Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 18.07.2023 11:38

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[25/6 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: 17- İstinca Bâbı
 
629 - Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Muâviye ile Vekî', A'meşten rivâyet ettiler H.
 
Bize Yahya b. Yahya da rivâyet etti. Lâfız onundur.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Muâviye, A'meşten, o da İbrahim'den, o da Abdurrahman b. Yezid’den, o da Selman'dan naklen haber verdi. Selmana:
 
— Peygamberiniz (sallallahü aleyhi ve sellem) size her şey'i hattâ kaza-i haceti bile öğretti (değil mi?) demişler. Selman:
 
— «Evet, gerçekten Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kıbleye karşı kaza-i hacet veya bevl etmekten, sağ elle taharetlenmekten, üçten az taşla taharetlenmekten, hayvan tezeği veya kemikle taharetlenmekten bizi men etti.» demiş.
 
630 - Bize Muhammed b. el-Müsenna rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdurrahman rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Süfyân, A'meşle Mansurdan, onlarda İbrahim'den, o da Abdurrahman b. Yezid'den, o da Selman dan rivâyet etti. Selman Şöyle dedi:
 
— «Bize Müşrikler (den biri): Görüyorum ki; sahibiniz size herşeyi öğretiyor. Hatta kaza-i haceti bile öğretiyor.» dedi. Selman şu cevabı vermiş:
 
— «Evet. Hakikaten o bizden birimizin sağ elle taharetlenmesini ve kıbleye karşı kaza-i hacet etmesini men etti. Hayvan tersi ve kemiklerle taharetlenmekten de men etti. Hem:
 
«Hiç biriniz üçten aşağı taşla taharetlenmesin.» buyurdu.
 
631 - Bize Züheyr b. Harb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ravh b. Ubade rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Zekeriyya b. İshâk rivâyet etti
 
(Dedi ki): bize Ebû'z-Zübeyr rivâyet etti, ki Cabiri:
 
— «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizi kemik veya hayvan tezeği ile taharetlenmekten men etti» derken işitmiştir.
 
632 - Bize Züheyr b. Harb ile İbn Nümeyr de rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Süfyan b. Uyeyne rivâyet etti. H.
 
Bize Yahya b. Yahya da rivâyet etti. Lâfız onundur. Dedi ki Süfyân b. Uyeyne'ye: Sen Zühriyi Ata' b. Yezid el-Leysiden, o da Ebû Eyyûb'dan o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen şu hadisi rivâyet ederken işitmişsin. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «Helaya geldiğiniz zaman küçük veya büyük abdest bozarken kıbleyi karşınıza veya arkanıza almayın. Lâkin şarka veya garba dönün.» buyurmuşlar.
 
Ebû Eyyûb:
 
— «Müteakiben Şama geldik (orada) kıbleye karşı yapılmış helalar bulduk. Artık onların içinde kıbleden dönüyor ve Allaha istiğfar ediyorduk demiş. (Öyle mi?) » dedim. Süfvan:— «Evet» cevabını verdi.
 
633 - Bize Ahmed b. Hasen b. Hıraş da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ömer b. Abdilvahhab rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yezid yani İbn Zürey' rivâyet etti!.
 
(Dedi ki): Bize Ravh Süheyl'den, o da Ka'kaa'dan o da, Ebû Salih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti. Şöyle buyurmuşlar:
 
«Sizden biriniz hacetine oturduğu vakit kıbleyi karşısına veya arkasına almasın.»
 
634 - Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Süleyman yani İbn Bilâl Yahya b. Said'den, o da Muhammed b. Yahya'dan, o da amcası Vâsi' b. Habbân'dan naklen rivâyet etti. Vâsi' Şöyle dedi:
 
— «Mescidde namaz kılıyordum. Abdullah b. Ömer'de sırtını kıbleye doğru dayamış oturuyordu. Ben namazımı bitirince bulunduğum yerden (kalkarak) onun yanına gittim. Abdullah şunları söyledi:
 
— Bir takım insanlar, (tabiî) bir hacetini def için oturursan kıbleye ve Beyt-i Makdise karşı oturma diyorlar. Vallahi ben bir evin damına çıktım da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) defi hacet için Beyt-ül makdese doğru iki kerpiç üzerinde otururken gördüm.»
 
635 - Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki) Bize Muhammed b. Bişr el-Abdî rivâyet etti.
 
(Dedi ki) Bize Ubeydullah b. Ömer, Muhammed b. Yahya b. Habban'dan, o da amcası Vâsi' b. Habban'dan o da İbn Ömerden naklen rivâyet etti. İbn Ömer Şöyle dedi:
 
«Kız kardeşim Hafsa'nın evinin üstüne çıktım, ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi
[25/6 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam, Medineye geldiği vakit, halk ölçü-tartı işinde insanların en kötüsü idi. Bunun üzerine Allah Teala hazretleri 'Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline' diye başlayan sureyi indirdi, Bundan sonra ölçü ve tartıyı güzel yaptılar.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[25/6 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: 84. Ebu Mûsa radıyallahu anh şöyle dedi: Yahudiler,kendilerine Allah size merhamet etsin diyeceğini ümit ederek,Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında yapmacıktan aksırırlardı.Peygamber Efendimiz de onlara:'Allah size hidayet versin ve hâlinizi ıslah etsin' buyururdu.(Ebu Dâvud,Edep 93;Tirmizi,Edep 3)
[25/6 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Sultan Abdülmecid’in Vefatı 1861
•  Anayasa Mahkemesi Görevine Başladı 1963
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[25/6 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” 
 
A’raf 8
[25/6 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Dilenmekten sakınmak isteyenleri, Allah iffetli kılar. Halka karşı tok gözlü davranmak isteyenleri de Allah, insanlara muhtaç olmaktan kurtarır.” 
 
Buhârî, Zekât 18
[25/6 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: OSMANLI’DA KASAPLIK
 
Osmanlı döneminde, deri ve et ihtiyacını temin etmek üzere şehir ve kasabalarda kasap dükkânları bulunuyordu. Osmanlı kasapları üç gruba ayrılmaktadır; salhanelerde hayvan kesimi ve yüzme yapanlar, kasap dükkânlarında çalışanlar ve sokaklarda gezerek et satan çeyrekçiler. 
Kasapların kullandıkları aletler, uzun ve ışıl ağızlı, dümdüz küt uçlu bıçak, satır, balta, bıçak, masat, çengel, yağrık, terazi ve kasap süngeridir. Kasapların işlerini gören, onları merkezi idarede temsil eden kasap ustalarının en ehliyetlisi olarak seçilen kasapbaşıları vardı.
Kasapbaşının, yolsuzluğu önlemek, şehre dışarıdan getirilen koyun ve keçileri rayiç fiyattan alıp adaletli şekilde kasaplara taksim etmek gibi görevleri vardı. Kasaplar, şehrin koyun, keçi, sığır, öküz eti ihtiyacını karşıladıkları gibi, bu hayvanların derilerini debbağlara, kıllarını mutaflara, iç yağlarını ise sabuncu ve mumculara satıyorlardı.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[25/6 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَا رَسُولَ اللهِ مَا هَذِهِ الْأَضَاحِيُّ؟ قَالَ: سُنَّةُ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ، قَالُوا: فَمَا لَنَا فِيهَا يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ: بِكُلِّ شَعْرَةٍ حَسَنَةٌ. (هـ)‏
 
Resûlullah (s.a.v.)’in Ashâbı: ‘Yâ Resûlallah! Bu kurbanlar nedir?’ diye suâl ettiler. Peygamberimiz (s.a.v.) “Babanız İbrâhim (aleyhisselâm)’dan gelen dînî bir vecîbedir.” buyurdu. ‘Yâ Resûlallah! Kurbanda bize ne sevap vardır?’ dediler. “Her bir kılı için bir hasene vardır.” buyurdular. (Sünen-i İbn-i Mâce)
 
25 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[25/6 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: KURBAN BAYRAMI GÜNÜ MÜSTEHÂB OLANLAR
 
1) Bayram sabahı erken kalkmak.
 
