Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 18.07.2023 11:45

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[1/7 13:21] Ömer Tarık Yılmaz: 21- Büyük Abdest Bozduktan Sonra Su İle Taharetlenme Bâbı
 
642 - Bize Yahya b. Yahya rivâyet etti
 
(Dedi ki): Bize Halid b. Abdillah, Halidden, o da Ata' b. Ebi Meymune den, o da Enes b. Malikten naklen haber verdi ki Şöyle dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir bahçeye girdi. Arkasından bir çocuk bir ibrikle onu takib ediyordu bu çocuk bizim en küçüğümüzdü. İbriği bir sedir ağacının yanına koydu Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'de kaza-i hacet eyledi. Müteakiben su ile taharetlenerek bizim yanımıza geldi.
 
643 - Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybede rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Veki' ile Gunder, Şu'beden rivâyet ettiler. H.
 
Bize Muhammed b. El-Müsenna dahi rivâyet etti., Lâfız onundur.
 
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be Atâ' b. Ebi Meymune'den rivâyet etti. O da Enes b. Maliki şöyle derken işitmiş: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) helaya girer ben ve benim kadar bir çocukta bir su kabı ile ucu demirli bir değnek taşırdık bu su ile istinca ederdi.
 
644 - Bana Züheyr b. Harb ile Ebû Küreyb de rivâyet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dediler ki): Bize İsmail yani İbn Uleyye rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bana Ravh b. Kâsım, Ata' b. Ebi Meymune'den, o da Enes b. Malik'ten Naklen rivâyet etti. Enes şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) defi hacet için sahraya çıkar bende kendisine su getirirdim. O bununla taheretlenirdi.
 
 
 
 
[1/7 13:21] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Büsr el-Mazini ve Ebu Eyyub radiyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın: 'Zahirenizi ölçünüz ki, sizin için bereketlensin' buyurdular.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[1/7 13:22] Ömer Tarık Yılmaz: 87. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:'Kim ki,sabahladığı ve gecelediği zaman 100 defa şu tespihi yaparsa,kıyamet gününde bu yaptığından daha faziletlisi ile hiç kimse gelemez;ancak onun gibi söyleyen yahut buna ziyade yapan bir kimse gelebilir.'Allah.'a hamd eder olduğum halde O'nu noksanlıklardan tenzih ederim.''Ebu Dâvud'un rivayetinde:'Yüce Allah'a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim',şeklindedir.(Ebu Dâvud,Buhari Ezan 123,129)
[1/7 13:22] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Kurban Bayramı’nın 4. Günü
•  İkindi Namazını Müteakip “Teşrik Tekbirleri” Bitiyor
•  Kabotaj ve Deniz Bayramı
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[1/7 13:22] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.” 
 
A’raf 55
[1/7 13:22] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Emanete riayet etmeyenin imanı olgunlaşmamıştır; ahde vefa göstermeyenin ise  dini kemâle ermemiştir.” 
 
İbn Hanbel, III, 134
[1/7 13:22] Ömer Tarık Yılmaz: PROF. DR. FUAT SEZGİN
 
Prof. Dr. Fuat Sezgin (1924-30 Haziran 2018) İslam bilim ve teknoloji tarihi araştırmaları yapan, dünyanın önde gelen bilim insanlarından biridir.
Üniversitede matematik okuyup mühendis olmak isteyen Sezgin, İstanbul Üniversitesi Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışan Prof. Dr. Helmut Ritter’in bir seminerine katıldıktan sonra bu fikrinden vazgeçerek bilim tarihi alanında eğitim almaya karar verdi.
Sezgin, “Buhari’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar” başlıklı doktora tezini Prof. Dr. Helmut Ritter’in danışmanlığında 1956’da tamamladı ve 1960’ta Almanya’ya gitti. 1965 yılında Frankfurt Üniversitesi’nde “Câbir ibn Hayyan” konusunda ikinci doktora tezini yazarak bir yıl sonra profesör unvanı aldı.
Prof. Dr. Fuat Sezgin, Arapça yazma eserler literatürüne dair kapsamlı bir çalışma olan Arap-İslam Bilim Tarihi eserinde, Kur’an ilimleri, hadis ilimleri, tarih, fıkıh, kelam, tasavvuf, şiir, tıp, farmakoloji, zooloji, veterinerlik, simya, kimya, botanik, ziraat, matematik, astronomi, astroloji, meteoroloji ve ilgili alanlar, dil bilgisi, matematiksel coğrafya, kartografya (haritacılık), İslam felsefe tarihi gibi konuları işledi.
Fuat Sezgin hocanın ruhu şâd, ilim câmiasının duaları onun ilme olan katkısının şâhidi ve sadaka-i câriyesi olsun.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[1/7 13:23] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللهُ تَعَالٰى: وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ. (سورة الطور، 22)
 
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen-: “Onlara (o takvâ sahibi müminlere Cennet’te) canlarının isteyeceği meyveyi ve eti de bol bol verdik.” (Tûr Sûresi, âyet 22)
 
01 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[1/7 13:23] Ömer Tarık Yılmaz: YİYECEKLERİN EN ÜSTÜNÜ: ET
 
Allâhü Teâlâ, Tûr Sûresi’nde, Cennet ehline verilen nimetleri beyan buyururken 22. âyet-i celîlede -meâlen-: “Onlara (o takvâ sahibi müminlere Cennet’te) canlarının isteyeceği meyveyi ve eti de bol bol verdik.” buyurmuştur.
 
Cennet ehlinin en üstün yiyeceği ettir. Nitekim bir hadîs-i şerîfte, “Dünya ve âhiret yiyeceklerinin en üstünü ettir.” buyurulmuştur. Zira et, yiyene hem lezzet hem de kuvvet verir, kanı ziyadeleştirir.
 
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, eti severdi. Husûsiyle koyunun but kısmındaki eti daha çok severdi. Nitekim kendisine zehirli eti veren Yahûdî kadın, bunu bildiği için, koyunun ön butlarına daha çok zehir koymuştu.
 
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem Hazretleri, et, ekmek ve sütün faydalı olduğunu bildirmiştir. Yine et için, “Yemeklerin en üstünü et, sonra da pirinçtir.” buyurmuştur.
 
Dinimizce helâl görülen, büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar ile kümes hayvanları, kuşlar, balıklar ve av hayvanlarından gıda olarak istifade edilmektedir. Bu hayvanların baş, beyin, dil, böbrek, karaciğer, bağırsak ve işkembe gibi kısımlarına “sakatat” adı verilir. Başta koyun ve sığır eti olmak üzere kuzu, manda, keçi, oğlak etleri, balık eti ve kümes hayvanlarının etleri yenilmektedir. İlmihâl ve fıkıh kitaplarında bu husûslarda geniş malumat vardır.
 
Kırmızı et, mühim bir protein, vitamin ve mineral kaynağıdır; demir, manganez ve çinko yönünden zengindir. B vitamini için zengin bir kaynaktır.
 
