Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 18.07.2023 15:02
Günün yazısı
[11/7 08:11] Ömer Tarık Yılmaz: 27 - Köpeğin Kabı Yalanmasının Hükmü Bâbı
674 - Bana Ali b. Hucr es-Sa'dî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Alî b. Müshir rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize A'meş Ebû Rezîn ile Ebû Salih'ten, onlarda Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Birinizin kabına köpek ağzını sokarsa onu hemen döksün. Sonra onu yedi defa yıkasın.» buyurdular.
675 - Bana Muhammed b. Sabbah'ta rivâyet etti.
Dedi ki: Bize İsmail b. Zekeriyya A'meş'den bu isnadla bu hadisin mislini rivâyet etti.
Ama «onu döksün» demedi.
676 - Bize Yahya b. Yahya rivâyet etti.
(Dedi ki): Mâlike Ebû'z-Zinâd'dan duyduğum, onunda A'ractan, onunda Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet ettiği şu hadisi okudum.
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Birinizin kabından köpek içti mi onu hemen yedi defa yıkasın.» buyurmuşlar.
677 - Bize Züheyr b. Harb da rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İsmail b. İbrahim, Hişâm b. Hassan'dan, o da Muhammed b. Sîrîn'den o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Şöyle dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):«Birinizin kabına köpek ağzını soktuğu vakit o kabın temizliği birincisi toprakla olmak şartıyla onu yedi defa yıkamasidir.» buyurdular.
678 - Bize Muhammed b. Râfi' rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdürrezzâk rivâyet etti. Dedi ki Bize Ma'mer Hemmâm b. Münebbih'ten rivâyet etti. Hemmam: Bize Ebû Hüreyre'nin Muhammed Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den rivâyet ettiği budur diyerek bir takım hadisler zikretmiş. Ez cümle Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Köpek yaladığı vakit sizden birinizin kabının temizliği onu yedi defa yıkamasiyledir.» Buyurdu demiş.
679 - Bize Ubeydullah b. Muâz'da rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Şu'be, Ebû't, Teyyah' dan rivâyet etti. O da mutarrif b. Abdillâhı İbn Mugaffel' den naklen rivâyet ederken işitmiş. İbn Mügaffel:
«Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) köpekleri öldürmeyi emretti. Sonra: «Onların köpeklerle ne işi var?» buyurdu. Sonra av köpeği ile çoban köpeğine ruhsat verdi ve
«Köpek bir kabı yalarsa onu hemen yedi defa yıkayın, sekizincide toprakla ovalayın.» buyurdular demiş.
680 - Bu hadisi bana Yahya b. Habib El - Harisi de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hâlid Yani İbn'l - Haris rivâyet etti. H.
Bana Muhammed b. Hatim de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yahya b. Said rivâyet etti. H.
Bana Muhammed b. Velid dahi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti. Bu râvilerin hepsi Şu'be'den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivâyet etmişlerdir. Şu kadar var ki Yahya b. Said'in rivâyetinde:
«Çoban köpeği ile av ve ziraaf köpeği hakkında ruhsat verdi.» Ziyâdesi vardır. Rivâyette Yahya'dan başka «ekin» kaydını zikreden yoktur.
[11/7 08:12] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Enes radıyallahu anh'ın anlattığına göre: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, mü'minlerin annesi Safiyye radıyallahu anhâ'yı yedi baş (cariye-köle) ile satın aldı.'
Kütüb-i Sitte
[11/7 08:12] Ömer Tarık Yılmaz: 95. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:'Kim akşamladığı zaman şu sözleri söylerse,Allah Teâlâ'nın onu razı kılması,Allah üzerine bir hak olur: Rab olarak Allah'a,din olarak İslam'a ve Peygamber olarak Muhammed'e sallallahu aleyhi ve sellem razı oldum'.(Müslim,Sahih,İman 56)
[11/7 08:12] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Fransız Devrimci Lafayette “İnsan Hakları ve Vatandaşlık Hakları Bildirgesi”ni Meclise Sundu 1789
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/7 08:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Mü’minler ancak Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman imanlarını arttıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir”
Enfal 2)
[11/7 08:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Enes (r.a.), Rasûlullah (s.a.v.)’in kendisine şöyle dediğini rivâyet eder: “Oğlum! Âilenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun.”
Tirmizî, İsti’zân 10
[11/7 08:13] Ömer Tarık Yılmaz: SREBRENİTSA KATLİAMI
Dünyada Soğuk Savaş döneminin sona ermesinin ardından yaşanan gelişmeler altı federe cumhuriyetten oluşan Yugoslavya’nın da dağılmasına neden oldu. Yugoslavya’yı meydana getiren cumhuriyetlerden biri olan Bosna, 1992 yılının Şubat ayında yapılan bir referandumun ardından bağımsızlığını ilan etti. Ancak Bosna’nın bağımsızlık kararını tanımayan Sırplar, Saraybosna’yı kuşatma altına alarak üç buçuk yıl süren Bosna Savaşı’nı başlattı.
Sırp saldırılarından kaçan binlerce Boşnak, BM tarafından “güvenli bölge” ilan edilen ve 400 Hollandalı barış gücü askeri tarafından korunan Srebrenitsa’ya sığındı. Sığınmacılardan yaklaşık 25.000’i, barış gücü askerlerince Srebrenitsa’ya birkaç kilometre mesafedeki Potaçari’de bulunan bir akü fabrikasına yerleştirildi. Fabrikadaki savunmasız binlerce Boşnak, Hollandalı askerlerce 11 Temmuz 1995’te Ratko Miladiç, nam-ı diğer “Sırp Kasabı”, komutasındaki Sırp askerlerine teslim edildi. Askerler 12 yaş üstü tüm erkekleri bir yana, kadınları da diğer yana ayırdılar. Kadınlara tecavüz edildi, erkekler ise kamyon ve otobüslere doldurularak ölüme götürüldü.
1992-95 yılları arasında sistematik olarak yürütülen büyük çaplı bir etnik temizliğe maruz kalan Bosna’nın doğu yakasında, tüm dünyanın gözleri önünde, Sırp kuvvetleri Boşnaklara karşı her türlü savaş suçunu işledi.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/7 08:13] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا أَكَلَ أَحَدُكُمْ فَلْيَأْكُلْ بِيَمِينِهِ وَإِذَا شَرِبَ فَلْيَشْرَبْ بِيَمِينِهِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَأْكُلُ بِشِمَالِهِ وَيَشْرَبُ بِشِمَالِهِ. (د)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Sizden biriniz bir şey yiyeceği zaman sağ eliyle yesin, içeceği zaman sağ eliyle içsin. Muhakkak ki şeytan, sol eliyle yer ve sol eliyle içer.” (Sünen-i Ebû Dâvûd)
11 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[11/7 08:13] Ömer Tarık Yılmaz: MEYMÛNE BİNT-İ HÂRİS (R. ANHÂ) VÂLİDEMİZ -2
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in nikâhı ile şereflenerek son hanımı olan Hazret-i Meymûne hakkında, Hazret-i Âişe (r. anhâ): “Meymûne, bizim, Allahü Teâlâ’dan en fazla korkanımız ve sıla-i rahmi (yakın akrabaları) en çok gözetenimizdi.” buyururdu.
