Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 18.07.2023 11:20

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[13/6 00:58] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım bu cenazenin Rabbi sensin. Bunu sen yarattın, islama sen ulaştırdın şimdi onun ruhunu da sen aldın. Onun gizli ve açık hallerini en iyi sen bilirsin. Biz ona şefaatçi olabilmek hayırlı şahitlikler yapmak için geldik. Sen onu bağışla.”
(Ebu Davut Cenaiz 56)
[13/6 00:58] Ömer Tarık Yılmaz: Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi. 
Fetih Sûresi 27.Ayet
[13/6 00:59] Ömer Tarık Yılmaz: Siyasal Hayat 
Mahiyetleri icabı birey ve toplumu yönlendiren ve yöneten en eski kurumlardan
olan din ve siyaset arasındaki ilişki, tarihin çeşitli dönemlerinde
çeşitli toplumlarda değişik biçimlerde kendini göstermiştir. Burada, din ve
siyaset konusu ya da din-devlet ilişkisi konusu bütün ayrıntılarıyla değil,
klasik İslâm siyaset anlayışının mahiyetini kavramaya ve günümüzde aktüel
olandan hareketle bir bakış oluşturmaya imkân verecek şekilde genel hatlarıyla
ele alınacaktır. Hıristiyan Batı’nın din-siyaset ilişkisi alanındaki tecrübesine
de bir mukayese yapabilecek ölçüde yer verilecektir. Önce hıristiyan
Batı’da din ve siyaset ilişkileri, ardından müslüman Doğu’da din ve siyaset
ilişkilerinin tarihsel süreçteki macerası ana hatlarıyla ortaya konulacak ve
son olarak her iki dünyada din ve siyaset ilişkilerinin geldiği noktaya işaret
edilecektir.
Din ve siyaset konusunda önce tarihsel tecrübelere yer verilmesi, klasik
siyaset teorilerinin pratikle ve sosyopolitik şartlarla sıkı bir ilişki içinde olması,
hatta çoğu kere ona göre şekillenmesi gerçeğiyle alâkalı bir durumdur.
Son bir-iki yüzyıldır ülkemizde Batı’nın din-devlet ilişkisi tecrübesi örnek
alınmaya çalışıldığı için o tecrübenin bilinmesinde yarar vardır. Dindevlet
ilişkileri konusunda Batı-hıristiyan tecrübesinin ve bu tecrübe etrafında
şekillenen siyaset teorilerinin bilinmesi Doğu-müslüman siyaset teorilerinin
benzer ve farklı yönlerin, daha iyi kavranabilmesi için de gereklidir.
Günümüzde Batı siyaset geleneğinin demokrasi, insan hakları, laiklik gibi
temel kavram ve teorilerini konu alan zengin bir literatür oluştuğu gibi,
Batılılaşma sürecini yaşayan ülkelerde de bu yönde farklı temayüller ve fikrî
oluşumlar gözlenmektedir. Ancak burada, ayrıntıya girilmeksizin Batı siyaset
geleneğinin tarihî süreci ve temel kavramları, ileride yapılacak atıf ve
mukayeselere zemin teşkil edecek ölçüde ana hatlarıyla ele alınacaktır...Daha az
[14/6 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: 1- İman, İslam ve İhsanın Beyanı, Allahın Kaderini Îsbata İmanın Vücubu Kadere İnanmayandan Teberriye ve Onun Hakkında Ağır Sözler Söylendiğine Delil Bâbı
 
Ebû'l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc el-Kuşeyri (rahimehüllah) der ki:
 
«Sırf Allâhın yardımiyle (işe) başlar; ve bize ancak Onun kifayet buyurmasını niyaz eyleriz. Muvaffakiyetimiz yalnız Allah (celle celâlüh) iledir.»
 
102- Bana Ebû Hayseme Züheyr b. Harb rivâyet etti
 
(Dedi ki): Bbe Vekî' Kehmes'den o da Abdullah b. Büreyde'den o da Yahya b. Ya'mer'den naklen rivâyet etti. H.
 
Yine bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî rivâyet etti. Bu hadis onundur.
 
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Kehmes, İbn Büreyde'den o da Yahya b. Yâmer'den naklen rivâyet eyledi. Yahya şöyle demiş:
 
«Basrada kader hakkında ilk söz eden, Ma'bed el-Cühenı olmuştu. Bir ara ben ve Humeyd b. Abdirrahman el-Himyeri hacc —yahud Umre — yapmak üzere yola çıktık. Ve (kendi aramızda):
 
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından bir kimseye rastlasak da şu heriflerin kader hakkında söylediklerini ona sorsak, dedik. Az sonra mescide girmekte olan Abdullah b. Ömer b. el-Hattab'a tesadüf ettik. Ben ve arkadaşım, birimiz sağından birimiz solundan olmak üzere hemen etrafını çevirdik. Ben arkadaşımın sözü bana havele edeceğini anlayarak:
 
«Yâ Ebâ Abdirrahman! Bizim taraflarda bir takım insanlar türedi. Bunlar Kur'anı okuyor ve ilmi araştırıyorlar.» dedim. (Râvi diyor ki):
 
— Yahya bu adamların hâllerini, kader diye bir şey tanımadıklarını hâdisât Allah'ın hiç bir takdir ve malûmatı olmaksızın yeni yeni husule gelir, iddiasında bulunduklarım anlattı. Abdullah (radıyallahü anh) şunları söyledi. O halde sen onlarla görüştüğün zaman kendilerine hemen haber ver ki, ben onlardan beriyim. Onlarda benden beridirler. Abdullah b. Ömer'in kendisine yemin ettiği Allaha and olsun ki, onlardan birinin Uhud dağı kadar altım olsa da onu infak etse kadere inanmadıkça Allah onun infakını kabul eylemez. Abdullah (radıyallahü anh) sonra şöyle devam etti:
 
«Bana babam Ömerü'bnü'l-hattâb rivâyet etti.
 
Dedi ki:
 
— Bir gün Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında bulunduğumuz bir sırada anîden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bizât çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor; bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına oturdu; ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:
 
«Yâ Muhammed! Bana İslâmın ne olduğunu haber ver!» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)
 
«İslâm: Allah'dan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen; namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yol (külfetleri) cihetine gücün yeterse Beyt'i hacc etmendir.» buyurdu. O zât:
 
«Doğru söyledin.» dedi. Babam dedi ki:
 
«Biz buna hayret ettik. (Zira) hem soruyor hem de tasdik ediyordu.
 
«Bana imandan haber ver!» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allah'a, Allah'ın Meleklerine, kitablarına, Peygamberlerine ve âhiret gününe inanman, bir de kadere; hayrına şerrine inanmandır.» buyurdu.
 
O zât (yine):
 
«Doğru söyledin.» dedi. (Bu sefer):
 
«Bana ihsandan haber ver!» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allah'a: Onu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü her ne kadar sen Onu görmüyorsan da O seni muhakkak görür.» buyurdu.
 