Et proteini, insan vücudu için ihtiyaç duyulan amino asitleri ihtivâ eder. Değerli bir protein olarak kabul edilir.
 
 İSİMLERİMİZ: Erkek: Mahmut, Kız: Meymûne
 
 
 
01 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[1/7 13:23] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[1/7 13:23] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. İDRÎS (a.s.)
Kur’an-ı Kerîm’de Hz. İdrîs (a.s.)’in “pek doğru bir insan” ve ”nebi” olduğundan bahsedilmekte ve Allah teâlâ tara- fından “üstün bir makama yüceltildiği” ifade edilmektedir (Meryem,19/56-57).
Hadislerde Rasûlullah (s.a.s.)’ın miraca çıkarken semanın dördüncü katında Hz. İdrîs (a.s.)’le görüştüğü açıklanmakta- dır (Buhârî, “Salât”, 1).
Çeşitli tarih ve tefsir kaynaklarında Hz. İdrîs (a.s.)’e 30 suhuf verildiği ifade edilmektedir. Ayrıca onun çeşitli ilim ve fenlere vakıf olduğu, hatta kalem kullanma, ata binme ve elbise dikip giyme gibi işleri ilk yapan kimse olduğu belirtilmektedir. Bu yüzden geleneksel olarak Hz. İdrîs (a.s.) terzilerin piri olarak kabul edilmiştir.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
HELÂL
Dinen yapılması veya yenip içilmesi yasaklanmayan, serbest bırakılan şey de- mektir.
Buna göre bir şey, dinin açık bir hükmüne, yasağı- na ve ilkesine aykırı olma- dıkça helâldir, meşrudur. Helâl kavramı, çoğu zaman meşru, caiz, mübah tabirle- ri ile eş anlamlı olarak kul- lanılmaktadır.
 
ÖZLÜ SÖZ
İyi olup kötü görünmen, kötü olup da iyi görünmenden iyidir. (Sadi Şirazî)
[1/7 13:24] Ömer Tarık Yılmaz: A) Hedyin Mahiyeti
Hac ve umre menâsikiyle ilgili olarak kesilen kurbanlara hedy denir. Hedy, Kâbe'ye ve Harem bölgesine hediye olmak üzere kesilen kurban demektir. Kurban bayramı dolayısıyla kesilen kurbanlara ise udhiyye denir. Mükellefiyet yönünden bu ikisi birbirinden tamamen ayrı ise de, hedy kurbanı keyfiyet bakımından, aynen udhiyye gibidir. Deve, sığır ve davar cinsinden olur. Deve ve sığır yedi kişi için, davar (koyun ve keçi) bir kişi içindir. Yaş ve ayıp bakımından udhiyye kurbanı olmayacak hayvanlardan hedy kurbanı da olmaz. Koyun ve keçi cinsinden olan kurbana dem, sığır ve deve cinsi kurbana ise bedene denir. Deve ve sığırın müşterek kesilmesi halinde, ortakların hepsinin niyetleri kurbet (yani Allah için kurban) olmak şartıyla, kurbanların vasıflarının aynı olması gerekmez. Ortaklaşa sığır veya deve kurban kesenlerden kimi şükür, kimi ceza, kimi adak, kimisi de tatavvu kurbanı veya udhiyye gibi değişik niyetlerde olabilir. Şâfiî ve Hanbelîler'e göre ise, ortaklardan her birinin niyetlerinin kurbet olması da gerekmez; ortaklar arasında et için katılanlar da bulunabilir.
B) Hedy Kurbanıyla Yükümlü Olanlar ve Hedyin Çeşitleri
İfrad haccı veya sadece umre yapanların, ceza kurbanı kesmeyi gerektiren bir durum olmadıkça hedy kurbanı kesmeleri gerekmez. Fakat isterlerse nâfile olarak kesebilirler. Temettu` ve kırân haccı yapanların ise, temettu` veya kırân hedyi kesmeleri vâciptir. Hedy kurbanları, tatavvu (nâfile) ve vâcip olmak üzere iki kısımdır.
a) Tatavvu Hedy
Hac veya umre yaparken, yükümlülük bulunmadığı halde kesilen kurbanlardır. İfrad haccı veya sadece umre yapanların tatavvu hedyi kesmeleri müstehaptır.
b) Vâcip Hedy
1. Temettu` ve kırân hedyi. Temettu` ve kırân haccı yapanların hedy kurbanı kesmeleri vâciptir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de 'Kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen kurban kesmesi gerekir' (el-Bakara 2/196) buyurulmuştur. Ancak, Hanefîler'e göre bu kurban, bir seferde iki ayrı ibadetin yapılmasından dolayı 'şükür kurbanı' (dem-i şükrân) olarak; Şâfiîler'e göre ise, temettu` haccında hac için ihrama mîkatta girilmeyip Mekke'de girilmesinden dolayı; kırân haccında ise, iki ayrı ibadetin bir tek ihram ile yapılmasından doğan kusurun telâfisi için 'ceza kurbanı' (dem-i cübrân) olarak kesilir
2. Ceza hedyi. Hac ve umrenin vâciplerinin terki, vaktinde yapılmaması ve ihram yasaklarının ihlâlinden dolayı kesilmesi vâcip olan kurbanlardır.
3. İhsar hedyi. Hac ve umre yapmak üzere ihrama girdikten sonra vakfe ve tavaf yapma imkânı ortadan kalktığından bu nüsükler tamamlanmadan ihramdan çıkabilmek için kesilen kurbanlardır.
4. Nezir (adak) hedyi. Harem bölgesinde kesilmek üzere nezredilen kurbanlardır. Vâcip olmasının sebebi nezredilmesidir.
C) Hedy Kurbanının Kesileceği Yer ve Zaman
İster vâcip, ister tatavvu olsun, bütün hedy kurbanları Harem bölgesi sınırları içinde kesilir. Aksi halde tatavvu olanlar hariç, Harem bölgesinde yeniden kesilmesi gerekir. Kurban bayramının ilk üç gününde (eyyâm-ı nahr) kesilen hedy kurbanlarının Mina'da; bu günler dışında kesilenlerin ise Mekke'de kesilmesi efdaldir. Temettu` ve kırân hedyleri Hanefî, Mâlikî ve Hanbelîler'e göre bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan itibaren kesilir. Daha önce kesilmesi câiz olmaz; aksi halde iadesi gerekir. Bunların eyyâm-ı nahr denilen kurban kesme günlerinde (bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan, üçüncü günü güneş batıncaya kadarki süre içinde) kesilmesi Ebû Hanîfe'ye göre vâcip; Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre sünnettir. Mazeretsiz olarak eyyâm-ı nahrda kesilmezse, Ebû Hanîfe'ye göre daha sonra biri kazâ, biri de ceza olarak iki kurban gerekir. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre, eyyâm-ı nahrdan sonra kesilmesi, mekruh ise de ceza gerekmez. Mâlikî ve Hanbelîler'e göre de, eyyâm-ı nahrdan sonra kesilen temettu` ve kırân hedyleri kaza ola
[1/7 13:26] Ömer Tarık Yılmaz: Biz, içinde dogruya rehberlik ve nur oldugu halde Tevrat'i indirdik Kendilerini (Allah'a) vermis peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi Allah'in Kitab'ini korumalari kendilerinden istendigi için Rablerine teslim olmus zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi) Hepsi ona (hak olduguna) sahitlerdi Su halde (Ey yahudiler ve hakimler!) Insanlardan korkmayin, benden korkun Ayetlerimi az bir bedel karsiliginda satmayin Kim Allah'in indirdigi (hükümler) ile hükmetmezse iste onlar kâfirlerin ta kendileridir (MAİDE/44)
 