Meymûne radıyallâhü anhâ’dan 76 hadîs-i şerîf rivâyet edilmiştir. Bunlardan 7 tanesi Sahîh-i Buhârî ve Müslim’de zikredilmektedir. Hazret-i Meymûne’den, Hazret-i Abdullah bin Abbâs, Abdullah bin Şeddâd, Abdurrahmân bin Sâib, Ubeydullah el-Havlânî (r. anhüm) gibi zâtlar hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir.
Ümmü Seleme (r. anhâ) validemizden şöyle rivâyet olunmuştur: “Bir gün ben ve Meymûne, Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem’in yanında iken (gözleri görmeyen) İbn-i Ümmü Mektûm (r.a.) geldi ve Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) huzurlarına girdi. -Bu hâdise, biz, örtünmekle emrolunduktan sonra olmuştu.- Resûlullah (s.a.v), (onu görünce) bize, ‘Perde arkasına geçin’ buyurdu. Ben de ‘Yâ Resûlallah! Onun gözü görmüyor, o bizi görmez ve tanımaz.’ dedim. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de ‘Sizin de mi gözünüz görmüyor, siz onu görmüyor musunuz?” buyurdular.
Meymûne radıyallâhü anhâ’nın rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîf şöyledir: “Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: ‘Cennette bir kimsenin canı kuş eti çeker de o anda Horasan devesi gibi (büyük) bir kuş, önüne (pişmiş hâlde) düşer, ona ne duman değmiştir ne de ateş. O kişi o kuştan doyuncaya kadar yer, sonra kuş (eski hâline dönerek) yine uçar gider.”
Hazret-i Meymûne (r. anhâ), Hicret’in 51. senesinde Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) düğün için yemek ikram etmiş olduğu Serif mevkiinde vefat etti ve oraya defnedildi. Cenaze namazını, yeğeni Abdullah bin Abbâs radıyallâhü anhümâ kıldırdı.
11 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[11/7 08:13] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Hatalarımı kar ve soğuk su ile temizle, kalbimi hatalardan beyaz elbiseleri kirden temizlediğin gibi temizle, benimle günahlarımın arasını doğu ile batı arası kadar uzaklaştır.” (Buhari, Deavat, 38, 43-45)
[11/7 08:14] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. İSHAK (a.s.)
Hz. İshak (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.)’in ikinci oğludur. Hz. Sare’nin çocuğu olmuyordu. Hz. İsmail (a.s.) doğduğu zaman, buna üzülmüştü. Yüce Allah lütfederek Hz. Sare’ye de ihtiyar- lığı zamanında Hz. İshak’ı verdi.
Hz. İshak, daha Hz. İbrahim (a.s.) hayatta iken Şam halkına Allah tarafından peygamber olarak gönderildi. Hz. İbrahim (a.s.)’in vefatından sonra onun yerine geçti. Soyundan birçok peygamber gelip geçti.
Hz. İshak, rivayete göre altmış yaşında iken bugünkü Filistin’in bulunduğu bölgede Kudüs yakınlarında vefat etmiş, babası Hz. İbrahim’in kabrinin yanına defnedilmiştir.
DİNÎ KAVRAMLAR
MEHİR
Erkeğin kadına verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para veya maldır. Mehir, kadının hakkıdır; rızası olmadan hiçbir kimsenin alması caiz değildir. Miktarı belirlenmiş mehre, mehr-i müsemmâ, belirlenmemiş olana mehr-i misil denir. Mehir duruma göre peşin olarak ödenebi- leceği gibi daha sonra da ödenebilir. Mehir, peşin ödenmemişse, boşanma veya ölüm halinde hemen ödenmesi gerekir.
ÖZLÜ SÖZ
İnsanların en mutlusu kalbi ilimle dolu ve bedeni sabırla süslü olup elindeki ile yetinen kişidir. (Süfyan-ı Sevri)
[11/7 08:14] Ömer Tarık Yılmaz: Dinî literatürde dar ve teknik anlamdaki ibadet kavramıyla namaz, oruç, zekât ve hac ibadetleri ve bunlar içinde yer alan alt fiiller anlaşılmakta ise de kefâret gibi adak ve yemin konusu da ibadet kavramıyla yakından ilgilidir. Bu konular ibadetle alâkalı fıkhî hüküm ve bilgileri tamamlayıcı olduğu, hatta aynı yaklaşımla ele alındığı için klasik fıkıh kaynaklarında ve ilmihal kitaplarında aynı ana bölüm içinde incelenir.
1. Adak
a) Mahiyeti
Arapça'da nezir (nezr) diye ifade edilen adak fıkıh dilinde, 'bir kimsenin dinen yükümlü olmadığı ibadet cinsinden bir şeyi kendisi için vâcip kılması'nı ifade eder. Diğer bir ifadeyle 'kişinin farz veya vâcip cinsinden bir ibadeti yapacağına dair Allah Teâlâ'ya söz vererek o ibadeti kendisine borç kılması'dır.
Adakta bulunma, arzu edilen sonuçları elde etme veya beklenmeyen kötü durumlardan korunmada Allah'ın yardımını temin etme gayesiyle başvurulan dinî bir davranış mahiyetinde olup hemen hemen bütün din ve kültürlerde görülmektedir. Özellikle Çin, Japon, Hint ve İslâm öncesi Türk kültüründe adağın önemli bir yer tuttuğu, bu mahiyette birçok davranış ve geleneğin bu toplumlarda yaygınlık kazandığı, benzer davranışların diğer toplumlarda da sıklıkla görülen bir davranış olduğu bilinmektedir.
Çeşitli dinlerin ve milletlerin kültürlerinde aynı ve yakın telakkilere dayalı olarak ağaçlara ve kutsal sayılan yerlere bez bağlamak, ibadet yerlerinde mum yakmak, belli durumlarda belli hayvanları kurban etmek, oruç veya perhiz mahiyetinde olmak üzere bazı yiyecek ve içeceklerden, cinsel ilişkiden uzak durmak, istediğine ulaşıncaya kadar bazı zevk ve eğlenceyi terketmek gibi adak türlerine rastlanır. Bu adaklarda dinî-psikolojik sâikler, Tanrı'ya şükretme veya onun yardımını isteme öğesi ağır basar. İslâmiyet öncesi Hicaz-Arap toplumunda da bu sayılanlara benzeyen veya onların dışında birçok adak çeşit ve türü vardı. İslâm dini insandaki dindarlık duygusuyla ve ruhî tatmin arzusuyla kısmen alâkalı bu davranışı tamamen yasaklamamış, sadece bazı düzenleme ve sınırlamalar getirerek ona kendine has bir şekil vermiştir.
Kur'an'da değişik yerlerde verilen sözde durulması, ahde ve akidlere bağlı kalınması (el-Mâide 5/1; el-İsrâ 17/34), Allah'a verilen sözün tutulması (en-Nahl 14/91) emredilir, yapılan adakların yerine getirilmesi istenir (el-Hac 22/19). Kişinin yaptığı adağa uygun davranması iyi kulların vasıfları arasında sayılır (el-İnsân 76/7). Hadislerde de Hz. Peygamber, Allah'a itaat kabilinden adakların yerine getirilmesini emretmiş, Allah'a isyan veya mâsiyet kabilinden olan konularda adakta bulunulmamasını, şayet yapılmışsa buna uyulmamasını istemiştir (Buhârî, 'Eymân', 26-27; Müslim, 'Nezir', 8; Ebû Dâvûd, 'Eymân', 12).