O zât:
 
«Bana kıyâmetten haber ver!» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Bu mes'elede sorulan sorandan daha âlim değildir.» buyurdular.
 
«O halde bana onun alâmetlerinden bari haber ver!» dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Cariyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yanş ettiklerini görmendîr.» buyurdu. Babam dedi ki:
 
— Bundan sonra o zât gitt
[14/6 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam hacamat oldu ve bana emretti, ben de hacamat yapan zatın ücretini ödedim.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[14/6 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: 74. Aksıran kişi hamd ettiğinde ona 'Allah sana rahmet etsin' denir.(Müslim Zühd,54)
[14/6 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Jandarma Teşkilatının Kuruluşu 1839
•  Bestekâr Avni Anıl’ın Vefatı 2008
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[14/6 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Ant olsun ki sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve (dünyada) size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksız...” 
 
En’am 94
[14/6 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi (tabiî) bir iyiliği bile sakın küçük görme!” 
 
Müslim, Birr 144
[14/6 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: HAZİRAN AYINDA YAPILACAK İŞLER
 
Tarla Bitkileri
* Hububatta zararlıların kontrolleri yapılır ve mücadelesine başlanır. 
* Arpa hasadına başlanır.
* Hasadı yapılan bakla tarlaları temizlenir ve sürülür. 
* Mercimek hasadına başlanır.
* Fasulyenin ikinci çapası yapılır
* Pancarlar sulanır. 
* Mısırlarda ikinci azotlu gübre uygulaması yapılır.
Meyvecilik
* Ot mücadelesi sürdürülür.
* Sürgün göz aşıları ayın ortalarına kadar sürdürülür. 
* Ekolojik duruma göre sulama yapılır 
* Elma ve armutlarda karaleke, elma iç kurdu, kırmızı örümcek ve diğer zararlılara karşı mücadele işleri sürdürülür.
Sebzecilik
* Boğaz doldurma ve sulama işlemleri aksatılmadan yürütülür 
* Havalar diğer aylara göre oldukça ısındığından, bamya, biber, domates, fasulye, kavun, kar­puz, patlıcan ve soğan gibi sebzelerin su­la­ması aksatılmamalıdır. 
* Çapalama ve yabani ot mücadelesine devam edilir. 
* Kışlık sebzelerden karnabahar, lahana, pırasa ve diğerlerinin fideleri bahçedeki esas yerlerine dikilir. 
* Salatalık, acur, kabak, kavun ve karpuzda görülen antraknoza karşı bakırlı ilaçlar kullanılmak suretiyle ilaçlama yapılmalıdır. 
* Domates, salatalık ve kabakların tepeleri 
budanır. 
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[14/6 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنِّي لَأَمْزَحُ وَلَا أَقُولُ إِلَّا حَقًّا. (طب)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak ben de latife yaparım. Fakat haktan başka bir şey söylemem.” (Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr)
 
14 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[14/6 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: AKÎKA KURBANI MÜSTEHÂBDIR
 
Yeni doğan çocuğun başındaki tüylere “akîka” ismi verilir. Çocuk için Cenâb-ı Hakk’a şükür olarak kesilen kurbana da “Akîka/Nesîke kurbanı” denir.
 
Akîka kurbanı kesmek, Hanefî Mezhebi’nde müstehâb, diğer mezheplerde sünnettir. Akîka kurbanı, çocuğun doğduğu günden itibaren kesilebilir. Yedinci günü kesmek daha faziletlidir.
 
Kurban olmaya elverişli bir hayvan, akîkaya da yeterli olur. Erkek ve kız çocuk için birer kurban kesilmesi kâfîdir. Bazı âlimler, erkek çocuk için iki kurban kesilir, demişlerdir.
 
Akîka kurbanı kesilirken, çocuğun anası yahut babası, “Yâ Rabbi! Bu benim çocuğumun akîkasıdır. Bu kurban, onun Cehennem ateşinden kurtuluş fidyesi olsun.” diye dua eder.
 
Vaktiyle akîka kurbanı kesilmemiş olan kimse, kendi nâmına bir kurban kesebilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allâhü Teâlâ’nın emri ile peygamberliğini ilan etmesinden sonra kendileri için ve doğduklarında iki torunu için akîka kesmişlerdir.
 
Akîka kurbanının etinden, sahibi yiyebilir, başkalarına yedirebilir ve etin bir kısmını, tamamını veya kurbanın kendisini bağışlayabilir. Çocuklar, Allâh’ın lütfudur. Bu kurbanlar da o lütfa karşı birer şükürdür.
 
KİŞİ HANGİ KURBANDAN YİYEMEZ
 
Kişi, nezrettiği (adadığı) kurbandan kendisi yiyemez. Usûlünün (ana-babası, dedeleri ve ninelerinin), fürû‘unun (yani çocukları ve torunlarının), aile ve akrabalarından nafakası üzerine lâzım olanların da yemesi câiz değildir. Gayrimüslimlere ve zenginlere yedirmek de câiz olmaz. Yedirilirse, o yedirdiği miktarın bedelini, fakirlere tasadduk etmek lâzım gelir.
 
Kişinin hayatta iken yaptığı vasiyeti üzerine, öldükten sonra malının üçte birinden kesilen kurbanı, vârisleri yiyemezler, zenginlere de yediremezler; onu fakirlere verirler. Fakat vârisler, kendi istekleriyle kestikleri kurbandan yiyebilir ve başkasına da yedirebilir. Zira bir kimse kurban kesse ve sevabını vefat eden kimseye bağışlasa, kendi kurbanı gibi yer ve başkasına da yedirir.
 
 
 
14 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[14/6 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın” denilir.
[Ali İmran Sûresi.106]
[14/6 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: İCMALÎ İMAN
İman edilecek şeylere kısaca ve toptan iman etmek demektir. Şahâdet kelimesini veya tevhit kelimesini dili ile söyleyip kal- bi ile tasdik eden kimse icmali iman etmiş olur. İslam’ın ilk temel direği ve imanın ilk derecesi bu imandır. Yüce Allah’ın varlığını ve birliğini, Hz. Muhammed’in O’nun elçisi olduğunu kabul eden kimse diğer iman esaslarını, Allah ve peygamberin bildirdiklerini de kabul eder. Çünkü diğer iman esaslarını bize bildiren Allah ve peygamberdir. Dolayısıyla Hz. Muhammed’in Peygamberliğini tasdik eden kimse onun getirdiği hükümleri de kabul eder.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
UMRE
Umre, ihrama girdikten sonra tavaf etmek, sa’y yapmak ve tıraş olmak- tan ibaret olan sünnet bir ibadettir. Mekke dışından gelenler mîkat sınırında, mîkat sınırları içerisinde bulunanlar ise Harem dı- şındaki “hıll” bölgesinde ihrama girerler.
 