Din adamlari ve âlimleri onlari, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! Isledikleri (fiiller) ne kötüdür! (MAİDE/63)
 
Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: Bu çok bilgili bir sihirbazdir  (A'RAF/109)
 
Bütün bilgili sihirbazlari sana getirsinler  (A'RAF/112)
 
(Yahudiler) Allah'i birakip bilginlerini (hahamlarini); (hiristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oglu Mesîh'i (Isa'yi) rabler edindiler Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu O'ndan baska tanri yoktur O, bunlarin ortak kostuklari seylerden uzaktir  (TEVBE/31)
 
Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve râhiplerden birçogu insanlarin mallarini haksiz yollardan yerler ve (insanlari) Allah yolundan engellerler Altin ve gümüsü yigip da onlari Allah yolunda harcamayanlar yok mu, iste onlara elem verici bir azabi müjdele!  (TEVBE/34)
 
Firavun dedi ki: Bilgili bütün sihirbazlari bana getirin!  (YUNUS/79)
 
Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir ogul müjdeliyoruz  (HİCR/53)
 
Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, dogrusu çok bilgili bir sihirbaz!  (ŞUARA/34)
 
Benî Israil bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil degil midir?  (ŞUARA/197)
 
Derken onlardan korkmaya basladi 'Korkma' dediler ve ona bilgin bir oglan çocugu müjdelediler  (ZARİYAT/28)
[1/7 13:27] Ömer Tarık Yılmaz: İMÂN VE İSLÂM'IN FAZİLETİ
 
1 - Ubade İbnu's-Sâmit el-Ensarî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına Allah'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsâ'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır.'
 
Buhârî, Enbiya 47; Müslim, İmân 46, (28); Tirmizî, İmân 17, (2640).
 
Müslim'in bir başka rivayetinde şöyle buyrulmuştur: 'Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederse Allah ona ateşi haram kılacaktır.'
 
2 - Ebu Sa'îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.'
 
Ebu Sa'îd der ki: 'Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: 'Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz...' (Nisa, 40).
 
Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601).
 
Tirmizî hadis için 'sahihtir' demiştir.
 
3 - Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kim: 'Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, Resûl olarak Hz. Muhammed'i seçtim (ve onlardan memnun kaldım)' derse cennet ona vâcip olur'.
 
Ebu Dâvud, Salât 361, (1529).
 
4 - Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Bir kul İslâm'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır.'
 
Buharî hadisi tâlik olarak kaydeder (İman 31), Nesâî, İman 10, (8, 105).
 
5 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.'
 
Buharî, İman 31; Müslim, İman 205, (129).
 
6 - Muâz İbnu Cebel el-Ensârî (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kimin (hayatta söylediği) en son sözü Lâ ilâhe illallah olursa cennete gider'
 
Ebu Dâvud, Cenâiz 20, (3116).
 
7 - Ebu Zerr (Cündeb İbnu Cünâde el-Gıfârî) (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bana Cebrâil aleyhisselam gelerek 'Ümmetinden kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer' müjdesini verdi' dedi. Ben (hayretle) 'zina ve hırsızlık yapsa da mı?' diye sordum. 'Hırsızlık da etse, zina da yapsa' cevabını verdi. Ben tekrar: 'Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!' dedim. 'Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!'
 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) dördüncü keresinde ilâve etti: 'Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir'.
 
Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646).
 
8 - Câbir İbnu Abdillah el-Ensârî (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'İki şey vardır gerekli kılıcıdır' Bir zat: -Ey Allah'ın Rasûlü! gerekli kılan bu iki şeyden maksad nedir? diye sordu: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'Kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir. Kim de Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse o da cennet
[1/7 13:28] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e 'Ey Allah'ın Resûlu, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyâde saadete erecek olan kimdir?' diye sormuştum. Bana: 'Hadis'e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmîn etmiştim' açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi: 'Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek 'Lâ ilâhe illallah' diyen kimsedir' 
Buhârî, İlm 34, Rikak 50.
[1/7 13:28] Ömer Tarık Yılmaz: Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz.  Onlara yardım da edilmez.
[Bakara Sûresi.48]
[1/7 13:28] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! Kuşkusuz sen duayı işitmektesin.” (Âl-i İmrân, 3/38)
[1/7 13:28] Ömer Tarık Yılmaz: Alan Sensin veren Sensin kılan Sensin / Ne verdinse odur dahi nemiz var / Hakikat üzre anlayıp bilen Sen / Ne verdinse odur dahi nemiz var[Aziz Mahmud Hüdayi]
[1/7 13:29] Ömer Tarık Yılmaz: AHZÂB GAZVESİ (Harbi)
 
Hendek gazvesinin diğer adı. Hendek gazvesinde, müslümanlara karşı Kureyş, Gatafan ve yahûdîlerden meydana gelen birkaç düşman kuvveti birleşip savaştığı için bu harbe Ahzâb gazvesi denmiştir. (İmâm-ı Süyûtî, Begâvî)
[1/7 13:30] Ömer Tarık Yılmaz: Akgün
 
 T. Herkesin sevindiği zaman
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[1/7 13:30] Ömer Tarık Yılmaz: Eşlerin farklı fıkhi mezheplere mensup olması evliliğe engel teşkil eder mi?
 
Evlilik “karı koca arasında birlikte yaşama hakkı tanıyan, taraflara karşılıklı hak ve sorumluluklar yükleyen bir akittir.” Evliliğin taraflar, icap ve kabul, şahitler, mehir gibi birçok kendine özgü unsur ve şartları bulunmaktadır. Bu gibi şartlarda bir eksiklik yoksa mezhep farklılığı evlenmeye mani değildir. İki farklı mezhepteki insan evlenebilir ve evlilik hayatı boyunca farklı mezheplere bağlı olarak evliliklerine devam edebilirler.
 
Ancak evlilik hayatı ölüme kadar devam eden bir birliktelik ve hayatı paylaşma olduğu için eşlerden biri, dini bir zorunluluk olmamakla beraber, aile hayatında daha uyumlu olmak ve mezhep farklılığından kaynaklanan birtakım problemleri aşmak için diğerinin mezhebine geçebilir.
[1/7 13:31] Ömer Tarık Yılmaz: 5.
 
