Menü tarıkhaber
bizim doktor

bizim doktor

Tarih: 21.07.2023 16:36

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[31/5 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: ÖRNEK ALMAK
Rasûlullah Medine’de devletin başkanlığını üstlendikten sonra ashâbı normal olarak işlerine devam etmeyi sürdürmüşlerdir. Hiç kimseden develerini veya hurmalıklarını bırakarak gün boyu yanında durmalarını istememiştir. Herkes tabîî yaşantısını devam ettirmiş, özellikle namaz vakitlerinde mescide gelmeye gayret etmişlerdir. Ticârî faaliyetler de devam etmiştir. Dolayısıyla her görevin hakkı verilmeye gayret edilmiştir. Kaldı ki ticârî faaliyetler sürdürülmeden sadece duâ veya ibâdetle toplumu ayakta tutmak mümkün değildir. Yeryüzündeki en büyük krizlerde ve hatta salgınlarda bile devletler bunlarla mücâdele ederken diğer yandan da ticârî faaliyetleri ve üretimi sürdürmeye devam etmişlerdir. Çünkü giderlerin karşılanması için gelire ihtiyaç vardır.Bazı sahâbîlerin her zaman Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında bulunamayışı ve bazı hadisleri diğer sahâbîlerden öğrenmek durumunda kalmalarının sebebi buydu. Nitekim Hz. Ömer de bir dönem nöbetleşe olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanına gittiklerini ve öğrendiklerini birbirlerine aktardıklarını söylemektedir İbn Abbas da Hz. Peygamber (s.a.v.)’den aktardıkları hadislerin hepsini bizâtihî duymadıklarını, bunları diğer sahâbîlerden öğrenerek aktardıklarını söylemektedirŞu bir hakikatki Allah Rasûlü ve ashabı İslâm’ı en güzel şekilde yaşıyorlardı.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[2/6 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: ÖLÇÜ
Dîvân-ı Hulûsi-î Dârendevî’den bir beyit:'Şugl-ı dünyâdan arıt içini hîç çekme elemNâr-ı aşk ile tutuşup sînesi çâk olagör'(Dünya meşgûliyetlerinden içini temizle, hiç elem çekme. Aşk ateşi ile tutuşup göğsü yaralı olmaya bak.)Dünya meşgûliyetinin bizleri Rabb’imizden uzaklaştırıp uzaklaştırmadığını kendi üzerimizde uygulayacağımız basit testlerle anlayabiliriz. Kılmış olduğumuz namazdan almış olduğumuz lezzete bakalım. Şekil olarak ayakta durup secdeye mi gidiyoruz yoksa Rabb’imizin huzurunda durduğumuzun bilinciyle yüreğimiz kıpraşıyor mu? Orucumuzu tutarken nefsimizi kontrol altına alıp ahlâkımızı daha bir güzelleştirip imanımızı kemâlâta taşıyabiliyor muyuz? Sadece farzlarla yetinmeyip hayatımızı tesbîhât da dâhil olmak üzere nâfilelerle süsleyebiliyor muyuz? Akşam yastığa başımızı koyduğumuzda beş dakikalık bir iman sorgulaması sonrasında günümüzün âhiret sermayemizi artırmayla mı geçtiğini yoksa Allah’tan biraz daha mı uzaklaştığımızı çok kolay anlayabiliriz. Her insan kendi muhâsebesini samîmî bir şekilde yapabilir. Çünkü kandıracağı, iknâ etmek durumunda olacağı kimse yoktur. Bu kısa muhâsebe hayatının hangi yönde aktığını ona göstermeye yetecektir. Öyleyse yastığa başımızı koyduğumuzda şu basit soruyla işe başlayalım: “Bugün Allah için ne yaptım?”
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[2/6 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: ADALETTEN SAPMAMAK
Kur’an ve sünnetin talebi, bir insanın makamı veya sahip olduğu imkânlar sebebiyle başkalarına tahakküm kurmaması ve onları ezmemesidir. Namaz sırasında nasıl ki bir statü farkı gözetilmeden herkes yan yana duruyorsa, sosyal hayatta da birilerine ayrıcalık tanınmamalı, herkes eşit muâmele görmeli, sahip olunan imkânlar vesilesiyle başkalarına haksızlık edilip zulmedilmemelidir.Nefsinin peşine takılarak başkalarına çeşitli şekillerde haksızlık eden kimse öncelikle Allah’ın adâlete uymamızı emreden buyruğuna karşı gelmektedir. Oysa Hz. Peygamber (s.a.v.)’in konuşmalarına baktığımızda, neredeyse yarısının adâletle ilgili olduğunu görürüz. Nitekim Vedâ Hutbesi’nde de bu husus üzerinde hassasiyetle durmuştur. Gerek Kur’an’ın ve gerekse Allah Rasûlü’nün bu meseleye bu derece önem vermesi, insanın bu husustaki zafiyetinin güçlü olmasından dolayıdır. Nitekim ailesinden biri haksız olduğu zaman yine de onu destekleyen, yakınlarını her türlü sorunda savunmayı borç bilen anlayış İslâm’ın bizlerden kaçınmamızı istediği asabiyetten, yani taraftarlıktan kurtulamamış demektir. Nitekim bir siyâsî partiyi benimsemiş olan kişinin o partinin yanlışlarını savunması da böyledir. Dolayısıyla bu tavırlarda haktan ve adâletten bahsetmemiz mümkün değildir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[4/6 00:44] Ömer Tarık Yılmaz: CIMRILIĞIN ZARARLARI