Bazı hadislerinde de Hz. Peygamber'in adakta bulunmayı hoş karşılamadığı görülür. Meselâ bir hadîs-i şerifte 'Adak bir fayda sağlamaz, sadece cimrinin malını eksiltmiş olur' (Buhârî, 'Eymân', 26; Müslim, 'Nezir', 2) buyurmuştur. Bu sebeple de İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere fakihlerin önemli bir kısmı adak adamanın mekruh olduğu görüşündedir. Hanefîler ise Allah'a ibadet ve taat kabilinden adakta bulunmayı mubah görürler. Sonuçta bir ibadetin işlenmesine vesile olduğu için bunu müstehap görenler de vardır. Mâlikîler adakta bulunmayı normalde mendup, şarta bağlı adağı ise mubah sayarlar.
Konuyla ilgili hadisler ve İslâm âlimlerinin görüşleri incelendiğinde, kişinin hiçbir dünyevî menfaat ummadan sırf Allah'ın rızâsını kazanmak, ona şükretmek için adak adamasında bir sakınca bulunmadığı görülür. Kişinin Allah'ın takdirinin değişmesine vesile olması dileğiyle ve ihlâstan uzak, belli şartlara bağlı olarak adakta bulunması ise doğru karşılanmamıştır.
Adaklar Allah'ın takdirini değiştirmez. Müslümanın bunu bilerek, ileride olacak
[11/7 08:15] Ömer Tarık Yılmaz: Hatirlayin ki, sizi, Firavun taraftarlarindan kurtardik Çünkü onlar size azabin en kötüsünü reva görüyorlar, yeni dogan erkek çocuklarinizi kesiyorlar, (fenalik için) kizlarinizi hayatta birakiyorlardi Aslinda o size reva görülenlerde Rabbinizden büyük bir imtihan vardi (BAKARA/49)
Les, kan, domuz eti, Allah'tan baskasi adina bogazlanan, bogulmus, (tas, agaç vb ile) vurulup öldürülmüs, yukaridan yuvarlanip ölmüs, boynuzlanip ölmüs (hayvanlar ile) canavarlarin yedigi hayvanlar -ölmeden yetisip kestikleriniz müstesna- dikili taslar (putlar) üzerine bogazlanmis hayvanlar ve fal oklariyle kismet aramaniz size haram kilindi Bunlar yoldan çikmaktir Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmislerdir Artik onlardan korkmayin, benden korkun Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladim ve sizin için din olarak Islâm'i begendim Kim, gönülden günaha yönelmis olmamak üzere açlik halinde dara düserse (haram etlerden yiyebilir) Çünkü Allah çok bagislayici ve esirgeyicidir (MAİDE/3)
Hani Musa kavmine demisti ki: 'Allah'in üzerinizdeki nimetini hatirlayin Çünkü O, sizi iskencenin en kötüsüne sürmekte ve ogullarinizi kesip, kadinlarinizi (kizlarinizi) birakmakta olan Firavun ailesinden kurtardi Iste bu size anlatilanlarda, Rabbinizden büyük bir imtihan vardir' (İBRAHİM/6)
Biz, büyük bas hayvanlari da sizin için Allah'in (dininin) isaretlerinden (kurban) kildik Onlarda sizin için hayir vardir Su halde onlar, ayaklari üzerine dururken üzerlerine Allah'in ismini aniniz (ve kurban ediniz) Yan üstü yere düstüklerinde ise, artik (cani çiktiginda) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacini gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin Iste bu hayvanlari biz, sükredesiniz diye sizin istifadenize verdik (HAC/36)
Ya bana (mazeretini gösteren) apaçik bir delil getirecek ya da onun canini iyice yakacagim yahut onu bogazlayacagim! (NEML/21)
Firavun, (Misir) topraginda gerçekten azmis, halkini çesitli zümrelere bölmüstü Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunlarin ogullarini bogazliyor, kizlarini ise sag birakiyordu Çünkü o bozgunculardandi (KASAS/4)
Babasiyla beraber yürüyüp gezecek çaga erisince: Yavrucugum! Rüyada seni bogazladigimi görüyorum; bir düsün, ne dersin? dedi O da cevaben: Babacigim! Emrolundugun seyi yap Insallah beni sabredenlerden bulursun, dedi (SAFFAT/102)
[11/7 08:15] Ömer Tarık Yılmaz: İSLÂM ÜMMETİNİN FAZİLETİ
4472 - Hz. Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: ''Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Müslüman, yahudi ve hıristiyanların meseli şuna benzer: Bir adam var, bir grub kimseyi ücretli olarak tutmuş; kendisi için belli bir ücret mukabilinde, geceye kadar çalıştırıyor. Bunlar gündüzün yarısına kadar çalışıp:
'Bize şart koştuğun ücrete ihtiyacımız yok. (Biz gideceğiz.) Şu ana kadar yaptığımız iş için de para istemiyoruz' derler. Adam onlara:
'Böyle yapmayın, işin geri kalan kısmını da tamamlayın ve ücretinizi tam olarak alın!' diye rica eder. Ancak onlar buna yanaşmazlar ve terkedip giderler.
Adam onlardan sonra işi için başkalarını ücretle tutar. Onlara:
'Şu gününüzü tamamlayın, öncekilere vaadettiğim ücreti size tam olarak vereyim!' der. Bunlar ikindi vaktine kadar çalışırlar. O zaman:
'İşin senin olsun, yaptığımız çalışmanın ücretini de istemiyoruz. (Çalışmayı terkediyoruz)!' derler. Adam onlara da:
'İşinizin geri kısmını tamamlayın, şurada az bir zamanınız kaldı' diye rica eder, ancak onlar dinlemeyip giderler. Adam geri kalan zamanda çalışmaları için yeni işçiler tutar. Bunlar da geri kalan zamanda çalışmaları için yeni işçiler tutar. Bunlar da geri kalan zamanda güneş batıncaya kadar çalışırlar ve önceki iki grubun ücretini de alırlar. İşte bu, onların ve bu nurdan kabul ettikleri miktarın meselidir.'
Buhari, İcare 11, Mevâkitu's-Salat 17.
4473 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: ''Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Sizden önce geçen ümmetlere nazaran sizin bekânız, ikindi vakti ile güneşin batması arasındaki müddet gibidir. Tevrat ehline Tevrat verildi, onlar gün ortasına kadar onunla amel ettiler. Daha fazla devam etmekten aciz kaldılar. Onlara kîrat kîrat ücretleri verildi. Sonra Ehl-i İncil'e İncil verildi. Onlar da ikindi namazına kadar çalıştılar. O zaman onlar da âciz kaldılar, kîrat kîrat onlara da ücretleri verildi. Bize ücretimiz ikişer kîrat, ikişer kîrat verildi. İki kitap mensupları:
'Ey Rabbimiz, sen bunlara ikişer kirat, ikişer kirat olarak verdin. Halbuki bize birer kirat, birer kirat vermiştin. Halbuki biz, amel yönüyle onlardan ileriyiz!' dediler. Allah Teâla Hazretleri:
'Ben ücretlerinizde bir haksızlık yaptım mı?' buyurdu. Onlar 'Hayır!' dediler.
'Öyleyse, bu benim lütfumdur, onu ben dilediğime veririm' buyurdu.'
Buhari, İcare 8, 9, Mevakitu's-Salat 17, Enbiya 50, Fezailu'l-Kur'ân 17, Tevhid 31, 47; Tirmizi, Emsal 7, (2875).
