nasıl mukabele edeceğini bilemiyor ve hemen yanında oturan genç adamın ellerini sıkarcasına tutuyordu. Hayata yeniden dönmenin sevinciyle hiç durmadan konuşurken; 
 
 -Ameliyat için beni bayılttığınızda, her nedense gençlik yıllarıma döndüm, diye devam etti. Henüz toy bir asistanken, anne karnındaki bir bebeğin sakat olduğunu anlamış ve onu bu şekilde yaşatmaktansa öldürmeyi düşünürken, kalb atışlarını duyup kıyamamıştım. 
 
 'Plânlama' bahanesiyle sapasağlam yavruları bile katleden canavarlara rağmen o yavrunun yaşamasını istediğim için, Allah seni imdadıma göndermiş olmalı. 
 
 Genç doktor, ancak bir babanın evlâdına karşı gösterebileceği sıcaklıkla kavranan ellerini kurtarıp biraz geriye çekildi ve dizlerinden aşağısı 'takma' olan bacaklarını gösterirken; 
 
 -Allah, hiçbir iyiliği unutmaz efendim, diye gülümsedi. 
 
 'Kurtardığınız o çocuk bendim.'
[11/6 02:27] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbimiz! Bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi saptırma, katından bize bir rahmet ihsan et! Şüphesiz ki sen çok çok bağışlayıcısın.
رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ
(Al-i İmran 8)
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh(rahmeten), inneke entel vehhâb(vehhâbu).
[11/6 02:28] Ömer Tarık Yılmaz: Sevgi dolu, doğurgan kadınlarla evleniniz. Çünkü ben kıyamet gününde peygamberlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.
(İbn Hanbel, III, 159)
[11/6 02:28] Ömer Tarık Yılmaz: EKONOMİ......... TÜRKİYE’DE YENİLENEBİLİR ENERJİ

 

∆ Türkiye'de ilk Avrupa'da ise en büyük hibrit güneş enerji santrali olan Bingöl'ün Genç ilçesindeki Aşağı Kaleköy Hibrit Güneş Enerjisi Santrali Tesisi, açıldı.  Yenilenebilir Elektrik Üretim Tesisi'nde hidroelektrik ve güneş enerjisi kullanılarak 450 bin hânenin ihtiyacını karşılayan 580 megavat enerji üretiliyor. Bu santralde 200.000 güneş paneli bulunuyor. (0 9.11.2021)

∆ Konya'da yapımı süren ve tamamlandığında Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyüğü, dünyanın ise 5'inci büyük güneş enerjisi santrali olacak Karapınar Güneş Enerjisi Santrali   2,5 milyon kişinin elektrik ihtiyacını karşılayacak.
Bugün itibarıyla yaklaşık 600 megavata ulaşan santral 2022 sonunda 1348 megavat kurulu güce ulaşacak  santralde, 3,5 milyon güneş panelinin var. 2.600 futbol sahası kadar bir alanda kurulu santral ile, ülkemizin elektrik üretiminde güneş enerjisinin payı %20'ye çıkacak. (11.04.2022)
∆ 45 milyar dolar olan enerji ithalat faturamızı, 10 milyar doların altına indirecek olan yenilenebilir enerji (Rüzgâr, güneş ve jeotermal) yatırımları hızla ilerliyor.  
• Türkiye’nin 2002'de elektrikte 31.846 megavat olan kurulu gücü, 2022 Mart sonu itibarıyla 100 bin megavatı aştı.
• 2014'te 40 megavatgüneş enerjimiz bugün 8.000 megavat.
• Rüzgâr enerjisi kurulu gücü 10.000 MW’ı aşarken, bu alandaki fşirket sayısı 3.580’e, istihdam ise 25.000 kişiye ulaştı. Elektrik üretimimizin %11’i rüzgâr enerjisinden sağlanıyor.
Türkiye'nin 2022 ve 2023'te yapacağı yatırımlarla kapasitesini 11.000 megavata çıkaracağı öngörülüyor. (02.05.2022)

 

ZEKÂ BULMACASI...........  KAÇ SANTİM

 

Hasanların bahçesinde yaşlı bir ağaç var. Her yıl 25 santim büyümektedir. Hasan 8 yaşında iken, yerden 140 santim yüksekliğe HASAN ismini yazdı. Hasan 12 yaşına gelince, bu yazı kaç santim yükselmiş olur?                           (Cevabı yarın)

 
 
10.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[11/6 02:28] Ömer Tarık Yılmaz: MANZUM MASAL....... SIR SAKLAMAK

Evvel zaman içinde, bir oduncu yaşarmış,

Baltası omuzunda, birgün ormana varmış.
Ağaçların dibinde, bir kuru kafa görmüş,
Muziplik olsun diye, kafaya selâm vermiş.
O kafa selâm alıp, der; “Ve aleykümselâm” 
Bu cevap üzerine, şaşırıp kalmış adam.
“Yanlış mı duydum acep, konuştu kuru kafa,”
Kuru kafa gülerek, hemen başlamış lâfa;
“Merak etmiyor musun, niçin böyle oldum ben?
Doğru-yanlış demeden, söz söyleyen dilimden...
Sır saklamak bilmeyen, her şeyi söyleyen dil,
Muhakkak benim gibi, olur bunu iyi bil!.”
Bunu duyan oduncu, odunlardan vazgeçmiş,
Kasabaya dönerek, herkese ilân etmiş:
“İskeletle konuştum! Var mı benim gibisi?”
Hükümdara duyurmuş, aceleci birisi...
Hükümdar emir vermiş, iki tane askere;
“Gidin kuru kafanın, bulunduğu o yere!
Konuşur ise eğer, alın bana getirin,
Yalansa oduncunun, işini siz bitirin!”
Oduncuyu alarak, tekrar geri giderler,
“İşte kafa burada, konuş görelim!” derler.
Adam kendinden emin, gülerek selâm vermiş,
Fakat kuru kafadan, hiçbir cevap gelmemiş.
“Aman ha kuru kafa! Unuttun mu sen beni?
Hani demin konuştuk, duymuştum ben sesini.
Esselâmü aleyküm! Bir cevap ver ne olur?”
Asker; “Çok saçma!” deyip, kafasını uçurur.
Oduncunun kafası, yuvarlanarak gelir,
“Ve aleyküm selâm!” diye bir ses yükselir.
“Ey oduncu! Ben sana, demedim mi o dilin,
Söyler ise herşeyi, ben gibi olur hâlin!..”

 

DÜNKÜ CEVAP: Yaşlı ağa&cce
Orjinal Köşe Yazısına Git

— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N