Allah Rasûlü (s.a.v.) cimrilikten Ashabını ve ümmetini sakındırmış ve insana maddî ve manevî yapacağı tahribatı önemle ifade etmiştir. Demek oluyor ki, cimrilik zulmetmekle eşdeğerdir. Hatta ikisi de aynı şeydir. Çünkü zulmetmek toplumun belli kesimini çeşitli imkânlarla ezmek olduğu gibi cimrilik de ihtiyaç sahiplerine el uzatmayarak onları açlıkla ezmektir. İkisi de sonuç itibarıyla haksızlık etmek ve zulmetmektir. Oysa toplumun her bir ferdi maddî imkânlar açısından hiçbir zaman aynı olamaz. Herkesin maddî kudreti diğerlerine göre farklılık arz eder.En zengin toplumlarda bile her zaman için ihtiyaç sahipleri bulunur. Eğer toplum gerek devlet eliyle ve gerekse yardımlaşmayla onlara destek olmazsa orada gerçek anlamda bir huzurdan bahsetmemiz mümkün değildir. Çünkü iki kesim arasında oluşacak uçurum sonunda bir yerde patlayacak, kaos ve talan da dâhil olmak üzere bütün olumsuzluklar ve hatta ahlâksızlıklar peşi sıra gelmeye başlayacaktır. Unutmayalım ki zinâyı meslek haline getirmenin kökeninde bile çoğunlukla geçimi temin edememek yatmaktadır. İnsan imânî duyguları noktasında zayıf olduğunda böylesi bir yola kolayca sapabilmektedir. Bir kişi bu yola tevessül ettiğinde ise bütün bir toplum onun vebâlini yüklenmiş olmaktadır.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[4/6 00:44] Ömer Tarık Yılmaz: İNFÂK ETMENIN ZORLUĞU
İnsanın gerek bilgi ve gerekse ticârî kazanımlarından karşılıksız olarak hem de gönüllüce verebilmesi kolay bir eylem değildir. Lâkin bütün zorluklarına rağmen, maddî bir karşılık veya menfaat beklemeksizin kazanımlardan pay ayırmak beşer fıtratının bir yönüdür. İslâm’ın gönderiliş amaçlarından birisi de, insanların fıtrî duygularının körelmesini engellemek ve her zaman canlı tutmak olduğundan, inananların yardımseverlik duyguları üzerinde hassasiyetle durur. Bu sebeple, dindarlık sadece ibâdetlerin yerine getirilmesi ile sınırlı tutulmaz. Bununla birlikte, fakir insanların gözetilmesi zenginlerin kendi inisiyatiflerine ve merhametlerine terk edilemeyecek kadar sosyal bir görev olduğundan, İslâm bu hususta zorunlu bir payın ödenmesini farz kılmıştır. Bu da kazancın kırkta birinin zekât adıyla Kur’an’ın belirlediği insan guruplarına verilmesidir.Hem âyetlerde hem hadislerde insanın mala karşı olan tutkunluğu ve zafiyeti, dolayısıyla fıtratta var olan verebilme duygusunun harekete geçirilmesinin zorluğu dile getirilmektedirMeselâ bir âyette bu husus şöyle dile getirilir: “İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabîlinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Hâlbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.  (3/Âl-i İmrân, 14)
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[5/6 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: HERKESE ADALET
Bizim için örnek alınacak ilk insan Hz. Peygamber (s.a.v.)’dir. Biz onun başarısını anlamaya çalışırken beşerî yönünü de göz önünde bulundurmak durumundayız. Şâyet Allah Rasûlü topluma adâlet dağıtmasaydı başarılı olabilir miydi? Kendi arkadaşlarını ve ailesini gözetse, suç işlendiğinde olanları gözetip zayıf olanları ezse idi bu din başarılı olabilir miydi? Aslâ olamazdı. Çünkü insanlar anlatılanlar kadar tatbik edilenlere de bakmaktadır.Şu olay her şeyi özetlemeye yetmektedir: Mahzumoğulları kabîlesinden bir kadın hırsızlık yapar. Suçu sâbit olur ve el kesme cezâsı verilir. İslâmdan önce Asil bir kabîleye mensup biri suç işlerse cezâlandırılmazdı. Bu kadına da cezâ verilmemesi için peygamberimizin çok sevdiği Üsâme b. Zeyd’e geldiler ve cezânın affı için ricâda bulundular. O da Peygamber Efendimiz’e gelerek bu kadının affedilmesini söyledi. Üsâme’nin isteği Peygamberimiz’i çok kızdırdı. Sahâbeyi mescidde topladı. Sonra şu tarihî konuşmayı yaptı: “Ey insanlar! Sizden önceki toplumların helâk edilmesinin sebeplerini biliyor musunuz? Onlar, aralarında bir asilzâde suç işlediğinde onu affederlerdi. Zayıf ve kimsesiz bir kimse suç işleyince cezâlandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, böylesi bir suçu, kızım Fâtıma yapmış olsaydı, kesinlikle onu da cezâlandırırdım.”. buyurdu.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[6/6 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: GÖNÜLDEN İNANMAK
Kur’an, Allah’a gönülden inanan mü’minlerin özelliklerini sayarken iman ve namazın ardından infâk etmeyi zikreder ve şöyle buyurur: “Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.” (2/Bakara, 3.) Bir diğer âyette ise, inanma şartını getirdikten sonra infâk emrini zikreder: “Allah'a ve peygambere inanınız. Allah'ın kullanma yetkisini elinize verdiği malların bir bölümünü O'nun için harcayınız. İçinizdeki iman edenleri ve hayır yolunda mal harcayanları büyük bir ödül bekliyor.” (57/ Hadid 57)Bir başka âyette ise iyiliğe ulaşmanın temel şartı olarak infâk etmeyi anar. (3/Ali imran,92)İnfâk etmeyenleri dile getirdiği diğer âyetlerde ise bunun hayırlı bir davranış tarzı olmadığını belirtir: “Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilakis bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mîrâsı Allah'ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır.” (3/Âl-i İmrân, 180.) “Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayanın vay haline! Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanıyor.” (104/Humeze, 1-3.)