4474 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: ''Resûlullah aleyhissalâtu vesselam'ın yanında bir cenaze geçti. Oradakiler, cenaze hakkında hayırlı senada bulundular. Aleyhissalatu vesselam:
'Vacib oldu! (Vacib oldu! Vacib oldu!)' buyurdular. Sonra bir cenaze daha geçti. Bunu kötü sözlerle yâdettiler. Resûlullah yine: 'Vacib oldu!' buyurdular. Hz. Ömer radıyallahu anh:
'Ey Allah'ın Resûlü! Vacib olan nedir?' diye sordu.
'Öncekini hayırla yâdettiniz ona cennet vacib oldu. İkincisini kötülükle yadettiniz ona da cehennem vacib oldu. Sizler Allah'ın yeryüzündeki şahidlerisiniz!' buyurdu.'
Buhari, Cenaiz 86, Şehadet 6; Müslim, Cenâiz 60, (949); Tirmizi, Cenaiz 63, (1058); Nesai, Cenaiz 50, (4, 49, 50); Ebu Dâvud, Cenaiz 80, (3233).
4475 - Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: ''Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Allah Teâla hazretleri, bizden öncekileri cum'ayı bulma işinde şaşırttı. Bu sebeple cumartesi yahudilerin, pazar günü de hıristiyanların oldu. Allah Teâla hazretleri bizi yarattı ve bizlere cuma gününü bulma hususunda hidayet nasib etti: Cumayı da, cumartesiyi de, pazarı da (ibadet günleri) kıldı. Onlar Kıyamet günü de bize tâbidirler. Biz, dünya ehli arasında sonuncusuyuz, fakat Kıyamet günü birinciler olacağız ve bütün mahlûkattan önce hesapları görülüp bitirilecekler olacağız.'
Müslim, Cum'a 22, (856).
4476 - Eb
[11/7 08:16] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Ömer İbni'l-Hattâb (radıyallahu anh)'ın anlattığına göre, bir adam kendisine: Gazveye çıkmıyor musun?' diye sorar. Abdullah şu cevabı verir: 'Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, şöyle buyurmuştu: 'İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kâbe'ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak'.
Buhârî, İman 1; Müslim, İman 22 (....); Nesâî, İman 13, (9, 107-108); Tirmizî, İman 3, (2612).
[11/7 08:16] Ömer Tarık Yılmaz: İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.82]
[11/7 08:16] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize vaat ettiklerini ver bize; kıyamet gününde bizi rezil etme. Sen asla sözünden caymazsın.” (Âl-i İmrân, 3/194)
[11/7 08:17] Ömer Tarık Yılmaz: Allah birdir Peygamber Hak / Rabbül alemindir mutlak / Senlik benlik nedir bırak / Söyleyeyim geldi sırası[Aşık Veysel]
[11/7 08:17] Ömer Tarık Yılmaz: Akl-ı Sakîm
Kısa görüşlü akıl. Düşündükleri şeylerde ve yaptıkları işlerde yanılan ve çok kere pişmanlığa sebeb olan akıl. Akl-ı sakîm bâzan doğruyu bulur, bâzan yanılır. Yanılması daha çok olur. En akıllı denilen kimse, mütehassıs (uzman) olduğu dünyâ işlerinde bile çok hatâ eder. Bu sebeble din ve sonsuz olan âhiret işlerinde akl-ı sakîme güvenilmez. Düşündükleri şeyle rde ve yaptıları işlerde yanılır. Hepsi üzüntüye ve pişmanlığa, zarâra, sıkıntıya sebeb olur. (Abdülhakîm Arvâsî) Herşeyi akl-ı sakîmle çözmek isteyen kişi, Tahta ayak takmış kimselere benzer. Kısa aklına uydurmak ister her işi, Dün yaptığını, bugün bozmak ister. (İmâm-ı Rabbânî)
[11/7 08:17] Ömer Tarık Yılmaz: Akif
A. Dünyaya kiymet vermeyen
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[11/7 08:18] Ömer Tarık Yılmaz: Hanbeli mezhebi hakkında bilgi verir misiniz?
Kurucusu Ahmed b. Hanbel’e nisbet edilen Hanbeli mezhebi, diğer üç önemli fıkıh mezhebinin tarihi olarak sonuncusudur.
Mezhebin kurucusu Ahmed b. Hanbel Hicri 164/780 yılında Bağdat’ta dünyaya gelmiş 241/855 yılında doğduğu yer olan Bağdat’ta vefat etmiştir. Devrinin önemli alimlerinden ilim tahsil eden Ahmed b. Hanbel özellikle hadis ilmiyle meşgul olmuştur. Bu nedenle uzak yerlere hadis rivayeti için hadis yolculukları yapmıştır. Daha sonra bu yolculukların neticesinde ulaştığı rivayetleri meşhur kitabı Müsnedinde bir araya getirmiştir. İmam Şafii’den uzun yıllar ders alan Ahmed b. Hanbel, Hanefi mezhebinin önemli müçtehitlerinden Ebu Yusuf’tan da istifade etme imkanı bulmuştur.
Hayatındaki önemli olaylardan bir tanesi de Halife Me’mun’un ortaya attığı Kur’an’ın mahluk olduğu fikrini savunmadığı gerekçesiyle işkenceye tabi tutulmasıdır. Fetva ve mezhebiyle ilgili usulü yazmaktan ziyade topladığı hadisleri yazmış ve mezhebinde de daha çok senedi sahihse hadislerle amel etmiştir. Yeri geldiğinde istihsanla da amel eden Hanbeliler sedd-i zerayi prensibini en fazla çalıştıran mezhep mensuplarıdır.
Mezhebin gelişmesine Hanbeli fıkhının önemli alimlerinden İbn-i Teymiyye’nin büyük katkısı olmuştur. Bugün Suudi Arabistan ve çeşitli körfez ülkelerinde Hanbeli mezhebi İbn-i Teymiyye tarafından yapılmış yorumu çerçevesinde yaşanmaktadır.
Hanbeli mezhebi diğer üç önemli fıkıh mezhebinden sonra ortaya çıkmasının da tesiriyle bağlısı en az olan fıkıh mezhebidir. Bugün Suudi Arabistan başta olmak üzere Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’da Hanbeli mezhebinin bağlıları bulunmaktadır.
[11/7 08:18] Ömer Tarık Yılmaz: 9.
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ امْرَأَةً مِنْ خَثْعَمَ سَأَلَتِ النَّبِىَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ غَدَاةَ جَمْعٍ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللّٰهِ فَرِيضَةُ اللّٰهِ فِى الْحَجِّ عَلَى عِبَادِهِ أَدْرَكَتْ أَبِى شَيْخًا كَبِيرًا لاَ يَسْتَمْسِكُ عَلَى الرَّحْلِ أَفَأَحُجُّ عَنْهُ قَالَ نَعَمْ
İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre; Has’am kabilesinden bir kadın Müzdelife günü Rasûlullah (s.a.s)’e: 'Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ın kullarına farz kıldığı hac ihtiyar babama da farz oldu. Babam yolculuk yapmaya dayanamaz, onun yerine ben haccedebilir miyim?' dedim. Peygamber (s.a.v)’de: 'Evet' buyurdu.( Nesai, 'Menâsikü'l-Hac', 9; Ayrıca bkz. Buhârî, 'Hac', 1, 'Cihâd', 154, 162, 192, 'Edeb', 68; Müslim, 'Hac', 407, 'Fedâilü's–sahâbe', 135, 137.)