2) Misvak kullanmak.
 
3) Gusletmek (boy abdesti almak).
 
4) Güzel koku sürünmek.
 
5) Temiz ve helâl elbise giymek.
 
6)Kurban Bayramı’nda imsâk vaktinden bayram namazını kılıncaya kadar oruçlu gibi bir şey yiyip içmemek.
 
7) İlk yediğinin, kurban eti olması için yemeği bayram namazından sonra yemek. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kurbanın ciğerinden yerlerdi.
 
8) Mümkünse namaza yürüyerek gitmek.
 
9) Namazdan sonra eve başka bir yoldan dönmek.
 
10) Neşeli olmak.
 
11) Çok sadaka vermek.
 
12) “Tekabbelallâhü minnâ ve minküm” (Allah, bizden ve sizden kabul buyursun.) diyerek Müslümanlara, akraba, komşu ve sevdiklerine dua etmek ve onlarla musâfaha etmek.
 
13) Kurban Bayramı namazına giderken, sesli tekbîr getirmek.
 
KURBAN KESTİKTEN SONRA NE YAPILIR?
 
Kurban kesildikten sonra 2 rekât teşekkür namazı kılınır. Fâtiha-i şerîfe’den sonra birinci rekâtte 1 Kevser Sûresi (İnnâ a‘taynâ...), ikinci rekâtte 1 İhlâs Sûresi (Kul hüvallâhü ehad...) okunur.
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:
 
“Kurbanınızı kestiğinizde elinizdeki bıçağı bırakın. Sonra iki rekât namaz kılın. Müslümanlardan hangisi bu iki rekât namazı kılıp Allâhü Teâlâ’dan bir şey isterse, Allâhü Teâlâ, o kimseye elbette istediği şeyi verir.”
 
Namazdan sonra: “Yâ Rabbi! Bu kurban sendendir, sanadır ve senin rızan içindir. Lütfunla ve kereminle Halîl’in İbrâhim aleyhisselâm ve İsmâîl aleyhisselâm’dan ve Habîb’in Muhammed Mustafâ sallallâhü aleyhi ve sellem’den kabul ettiğin gibi fazlın, lütfun ve kereminle şu âciz kulundan da kabul et; yâ Ekrame’l-Ekramîn!..” diye dua edilir, din ve dünya saadeti istenir.
 
 
 
25 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[25/6 23:30] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Beni bağışla, bana hidayet nasip eyle, bana rızık ver, beni afiyette daim eyle ve bana merhamet et.” (Müslim, Zikir ve Dua, 35)
[25/6 23:30] Ömer Tarık Yılmaz: EN GÜZEL HATİP: HZ. PEYGAMBER
Hz. Peygamber insanların Arapça’yı en güzel konuşanla- rındandı. Az sözle çok şey anlatma kabiliyetine sahipti yani cevâmiu’l-kelîmdi. O’nun ifadeleri her dinleyenin anlayabile- ceği açıklık ve duruluktaydı. Konuşması açık ve netti. Sözle- rinde ne fazlalık ne de bir eksiklik bulunurdu. O, muhatabının dikkatini çekmek ve söylediğinin daha iyi anlaşılması için sık sık benzetmeler kullanırdı. Önemli gördüğü şeyleri üç kez tekrar ederdi. Konuşurken muhatabının seviyesini dikkate almasının yanı sıra beden dilini de kullanırdı. O, başta Cuma veBayramgünleriolmaküzeregerekligördüğüdiğerzaman- larda da ashabına hitap ederdi.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
MEKRÛH
Delil yönünden haram kadar kesin olmamakla birlikte, yapılmaması iste- nen şeylere mekruh denir. Mekrûh; tahrimen mekrûh ve tenzîhen mekrûh olmak üzere ikiye ayrılır. Hara- ma yakın olan mekruha tahrîmen mekrûh; helale yakın mekruha da tenzîhen mekrûh denilir. Vaciple- rin terk edilmesi tahrîmen mekrûh; sünnet veya müs- tehapların terk edilmesi de tenzîhen mekrûhtur.
 