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[7/6 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: AHLAK VE EDEB
Ahlâk denilince akla edep gelir. Arapça bir kelime olan edep: Elif, dâl ve bâ harflerinden oluşur. Bu harflerin açılımı aynı zamanda edebin ne olduğunu da tanımlar. Her bir harfin mânâ olarak sembolik bir anlamı vardır.  Burada elif, el organını;  dâl, dil organını; bâ, bel (avret) mahallini sembolize eder.Bu kelimelerin ortak bileşeni olan edeb; eline, diline ve beline sahip çıkmaktır. Bir başka açıdan edeb, kişinin haddini, sınırını bilmesidir. Hele hele Müslüman bir şahsiyet, nerede nasıl konuşacağını, nasıl davranacağını, bir mesaj yazarken bir twitter atarken nelere dikkat edeceğini, giyim-kuşam biçimi ve ölçüsünü vb. bu edep çerçevesinde planlamalıdır. İslâm’da edepsizlik dediğimiz tutum ve davranışlar; saygısızlık, haram ve günah eylemlerdir. Çünkü insanın başta Allah’a, Peygambere, anne ve babasına, büyüklerine, vatanına ve çevreye karşı bu edep ahlakını takınması en önemli vazifesidir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[8/6 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: SADAKANIN ÖNEMI
Hz. Peygamber (s.a.v.) infâk konusuna vurgu yaparak “Sadaka hiçbir zaman malı eksiltmez.” (Muslim, 2588.) demiş, Allahu Teâlâ’nın da “Ey Âdemoğlu infâk et! Ben de sana infâk edeyim.” Buyurduğunu nakletmişlerdir. (Muslim, 993.) Bir diğer hadislerinde de Müslümana maddî yardım sağlamanın bereketini ifade etmişlerdir: “Müslüman, Müslümanın din kardeşidir. Ona haksızlık edip zulmetmez. Müslüman, Müslümanı tehlikelerde de terk etmez. Her kim Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse; Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Her kim de bir Müslümanın bir sıkıntısını kaldırırsa, Allah da onun kıyâmette bir sıkıntısını giderir. Her kim dünyada, bir Müslümanın ayıp ve hatâsını örterse, Allah da onun bir hatâ ve kusurunu kıyâmette örter, görmezden gelir.” (Tirmizî, 1425-6.)Allah Rasûlü yine şöyle buyurmaktadır:“Sizden her bir kimseyle kıyâmet günü Rabb’i mutlaka konuşacaktır ve arada tercüman da bulunmayacaktır. O kişi sağ yanına bakacak, göndermiş olduğu amelleri görecektir. Sonra sol yanına bakacak yine yapıp ettiği şeyleri görecek, karşısına bakınca da cehennemi görecektir. Kim, yarım hurmayla bile olsa yüzünü ateşten koruyabiliyorsa, bunu hemen yapsın.” (Tirmizî, 2415.)
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[11/6 02:49] Ömer Tarık Yılmaz: AKLINI KULLANAN İNSANLAR
Kur'ân-ı Kerim, aklını kullanan insanların olumlu özelliklere sahip olduklarını belirtmektedir. Bu özelliklerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:Allah’tan korkmak ve sağduyu sahibi olmak (5/Mâide 100.)Sözü dinleme ve en güzeline uymak (14/İbrahim 52; 39/Zümer 18.)Allah’a karşı günah işlemekten sakınmak (13/Ra’d 21.)Boş, faydasız söz işittiği zaman ondan yüz çevirmek (28/Kasas 55.)Ahireti, ebedî hayatı için hazırlıkta bulunmak (Yâsin 36/68.)Allah’ın yarattığı mahlûkatı düşünmek ve ibret almak (30/Rûm 22-24, 42.)Yaptığı kötülüklerden pişmanlık duymak ve hemen tövbe etmek (4/Nisâ 17.)Kötülüğü iyilikle savmaya çalışmak (13/Ra'd 22.)İyiliği emretmek ve cahillerden yüz çevirmek (7/A'râf 199; 28/Kasas 55.)Emanete riayet etmek ve adaleti gözetmek (4/Nisâ 58.)İsraftan sakınmak ve harcamalarda orta yolu takip etmek (25/Furkan 67.)Haksız yere cana kıymamak(25/Furkan 68; 6/En'âm 151.)Zina etmemek (17/İsrâ 32; 25/Furkan 68.)* Prof. Dr. Ramazan Altıntaş / Somuncu Baba Dergisi 271
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[11/6 02:49] Ömer Tarık Yılmaz: AKLINI KULLANMAYAN İNSANLAR
Yüce Allah, aklını kullanmayanların özelliklerini âyetlerde açıklamaktadır. Aklını kullanmayan insanların tipik özelliklerinden bazılarını ise şöyle sıralayabiliriz:Allah’a iman etmemek ve peygamberi tasdik etmemek (10/Hud 50-51.)Gerçek mabut olan Allah’a değil de putlara tapmak (21/Enbiya 67.)Allah’a isyan eden milletlerin acı sonlarından ibret almamak (37/Saffât 136-138.)Peygamberleri dinleyip onlara tâbi olmadıkları için ahirette pişmanlık duymak (Mülk 10.)Hiçbir bilgisi olmadığı hâlde Allah ve din hakkında tartışmak (22/Hac 8.)Atalarını körü körüne taklit etmek (2/Bakara 170; 5/Mâide 107.)Şerri, hayrı ister gibi istemek ve aceleci olmak (17/İsrâ 11.)Yapmadığı şeyleri söylemek (2/Bakara 44; 61/Saff 2.)Yeryüzünde bozgunculuk yapmak ve akrabalarıyla ilişkiyi koparmak (47/Muhammed 22.)Heva ve hevesine uymak (25/Furkan 43; 45/Câsiye 23.)Mala mülke hırs göstermek ve cimrilik yapmak (2/Bakara 268; 4/Nisâ 36.)Boş ve faydasız şeylerle uğraşmak (26/Şuarâ 128-130; 113/Felak 4.)* Prof. Dr. Ramazan Altıntaş / Somuncu Baba Dergisi 271