[11/7 08:18] Ömer Tarık Yılmaz: ' Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.'
(Bakara, 2/43)
http://www.duavesureler.com
[11/7 08:19] Ömer Tarık Yılmaz: 'Veren el, alan elden üstündür.'
(Buhârî, 'Zekat',18)
http://www.duavesureler.com
[11/7 08:19] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Senden hidayet, takva, (sorumluluk bilinci) iffet ve (gönül) zenginliği isterim.'
(Müslim, 'Zikir',72)
http://www.duavesureler.com
[11/7 08:19] Ömer Tarık Yılmaz: • Çark Dönümü Fırtınası
'Dünyada sanki yabancı gibi ol ya da kendini bir yolcu kabul et. Ayrıca kendini ölmüş, kabre girmiş olanlardan say.' (Hadis-i Şerif)
Semerkand Takvimi
[11/7 08:19] Ömer Tarık Yılmaz: Sağlığı Korumak
Sağlık büyük bir nimettir. Onun için sağlığa zararlı şeylerden kaçınmak ve gereğinde tedaviye önem vermek gerekir. Bir hadis-i şerife göre, Ölümden başka her hastalığın bir devası vardır (Müslim) buyrulmuştur. Yeter ki, ilaç bulunsun...
İnsanın hastalandığı zaman tedavi olma hakkı hatta görevi vardır. Çünkü beden bir emanettir. İbadetlerin ve diğer birtakım İslâmî emir ve yasakların eksiksiz ve düzenli yapılabilmesi bedenin sağlıklı olmasını gerektirir. Korunulmasına rağmen hastalık olursa müminin tedavi olması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber, Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz buyurmuştur (Ebû Davud).
Rıza Nedir?
Hoşnut olmak, uygunluk göstermek herhangi bir hükmü veya işi kalben hoş görüp kabul etmektir. Bunun karşıtı kabul etmemek, reddetmek, itiraz etmektir.
Yüce Allah’ın her hükmüne ve her takdirine razı olmak bir kulluk görevidir. Gerçek olan bir şeye razı olmamak bir ahmaklık işareti olduğu gibi, bâtıl bir şeye razı olmak da bir taşkınlık ve isyan eseridir.
Semerkand Takvimi
[11/7 08:19] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
' Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.'
(Bakara, 2/43)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=RzMJIwGmtNk=
[11/7 08:20] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Bir kimsenin yaptığı iyiliğe karşı teşekkür etmesi ahlâkî bir görevdir. İyilikte bulunanı övmek ve ona dua etmekte bir teşekkürdür. İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmemiş olur.”
(Ebu Dâvûd, 'Edeb', 12)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=RzMJIwGmtNk=
[11/7 08:20] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım! Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.'
(Mü’minûn, 23/97–98)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=RzMJIwGmtNk=
[11/7 08:20] Ömer Tarık Yılmaz: İkindiden (İkindinin farzından) önce dört rekât kılan kimseye Allah rahmet etsin. Hadis-i Şerif
[11/7 08:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.
(Nahl, 16/106)
[11/7 08:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Hâris b. Hişâm bir gün Allah Resûlü’ne, “Yâ Resûlallah, sana vahiy nasıl geliyor?” diye sordu. Allah Resûlü (sav) şöyle buyurdu: “Bazen zil/çan sesi gibi geliyor ki, bana en ağır geleni de budur. (Uğultu) kesildiğinde (vahyin bana) söylediklerini tam olarak kavramış ve ezberlemiş oluyorum. Bazen de melek bana insan şeklinde görünüyor, benimle konuşuyor ve ben de onun dediklerini kavramış ve ezberlemiş oluyorum.”
(Buhârî)
[11/7 08:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah'ım! Bizlere sağlam ve sarsılmaz bir iman ve güzel ahlak ihsan eyle.
[11/7 08:21] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Vasi
Güçlü, kuvvetli, ilim ve merhameti her şeyi kuşatan, bütün yaratıklara rızık veren, nimet ve ihsanı bol olan
[11/7 08:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Herşey Aslına Çeker
Bir padişah Hızır’ı görmek istiyordu. Bir gün bunun için tellallar çağırttı:
-Kim bana Hızır'ı gösterirse onu armağanlara boğacağım,dedi.
Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki:
-Hanım ben padişaha Hızır'ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım. Kırk günün sonunda Hızır'ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz.
Adamın karısı kanaatkar biriydi:
- Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye. Bundan sonra da idare ederiz. Vazgeç bu tehlikeli işten, dedi.
Ama adam kafaya koymuştu. Padişaha gidip Hızır'ı bulacağını söyledi. Bunun için kırk gün izin istedi. Hızır'ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı. Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu. Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp herşeyi itiraf etti:
-Benim aslında Hızır'ı falan bulacağım yoktu. Ailece sıkıntı çekiyorduk. Hızır'ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim, dedi.
Padişah buna çok kızdı:
-Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi? diye bağırdı.
Adam da her şeyi göze aldığını söyledi. Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu.
Birinci vezire sordu:
-Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?
-Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım.
Bu sırada peyda olan, nurani bir genç, vezirin sözleri üzerine söyle dedi:
-Küllü şeyin yerciu ila aslihi
Padişah ikinci vezirine sordu:
-Bu adama ne ceza verelim?
-Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım.
Biraz önce ansızın ortaya çıkan genç yine:
-Küllü şeyin yerciu ila aslihi, dedi.
Padişah üçüncü vezire sordu:
-Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim? Padişahım bana göre, bu adamı affedin Size yakışan, sizden beklenen budur. Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli.
Nurani genç yine söze karıştı:
-Küllü şeyin yerciu ila asıhı
Bu defa padişah o çocuğa yöneldi:
-Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?
Genç cevap verdi:
-Senin birinci vezirinin babası kasaptı. Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bahsetti. Yani aslını gösterdi. İkinci vezirin babası yorgancı idi. Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk doldururdu. O da babasına çekti. Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi. O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi. Benim söylediğim söz 'Herkes aslına çeker' demektir.
Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu.
[11/7 08:21] Ömer Tarık Yılmaz: Ey gözlerin göremediği, zihinlerin, zan ve bakışların ihata edemediği Allahım! Ehl-i imana düşmanlık yapanların şerlerine karşı bizleri Senin o zarar verilemeyen, ulaşılamayan himayene dâhil etmeni diliyoruz.
[11/7 08:21] Ömer Tarık Yılmaz: İslâm'da şiğâr (nikâhı) yoktur.
(Müslim, Nikâh, 60)
[11/7 08:22] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi:
İmam Malik'e ulaştığına göre, bir adam İbnu Ömer (ra)'a gelerek: 'Ben, hanımımın işini kendi eline koydum, o da kendini (benden) boşadı. Bu hususta ne dersiniz?' diye sordu. İbnu Ömer (ra): 'Ben, kadının yaptığı gibi olduğuna kaniyim' deyince adam: 'Ey Ebu Abdirrahman, böyle yapma!' diye itiraz etti. İbnu Ömer ise: 'Bunu ben değil, sen yaptın!' diye cevap verdi.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Muvatta, Talak 10, (2, 553)
Hadisin Açıklaması:
1- Hanımın işini kendi eline koymaktan maksad, talakı hanıma tefviz etmektir. Bu tarza emr-i bi'lyed denir. 'İşin senin elindedir' demekle sağlanmış olur. Böylece boşanma işi kendisine bırakılmış olan kadın, kocasına: 'Kendimi ihtiyar ettim' veya 'Nefsimi sana haram kıldım', 'Sen bana haramsın' gibi boşanmayı ifade eden bir sözle kararını ifade etti mi artık boşanma gerçekleşmiş olur.