ÖZLÜ SÖZ
Bu kadar adam gördüm, içlerinden hiçbiri dünyadan hoşnut değil ama hiçbiri de dünyadan gitmek istemez.
(Namık Kemal)
[14/6 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun yasakları, doğrudan söylenirse yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktır; tersinden söylenirse orucun yasakları, orucun bozulmasına sebep olan şeylerdir. Bölüm başında da belirttiğimiz gibi oruç, yeme, içme ve cinsel ilişkiden kaçınmaktır. Dolayısıyla bu üç hususa dikkat edildiği takdirde oruç tutulmuş olur. Bununla birlikte bazı davranışların, sayılan bu üç şeyin kapsamına girip girmediği konusunda gerekli veya gereksiz tereddütler oluşabilmektedir. Yine orucun bozulmasına yol açmamakla birlikte, orucun genel havasına, anlam ve gayesine yakışmayan şeyler konusunda da dikkatli olmak gerektiği için burada günlük hayatta karşılaşılabilecek bazı durumlara kısaca işaret etmek istiyoruz.
A) ORUCUN MEKRUHLARI
Öteden beri fıkıh ve ilmihal kitaplarında mekruh olarak nitelendirilen şeylerin bir kısmı, orucun anlam ve gayesine yakışmayan şeyler, bir kısmı da biraz ileri gidildiği takdirde orucun bozulmasına sebep olabilecek şeylerdir. Meselâ bir şeyi tatmak ve çiğnemek mekruhtur; çünkü ağza alınan bir şeyin yutulma tehlikesi bulunmaktadır. Fakihler yine aynı gerekçeyle, bir insanın eşiyle öpüşmesini, ona sarılmasını mekruh saymışlardır. Çünkü bu davranış, orucu bozacak bir fiili işlemeye götürebilir. Esasen bir insanın eşiyle öpüşmesi oruca zarar vermez. Nitekim Âişe vâlidemiz, Peygamberimiz'in oruçlu iken hanımlarıyla elleşip şakalaştığını ve öpüştüğünü anlatmıştır (İbn Mâce, 'Sıyâm', 19; Muvatta, 'Sıyâm', 13).
Aşırı titizlikleri gereği misvak kullanmayı dahi mekruh sayanlar bulunmakla birlikte, âlimlerin çoğunluğu bunu mekruh görmemişlerdir. Günümüz-de yaygın olduğu şekliyle ağız ve diş temizliğinin diş fırçası ve diş macunu kullanılarak yapılması da oruca zarar vermez; üstelik aksatılmaması gereken yerinde bir davranış da olur. Ağız ve diş temizliğini gündüz yapmamayı tercih edenler, bunu mutlaka sahurdan sonra yapmış olmalıdır. Oruçlunun normal temizlik için veya cünüplükten temizlenmek için yıkanması mekruh olmamakla birlikte, serinlemek maksadıyla yıkanması oruç esprisine aykırı-lık gerekçesiyle mekruh sayılmıştır. Oruçlunun güzel koku sürünmesi veya güzel kokan bir şeyi özel olarak koklaması da mekruh sayılmaz.
Ayrıca, esasen orucu bozmamakla birlikte, oruçlunun direncinin kırılmasına ve güçsüz düşmesine yol açan, kan aldırmak vb. şeyler mekruhtur. Konunun başında sahurun geciktirilmesi ve iftarın vakit girer girmez yapılmasının anlamına ilişkin olarak söylediğimiz hususlar burada da geçerlidir.
B) ORUCU BOZAN ŞEYLER
Yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmak orucu bozan şeylerdir. Bunların hangi durumda sadece kazâ, hangi durumda kazâ ile birlikte kefâreti gerektirdiğini görelim.
a) Kazâ ve Kefâreti Gerektiren Durumlar
Orucu bozup hem kazâ hem de kefâreti gerektiren durumların başında rama-zan günü oruçlu iken yapılan cinsel ilişki gelmektedir. Zaten Peygamberimiz oruç kefâreti hükmünü, o zaman vuku bulan böyle bir cinsel ilişki olayı üzerine ver-miştir. Oruç kefâreti konusunda eldeki tek örnek ve delil de budur. Bu bakımdan bütün fıkıh mezhepleri, ramazan günü oruçlu iken bilerek ve isteyerek normal cinsel ilişkide bulunmanın, hem kazâ ve hem de kefâreti gerektireceği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bir şey yiyip içmenin kefâreti gerektirip gerektirmediği konusu ise mezhepler arasında tartışmalıdır. Hanefîler, bilerek ve isteyerek bir gıda veya gıda özelliği taşıyan her türlü maddeyi almayı da bu hükme kıyas ederek, bu durumda da hem kazâ hem de kefâret gerekeceğini söylemişlerdir.
Peygamberimiz zamanında cereyan eden ve oruç kefâretinin gerekçesi olan olay şudur:
Bir adam 'Mahvoldum' diyerek Peygamberimiz'e gelmiş ve ramazanın gündüzünde eşiyle cinsel ilişkide bulunduğunu söylemiş, bunun üzerine Peygamberimiz;
- Köle âzat etme imkânın var mı?
- Hayır, yok.
- Peş peşe iki ay or
[14/6 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (yahudileri) de, içini bereketle doldurdugumuz yerin dogu taraflarina ve bati taraflarina mirasçi kildik Sabirlarina karsilik Rabbinin Israilogullarina verdigi güzel söz yerine geldi Firavun ve kavminin yapmakta olduklarini ve yetistirdikleri bahçeleri helâk ettik  (A'RAF/137)
 
Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in! Kendilerini (dünyada) faydalandiracagimiz, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabin dokunacagi ümmetler de olacaktir  (HUD/48)
 
(Melekler) dediler ki: Allah'in emrine sasiyor musun? Ey ev halki! Allah'in rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir Süphesiz ki O, övülmeye lâyiktir, iyiligi boldur  (HUD/73)
 
Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kismini gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kildigimiz Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sifatlardan münezzehtir; O, gerçekten isitendir, görendir  (İSRA/1)
 
Biz, onu ve Lût'u kurtararak, içinde cümle âleme bereketler verdigimiz ülkeye ulastirdik  (ENBİYA/71)
 
Süleyman'in emrine de kasirga (gibi esen) rüzgâri verdik; onun emriyle içinde bereketler yarattigimiz yere dogru eserdi Biz herseyi biliriz  (ENBİYA/81)
 
Onlarin yurdu ile, içlerini bereketlendirdigimiz memleketler arasinda, kolayca görünen nice kasabalar var ettik ve bunlar arasinda yürümeyi konaklara ayirdik Oralarda geceleri, gündüzleri korkusuzca gezin dolasin, dedik  (SEBE'/18)
 
Kendisini ve Ishak'i mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacagi gibi, kendine açiktan açiga kötülük edenler de olacak  (SAFFAT/113)
 
O, yeryüzüne sabit daglar yerlestirdi Orada bereketler yaratti ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gidalar takdir etti  (FUSSİLET/10)
[14/6 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: YEMİN KELİMESİ VE KENDİSİYLE YEMİN EDİLENLER
 
5774 - İbnu Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yemin teklif ettiği bir kimseye şöyle söyledi:
 
'Haydi! Kendinden başka ilah olmayan Allah'a kasem ederek o kimsenin yani iddia sahibinin sende hiçbir şeyi olmadığına yemin et!'
 