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[13/6 00:55] Ömer Tarık Yılmaz: YARATILANA HIZMET
Yüce Rabb’imiz insana; gurur, kibir ve kendini beğenmeyi yasakladığı gibi, bencil bir hayatı da istemiyor. İnsanların diğerkâm olmasını arzu ediyor ve hizmet eden mü’minlere büyük mükâfatlar vaat ediyor.Yüce Rabb’imizin çok sevdiği ve hep merhametle muamele ettiği kullarına hizmet etmek, en mühim İslâmî esaslardandır. Allah’a ibadet etmek için yaratılan insana hizmet etmek, bir nev’i, Allah’a ibadet etmektir. Hizmet, âciz veya muhtaç kişinin ihtiyacını gidermektir. Büyük bir tevazuyla herkesin yardımına koşmak ve sıkıntılarıyla ilgilenmektir.Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”“Kul, kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allahu Teâlâ da o kulun yardımındadır. Amelinin kendisini geride bıraktığı kişiyi, nesebi öne geçiremez.”“Kimin Allah yolunda bir tek saçı ağarırsa, bu, kıyamet günü onun için bir nur olur.”“Sabah veya akşam Allah yolunda birazcık yürümek, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.”Şu kesin bir hakikattir ki hizmet edilenden ziyade hizmet eden kişi hem dünyada hem de ahirette daha kazançlı çıkmaktadır. Nitekim hikmet ehli; “Hakiki mesut insanlar, başkalarına nasıl hizmet edeceğini bilen kişilerdir.” demişlerdir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[13/6 00:55] Ömer Tarık Yılmaz: YARATAN, ŞEKIL VEREN
Allah'ın en güzel isimlerinden birisi olan el-Musavvir, var etmeyi murâd ettiğini istediği nitelikte tasvir eden demektir ve bizzat Kur’ân'da geçer. Varlık düzleminde yaratılanların her birine farklı farklı yüz şekilleri veren ancak fâil konumunda bulunan Allah'tır. Allah bugünkü dünya nüfusuyla beş milyar insan yaratmış, bunları hem insan olarak birbirine benzetmiş hem de ayrı ayrı şahsiyetler, farklı farklı sûretler vererek tıpatıp benzetmemiş; birbirinden ayırmıştır. Bu kadar çeşit sadece insanlar için değil, diğer varlıklar için de geçerlidir.Düşünelim ki, eğer insanlar sûret açısından tıpkı birbirinin aynısı olsaydı; annemizi, babamızı, kardeşlerimizi nasıl ayırt edebilirdik? Suçluları tespit etmek nasıl mümkün olurdu? Şüphesiz, türün farklı bireylere sahip olması inanmayan için Allah'ın varlığına ve birliğine kanıt, Allah'ın varlığını ve birliğini peşinen kabullenenler için de bir hikmet olarak değerlendirilebilir. Allah'ın “el-Musavvir” isminden bir insanın alacağı birçok hisse ve ibret olmalıdır.Bunun başında, insan her türlü tertip ve şekliyle âlemin sûretini kendisinde görür. Kâinatın bütün şeklini ilmi ile ihâta eder. Bunun mânâsı, vücûdî şekle uygun ilmî bir sûret kazanmaktır.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[14/6 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: VAKFEDILEN BIR ÖMÜR
Âlim, mutasavvıf ve divân şâiri Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi, 1914 yılında, Malatya’nın Darende ilçesi Hacılar Şeyhli Mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası, Şeyh Hamid-i Veli Somuncu Baba’nın ahfâdından Hasan Feyzi Efendi, annesi ise Seyyid Taceddin-i Veli neslinden Fâtımâ Hanımdır. Baba ve anne tarafından Seyyid olup 36.kuşaktan Peygamber Efendimiz(sav)’in soyundandır.1.Dünya savaşının sıkıntılı yıllarında, ilk eğitimini Babası Hatip Hasan Feyzi Efendi’den almış, daha sonra Darende Dutluk Sıbyan Mektebi ve Cumhuriyet İlkokulunda resmî eğitimlerini tamamlamıştır.Gençlik yıllarında; zekâsı, mantığı ve babasının gayretiyle kendisini sürekli geliştirerek; Arapça, Farsça ve Edebiyat bilgisini ilerletmiştir. Aynı zamanda marangozluk, mühür kazımak, matbaacılık, dizgi, oymacılık ve ticaretle meşgul olmuştur.1945 yılında, 40 gün içerisinde Babası Hatip Hasan Feyzi Efendi ve Ağabeyi Ahmet Nuri Efendi’nin vefatları üzerine, cami mütevellîsince, Şeyh Hamid-i Veli Camii imam hatipliği görevine getirilmiştir. 1953’e kadar fahrî olarak yaptığı bu görevi, emekli olduğu 1987 yılına kadar 42 sene sürdürmüştür.