 
 عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ - رَضِىَ ا للّٰهُ عَنْهُ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِىَّ صَلَّى ا للّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ مَنْ حَجَّ للّٰهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ
 
Ebû Hüreyre (r.a.) dedi ki, ben Resûlullah (s.a.s.) ‘ın şöyle buyurduğunu işittim: 'Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (evine) döner.' (Buhârî, 'Hac', 4, 'Muhsar', 10)
[1/7 13:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.'
(Bakara, 2/183)
 http://www.duavesureler.com
[1/7 13:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'Oruç, günahlardan koruyan bir kalkandır. Oruç tutmaya başladığınız zaman, oruçlu kimse kötü söz konuşmasın. Biri ona küfreder, yahut döver-söverse ben oruçluyum desin...'
(Buhâri, 'Savm', 9; Müslim, 'Sıyâm', 30)
 http://www.duavesureler.com
[1/7 13:32] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Senden dünya ve âhirette afiyet dilerim. Allah’ım! Senden dinim, dünyam, aile fertlerim ve malım hakkında af ve afiyet dilerim. Allah'ım! Ayıplarımı ört, korkularımdan emin kıl…'
(Ebu Dâvûd, 'Edeb', 110; İbn Mâce, 'Dua', 14)
 http://www.duavesureler.com
[1/7 13:39] Ömer Tarık Yılmaz: • Kurban Bayramının 4. Günü
'Kötü kimselerle sohbet etmek, hayırlı kimseler hakkında suizanda bulunmaya sebebiyet verir.' Hasan-ı Basrî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[1/7 13:39] Ömer Tarık Yılmaz: Allah Kulundan Ne Zaman Razı Olur?
 
Üstat Ebû Ali ed-Dekkâk [kuddise sırruhû] anlatıyor:
 
Bir talebe hocasına,
 
 Kul Allah Teâlâ’nın kendisinden razı olduğunu bilebilir mi?  diye sordu. Hocası,
 
 Bilemez, bunu nasıl bilsin ki, Allah’ın rızası gayba ait bir şeydir!  dedi. Talebe,
 
 Hayır, bilebilir!  dedi. Hocası,
 
 Nasıl?  diye sordu, talebe,
 
 Ben kalbimin Allah’tan razı olduğunu görürsem, bilirim ki O da benden razıdır!  diye cevap verdi. Bunu işiten hocası,
 
 Ey genç, güzel ve doğru söyledin!  dedi. 
 
Hz. Musa [aleyhisselâm],  İlâhî! Bana öyle bir amel göster ki, onu yapınca sen benden razı olasın!  diye dua etti. Allah Teâlâ,  Sen buna güç yetiremezsin!  buyurdu. O zaman Hz. Musa [aleyhisselâm], secdeye kapanıp yalvardı. Allah Teâlâ kendisine şöyle vahyetti:
 
 Ey İmrân’ın oğlu! Şüphesiz benim rızam, senin benim takdirime razı olmandadır. 
 
Allah Teâlâ buyurur ki:
 
 Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razı oldular  (Beyyine 98/8).
 
Semerkand Takvimi
[1/7 13:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.'
(Bakara, 2/183)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=kUMwrNBKauQ=
[1/7 13:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Kalplerimizi birleştir. Aramızı düzelt ve bizi kurtuluş yollarına ilet. Bizi karanlıklardan aydınlığa çıkar ve büyük günahların açığından da gizlisinden de uzaklaştır.”
(Ebu Dâvûd, “Salât”, 182 )
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=kUMwrNBKauQ=
[1/7 13:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.'
(A’râf, 7/151)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=kUMwrNBKauQ=
[1/7 13:41] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kişi hanımına su (bile) ikram etse sevab kazanır. Hadis-i Şerif
[1/7 13:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.
 
(Bakara, 2/77)
[1/7 13:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah (ın ismi) anılarak başlanılmayan her önemli söz veya iş, güdüktür/bereketsizdir.”
 
(İbn Hanbel)
[1/7 13:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
...Rabbim! Beni Sana çok şükreden, Seni çok zikreden, Senden çok korkan, Sana itaat eden, Sana saygı gösteren, Sana yönelen ve tövbe eden kimse yap...
 
(Tirmizî, İbn Hıbbân, İbn Ebî Şeybe)
[1/7 13:41] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Es-Sabür
 
Çok Sabırlı
[1/7 13:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Dervişlere Tekke Yaptıran Hristiyan
 
   Hicrî 161 yıllarında yaşamış evliyaullahtan Ebu Haşim-i Sufî Hazretlerinin müritleri bir hayli kalabalıktı. Fakat toplanıp ibadet edecek bir yerleri de yoktu. 
 
 Birgün bir hristiyan emir ava çıkmıştı. Yolda Ebu Haşim es-Sûfî'nin müridlerinden iki kişinin birbirleri ile buluştuklarını gördü. Onlar musafaha yaptıktan sonra kucaklaştılar, orada oturdular, yanlarında yiyecekleri ne varsa ortaya serip beraberce yediler. Sonra da kırk yıllık ahbap gibi kucaklaşarak vedalaşıp ayrıldılar. 
 
 Onların bu samimiyetle ülfet etmelerini seyreden hristiyan emiri, hallerine hayret etmiş ve onların o hareketi çok hoşuna gitmişti. Biribirlerinden ayrıldıktan sonra orada kalan müridi yanına çağırdı ve: 
 
 - O ayrıldığın, biraz evvel beraber yemek yediğiniz adam kimdi?, diye sordu. 
 
 O zat: 
 
 - Bilmiyorum, diye cevap verdi. Emir yine sordu: 
 
 - Buluşmanızın sebebi ne idi?. O zat: 
 
 - Hiçbirşey değildi, diye cevap verdi. Hristiyan emir: 
 
 - Buluştuğunuz zat nereli idi biliyor musun?, dedi. O zat: 
 
 - Bilmiyorum, diye cevap verdi. Hristiyan emir bu sefer o zata: 
 
 - Sizin toplanıp sohbet ettiğiniz, ibadet ettiğiniz bir yeriniz var mı? diye sordu. 
 
 O zat, ona da: «Yoktur!» diye cevap verince hristiyan daha fazla hayret etti. Bunlar biribirlerini tanımadıkları, daha evvel oturup sohbet etmedikleri halde, bu kadar kısa bir görüşme ile nasıl samimî oluvermişlerdi. Kendisi hristiyan olmasına rağmen onların bu hareketinden çok duygulandı ve müride orada söz verdi: 
 
 - Ben sizin toplanıp zikredeceğiniz bir hangâh (tekke) yaptıracağım, dedi ve kısa zaman sonra da Şam'ın yakınında Ramle'de bir yer inşa ettirdi. 
 