Ebu Davud, Akdiye 24, (3620).
 
5775 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalatu vesselâm'ın yaptığı yeminlerin çoğu şöyleydi: 'Kalpleri çeviren zâta yemin olsun, hayır!'
 
Buhari, Eyman 3, Kader 14, Tevhid 11; Muvatta, Nuzûr 14; Ebu Dâvud, Eymân 16, (3263); Tirmizi, Nüzûr 12, (1540);Nesai, Eyman 2, (7, 2, 3).
 
5776 - Ebu Sa'îd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yeminde mübalağa edince: 'Hayır! Ebu'l-Kâsım'ın nefsini elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki...' derdi.'
 
Ebu Davud, Eymân 12, (3264); İbnu Mâce, Kefârât 1, (2090).
 
5777 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Yemin ettiği zaman Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yemini: 'Hayır! Allah'a istiğfar ederim ki...'şeklindeydi.'
 
Ebu Dâvud, Eymân 12, (3265).
 
5778 - Katile Bintu Sayfi -ki Cüheyne'den bir kadındır- radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir yahudi uğradı ve:
 
'Siz müslümanlar Allah'a benzerler koşuyor ve şirke düşüyorsunuz ve diyorsunuz ki: 'Allah istedi ben de istedim.' Yine diyorsunuz ki: 'Kâ'be'ye yemin olsun!'
 
Bunun üzerine Resülullah aleyhissalatu vesselam ashâba, yemin etmek istedikleri zaman 'Kâ'be'nin Rabbına kasem olsun!' demelerini ve 'Allah istedi sonra da ben istedim' demelerini emretti.'
 
Nesâi, Eyman 9, (7, 6).
 
KENDİSİYLE YEMİN EDİLMESİ YASAK OLANLAR
 
5779 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissaIâtu vesselâm, Hz. Ömer radıyallahu anh'ın, babasını zikrederek yemin ettiğini işitmişti:
 
'Allah Teâla hazretleri, sizleri babanızı zikrederek yemin etmekten nehyetti. Öyleyse kim yemin edecekse Allah'a yemin etsin veya sussun' buyurdu.'
 
Buhârî, Eymân 4; Müslim, Eymân 1, (1646); Ebu Dâvud, Eymân 5, (3250); Tirmizi, Eymân 8, (1534); Nesâî, Eyman 5, (7, 4, 5).
 
5780 - Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim yemin eder ve '... İslâm'dan beri olayım!' derse, eğer sözünde yalancı ise, dediği gibi olur, yalancı değil de gerçeği söylemişse İslâm'a sâlim olarak dönemeyecektir.'
 
Ebu Dâvud, Eymân 9, (3258); Nesâî, Eymân 8. (7,6).
 
5781 - Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim emanetle yemin ederse bizden degildir!'
 
Ebu Dâvud, Eymân 6, (3253).
 
5782 - İbrahim Nehai merhum anlatıyor: 'Biz çocukken, (büyüklerimiz) bizi şehadet ve ahd ile yemin etmekten menederlerdi.'
 
Buhâri, Eyman 10.
 
5783 - Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim yemin eder ve '... İslâm'dan beri olayım!' derse, eğer sözünde yalancı ise, dediği gibi olur, yalancı değil de gerçeği söylemişse İslâm'a sâlim olarak dönemeyecektir.'
 
Ebu Dâvud, Eymân 9, (3258); Nesâî, Eymân 8. (7,6).
 
YALAN YEMİN
 
5784 - İmrân İbnu Husayn radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim, (mahkeme gereği, yapması icabeden) bir yeminde yalan yere yemin ederse bu yemini sebebiyle cehennemdeki yerini hazırlamış olur.'
 
Ebu Dâvud, Eymân 1, (3242).
 
5785 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Kim müslüman bir kimsenin malı hakkında yalan yere yemin ederse, (Kıyamet günü) Allah'la karşılaştığında O'nu kendisine karşı gadablanmış bulur!' buyurdular. Sonra Resulullah aleyhissalâtu vesselâm bu sözlerini tasdik eden ayetleri Allah Teâla'nın kitabından okudular: '(Ahir zaman peygamberine iman hususunda) Allah'a verdikleri ahdi ve ettikleri yemini, az bir dünya malı karşılığında değiştirenlere gelince, onların ahiret
[14/6 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Câbir İbnu Abdillah el-Ensârî (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'İki şey vardır gerekli kılıcıdır' Bir zat: -Ey Allah'ın Rasûlü! gerekli kılan bu iki şeyden maksad nedir? diye sordu: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 
'Kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir. Kim de Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse o da cennete girecektir' cevabını verdi.' 
Müslim, İman 151, (93).
[14/6 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin.  Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.
[Bakara Sûresi.45]
[14/6 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de alçaltırsın. Hertürlü iyilik senin elindedir. Hiç kuşku yok sen herşeye kâdirsin.” (Âl-i İmrân, 3/36)
[14/6 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Âdem oğlu ölesi, yer altına giresi, / Kim iyidir kim kötü, orada malum olası. Burada özünü bilenler, Hakk’a kulluk kılanlar, / Hak yoluna girenler, aydınlık yüzlü olası.[Ahmed Yesevî]
[14/6 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SAFİYYE BİNTİ ABDÜLMUTTALİB
 
Resulullah efendimizin halası olan Hz. Safiyye, oğlu Zübeyr ile birlikte müslüman oldu. Oğlu Zübeyr ile birlikte hicret etti. Peygamber efendimize eziyet eden, kardeşi Ebu Leheb’e dedi ki:
 
- Ey kardeşim! Kardeşimin oğlunu ve Onun dinini yardımsız, hor, hakîr bırakmak, sana yakışır mı? Vallahi bugün yaşayan bilginler, Abdülmuttalib’in soyundan bir Peygamberin çıkacağını bildiriyorlar. İşte, o peygamber, budur!
 
Böyle söyleyerek Ebu Leheb’i de islâma davet etmiş, fakat o kabul etmemiştir.
 
Savaşların çoğuna iştirak etti 
 
Hz. Safiyye’nin annesi Hâle ile Resul-i ekremin annesi Amine Hatun kardeş idiler. Bu suretle, Peygamberimiz ile, hem ana, hem de baba tarafindan çok yakın akraba olurlardı.
 
Hz. Safiyye gazaların çoğuna iştirak etmişti. Gayet cesur idi. Uhud gazasına kati şöyle olmuştu: Resul-i ekrem efendimiz, Uhud savaşına gittikleri zaman, kadınlar da Hz. Hassan bin Sabit’in köşkünde bulunuyorlardı. Erkek olarak sadece Hassan vardı. O da yaşlı ve zayıf idi. Yahudîler bunu fırsat bilip saldırmak istiyorlardı. İçlerinden birisi köşkün dibine kadar sokulup, olup bitenleri dinlemek istedi. Hz. Safiyye bunu gördü ve bağırdı: 
 
- Hassan, şu yahudînin yanına in, onu öldür!
 