Çocuk yaşlarında iken intisap ettiği mürşidi, âlim ve mutasavvıf Sivaslı İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Hazretlerinin 1969 yılında vefâtı üzerine, ihvanlarına sahip çıkarak irşâd faaliyetlerinde bulunmuştur.Kitaba ve ilim öğrenmeye merâkı sebebiyle, kendi gayretleri ile oluşturduğu, “Şeyhzadeoğlu Özel Kütüphanesi”, dönemin Hürriyet Gazetesinde “20.Asrın Filozofu” manşeti ile tanıtılmıştır.Hayatı boyunca insanlığa hizmet için çalışan Osman Hulusi Efendi, çeşitli cami, okul ve kütüphane yaptırma derneklerine başkanlık yapmıştır. Darende İmam-Hatip Lisesi ve Darende İlahiyat Fakültesi başta olmak üzere çok sayıda okulun yapılmasını ve açılmasını sağlamıştır. Ayrıca okul aile birliği başkanlıkları yaparak öğrencilerin ihtiyaçlarıyla ilgilenmiştir.Şeyh Hamîd-i Velî Camii ve Abdurrahman Erzincânî Camii başta olmak üzere çok sayıda cami ve Kur’an Kursunun yapımına ve ihtiyaçlarının karşılanmasına öncülük etmiştir.1984 yılında Cumhurbaşkanlığı tarafından Ankara’da düzenlenen “Eğitim Hayırseverleri” programına, Malatya’yı temsilen katılmış, eğitime dâir hizmetlerinden dolayı Milli Eğitim Bakanı Mehmet Vehbi Dinçerler tarafından kendisine plaket takdim edilmiştir.Geliri ile hastane yapılması kaydıyla, “Divân-ı Hulûsi-i Dârendevi” adlı eserinin basılmasına izin vermiştir. 20. yüzyılın son Divân Edebiyatı eserleri arasında yer alan Divânından elden edilen gelirler ve hayırseverlerin bağışları ile yapılan Darende Hulusi Efendi Devlet Hastanesi, 2006 yılında hizmete girmiştir.Başkanlığını yaptığı çok sayıdaki derneği bir çatı altında toplayarak, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı’nı kurmuştur. Bakanlar kurulu kararı ile vergi muafiyeti hakkı bulunan Vakıf; eğitim, sağlık, sosyal yardımlar, inşaat, restorasyon ve kültürel alanlarda hizmetlerine devam etmektedir.Ömrü, Cenab-ı Hakk’ın yoluna samimiyet ve ihlâs çerçevesinde hep hizmetle geçen ve imrenilecek kadar dolu dolu bir hayat yaşayan Osman Hulûsi Efendi, 14 Haziran 1990 tarihinde âhirete irtihâl etmiştir. Oğlu ve halefi Hamid Hamidettin Ateş Efendi’nin kıldırdığı cenaze namazı sonrasında, Şeyh Hamid-i Veli Somuncu Baba Külliyesi hazîre bölümüne defnedilmiştir.Divân, Mektubât ve Hutbeler olmak üzere 3 adet yazılı eseri bulunmaktadır. Hayru’l halef evlâdı Hâmid Hamîdettin Ateş Efendi’nin mütevelli heyeti başkanlığını deruhte ettiği, Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı ile gönül hizmetleri devam ettirilmektedir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[15/6 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: KALBIMIZIN DÜŞMANI
Dijital dünyanın bize kattığı en olumsuz duygulardan biri riyakârlık! Kelimeye bakınca içinde kâr ifadesi geçiyor diye bir an kârlı olduğumuzu mu zannettik nedir, riyakârlık normal bir hâl durumuna geldi neredeyse. Hayatımızı sarmalayan normal bir davranışmış gibi önümüzde duruyor!İyi de insanı tamamen bencilliğe götüren, ruhsuz bir insan yapan bu duygunun nesi tasvip edilebilir? İkiyüzlü anlamına gelen riyakâr kelimesi anlamından anlaşılacağı üzere bizi herhangi bir kâra götüren bir şey değil. Tamamen bizi yalnızlığa sürükleyen, insanî ilişkilerimizi zedeleyen bir tavırdan başka bir kazanımı yok. Bugün bakıyorum sosyal mecrada yapılan iyilikler hemen fotoğraf ve videoya çekiliyor ve insanlarla paylaşılıyor. Elbette her şeyin bir adabı var, iyilik yapılan kişi utandırılmaz, iyilik yapan kişi de bu kadar göz önünde olmaz, olmamalı.Örnek olmak adına belki bazı paylaşımlar yapılabilir ama adabı içinde olmalı. Yoksa bir kalbi kırdıktan sonra, bir insanı üzdükten sonra yapılan iyilikten de bir hayır gelmez. Riyadan uzak yapabiliyorsak ne güzel, yoksa geri kalsın…
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[17/6 01:01] Ömer Tarık Yılmaz: HASSAS YÖNÜMÜZ
İnsanlığın güven duygusu dünyaya ilk adım attığı andan itibaren başlar. Hatta biraz daha geriye gidersek anne karnında, annesine duyduğu güvenle başlar. Hayatımızı çepeçevre saran güven duygusunun ne kadar değerli olduğunu anlamak, başkalarına güven duymak ve güven duyulan biri olmanın çok değerli olduğunu bilmek lazım. İnsana ait bu değerlerin korunması ve gelecek kuşaklara da aktarılması gerekiyor.Hayatta tutunduğumuz değerler vardır, umut bizi hayata bağlayan unsurlardan biri. Kur’an-ı Kerim’de de ümide dair birçok ayet var. Çünkü hayat pınarımızdan biri umuttur. İnsanların birbirine olan güvenci hayata karşı azmini daha arttırır. Ve güven yıkıldı mı, kırıldı mı bir daha eskisi gibi olmaz. Bundan dolayıdır ki iletişimize dikkat etmeli ve aramızdaki hasbi sevgiyi diri tutmalıyız. Hangi yaştan olursa olsun hayattan öğrenecek ders çıkacak çok şeyimiz var. İnsan dediğimiz varlığın öğrenme süreci beşikten mezara kadar uzayan bir serüven. O yüzdendir ki hayatın hiçbir döneminde piştim diyemeyiz. Daha kat edecek, öğrenecek çok şeyimiz var. Ve bunu da bir ömre sığdırmak mümkün değil.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[17/6 01:01] Ömer Tarık Yılmaz: EN BÜYÜK DÜŞMAN: ŞEYTAN