 Hristiyanın bu samîmi hareketi Cenab-ı Allah'ın hoşuna gitmiş olacak ki, sonunda hristiyan da o tekkede Ebu Haşim es-Sufî Hazretlerinin müridi olarak onlara hizmet etti. Her ne kadar insanlar zahiren biribirlerini tanımasalar da, ruhlar biribirlerini tanımaktadır. Alem-i Ervah'ta tanışıp görüşmektedirler. Dünyada da her ikisi biribirlerinden memnun olurlar, yani ikisi de iman etmiş olurlarsa anlaşıp kaynaşmaları çok kolay olur ve samîmi olmaları için hiçbir maddi menfaat gerektirmez.
[1/7 13:42] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.
رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ ﴿٨﴾
(Alî İmran 8)
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh(rahmeten), inneke entel vehhâb(vehhâbu).
[1/7 13:42] Ömer Tarık Yılmaz: Kendi onayı alınmadıkça dul kadınla, kendisinden izin alınmadıkça da bakire kız ile nikâh yapılmaz.
(Buhârî, Nikâh, 42)
[1/7 13:42] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH............. BOSNA-HERSEK İÇİN FERMAN

Başka dinden, ırktan olanlara özgürlük ve hoşgörü sağlayan aşağıdaki ferman, Fâtih Sultan Mehmed’in Bosna-Hersek’i fethinden sonra, 28 Mayıs 1463 tarihinde Milodraz’da yazdırılmıştır. Aslı Bosna-Hersek Fojnica şehrinde Fransisken Katolik Kilisesi’ndedir. Ferman, yeni ortaya çıkarılmış olup, Kültür Bakanlığı’nca Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunun 700. yıl dönümü sebebiyle yayınlanmıştır.

“Ben, Fâtih Sultan Mehmed Hân! Bütün dünyaya ilân ediyorum ki;
Kendilerine bu Pâdişah Fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himâyem altındadır ve emrediyorum: 
Hiç kimse, ne bu adı geçen insanları, ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin! İmparatorluğumda huzur içersinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen insanlar, özgür ve güvenlik içerisinde yaşasınlar! İmparatorluğumdaki bütün memleketlere dönüp korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler! 
Ne Pâdişahlık eşrafından, ne vezirlerden veya memurlardan, ne de İmparatorluk vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse, bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin ve tehlikeye atmasın! Hatta bu insanlar, başka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar da aynı haklara sâhiptir.
Bu Pâdişah Fermanını ilân ederek, burada; yerlerin, göklerin yaratıcısı ve efendisi Allah, Allahın elçisi aziz Peygamberimiz Muhammed ve 124 bin küsûr Peygamber ile kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki; emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece, tebâmdan hiç kimse bu fermanda yazılanların aksini yapmayacaktır.”

 

ZEKÂ BULMACASI........MATEMATİK OYUNU

 

1- Aklınızda bir sayı tutun!

2- Bu sayıyı 4’le çarpın!
3- 18 ilave edin!
4- Çıkanı 2'ye bölün!
5- Sonuçtan 7 çıkarın!
6- 3'le çarpın!
7- 6'ya bölün!
8- Tuttuğunuz sayıyı çıkarın!                               
                       (Cevabı yarın)

 
 
01.07.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[1/7 13:43] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Sa'lebe İbnu Zehdem (ra)
Hz. Ali (ra) Ebu Mes'ud (ra)'u halkın başına koyup kendisi bayram günü namaza gitti ve: 'Ey insanlar!' dedi, 'imamdan önce namaz kılmak sünnette yoktur!' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Nesai, Iydeyn 6, (3, 181, 182)
 
Hadisin Açıklaması:
Hz. Ali (radıyallâhu anh) burada, imamdan önce namaz kılmanın kerâhetine dikkat çekiyor. Yasaklama musallâya has gözükmüyor, mutlak olarak geldiğine göre evde de, mescidde de olsa imamdan ayrı olarak ondan önce namaz kılınmamalıdır
[1/7 13:43] Ömer Tarık Yılmaz: Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır. (Teğâbun, 64/15)
[1/7 13:43] Ömer Tarık Yılmaz: Bir ihtiyacı için çok dua eden kimseye, o ihtiyaci verilsin veya verilmesin, Allah'ü Teala bereket verir. Ravi: Beyhaki, Suabü'l - İman
[1/7 13:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Tirmizî'nin rivayeti şöyledir: 'Allah, sizden önce yaşamış olan bir kimseye rahmetiyle muamele etti. Çünkü bu adam satınca kolaylık gösterir, satın alınca kolaylık gösterir, alacağını isteyince (kabalık ve sertlik değil, anlayış ve) kolaylık gösterirdi.'
 
Kaynak : Tirmizî, Büyû: 75. (1320);
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[1/7 13:44] Ömer Tarık Yılmaz: -Hür bir erkek ve bir köle cevabını verdi. O gün yanında Bilal ve Ebubekir bulunuyordu.
 
-Sana bende uyup yardım için yanında kalmak istiyorum.
 
-Senin bu işe bugün için gücün yetmez, benim halimi ve ortalığın durumunu görmüyor musun? Şimdi sen kavmine dön, ne zaman benim İslamiyeti açıkça yaymaya başladığımı duyarsan o zaman yanıma gel, buyurdu.
 
Ben ailemin yanına döndüm. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine’ye hicret etti. Ben ailemin yanında kalıp onun haberlerini elde etmeye gayret ediyordum. Medineden gelenleri soruyordum, Derken Medinelilerden birkaç kişi geldi. Onlara:
 
-Medine’ye gelen zat ne yaptı, diye sordum.
 
-Halk ona koşuyor, kavmi onu öldürmek istemiş başaramamış dediler.
 
Bunun üzerine Medine’ye gelip Peygamberin yanına girdim ve: Ey Allah’ın Rasulü beni tanıdınız mı? dedim.
 
-Evet Mekke’de sen benimle buluşmuştun, dedi. Ben de:
 
-Ya Rasulallah Allah’ın sana öğrettiği ve benim bilmediğim şeyleri bana öğret, bana namazdan haber ver, dedim.
 
-Sabah namazını kıl, sonra güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar ara ver. Çünkü güneş şeytanın başı ucundan doğar(o sıralarda şeytan ve yandaşları hareket etmeye başlarlar) kafirler de o vakit ona secde ederler. Sonra dikilmiş mızrağın gölgesi azalıp bitinceye kadar nafile namaz kıl çünkü namaza melekler şahid olur. Allah’ın iyi kulları da hazır olurlar. Sonra namaza ara ver çünkü o vakit cehennem iyice alevlenir. Mızrağın gölgesi döndüğü zaman öğle namazını kıl çünkü namaza melekler şahid olur. Allah’ın iyi kulları da hazır olurlar. İkindiye kadar nafile kılabilirsin. İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar namaza ara ver çünkü güneş şeytanın başı hizasından batar(o sıralarda şeytan ve yandaşları etmeye başlarlar) kafirler de o zaman güneşe secde ederler, buyurdu. Ben:
 
-Ey Allah’ın nebisi bana abdestten haber ver, dedim. Şöyle buyurdu:
 
-Sizden biriniz abdest suyuna yaklaşır, ağzına burnuna su verip burnunu temizlerse muhakkak ağzının yüzünün ve burnunun günahları su ile birlikte dökülür gider. Allah’ın emrettiği şekilde yüzünü yıkarsa yüzünün günahları sakalının uçlarından akar gider. Sonra ellerini dirseklerine kadar yıkayınca parmak uçlarından da ellerinin günahları akan su ile beraber dökülür gider. Başını meshettiği zaman başının günahları saçlarının uçlarından dökülen su dökülür gider. Ayaklarını topuklarına kadar yıkayınca da parmaklarının uçlarından ayaklarının günahları akan su ile birlikte akıp gider. Böyle abdest alan şahıs kalkıp namaz kılar Allah’a hamdeder ona layık olduğu sıfatlarla anar kalbini de tam manasıyla Allah’a bağlarsa, annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından sıyrılıp tertemiz günahsız olur.
 