Tefviz yoluyla talak hakkında bazı ilave bilgileri Umumî Açıklamalar kısmında kaydettik
[11/7 08:22] Ömer Tarık Yılmaz: Mümin erkeklere ve kadınlara, yapmamış oldukları bir şey sebebiyle eza ve cefada bulunan kimseler, muhakkak ki pek mühim bir iftirayı ve açık bir günahı yüklenmiş olurlar. (Ahzab Sûresi, âyet 58)
[11/7 08:22] Ömer Tarık Yılmaz: Pazara gitmekte olan malı önceden karşılamayın. Hayvanların sütünü memelerinde (günlerce bekleterek) biriktirmeyin. Birbirinize karşı (müşteriyi kızıstırmak için alıcı olmadığınız halde, yüksek fiyat vererek) malın değerini artırmayın. Ravi: Tirmizi, Büyü 41
[11/7 08:22] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: 'Bir din kardeşine yemiş satsan sonra da buna bir afet gelse, ondan bir şey alman sana helal olmaz. Kardeşinin malını hakkın olmadığı halde nasıl alırsın?' (Bir başka rivayette: 'Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), afetle gelen zararın hesaptan düşülmesini emretti' demiştir.)
Kaynak : Müslim, Müsakat 17, 14, (1554), Ebu Davud, İcare 24, (3574), 60, (3470)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[11/7 08:23] Ömer Tarık Yılmaz: تُهرَاقُ في سَبِيلِ الله. وَأَمَّا الأثرَإن: فَأَثَرٌ في سَبِيلِ الله تعالى، وَأَثرٌ في فَرِيضَةٍ مِنْ فَرَائِضِ الله تعالى .
حديث العرْباضِ بنِ ساريةَ
، قال : وَعَظَنَا رسولُ الله
مَوْعِظَةً وَجِلَتْ مِنها القُلُوبُ، وَذَرَفَتْ مِنْهَا العُيُونُ.
456: Ebu Ümame Suday ibni Aclan el Bahılî (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Allah katında iki damla ve iki izden daha sevimli bir şey yoktur:
Allah korkusuyla akıtılan gözyaşı damlası ve
Allah yolunda dökülen kan damlası. İki iz ise;
Allah yolunda çarpışırken alınan yara izi,
Allah’ın emrettiği farzlardan birini yerine getirirken meydana gelen izler.
İrbâd İbn-i Sariyete (Allah Ondan razı olsun) den gelen hadiste şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) gözleri yaşartan, kalpleri ürperten çok tesirli bir konuşma yaptı.
Bu konuda pek çok hadis bulunmakta olup ayrıca Tirmizi Fezailül-Cihad 12’de “İki göze cehennem ateşi dokunmaz: 1- Allah’ın büyüklüğünü düşünerek ağlayan göz, 2- Allah yolunda geceleri uyanık kalan göz, buyurmuştur.
BÖLÜM: 55
DÜNYADA İHTİYAÇTAN FAZLASINA SARILMAMANIN GEREKLİLİĞİ VE FAKİRLİĞİN ÜSTÜNLÜĞÜ
قال الله تعالى : إنما مَثَلُ الحَياةِ الدّنْيا كَمآءٍ أنزلنَاهُ منَ السَمآءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الأرض ممَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالأنعَامُ حَتَّى إذا أخذتِ الأرض زُخْرُفَها وَازَيَنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَآ أنهُمْ قَادرُونَ عَلَيْهآ أَتَاهَآ أمرنَا لَيْلاً أَوْ نَهَاراً فَجَعَلْنَاهَا حَصِيداً كأن لَمْ تَغْنَ بِالأمْسِ كَذلِكَ نُفَصِّلُ الأيات لِقَوْمٍ يَتَفَكَرُونَ..
“Dünya hayatının örneği tıpkı şuna benzer: Gökten indirdiğimiz su sebebiyle insan ve hayvanların yediği yeryüzündeki bitkiler onunla birbirine karışır ta ki yeryüzü bütün güzelliklerini takınıp süslendiği, yeryüzü ehli de kendilerini onun ürününü biçip toplamaya güç yetireceklerini zannettikleri bir sırada geceleyin ve gündüzün o yere emrimiz gelir de sanki bir gün önce o hiç bitkisiyle süslenip zengin olmamış gibi onu kökünden biçilmiş yapıverdik, süs ve zenginliğini yok ettik. İşte biz düşünen bir toplum için ayetleri böyle geniş geniş açıklıyoruz.” (10 Yunus 24)
[11/7 08:23] Ömer Tarık Yılmaz: Kim Ramazan orucunu tutar, sonra buna Şevval ayında altı gün daha eklerse bütün yıl oruç tutmuş gibi olur.
-Müslim, Sıyâm, 204
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[11/7 08:23] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3622]
Rabâh İbnu Abdirrahmân İbni Ebi Süfyân İbnu Huveytip an ceddihâ an ebihâ 'dan rivâyete göre demiştir ki:
'Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki: 'Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kişinin abdesti yoktur.'
Tirmizi, Tahâret 20, (25).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[11/7 08:24] Ömer Tarık Yılmaz: Andolsun, Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zebûr'da da, 'Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır' diye yazmıştık. - Enbiyâ - 105. Ayet
[11/7 08:24] Ömer Tarık Yılmaz: Ana babasının veya onlardan birinin ihtiyarlık zamanlarına yetişip te gerekli hizmette bulunmama sebebiyle cennete giremiyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün … - müslim, Birr,9
[11/7 08:24] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak bizim canımızı al.” - A’râf, 7/126
[11/7 08:24] Ömer Tarık Yılmaz: Semavi dinlerin, semalara uzanan nebilerin, bağrında dinlenen velilerin beldesi Kudüs. Her karış toprağında nice peygamberlerin hatırasını ve izlerini taşıyan mukaddes şehir. Tarih boyunca birçok medeniyetin beşiği olmuş, uğruna canların feda edildiği Kudüs; Hz. İbrahim’den Hz. Süleyman’a, Hz. Musa’dan son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)’e kadar pek çok peygamberin ayak bastığı bölgede bulunmaktadır. Mezmurlarda; ‘güzelliğin kemali, Rabbin tahtı’ (Mezmur, 50/2) şeklinde isimlendirilen şehir; İncillerde Hz. İsa’nın semaya yükseltildiği ve yeniden yeryüzüne inmesinin beklenildiği şehirdir. Dinimiz İslam’a göre ise, ismi Kur’an’da doğrudan geçmemekle birlikte “mukaddes toprak” (Mâide, 5/21); “çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa” (İsrâ, 17/1) şeklinde nitelendirilir. Hz. Peygamber’in hadislerinde Mescid-i Aksa, yeryüzünde Mescid-i Haram’dan sonra inşa edilen ikinci mescit olarak (Müslim, Hac, 288) geçmektedir. Hz. Peygamber döneminde Kudüs’ün kıble olarak tayin edilmesi ve daha sonra kıblenin Kâbe’ye çevrilmesi (Buhârî, Salat, 31), Hz. Peygamber’in gece yolculuğunun (İsrâ, 1-7) Mescid-i Aksa’ya olması, Müslümanların bu şehri dinî bir merkez olarak görmelerinin sebeplerini teşkil etmektedir. - PEYGAMBERLER ŞEHRİ; KUDÜS
[11/7 08:24] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'
İşte bu ayet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter.