Hz. Hassan dedi ki: 
 
- Ben onunla savaşacak hâlde olsaydım, şimdi herhalde Resulullahın yanında olurdum.
 
Hz. Hassan, hastalık geçirdiginden kılıç sallayamıyordu. Hz. Safiyye bunun üzerine, bir çadır direğini kaptı ve aşağı indi. Yahudînin kaçmaması için kapıyı yavaş yavaş araladı. Birden çadır direğini yahudînin başına indirdi. Yahudî, yediği darbe sonucu bir daha kalkamadı ve öldü.
 
Bundan sonra Safiyye eline bir kılıç alarak Uhud’un yolunu tuttu. Elindeki kılıcı ile önüne gelene saldırıyor, bir yandan da müslümanları harbe teşvik ederek, “Siz nasıl insanlarsınız, Resulullahı bırakıp da nereye gideceksiniz” diyordu.
 
Cesedini görmesin 
 
Peygamber efendimiz onun vaziyetini görünce, oğlu Hz Zübeyr’i çağırdı ve buyurdu ki:
 
- Annen Safiyye, kardeşi Hamza’nın cesedini görmesin. Çünkü cesedin durumu çok kötü idi. Kardeşinin cesedini böyle görse, herhalde aklını kaçırır.
 
Hz. Zübeyr de bu emir üzerine annesinin yanına sokularak dedi ki:
 
- Anneciğim, Resulullah efendimiz senin geri çekilmeni buyuruyor.
 
- Nasıl? Geri mi dönecekmişim? Kardeşimin cesedinin nasıl olduğunu biliyorum. Bunun intikamını alacağım. Allahü teâlâ bilir ki, ben böyle yapılmasından hiç hoşlanmam. Fakat sabredeceğim. Ama bir gün bunların karşılığını da göreceğim.
 
Hz. Zübeyr, durumu Resulullaha arz etti. Resulullah efendimiz de halasının metanetini duyunca, cesedin yanına gelmesine izin verdi. Cesedin parça parça olduğunu gördü. Kendisine hakim oldu. Yalnız “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn' dedi. Ellerini açıp duâ etti ve oradan ayrıldı.
 
Hz. Safiyye Hendek gazvesinde de Hassan bin Sabit’in köşkünde, içeriyi dinlemek isteyen bir yahudîyi öldürmüştür.
 
Böylece Hz. Safiyye, gerek Uhud’da, gerekse Hendek savaşında birer düşman öldürmesiyle, eshabın takdirine mazhar olmuştur.
 
Orduları idare edecektir 
 
Hz. Safiyye, Hz. Ömer halife iken, 640 yılında, 73 yaşında iken vefat etti. Bakî kabristanında Mugire bin Sube’nin kabri yanına defnedildi.
 
Hz. Safiyye disiplinli bir anneydi. Bazen oğlu Zübeyr’e sert davrandığı olurdu. “Niçin böyle yapıyorsun” diyenlere şöyle cevap vermişti:
 
- Ben onun iyi yetişmesi için böyle yapıyorum. Çünkü o, ileride orduları idare edecektir.
 
Gerçekten de Hz. Zübeyr büyük bir İslâm fedaisi oldu.
 
Hz. Safiyye cahiliyye devrinde Hâris bin Harb ile evlenmişti. Hâris’ten bir oğlu oldu.
 
Hâris öldükten sonra Hz. Zübeyr’in babası Avvam bin Hüveylid ile evlendi. Bundan da üç çocuğu oldu. Bunlar Hz. Zübeyr, Saib ve Abdülkâbe’dir.
 
Sen bizim ümidimizdin 
 
Hz. Safiyye, cesaret ve secaati ile nesillere örnek olac
[14/6 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Ramazan Orucu Kaç Gündür?
 
Ramazan ayı, bazı yıllarda 30 gün, bazı yıllarda da 29 gün olur. Peygamber Efendimiz bir kere iki elinin on parmağını açarak:
- Bir ay: 'şöyledir, şöyledir' buyurmuş ve üçüncüsünde serçe parmağını kısarak: 'şöyledir' demiştir ki bu, 29 oluyor. Sonra:
- Bazı ay da: 'şöyle, şöyle, şöyledir' demiş ve on parmağını üç defa açıp kapayarak bazı ayın otuz olduğuna işaret etmiştir.
Ramazan ayının 30 gün çektiği yıllarda tutulan oruç tam olduğu gibi, 29 gün olduğu yıllarda da yine tamdır. Çünkü farz olan ayın tamamını oruç tutmaktır. Bu sebeple Ramazan ayının 29 gün olduğu yıllarda orucun eksik olması sözkonusu değildir.
Nitekim Peygamber Efendimiz dokuz Ramazan orucu tutmuştur. Bu Ramazanların dördü 29 gün, beşi de 30 gün olmuştur.
Ramazan ayı girmeden önce, onu karşılamak maksadıyla bir veya iki gün oruç tutmak doğru değildir. Böyle bir oruç, farz olan ve kaç gün olduğu kesinlikle bilinen Ramazan orucuna ilâve endişesi taşıdığı için mekruh görülmüştür.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
'Sizden biriniz Ramazanı bir gün veya iki gün oruçla karşılamasın. Ancak mu'tadı olan bir orucu tutuyorsa onu tutsun.'
Ancak, ayın ve haftanın belirli günlerinde oruç tutmayı alışkanlık haline getiren kimsenin oruç tuttuğu günler Ramazan öncesindeki iki güne rastlarsa bu oruçları tutmak mekruh olmadığı gibi, Ramazandan önce iki günden fazla oruç tutmak da (Ramazana ilâve endişesi ortadan kalktığından) mekruh değildir.
[14/6 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: AHZÂB SÛRESİ
 
Kur'ân-ı kerîmin otuz üçüncü sûresi. Ahzâb sûresi Medîne-i münevverede inmiştir. Yetmiş üç âyet-i kerîmedir. Sûre, ismini, birleşik düşman ordusu anlamına gelen ahzâb kelimesinden almıştır. Sûrede İslâm düşmanlarının, İslâmiyet aleyhindeki çalışmaları ve sonunda hüsrana uğradıkları, Pey gamber efendimize ve mü'minlere eziyet ve sıkıntı verenlerin şiddetli azâba uğrayacakları,Resûlullah efendimizin mübârek zevcelerinin ve diğer müslüman âilelerin tesettüre (örtünmeye) nasıl riâyet edecekleri, kâfirlerin âhirette şiddetli azab görecek leri ve çok pişman olacakları, üzerlerine düşen vazîfeleri yerine getirdiklerinde, takvâya sarılıp günahlardan sakındıklarında mü'minlerin, cenâb-ı Hakk'ın pekçok ihsânlarına kavuşacakları anlatılmaktadır. (İbn-i Abbâs, Begâvî, Râzî) Ahzâb sûresinde meâlen buyruldu ki  Ey îmân edenler! Allahü teâlâyı çok zikr ediniz, her zaman hatırlayınız, hiç unutmayınız... (Âyet  41) Ey peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına (ihtiyaçları için dışarı çıkacakları zaman) dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle... ( Ayet  59) Kim Ahzâb sûresini okur ve âilesine ve câriyesine öğretirse, kabir azâbından kurtulur. (Hadîs-i şerîf-Envâr-üt-tenzîl ve Esrâr-üt-te'vîl)
[14/6 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Agah
 
 F. Uyanık, basiret sahibi
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[14/6 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Kulağı kesik veya delinmiş hayvanlar kurban olur mu?
 