Ravi Amr ibni Abese bu hadisi Ebu Ümame’ye haber vermiş, Ebu Ümame’de: Aynı yerde bir adama bu kadar büyük bir sevabın verilmesine dikkat et, hadisi naklederken hata etmiş olmayasın. Bunun üzerine Amr:
[1/7 13:45] Ömer Tarık Yılmaz: Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.
-Enbiya Suresi, 84
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[1/7 13:45] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3613]
 
Müslim'in diğer bir rivâyetinde şöyle denmiştir: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın '...Mü'minin zineti, abdestin yükseldiği yere kadar yükselir...' 
 
Buhar'i, Vudü 3; Müslim, Taharet 34, 35, 40, (246, 250); Nesai, Tahâret 110, (1, 94, 95).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[1/7 14:01] Ömer Tarık Yılmaz: O'na (İbrahim'e) İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Onun soyundan gelenlere peygamberlik ve kitab verdik. Ayrıca ona dünyada mükafatını da verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih kimselerdendir. - Ankebût - 27. Ayet
[1/7 14:01] Ömer Tarık Yılmaz: Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir. - Müslim
[1/7 14:01] Ömer Tarık Yılmaz: “Zaman olacak, inkâr edenler, ‘Keşke Müslüman olsaydık!’ diye hayıflanacaklar.” - Hicr, 15/2
[1/7 14:01] Ömer Tarık Yılmaz: Bilindiği gibi namaz, dinimizin ifasını emrettiği ibadetlerin en önemlisidir. Akıllı ve ergenlik çağına ulaşan her Müslümanın namaz kılması farzdır. Namazın vaktinde eda edilmeyip kazaya bırakılması, en büyük günahlardan biridir.##Namaz, uyuyakalmak, unutmak ve baş ile de olsa îma yaparak kılamayacak kadar hasta olmak gibi meşru bir mazeret bulunmadıkça kazaya bırakılamaz. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Biriniz uyuyakalır veya unutur da bir namazı vaktinde kılamaz ise, uyandığı veya hatırladığı vakit kılsın.” (Buhârî, Mevâkît, 37) buyurmuştur.##Meşguliyeti çok olmak, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve yolculuk gibi durumlar namazın ertelenmesi için özür sayılmaz.##Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Öyle birtakım insanlar vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyabilir. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar.” (Nûr, 24/37). - NAMAZDA SÜREKLİLİK
[1/7 14:02] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'
İşte bu ayet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter.
22- İtaat: Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir. Yüce Allah'ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır. İnsanın mutluluğu da bu taata bağlıdır. Bunun karşıtı isyandır. Yüce Allah'ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkar ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur. Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:
Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
'Allah'a itaat ediniz; Allah'ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz.'
23- İtimad: Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak demektir. Halkın güvenini kazanmak bir başarı eseridir. İktisadî ve içtimaî hayatın devamı itimadın varlığına bağlıdır. Onun için insan, güzel ve doğru hareketleriyle herkesin güvenini kazanmaya çalışmalıdır. İtimada aykırı olan şey, hiyanettir, işi kötüye kullanmaktır ki, bunun sonucu pek korkunçtur.
24- İktisad: Her işte denge üzerinde bulunmaktır. Gereğinden fazla veya noksan harcama yapmaktan kaçınmaktır. İnsan iktisada uyma sayesinde rahat yaşar, hadis-i şerîfde buyurulmuştur:
'İktisad üzere bulunan fakir olmaz.'
İktisadın karşıtı israf dır, aşırı gitmektir. İsraf,
[1/7 14:02] Ömer Tarık Yılmaz: kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat 'i'si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.
 
O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak terceme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her müslümanın ve her Türk'ün çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan besmeleyi bir 'ile' veya 'adıyla' ifade tarzı hatırı için terceme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve bu gibi açıklamalar ve tefsirlerle de mânâsını düşünmeye çalışmak kaçınılmaz bir iştir. Bundan dolayı her şeyin anahtarı ve bir tevhid (Allah'ın birliğinin) âyeti olan ' ' kıymetli ve ahenkli sözünü, Allah'ın birliğine inanan kimseyi müşrik durumuna düşürecek olan mânâsını
 
andıran 'esirgeyici bağışlayıcı tanrı adıyla' gibi beğenilmeyen tercemelerle bozmaya özenmekten sakınmaya mecburuz.
 
BESMELE'NİN YÜCE TEFSİRİ: Anladık ki besmeledeki kelimelerin sıralanışında en fazla etkili olan nokta baştaki ' = bâ' harfidir. 'Ba' harfi sayesinde biz Allah'ın ismine ulaşırız. Bütün varlıkların ve varlıkların gelişmesinin ilk başlangıç noktası ve tek isteği olan 'Allah-i rahmân-ı rahîm'in ismini; kalbimizde niyet ettiğimiz ve henüz meydana gelmesini görmediğimiz, yapmayı kasdettiğimiz işimize bağlayarak kelimeleri kısa, mânâsı dünyayı kaplayan bir özlü söz söyleyebilmemize vesile olan ancak bu ' = bâ'dır. İşimizde istediğimizi yapmakta ne kadar serbest olursak olalım, yaptığımız şeylerin tam sebebi olmadığımız bir gerçektir. Çünkü bizim isteklerimiz, varlık zincirinin kesin bir ilk sınırı değildir, onun akışı içinde bir değişme anıdır. Ve bunun için biz bütün iradelerimizin istek ve dileklerimizin aksamadan ve sıkıntısız meydana geldiğini görmüyoruz. Demek ki başarılarımız, herşeyin ilk sebebi ile isteklerimiz arasındaki münasebetin bereketine bağlıdır ki, bu bereket başlangıçta Rahmân'a ait, sonunda Rahim'e aittir. Biz ister bilelim, ister bilmeyelim kâinatta bu oran, bu ciddiyet, bu ilişki, bu bağlantı bütünlük arzeden genel bir kanundur ve eşyanın varolması, bu kanunun meydana çıkmasıdır. İşte besmele ' =bâ'sı ile bizde bu kanunu anlaşılır hale getiren bir sözlü etkendir. Bu hiss parıltısından kastedilen en son hedef bu varoluş noktasıdır. Bu açıdan besmelenin tefsirinde odak noktası ' = bâ'dır ve bundan dolayı besmelenin mânâsı ' = bâ'dadır. Bâ'nın sırrı da noktasındadır denilir. Bu hikmete ve bu kanuna işaret etmek içindir ki, Türk şairlerinin övünç kaynağı olan Hâkânî Hilyesi'nde:
 
 
 
 
 
'Eğer besmele yazılışında uzatılmasaydı hiç eşya cinsi meydana gelir miydi?' demiştir.
 