22- İtaat: Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir. Yüce Allah'ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır. İnsanın mutluluğu da bu taata bağlıdır. Bunun karşıtı isyandır. Yüce Allah'ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkar ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur. Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:
Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
'Allah'a itaat ediniz; Allah'ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz.'
23- İtimad: Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak demektir. Halkın güvenini kazanmak bir başarı eseridir. İktisadî ve içtimaî hayatın devamı itimadın varlığına bağlıdır. Onun için insan, güzel ve doğru hareketleriyle herkesin güvenini kazanmaya çalışmalıdır. İtimada aykırı olan şey, hiyanettir, işi kötüye kullanmaktır ki, bunun sonucu pek korkunçtur.
24- İktisad: Her işte denge üzerinde bulunmaktır. Gereğinden fazla veya noksan harcama yapmaktan kaçınmaktır. İnsan iktisada uyma sayesinde rahat yaşar, hadis-i şerîfde buyurulmuştur:
'İktisad üzere bulunan fakir olmaz.'
İktisadın karşıtı israf dır, aşırı gitmektir. İsraf,
[11/7 08:25] Ömer Tarık Yılmaz: Perde-i ismette kaldı mânii Kur'ân henüz.'
'Kâinatın bâkir fikirleri parça parça oldu. Fakat
Kur'an'ın mânâları hâlâ koruma perdesi içinde kaldı.' demiştir.
Biz mantıkî düşünürken estetiğin ölçülerini, edebî düşünürken de mantığın kural ve ilkelerini feda etmek alışkanlığında olduğumuz için, Kur'ân'daki uyum
ve ahengi bütün yönleriyle bir cetvel çizer gibi düşünce yoluyla ölçemiyor isek de o fıtratı yaşarken onun yüce zevkini vecd ile duyabiliriz. Kur'ân da, bu zevki, okuyanlardan ziyade yaşayanlarına ihsan etmek için 'Bu, takva ehline hidayettir.' (Bakara, 2/1) diye hitap edecektir. Bundan dolayı herşeyden önce gafletimizden, vesvesemizden, şeytanlıklardan arınmak için bütün bilinç gücümüzle Allah'a sığınarak 'Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.' diyelim ve o her şeyi çeken kuvveti yaşamak için; 'Rahmân ve Rahim Allah'ın adıyla.' demek olan besmele anahtarına yapışalım ve bir teşekkür duygusu ile Fâtiha'sından başlayalım.
Meâl-i Şerifi
1- Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
2- Hamd o âlemlerin Rabbi,
3- O Rahmân ve Rahim,
4- O, din gününün maliki Allah'ın.
5- Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!).
6- Hidayet eyle bizi doğru yola,
7- O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.
ÂYETLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER:
2- Kur'ân'da sûreler, sûrelerin çoğunda kıssalar, kıssalarda âyetler, âyetlerde kelimeler, kelimelerde harfler ve bütün bunlar arasında açık veya kapalı, sözle veya mânâ ile birçok yönden tam bir uyum ve belli bir düzen vardır ki, bunların tek tek araştırılması ve ayrıntılarının açığa çıkarılması sayısız denilebilecek kadar çoktur ve hemen hemen bütün ilimleri ve sanatları da yakından ilgilendirir. Bu ilimlerin en başta geleni de Nahiv (Dilbilgisi) ve Belağat (sözü yerinde söyleme sanatı) ilimleridir. Kur'ân'ın nazmında cümlenin yapısı, sözün öncesiyle ilişkisi, sözün gelişi ve akışı, anlam ve kavram, söz ile mânâ arasındaki uyum (mutabakat), sözün içeriği ile gereği, ibare, işaret, delalet, iktiza, açıklık ve gizlilik, hakikat, temsil, sarahat, kinaye, îmâ, telmih, mantık, hikmet, maksada uygunluk gibi beyan ilmini ilgilendiren yönleriyle sözün öncelikle kulağa hoş gelmesi ve kolay anlaşılması gözetilmiştir. Ondan sonra da sözün kalbe dolmasını ve etki yapmasını sağlayan fesahat (açık ve anlaşılırlık), tatlılık, düzgünlük, akıcılık, incelik, ölçülülük, çarpıcılık, kolaylık, sanatlılık, yenilik, çok yönlülük, tutarlılık, uyum ve ahenk, dile hakimiyet, üslup, söz ile anlam arasındaki denge, sözü uzatma, az ve öz sözle çok anlam ifade etme ve nihayet kimseyi taklit ve tekrar etmemek demek olan ibdâ ve harikuladelik gibi özellikler açısından, hem söz güzelliğini, hem de anlam derinliğini ve zenginliğini birlikte içine alan pekçok güzellik ve estetik incelik bulunmaktadır. Kısacası, Kur'ân'da kelimelerin asıl dil ve sözlük mânâları açısından delalet ettikleri anlam, akıl ve mantık açısından delalet ettikleri anlam, tabiî zevk ve sezgi açısından delalet ettikleri anlam olmak üzere üç çeşit delaletin bileşkesi olan ve sonludan sonsuza doğru yol alan uyum ve ahengin hissedilebilen ilişkilerini özetle dile getiren inceliklerdir bunlar. İşte bunlar tefsirin ruhunu teşkil eder. Genelde avam için dil açısından sözün mânâya delaleti, alimler için akıl ve mantık açısından delaleti, edebiyatçılar ve estetikçiler ve hikmet ehli olanlar için zevk, sezgi ve fıtrata uygunluk açısından delaleti önem taşır. Terceme ile dil değiştiği için birinci ve üçüncü hususlarda kendiliğinden büyük kayıplar olur. Ayrıca bundan akıl ve mantık açısından söz konusu olan delalet de etkilenir.
Bunun için biz bazı yerlerde bu ilişkileri kısaca göstermeye çalış
[11/7 08:25] Ömer Tarık Yılmaz: 195 - Kays İbnu Ebî Gareze el-Gıfârî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Biz hicret etmezden önce simsarlar olarak isimlendiriliyorduk. Bir gün, Medine'de, bize Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) uğradı. Bize ondan daha iyi bir isim verdi. Buyurdu ki: 'Ey tüccarlar, satış işine, yemin ve boş söz karışır...'
Bir başka rivayette şöyle denmiştir: 'Satış işine yemin ve yalan bulaşmaktadır, siz (Rabbin gadabını söndüren) sadaka karıştırın'
Ebu Dâvud, Büyû 1, (3326,3327); Tirmizî, Büyû 4, (1208); Nesâî, Eymân 7, (7, 15).
196 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, diyordu ki: '(Ticarette yalan) yemin, (tüccarın zannınca) mala rağbeti artırır. (Halbuki gerçekte) kazancı giderir.'
Buhârî, Büyû 26; Müslim, Müsâkât 13 (1607); Ebu Dâvud, Büyû 6, (3335); Nesâî, Büyû 5, (7, 246).
Hadis'in metni Buhârî ve Müslim'deki metindir. Ebu Dâvud'da 'Bereketi giderir' şeklindedir.