ÖZLÜ SÖZ
Pınar kuru, destiler kırık, suya giderler. O gafiller ki haydan gelip huya giderler. (Necip Fazıl Kısakürek)
[25/6 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: Hacda farz ve vâcipler dışında kalan diğer menâsik haccın sünnetleridir. Sünnetlerin yerine getirilmesi haccın sevabını arttırır. Mazeretsiz terki mekruhtur. Fakat sünnetlerin terkinde herhangi bir maddî ceza gerekmez. Haccın vâcipleri gibi sünnetleri de 'aslî' ve 'fer`î' olmak üzere iki kısımdır. Fer`î sünnetler ilgili menâsikle birlikte açıklandığı için burada sadece haccın aslî sünnetlerine yer verilecektir.
A) HACCIN SÜNNETLERİ
a) Kudüm Tavafı
Kudüm, 'geliş ve varış' anlamındadır. Buna göre kudüm tavafı, Mekke'ye geliş tavafı demektir. İfrad veya kırân haccı yapan Âfâkýler için sünnet olup Arafat vakfesine kadarki süre içinde eda edilir. Mekke'ye varınca geciktirilmeden yapılması müstehaptır. Haccın sa`yi bu tavaftan sonra yapılacaksa tavafta 'ıztıbâ`' ve 'remel' yapılır. Aksi halde yapılmaz. Âfâký olmayanların, yani haccetseler bile Harem ve Hîl bölgeleri halkının, temettu` haccı veya sadece umre yapanların, ifrad haccı yaptıkları halde Mekke'ye uğramadan doğrudan Arafat'a çıkanların ve özel halleri sebebiyle Arafat vakfesinden önce kudüm tavafı yapamamış olan kadınların kudüm tavafı yapmaları gerekmez.
b) Hac Hutbeleri
Hacla ilgili olarak üç hutbe vardır. Birinci hutbe Zilhiccenin 7. günü Mekke'de, Harem-i şerif'te öğle namazından önce okunur. İkinci hutbe, arefe günü Arafat'ta Nemîre Mescidi?nde zevalden sonra cem`-i takdîm ile kılınan öğle ve ikindi namazlarından önce, cuma hutbesinde olduğu gibi, arada oturularak iki hutbe halinde okunur. Üçüncü hutbe ise, bayramın 2. günü öğle namazından önce Mina'da Mescid-i Hayf'ta irad edilir.
c) Arefe Gecesini Mina'da Geçirmek
Zilhiccenin 8. terviye günü güneş doğduktan sonra Mekke'den Mina'ya gitmek ve o günkü öğle namazından ertesi günkü sabah namazı dahil, beş vakit namazı Mina'da kılıp geceyi de Mina'da geçirmek ve arefe günü sabahı güneş doğduktan sonra buradan Arafat'a hareket etmek sünnettir. Günümüzde kalabalık sebebiyle genellikle doğrudan Arafat'a çıkılmakta ve bu sünnet -düzeni ve emniyeti koruma zaruretinden dolayı- terkedilmektedir.
d) Bayram Gecesini Müzdelife'de Geçirmek
Arefe günü güneş battıktan sonra Arafat'tan Müzdelife'ye intikal edip geceyi burada geçirmek ve sabah namazını kıldıktan ve ortalık aydınlandıktan sonra buradan Mina'ya hareket etmek sünnettir.
e) Bayram Günlerinde Mina'da Kalmak
'Eyyâm-ı nahr' ve 'eyyâm-ı Mina' denilen Zilhiccenin 10, 11 ve 12. günlerinde Mina'da kalmak ve orada gecelemek, Hanefîler'e göre sünnet, diğer üç mezhepte ise vâciptir.
f) Muhassab'da Bir Süre Dinlenmek
Hac sonunda Mina'dan dönüşte, Mekke girişinde, Cennetü'l-muallâ civarında, Muhassab denilen vadide bir süre dinlenmek (tahsîb), Hanefîler'e göre sünnet-i kifâye, diğer mezheplerde ise müstehaptır. Bu yere 'Ebtah', 'Batha' veya 'Hasba' da denilmektedir. Bu vadi günümüzde Mekke'nin içinde kaldığından artık bu sünnet yapılamamaktadır.
B) HACCIN ÂDÂBI
1. Hac farîzası helâl kazanç ile eda edilmelidir. Hac sadece malî bir ibadet olmadığından, meşrû olmayan kazanç sarfedilerek yapılan hac şeklen sahih olursa da bu haccın sevap ve fazileti olmaz.
2. Üzerlerinde kul hakkı bulunanlar yola çıkmadan önce hak sahiplerinin haklarını ödeyerek onlarla helâlleşmelidir.
3. Bir daha işlememek azim ve kararı ile günahlara tövbe edilmelidir.
4. Kazâya kalmış ibadetleri mümkün olduğunca kazâ edilmeye çalışılmalıdır.
5. Hac yolculuğu konusunda bilgi ve tecrübesi bulunan kişilerle istişarede bulunulmalıdır.
6. Haline uygun, anlaşabileceği yol arkadaşları edinmelidir.
7. Yola çıkmadan akraba ve dostlarla vedalaşmalıdır.
8. Gösterişten ve böbürlenmekten sakınmalı, mütevazi ve ihlâslı olmalıdır.
9. Yola çıkarken ve eve dönüşte ikişer rek`at namaz kılmalıdır.
10. Gerek yolculukta gerek hac esnasında başkalarıyla tartışmaktan ve kırıcı davranışlardan sakınmalıdır.
11. Boş ve f
[25/6 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvasi ve bildircin gönderdik ve 'Verdigimiz güzel nimetlerden yeyiniz' (dedik) Hakikatta onlar bize degil sadece kendilerine kötülük ediyorlardi (BAKARA/57)
 
Biz Israilogullarini oymaklar halinde oniki kabileye ayirdik Kavmi kendisinden su isteyince, Musa'ya, 'Asani tasa vur!' diye vahyettik Derhal ondan oniki pinar fiskirdi Her kabile içecegi yeri belledi Sonra üzerlerine bulutla gölge yaptik, onlara kudret helvasi ve bildircin eti indirdik (Onlara dedik ki) 'Size verdigimiz riziklarin temizlerinden yeyin 'Ama onlar (emirlerimizi dinlememekle) bize degil kendilerine zulmediyorlardi  (A'RAF/160)
 
Ey Israilogullari! Sizi düsmaninizdan kurtardik; Tûr'un sag tarafina (gelmeniz için) size vâde tanidik ve size kudret helvasi ile bildircin eti lütfettik  (TAHA/80)
[25/6 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: MUTALLAKA VE MUHTELEA'NIN İDDETLERİ
 
4157 - Esma Bintu Yezid İbni's-Seken el-Ensariyye radıyallahu anha'nın anlattığına göre, 'Esma, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında kocasından boşanmıştır. Ve o sıralarda boşanan kadın için henüz iddet bekleme hükmü yoktu. İşte bu sebeple, Esma boşanınca, Allah Teâla Hazretleri, boşanan için iddet bekleme emrini indirdi.'
 
Ebu Davud, Talak 36, (2281).
 
4158 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Allah Teala Hazretleri: 'Boşanan kadınlar kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler' (Bakara 228) buyuruyor. Yine Allah Teala Hazretleri: 'Kadınlarınız arasında ay hali görmekten kesilenler ile ay hali görmemiş olanların iddetleri hususunda şüpheye düşerseniz, bilin ki, onların iddet beklemesi üç aydır...' (Talak 4). (Önceki ayet) bu ikinci ile neshedilmiş oldu Keza Allah Teala Hazretleri (birinci ayetten bazı hükümleri neshederek) buyurmuştur ki: 'Mü'min kadınlarla nikahlanıp, onları, temasta bulunmadan boşadığınızda, artık onlar için söze iddet saymaya lüzum yoktur. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın' (Ahzab 49).
 
Ebu Davud, Talak 10, (2195), 27, (2282); Nesai, Talak 54, (6, 187), 74, (6, 212).
 
4159 - Yine İbnu Abbas radıyallahu anhüma, 'Boşanan kadınlar kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl değildir, kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler' (Bakara 223) ayeti için der ki: 'Bu ayete göre, erkek hanımını üç kere de boşasa ona dönmeye hakkı vardır. Bu hüküm şu ayetle neshedildi: 'Boşanma iki defadır. (Ondan sonrası) ya iyilikle tutmak, ya güzellikle salmaktır' (Bakara 229).
 
Nesai, Talak 74, (6, 212).
 
4160 - Süleyman İbnu Yesar rahimehullah anlatıyor: 'el-Ahvas, hanımını boşamıştı. Hanımı üçüncü hayızın kanama müddetinde iken Şam'da öldü. Hz. Muaviye radıyallahu anh, Zeyd İbnu Sabit radıyallahu anh'a yazarak bunun hükmünü sordu. Zeyd cevaben şöyle yazdı: 'Eğer kadın, üçüncü hayz'ın kanama devresine girmiş idiyse, kocadan tamamen ayrılmış, koca da ondan ayrılmıştır. Ne kadın, kocaya, ne de koca kadına varis olamaz.'
 
Muvatta, Talak 56, (2, 577).
 
4161 - Rebi' Bintu Muavvız radıyallahu anha'nın anlattığına göre, 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında, kocasından muhala'a yoluyla ayrılmıştır. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da ona bir hayız müddetince iddet beklemesini emretmiştir (veya kadına... emredilmiştir.)'
 
Tirmizi, Talak 10, (1185); Nesai, Talak 53, (5, 186).
 
VEFAT İDDETİ
 
4162 - Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: 'Beni Eslem'den Sübey'a adında bir kadın hamile iken kocası ölmüştü. Beni Abdi'd-dâr'dan Ebu's-Senabil İbn Ba'kik, kadınla evlenmek istedi. Kadın onunla evlenmekten imtina etti. Adam: 'Vallahi, iki müddetin sonuncusuna kadar iddet beklemedikçe evlenmen caiz değil!' dedi. Kadın yirmi gün kadar bekledi, derken nifas oldu. Sonra da Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm 'a gelerek durumu arzetti. Aleyhissalatu vesselam: 'Evlen!' buyurdu.'
 