Bir hayvanın kurban edilebilmesi için, o hayvanda insanlar arasında kusur sayılan ayıplardan birinin bulunmaması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.), kurbanlıkların göz ve kulaklarının sağlam olmasına dikkat edilmesini istemiştir (Ebu Davud, Dahaya, 6). Buna göre, kulağının yarıdan fazlası kesik olan hayvan, kurban olmaya elverişli değildir. Hayvanın bir kulağının delik veya yırtılmış olması durumunda; eğer delikler ve yırtıklar kulağın yarıdan fazlasını teşkil ediyorsa, böyle bir hayvan kurban edilemez. Bu ölçüye varmayan kesikler, delikler ve yırtıklar ise hayvanın kurban olmasına engel değildir (Merğinani, el-Hidaye, Beyrut, IV, 354-355; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, Riyad, 1423/2003, IX, 468-469).
[14/6 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: 5.
 
 
اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ
 
“Hac (ayları), bilinen aylardır.[4] Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara, 2/197)
 
 [4] . Hac ayları, Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür.
[14/6 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: 'Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.'
(İnşirah 94/5-6)
 http://www.duavesureler.com
[14/6 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır. '
(Müslim,' Zikir',39)
 http://www.duavesureler.com
[14/6 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Nefsime takvasını (günahlardan sakınma duygusu) ver ve onu (her türlü günahtan) temizle, Sen temizleyenlerin en hayırlısısın. Onun koruyucusu ve efendisi de sensin.'
(Müslim, 'Zikir', 73 )
 http://www.duavesureler.com
[14/6 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: 'O Allah, yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, o sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür.' (Hadîd 57/4)
 
Semerkand Takvimi
[14/6 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Balıklar ve Kuşlar
 
Hasan-ı Basrî [kuddise sırruhû], bir defasında cübbesini suyun üzerine serip batmadan oturdu. Onu böyle gören Râbia el-Adeviyye de [kuddise sırruhû] seccadesini havaya serip üzerine oturdu. Sonra Hasan-ı Basrî’ye [kuddise sırruhû] şunları söyledi:
 
- Hasan, senin yaptığını balıklar, benim yaptığımı da kuşlar yapar. Bunlar iş değil. Asıl iş yüce Allah’ın rızasını elde etmektir.
 
Bâyazid-i Bistâmî [kuddise sırruhû], en büyük kerametin istikamet olduğunu söyler ve şöyle derdi:
 
- Birinin havada uçtuğunu görseniz bile hemen o kimsenin faziletli ve keramet sahibi biri olduğuna hükmetmeyin, hata edebilirsiniz. O kimsenin hakikaten fazilet ve keramet sahibi olduğunu anlamak için İslâm’ın emirlerine uymaktaki hassasiyetine, Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] sünnet-i seniyyesine uymasına, hakiki İslâm âlimlerine olan muhabbet ve bağlılığına bakın. Bunlar tam ise o kimse fazilet ve keramet sahibidir. Bunlara uymakta en ufak bir gevşeklik ve zayıflık bulunursa, o kimse için fazilet ve keramet sahibidir demek mümkün olmaz.
 
Semerkand Takvimi
[14/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.'
(İnşirah 94/5-6)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=s+2ZxbJNoJU=
[14/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.'
(Buhârî, “Rikak”, 15)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=s+2ZxbJNoJU=
[14/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Allahım! Rahmetini gerektiren şeyleri, kesin affını, her iyiliği elde etmeyi, her günahtan uzak olmayı senden dilerim. Affetmediğin hiç bir günah, feraha çıkarmadığın hiç bir tasa, senin rızana uygun olan hiç bir ihtiyacı da karşılamadan bırakma. Ey merhametlilerin en merhametlisi! '
(Tirmizi, 'Salât', 343)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=s+2ZxbJNoJU=
[14/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: (Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme. Hadis-i Şerif
[14/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
..Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.
 
(Bakara, 2/185)
[14/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah (ın ismi) anılarak başlanılmayan her önemli söz veya iş, güdüktür/bereketsizdir.”
 
(İbn Hanbel)
[14/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allah’ım! Gizli olarak işlediğim günahlarımı, açıktan işlediğim günahlarımı, hatâen işlediğim ve bilerek yaptığım günahlarımı, bildiğim ve bilmediğim bütün günahlarımı bağışla.
 
(Hâkim, İbn Ebî Şeybe)
[14/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Habir
 
Her şeyden haberdar olan, gizli âşikâr her şeyi bilen, haber veren
[14/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Sabrın Zirvesi
 
   Allah Dostlarından Hazreti Rabia Hayatını ibadete adayan bu yolda evlenmeyi dahi düşünmeyen yüce kametin hayatında orucun yeri bambaşkaydı. Sık sık nafile oruç tutardı bir defasında yiyecek bir şey bulamadı sekiz gün böyle geçmişti ve yiyecek bir iftarlık kuru bir ekmeği bile yoktu. Açlık iyice şiddetlenmiş ve kendi kendine acaba nefsime zulüm mü ediyorum diye düşünürken derken kapı çalınır. Komşusu bir tabak yemek getirmiştir.Ortalık karanlıktır. Onu alıp yere koyar. Işık aramaya gider. Işığı yakınca kedinin yemeği döktüğünü görür. Ne yapayım bari iftarı su ile açayım diye düşünür. Bu sırada ışık söner ve bardağı alıp su içecekken bardak düşüp kırılır. Elini açar: 
 
 -Ya Rabbi! Bu zavallı kulunu deniyorsun, fakat acizliğimden sabredemiyorum. Diyerek bir ah çeker. Bu sırada gaybden şöyle bir ses duyulur: 
 
 -Ey Rabia! İstersen dünya nimetlerini üstüne saçayım. İstersen üzerindeki dertleri kaldırayım. Fakat bu dertler ile nimetler bir arada bulunmaz. 
 