197 - Hakim İbnu Hizâm (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Alıp-satanlar' birbirlerinden ayrılmadıkça (vazgeçmekte) muhayyerdirler. Alıp-satanlar alış-verişi sıdk ve doğruluk üzere yapar (kusuru) beyan ederlerse alış-verişleri her ikisi hakkında da mübarek kılınır. Yalan söylerler (kusurları) gözlerlerse, belli bir kâr sağlasalar bile, alış-verişlerinin bereketini kaybederler.'
Bir rivayet şöyledir: 'Alış-verişlerinin bereketi yok edilir: Yalan yemin malı rağbetli, kazancı bereketsiz kılar.'
Buhârî, Büyû 19, 22, 44, 46; Müslim, Büyû, 47, (532); Ebu Dâvud, Büyû 53, (3459); Tirmizî, Büyû 26, (1246); Nesâî, Büyû 3, (7, 244-245).
ALIŞ-VERİŞTE VE İKALE'DE (AKDİ BOZMA) KOLAYLIK
198 - Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Satışında, satın alışında, borcunu ödeyişinde cömert ve kolaylaştırıcı davranan kimseye Allah rahmetini bol kılsın'.
Buhârî, Büyû 16; Tirmizî Büyû 75, (1320).
199 - Tirmizî'nin rivayeti şöyledir: 'Allah, sizden önce yaşamış olan bir kimseye rahmetiyle muamele etti. Çünkü bu adam satınca kolaylık gösterir, satın alınca kolaylık gösterir, alacağını isteyince (kabalık ve sertlik değil, anlayış ve) kolaylık gösterirdi.'
Tirmizî, Büyû 75. (1320).
200 - Tirmizî'nin Ebu Hüreyre'den kaydettiği bir rivayette Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle
[11/7 08:26] Ömer Tarık Yılmaz: vak’alardan bir vak’ayı anlatırken (O, sevilmişlerden olmasaydı, maksada kavuşmakda çok güçlük çekerdi) buyurmuşdunuz. Bu mahbûbiyyetin yüksek ihsânınıza bağlı olduğunu da bildirmişdiniz. Bu müjdenizden çok ümmîdliyim. Bu taşkınlıklarım ve saygısızlıklarım ondandır.
15
ONBEŞİNCİ MEKTÛB
Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. İniş makâmındaki hâlleri ve birkaç gizli bilgiyi açıklamakdadır:
Hâzır olan gâibin, bulmuş olan kaçırmışın, kavuşmuş olan mahrûmun sunduğu şöyledir ki: Çok zemândır onu arardım, hep kendimi bulurdum. Sonra, işim öyle oldu ki, kendimi arasaydım, onu bulurdum. Şimdi, onu gayb etdim, kendimi buluyorum. Onu kaçırdığım hâlde aramıyorum, yok olduğu hâlde özlemiyorum. İlm bakımından huzûrdayım, kavuşmuşum, karşılıyorum. Zevk bakımından ise, gayb etdim, aramıyorum. Zâhiri bekâ, bâtını fenâdır. Bekâda iken fânîdir. Fenâda olduğu hâlde bâkîdir. Fekat, ilmle olan fenâdır ve zevkle olan bekâdır. İşi, düşmekde ve inmekdedir. İlerlemekden ve yükselmekden kalmışdır. Onu, kalbden kalbin sâhibine götürmüşlerdi. Şimdi kalbin sâhibinden kalb makâmına indirdiler. Rûh, nefsden kurtulmuşdu. Nefs de itmînâna kavuşdukdan sonra rûhun nûrlarının çokluğundan çıkmışdı. Şimdi rûh ile nefsi onda topladılar. Onu her ikisi arasında geçit yapdılar. Bu aracılıkla, yukarıdan almak, aşağıya vermek ni’metini ihsân etdiler. Fâideli şeyleri alır, aldıklarını başkalarına verir. Hem alıcı ve hem vericidir. Fârisî mısra’ tercemesi:
Dahâ söylersem, sonu gelmez
[11/7 08:26] Ömer Tarık Yılmaz: Borsa ve Hisse Senedi
Ana Sayfa
Hukuki ve Ticari Hayat
Borsa ve Hisse Senedi
Hukuki ve Ticari Hayat
J) Borsa ve Hisse Senedi
Batı kökenli bir terim olan borsa, “devletin kurduğu ve denetlediği özel hukuk kuralları içinde tarafların karşı karşıya gelip ticari değere sahip malların alım satımını yaptıkları kurum, devamlılığı bulunan pazar yeri” olarak tanımlanır. Borsa önceleri ticaret ve sanayi borsaları, tarım ürünleri borsaları, altın borsası şeklinde doğup gelişmiş ise de günümüzde hisse senetlerinin, tahvil, hazine bonosu ve kambiyo belgeleri gibi kıymetli evrakın alınıp satıldığı “menkul kıymetler borsası” ön plana çıkmıştır. Borsa denince de artık bu son tür anlaşılmaya başlanmıştır.
Tahvil, hazine bonosu gibi faizli borç senedi mahiyetindeki kıymetli evrakın alım satımı, bunları ister devlet isterse hususi şahıs ve şirketler çıkarsın, faizle borç alıp verme niteliğinde olduğundan caiz görülmez. Dövize endeksli tahviller ve borç senetleri için de durum aynıdır. Şirketlere ortaklığı temsil eden hisse senetlerine ve şirketlerin kar ve zararına ortaklığı ifade eden kar-zarar ortaklığı belgelerine gelince durum farklıdır. İktisadi ilişkilerin yoğunlaşıp sermaye piyasasının önem kazandığı günümüzde hisse senetleri, sermaye piyasasının en önemli aracı haline gelmiş ve bir ortaklık belgesi olarak değil de bağımsız bir mal olarak alınıp satılmaya başlanmıştır. Yine kar getiren bazı tesisler devlet tarafından kar ortaklığı yoluyla halka açılmış, böylece faizden kaçınan kesimin birikimleri de devreye sokularak toplanan sermaye ile yeni iş sahalarına ve yatırımlara yönelme imkanı bulunmuştur. Ancak bu gelişmeler, bu tür kıymetli evrakın alım satımının fıkhi hükmüyle ilgili bazı farklı yaklaşımları da gündeme getirmiştir.
Türk ticaret hukukunda menkul kıymetler, belgede yer alan hakkın niteliğine göre alacak senetleri ve ortaklık senetleri şeklinde iki ana gruba ayrılabilir. Bir para borcunu ve alacağını temsil eden tahviller, kar ve zarar ortaklığı belgeleri, finansman bonoları ve gelir ortaklığı senetleri mahiyeti itibariyle para ve alacak senetleridir. Buna karşılık mali hakların yanı sıra yönetime katılma gibi hakları da sağlayan ve gerçek bir ortaklık ilişkisi kuran hisse senedi ise, ortaklık senetleri grubunun tipik örneğidir. Öte yandan menkul kıymetlerin, sağladığı gelirin özelliğine göre, sabit gelirli ve değişken gelirli senetler şeklinde ikiye ayrılması da mümkündür. Tahviller sabit gelirli; hisse senetleri, kar ve zarar ortaklığı belgeleri, gelir ortaklığı senetleri ise değişken gelirli senetlerdir.
Ortaklık senedi ve değişken gelirli senet mahiyetinde olan hisse senetleri, Türk hukukunda anonim ve paylı komandit şirketlerde payları temsil eden bir kıymetli evraktır. En önemli fonksiyonu da payı temsil etmesidir. Hisse senetle
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N