Buhari, Talak 39, Tefsir, Talak 2; Müslim, Talak 57, (1485); Muvatta, Talak 83, (2, 589, 590); Tirmizi, Talak 17, (1193); Nesai, Talak 56, (6, 190, 191)
 
4163 - Müslim'deki rivayet şöyledir: 'Ümmü Seleme radıyallahu anha dedi ki: 'Sübey'a, kocasının vefatından birkaç gece sonra nifas oldu. Kadın, durumunu Resûlullah'a zikretti. Aleyhissalatu vesselam evlenmesini söyledi.'
 
Müslim, Talak 57, (1485).
 
4164 - Ebu Seleme İbnu Abdurrahman anlatıyor: 'Ben ve Ebu Hüreyre, İbn-i Abbas radıyallahu anhüm'ün yanında iken, bir kadın gelerek: 'Ben hamileyken kocam öldü, çocuk da kocamın ölmesinden dört ay geçmeden doğdu. (İddetim dolmuş sayılır mı)?' diye sordu. İbnu Abbas radıyallahu anhüma: 'İddetin iki müddetin sonuncusudur' dedi. Ebu Seleme: 'Bana Resûlullah aleyhissalâtu
[25/6 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Bir kul İslâm'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır.' 
Buharî hadisi tâlik olarak kaydeder (İman 31), Nesâî, İman 10, (8, 105).
[25/6 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.39]
[25/6 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usüllerimizi göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan yalnız sensin.” (Bakara, 2/128)
[25/6 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllılar, ölümle sona eren her nimeti, nimet olarak hesaba katmazlar. Ömür ne kadar uzun olursa olsun, ölüm yüz gösterince o uzunluğun ne faydası olur? Nimetin değeri sonsuz olmasında ve yok olmak tehlikesinden uzak bulunmasındadır.[Molla Camî]
[25/6 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Orucu bozmayan şeyler nelerdir?
 
1. Oruçlu olduğunu unutarak; yemek ve içmek.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
'Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, (sakın) bozmasın. Çünkü onu, Allah yedirmiş, içirmiştir.'45
Unutarak yeyip içerken oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzını boşaltıp yıkar ve oruca devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya bir şey geçerse orucu bozulur. Bir kimse unutarak yiyen bir oruçluyu gördüğünde eğer güçlü kuvvetli olup oruca dayaniblen bir kişi ise, oruçlu olduğunu kendisine hatırlatır, zayıf ve güçsüz bir kişi ise hatırlatmaz.
2. Bir suya dalıp kulağına su kaçmak.
3. Kendi isteği olmayarak boğazına toz ve duman girmek.
4. Kendi isteği olmayarak kusmak.
5. Kendiliğinden içeriden gelen kusuntu yine kendiliğinden içeriye gitmek.
6. Uyurken ihtilâm olmak (yani uyurken cünüplük hali meydana gelmek.)
7. Dokunma ve öpme olmadan sadece bakmak veya düşünmek sebebiyle boşalmak.
8. Karısını sadece öpmek.
9. Geceleyin cünüp olduğu halde sabaha kadar yıkanmayıp gündüz yıkanmak.
10. Dişleri arasında sahur yemeğinden kalan nohut miktarından az olan kırıntıyı yutmak.
11. Ağzındaki tükrüğü yutmak. Ağzından dışarı çıkıp tamamen ayrılan tükrüğü tekrar yutmak orucu bozar.
12. Ağzına gelen balgamı yutmak.
13. Kafasından burnuna gelen akıntıyı içine çekip yutmak.
14. Ağzına aldığı (meselâ dişine koyduğu) ilâcın tadı boğazına varmak.
15. Erkeğin tenasül organına ilâç veya su akıtmak.
16. Göze ilâç damlatmak.
17. Kan aldırmak.
18. Gözlerine sürme çekmek.
Bu saydığımız şeylerin hiçbirisi orucu bozmaz.
[25/6 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Akl-ı Sakîm
 
Kısa görüşlü akıl. Düşündükleri şeylerde ve yaptıkları işlerde yanılan ve çok kere pişmanlığa sebeb olan akıl. Akl-ı sakîm bâzan doğruyu bulur, bâzan yanılır. Yanılması daha çok olur. En akıllı denilen kimse, mütehassıs (uzman) olduğu dünyâ işlerinde bile çok hatâ eder. Bu sebeble din ve sonsuz olan âhiret işlerinde akl-ı sakîme güvenilmez. Düşündükleri şeyle rde ve yaptıları işlerde yanılır. Hepsi üzüntüye ve pişmanlığa, zarâra, sıkıntıya sebeb olur. (Abdülhakîm Arvâsî) Herşeyi akl-ı sakîmle çözmek isteyen kişi, Tahta ayak takmış kimselere benzer. Kısa aklına uydurmak ister her işi, Dün yaptığını, bugün bozmak ister. (İmâm-ı Rabbânî)
[25/6 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Akbuğ
 
 T. Saçı sakalı savaşlarda ağarmış
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[25/6 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Hanefi mezhebi hakkında bilgi verir misiniz?
 
Kurucusu Ebu Hanife’ye nisbetle anılan Hanefilik günümüzde de en fazla bağlısı bulunan fıkıh mezhebidir.
 
Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife 80/699 yılında Kufe’de dünyaya gelmiştir. Babası kumaş tüccarı olan Ebu Hanife bir taraftan baba mesleğini sürdürürken diğer yandan Kufe’de birçok alimden ders alarak yetişmiştir. 18 yıl fıkıh dersi gördüğü Hammad b. Ebi Süleyman onun en önemli hocasıdır. Hocası Hammad’ın vefatından sonra Kufe’de onun ders kürsüsüne oturmuştur. 30 yıl kadar süren ders halkasına katılan talebe sayısının 4000’i aştığı ve bunlardan en az 40 kadarının içtihad derecesine ulaştığı kabul edilmektedir.
 
Emeviler ve Abbasiler devrini yaşayan Ebu Hanife bu çalkantılı dönemlerde birçok sıkıntılara maruz kalmış, kendisine teklif edilen devlet görevlerini kabul etmemiştir. Kufe’de derslerini sürdüren Ebu Hanife, halife Ebu Cafer el-Mansur tarafından aralarındaki anlaşmazlık sebebiyle hapse atılmıştır. Hapiste öldüğüne dair bilgiler nakledilmekle birlikte, sürgün hayatı yaşadığı Kufe’deki evinde h. 150/767 yılında vefat etmiştir.
 
Birçok menakıb kitabında kendisinin sahabeden kimselerle görüştüğü ve tabiundan olduğu zikredilmektedir. Ebu Hanife künyesiyle ilgili olarak kaynaklarda daha çok, “Hanife”nin o zaman Irak’ta bir çeşit divit olduğu ve Ebu Hanife’nin yanında çoğu zaman divit taşıdığından dolayı bu künyeyle anıldığı zikredilir. Bunun yanında hanifenin boyun eğen ve dini Allah’a özgüleyen anlamında “hanif” kelimesinin müennesi olduğu veya Ebu Hanifenin Hanife isminde bir kızı olduğu rivayetleri de kaynaklarda geçmektedir. Ancak Ebu Hanife’nin kaynaklarda Hammad isimli oğlu haricinde kız veya erkek başka bir çocuğunun varlığından söz edilmez.
 