Şeytan, insanın dünya hayatında sık sık karşılaştığı bir düşmandır. Şeytan Allah katındaki makamını insan sebebiyle kaybettiği için insana düşman olmuştur. Bundan dolayı insanı Allah’ın yolundan saptırmaya çalışmaktadır. Bunun için de her türlü hile ve desiseyle her yolu denemektedir. Çoğu insan şeytanın ne kadar tehlikeli bir düşman olduğunun farkında bile değildir. Ancak Yüce Allah, Fâtır Sûresi 6. âyette insanı uyarmakta ve şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman edinin. O, kendi taraftarlarını alevli ateş (cehennem) ehlinden olmaya çağırır.”İnsan, bu dünyadaki düşmanını iyi bilmeli ve tanımalı, asla ona tâbi olmamalıdır. İnsan, Allah’a iman edip ona güvenip bağlandığı ve tevekkül ettiği sürece şeytan asla ona zarar veremeyecektir. Çünkü şeytan, Allah’a iman eden, ihlaslı kullara asla zarar veremez.Netice olarak diyebiliriz ki, şeytan insanın en büyük düşmanıdır. İnanan insanlar şeytanı en büyük düşman olarak bilmeli, ona asla uymamalıdırlar. Onun vasıflarını öğrenerek o vasıfları terk etmelidirler. Şeytandan ve vesveselerinden kurtulmanın tek yolu, Allah’a iman etmek, ona güvenmek, ona sığınmak ve ona tevekkül etmekti.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[18/6 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: TARIHTEN DERS ALMAK
Bir bilim dalı olarak tarih; geçmişteki olayları yer ve zaman göstererek yeni nesillere aktarır. Aynı zamanda tarih, insan topluluklarının bütün faaliyetlerini, geçirdikleri gelişmeleri ve aralarında geçen olayları araştıran ve günümüze nakleden sosyal bir ilimdir.Bilginler tarihin insanın kendisini bilmesine yaradığını dile getirirler. Geçmişin geleceğe ışık tutması bakımından ehemmiyetli olduğuna vurgu yapılmıştır. İnsanoğlu geçmiş dönemlerdeki hadiseleri çok merak etmektedir. İnsan, geçmiş ile gelecek arasında bir hayatını sürdüren bir varlıktır.Tarih, insan ile geçmiş arasında bir köprü vazifesi yapmaktadır. Tarihin en pratik faydasının tarihten ders çıkarmak olduğu sıklıkla söylenir. Ancak ders çıkarmak, hiçbir zaman tek yönlü bir süreç değildir. Geçmişin ışığında bugünü öğrenmek, aynı zamanda bugünün ışığında geçmişi öğrenmek demektir. Tarihin işlevi, geçmiş ve yaşanılan zaman hakkında daha sağlam bir anlayışı, bunların karşılıklı ilişkileri içinde, ilerletmektir. Temiz, pak necip, mümtaz şahsiyetleri içinde barındıran, “Şerefi’l-mekân, bi’lmekîni” yani “Mekânın şerefi oturanın şerefi ile kaimdir.” sözü ile geçmişi gelecekle bütünleştiren ve burcu burcu Anadolu kokan bu belde, yoğun bir tarihî hareketlilik göstererek çeşitli medeniyetleri sinesinde misafir etmiştir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[19/6 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: DUÂDA ALLAH’A YAKIN OLMAK
Şu bir gerçektir ki, duâ kulun Allah’a en yakın olduğu zamanlardan biridir. Çünkü kul duâda Allah ile doğrudan iletişime geçer. Arada herhangi birini bulundurmadan gönlünden geldiğince içini döker ve ondan yardım diler. Duâda bir başkasını kandırma, gösteriş gibi hususlar yer almadığından, yalvarmanın ardından insanda oluşan iç huzur kişiyi mutlu eder, Rabb’ine münâcât etmenin verdiği haz tarifi imkânsız rahatlama sağlar.Bu duyguyu hepimiz hayatımızda yaşıyoruzdur. Özellikle de yüreğimiz dertle yüklü olduğunda. Kullarının kendisine yönelmesine ne kadar ihtiyaçları olduğunu bilen Allah, ona yönelerek duâ etmemizi, derdimizi ve sorunlarımızı açmamızı ve zâtından yardım dilememizi ister. Bir âyette şöyle buyurur:“Bana duâ edin, duânızı kabul edeyim.” (40/Mü’min, 60.) Hz. Peygamber (s.a.v.) de bir hadislerinde şöyle buyururlar:“Allah’ın fadl-ı kereminden (geniş hazînesinden) isteyin. Zira Allah kendisinden istenmesini sever.”Duânın Kabulünün ŞartlarıBirincisi, duânın içten yapılmasıdır: Allah’a yönelerek yapılan her şey bir ibâdet olduğundan duâ da ibâdettir. Bu sebeple samîmî yapılması gerekir. İnsan Allah’ın huzûrunda olduğunu bilmeli ve yaradanına bütün kalbiyle yönelmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v.); “Kabul olunmayan duâdan Allah’a sığınırım.” buyurmaktadır.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[20/6 23:20] Ömer Tarık Yılmaz: ALLAH’I HATIRLAMAK