En büyük müfessirler diyorlar ki: ' = bâ'nın buradaki bitiştirme mânâsı ya sığınma ve beraberlik veya yardım dilemektir. Yani hafızamızda meydana gelen ilişki 'Allah-i rahmân-i rahim' ismine bir sığınma ve beraberlik hissi veyahut isminin ve (Rahman, Rahim) sıfatları ile isimlendirilen ve delalet ettikleri mânâya göre Allah'ın rahmetinden medet ve yardım isteme hissidir ki, birincisinde besmele ibaresi gramer açısından 'hal' , diğerinde dolaylı tümleç olur.
 
Merhum Şeyh Muhammed Abduh Fâtiha sûresinin tefsirinde zikretmeye
 
değer bir mânâ daha yazmış ve şöyle demiştir: 'Bütün milletlerde ve bu cümleden Arap milletinde de bilindiği gibi birisi bir reis veya büyük bir zat hesabına -ve kendi şahsı
[1/7 14:02] Ömer Tarık Yılmaz: 6649 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Ey insanlar! Muhaffele, yani müşteriyi aldatmak için sütü sağılmayıp memesinde kalan bir hayvanı satın alan kimse üç gün muhayyerdir. (Hayvanı bu esnada geri verebilir.) Eğer geri verecek olursa, hayvanla birlikte, sağdığı sütün iki mislini -veya sağılan sütünün (kıymetinin) bir mislini buğday olarak demişti- geri versin.'
 
6650 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Doğru söyleyen ve doğruluğu (mucizelerle) tasdik edilen Ebu'l-Kasım aleyhissalatu vesselam üzerine şehadet ederim ki, O bize şöyle buyurdular: 'Muhalleb (sütü memede hapsedilmiş) hayvanları satmak aldatmacadır ve aldatma işi hiçbir mü'mine helal olmaz.'
 
KÖLENİN MUHAYYERLİĞİ
 
6651 - Semüre İbnu Cündüb radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: '(Satılan) kölenin uhdesi (yani alıcısının muhayyerliği veya satıcısının zimmetinde olduğu müddet) üç gündür.'
 
MALIN KUSURU SÖYLENİR
 
6652 - Vâsile İbnu'l-Eska' radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
[1/7 14:03] Ömer Tarık Yılmaz: Yüksek kapınızın kölelerinin en aşağısı olan Ahmed sunar ki, mahlûkların mertebelerinde görülen tecellîlerden birazı, önceki mektûbda sunulmuşdu. Ondan sonra (Vücûb), ya’nî varlığı lâzım olan mertebe göründü. Bütün sıfatlar bu mertebededir. Çirkin, siyâh bir kadın şeklinde göründü. Bundan sonra ehadiyyet, ya’nî bir olan varlık, ince bir dıvar üstünde duran uzun bir genç adam şeklinde tecellî etdi. Bu iki tecellî hakkânî olarak göründüler. Bundan evvelki tecellîler böyle görünmüyordu. Bu zemân ölmek istedim. Kendimi büyük bir deniz kenârında ayakda gördüm. Kendimi denize atmak istedim. Fekat arkamdan bir ip ile bağlanmış idim. Bunun için denize atlayamadım. Bu ipin, maddeden yapılmış olan bedene olan bağlılıklar olduğunu anladım. İpin, kopmasını istedim
[1/7 14:03] Ömer Tarık Yılmaz: Gayb Bilgisi
 
Ana Sayfa
Haramlar ve Helaller
Gayb Bilgisi
Dini terminolojide gayb tabiriyle, “akıl ve duyular yoluyla hakkında bilgi edinilemeyen varlık alanı” kastedilir. İslam inancına göre gayb bilgisi yalnızca Allah’a aittir, Allah’tan başkası gaybı bilemez. Konu inanç alanında çok kolay ve pürüzsüz görünse de günlük hayat öyle değildir.
 
İnsan yaratılışının gereği olarak bilinmeyen ve görünmeyene, esrarengiz olana karşı daima ilgi duymuş, onun bu istek ve ilgisi vahiy yoluyla ve peygamberler aracılığıyla belli ve yeterli ölçüde karşılanmış, fakat geride kalan boşluk ve sorular da her dönemde çeşitli çevrelerin istismarına konu olmuştur. İlk devirlerden itibaren gaybdan haber vererek insanların ilgisini çeken ve bu yolla itibar ve servet kazanan kahin, büyücü, arraf, falcı, medyum, ruhçu gibi şahısların hemen her toplumda görülmesi ve bunlar etrafında daima bir grup insanın kümelenmekte oluşu bunun açık örneğidir.
 
Halbuki Resul-i Ekrem, Allah’ın en sevgili kulu olmasına rağmen onun hakkında Kur’an diliyle mealen şöyle buyurulur: “De ki; Allah’ın dilemesi dışında ben kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim” (el-A‘raf 7/188). Yine Kur’an’da gaybı bilenin sadece Allah olduğu sıklıkla tekrar edilir, Allah’tan başka hiçbir varlığın gaybı bilmediği açıkça belirtilir (el-En‘am 6/59; et-Tevbe 9/105; er-Ra‘d 13/9; en-Neml 27/65). Peygamber Efendimiz de gaybdan haber veren kimseye inanan kimsenin kırk gün namazının kabul olunmayacağını, vahyi ve kitabı inkar etmiş olacağını bildirerek (Müslim, “Selam”, 125; İbn Mace, “Tahare”, 102) ağır bir tehdit ve uyarıda bulunmuştur.
 
Konuyla ilgili Kur’an ayetleri ve Hz. Peygamber’in açıklamaları dikkatlice incelendiğinde, gelecek bilgisi, bir şeyin Allah katındaki veya ahiretteki durumu gibi mutlak gaybın sadece Allah tarafından bilindiği, izafi ve nisbi gaybın ise Allah’ın müsaadesi ve sünnetullah çerçevesinde insanlar tarafından bilinebileceği sonucu ve ayırımı çıkarılabilir. İzafi gayb, yaratıklardan yalnızca belirli bir kısmının ilminin ilişkili olduğu şeyler diye tanımlanmaktadır. Bilgi ilişkisi olmayana göre bu gayb iken ilişkili olana göre gayb olmaz. Meleklerin bilip insanların bilmediği, insanlardan birinin bilip diğerinin bilemediği meseleler böyledir. İnanç alanında kalan, varlık ve mahiyeti hakkında akli ve nakli deliller bulunan fakat duyularla idrak edilemeyen hususlar da bu kapsama girer.
 