Ebu Hanife Abdullah İbn Mes’ud’dan kendisine kadar gelen dönemdeki Irak rey ekolüne mensup alimlerin mirasını bir içtihat meclisi niteliğindeki ders halkalarında geliştirip sistematik hale getirerek daha sonra İslam aleminde bağlısı en fazla olacak fıkıh mezhebinin ilk temellerini atmıştır. Hanefi mezhebinde Ebu Hanife’nin ders halkalarında yetişen Ebu Yusuf, Muhammed ve Züfer gibi alimlerin son derece önemli yeri vardır. Zira bu ilk nesil mezhep alimleri kendisinden çok fazla kitabın naklolunmadığı Ebu Hanife’nin görüşlerini tedvin ederek, mezhebin görüşlerinin yazılmasında ve sistematik hale getirilmesinde büyük rol oynamışlardır.
 
İlk nesil alimlerinin ve bunu takibeden bir iki asırlık zamandaki Tahavi, Kerhi, Cessas, Kuduri ve Debusi gibi alimlerin önemli katkılarıyla mezhep tam olarak oluşmuş ve İslam aleminin değişik yerlerinde görüşleri hızla yayılmıştır. Ebu Yusuf’un Abbasiler devrinde kadı’l-Kudat’lık makamında bulunması mezhebin resmi bir nitelik kazanmasına sebep olmuş, aynı şekilde İslam tarihindeki en uzun ömürlü devletlerden Osmanlı Devleti’nin de resmi mezhebinin Hanefi mezhebi olması mezhebin yayılmasına hizmet etmiştir.
 
Hanefi mezhebi meselelerin çözümünde nasların yanında reye de yer vermesi, böylece naslar ile rey arasında makul bir denge kurmaya çalışması, istihsan metoduna sıklıkla başvurması gibi özellikleriyle diğer mezheplerden ayrılmaktadır. Hanefi mezhebinde diğer mezheplerden farklı olarak mezhep kitaplarında, farazi fıkıh meselelerine de yer verilerek teorik fıkhın ve fıkıh biliminin metodolojisi olan fıkıh usulünün gelişmesine büyük katkı sağlanmıştır.
 
Ana hatlarıyla ifade etmek gerekirse günümüzde Türkiye, Balkanlar, Bosna-Hersek, Ukrayna, Kırım, Azerbaycan, Kafkasya, Kazan, Ofa, Ural, Sibirya ve Türkistan Türkleri, Çin, Mançurya ve Japonya Müslümanları, Afganistan, Horasan, Belucistan, Siyam (Tayland), Hint, Keşmir, Pakistan ekseriyetle Hanefi’dir. Yemen, Hicaz, Mısır. Filistin, Cezayir ve Tunus’ta Hanefi’lerin sayısı oldukça az, Etiyopya, Suriye v
[25/6 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: 1.
 
 
 عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ خَطَبَنَا رَسُولُ اللّٰهِ قفَقَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ! كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْحَجُّ. قَالَ: فَقَامَ الْأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ فَقَالَ: أَفِي كُلِّ عَامٍ يَا رَسُولَ اللّٰهِ ؟ فَقَالَ: لَوْ قُلْتُهَا لَوَجَبَتْ، وَلَوْ وَجَبَتْ لَمْ تَعْمَلُوا بِهَا، وَلَمْ تَسْتَطِيعُوا أَنْ تَعْمَلُوا بِهَا، الْحَجُّ مَرَّةٌ، فَمَنْ زَادَ فَهُوَ تَطَوُّعٌ.
 
İbn-i Abbas'tan (r.a.) rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir: 'Rasûlullah (s.a.s.)bize hitap ederek şöyle buyurdu: Ey insanlar! Hac size farz kılındı. Bunun üzerine el-Akra' b. Hâbis ayağa kalkarak: - Ey Allah'ın elçisi! Hac her yıl mı (bize) farzdır? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.)şöyle buyurdu: - Yok, hayır. Bir defadır. Kim daha fazla yapacak olursa, o nâfiledir.' (Müslim; 'Hac', 412; Tirmizî, 'Hac', 5, Tefsir-i Sûre (5), 15. Nesâî, 'Menâsik'; ' 1. İbn-i Mâce; 'Menâsik', 2; Dârimî; 'Menâsik'; 4; Ahmed b. Hanbel, I, 255, 292, 301, 321, 325; II- 508. )
[25/6 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: 'Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.'
(İsrâ, 17/29)
 http://www.duavesureler.com
[25/6 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kişinin haksız yere bir Müslüman'ın onuruna dil uzatması, en büyük günahlardandır.'
(Ebû Dâvûd, 'Edeb', 35)
 http://www.duavesureler.com
[25/6 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Senden hayırlar ve iyi ameller işlemeyi, kötülükleri terk etmeyi, yoksulları sevmeyi, beni bağışlamanı ve bana merhamet etmeni niyaz ediyorum.'
null
 http://www.duavesureler.com
[25/6 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: 'Gözünü harama bakmaktan, nefsini isteklerinden koruyup, kalbini devamlı murakabe, bedenini sünnete uygun amellerle mâmur edenin ferasetinde hiç hata olmaz.' Şah Şücâ-i Kirmânî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[25/6 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Aile Nedir?
 
Aile, iki bedenle başlayan meşru birlikteliğin ve müşterek bir hayatın, zamanla şekillenerek tek vücut bir beraberliğe dönüşmesidir. Bu vücut (aile) ortak bir ruhla ayakta durur. O ruh da aile fertleri ve üyelerinin arasındaki birlik, beraberlik ve iyi geçinmedir. Bir ailenin içine anlaşmazlık ve nifak düşerse o ailenin bozulup perişan olacağı muhakkaktır.
 
Mâlumdur ki aile hayatı evlilikle başlar. Fakat kendini ve evliliğe ne derece gücü yettiğini bilmeden evlenen bir kimse için şüphesiz aile hayatı sıkıntılı bir hal alır ve o aileden bela ve musibetler eksik olmaz. Bununla birlikte evliliğe gücü yeten herkes evlenebilir. Ancak evlenmekten hakiki gayenin ne olduğunu bilmeden evlenenlerin hali de acınacak ve üzüntü duyulacak bir duruma dönüşür. Görünene aldanarak ve avamı taklit ederek geçici bir hevesle evlenenler işin; şer‘î, hakiki ve hükmî yönünden hiç de haberi olmayan kimselerdir.
 
Semerkand Takvimi
[25/6 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.'
(İsrâ, 17/29)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=zC9Nxbg92Dw=
[25/6 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, bana hidayet nasip eyle, bana âfiyet ve (hayırlı) rızık ver.”
(Müslim, “Zikir”, 35)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=zC9Nxbg92Dw=
[25/6 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!'
(İbrahim, 14/40)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=zC9Nxbg92Dw=
[25/6 23:40] Ömer Tarık Yılmaz: Birinizin gönlünde Müslüman kardeşine faydalı bir nasihat geçiyorsa, onu söylesin. Hadis-i Şerif
[25/6 23:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.
 
(Kaf, 50/18)
[25/6 23:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Ademoğlu öldüğü zaman, amel defteri kapanır. Üç kimse bundan müstesnadır. Kesintisiz sadaka (sadaka-i câriye) meydana getirenler, topluma yararlı bir ilim (talebe/eser) bırakanlar ve kendisine hayır dua eden hayırlı çocuk yetiştirenler.
 
(Muslim)
[25/6 23:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Seni anmak, sana şükretmek, sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et.
 