 Bu sözü işitince Hazreti Rabia: 
 
 -Ya Rabbi beni kendin ile meşgul eyle ve senden alıkoyacak işlere bulaştırma diye dua eder.
[14/6 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Yâ Rabb! Ben hangi bir mü'mine onu üzecek ve gönlüne ağır gelecek bir söz söylemişsem kıyamet gününde o sözü onun için sana kurbiyyet eyle; yani o sözden müteessir olduğu kadar onu sana yaklaştır.
[14/6 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Ümmetimin hepsi cennete girecektir, yüz çeviren müstesna!
(Buhârî, İ'tisâm, 2)
[14/6 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: YURDUMUZ...................... UÇAK GEMİMİZ HAZIR

Türkiye'nin havada, karada ve denizde başarıları her geçen gün katlanarak artarken Deniz Kuvvetleri'nin en büyük gemisi olacak olan Çok Maksatlı Amfibi Gemi LHD Anadolu denizlerimizle buluştu. İlk seyrini gerçekleştirdi ve Liman Kabul Testleri başladı. Kamuoyunda ‘Uçak gemisi’ olarak nitelendirilen 17 Nisan 2016'da inşasına başlanan Türkiye'nin en büyük askerî gemisi TCG Anadolu, yıl sonunda envantere girecek. Bayraktar TB3'ün yanı sıra 10 adet ATAK-2, insansız hava uçağı Bayraktar Kızılelma ve 18 Mart 2023’te ilk uçuşunu gerçekleştirecek Hürjet ile donatılacak. Anadolu, denizlerdeki hava üssümüz oluyor. 232 metre boyu ve 27.000 ton deplasmanı ile Deniz Kuvvetlerimizin en büyük gemisi olacak. Gemi ayrıca ameliyathane, röntgen cihazları, diş tedavi üniteleri ile yoğun bakım ve enfeksiyon odaları dâhil en az 30 yatak kapasitesine sâhip bir hastaneye sâhip olacak. Bir tabur tam teşekküllü askerin istenilen bölgeye sevkini sağlayabilecek TCG Anadolu, kıtalar arası görevlere çıkabilecek.        08.03.2022

 

YEMEK.......HİCAZ PİLAVI

 

MALZEME: Yarım kilo kuşbaşı et, 250 gr haşlanmış nohut, rendelenmiş 1 portakal, 1 gr safran, 1 soğan, 2 bardak pirinç, 2.5 bardak su.

YAPILIŞI: Etin içine soğan doğranarak tas kebabı şeklinde pişirilir. Ayrı bir tencerede, tereyağında kavrulan pirincin üzerine, sıcak su dökülerek pilav pişirilir. Daha sonra, pilavın içine pişirilen et, nohut, portakal rendesi ve safran konularak servis yapılır.

 

GÜNÜN TARİHİ.............JANDARMA’NIN KURULUŞU

 

Yurdumuzda ilk Jandarma Teşkilatı 14 Haziran 1839’da kurulmuştur. Tanzimat Fermanı’na göre kurulan Zaptiye Müşirliği, Jandarma Teşkilâtı’nın başlangıcıdır. Aradaki bâzı değişikliklerden sonra 1930’da teşkilata bugünkü şekli verildi.

Jandarma Teşkilatı kadrosu, 2016 yılında İçişleri Bakanlığı’na bağlanmıştır. Kurulduğundan bu yana memleketimizde yaz-kış, gece-gündüz ve dere-tepe demeden vatandaşın huzuru ve emniyeti için hizmet etmiş ve etmektedir.

 

 

 
 
14.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[14/6 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Enes (ra)
Resulullah (sav) altmış üç yaşında vefat etti. Hz. Ebu Bekir de altmış üç yaşında vefat etti. Hz. Ömer de altmış üç yaşında vefat etti (ra). 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Müslim, Fezail 114, (2348)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Kaydedilen bu altı rivayet  Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın hayatındaki mühim hâdiseleri tarihlemektedir.
 
Birinci hadise (5529) göre, Aleyhissalâtu vesselâm Fil yılında doğmuştur. Rivayetler, Aleyhissalâtu vesselâm'ın Fil yılında, Rebiul-evvel ayının bir pazartesi gününde doğduğu hususunda ittifak ederler. Ayın kaçıncı gününde doğduğu ihtilaflıdır. Dört farklı tarih söylenmiştir:
 
* Ayın ikinci gecesinde doğmuştur.
 
* Ayın sekizinde doğmuştur.
 
* Ayın onunda doğmuştur. 
 
* On ikisinde doğmuştur.
 
2- Araplar o zamanlarda takvim kullanmadıkları için, tarihlemeyi cereyan eden mühim hadiselere göre  yaparlardı. Burada Fil yılı denmiştir. Bununla Kur'an-ı Kerim'de Fil suresinde temas edilen  hâdise kastedilir. Ebrehe İbnu Sabbah el-Eşrem komutasında bir Habeş ordusu Mekke'yi fethetmek üzere gelir. Ancak, Cenab-ı Hak, ebabil kuşları vasıtasıyla şehri korur. Deniz cihetinden gelen bu kuşlar, ordu üzerine havadan pişmiş tuğladan yapılmış taşlar atarlar. Bu taşlar değdiği vücudu zehirliyor, çiçek hastalığına sebep oluyordu. Böylece kocaman ordu, (danesi) yenmiş samana dönmüş, perişan olmuştu. Ordu ihtiva ettiği çok sayıdaki fillerle meşhurdu. Fillerden birinin adı Mamud'du.
 
Bu seferin asıl hedefi Ka'be'yi yıkma, Arap hacılarının yönünü San'a' da inşa edilen Kul-Leys adlı kiliseye çevirmekti. Ayet-i kerimenin ihbarıyla, kuşlara yenik düşen ordu, geri döner. Bu hadise bi'set öncesi, Resulullah'la ilgili mucizevî vakalardan biridir. Henüz bi'set olmadığı için buna mucize değil irhas denir. Bazı alimler, Resulullah'ın bu hâdise yılında dünyaya geldiğini ve hatta hadisenin Resulullah'ın doğumundan sonra olduğunu, Aleyhissalâtu vesselâm'ın mübarek vücudlarına hürmeten Ka'be yıkılmaktan, Mekke de yağmalanmaktan korunduğunu söylemiştir.
 
2- Resulullah doğunca, Arap  âdeti üzere dili fasih olan Benî Sa'd kabilesinden Haris adında bir zatın  zevcesi Halime'ye verildi. Sütannesi Halime Aleyhissalâtu vesselâm'ı dört yıl boyu himaye etti, sütanneliği yaptı.
 
Resulullah bir yaşına basmadan babasını kaybetmişti. Bir ara Medine'de bulunan dayılarını  ziyarete götüren annesi Amine Hatun, Mekke'ye dönerken yolda, Ebva denilen yerde 20 yaşlarında iken vefat  eder.  Böylece annesinden  de yetim kalan küçük Muhammed'i dadısı Ümmü Eymen Mekke'ye getirerek dedesi Abdülmuttalib'e teslim eder. Bu sırada altı yaşında olan Aleyhissalâtu vesselâm, iki yıl sonra da dedesini kaybederek amcası Ebu Talib'in himayesine sığınacaktır. Ebu Talib yeğenini çok sevecek, elinden gelen ilgiyi gösterecektir. Bir ara, küçük Muhammed'le birlikte Şam'a  ticaret seyahatine çıkan Ebu Talib Busra'ya kadar onu getirecektir. Diğer bir amcası Zübeyr de O'nu Yemen'e kadar beraberinde götürecektir. Bu sırada 17 yaşlarındadır.
 