Peygamberimiz duâyı tavsiye ettiği gibi, hayatının hemen-hemen her diliminde Allah’ı hatırlayarak ona duâ ederdi. Evine girip çıkarken, yemek yiyince, yeni bir elbise giyince, turfanda bir meyve tadınca, yolculuğa çıkarken velhasıl hayatının her karesinde Allah’ı anar ve münâcâtta bulunurdu. O böyle yaparak hem Allah’ı aklından çıkarmaz, hem de her vakit ona olan ihtiyacını ve kulluğunu arz ederdi. Bu sebeple, sıkıntılı anlarımızda Allah’ın duâlarımıza yönelmesini istiyorsak, derdimiz olmadığı zamanlarda da Allah’ı unutmamalıyız. Onun huzûrunda derdimizi açtığımızda, içimizi döktüğümüzde rahatlarız; sırrımız onunla aramızda kalacağı için bir endişeye de kapılmayız. Çünkü Allah sırlarımızı hiç kimseye açmaz ve bu yönüyle de o bizim için en iyi sırdaş olur. Hâlbuki insanların çoğu böyle değildir. İyi dönemlerinizde paylaştığınız sırrınızın, aranız bozulduğunda ortalıkta gezindiğini çok görmüşsünüzdür. O yüzden dertlenilecek insan bulmak gerçekten çok zordur. Lâkin Allah böyle değildir. Her hâlükârda ona şükran ve hamdimizi arz etmeliyiz. Bunu yaparsak, başımız sıkıştığında huzura yönelmeye yüzümüz olur. Bu hususa değinen Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:“Kim, üzüntüler ve güçlüklerde duâsının kabul olunmasını isterse, bolluk ve mutluluk zamanlarında çok, çok duâ etsin.”
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[27/6 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: MIHRIMÂH SULTAN
Mihrimah Sultan, Kanûnî Sultan Süleyman’ın, Hürrem Sultan'dan doğan kızıdır. İsminin orijinal yazılışı Mihr-ü Mâh’tır ve “güneş kadar parlak, ay kadar göz alıcı” anlamına gelmektedir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1522 yılı olması güçlü bir ihtimaldir.Kanûnî’nin, hayatta kalan tek kızıdır. Bu yüzden babası tarafından çok sevilmiş, her arzusu yerine getirilmeye çalışılmıştır. Mihrimah Sultan’ın büyüyüp olgunlaşması, eğitimini tamamlaması ve nihayet Osmanlı-İslâm kültürünün bütün inceliklerini öğrenmesinde, annesi Hürrem Sultan’ın etkisi çok fazladır.Evlenme çağına gelince, yetişmesinde babasının büyük emeği olan Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa ile 1539’da izdivaç etti. Rüstem Paşa’nın 1561 yılında ölmesiyle, Mihrimah Sultan dul kaldı ve bir daha evlenmedi. Bu evlilikten, Ayşe Hümâşah ile Osman Bey doğdu. Kültürlü, güzel konuşan ve yazan, çekici bir üslûbu olan bir sultandı. Davranışları, üslup ve edası, aynen annesi Hürrem Sultan’ı andırıyordu. Kaleme aldığı mektuplarından, iç ve dış siyasî gelişmelerle yakından ilgilendiği anlaşılmaktadır. Annesi gibi, Lehistan/Polonya Kralı II. Sigismund’a mektuplar yazmıştır.Muazzam bir servete sahipti. Bunu, ecdadı hanım sultanlar gibi hayır işlerinde kullanarak ve gelecekteki nesillerin de faydalanabileceği vakıf eserlere yatırarak değerlendirdi ve ölümsüzleştirdi. 1547’de Üsküdar’da leb-i deryada (denizin dudağında) iskele başında, iki minareli İskele/Mihrimah Camii, medrese, sıbyan mektebi, darüşşifa, kervansaray, hamam, aşhane, tabhane, çarşı ve çeşmeden oluşan külliye ile 1566’da Edirnekapı’da tek kubbeli Mihrimah Sultan Camii, medrese, çeşme ve çifte hamamdan meydana gelen külliyeyi yaptırmıştır.Mimar Sinan’ın asıl hesap ve estetik dehası, bu iki muhteşem mabedin yer seçiminde abideleşmiştir. Sırrına kimsenin akıl erdiremediği Koca Sinan, seçtiği mekânlarla “Mihr-ü Mâh” ismini adeta göklere nakşetmiştir. İlk cami, şehrin doğu cephesinde bir Mihr (Güneş); ikinci cami de onun tam batısında bir Mah (Ay) olarak düşünülüp hayata geçirilmiştir.Böylece Mihrimah, İslâmbol’u bir uçtan diğer uca kuşatıp sanki kollarının arasına almış gibidir. Güneş, Üsküdar’daki Mihrimah Camii’nin minareleri arasından doğarken; dolunay, Edirnekapı’daki Mihrimah Camii’nin kubbesinin üstünden kaybolur. Akşam olunca da, birinden ay doğarken, diğerinden güneş batar.Mabetlerin yapılış öyküsüyle alakalı başka bir rivayet daha vardır: Mihrimah Sultan, İstanbul’da ilk ve son okunan ezanın kendi camilerinden yankılanmasını ister. Dönemin İstanbul’u dikkate alındığında, birisi Üsküdar’da, öteki Edirnekapı’da bulunan bu camilerle Sultan, arzusuna nail olmuştur. Mihrimah Sultan ayrıca,  Edirnekapı’daki hayratına su temin etmek için Zincirli/Mihrimah Suyu tesisini vücuda getirtmiştir. Yanı sıra, Mekke’de Ayn-i Zübeyde Suyollarını tamir ettirmiş ve bunun için 500 bin altın harcamıştır.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[27/6 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: KURBAN AREFESI ORUÇ TUTMAK