(Ebu Dâvûd)
[25/6 23:41] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
En-Nafi
 
Faydalı şeyleri yaratan, bütün yaratıklara faydası olan
[25/6 23:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Gönül Dili
 
   Seyyide Tün Nefise  
 
 Allah dostlarından.... Seyyide Tün Nefise  Bir akşam vakti. Kapısı çalınıyor. Komşuları, gayrimüslim bir çift. Bir ricaları var.  
 
 -Komşu, sende biliyorsun, bizim felçli bir kızımız var. Önemli bir işimiz çıktı, sabaha kadar gelemeyebiliriz. Biz gelene kadar Allah için... kızımıza bakabilirmisin?  
 
 İşi gücü ibadet ve gözyaşı olan ulvi kadın:  
 
 - Ne demek, siz işinize bakın evladınızı düşünmeyin.  
 
 Anne baba işlerine, Seyyide Tün Nefise felçli  kızın yanına gider.  
 
 Saatler saatler... Allah dostunun gözleri, kızın üzerinde, sevgi dolu bakışlar ve kızdan sevgi dolu karşılıklar...  
 
 İçi bir an bir garip bir garip oluyor.  
 
 Gönül diliyle:  
 
 - Allahım Allahım, şu güzel kızı şu güzel kızı ayağa ayağa kaldır ve ona hak yolu nasip et.  
 
 Anne ve baba dönüyorlar. Hasta kızları komşularının ayağının dibinde oturmakta. Büyük bir mutluluk içersinde. Kapının açılmasıyla  birlikte ayağa fırlıyor... 
 
 ... ve hepsi artık, Allah'ın razı oldukları içersinde, İslamın içinde.
[25/6 23:41] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.
رَبَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ ﴿١٠٩﴾
(Mü’minün 109)
Rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verhamnâ ve ente hayrur râhımîn(râhımîne).
[25/6 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: Resûlullah (sav), ashâbına kabristana girdikleri zaman şöyle söylemelerini öğretmişti: “Selâm size ey bu diyarın mümin ve Müslüman olan sakinleri! Bizler de inşallah size katılacağız. Allah'tan bize ve size afiyet dilerim.”
(Müslim, Cenâiz, 104)
[25/6 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: ŞİİR.......... TÜRKMEN’İN

Jeyhûn bilen bahrı-Hazar arası,

Çöl üstünden övser yeli Türkmenin,
Gül-ğunçası - kara gözüm karası,
Kara dağdan iner sîli Türkmenin!

 

Hak sılamış bardır onun sâyası,

Çırpınşar çölünde neri, mâyası,
Renbe-ren gül açar yaşıl yaylası,
Ğark bolmuş reyhâna çöli Türkmenin!

 

Al-yaşıl bürenip çıkar perîsi,

Kükeyip bark urar anbarın ısı,
Beğ, töre, aksakal yurdun eyesi,
Küren tutar gözel ili Türkmenin!

 

Ol merdin oğludur, mertdir pederi,

Göroğlı kardaşı, serhoşdur seri,
Dağda, düzde kovsa, sayyâtlar, diri,
Ala bilmez, yolbars oğlı Türkmenin!

 

Könüller, yürekler bir bolup başlâr,

Tartsa yığın, erêr topraklar-daşlar,
Bir sufrada tayyar kılınsa aşlar, 
Göteriler ol ıkbâlı Türkmenin!

 

Könül hovâlanar ata çıkanda,

Dağlar lağla döner kıya bakanda,
Bal getirer, joşup deryâ akanda,
Bent tutdurmaz, gelse sîli Türkmenin!

 

Ğâfıl kalmaz, dövüş güni hâr olmaz,

Karğışa, nazara giriftâr olmaz,
Bilbilden ayrılıp, solup, saralmaz,
Dâyım anbar saçar güli Türkmenin!

 

Tîreler kardaşdır, uruğ yârıdır,

Ikbâllar ters gelmez hakın nûrudur,
Mertler ata çıksa, söveş sarıdır, 
Yov üstüne yörêr yolı Türkmenin!
Serhoş bolup çıkar, jiğer dağlanmaz,
Daşları sındırar, yolı bağlanmaz,
Gözüm ğayrâ düşmez könül eğlenmez,
Mağtumkulı - sözlêr tili Türkmenin!  
Mahtumkulu Firaki 

 


YARIN.........TERVİYE GÜNÜ

 

Türkmenistan (1733-1838)

Zilhicce ayının 8. gününe Terviye Günü denir. O gün hacılar Mekke’den Minâ’ya çıkarlar. Terviye denmesinin sebebi, hacıların o gün Zemzem Suyu’ndan çok içip kanmalarındandır. Terviye, tefekkür mânâsında da kullanılmaktadır. İbrahim aleyhisselâm, Zilhicce ayının 8. gecesi, rüyâsında; “Kendi oğlunu keser hâlde” gördü. Sabah olunca; “Rüyâ şeytanî midir, Rahmânî midir?” diye terviye ve tefekküre dalıp, o günü tefekkürle geçirdi. Arefe gecesi olduğunda kendisine; “Emrolunduğun şeyi yerine getir!” buyurulunca, Allahü teâlâ tarafından olduğunu bildi.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
“Bir Müslüman, Terviye günü oruç tutarsa ve günah söylemezse, Allahü teâlâ, onu elbette Cennete sokar.”
 Zilhicce’nin 9. günü Arefe’dir. Başka günlere Arefe denmez.

 

DÜNKÜ CEVAP

Balon sola gider. Hava gazdan ağırdır. Otomobil sola dönerken hava sağa gider, balonu sola iter.

 
 
25.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[25/6 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ümmü'l-Fadl (ra)
Resulullah (sav)'ın akşam namazında ve'l-mürselati urfen suresini okuduğunu işittim. Bundan sonra artık bize, ruhu kabzedilinceye kadar hiç namaz kıldırmadı. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Ezan 98, Megazi 83, Müslim, Salat 173, (462), Muvatta, Salat 24, (1, 78), Ebu Davud, Salat 132, (810), Tirmizi, Salat 230, (308), Nesai, İftitah 64, (2,168)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Burada Ümmü'l-Fadl diye künyesi ile zikredilen râviye kadın İbnu Abbâs'ın annesidir (radıyallâhu anhüm). İsmi Lübâbe Bintu'l-Hâris el-Hilâliyye'dir. Hz. Hatice validemizden sonra ilk müslüman olan kadın olduğu söylenir (radıyallâhu anhümâ). Ne var ki, Saîd İbnu Zeyd'in muhterem zevceleri -ki Hz. Ömer'in kız kardeşidir- Fâtıma Bintul-Hattâb'ın ikinci sırada yer alması daha sahihtir.
 