Resulullah bir ara Mekkeli zengin bir tüccar olan Hz. Hatice'nin kervanında çalıştı, kervanı  Busra'ya kadar götürdü. Bu sefer kârlı olmuştu. Hz. Hatice  Resulullah'ın dürüstlüğüne hayran kalmıştı.
 
Aleyhissalâtu vesselâm yirmi beş yaşlarında iken mezkur Hatice ile ilk evliliğini yaptı. Bu sırada Hz. Hatice kırk yaşlarında idi. Resulullah'ın nesli Hz. Hatice'den devam edecektir.  Resulullah'ın küçük yaşta ölen ve Mısırlı Mariye'den doğan İbrahim dışındaki bütün çocukları Hz. Hatice'den doğmuştur. Hz. Hatice'den doğan ilk çocuğu Kasım'dı. Buradan Ebu'l-Kasım künyesini aldı. Sonra Abdullah, Zeyneb, Rukiye, Ümmügülsüm, Hz. Fatıma radıyallahu anhüm ecmain dünyaya geldiler.  Kasım, İbrahim ve Abdullah daha çocuk iken öldüler. Hz. Resulullah'tan sonra hayatta kalan  Hz. Fatıma idi, o d
[14/6 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Kim Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve onun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine sokar.Onun için alçaltıcı bir azap vardır. (Nisâ, 4/14)
[14/6 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Allah Teala Hazretleri diyor ki: Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok olusuna bakmam, seni affederim. Ey Ademoğlu! Bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiç bir sirk kosmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım. Ravi: Tirmizi, Da'avat 106, (3534)
[14/6 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular: 'Allah'ın en çok sevdiği yerler mescidlerdir. Allah'ın en ziyade nefret ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır.'
 
Kaynak : Müslim, Mescid 288, (671)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[14/6 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: تَقَرَّبَ مِنِّي شِبْرًا, تَقَرَّبْتُ مِنْهُ ذِرَاعًا, وَمَنْ تَقَرَّبَ مِنِّي ذِرَاعًا, تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا, وَمَنْ أَتَاني يَمْشِي, أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً, وَمَنْ لَقِيَنِي بِقُرَابِ الأرض خَطِيئَةً لاَ يُشْرِكُ بِي شَيْئًا, لَقِيتُهُ بِمِثْلِهَا مَغْفِرَةً.
 
414: Ebu Zer (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), Allah’ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Kim bir hayır ve iyilik işlerse ona on kat sevap vardır veya daha da artırırım. Kim bir kötülük ve günah işlerse onun da karşılığı kendisi kadardır artmaz ya da tamamen bağışlarım. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. Bir arşın yaklaşana ben bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelene ben koşarak gelirim. Kim bana hiçbir şeyi ortak koşmamak şartıyla yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelirse, ben de onun günahları kadar bağışlama ile karşılarım.” (Müslim, Zikir 22)
 
415- عَنْ جَابِرٍ
 
قال : جَاءَ اَعْرَابِىٌّ اِلَى النَّبِيِّ
رَجُلٌ فَقال : يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْمُوجِبَتَان؟ فَقال : مَنْ مَاتَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ, وَمَنْ مَاتَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا, دَخَلَ النَّارَ .
415: Cabir ibni Abdullah (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e bir bedevi geldi ve: Ey Allah’ın Rasulü cennete veya cehenneme girmeyi gerektiren haller nelerdir? diye sordu. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’de:
 
“Allah’a ortak koşmadan ölen cennete girer, Allah’a ortak koşarak ölen de cehennemi boylar”, buyurdular. (Müslim, İman 151)
 
416- عَنْ أنس بْنِ مَالِكٍ
 
أن النبي
-وَمُعاذٌ رَدِيفُهُ عَلَى الرَّحْلِ- قال : يَا مُعَاذَ ؟ قال : لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ, قال : يَا مُعَاذ؟ قال : لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ, قال : يَا مُعَاذُ؟ قال : لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ ثَلاَثًا, قال : مَا مِنْ عَبْدٍ يَشْهَدُ أن لاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ, وَأن مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ صِدْقًا مِنْ قَلْبِهِ إلاحَرَّمَهُ اللَّهُ عَلَى النَّارِ قال : يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ أُخْبِرُ بِهِ النَّاسَ فَيَسْتَبْشِرُوا؟ قال : إذا يَتَّكِلُوا . وَأَخْبَرَ بِهَا مُعَاذٌ عِنْدَ مَوْتِهِ تَأَثُّمًا.
416: Enes (Allah Ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) devesine bindirdiği Muaz’a bir yolculukta üç sefer: Ya Muaz diye seslendi. O da her defasında: Buyur emret ey Allah’ın Rasulü! diye cevap vermişti. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem):
 
“ Kim Allah’tan başka gerçek ilah olmadığına ve Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’in Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna samimi olarak şehadet ederse Allah ona cehennemi haram eder”, buyurmuştur. Muaz:
 
-Bu müjdeyi müslümanlara haber vereyim de sevinsinler mi? Ey Allah’ın Rasulü! diye izin istemiş. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’de
[14/6 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: 'Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle.' Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
-Hud Suresi, 40
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[14/6 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3601]
 
Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Biriniz uykudan uyandığı zaman üç kere sümkürsün. Zirâ şeytan, burnunun içinde geceler.'' 
 
Buhari, Bed'ül-Halk 11, (6, 243); Müslim, Tahâret 23, (238); Nesâi, Tahâret 73, (1, 67).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[14/6 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah'ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah'tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır. - Nahl - 106. Ayet
[14/6 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın en çok sevdiği amel, vaktinde kılınan namazdır. - Buhari
[14/6 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Altından kalkamayacağım borçtan, düşmanın galip gelmesinden ve düşmanları sevindirecek bir musibete dûçâr olmaktan Sana sığınırım.' - (İbn Hıbbân, 'İstiaze', No:1027)
[14/6 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: Namaz dinin direğidir. Namaz, insanı kötülüklerden uzaklaştıran, onun güzel ahlak sahibi olmasını sağlayan ve Yüce Allah ile bağını sürekli canlı tutan bir ibadettir. Namaz, ruhun gıdasıdır. Müslümanların bu günlük ibadetinin dini hayatlarında çok önemli bir yeri vardır. Müslüman’ın kesintisiz bir şekilde Rabbi ile bağlantısını sağlayan nimettir. Namaz, müminin miracıdır. Allah’ın huzurunda duruştur. Mümin namaz sayesinde Yüce Allah’ın manevî huzuruna yükselir ve O’na yaklaşmış olur. Kur’an-ı Kerim’de: “Sana vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülüklerden alıkoyar...” buyurulmaktadır. (Ankebût, 29/45) Namaz, bir samimiyet eğitimidir. Namaz kılan insan samimiyeti ve içtenliği öğrenir. Namaz, manevî hayattan başka maddî hayata da canlılık verir. Namazı böyle anlamak ve algılamak gerekir ki ibadet amacına ulaşsın. - NAMAZI ANLAMAK
[14/6 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N