CUMANIZ MÜBAREK OLSUN
HASAN-I BASRÎ HAZRETLERİ
MÜBAREK ŞAHSİYETLERİ VE HİKMETLİ SÖZLERİ .
BABASI
Medîne’ye esir olarak getirilmiş ve Zeyd bin Sabit el-Ensârî’nin âzadlısı.
ANNESİ,
Peygamberimiz’in hanımlarından Ümmü Seleme’nin âzadlısı,
Hayra Hâtûn.
HZ. ÖMER’İN HİLÂFETİ ZAMANINDA DOĞDU.
Hz Ömer onun güzel yüzünü görünce: “Adı, Hasan (güzel) olsun.” dedi.
HASAN BASRÎ HAZRETLERİ
müminlerin annesi Ümmü Seleme’nin evinde yetişti. Onun sevgi, iltifat ve duâlarına mazhar oldu.
İMAM ALİ DEN ( R A ) DEN TASAVVUF HIRKASINI GİYDİ.
70 TANESİ BEDİR SAVAŞINA KATILMIŞ OLANLARDAN OLMAK ÜZERE TOPLAM 130 KADAR SÂHÂBİYLE GÖRŞTÜ
︎İmran bin Husayn,
︎Semure bin Cündeb,
︎Ebû Hüreyre,
︎İbn Ömer ve
︎İbn Abbas gibi büyük sahabilerden hadis rivayet etti.
İLMİ VE MANEVÎ EĞİTİMİNİ MEDÎNE’DE TAMAMLADIKTAN SONRA BABASININ MEMLEKETİ OLAN BASRA’YA YERLEŞTİ,
Vaazlarını dinleyen büyük bir cemaat meydana geldi. Rabiatü’l-Adeviye,
Mâlik bin Dinâr,
Habîb A’cemî gibi büyük sûfîler ondan istifâde edenler arasındadır.
110/728 yılında Hakk’a yürüdüğünde memleketi Basra’da cenâzesi büyük bir kalabalık tarafından kaldırıldı
HASAN-I BASRÎ (R.ALEYH) SÖZLERİNDEN BAZILARI ;
“Yetmiş Bedir gâzisine yetiştim...
Siz onları görseydiniz deli sanırdınız; onlar da sizin iyilerinizi görselerdi artık ahlâkın kalmadığına hükmeder, kötülerinizi görselerdi bunların hesap gününe bile inanmadıklarını söylerlerdi.”
Ey Âdemoğlu! İman; iman sahibiymiş gibi görünmekle ve temennilerle olmaz, fakat iman kalpte vakarla yer eden ve amellerin doğruladığı şeydir
İlim iki ilimdir: Birisi dilin ilmi, bu Allah’ın Âdemoğlu üzerinde hüccetidirBiri de kalp de olan ilim; işte asıl faydalı olan ilim budur
Bir Müslim kardeşimizin ihtiyacını olan şeyi yerine getirmek, bana bir ay i’tikafa girmekten daha hayırlıdı
Tebliğ ve irşâddan geri durmazdı. Nitekim Ömer bin Abdülaziz gibi devlet ricaline tebliğ maksadıyla mektuplar yazdı. Bu bakımdan mektupla irşadlarda bulunan sufîlerin ilki sayılır.
Hasan Basrî, korku ve hüzne dayalı amelî tasavvufun mümessili sayılır. .
“İman ehli kimseler kaygılı uyanır, kaygılı akşamlar. Çünkü iki korku arasındadır. Biri geçmiş bir günah ki, Allah tarafından nasıl karşılanacağı belli değil. Biri kalan bir ömür ki, devamı müddetince hangi tehlikelere maruz kalınacağı meçhul.”
“Sonunda ölüme varacağını bilen, kıyamette kalkacağına inanan, kalkınca Allah’ın huzuruna çıkacağına kânî olan kişiye gereken kaygı ve endişe içinde yaşamaktır.”
Onun telâkkisine göre huşûda kalb için lüzumlu olan daimî bir korkuydu.
Cehennem ateşinden o derece korkardı ki, cehennemi yalnız kendisi için yaratılmış sanırdınız. Nitekim “Cehennem’den en son çıkacak kişi Hennâd adlı biridir.” hadîs-i şerîfini duyunca ağlamış ve “Keşke Hennâd ben olaydım; zira onun -en son da olsa- cehennemden çıkacağına dâir bir teminatı var. Bizim böyle bir teminatımız yok.” demişti.
Şöyle derdi:
“Eğer Kur’ân okuyorsan ve ona inanıyorsan dünyâda hüznün çok, korkun ziyâde olsun. Çokça ağlayasın.”
Bu ve benzeri sözleriyle insanları korkuttuğunu öne sürenlere:
“Emniyete kavuşuncaya kadar korkmak, emniyete kavuştuktan sonra korkmaktan daha hayırlıdır.” diye karşılık verirdi