2- Bu rivâyet, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in vefatından önce kıldırdığı son namazın akşam namazı olduğunu haber vermektedir. Halbuki Hz. Âişe'den gelen bir rivâyette: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın Ashâbına kıldırdığı en son namazın öğle namazı olduğu' ifade edilir. İbnu Hacer, delillere dayanarak, Hz. Âişe hadisi'nin Mescid'de kıldırılan son namazı Ümmü'l-Fadl hadisinin de evde kıldırılan son namazı kasdettiğini belirterek iki rivâyeti te'lif eder
[25/6 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: Kıyâmet gününde ne hısımlarınız ve nede evlâtlarınız size aslâ fayda veremeyeceklerdir. (Mümtehine Sûresi, âyet 3)
[25/6 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ı anmanın dısında fazla konuşmayın. Çünkü Allah'ı hatıra getirmeden çok konuşmak kalbi katılaştırır. Allah'ın rahmetinden en uzak insan ise kalbi katı insandır. Ravi: Tirmizi, Zühd 61
[25/6 23:43] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın şöyle söyediğini işittiklerini anlatırlar, 'Sizden önce yaşamış olan birisine, ruhunu kabzetmek üzere melek gelmiş idi, sordu: 'Bir hayır işledin mi?' Adam: 'Bilmiyorum' diye cevapladı. Kendisine tekrar: 'Hele bir düşün (belki hatırlarsın) dendi. Adam: 'Bir şey hatırlamıyorum, ancak dünyada iken, insanlarla alış-veriş yapardım. Bu muamelelerimde zengine ödeme müddetini uzatır, fakire de (ödeme işlerinde müsamaha ve bazı eksikliklerini bağışlamak suretiyle) kolaylık gösterirdim' dedi. Allah onu (bu kadarcık iyiliği sebebiyle affedip) cennetine koyduk.
 
Kaynak : Buhari, Büyu 17-18, Enbiya 50, İstikraz 5, Müslim, Müsakat 26-31, (1560)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[25/6 23:44] Ömer Tarık Yılmaz: 433: Ebu Musa el-Eş’arî (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü Allah her müslümana bir yahudi veya hıristiyan verilir ve bu senin yerine cehenneme atılacak senin ateşten kurtuluş fidyen olacaktır.” (Müslim, tevbe 49)
 
* Müslim’in değişik bir rivayetinde: “Kıyamet günü bazı müslümanlar dağlar kadar günahlarla gelir, Allah’ta onları affeder”, buyurdu. (Müslim, tevbe 51)
 
434- وعن ابنِ عُمرَ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال : سمِعْتُ رسولَ الله
 
يقول: يُدْنَى المُؤْمِنُ يَوْمَ القِيَامَةِ مِن رَبِّهِ حَتَّى يَضَعَ كَنَفَهُ عَلَيْهِ، فَيُقرِّرُهُ بِذُنُوبِه، فيقولُ: أَتَعرفُ ذَنبَ كَذَا ؟! أَتَعرفُ ذَنبَ كَذَا ؟! فيقول: رَبِّ أَعْرِفُ، قال : فَإني قَد سَتَرتُهَا عَلَيْكَ في الدُّنْيَا وَأنا أَغْفِرُها لَكَ اليومَ، فيُعطَى صَحِيفَةَ حَسَنَاتِه .
434: İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun), ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittim demiştir: “Kıyamet günü mü’min Allah’a o kadar yaklaşır ki, Allah onu tüm insanlardan rahmetiyle gizler de günahlarını ikrar ettirir ve şöyle buyurur. Filan günahını hatırlıyor musun, falan günahını biliyor musun? Kul da: Biliyorum ya Rabbi, der. Bunun üzerine Allah: “Ben bu günahlarını dünyada örtüp gizlemiştim bu günde hepsini bağışlıyorum” buyurur ve o kimseye iyiliklerinin kaydedildiği defter eline verilir.” (Buhari, Mezalim 3, Müslim, tevbe 52)
 
435- وعن ابن مسعودٍ
 
أن رَجُلاً أصاب مِنِ أمرأَةٍ قُبْلَةً ، فَأَتَى النَبِيَّ
فأخْبَره، فأنزل الله تعالى: وَأَقِمِ الصَّلاةَ طَرَفَيِ النَّهَار وَزُلَفاً مِنَ اللَّيْل إن الحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيّئَاتِ. فقال الرجل: ألي هذَا يا رسولَ الله ؟ قال : لجَمِيعِ أُمَّتي كُلِّهِمْ .
435: İbni Mes’ud (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: bir adam bir kadını öpmüş, Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e gelerek olayı anlattı. Bunun üzerine Allah: “Gündüzün başında ve sonunda bir de gecenin erken saatlerinde namaz kılmaya devamlı ve duyarlı ol. Çünkü iyilikler kötülüklerini giderir. Allahı hatırında tutanlar için bir hatırlatmadır bu...” (11 Hud 114) ayetini indirdi. O kimse Ey Allah’ın Rasulü bu hüküm bana mı aittir? Dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’de: “Bütün ümmetime aittir”, buyurdu. (Buhari, Mevakit 4, Müslim, tevbe 39)
 
436- وعن أنس
 
قال : جاءَ رَجُلٌ إلى النبيِّ
فقال : يا رسولَ الله أَصَبْتُ حَدّاً فَأَقِمْهُ عَلَيَّ، وَحَضرَتِ الصَّلاةُ، فَصَلَّى مَعَ رسولِ الله
، فَلَمَّا قضى الصلاة قال : يا رسول الله إني أَصَبْتُ حدَّا فأَقِمْ فيَّ كِتَابَ الله. قال : هَلْ حَضَرْتَ مَعَنَا الصَّلاةَ ؟ قال : نَعم. قال : قد غُفِرَ لَكَ .
436: Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e geldi ve Ey Allah’ın Rasulü ben cezayı gerektiren bir iş işledim, beni cezalandır, dedi. Vakit namaz vaktiydi. O şahıs Rasulullah ile birlikte namaz kıldıktan sonra yine: Ey Allah’ın Rasulü cezalandırılması gereken bir iş yaptım, beni cezalandır, dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Sen bizimle
[25/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Hayır, siz Peygamberin ve mü'minlerin, ailelerine ebedi olarak bir daha dönmeyeceklerini zannettiniz; bu, kalplerinizde çekici kılındı ve kötü bir zan ile zanda bulundunuz da, yıkıma uğramış bir topluluk oldunuz.
-Fetih Suresi, 12
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[25/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3610]
 
Nâfi merhum anlatıyor: 'İbnu Ömer, kulakları için suyu parmağıyla alırdı.' 
 