Bu açıklamalar ışığında ifade etmek gerekirse, İslam dini insanın gayb alemine karşı duyduğu ilgi ve merakı giderecek temel bilgileri Hz. Peygamber aracılığıyla duyurmuş, bu bildirilenlere inanmayı gayba inanma olarak nitelendirip inanç esası haline getirmiştir. Fakat insanın ilgi ve hayal dünyasının bu sınırda durmayacağını, gayb alemiyle ilgili olarak vahyin bildirdiğinin dışında ve ötesinde bir arayışa girebileceğini de göz önünde bulundurarak temel bazı prensipler koymuştur. Bunlardan biri, Allah’tan başka kimsenin gaybı bilmediğidir. Bu ilke aynı zamanda, meydana gelecek olayları, kişilerin Allah katındaki veya gelecekteki durumlarını bildiğini iddia ederek gaybdan haber veren kimselere inanılmasını da yasaklamak demektir. Çünkü gaybı bilme iddiası dinen doğru olmadığı, insanların bilgisizliğinin ve zaaflarının sömürüsü olduğu gibi buna inanılması ve bu kabil kimselerden yardım umulması da İslam inancına aykırıdır.
 
Bununla birlikte toplumumuzda, gaybı bildiğini ve gaybdan haber verdiği izlenimini veren hatta bunu açıkça ileri süren şahısların, dini konularda yeterince bilgisi bulunmayan kesimleri, sıkıntı ve ihtiyaç içindeki kimseleri acımasızca sömürdüğü de bilinen bir ge
[1/7 14:04] Ömer Tarık Yılmaz: Ateşlenmek
 
Ana Sayfa
A
Ateşlenmek
Rüyada Devamlı Ateşlendiğini Görmek
Rüyada Uzun Müddetli Ateşlenmek
Rüyada Hararetli Hasta Görmek
Rüyada Hararetli Rahatsızlık Görmek
Rüyada Menenjit Görmek
İlgili
Rüyada ateşlenmiş olmak, rüya sahibinin, iş yaşamında meydana koyacağı planlar ve gerçeğe dönüştüreceği çalışmalar ile kazanç sağlayacağı muvaffakiyetler yardımıyla yeni işler ile ilgilenmiş olup yeni planları yaşama geçireceğine ve harika ve çok yüksek mevkilere terfi edileceğine delalet edilir. Aynı vakitde, rüyayı gören kişinin, yaptığı çalışmaların beğenilmiş olması ile yeni fabrikalardan teklifler alarak meslek edindiği işte son derece büyük bir profesyonel olacağına yorumlanır.
 
Rüyada Devamlı Ateşlendiğini Görmek
Rüyada devamlı ateşlendiğini gören şahsın, son derece sıkıntılı ve Yaradan katında haram ve günah olan işlere girmiş olup devamlı kötülük yapmış olacağına ve günah işlemiş olup son derece sıkıntılı vaziyetlere düşmüş olacağına yorumlanır.
 
Rüyada Uzun Müddetli Ateşlenmek
Rüyada uzun müddetli ateşlenmiş olmak, rüya sahibinin, kendine iyi bakmış olmasından ve sağlıklı ve istikrarlı beslenmiş olmasından dolayı sağlığının harika bir halde olduğuna ve uzun seneler bu halde olacağına işaret edilir.
 
Rüyada Hararetli Hasta Görmek
Rüyada hararetli hasta görmek, iş yaşamında veya toplumsal yaşamta harika anlaşılmış olan ve sık sık toplumsal aktivasyonlara ve sefahatlara gidilen dost ile aranmış olun bozulmuş olacağına ve uzun bir vakit küs kalınacağına delalet edilir.
 
Rüyada Hararetli Rahatsızlık Görmek
Rüyada hararetli rahatsızlık görmek, rüyayı gören kişinin, yapmayı murad ettiği işler için başvurduğu resmi kurumlardan olumsuz cevap alacağına ve bu sebeple iş yaşamında son derece büyük ve geri döndürülmüş olamaz sorunlar ve meseleler yaşayacağına yorumlanır. Ayrıca, namaz ve oruç gibi ibadetleri boşlamış olmaya ve karışık bir biçimde sürdürmüş olmaya çalışmış olmaya tabir edilir.
 
Rüyada Menenjit Görmek
Rüyada menenjit görmek, rüya sahibinin, iş yaşamında ve aile yaşamında yapmayı murad ettiği hiçbir projeyi, çalışmış olmayı ve hayallerini gerçeğe dönüştüremeyeceğine ve son derece büyük bir hayalkırıklığı yaşayıp uzun bir müddet yaşamtan ilgiyi tümüyle keserek dünyadan kopuk bir yaşam sürmüş olacağına delalet eder.
 
İlgili
Spiral
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Metro
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Mesajlaşmak
8 Eylül 2021
Benzer yazı
in A
Diğer Konular
Azat
Azat etmek
Azgın
Azgın Ata Binmek
Azgınlık
Azık
[1/7 14:04] Ömer Tarık Yılmaz: A’LÂ SÛRESİ
 
Ana Sayfa
A
A’LÂ SÛRESİ
Kur’ân-ı kerîmin seksen yedinci sûresi.
A’lâ sûresi, Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). On dokuz âyet-i kerîmedir. Birinci âyet-i kerîmedeki (en yüce) mânâsına gelen “A’lâ” kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede,
Allahü teâlânın her türlü noksanlıklardan tenzîh edilmesi, uzak tutulması, Resûllulah’ın nasîhatlarından kimlerin faydalanıp kurtulacağı, kimlerin de istifâde edemeyip, azâba uğrayacağı, insanların dünyâ hayâtını tercih ettikleri halbuki âhiretin dünyâdan daha hayırlı olduğu, çünkü dünyânın geçici, âhiretin ise devamlı olduğu ve daha başka hususlar bildirilmektedir. (İbn-i Abbâs, Kurtubî)
A’lâ sûresi birinci âyet-i kerîmesinde meâlen şöyle buyruldu: Rabbinin o yüce ismini tesbîh et (O’nun; zâtında, sıfatlarında ve isimlerinde O’na lâyık olmayan her şeyden münezzeh (uzak, temiz) olduğuna inan. O’nun adını başkasına verme).
Dokuzuncu ve onuncu âyet-i kerîmesinde meâlen şöyle buyruldu: (Habîbim) artık sen (fayda versin vermesin) insanlara nasîhat et, öğüt ver. Allahü teâlâdan korkan kimse, nasîhati, öğüdü dinleyecektir (ondan faydalanacaktır). Çok fâsık ve bedbaht olan o nasîhatlardan kaçınacak. O Cehennem ateşine girecek. (Âyet: 10-11)
Belki siz dünyâ hayâtını, (âhirete) tercih edersiniz. Halbuki âhiret daha hayırlı ve devamlıdır. (Âyet: 16-17)
 
İlgili
DUHÂ SÛRESİ
9 Eylül 2021
Benzer yazı
FUSSİLET SÛRESİ
9 Eylül 2021
Benzer yazı
SÂFFÂT SÛRESİ

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N