Kurban bayramından bir gün önceki arefe günü orucunun özel bir yeri bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz, arefe günü tutulacak orucun geçmiş bir senenin ve gelecek bir senenin günahlarına kefâret olacağı müjdesini vermiştir.Ebû Katâde radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e arefe günü tutulan orucun fazileti soruldu; o da:“Geçmiş bir yılın ve gelecek bir yılın günahlarına kefâret olur” buyurdu.Nâfile olarak tutulacak oruçlar arasında kurban bayramından bir gün önceki arefe günü orucunun özel bir yeri bulunmaktadır. Bilindiği gibi arefe günü, hacıların Arafat'ta vakfe yaptıkları gündür ve bu vakfe, hac ibadetinin iki ana rüknünden biridir. Binaenaleyh bu gün, hacılar için âdeta bir bayram günüdür. Bu sebeple de hac yapmakta olanların arefe günü oruç tutmamaları tavsiye edilmiştir. Çünkü o gün onların yapacakları önemli işleri vardır. O işleri yapmakta zorlanmamaları esastır. Ancak hacca gitmemiş olan müslümanlar için arefe günü oruç tutmak müstehaptır.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[30/6 13:24] Ömer Tarık Yılmaz: KURBAN BAYRAMI
İslâm dininde Ramazan ve Kurban olmak üzere iki bayram vardır. Her iki bayram da Hicret’in 2. yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Medine’ye hicret ettikten sonra, Medine sakinlerinin İran’dan alınma Nevruz ve Mihricân bayramlarını kutladıklarını gören Hz. Peygamber, “Allah sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle, Kurban ve Ramazan bayramlarıyla değiştirmiştir” (Müsned, III) meâlindeki hadisiyle İran menşeli bu iki bayramın kutlanmasını yasaklamıştır.Bayram gecelerinde ibadet etmek çok önemlidir. Hadîs-i şerîfte buyrulur:“Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini, sevâbını Allah’tan umarak ibâdetle ihyâ edenlerin kalbi, -bütün kalplerin öldüğü günde- ölmeyecektir.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 68)Cemaatle namaz Efendimiz'in hiç bir zaman terk etmediği bir sünnettir. Bayram gecesini değerlendirmenin en güzel yollarından biri de cemaate devam etmektir.Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur:«Yatsı namazını cemaatle kılan kimse, gecenin yarısını namazla geçirmiş gibidir. Sabah namazını cemaatle kılan kimse ise, bütün gece namaz kılmış gibidir.»“ 
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[30/6 13:24] Ömer Tarık Yılmaz: BAYRAM GÜNLERI
Bayram günleri temiz ve yeni elbiseler giymek güzeldir. Peygamberimiz hayatı boyunca buna uygun bir tarzda giyinerek bizlere örnek olmuştur. Zira Peygamber Efendimiz, torunu Hasan’ın ifade ettiği üzere, “Bulabildiklerimizin en iyisini giymemizi ve elde edebildiğimiz en güzel kokuları sürünmemizi” emretmiştir. (Buhârî, et-Târîhu’lkebîr,I, 382.) Ashâbından, elde edebildikleri kıyafetlerin en iyisini giymelerini ve bulabildikleri en güzel kokuları sürünmelerini isteyen (Buhârî, et-Târîhu’lkebîr, I, 382.) Allah Rasûlü, “İsraf ve kibre kaçmadan yiyin, için, giyinin ve Allah yolunda harcamada bulunun.” buyurarak bu konudaki temel ilkeleri ortaya koymuştur. (Buhârî, Libâs, 1.)Müslüman daima güler yüzlü olmalıdır bilhassa bayram günlerinde bu hususa daha çok dikkat etmelidir. Hz. Ali Efendimiz şöyle buyurmuştur:‘Rasûlullah (s.a.v.) her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve nazikti. Asla kötü huylu, katı kalpli, bağırıp çağıran, çirkin sözlü, kusur bulan ve cimri bir kimse değildi. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir, kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz ve onların isteklerini boşa çıkarmazdı...’” (Tirmizî, Şemâil, 160)
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[30/6 13:25] Ömer Tarık Yılmaz: TEŞRIK TEKBIRI
Teşrik tekbirlerini Arefe Günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmi üç farz namazının arkasından birer defa getirmek vaciptir.Teşrik; doğuya doğru gitmek, parlamak, eti güneşe sermek demektir. Teşrik tekbiri, Kurban Bayramı günlerinde farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerdir.Teşrik tekbiri; “Allahu ekber Allahu ekber. Lâ ilâhe İllâllahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillâhil hamd.” şeklinde getirillir.Teşrik tekbiri Anlamı; “Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir. Allah’tan başka ilâh yoktur, Allah her şeyden yücedir. Allah her şeyden yücedir, hamd sadece O’na mahsustur.” anlamına gelir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N