Muvatta, Tahâret 37, (1, 34).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[25/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: (O), yeri ve yüksek gökleri yaratan Allah katından peyderpey indirilmiştir. - Tâ-hâ - 4. Ayet
[25/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: Farz namazların içerisinde, cuma günü (sabahı) cemaatle kılınacak sabah namazından daha üstün bir namaz yoktur. Kim ki bu namazı kılarsa, Allah’ın affına mazhar olacağından hiç şüphem yoktur. - Camiüssağir
[25/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni yönetip himaye eden sensin. Müslüman olarak canımı al ve beni iyi kulların arasına kat!” - Yûsuf, 12/101
[25/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: Anne ve babaya güzel muamelede bulunmak her evladın vazifesidir. Dinimizde anne ve babaya karşı iyiliğin önemi üzerinde önemle durulurken onlara kötü muamele kesin bir dille yasaklanmıştır. Âlemlerin Rabbi, kıyamet gününde ebeveynine baş kaldıranın yüzüne bakmayacak (Nesâî, Zekât, 69), onu cennetine almayacaktır (Nesâî, Eşribe, 46). Peygamberimizin ebeveyne karşı isyankâr olmamayı öğütleyen cümleleri de aynı kesin üslubu taşır. Onun, “Size büyük günahların en büyüğünü söyleyeyim mi?” buyurduktan sonra, “Allah’a ortak koşma”nın hemen ardından “anne babaya isyan ve eziyet etme”yi (Buhârî, Edeb, 6) sayması gayet düşündürücüdür. Bütün bu uyarılarda geçen “ukûku’l-vâlideyn” tabiri, anne ve babaya kabalık ve hürmetsizlik etmek, onların sözlerini hiçe saymak ve asi bir tavırla kalplerini kırmak anlamlarına gelmektedir. Elbette ebeveynin bakımlarıyla ilgilenmemek, ihtiyaçlarına sahip çıkmamak, onları yalnızlıklarına terk etmek ve arayıp sormamak da bu ifadenin kapsamına dâhildir. - ANNE BABA HAKKI
[25/6 23:47] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'
İşte bu ayet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter.
22- İtaat: Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir. Yüce Allah'ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır. İnsanın mutluluğu da bu taata bağlıdır. Bunun karşıtı isyandır. Yüce Allah'ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkar ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur. Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:
Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
'Allah'a itaat ediniz; Allah'ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz.'
23- İtimad: Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak demektir. Halkın güvenini kazanmak bir başarı eseridir. İktisadî ve içtimaî hayatın devamı itimadın varlığına bağlıdır. Onun için insan, güzel ve doğru hareketleriyle herkesin güvenini kazanmaya çalışmalıdır. İtimada aykırı olan şey, hiyanettir, işi kötüye kullanmaktır ki, bunun sonucu pek korkunçtur.
24- İktisad: Her işte denge üzerinde bulunmaktır. Gereğinden fazla veya noksan harcama yapmaktan kaçınmaktır. İnsan iktisada uyma sayesinde rahat yaşar, hadis-i şerîfde buyurulmuştur:
'İktisad üzere bulunan fakir olmaz.'
İktisadın karşıtı israf dır, aşırı gitmektir. İsraf,
[25/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: sınıflandırmada astronomi ilmi onların tali bir dalı halinde kalır. O, önce sayısal matematiğin ve araştırma teknikleriyle mantık kurallarına bağlı ilkelerin etkisi altındadır. Bundan dolayı, onun çekimi tam anlamıyla herşeyi kapsayan genel bir çekim değildir. Gerçekten astronomide ne gök cisimlerinin zerreleri veya tek tek parçaları arasındaki atomların çekimi veya tek tek parçaların birbirine tutunmaları ve bütünleşmeleri gibi kimyasal ilişkileri, ne canlılığın gelişmesini anlatan beslenme ve üremesindeki organik çekimi; ne nefsin iyilik ve kötülük arasındaki sevgi ve nefret, şehvet ve öfke gibi meyillerini ve heyecanını anlatan vicdanla ilgili ilişkileri; ne duygusal izlenimleri ve hayal gücüyle elde edilebilen tasavvur ve tasarımları dile getiren ve onları belli sentezlere kavuşturup anlaşılabilir misaller halinde sunan bir özellik görürüz. Madde aleminin kendisinde insan zihninin tasavvur gücü ve düşünce kalıpları ile realiteyi özünden
[25/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: Şu cevabı verdi: 'Ey Kayle, böyle yapma. Bir şey satın almak istedin mi, düşündüğün fiyatı söyle, sana verilsin veya verilmesin.'
 
Aleyhissaltu vesselam sonra şunu söylediler: 'Bir malı satmak istediğin zaman da versen de vermesen de (yüksek fiyat değil) satmak istediğin fiyatı söyle.'
 
6638 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam güneş doğmazdan önce alış-veriş pazarlığı yapmaktan ve süt vermekte olan hayvanları kesmekten men etti.'
 
AŞILANMIŞ HURMA MALI OLAN KÖLE SATILMIŞSA
 
6639 - Ubade İbnu's-Samit radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam, müşteri (kendisine ait olmasını) şart koşmamış ise, (satılan) hurma ağaçlarının (başında bulunan) meyvesinin, ağaçları aşılayanın hakkı olduğuna ve keza, müşteri, (kölenin malının kendisine ait olmasını) şart kılmadığı taktirde, kölenin malının satıcıya ait olduğuna hükmetti.'
 
TERAZİYİ AĞIR TUTUN
 
6640 - Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Tarttığınız zaman tartınızı ağır yapın
[25/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: olan, haddini bilmelidir.
 
13
ONÜÇÜNCÜ MEKTÛB
 
Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Yolun sonsuz olduğu ve hakîkat bilgilerinin, islâmiyyet bilgilerine uygun olduğu bildirilmekdedir:
 
Yüksek kapınız kölelerinin en aşağısı olan Ahmed, sunar ki, bu yolun sonsuzluğundan, bitmez tükenmez olmasından âh ederim! Binlerle âh ederim! Yolda çok hızlı götürüyorlar ve çok şeyler ihsân ediyorlar. Bunun içindir ki, büyükler, Seyr-i ilallah yolculuğunun ellibin senelik yol olduğunu bildirmişlerdir. Belki de, Me’âric sûresinin dördüncü [4] âyetinde, (Melekler ve rûh oraya bir günde varırlar. Bu günün uzunluğu ellibin senelik yoldur) buyurulmakla bu yola işâret edilmişdir. Yolun çokluğu bizi çok üzdü. Ümmîdlerimiz kesildi. Fekat hemen Şûrâ sûresinin yirmisekizinci [28] âyetinde; (Ümmîd kesildikden sonra, O, fâideli yağmur gönderir ve rahmetini yayar) müjdesi, bizi sevindirdi. Birkaç günden beri eşyâda seyr, ya’nî yolculuk hâsıl olmuşdur. Fekat, talebeler çılgınlık gösterdiklerinden, yine onlarla uğraşmağa başlanıldı. Dahâ o makâma kavuşacağımı sanmıyorum. Fekat, talebeler sıkışdırdıkları için, hayâ ve ihsân duyguları ile onlara birşeyler söylüyorum. Bundan önce tevhîd-i vücûdî bilgilerine bağlanıp kalmışdım. Hâlimi arka arkaya yüksek kapınıza bildirmişdim. İşleri, sıfatları asla vermişdim. İşin içyüzü anlaşılınca, o bilgilerden kurtuldum. Terâzinin (Heme ezûst) kefesinin ağır basdığını anladım. Yüksekliğin böyle görüşde olduğunu, (Heme ûst) demekde olmadığını anladım. Fi’llerin ve sıfatların ondan başka oldukları anlaşıldı. Herbirini ayrı ayrı göstererek, yukarı mertebeye
[25/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Kan Davası
 
Ana Sayfa
Haramlar ve Helaller
Kan Davası
B) Kan Davası
 
Aile veya yakın çevreden biri öldürüldüğünde, katile veya yakınlarına karşı, ölenin yakınlarınca öç alma duygusuyla ve misilleme şeklinde karşılıklı cinayetlerin sürdürülmesinin genel adı olan kan davası, kamu düzen ve güvenliğinin tam sağlanamadığı geleneksel toplumlarda, bir de cezalandırma adaletinin yeterince işlemediği ve tatminkar olmadığı toplumlarda sıkça karşılaşılan bir olgudur. Hatta akrabalık ve soy bağlarının güçlü olduğu, buna ilaveten, suçluyu gerektiği şekilde cezalandırıcı kamu otoritesinin veya yasal düzenlemelerin bulunmadığı toplumlarda kan davası, sosyal bir olgu olmanın ötesinde ahlaki bir ödev olarak da görülür.
 
Kan davası, İslam öncesi Arap toplumunda da çok yaygındı. Aile veya kabile üyelerinden biri öldür
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N